Adı:
Siddhartha
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750719394
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Genel olarak herkesçe kabullenilmiş Buddha imgesini aşan bir Buddha yaratmak, daha önce eşine rastlanmamış, büyük bir başarıdır. Siddhartha, benim gözümde, Kutsal Kitaptan kat kat üstün bir ilaçtır..." 20. yüzyılın en büyük romancılarından Henry Millera bu sözleri söyleten Siddhartha, 1946 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Alman yazar Hermann Hessenin baş­yapıtıdır. I. Dünya Savaşını izleyen yıllarda insanları yaşamlarını yeniden kurmaya çağıran, Doğu gizemciliğini yücelten Siddhartha, kuşaklar boyunca nerdeyse bir "kutsal kitap" gibi okunmuştur. Siddharthada Buddhanın yaşamının ilk yıllarını şiirsel bir üslupla anlatan Hesse, insanın öz benliğini bularak uygarlığın yerleşik biçimlerinden kurtulmaya çalışmasını işler. "Bu kitapta," der, "tüm dinlerde, insanların benimsediği tüm inanış biçimlerinde ortak olan yanı, tüm ulusal ayrımları aşan, tüm ırkların, tüm bireylerin benimseyebileceği şeyi yakalamaya çalıştım."

"Genel olarak herkesçe kabul edilen Buddha imgesini aşan bir Buddha yaratmak, daha önce eşine rastlanmamış büyük bir başarıdır.Benim gözümde Siddhartha, Kutsal Kitap'tan kat kat üstün bir ilaçtır."
Henry Miller
148 syf.
·3 günde·9/10
Bazı kitaplar vardır, okunur, sadece kelimeler ve cümleler hatırlatır bize o kitabı, tahlil edilir ve unutulur. Bazı kitaplar vardır, hiç eskimez, etkisini hiç yitirmez. Yıllar sonra aynı kitabı okumaya karar verdiğinizde bile tadının farklılaşacağını, önceki okumadan daha çok derinleşeceğini bilir ve hissedersiniz, ancak etkisi aynı kalır, ne eksilir ne eskir, belli bir zamana değil, tüm zamanlara aittir, zamansızdır. Siddartha bu tür kitaplardan biri, kesinlikle bir başyapıt.

Yolculuk... Kendi ben’ini bulma yolunda aşkı, mutluluğu, bilgiyi, hakikati, hikmeti arayış. Her şeyden önce nefsten arınmak, kendi ben’inin özüne girmeye çalışmak…
Siddartha’nın yolculuğunda karşısına çıkan her şey öğreticidir, her insan bir fikir, her fikir, kendini bulma yolunda bir arayış… Bir varış noktası olmayan yol, insanı varacağı yere götüremeyendir ama arayışın kendisidir aynı zamanda. Siddhartha; hem yoldur, hem yolcudur, hem yolda karşılaşanlardır hem de bunların hiçbiri olmaya yetmeyen bir samanadır…
Düşüncelerimiz ve çevremizde olan şeyler sürekli gelişip değişse de temel olan felsefe hep aynı kalır. Gerçeğe ulaşmak için katettiğimiz yollar hepimiz için farklılık gösterse de, gerçeğin yerinin aslında hep sabit kalması gibi. Hepimizin hikâyelerinin farklı olması, ama vardığımız ortak değerlerin aynı olması gibi.

Babasının Siddartha’ya olan sevgisi, geleceğin bilge kişisi olarak görmesi onu mutlu etmiyordu. “Kalabalığın oluşturduğu sürüde kimseye zararı olmayan aptal bir koyun” olamayacağını biliyordu, ama babasının olmasını istediği kişi olmanın ona yetmeyeceğinin, aradığı şeyin bu olmadığının da farkındaydı. Bilge kişilerin öğretileri de onu göze almakta olduğu yolculuğa çıkmasına engel olmuyordu. Arkadaşı Govinda ile kendi özünü bulmak için yolculuğa çıkacaktı. Arınmış olmak; susamalardan, düşlerden, sevinçlerden, acılardan arınmış olarak; bensizlik düşünceleriyle mucizelere kapıları açmak... Gezgin birer samana olmak için yola çıkmışlardı.

“Yeni insanlar gördüm, yeni yerler tanıdım, eğlendim, başkarının bana gösterdiği güler yüzlülüğün hazzını yaşadım, dostlar edindim, Kamaswami (varlıklı prens) olsaydım, kızıp öfkelenirdim.”
Neruda’nın “Yavaş Yavaş Ölüler” dizeleriyle başlayan şiirini anımsatmıyor mu? Varlığın saadet getirmediğini, paylaşmanın, sevdiklerimizle vakit geçirmenin, yeni yüzler görmenin mutlu olmanın kaynağı olduğunu anlatan tekrar tekrar okuduğum harika bir pasaj…

Hesse’nin kitaptaki mesajı şu: Dini inançları kesinkes kabul etmek, araştırmamak, sorgulamamak doğru olan bir şey değildir. Siddartha’nın çevresindekilere “Çocuk İnsan” suçlaması yaparak ayrım yapması dikkate değer bir diğer nokta. Nedir çocuk insan? Dünyanın içyüzünü görmekten kaçan, hazları ve zevkleri için yaşayan, dünyadaki varlık nedenini göz ardı eden, ölçüsüz, sorgulamayan bir insan. "Sorgulamak" Bugünlerde çokça istismar edilen bir kelime. Daha çok seküler kişilerin ağızlarına pelesenk olan bir kelime, olmaya da devam ediyor, Google’dan sorgulamak yerine kendini adamış Siddartha’yı okumaları çok daha iyi...
İnsanların inançları vardır, değerleri vardır, asla değişmeyecek, daima hayatının bir umut kaynağı olacak, yaşamayı, gerçek doğruya ve erdeme götüreceğine inandığı inançlar vardır. İnsan bu derece değer verdiği veya önemsiz gördüğü bir şeye rasyonel bakabilmekte zorlanır.
Bu insanın kendi öznelinde cevaplandırabileceği bir şeydir fakat kesin bir yol belirlediğimizde “Neden” sorusuna mantıklı bir cevap getiremediğimizde seçtiğimiz yolu koruyamamış oluyoruz. İşte Siddartha’nın çocuk insanı tam olarak da bu: Seçtiği yolu açıklamakta, cevap getirmekte zorlanan, yemek, içmek, çalışmak dışında hiçbir şey yapmayan insan, insanlar…

Govinda ve Siddartha kendi hikâyelerini bulmak için yerleşik yaşamlarını bıraktıklarında Budha ile karşılaşıyorlar. Siddhartha, Budha ile sohbetlerinde ondan çok şey aldığını ama aynı zamanda ona çok şey kattığını hissediyor. Ama aradığının bu olmadığına karar vererek yoluna devam ediyor. Bilgeliği değil, “bilgi”yi tercih ediyor Siddartha.

Budizm felsefesini işleyen bir kitap olsa da, her birimizin gençlik, orta yaşlılık ve yaşlılık dönemlerini anlatıyor. Bazı insanların arayışları yoktur: kendileri olmaya ve kendilerini bulmaya korkarlar, anneleri ve babaları gibi olmak daha kolay geldiği için onların açtığı yoldan gitmeyi tercih ederler. Bazılarımız Govinda’dır: Bir arayış için, kendimizi bulmak için, sürüden ayrılmak için yola çıkmışızdır ama bir bakmışızdır ki başka bir çobanın sürüsünde olmuşuzdur. Bazılarımız Siddhartha’ nın orta yaşlarındaki hali gibiyizdir: Daha önce yapılmış hatalardan ders çıkarmak yerine bütün hataları teker teker kendimiz yaparız - bazılarımız ders çıkarabiliriz, birçoğumuz da ders çıkaramadan sürdürdüğümüz hayatların bir parçası olarak yaşar gideriz-. Ve çok az bir kısmımız da Siddhartha’nın son dönemlerindeki bilgeliğe ulaşma şansı yakalayabiliriz.

"Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir, ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez." (Sf. 139)
Kitabın en güzel bölümlerinden biri de, Siddartha’nın yaşlılık döneminde aradıklarına kavuşmuş olması; birçok insan gibi, doğayla buluşması, ırmakla konuşup onun öğütlerini dinlemesiydi. Çünkü doğa insanlardan daha önyargısız, daha içten ve daha olduğu gibi konuşur, tüm cevapları bulabiliriz, ama dinlemeyi bildiğimizde…

Beş yıl sonra okuduğumda farklı, yine on yıl sonra okuduğumda kitapta farklı bir şeyler bulabileceğimi biliyorum. Siddhartha’nın somut olarak yaşadıkları değil belki ama düşünsel ve ruhsal olarak yaşadıklarını farklı dönemlerinde farklı biçimlerde hepimiz yaşıyoruz. Dolayısıyla farklı yaşlarda kitaba baktığımız pencere farklı olacağı gibi getireceğimiz yorum ve etkilenme de farklı olacaktır, en azından ben böyle düşünüyorum.

“Zaman gerçek değildir, Govinda, ben sık sık yaşadım bunu. Zaman da gerçek değilse, dünya ile sonsuzluk, acı ile mutluluk, kötü ile iyi arasında var gibi görünen çizgi de bir yanılgıdan başka bir şey değildir.”

Hesse’yle tanışın, iyi okumalar.
148 syf.
·8 günde·9/10
Hayat, doğduğumuz gün başlayıp öldüğümüz gün sonlanan amansız bir yolculuktur. Aynı zamanda hayat, doğduğumuz gün başlayıp öldüğümüz gün sonlanan amansız bir arayıştır da. Kimileri bu yolculuk esnasında sürekli arar durur; kimileri ise hiçbir zaman aramaya tenezzül etmez. Kimileri yorulur yarı yolda bırakır; kimileri asla yorulmaz, yılmadan aramaya devam eder. Kimileri başkalarından duyduklarına kayıtsız şartsız inanır; kimileri ise inanmak için somut bir şeyler arar durur. Fakat hepimiz, nefes aldığımız o ilk saniyeden nefesimizin çıkacağı son saniyeye kadar amansız bir arayış içerisinde savrulur dururuz.

Hermann Hesse bu romanında, Siddhartha isimli kahramanın arayış ve hayatı anlayış öyküsünü anlatıyor. Siddhartha'ya göre, huzura kavuşmak, ermek ya da kitaptaki tabiri ile Nirvana'ya ulaşmak için herkesin farklı bir yolu olmalıdır. Ancak herkes kendi yolundan giderse huzura erebilir. Daha önceki kişilerin yolundan gitmek, bilge kişilerden bir şeyler öğrenmeye çalışmak, ezbere metotlarla huzuru aramak doğru bir yöntem değildir. Siddhartha'nın felsefesine göre, “Bilinmesi gereken şeyleri insanın kendisinin tatması iyidir.”(Sayfa 99)

Siddhartha'nın hedefi ise şudur: "Arınmış olmak; susamalardan arınmış, istemelerden arınmış, düşlerden, sevinçlerden, acılardan arınmış. Ölerek kendinden kurtulmak, ben olmaktan çıkmak, boşalmış bir yürekle dinginliğe kavuşmak, benliksiz düşünmelerle mucizelere kapıları açmak, işte buydu onun hedefi. Beden tümüyle saf dışı bırakılıp öldürüldü mü, gönüldeki tüm tutku ve dürtülerin sesleri kısıldı mı, işte o zaman gözlerini açacaktı en son şey, varlıktaki artık Ben olmayan öz, o büyük giz." (Sayfa 24)

Peki Siddhartha hedefine nasıl varacaktır? Hakikati nerede ve nasıl arayacaktır?

Siddhartha'ya göre, bilgi ve bilgelik birbirinden farklı konulardır. Bilgiyi sözcüklerle ifade etmek, başka birine aktarmak mümkünken, bilgelik bir ruhtan diğer bir ruha geçemez. Çünkü insanlar birbirinden farklı karakterlerdir. Her ruh farklı hazlarla doyuma, bilgeliğe ulaşmaktadır. Her ruhun eksiği vardır, fakat bu eksiklik kişiden kişiye değişim göstermektedir. Bu sebeple:

"Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir, ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez."(Sayfa 139)

Siddhartha'ya göre, her insan kendi yolunu çizip kendi bilgeliğini aramalıdır. Ancak bu şekilde Nirvana'ya ulaşabilir. Fakat bu yol zorlu bir yoldur, eziyetlidir. Birçok insan aradığını bulmak için çıktığı yolda bambaşka yollara sapabilmektedir. Bu yolda aklını kaybedenler, kendini kaybedenler vardır. Bu yolda engeller vardır. Öze dönüş, bir anlamda özden uzaklaşma anlamına da gelebilmektedir. Bu zorlu yolculuğu tamamlamak hiç de kolay değildir. İşte Siddhartha kitapta böyle zorlu bir yolculuğa çıkmaktadır.

Siddhartha, çok derinlikli bir kitap. İçerisinde Hermann Hesse'nin felsefesi yer alıyor. Aynı zamanda Zaman Felsefesi ve Bilgi Felsefesi gibi konularda da sorular sorup cevaplar arıyor. Aslında kitapta biraz "Simyacı" tadı da yok değil. Çünkü mistik öğeler ve Doğu Felsefesi ön planda.

Kitabın sonlarına doğru ise, Hermann Hesse bize şu şekilde seslenerek aramayı çok uzaklarda yapmamamız gerektiğini, aslında aradığımızın kendi içimizde olduğunu ifade ediyor:

"Bir kimse arıyorsa, gözü aradığı şeyden başkasını görmez çokluk, bir türlü bulmayı beceremez, dışarıdan hiçbir şeyi alıp kendi içine aktaramaz, çünkü aklı fikri aradığı şeydedir hep, çünkü bir amacı vardır, çünkü bu amacın büyüsüne kapılmıştır. Aramak , bir amacı olmak demektir. Bulmaksa özgür olmak, dışa açık bulunmak, hiçbir amacı olmamak. Sen, ey saygıdeğer kişi , belki gerçekten arayan birisin, çünkü amacının peşinde koştuğundan hemen gözünün önündeki bazı şeyleri görmüyorsun." (Sayfa 137)

Son değinmek istediğim konu ise şudur: Bırakın insanlar arasın. Bırakın insanlar sorgulasın. Bırakın herkes sizin gibi olmasın. Bırakın birileri de farklı yollardan geçerek amacına ulaşsın. Herkes sizinle aynı yoldan gidecek diye bir şart yok. Herkes sizin inandığınıza inanacak, kayıtsız şartsız sizinle aynı yolda yürüyecek diye bir şey yok. Bırakın insanlar gerekirse yanlış yapsın. Bırakın insanlar yaptıkları yanlışlardan ders alsın ve doğru yolu bulsun. Müdahale etmeyin. Rahat bırakın. Rahat bırakın da insanlar biraz kendi doğrularını bulsun. Kimse sizin doğrularınızla yaşamak zorunda değil.

“Bilinmesi gereken şeyleri insanın kendisinin tatması iyidir,” diye geçirdi içinden. “Dünya zevklerinin ve dünya malının insana hayır getirmeyeceğini daha çocukken öğrendim. Hanidir biliyordum bunu ama ancak şimdi yaşadım. Ve şimdi biliyorum, belleğimle değil, gözlerimle, yüreğimle, midemle biliyordum böyle olduğunu. Ne mutlu bana ki, biliyorum artık!” (Sayfa 99)

"Hayır, gerçekten arayan biri, gerçekten bulmak isteyen biri, hiçbir öğretiyi benimseyemezdi." (Sayfa 111)

