Adı:
Siddhartha
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
148
ISBN:
9789750719394
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Siddartha
Çeviri:
Kâmuran Şipal
Yayınevi:
Can Yayınları
"Genel olarak herkesçe kabullenilmiş Buddha imgesini aşan bir Buddha yaratmak, daha önce eşine rastlanmamış, büyük bir başarıdır. Siddhartha, benim gözümde, Kutsal Kitaptan kat kat üstün bir ilaçtır..." 20. yüzyılın en büyük romancılarından Henry Millera bu sözleri söyleten Siddhartha, 1946 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Alman yazar Hermann Hessenin baş­yapıtıdır. I. Dünya Savaşını izleyen yıllarda insanları yaşamlarını yeniden kurmaya çağıran, Doğu gizemciliğini yücelten Siddhartha, kuşaklar boyunca nerdeyse bir "kutsal kitap" gibi okunmuştur. Siddharthada Buddhanın yaşamının ilk yıllarını şiirsel bir üslupla anlatan Hesse, insanın öz benliğini bularak uygarlığın yerleşik biçimlerinden kurtulmaya çalışmasını işler. "Bu kitapta," der, "tüm dinlerde, insanların benimsediği tüm inanış biçimlerinde ortak olan yanı, tüm ulusal ayrımları aşan, tüm ırkların, tüm bireylerin benimseyebileceği şeyi yakalamaya çalıştım."

"Genel olarak herkesçe kabul edilen Buddha imgesini aşan bir Buddha yaratmak, daha önce eşine rastlanmamış büyük bir başarıdır.Benim gözümde Siddhartha, Kutsal Kitap'tan kat kat üstün bir ilaçtır." Henry Miller
Hermann Hesse, otobiyografik unsurları eserine en iyi adapte eden yazarlardan biridir. Kitabı daha iyi anlayabilmemiz için yazarın yaşadığı dönemi, kavgasını, bunalımlarını, dostluklarını, seyahatlerini bilmek faydalı olacaktır.

#Esere adını veren Siddhartha adlı kahramanımız sürekli bir arayış içindedir. Budizm felsefesini işleyen kitapta, Siddhartha hiç bir öğreti, hiçbir Tanrı, hiçbir öğreticiden, meditasyondan tam anlamıyla tatmin olamaz. Hep bir şey eksiktir içinde ve ölene dek sürer ruhta bütünlük arayışı... Önce Brahman,sonra Samana, daha sonra Buda'yı görmeye giderken görürüz Siddhartha'yı. Bu öğretide de aradığını bulamayan Siddartha Kamala adlı kadınla birlikte cinselliği keşfeder, aynı anda zengin bir tüccardan ticareti öğrenir. En sonunda bu hayattan,zenginlikten de bunalan Siddhartha bir kayıkçı ile dost olur. Ki bu dostluk kendi benliğine yönelik attığı ilk adımdır.

#Yazarın hayatında Doğu Seyahati önemli bir yer tutmaktadır. Zaten pek çok eserinde bu yansımaları görmek mümkün.

#Carl Gustav Jung ile olan dostluğu da yazarın hayatında büyük bir önem arz eder. Ben kayıkçı dostu ile olan, birbirleri önünde ufuk açan, devamlı taze kan anlamına gelen sohbetleri, yazarın Jung ile olan yakınlığıyla bağlantılı olarak algıladım.

#Ayrıca eserde bahsi geçen kayıkçı arkadaşının adı Vasudeva... Bu isim Sanskritçe'de Irmak Tanrısı anlamına gelmekteymiş.

# Yazar Nobel Ödülü aldıktan ve eserleri dünya çapında ilgi görmeye başladıktan sonra, Avrupa ve Amerika'da Budizme karşı büyük bir ilgi oluşmuştur.
Bazı kitaplar vardır, okunur, sadece kelimeler ve cümleler hatırlatır bize o kitabı, tahlil edilir ve unutulur. Bazı kitaplar vardır, hiç eskimez, etkisini hiç yitirmez. Yıllar sonra aynı kitabı okumaya karar verdiğinizde bile tadının farklılaşacağını, önceki okumadan daha çok derinleşeceğini bilir ve hissedersiniz, ancak etkisi aynı kalır, ne eksilir ne eskir, belli bir zamana değil, tüm zamanlara aittir, zamansızdır. Siddartha bu tür kitaplardan biri, kesinlikle bir başyapıt.

Yolculuk... Kendi ben’ini bulma yolunda aşkı, mutluluğu, bilgiyi, hakikati, hikmeti arayış. Her şeyden önce nefsten arınmak, kendi ben’inin özüne girmeye çalışmak…
Siddartha’nın yolculuğunda karşısına çıkan her şey öğreticidir, her insan bir fikir, her fikir, kendini bulma yolunda bir arayış… Bir varış noktası olmayan yol, insanı varacağı yere götüremeyendir ama arayışın kendisidir aynı zamanda. Siddhartha; hem yoldur, hem yolcudur, hem yolda karşılaşanlardır hem de bunların hiçbiri olmaya yetmeyen bir samanadır…
Düşüncelerimiz ve çevremizde olan şeyler sürekli gelişip değişse de temel olan felsefe hep aynı kalır. Gerçeğe ulaşmak için katettiğimiz yollar hepimiz için farklılık gösterse de, gerçeğin yerinin aslında hep sabit kalması gibi. Hepimizin hikâyelerinin farklı olması, ama vardığımız ortak değerlerin aynı olması gibi.

