Hermann Hesse’nin Siddhartha kitabı benim için, insanın kendini bulma yolculuğunun çok derin ama aynı zamanda sade bir anlatımıdır. Bu kitabı kişisel olarak düşündüğümde, bana şu hisleri ve düşünceleri veriyor:
Hayat bir nehir gibi akıyor
Kitapta nehir sürekli bir simge olarak karşımıza çıkar. Bana göre nehir, hem zamanın hem de insanın iç dünyasının sembolü. Siddhartha’nın sonunda nehirden “her şeyin bir” olduğunu öğrenmesi, benim için şu anlamı taşıyor:Hayat, iyiyle kötünün, acıyla huzurun, arayışla buluşun bir karışımıdır. Ayrı gibi görünen her şey aslında aynı bütünün parçası.Bu, bana hayatta bazı şeyleri “düzeltmeye” değil, “anlamaya” çalışmanın daha doğru olduğunu hatırlatıyor.
Bilgelik bilgiyle değil, deneyimle geliyor
Siddhartha başta öğretmen arıyor: Brahmanlardan, Budha’dan, Kamala’dan, tüccardan, herkesin bilgisinden bir şeyler topluyor. Ama sonunda fark ediyor ki, hiçbir öğreti “yaşanmadan” anlam kazanmıyor.
Ne kadar kitap okursak okuyalım, ne kadar öğüt dinlersek dinleyelim bazı şeyleri ancak kendimiz yanılarak, sevgiyle, acıyla, sessizlikle öğreniyoruz.
Dünyayı reddetmekle değil, kucaklamakla huzur bulunur.
Siddhartha önce dünyayı terk ediyor, sonra içine giriyor, sonunda onu bütün halleriyle kabul etmeyi öğreniyor. Bu bana şunu hatırlatıyor: Gerçek olgunluk, ne kaçmakta ne de saplanmakta; kabullenmekte.Bence kitabın en insani, en yumuşak yeri de burası.
Kişisel etkisi
Kendimce Siddhartha bana “sabırlı olmayı” öğreten bir metin gibi. Çünkü insanın kendini bulması, bir sonuç değil, sürekli bir süreç.
Sanki Hesse, bu kitapla insanın içindeki “sessiz bilgeliği” hatırlatmak istemiş dışarıda değil, içeride aramamız gereken o derin huzuru.