"Vaktiyle işlediğin budalalıkları, oğlunu bunlardan sakınmak için mi işlediğine inanıyorsun? Hem, oğlunu Sansara'ya karşı koruyabilir misin? Nasıl yapabilirsin bunu? Öğreterek mi, duayla, tapınmayla mı, uyararak mı?...Hangi baba, hangi öğretmen yaşamını yaşamaktan, yaşamla kendini pisletmekten, bizzat günahlara girmekten, bizzat o acı içkiyi içmekten, kendi yolunu kendisi bulmaktan alıkoyabildi Siddhartha'yı? Sanıyor musun ki, sevgili dostum, bu yolu yürümekten belki esirgenen biri olabilir? Sevgili oğlun bundan esirgenir sanıyorsun belki, çünkü onu seviyorsun, acı ve üzüntüden, düş kırıklıklarından esirgemek istiyorsun onu. Ne var ki, onun için tekrar ölüp dirilsen bile, yine de yazgısının en küçük bir parçasını koparıp alamazsın ondan." (Sayfa 120)
  • Cesur Yeni Dünya
    8.3/10 (4.012 Oy)3.732 beğeni10.821 okunma3.025 alıntı69.135 gösterim
  • Açlık
    8.3/10 (1.893 Oy)1.678 beğeni6.128 okunma1.667 alıntı50.397 gösterim
  • Martin Eden
    9.1/10 (3.540 Oy)3.556 beğeni9.032 okunma7.685 alıntı81.881 gösterim
  • Kör Baykuş
    8.3/10 (1.936 Oy)1.767 beğeni6.034 okunma3.383 alıntı41.732 gösterim
  • Aylak Adam
    8.2/10 (3.915 Oy)3.724 beğeni13.635 okunma4.314 alıntı65.399 gösterim
  • Puslu Kıtalar Atlası
    8.8/10 (3.514 Oy)3.266 beğeni10.309 okunma1.382 alıntı56.751 gösterim
  • Yüzyıllık Yalnızlık
    8.5/10 (3.115 Oy)3.101 beğeni9.819 okunma1.802 alıntı70.965 gösterim
  • Ermiş
    8.4/10 (3.418 Oy)3.105 beğeni10.947 okunma8.479 alıntı54.464 gösterim
  • Böyle Söyledi Zerdüşt
    8.5/10 (2.155 Oy)2.684 beğeni8.258 okunma15.493 alıntı100.499 gösterim
  • Körlük
    8.7/10 (4.504 Oy)4.343 beğeni12.154 okunma4.379 alıntı95.200 gösterim
360 syf.
·Puan vermedi
“Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelik ise asla. Bilgelik keşfedilebilir, yaşanabilir ama öğretilemez.” diyor Siddhartha. Ne kitabın, ne Siddhartha’nın ne de Hesse’nin bilgelik öğretme gibi bir niyeti yok. Kayıkçı Vasudeva’nın da Siddhartha’ya dediği gibi “Nehri dinle, o sana her şeyi anlatacak.”. Kendinizi nehrin akışına bırakın ve bu eseri okuyun diyebilirim sadece.
148 syf.
İnsanoğlu yaşamı boyunca, hep bir arayış içerisindedir. Kimisi aşkı arar, kimisi mutluluğu. Yaşam statüsüne göre, huzuru ve yalnızlığı da arayanlar vardır. Ne zaman ki, ereğine kavuştuğunu zanneder insanoğlu, bu sefer de arayış sürecinde, önem vermediği yitirdiklerine hayıflanır.Böyle sürüp gider bu kısır döngü. Ta ki, yaşam dediğimiz devinimin nihayetleneceği ana kadar. Oysa ki, doğrusuyla-yanlışıyla, hüznüyle- sevinciyle yaşadığımız andır var olduğumuz an.

İşte kahramanımız Siddhartha'da bir arayış içerisindedir. Variyetten vaz geçip, özüne arif olmak ister. Ne babasının sohbetleri, ne de bilge kişilerin öğretileri onu göze almakta olduğu yolculuğa, çıkmasına engel teşkil etmez. Kendi Ben'indeki asıl pınarı bulup, onu özümseyerek, ruhunu dinginliğe kavuşturmak adına, çocukluk arkadaşı Govinda ile birlikte Samana (Gezgin çileci) olmaya karar verir. Samanalar ile dolaşırken ona göre yaşamak acı veren bir eziyettir. Siddhartha, ölmeden ölmek gayesindedir. Ölmeden ölmek, nasıl olur? Hayat sıfatının sırrına erene, ebedi ölüm yoktur derler. O deryaya dalmak için, korunmalı yaşamımızın dışına çıkmalıyız. Yoksa nasıl, deryaya ulaşır insan. Ne yazık ki Siddhartha Samana'lar ile birlikte kendi Ben'ini araya dursun, bir türlü bulamaz. Bulamadığı gibi, özüne arif olmak ihtiyacı günden güne çoğalarak artar. Bu süreç üç yıl devam eder. Üçüncü yılın sonunda, Buddha isimli ulu bir zatın adını duyarlar. Samana'lardan ayrılıp, Buddha'yı görmek ve onun öğretilerinden feyz almak için yola koyulurlar. Siddhartha Buddha dan, etkilense de davasından vaz geçmez. Oysa ki Govinda, Buddha'nın yanında kalarak, öğrencisi olma yolunda ilerler. Tek başına kalan Siddhartha için, bir zamanlar anlam taşımayan, acı veren güzellikler daha bir anlamlı ve değerli olur.

Yolculuğunda tesadüf eseri, Kamala isimli bir kadınla tanışır. Nesneleri irdelemeyi bırakmış, tek ereği Kamala ile birlikte olabilmektir. Kamala'nın onunla birlikte olabilmesi için, sıraladığı şartları yerine getirebilmek adına, Kamaswami adlı bir tüccarın yanında çalışmaya başlar. Siddhartha için yaşam Kamala'nın yanında anlam ve değer kazanmıştır. Zenginliğin, şehvetin ve gücün tadına varmış Samana'lıktan geriye kalanlar ise unutulmaya yüz tutmuştur. Dünya ve miskinlik Siddhartha'nın ruhunu ele geçirmiş, varlıklı insanların yüzünde rastlanan kayıtsızlık, onun yüzünde de sirayet etmeye başlamıştır. Siddhartha ne zaman Govinda ile yollarını ayırdı, o andan itibaren yaşadığı yaşamı da canlılığını kaybetmiştir. Artık her türlü kötü haslet( şehvet, miskinlik, kumar gibi.) tüm benliğini ele geçirmiştir. Siddhartha ne zaman acı bir düş görür, o an anlar ki, yaşamını değersizlikler ve anlamsızlıklarla heba ettiğini. İçinde susturduğu sese kulak vererek, her şeyi ardında bırakıp, bilinmezliklere doğru yol alır. Karşısına bir ırmak çıkar. Tam varlığını sonlandıracakken, " Kusursuz " yada "Mükemmel " anlamına gelen, " Om " sözcüğü kulağına gelir ve yapmak olduğu eylemin hatalı olduğu ayrımına varır.

Başından geçenleri sentezlerken, yaşananların yaşanması gerekti, yargısına vararak bir zamanlar, dost olduğu kayıkçı Vasudeva'nın yanına gider. Hem ondan , hem de Irmak'tan çok şey öğrenir. Vasudeva dan kayıkçılığı, Irmak'tan kendi iç sesini dinlemeyi öğrenir. Büyüklerimiz her zaman kalbinizin sesini dinleyin, o sizi asla, yanıltmaz diye boşuna söylememişlerdir. Peki, Siddhartha kalbinin sesini dinleyerek hakikatin ayrımına varabilecek midir? Uğruna hayatını heba ettiği erdeme ulaşabilecek midir?

Mana sözün altında gizlidir derler. Suret de mananın şekil almış hali. Siddhartha gibi irfan ehli kâmiller, sözden özü, suretten manayı bilirler. Zira onlar, Hakk'ın sırrına ermiş kâmillerdir. Siddhartha'nın dediği gibi, kağıttan ve kulaktan duyma kuru ve taklit edilmiş kelamlarla bilge olunmaz. Bilgelik öz de bulunur. Anlatım düz ve yalın okuru asla yormuyor. Muhteşem bir eser. Mutlaka ama mutlaka alıp okumalısınız...
152 syf.
·7 günde·10/10
Kitabı okumaya başlamadan önce bu denli yoğun bir tat alacağımdan habersizdim. Daha önce okumadığıma kızdım, sonra; her müziğin dinlenmesi gerekilen bir zamanı olduğu, her kitabın okunması gereken bir dönemi olduğunu, tanıştığımız her insanın o dönem tanışmamızda mutlaka bir hikmet olduğu düşüncesi yine geldi aklıma ve evet, dedim tam zamanında okumuşum aslında…

Bambaşka bir tat, bir doku var kitapta.. Şey gibi… Bir yaz gündüzünün sıcağında bunalmışken akşam tatlı tatlı teninizi ferahlatan bir esinti gibi bu kitap. Yoğun bir tatlı yedikten sonra içtiğiniz o su gibi…

Yüreği ferahlatan, içinizde çiçekler açtıran, karamsarlıkların üzerinde güneşi doğuran…

Doğumumuzdan ölümümüze kadar hayatımız boyunca her dönem bir şeylerin arayışında olmuşuzdur. Bazen bir anne ararız bazen bir baba… Bazen sıcak bir yuvayken aradığımız bazen yalnızlık. Bazen aşk, bazen dostluk, bazen huzur, bazen yaşamın amacı… Bazense ne aradığımızı bilmeden ararız. Aradığımız şey uğruna bazen uzaklaşır içimize döneriz bazen ait olmadığımız yerlerde kendimizden uzaklaşmayı yeğleriz. Kimi zaman içimizdeki ben’e yaklaşır, kimi zaman fersah fersah kaçarız.