Babasının Siddartha’ya olan sevgisi, geleceğin bilge kişisi olarak görmesi onu mutlu etmiyordu. “Kalabalığın oluşturduğu sürüde kimseye zararı olmayan aptal bir koyun” olamayacağını biliyordu, ama babasının olmasını istediği kişi olmanın ona yetmeyeceğinin, aradığı şeyin bu olmadığının da farkındaydı. Bilge kişilerin öğretileri de onu göze almakta olduğu yolculuğa çıkmasına engel olmuyordu. Arkadaşı Govinda ile kendi özünü bulmak için yolculuğa çıkacaktı. Arınmış olmak; susamalardan, düşlerden, sevinçlerden, acılardan arınmış olarak; bensizlik düşünceleriyle mucizelere kapıları açmak... Gezgin birer samana olmak için yola çıkmışlardı.

“Yeni insanlar gördüm, yeni yerler tanıdım, eğlendim, başkarının bana gösterdiği güler yüzlülüğün hazzını yaşadım, dostlar edindim, Kamaswami (varlıklı prens) olsaydım, kızıp öfkelenirdim.”
Neruda’nın “Yavaş Yavaş Ölüler” dizeleriyle başlayan şiirini anımsatmıyor mu? Varlığın saadet getirmediğini, paylaşmanın, sevdiklerimizle vakit geçirmenin, yeni yüzler görmenin mutlu olmanın kaynağı olduğunu anlatan tekrar tekrar okuduğum harika bir pasaj…

Hesse’nin kitaptaki mesajı şu: Dini inançları kesinkes kabul etmek, araştırmamak, sorgulamamak doğru olan bir şey değildir. Siddartha’nın çevresindekilere “Çocuk İnsan” suçlaması yaparak ayrım yapması dikkate değer bir diğer nokta. Nedir çocuk insan? Dünyanın içyüzünü görmekten kaçan, hazları ve zevkleri için yaşayan, dünyadaki varlık nedenini göz ardı eden, ölçüsüz, sorgulamayan bir insan. "Sorgulamak" Bugünlerde çokça istismar edilen bir kelime. Daha çok seküler kişilerin ağızlarına pelesenk olan bir kelime, olmaya da devam ediyor, Google’dan sorgulamak yerine kendini adamış Siddartha’yı okumaları çok daha iyi...
İnsanların inançları vardır, değerleri vardır, asla değişmeyecek, daima hayatının bir umut kaynağı olacak, yaşamayı, gerçek doğruya ve erdeme götüreceğine inandığı inançlar vardır. İnsan bu derece değer verdiği veya önemsiz gördüğü bir şeye rasyonel bakabilmekte zorlanır.
Bu insanın kendi öznelinde cevaplandırabileceği bir şeydir fakat kesin bir yol belirlediğimizde “Neden” sorusuna mantıklı bir cevap getiremediğimizde seçtiğimiz yolu koruyamamış oluyoruz. İşte Siddartha’nın çocuk insanı tam olarak da bu: Seçtiği yolu açıklamakta, cevap getirmekte zorlanan, yemek, içmek, çalışmak dışında hiçbir şey yapmayan insan, insanlar…

Govinda ve Siddartha kendi hikâyelerini bulmak için yerleşik yaşamlarını bıraktıklarında Budha ile karşılaşıyorlar. Siddhartha, Budha ile sohbetlerinde ondan çok şey aldığını ama aynı zamanda ona çok şey kattığını hissediyor. Ama aradığının bu olmadığına karar vererek yoluna devam ediyor. Bilgeliği değil, “bilgi”yi tercih ediyor Siddartha.

Budizm felsefesini işleyen bir kitap olsa da, her birimizin gençlik, orta yaşlılık ve yaşlılık dönemlerini anlatıyor. Bazı insanların arayışları yoktur: kendileri olmaya ve kendilerini bulmaya korkarlar, anneleri ve babaları gibi olmak daha kolay geldiği için onların açtığı yoldan gitmeyi tercih ederler. Bazılarımız Govinda’dır: Bir arayış için, kendimizi bulmak için, sürüden ayrılmak için yola çıkmışızdır ama bir bakmışızdır ki başka bir çobanın sürüsünde olmuşuzdur. Bazılarımız Siddhartha’ nın orta yaşlarındaki hali gibiyizdir: Daha önce yapılmış hatalardan ders çıkarmak yerine bütün hataları teker teker kendimiz yaparız - bazılarımız ders çıkarabiliriz, birçoğumuz da ders çıkaramadan sürdürdüğümüz hayatların bir parçası olarak yaşar gideriz-. Ve çok az bir kısmımız da Siddhartha’nın son dönemlerindeki bilgeliğe ulaşma şansı yakalayabiliriz.