Kitapta hayatının yolculuğu boyunca hep yolda olan bir adam olan Siddhartha’nın öyküsü var. Ağırlıklı olarak “inanç” temalı yürüse de Siddhartha’nın kitap boyunca neler öğrendiğine neleri tattığına, nelerden övünç duyup nelerden tiksindiğine şahit oluyoruz.

İnanç çok hassas bir konu. Sadece inançla insanlara çok şey yaptırabilirsiniz. Çünkü herkes sorgulamaz, çünkü herkes düşünmez. Düşünürse (çoğu) çıkarını baz alarak düşünür, düşünürse sonuç odaklı düşünür. Vicdan, merhamet, sevgi geri planda kalacak hatta görünmeyecek şekilde düşünür.

Sorgularsanız, sorular sorarsanız toplum çoğunluğu itibariyle sizi dışlar, fikriniz farklıdır çünkü. Onu değiştirmeye çalıştığınızı düşünür ve o an sizi acilen yanından uzaklaştırma isteği duyar. Kendi inandığı şeye şüphesiz inansa buna ihtiyaç duymaz bile, ancak bunun farkında değildir. Sizi kötülemek, dışlamak, toplumdan soyutlamak daha kolay ve çıkarlarına daha uygundur.

Sorgulamaktan asla korkmayın, körü körüne inanmayın. Bırakın, kafanız karışık olsun. Karışık kafa sizi zinde tutar, düşünmek, sorular sormak beyni çalıştırır. Emin olmadığınız bir şeyin peşinden gitmekten kat be kat daha iyidir bu karışıklık!

Siddhartha da içine sinmeyen kafasına yatmayan fikirlerden uzaklaştı. Körü körüne bağlanmadı... Hiçbir şeye! Aradığı şeyi bulana kadar gitmeye yer değiştirmeye devam etti. Bu yer değiştirmeler esnasında bilmediği şeyleri tattı, öğrenebildiği kadar öğrendi…

Kitabı okurken Siddhartha ile o kadar bir oldum ki gördüğüm her şey farklı bir tat vermeye başladı...Farklı hissetmeye, farklı düşünmeye başladım…
İki haftadır içimdeki karanlık boşluk bir türlü kapanmazken kitaptaki bazı bölümler içimde gelmek bilmeyen baharı getirdi. İyileştim, onardım ruhumu… Tutamadığım o iç huzurun elini tuttum. Yüreğim nefes aldı, sıkıntılarımın üstüne temiz bir su döküldü…
Kitapta iyileştirici bir güç var, artık buna eminim :)

Biraz Ermiş’i anımsattı bana… Yoksa bile biraz benzer tatlar geldi damağıma… Nihayetinde keyifle, büyük bir hazla tükettim bu kitabı. Aslında yanlış oldu bu tabir. Bir saniye.. Şöyle demeliyim bu kitabın sadece küçük bir parçasını tattım, defalarca okumam ve öğrenmem gereken çok şey var bu kitapta. Ruhuma almam gereken vitamin, protein, mineral ihtiyacım olan ne varsa.. Buna hep ihtiyacım olacağını unutmamalıyım.

Defalarca okuduğum ve yüreğime yüksek dozda huzur veren şu alıntıyı da sizinle paylaşmak istiyorum…

“Sevgi, dostum Govinda, her şeyin başı gibi görünüyor bana. Dünyanın içyüzünü görmek, onu açıklamak, onu aşağılamak, büyük düşünürlerin işidir belki. Ama benim için tek önemli şey, dünyayı sevebilmektir; onu aşağılamamak, ona ve kendime hınç ve nefret beslememek, ona, kendime ve bütün varlıklara sevgiyle, hayranlıkla ve huşuyla bakabilmektir.” (Syf 143)


Kitaplığımdaki kıymetlilerimden biri oldu kendileri, çok şiddetle ve sevgiyle tavsiye eder iç huzura yaklaşabildiğiniz geceleriniz olmasını dilerim…

Sevgiyle…
Kitapla…
Ve müzikle…
https://youtu.be/2cqp-GW1chI
176 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Hesse ile tanışma kitabım olan Siddhartha'da aslında birçok yazar tarafından defalarca denenmiş bir konu işlenmiş: İnsanın iyi bir insan olma yolunda, erdemli bir birey olma çabası. Bu konuyu işleyen diğer kitaplara karşı bir ön yargı besler, soğuk karşılardım onları. Çünkü bir insandaki 'erdemli olmak' dediğimiz kavram o insandan başka her şey ile ilişkilendirilir idi. Yani bir insanın başkalarına bağımlı olması söz konusuydu. Siddhartha bu tür eserlerden hızla sıyrılan ve bana kendini sevdiren bir kitap olmuştur.

Hikayeden ana hatlarıyla bahsedecek olursam, Siddhartha adlı gencin Hindistan'daki öğreti ve çeşitli inanışlar ile erdemli olma bir başka deyişle kurtuluşa erme çabalarını anlatıyor. Bu açıdan bir tamamlanmanın hikayesi Siddhartha. Az önce bu konuda yazılan diğer kitapları (şimdiye kadar okumuş olduklarım) sevmediğimi belirtmiştim. Bunu biraz açmak istiyorum. Diğer kitaplarda erdemli olmak kavramına bir 'uzaklık' ya da bir 'ufuk' olarak bakılır, bunun zorluğu kişinin başına gelen kimi şeylerle okura sunulurdu ve kanıtlanmaya çalışılırdı. Erdemli olma insanın çevredeki dünyasıyla ilişkilendirilir, başkalarına bağımlı bir erdemlilik anlatılırdı. Fakat Siddhartha'da bahsedilen erdemlilik kavramı farklı.

Bir akıma tutulmanın, ona sıkı sıkıya bağlanmanın aslında pek de mantıklı olmadığını dile getirmiş Hesse. Zaten herhangi bir akıma sıkı sıkıya kapılmak, insandaki sorgulama yeteneğinin körelmesine yol açmaz mı? Kişi girmiş olduğu akıma sorgulayarak girmiş olsa dahi, akım ondan kendini sorgulamamasını ister, kişi de buna uyar. Çünkü aklı çelinmiş, o akımın mutlak doğru olduğuna inanmıştır. Bu açıdan Siddhartha çok farklı. Tüm alışılagelmişlikleri yıkan bir insanla karşı karşıyayız bu sefer. Yanındaki arkadaşı Govinda ile başladıkları 'iyi olma' yolunda çeşitli olaylara ve insanlara verdiği tepkiler bunu kanıtlar nitelikte.

Toplumdaki yanlışları en iyi toplumun dışındakilerin görebileceğini söylerler, ne denli doğrudur bilinmez, fakat bir nebze doğruluğu var bana göre. Kitapta Siddhartha'nın öğretilere duyduğu objektif ve eleştirel bakış onu yaşıtlarından öne çıkarır hemen. Hatta bir öğreti lideri ile yapmış oldukları karşılıklı konuşma da bunu kanıtlar niteliktedir. Siddhartha'nın yapmış olduğu şey de bir nebze budur, çevresine objektif bakmaya çalışmak. Onun çevresindeki insanların çoğunluğu kötülük denen dipsiz kuyunun içine düşmemek için kendilerini ondan soyutlamaya çalışırlar telaşla. Size bir örnek vermek istiyorum; iki kişi düşünün: Biri kötülük kavramından bihaber, diğeri ise kötülük kavramını biliyor hatta bir ara kendisi bile kötülük yapmış. Bu iki kişi de erdemli olma amacıyla iyi kavramının yolunda gitse hangisi daha erdemli olur? Kötülüğü bilen, deneyimlemiş olan kötülüğün ne denli iğrenç olduğunun farkındadır, diğeri kötülük denen kavramdan habersizdir, kendini hiç ona bulaştırmak istemez. Kötülüğü bilen ve farkındalık kazanan insanın daha erdemli olduğunu düşünüyorum bu konuda. Fakat bu kötülük yapmamız gerektiğini kanıtlamıyor, bu hataya düşenlerin daha bilinçli olduğunu düşünüyorum. İnsan hatalara asla düşmez demek bir yanılgıdır. O halde tüm insanlar hata yaparsa neden herkes erdemli değil? Çünkü bu kötülüklerden ve hatalardan ders çıkararak bunları kendisine tecrübe etme yetisi herkeste yok. Bu açıdan, işin içinde büyük bir oranda tecrübe söz konusudur. İnsanı eğiten tek şey tecrübedir, ondan da kendisi sorumludur.

Erdemliliğin başkalarında aranamayacağı, insanın bunu kendi içinde bulması gerektiği anlatılmış. Bu açıdan, insan önce kendisini tanımalıdır. Fakat insan en az kendini tanır hayatta. Bu 'en az'ın bir nebze artırılabileceğinden bahşedilmiş. İnsanın kendisinden uzaklaşma kavramının sanılanın aksine kendini tanımasına yardımcı olmayacağı resmedilmiş. Kişinin ancak kendi kendinin öğretmeni ve öğrencisi olabileceği, bu sayede bir akıma kapılmadan doğruya ulaşabileceğini de anlatmaktan geri kalmamış Hesse. İnsan, kötü denilenden yola çıkarak bile içindeki iyi kavramının önemini artırabilir. Bu kötüyü yaşama karşısında ise bir tecrübe edinir. Bu tecrübe rehber olur kendisine, çeşitli öğretiler değil.

Erdemlilik başkasından kazanılmaz Hesse'ye göre, insanın kendisi bulur onu. Bu açıdan insana birçok ders veriyor Siddhartha. Bu açıdan, erdemlilik ya da başka bir deyişle iyi bir insan olmak bir 'ufuk' ya da 'nirvana' değil insanın kendisine en yakın olan yerde; içinde olan bir kavramdır. İnsanın kendine ulaşması onu bulmaya yetecektir diye düşünmekteyim. Açıkçası Siddhartha'nın kitabın başlarındaki hali ve Govinda'nın tavırları bana Babalar Ve Oğullar'ı anımsattı. Siddhartha'yı Bazarov'a benzetmiş idim, fakat hikaye ilerledikçe sivreldi Siddhartha. Siddhartha erdemli olmuş mu yoksa bu tür arayışlarda yaşanan buhranlara mı girmiş, yeni okuyacaklara bir sürpriz olsun. Bizlerin de 'uzak olmayan' bir gün erdemli bir insan olmamız ve sorgulama yetimizi kaybetmememiz dileğiyle.
148 syf.
·3 günde·10/10
Öncelikle belirtmeliyim ki eseri ne kadar özümseyerek okumaya çalışsanız da sayfalarının içinde hızla ilerleyeceksiniz. Bir insanın kendini her şeyden soyutlayarak mı yoksa yaşayarak mı öz benliğine ulaşacağını felsefi bir dil ile yazan Hermann Hesse aldığı ödülü sonuna kadar hak etmiş. İnsanın içsel çelişkilerini, kendine yetmediği zaman başka bilgelerden öğrenme arzusunu o kadar iyi tasvirlemiş ki size de bu yolculuğa katılmaktan başka bir şans bırakmamış. Yarım kalan her şeyin farklı bir zaman diliminde kapımızı çalmasının an meselesi olduğunu ve tamamlana kadar huzuru bulamayacağımızı Buddha öğretisi ile biz okuyucularına aktarmış...

Bilgeliğin anlatılarak değil, yaşanarak öğrenileceğine güzel bir örnek olmuş bu eser. Neye nasıl baktığımız, hangi dersleri çıkardığımız, veya görmediğimiz, kabul etmediğimiz bir çok olay ve insanın bizlere bir öğreti olduğunu yalın, sade bir dil ile anlatmış Hermann Hesse...

Kitabın konusu gelecek olursak...
Prens olan Siddhartha, babasını zorla ikna edip yanından ayrılma kararını kendi arayışını bulmak için verdiğinde, çıkacağı bu uzun ve zahmetli yolda nasıl arınacağını, nelerle karşılaşacağını ve en önemlisi içinde ki Ben'i bulup bulamayacağını henüz bilmiyordu...

Oysa ki kendisi de bilge bir delikanlıdır fakat içinde eksik olan huzuru bulmak için, önce ormana gidip Samana'larla yaşamaya başlayıp, eksik olan bilgilerine yenilerini eklemeyi arzuluyordu...

Her bir öğretiden sonra içinde ki açlığın doymadığını anlaması uzun sürmüyor ve Siddhartha yolculuğuna devam ediyordu. Karşılaştığı her olay ve insandan kendine has olanı alıp, kendini keşfetme yolunda ilerlemeye çalışıyordu...

En yakın dostu Govinda ise beraber ziyaret ettikleri Buddha'nın öğretilerine gönül verip onlarla yaşama kararı alınca, Siddhartha bilge olma yolunu tek başına yürüme kararını alıp gideceği istikamette karşılaşacağı insanlardan, şehveti, para hırsını tanıyıp ne yapması gerektiğinin çelişkisini yaşayıp, içindeki özü bulma yolunda durmadan yürüyeceğini ve kendi keşfini gerçekleştirmek için yine kendi içine bakması gerektiğinin bilgelerin öğretileri ile birleştirip bulabilecek miydi?

Okuyan herkesin kendinden bir parça bulacağı etkileyici bir eser...
148 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10·
Aklınızda bin bir düşünce biriktiğinde parmaklarınızı karıncalandıran bir his vardır ya... Hangi birini söylesem, nasıl anlatsam, her bir düşünceyi nasıl sığdırsam nasıl birleştirsem bu satırlarda diye düşünür o ilk kelimeyi yazana kadar bir garip heyecan duyarsınız içinizde. İşte o hissi seviyorum ve o hissi bana yaşatan kitapları da bir başka seviyorum. Ve Siddhartha tam olarak böyle bir kitap oldu benim için, bir kitaptan da öte belki şiirsel bir hayat dersi… Kitabı okurken birçok imge canlandı kafamda, uzun zamandır bir kitabı bu kadar karalamamıştım okurken. Aldığım notlar, çizdiğim satırlar, sorduğum sorular… Yüz küsur sayfada dopdolu bir kitap Siddhartha, sayfalarından taşan, düşüncelere nüfuz eden bir kitap. Sıkıştırılmış zip dosyası gibi, okudukça her bir sayfasından kelimelerden öte anlamlar fışkırıyor… Açtıkça hacmi büyüyor… Bu yazı tam olarak bir inceleme sayılır mı bilmiyorum ama kitabın kafamda döndürdüğü imgeleri, bana çağrıştırdıklarını anlatmak istiyorum biraz. Bir yere varmaktansa yollarda dolaşmak, Siddhartha gibi yollara düşmek istiyorum ben de… Varacağım yerden habersiz.

Bir arayışla başlıyor hikaye. Arayış düşünceyle başlıyor. Düşünceler değişiyor. Yollarda virajlar, çıkmaz sokaklar...
Yolculukla başlıyor bu hikaye... Ben'i arayan bir yolculuk, ben'i bulacağına inanan bir yolcu...

Fakat ‘ben’ nedir?

‘Ben’ bir aynaysa şayet, bizim dünya dediğimiz, -gerçek dediğimiz-; bize o aynadan yansıyan görüntü müdür o halde? Ayna yeter mi dünyayı göstermeye? ‘Ben’i aramak ve bulmak yeter mi gerçeği görmeye? ‘Ben’ gerçeği, gerçekten algılayabilir mi?