"Bilgi bir başkasına aktarılabilir, bilgelikse hayır. Bilgelik keşfedilebilir, bilgelik yaşanabilir, bilgelik el üstünde taşıyabilir insanı, bilgelikle mucizeler yaratılabilir, ama bilgelik anlatılamaz ve öğretilemez." (Sf. 139)
Kitabın en güzel bölümlerinden biri de, Siddartha’nın yaşlılık döneminde aradıklarına kavuşmuş olması; birçok insan gibi, doğayla buluşması, ırmakla konuşup onun öğütlerini dinlemesiydi. Çünkü doğa insanlardan daha önyargısız, daha içten ve daha olduğu gibi konuşur, tüm cevapları bulabiliriz, ama dinlemeyi bildiğimizde…

Beş yıl sonra okuduğumda farklı, yine on yıl sonra okuduğumda kitapta farklı bir şeyler bulabileceğimi biliyorum. Siddhartha’nın somut olarak yaşadıkları değil belki ama düşünsel ve ruhsal olarak yaşadıklarını farklı dönemlerinde farklı biçimlerde hepimiz yaşıyoruz. Dolayısıyla farklı yaşlarda kitaba baktığımız pencere farklı olacağı gibi getireceğimiz yorum ve etkilenme de farklı olacaktır, en azından ben böyle düşünüyorum.

“Zaman gerçek değildir, Govinda, ben sık sık yaşadım bunu. Zaman da gerçek değilse, dünya ile sonsuzluk, acı ile mutluluk, kötü ile iyi arasında var gibi görünen çizgi de bir yanılgıdan başka bir şey değildir.”

Hesse’yle tanışın, iyi okumalar.

Benzer kitaplar

İnsanoğlu yaşamı boyunca, hep bir arayış içerisindedir. Kimisi aşkı arar, kimisi mutluluğu. Yaşam statüsüne göre, huzuru ve yalnızlığı da arayanlar vardır. Ne zaman ki, ereğine kavuştuğunu zanneder insanoğlu, bu sefer de arayış sürecinde, önem vermediği yitirdiklerine hayıflanır.Böyle sürüp gider bu kısır döngü. Ta ki, yaşam dediğimiz devinimin nihayetleneceği ana kadar. Oysa ki, doğrusuyla-yanlışıyla, hüznüyle- sevinciyle yaşadığımız andır var olduğumuz an.

İşte kahramanımız Siddhartha'da bir arayış içerisindedir. Variyetten vaz geçip, özüne arif olmak ister. Ne babasının sohbetleri, ne de bilge kişilerin öğretileri onu göze almakta olduğu yolculuğa, çıkmasına engel teşkil etmez. Kendi Ben'indeki asıl pınarı bulup, onu özümseyerek, ruhunu dinginliğe kavuşturmak adına, çocukluk arkadaşı Govinda ile birlikte Samana (Gezgin çileci) olmaya karar verir. Samanalar ile dolaşırken ona göre yaşamak acı veren bir eziyettir. Siddhartha, ölmeden ölmek gayesindedir. Ölmeden ölmek, nasıl olur? Hayat sıfatının sırrına erene, ebedi ölüm yoktur derler. O deryaya dalmak için, korunmalı yaşamımızın dışına çıkmalıyız. Yoksa nasıl, deryaya ulaşır insan. Ne yazık ki Siddhartha Samana'lar ile birlikte kendi Ben'ini araya dursun, bir türlü bulamaz. Bulamadığı gibi, özüne arif olmak ihtiyacı günden güne çoğalarak artar. Bu süreç üç yıl devam eder. Üçüncü yılın sonunda, Buddha isimli ulu bir zatın adını duyarlar. Samana'lardan ayrılıp, Buddha'yı görmek ve onun öğretilerinden feyz almak için yola koyulurlar. Siddhartha Buddha dan, etkilense de davasından vaz geçmez. Oysa ki Govinda, Buddha'nın yanında kalarak, öğrencisi olma yolunda ilerler. Tek başına kalan Siddhartha için, bir zamanlar anlam taşımayan, acı veren güzellikler daha bir anlamlı ve değerli olur.

Yolculuğunda tesadüf eseri, Kamala isimli bir kadınla tanışır. Nesneleri irdelemeyi bırakmış, tek ereği Kamala ile birlikte olabilmektir. Kamala'nın onunla birlikte olabilmesi için, sıraladığı şartları yerine getirebilmek adına, Kamaswami adlı bir tüccarın yanında çalışmaya başlar. Siddhartha için yaşam Kamala'nın yanında anlam ve değer kazanmıştır. Zenginliğin, şehvetin ve gücün tadına varmış Samana'lıktan geriye kalanlar ise unutulmaya yüz tutmuştur. Dünya ve miskinlik Siddhartha'nın ruhunu ele geçirmiş, varlıklı insanların yüzünde rastlanan kayıtsızlık, onun yüzünde de sirayet etmeye başlamıştır. Siddhartha ne zaman Govinda ile yollarını ayırdı, o andan itibaren yaşadığı yaşamı da canlılığını kaybetmiştir. Artık her türlü kötü haslet( şehvet, miskinlik, kumar gibi.) tüm benliğini ele geçirmiştir. Siddhartha ne zaman acı bir düş görür, o an anlar ki, yaşamını değersizlikler ve anlamsızlıklarla heba ettiğini. İçinde susturduğu sese kulak vererek, her şeyi ardında bırakıp, bilinmezliklere doğru yol alır. Karşısına bir ırmak çıkar. Tam varlığını sonlandıracakken, " Kusursuz " yada "Mükemmel " anlamına gelen, " Om " sözcüğü kulağına gelir ve yapmak olduğu eylemin hatalı olduğu ayrımına varır.

Başından geçenleri sentezlerken, yaşananların yaşanması gerekti, yargısına vararak bir zamanlar, dost olduğu kayıkçı Vasudeva'nın yanına gider. Hem ondan , hem de Irmak'tan çok şey öğrenir. Vasudeva dan kayıkçılığı, Irmak'tan kendi iç sesini dinlemeyi öğrenir. Büyüklerimiz her zaman kalbinizin sesini dinleyin, o sizi asla, yanıltmaz diye boşuna söylememişlerdir. Peki, Siddhartha kalbinin sesini dinleyerek hakikatin ayrımına varabilecek midir? Uğruna hayatını heba ettiği erdeme ulaşabilecek midir?

Mana sözün altında gizlidir derler. Suret de mananın şekil almış hali. Siddhartha gibi irfan ehli kâmiller, sözden özü, suretten manayı bilirler. Zira onlar, Hakk'ın sırrına ermiş kâmillerdir. Siddhartha'nın dediği gibi, kağıttan ve kulaktan duyma kuru ve taklit edilmiş kelamlarla bilge olunmaz. Bilgelik öz de bulunur. Anlatım düz ve yalın okuru asla yormuyor. Muhteşem bir eser. Mutlaka ama mutlaka alıp okumalısınız...
Hesse ile tanışma kitabım olan Siddhartha'da aslında birçok yazar tarafından defalarca denenmiş bir konu işlenmiş: İnsanın iyi bir insan olma yolunda, erdemli bir birey olma çabası. Bu konuyu işleyen diğer kitaplara karşı bir ön yargı besler, soğuk karşılardım onları. Çünkü bir insandaki 'erdemli olmak' dediğimiz kavram o insandan başka her şey ile ilişkilendirilir idi. Yani bir insanın başkalarına bağımlı olması söz konusuydu. Siddhartha bu tür eserlerden hızla sıyrılan ve bana kendini sevdiren bir kitap olmuştur.

Hikayeden ana hatlarıyla bahsedecek olursam, Siddhartha adlı gencin Hindistan'daki öğreti ve çeşitli inanışlar ile erdemli olma bir başka deyişle kurtuluşa erme çabalarını anlatıyor. Bu açıdan bir tamamlanmanın hikayesi Siddhartha. Az önce bu konuda yazılan diğer kitapları (şimdiye kadar okumuş olduklarım) sevmediğimi belirtmiştim. Bunu biraz açmak istiyorum. Diğer kitaplarda erdemli olmak kavramına bir 'uzaklık' ya da bir 'ufuk' olarak bakılır, bunun zorluğu kişinin başına gelen kimi şeylerle okura sunulurdu ve kanıtlanmaya çalışılırdı. Erdemli olma insanın çevredeki dünyasıyla ilişkilendirilir, başkalarına bağımlı bir erdemlilik anlatılırdı. Fakat Siddhartha'da bahsedilen erdemlilik kavramı farklı.

Bir akıma tutulmanın, ona sıkı sıkıya bağlanmanın aslında pek de mantıklı olmadığını dile getirmiş Hesse. Zaten herhangi bir akıma sıkı sıkıya kapılmak, insandaki sorgulama yeteneğinin körelmesine yol açmaz mı? Kişi girmiş olduğu akıma sorgulayarak girmiş olsa dahi, akım ondan kendini sorgulamamasını ister, kişi de buna uyar. Çünkü aklı çelinmiş, o akımın mutlak doğru olduğuna inanmıştır. Bu açıdan Siddhartha çok farklı. Tüm alışılagelmişlikleri yıkan bir insanla karşı karşıyayız bu sefer. Yanındaki arkadaşı Govinda ile başladıkları 'iyi olma' yolunda çeşitli olaylara ve insanlara verdiği tepkiler bunu kanıtlar nitelikte.