Siddhartha’nın yolculuğu yetinmemekle başladı. Hayatı ona yetmemişti, öğretilenler ve insanlar ona yetmemişti.
Yol ilerledi… Belki de Siddhartha’nın aynası çukur aynaydı; dünyayı, insanları ve öğretilenleri küçük gösteriyordu bu ayna ona. Küçümsüyordu Siddhartha…

Yolculuk devam etti, yollar ayrıldı, her yolun yoldaşı farklıydı… Yollarla birlikte aynalarda değişti. ‘Ben’ sabit kalmadı. Kimi zaman ayna dünyaya öyle çok yaklaştı ki dünyayı gösteremez oldu. ‘Ben’ aynasını toz tutunca dünya kirlendi, dünya bulandı. Görüşü daraldı, dünya aynaya sığmaz oldu… Dünya büyüdü de büyüdü. Ayna dünyada kayboldu… Sonra birden kırılıverdi; aynanın dünyalarla dolu kırık parçaları kafesteki kuşu öldürdü. Bir rüyadan uyandı Siddhartha. Aynanın dört kenarlı çerçevesinden dışarı adım attı. Boyutsuzlaştı.

Bir vahaya vardı sonra yol… Bir ırmak düştü yolunun üstüne Siddhartha’nın. Sonra ırmaktan yansıyan dünyayı gördü. Uçsuz bucaksız yansıma… Su toz tutmuyordu, su daima hareket halinde… Su kendini temizliyordu. Su her yerdeydi, ırmak her yerde… Dünyayı görebilme vasfı bir tek akan ırmaktaydı… Sudan yansıyan dünyada saklıydı ‘ben’. Geçmişi geleceği yoktu akan suyun. Su her zaman aynıydı ve her zaman farklı… Akan hep suydu ama her seferinde farklı taşlarda farklı yosunlarda yıkanıyor, farklı dalgalarda boğuşuyor, farklı çamurlardan temizleniyordu.

Ve su öğretilemezdi, ne rengi ne tadı ne de o berrak yansıması… Suyu bilmek isteyen suyu bizzat bulmalıydı. Susuz kalanlar ise aynalarının iki boyutlu yansımasında hapsolmuş; kimisi altın varaklı kimisi ucuz plastikten dört kenarlı bir çerçevenin içinde uçsuz bucaksız bir dünya arayışına mahkumdu…

Her şeyin sonunda ‘ben’ anlatılamazdı. ‘Ben’ ve anlam arasındaki bağ kelimelerde boğuluyordu çünkü. ‘Ben’ elbet dünyaydı fakat dünya her dilde başkaydı… Dilin ötesinden konuşurdu ‘ben’. Kimi zaman ‘ben’, ‘ben’i yıkmaktı. Dil bunu anlayamazdı, anlatamazdı. O nedenle ‘ben’ öğretilemezdi.

‘Ben’ bir yolculuktu, kaderdi, hayattı, suydu, ırmaktı hem her şey hem hiçbir şeydi… Sadece bulan bilirdi.
148 syf.
·7 günde
"şimdiye kadar öğrendiğim tek şey, hiç bir şey öğrenemeyeceğim oldu."
böyle bir kitabı okuduğum için çok mutluyum,
maceracı bir kitap ve evden ayrılıp "samana"olmak isteyen iki kişi sonra yollarını ayırıp tek başına maceralara atılan bir adam. zenginlikten başı dönen ve bu durumdan iğrenip gene yola düşüp teknecinin yanında yaşamak isteyen biri. sonunda o iğrendiği zenginlik hayatından kaçarken arkasında bırakılan bir gebe kadın bunu bilmiyordu tabi. tam 30 yıl oldu babasından ayrılalı kim bilir babası nasıl perişandır ve oğlu olur oğlu bir gün kaybolur o gün anlar babasının neler yaşadığını. bir insan nasıl parasız pulsuz evden ayrılır orman da yaşamak ister ki hem de durumları o kadar güzelken. neden bir tek öğün yemek isterler ki? bunlara cevap buldukça daha da okuyasım geldi kitap bitince üzüldüm tabi keşke daha da sürseydi
148 syf.
DÜNYAYI GÜZELLİK KURTARACAK!

Çünkü ego, tam bir ümitsizlik noktasında intihar eder.

Hermann Hesse'yi bana sevdiren Beyza'ya teşekkürler ^_^

Hermann Hesse, İsviçre'li ama Alman, Alman ama İsviçre'li! Her şeyin öncesinde insanlığın unutulduğu bir coğrafyanın, soğuk savaş dönemlerinde can bulmuş bir yazar. Ayrıca nitelikli bir hain! (Nazilere göre) Beni ona en çok yakınlaştıran ise ''kaderini arayışındaki huzursuzluğudur.'' İşte tam olarak bu!

1923 yılında Almanlar tarafından hain ilan edilmeden bir sene önce yazmıştır bu kitabını.

Hesse, Doğu felsefesinde var olan ve daha sonra 19. yüzyılın Amerikan transendentalistlerinde (Emerson tarafından ileri sürülen ''Deneyüstücülük'' anlamını içeren bir düşünce akımı) tezahür eden iç huzuru bulmanın değerli bir yaklaşım olduğuna inandığını anlatır. Ancak, Siddhartha’nın yaklaşımı, iç huzura kavuşmasına yardımcı olabilse de, maddi çatışma ve adaletsizlik dünyası bir kimsenin değişim için mücadele etme yeteneğini köreltir ve uğraştan vazgeçirir.

Siddhartha, dünyanın bütününde birlik olgusunun bulunması gerektiğini öne sürüyor: “Ve tüm sesler, tüm hedefler, tüm özlemler, tüm üzüntüler, tüm hazlar, tüm iyiler ve kötüler'' hepsi dünyada aynı anda bulunmakta. Hayatın kendisinin de imkansız olduğu gerçeğini fark eden Siddhartha, yaşamını belirli yollar ve sınırlarda kalmaya çalışmadığı için sadece onun içinde bulunmayı öğrenir. Çatışmanın kendisiyle yüzleşmek yerine, etrafındaki her şeyi tanıdığı ''Om'' ile birleştirmeye çabalar. Bu yaklaşım, yaşamın sürekli bir çatışma halinde olduğu gerçeğini tamamen reddetmekle birlikte bireyin amacının çatışmayı görmezden gelmek yerine adaletsizliğe karşı mücadele etmek olmalıdır. Bu felsefe, tehlikeli ve yıkıcı olan pasifliği öğretir. Elbette Siddhartha nehrin yanında barışa ulaşmış olabilir, ancak tüccarlar bir yandan(din tüccarları özellikle) soymaya devam eder cepleri, zihinleri, fikirleri! Zengin daha zengin olurken fakir daha fakir olurken, fakirin ömrüne anlar biçilir.


Siddhartha'ya göre ''dünyayı sevmek, nefret etmemek, birbirimizden nefret etmemek, dünyayı, kendimizi ve tüm varlıkları sevgi, hayranlık ve saygı ile görebilmek'' huzura erişebilmeyi sağlayabilir. Tabii bunu gerçekleştirebilmek zordur. Meşakkatlidir! Her şeyden önce dünyanın işleyiş birimi çıkardır. Çıkarlar doğrultusunda sevgi, saygı şekillenir.
Dünyayı efendiler ve köleler diye ikiye ayıranları da bilmek, öğrenmek gerek. Bir kölenin efendisini koşulsuz sevmesi ona ne fayda getirir? Efendisi ya da ona işkence edeni sevmek için kendini neden kurban eder? Kabul edilmiş çaresizlik şu yaşadığımız toplumun en acı olgusu olsa gerek. Toplum, bir adaletsizliği kabul etmemeli ve sevmemeli, daha ziyade temizlemeli ve yenilgiye uğratmalı! Mao Tse-tung'un Çelişkiler Üzerine adlı kitabında şöyle demektedir: “Biz barış arzu ediyoruz. Ancak, emperyalizm bir savaşta savaşmak konusunda ısrar ederse, savaşmaktan başka bir seçeneğimiz olmayacaktır. ”Hiç kimse şiddete ya da çatışmaya başvurmaz, ama kimse bu kadar naif olmamalıdır.'' Adaletin nasıl geleceğini ancak şartlar belirleyecektir.