Toplumdaki yanlışları en iyi toplumun dışındakilerin görebileceğini söylerler, ne denli doğrudur bilinmez, fakat bir nebze doğruluğu var bana göre. Kitapta Siddhartha'nın öğretilere duyduğu objektif ve eleştirel bakış onu yaşıtlarından öne çıkarır hemen. Hatta bir öğreti lideri ile yapmış oldukları karşılıklı konuşma da bunu kanıtlar niteliktedir. Siddhartha'nın yapmış olduğu şey de bir nebze budur, çevresine objektif bakmaya çalışmak. Onun çevresindeki insanların çoğunluğu kötülük denen dipsiz kuyunun içine düşmemek için kendilerini ondan soyutlamaya çalışırlar telaşla. Size bir örnek vermek istiyorum; iki kişi düşünün: Biri kötülük kavramından bihaber, diğeri ise kötülük kavramını biliyor hatta bir ara kendisi bile kötülük yapmış. Bu iki kişi de erdemli olma amacıyla iyi kavramının yolunda gitse hangisi daha erdemli olur? Kötülüğü bilen, deneyimlemiş olan kötülüğün ne denli iğrenç olduğunun farkındadır, diğeri kötülük denen kavramdan habersizdir, kendini hiç ona bulaştırmak istemez. Kötülüğü bilen ve farkındalık kazanan insanın daha erdemli olduğunu düşünüyorum bu konuda. Fakat bu kötülük yapmamız gerektiğini kanıtlamıyor, bu hataya düşenlerin daha bilinçli olduğunu düşünüyorum. İnsan hatalara asla düşmez demek bir yanılgıdır. O halde tüm insanlar hata yaparsa neden herkes erdemli değil? Çünkü bu kötülüklerden ve hatalardan ders çıkararak bunları kendisine tecrübe etme yetisi herkeste yok. Bu açıdan, işin içinde büyük bir oranda tecrübe söz konusudur. İnsanı eğiten tek şey tecrübedir, ondan da kendisi sorumludur.

Erdemliliğin başkalarında aranamayacağı, insanın bunu kendi içinde bulması gerektiği anlatılmış. Bu açıdan, insan önce kendisini tanımalıdır. Fakat insan en az kendini tanır hayatta. Bu 'en az'ın bir nebze artırılabileceğinden bahşedilmiş. İnsanın kendisinden uzaklaşma kavramının sanılanın aksine kendini tanımasına yardımcı olmayacağı resmedilmiş. Kişinin ancak kendi kendinin öğretmeni ve öğrencisi olabileceği, bu sayede bir akıma kapılmadan doğruya ulaşabileceğini de anlatmaktan geri kalmamış Hesse. İnsan, kötü denilenden yola çıkarak bile içindeki iyi kavramının önemini artırabilir. Bu kötüyü yaşama karşısında ise bir tecrübe edinir. Bu tecrübe rehber olur kendisine, çeşitli öğretiler değil.

Erdemlilik başkasından kazanılmaz Hesse'ye göre, insanın kendisi bulur onu. Bu açıdan insana birçok ders veriyor Siddhartha. Bu açıdan, erdemlilik ya da başka bir deyişle iyi bir insan olmak bir 'ufuk' ya da 'nirvana' değil insanın kendisine en yakın olan yerde; içinde olan bir kavramdır. İnsanın kendine ulaşması onu bulmaya yetecektir diye düşünmekteyim. Açıkçası Siddhartha'nın kitabın başlarındaki hali ve Govinda'nın tavırları bana Babalar Ve Oğullar'ı anımsattı. Siddhartha'yı Bazarov'a benzetmiş idim, fakat hikaye ilerledikçe sivreldi Siddhartha. Siddhartha erdemli olmuş mu yoksa bu tür arayışlarda yaşanan buhranlara mı girmiş, yeni okuyacaklara bir sürpriz olsun. Bizlerin de 'uzak olmayan' bir gün erdemli bir insan olmamız ve sorgulama yetimizi kaybetmememiz dileğiyle.
Öncelikle belirtmeliyim ki eseri ne kadar özümseyerek okumaya çalışsanız da sayfalarının içinde hızla ilerleyeceksiniz. Bir insanın kendini her şeyden soyutlayarak mı yoksa yaşayarak mı öz benliğine ulaşacağını felsefi bir dil ile yazan Hermann Hesse aldığı ödülü sonuna kadar hak etmiş. İnsanın içsel çelişkilerini, kendine yetmediği zaman başka bilgelerden öğrenme arzusunu o kadar iyi tasvirlemiş ki size de bu yolculuğa katılmaktan başka bir şans bırakmamış. Yarım kalan her şeyin farklı bir zaman diliminde kapımızı çalmasının an meselesi olduğunu ve tamamlana kadar huzuru bulamayacağımızı Buddha öğretisi ile biz okuyucularına aktarmış...

Bilgeliğin anlatılarak değil, yaşanarak öğrenileceğine güzel bir örnek olmuş bu eser. Neye nasıl baktığımız, hangi dersleri çıkardığımız, veya görmediğimiz, kabul etmediğimiz bir çok olay ve insanın bizlere bir öğreti olduğunu yalın, sade bir dil ile anlatmış Hermann Hesse...

Kitabın konusu gelecek olursak...
Prens olan Siddhartha, babasını zorla ikna edip yanından ayrılma kararını kendi arayışını bulmak için verdiğinde, çıkacağı bu uzun ve zahmetli yolda nasıl arınacağını, nelerle karşılaşacağını ve en önemlisi içinde ki Ben'i bulup bulamayacağını henüz bilmiyordu...

Oysa ki kendisi de bilge bir delikanlıdır fakat içinde eksik olan huzuru bulmak için, önce ormana gidip Samana'larla yaşamaya başlayıp, eksik olan bilgilerine yenilerini eklemeyi arzuluyordu...

Her bir öğretiden sonra içinde ki açlığın doymadığını anlaması uzun sürmüyor ve Siddhartha yolculuğuna devam ediyordu. Karşılaştığı her olay ve insandan kendine has olanı alıp, kendini keşfetme yolunda ilerlemeye çalışıyordu...

En yakın dostu Govinda ise beraber ziyaret ettikleri Buddha'nın öğretilerine gönül verip onlarla yaşama kararı alınca, Siddhartha bilge olma yolunu tek başına yürüme kararını alıp gideceği istikamette karşılaşacağı insanlardan, şehveti, para hırsını tanıyıp ne yapması gerektiğinin çelişkisini yaşayıp, içindeki özü bulma yolunda durmadan yürüyeceğini ve kendi keşfini gerçekleştirmek için yine kendi içine bakması gerektiğinin bilgelerin öğretileri ile birleştirip bulabilecek miydi?

Okuyan herkesin kendinden bir parça bulacağı etkileyici bir eser...
"Sana ne söyleyebilirim ki, saygıdeğer kişi?" diye cevap verdi Siddhartha. "Olsa olsa kendini aramaya fazla verdiğini mi? Aramaktan bulma fırsatını bir türlü yakalayamayacağını mı?"

İlk defa kitaptan bir alıntı ile yazıma başlamak ve yine ilk defa kitaptan bir alıntı ile yazıma son vermek istedim.

Siddhartha hayatın sırrına varmak, bilgeliğe ulaşmak için babasını zorla ikna ederek yolculuğa çıkar. Bu yolculukta can dostu Govinda da Siddhartha ile birliktedir. Ormanlarda keşişlerin arasında yaşar, onlardan çok şey öğrenir fakat aradığını bulamaz. Bir gün uzaklarda Buddha diye öğretisi çok güçlü, bilgeliği çok yüce olan biri olduğunu öğrenir ve akın akın Buddha'yı görmek için yollara düşen diğer keşişler, bilgeler ve normal halk gibi Siddhartha ve Govinda da yollara düşerler. Acaba Siddhartha aradığı bilgeliği, hayatın anlamını, yüce öğretiyi Buddha'da bulabilecek midir?

Uzak doğu felsefesini evrensel bir dil ile tanıtan, şiirsel bir anlatımla roman tadında yazan Alman yazar Herman Hesse'nin başyapıtı olan Siddhartha Hesse'ye 1946 Nobel Edebiyat ödülünü getirmiştir. Uzak doğu felsefesi deyince bir çoğumuzun aklına ying-yang gelir ama inanın bu kitapta çok ama çok daha fazlası var...

"Hiç kimse bir başkasının yürüdüğü yolda ne kadar ilerlemiş olduğunu göremez, haydutların ve zar atıp kumar oynayanların içinde bekleyen bir Buddha, Brahmanlann içinde bekleyen bir haydut vardır."
DÜNYAYI GÜZELLİK KURTARACAK!

Çünkü ego, tam bir ümitsizlik noktasında intihar eder.

Hermann Hesse'yi bana sevdiren Beyza'ya teşekkürler ^_^

Hermann Hesse, İsviçre'li ama Alman, Alman ama İsviçre'li! Her şeyin öncesinde insanlığın unutulduğu bir coğrafyanın, soğuk savaş dönemlerinde can bulmuş bir yazar. Ayrıca nitelikli bir hain! (Nazilere göre) Beni ona en çok yakınlaştıran ise ''kaderini arayışındaki huzursuzluğudur.'' İşte tam olarak bu!

1923 yılında Almanlar tarafından hain ilan edilmeden bir sene önce yazmıştır bu kitabını.

Hesse, Doğu felsefesinde var olan ve daha sonra 19. yüzyılın Amerikan transendentalistlerinde (Emerson tarafından ileri sürülen ''Deneyüstücülük'' anlamını içeren bir düşünce akımı) tezahür eden iç huzuru bulmanın değerli bir yaklaşım olduğuna inandığını anlatır. Ancak, Siddhartha’nın yaklaşımı, iç huzura kavuşmasına yardımcı olabilse de, maddi çatışma ve adaletsizlik dünyası bir kimsenin değişim için mücadele etme yeteneğini köreltir ve uğraştan vazgeçirir.


Siddhartha, dünyanın bütününde birlik olgusunun bulunması gerektiğini öne sürüyor: “Ve tüm sesler, tüm hedefler, tüm özlemler, tüm üzüntüler, tüm hazlar, tüm iyiler ve kötüler'' hepsi dünyada aynı anda bulunmakta. Hayatın kendisinin de imkansız olduğu gerçeğini fark eden Siddhartha, yaşamını belirli yollar ve sınırlarda kalmaya çalışmadığı için sadece onun içinde bulunmayı öğrenir. Çatışmanın kendisiyle yüzleşmek yerine, etrafındaki her şeyi tanıdığı ''Om'' ile birleştirmeye çabalar. Bu yaklaşım, yaşamın sürekli bir çatışma halinde olduğu gerçeğini tamamen reddetmekle birlikte bireyin amacının çatışmayı görmezden gelmek yerine adaletsizliğe karşı mücadele etmek olmalıdır. Bu felsefe, tehlikeli ve yıkıcı olan pasifliği öğretir. Elbette Siddhartha nehrin yanında barışa ulaşmış olabilir, ancak tüccarlar bir yandan(din tüccarları özellikle) soymaya devam eder cepleri, zihinleri, fikirleri! Zengin daha zengin olurken fakir daha fakir olurken, fakirin ömrüne anlar biçilir.