Siddhartha, içsel mutluluğun sırrının mükemmelliği aramak değil, dünyayı olduğu gibi sevmek ve ona ait olmaktan hoşnut olmakta yattığını ifade eder. Sömürgecilik meditasyonla yenilmedi, köleliğin boyunduruğu pollyannacılığımız ile kalkmadı. Her birey, hem bireysel hem de daha büyük bir evrensel kimliğin parçası olarak, adaletsizliğe ve yolsuzluğa agresif bir şekilde meydan okuyarak önemli bir rol oynamalı. Bu insan varoluşununun yegane amacı olmalıdır.

Hesse’nin bu romanı, bireyleri sosyal iyileştirme mücadelesini pasif bir meditasyonla mücadele etmek yerine gerçek mücadeleye çağırır. Bir nevi teşvik eder. İnsan sadece kendisini değil toplumu, insanları hatta bütün dünyayı sahiplenmelidir. Dünya senden daha önemlidir. Bu derin ama kesin sonıca ulaşmanın yolu da çetin ve çetrefillidir. Ancak ulaştığında toprağın diğer kısmında bile huzurlu, rahat olabiliriz.

Yaşadığın toplumu sahiplenmek, içindeki ''Ben''i atmak, ve yukarıda desteklenen tüm düşünceler, Vietnamlıların, en gelişmiş silahlarla donanan, süper güç ABD'yi yenmesine kadar dayandırır tarihi. Eski Vietnam Başbakanı ''Ho Amca'' ''Vietnamlılar ölümden korkmadıkları için asla yenilmeyecekti'' demiştri. Vietnam bir bütün olarak bireysel bir egoyu çoktan aşmıştır. Adaletsizliğe ve yolsuzluğa meydan okumak ve herkesin sürdürülebilir ve adil bir yaşama kavuşması için, geleceğini inşa etmeye devam etmesi için ''Ben''i ortadan kaldırması ve ayağa kalkması gerekmektedir.

Kitabın bazı bölümlerinde inanılmaz derecede yoruldum, bırakmayı bile düşündüm. Ancak sabırlı olmakta fayda olduğunu bir kez daha gördüm :) Okuyunuz!
360 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
2 Temmuz 1877 yılında Almanya'nın Calw kentinde doğan Hesse 9 Ağustos 1972 yılında İsviçre'nin Montagnola bölgesinde hayatını kaybetti.
Eserlerini Almanca kaleme alan Hesse 1946 da Nobel Edebiyat Ödülü' ne layık görüldü.
Hristiyan ve dindar olan anne-babası tarafından yetiştirilen Hesse ebeveynleri ile uyuşmazlığa düştü.İntihar girişiminden sonra kitapçıda çalışmaya başlayan yazarın kitaplara ve yazarlığa merakı burada başlamıştır.
Sri Lanka ve Endonezya gibi ülkelere yaptığı ziyaretlerle Budizm ile tanışan Hesse'nin bu öğretiye olan ilgi ve merakı arttı.Siddharta'da Budizme olan ilgisini yansıttığı en önemli kitaptır.
Gotamanın Buddha ve Çakyamuni gibi çok sayıda sıfat ve ünvanlarından biri olan Siddharta bütün duaların kabul edildiği anlamına gelen Saravarthasiddha kelimesinin kısaltılmışıdır.
Akıcı ve okunması kolay bir kitap olmasına karşın anlamak için biraz çaba gerekmektedir.

(Spoiler içerir)

Siddharta Brahmanizmin hakim olduğu bir sarayda yaşar.Buddha gibi o da bir prenstir.Bilge Brahmanlar tarafından eğitilir lakin huzuru bulamaz Ben' den kurtulmanın yollarını arar.Samanalar'la karşılaşır ve onlarla gitmeyi kafasına koyar.Arkadaşı Govinda ile birlikte yollara düşer.
Samanlarla uzun süre yaşayan, oruç tutan, Ben'den kurtulan ama tekrar Ben'nine geri dönen Siddharta bunun da bir kurtuluş olmadığını anlar.Sonuçta ne kadar acı çekerse çeksin bir kuşun bir hayvanın bedeninde gezinirse gezinsin yeniden kendi Ben' ine geri dönmektedir.Buddha'nın (aydınlanmış kişi) öğretileri her yerde anlatılmaktadır Siddharta ve arkadaşı Govinda' da bunu duyar ve birlikte Buddha' yla tanışmak için yola çıkarlar.
Buddhayla tanışan öğretilerini dinleyen Siddharta burada da aradığını bulamaz.Govinda kalmaya karar verirken Siddharta yeniden yollara düşer.
Kentte güzel bir yosma olan Kamala ile tanışır.Ondan kendisine seviyi öğretmesini ister.Nitekim Kamala'dan çok şey öğrenir.Güzel giyinmeyi, para kazanmayı burada Kamala'nın tanıştırdığı bir tüccardan ticaret yapmayı öğrenir.Kendini zevkin ve kumarın içinde bulur.Hep kibirle baktığı çocuk insanlar dediği insanlar gibi davranır.Onların gözüyle de bakma fırsatı bulur hayata.
Sonunda kendine gelir ve sahip olduğu her şeyi bırakıp geldiği yoldan geri döner.
Irmağın kenarına gelir intihar etmek isterken zihninde 'Om' duyar.Bunu kendisine bir işaret olarak kabul edip bu fikrinden vazgeçer.Kendisini daha öncede ırmağın karşısına geçiren kayıkçıyı bulur.Kayıkçı onu tekrar kayığına alır.Kayıkçının adı Vasudeva'dır.
Vasudeva Sanskritçe 'ırmak tanrısı' demektir.
Siddharta burada Vasudeva'dan ırmağın dilini öğrenir.Doğaya kulak verildiğinde insana ne çok şey öğrettiğini anlatmaya çalışır.
Huzura burada kavuşur Siddarta.
Kamala Siddharta'dan sonra o hayatı bırakır ondan bir oğul doğurmuştur fakat bunu Siddarta bilmez.Oğluyla olan ilişkisinde yaşadığı sıkıntılar onun babasını anlamasını sağlar.
Siddharta hiçbir şeyi boşuna yaşamamıştır.Hayat ona öğretmesi gerekeni pek çok yoldan öğretmiştir.Zira insan kendisiyle cihadda olmalıdır tavsiyesini hatırlattı bana.Siddharta bulmaktan çok aramayı sevmiştir bence.
"Yaratıcıyı bulmanın aldığımız nefes adedince yolu vardır." der İbn-i Arabi.
Siddharta ile Herman Hesse'de bize bunu anlatmaktadır.
Ben okudum sevdim.Okumak isteyene keyifli okumalar....
148 syf.
Siddhartha, benim, Hint düşüncesinden kurtulup özgürleşmemin dışavurumudur. tüm dogmalardan kurtulmak için tuttuğum yol Siddhartha'ya götürdü beni; yaşadığım sürece de bu yolda ilerleyeceğim doğaldır... Tüm dinlerde, insanların benimsediği tüm inanış biçimlerinde ortak olan yanı, tüm ulusal ayrımları aşan, tüm ırkların, tüm bireylerin benimseyebileceği şeyi yakalamaya çalıştım bu kitapta.'
HERMANN HESSE

Siddhartha (sidarta) çocukken bile çok farklıydı, herkesin gıpta ile baktığı, çocukların arkadaş olmak için can attığı, anne ve babaların çocuklarına örnek gösterdiği içine kapanık kendi kafasında yaşayan ve ailesinin örf adetlerine sıkı sıkıya bağlı olan farklı bir çocuktu. Onun kafasının içi tıpkı sonsuz uzayı andırıyordu. Bitmek bilmeyen bir bilgi açlığı öğrenme isteği bütün zamanını alıyordu, Kendini bir türlü soyutlayamıyordu bu düşüncelerden. Bu yüzdendir ki mutlu olamıyor sürekli bir arayış içinde buluyordu kendini. Sırf bu yüzden evinden ayrıldı en yakın dostunu da yanına alarak düştü yollara hakikate ulaşmak için, kendini bulmak için gezdi durdu. Diyar diyar, şehir şehir gezdi, her gittiği yerde biriyle karşılaştı birilerinden bir şeyler öğrendi ama tatmin olmadı, bir türlü içinde ki açlığı tatmin olmaz bu isteği köreltemedi. Sonra Gautama Buddha ile yolları kesişti. Buddha'nın vaazlarını dinledi, onunla sohbet etti ve ne yazık ki onu çok sevmesine rağmen onun da felsefesini benimseyemedi, ve en yakın arkadaşı Govinda'yı Buddha ile bırakarak yoluna devam etti Buddha'nın yanından ayrıldıktan sonra bir anda kafasında şimşekler çaktı ve işte o zaman bazı şeylerin farkına vardı. Çocukluğundan beri aradığı şeyin aslında kendi içinde olduğu bilincine vardı. Sürekli inkar ettiği, sürekli görmek istemediği, sürekli kaçtığı kendi öz benliğini kabullenerek ve onu kendi istediği ölçüde kullanarak aslında hiç bir şey hiçbir öğreti benimsemesine gerek kalmadan aklını huzura kavuşturabileceğini öğrendi. Bundan sonrası için tüyo vermeyeceğim okuyun ve sevgili Siddhartta'nın daha nelerin farkına varıp hayatını nasıl yönlendirdiğini görün.