Siddhartha'ya göre ''dünyayı sevmek, nefret etmemek, birbirimizden nefret etmemek, dünyayı, kendimizi ve tüm varlıkları sevgi, hayranlık ve saygı ile görebilmek'' huzura erişebilmeyi sağlayabilir. Tabii bunu gerçekleştirebilmek zordur. Meşakkatlidir! Her şeyden önce dünyanın işleyiş birimi çıkardır. Çıkarlar doğrultusunda sevgi, saygı şekillenir.
Dünyayı efendiler ve köleler diye ikiye ayıranları da bilmek, öğrenmek gerek. Bir kölenin efendisini koşulsuz sevmesi ona ne fayda getirir? Efendisi ya da ona işkence edeni sevmek için kendini neden kurban eder? Kabul edilmiş çaresizlik şu yaşadığımız toplumun en acı olgusu olsa gerek. Toplum, bir adaletsizliği kabul etmemeli ve sevmemeli, daha ziyade temizlemeli ve yenilgiye uğratmalı! Mao Tse-tung'un Çelişkiler Üzerine adlı kitabında şöyle demektedir: “Biz barış arzu ediyoruz. Ancak, emperyalizm bir savaşta savaşmak konusunda ısrar ederse, savaşmaktan başka bir seçeneğimiz olmayacaktır. ”Hiç kimse şiddete ya da çatışmaya başvurmaz, ama kimse bu kadar naif olmamalıdır.'' Adaletin nasıl geleceğini ancak şartlar belirleyecektir.


Siddhartha, içsel mutluluğun sırrının mükemmelliği aramak değil, dünyayı olduğu gibi sevmek ve ona ait olmaktan hoşnut olmakta yattığını ifade eder. Sömürgecilik meditasyonla yenilmedi, köleliğin boyunduruğu pollyannacılığımız ile kalkmadı. Her birey, hem bireysel hem de daha büyük bir evrensel kimliğin parçası olarak, adaletsizliğe ve yolsuzluğa agresif bir şekilde meydan okuyarak önemli bir rol oynamalı. Bu insan varoluşununun yegane amacı olmalıdır.


Hesse’nin bu romanı, bireyleri sosyal iyileştirme mücadelesini pasif bir meditasyonla mücadele etmek yerine gerçek mücadeleye çağırır. Bir nevi teşvik eder. İnsan sadece kendisini değil toplumu, insanları hatta bütün dünyayı sahiplenmelidir. Dünya senden daha önemlidir. Bu derin ama kesin sonıca ulaşmanın yolu da çetin ve çetrefillidir. Ancak ulaştığında toprağın diğer kısmında bile huzurlu, rahat olabiliriz.


Yaşadığın toplumu sahiplenmek, içindeki ''Ben''i atmak, ve yukarıda desteklenen tüm düşünceler, Vietnamlıların, en gelişmiş silahlarla donanan, süper güç ABD'yi yenmesine kadar dayandırır tarihi. Eski Vietnam Başbakanı ''Ho Amca'' ''Vietnamlılar ölümden korkmadıkları için asla yenilmeyecekti'' demiştri. Vietnam bir bütün olarak bireysel bir egoyu çoktan aşmıştır. Adaletsizliğe ve yolsuzluğa meydan okumak ve herkesin sürdürülebilir ve adil bir yaşama kavuşması için, geleceğini inşa etmeye devam etmesi için ''Ben''i ortadan kaldırması ve ayağa kalkması gerekmektedir.

Kitabın bazı bölümlerinde inanılmaz derecede yoruldum, bırakmayı bile düşündüm. Ancak sabırlı olmakta fayda olduğunu bir kez daha gördüm :) Okuyunuz!
İlk defa okuduğum bir yazardı ve tek kelimeyle bayıldım diyebilirim. Kitapta ki olay o kadar güzel anlatılmış ki zevkle okudum ve hemen bitmesini ve sonunu görmek istedim.Kesinlikle tavsiye edeceğim bir kitap ilk sayfalarında acaba okumasam mı dedim ama bırakmadım devam ettim ve pişman olmadım. Bu kitapta ne olursa olsun kendi düşüncenin ve yapmak istediğin şeyin peşinden gitmen gerektiğini ve yaptığın şeylerin sonuçlarına katlanılması gerektiğini öğrendim. Ama sonuçlar ne olursa olsun ne kadar zor olursa olsun son anda aldığın huzuru hiçbirşeye değişilmeyeceğini öğrendim. Kitap bana çok şey kattı ve iyi ki okumuşum dediğim kitaplar arasında yerini aldı.
Bu kitap bana göre, şiirsel anlatımıyla Siddhartha'nın yolculuğu esnasında esen hafif ve ılık rüzgarın rolünü üstleniyor. Çünkü bir özel isim, bir şahıs olmaktan ziyade bir yolculuktur Siddhartha. Belki yolun kendisi, yolda karşılaşılan şeylerin tümüyle var olmuş bir bilgeliktir.