İnsanlar hayatları boyunca hep bir arayış içinde oldular. Sürekli gelişmek ve ileriye dönük işler yapmak için çalışıp didindiler. Ne zaman ki teknoloji insanların beynini uyuşturur hale geldi işte o zaman insanların bir çoğu da kendilerini uyuşmuş zihinleriyle idame ettirmeye çalıştı. Beğenilme arzusu, geride kalmama arzusu, başkalarının hayatlarını merak etme, insanları asıl yapmaları gereken şeyden çok uzaklaştırdı. Peki neydi asıl yapılması gereken, neydi insanın kendini geliştirmesi için izleyeceği yollar, sonu gelmez soruların cevaplarının bulunduğu gizli hazinenin yeri neredeydi, Bu sorunun cevabı insanın kendinde saklıdır. Çünkü herkesin, her şeye verdiği tepki, bakış açısı, yaklaşımı farklıdır. İnsanları yargılamak, onlardan menfaat sağlamak en kolay şeydir. Asıl zor olan insanın kendini bilmesi, her şeyi kabullenebilecek zihin gücüne sahip olmasıdır. Elbette bunun için kalıplaşmış herkesin bildiği yollar vardır fakat genel olarak bunu insanın kendini sorgulayarak bulması, merak ettiği şeylere tarafsız bir biçimde kendi içinde cevap vermesi, ne ve kim olduğunu bilmesi çok önemlidir.

Düşünün, herhangi bir olay karşısında gerekli cevaplara sahipseniz ve bu cevaplar kendi aklınızı meşgul eden sorulara karşılık tatmin edici bir şekilde karşınızda duruyorsa, size düşen önce bunları kabullenmek sonra bu cevaplarla ne yapacağınıza karar vermektir. Kendi kendinize mantıklı bir şekilde verdiğiniz cevaplar bazen sizi memnun etmeyebilir, ama gerçek olsan bu ise ve bu gerçek sizin hoşunuza gitmese bile sakın cevaplarınızı değiştirmeyin. Çünkü eğer doğru olan bu cevapları değiştirirseniz bu seferde hata olarak vuku bulacaktır. Burada yapılması gereken en önemli şey cevaplarınızı değiştirip hata yapmaktan ziyade bakış açınızı değiştirip sizi rahatlatacak yollar bulmaktır. Aklınızı huzura kavuşturmanın başlıca yollarından biri içinizi acıtan olaylar karşısında bakış açınızı değiştirip olaylara objektif yaklaşarak durumdan en az zararla ve ya sizi mutlu eden sonuçlarla ayrılmaktır.

Okuyan herkese teşekkür ediyorum.

Not: Eğer sonucu değiştiremiyorsanız sonuca odaklanmayın, sonuca giden yolları yeşertin. Çünkü göle giden yol bazen göl den daha güzeldir.

Not not: Empati yapın, sadece kendi açınızdan değerlendirmeyin olayı, unutmayın herkes kendi açısından bir değerlendirme yaparsa o zaman aynı oranda herkes suçlu olur, çünkü kimse kendi suçluluğunu kabul etmez ve karşısındakini suçlar.

Not not not: İnsanın yapmadığı şeylerden duyduğu pişmanlık yaptığı şeylerden duyduğu pişmanlıktan daha fazladır. Bu sebeple asla keşke yapsaydım dememek için ne gerekiyorsa yapın, çünkü giden zamanın telafisi yok maalesef. Gözünüzü bir anda 80 yaşında açmamak için hayatı dolu dolu ve sizi mutlu eden şeyler yaparak geçirin. Böylece yaşlandığınızda anlatacağınız çok şey olur ve bunları bitirene kadar zaten ölürsünüz :)
“Hep böyle durup bekleyecek misin sabah olana kadar, öğle olana kadar, akşam olana kadar?”
“Hep böyle durup bekleyeceğim.”
“Yorulacaksın, Siddhartha.”
“Yorulacağım.”
“Uyuyakalacaksın, Siddhartha.”
“Uyumayacağım.”
“Öleceksin, Siddhartha.”
“Öleceğim.”
Hermann Hesse
Sayfa 13 - Can Yayınları, epub
Ne var ki, sözcüklerin renkleri yok, kenarları köşeleri yoktur, bir korkudan, bir tattan yoksunlar. Senin huzura kavuşmanı engelleyen de budur belki, o pek çok sözdür belki.
Hermann Hesse
Sayfa 142 - Can yayınları
“Bilinmesi gereken şeyleri insanın kendisinin tatması iyidir,” diye geçirdi içinden. “Dünya zevklerinin ve dünya malının insana hayır getirmeyeceğini daha çocukken öğrendim. Hanidir biliyordum bunu, ama ancak şimdi yaşadım. Ve şimdi biliyorum, belleğimle değil, gözlerimle, yüreğimle, midemle biliyordum böyle olduğunu. Ne mutlu bana ki, biliyorum artık!”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Siddhartha
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750719394
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
"Genel olarak herkesçe kabullenilmiş Buddha imgesini aşan bir Buddha yaratmak, daha önce eşine rastlanmamış, büyük bir başarıdır. Siddhartha, benim gözümde, Kutsal Kitaptan kat kat üstün bir ilaçtır..." 20. yüzyılın en büyük romancılarından Henry Millera bu sözleri söyleten Siddhartha, 1946 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Alman yazar Hermann Hessenin baş­yapıtıdır. I. Dünya Savaşını izleyen yıllarda insanları yaşamlarını yeniden kurmaya çağıran, Doğu gizemciliğini yücelten Siddhartha, kuşaklar boyunca nerdeyse bir "kutsal kitap" gibi okunmuştur. Siddharthada Buddhanın yaşamının ilk yıllarını şiirsel bir üslupla anlatan Hesse, insanın öz benliğini bularak uygarlığın yerleşik biçimlerinden kurtulmaya çalışmasını işler. "Bu kitapta," der, "tüm dinlerde, insanların benimsediği tüm inanış biçimlerinde ortak olan yanı, tüm ulusal ayrımları aşan, tüm ırkların, tüm bireylerin benimseyebileceği şeyi yakalamaya çalıştım."

"Genel olarak herkesçe kabul edilen Buddha imgesini aşan bir Buddha yaratmak, daha önce eşine rastlanmamış büyük bir başarıdır.Benim gözümde Siddhartha, Kutsal Kitap'tan kat kat üstün bir ilaçtır."
Henry Miller

Kitabı okuyanlar 7.097 okur

  • Rüfət Orucov
  • Xary Nikolaides
  • mahfice
  • Ayşegül
  • Yilmaz Sefkatli
  • Alpercan ŞENTÜRK
  • İrem Bahar
  • Ünal mızıkcı
  • Fatmanur Güneş
  • Hadd Moriendi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.2
14-17 Yaş
%3.7
18-24 Yaş
%22
25-34 Yaş
%34.3
35-44 Yaş
%22.8
45-54 Yaş
%6.7
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.1
Erkek
%39.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.1 (603)
9
%23.3 (560)
8
%23.3 (560)
7
%11.2 (270)
6
%4.7 (114)
5
%1.5 (37)
4
%0.9 (22)
3
%0.5 (11)
2
%0.3 (7)
1
%0.4 (9)

Kitabın sıralamaları