Bu yolculuk nasıl başladı? (spoiler içerir)

Babasının bir Brahman olmasının Siddhartha için yeterli olmamasıyla, kendisinin bir prens olmasının onu tatmin etmemesiyle, samana olmak, Buddha'nın öğrencisi olmak gibi birtakım kalıplara sığamamasıyla başladı. Bir hedefi vardı: Ben'ini yok etmek, özündeki hakikate erişmek. Bunun için de "hedeflediğim şey beni kendisine çeker. Ama eğer beni ondan alıkoyacak şeylerin ruhumdan içeri sızmasına izin vermezsem" dedi ve bütün bu tanımları reddererek düştü yoluna.

Hiçbir sürüye dahil olmadan yolda karşılaştığı tüm şeyler onun için potansiyel bir öğretmen oldu. Zamanın en büyük bilgesi olan Buddha'dan bir fahişeye kadar. Öte yandan diğer insanları "çocuk insan" ifadesi ile sıkça eleştirdi. Bunun sebebi ise insanların tüm dünyası onun için bir oyun, izlenen bir dans ve bir komedi mesabesinde olmasıydı.

Bekledi, düşündü, yol aldı...

Aradığı huzur ve hakikat dünyadan soyutlanıp bir rahip gibi yaşamakla bulunmayacaktı belki de. Benliğini alt etmesi, Siddhartha'dan kurtulması, günahlar işleyerek doğruların farkına varması, umudunu yitirip yeniden bulması ve kendi nirvanasına en aşağıdan yükselmesi gerekiyordu. İçindeki rahibi öldürmek ve kendisini yaratmak için bir zaman tıpkı "çocuk insanlar" gibi yaşadı. Güce, zevke, mülke sahip oldu. En aşağılarda ben'ini yok edip, en yükseklerde yeniden doğdu.

Yolculuğun sonunda ise doğadaki yansımasında Siddhartha'yı buldu, onunla konuştu ve hakikati arayan sorularına cevapları yeniden doğuşunda keşfetti.
BAZI KİTAPLAR ACELEYE GELMEZ.

Aldığım tavsiyeler doğrultusunda yavaş yavaş, sindire sindire okudum Siddhartha'yı.

Siddhartha, kendini arayışın, kendine yolculuğun hikayesidir. "Aman efendim bu da çok klişe bir cümle." dediğinizi duyar gibiyim. Ancak şunu belirteyim ki Hesse bu klişeyi gayet özgün bir hikayeyle anlatıyor.
Siddhartha aslında bir hint destanıdır. Destanda anlatılan Buda'nın adı Siddhartha'dır. Buda'nın kendine yolculuğunu anlatan Hesse, bir Hint kültürü portresi de çiziyor.

Kitabı okumadan önce az da olsa Budizm konusunda genel bir bilgi edinmeniz 'Siddhartha'yı daha anlaşılır ve daha anlamlı bir hale getirecektir.

Siddhartha'yla birlikte şöyle bir durup içinize baktığınızda; aklınızdaki dünyevi bir çok soruya yanıt bulabilir hatta yanıt olabilirsiniz.

Bu kitap, hayat yolculuğunuzda önemli bir viraj olabilir.

Keyifli okumalar.
Okuyucu kitabı bitirdikten sonra "vay be" dediyse o kitap başkaları tarafından keşfedilmeyi bekleyen bir cevherdir işte bu kitap o kitap.
Budizmin ortaya çıkışı,Buda nın hayatı,hayat felsefesi farklı bir pencereden dile getirilmiş ki kitap nobel ödüllü-1946
Resmi kayıtlara göre Gorlama Buda,M.Ö 563-483 yılları arasında Hindistan da yaşadığı tahmin edilen ruhani öğretmen ve Budizmin kurucusu
Budizm ise Dünyanın 4.en çok üyesi bulunan dinidir 3.Hinduzim 2.İslam 1.Hristiyanlıktır.
Bana göre Budizm; insanın kendini keşfetmesi, anlam arayışı ile ortaya çıkan bir din.
Fark ettim ki insan topluluğu olarak bir şeyleri keşfedince onu isimlendirmeyi seviyoruz böylece daha kolay sınıflara ayırıp ihtiyacımız olduğunda elimizin altında hazır bulundurmak işimize geliyor
Gerek var mıydı? Bilmiyorum.
İnsanın kendini keşfetmesi için bir dine ihtiyaç duyması gerektiğini düşünmüyorum belki o bir araç olabilir ama amaç olmamalı
Bir yolculuk düşünün ki bugün sizi sıcak yuvanizdan kopartıp cebinizde beş kuruş olmadan ,karnınız belki aç belkide açıkmak üzere ve üzerinizde sadece namahrem yerlerinizi örtecek bir bez parçası,ormanın içinde vahşi hayvanlarla yaşamak,ağzına tek lokma et dahi almayıp veganlığı benimseyen biri olarak hayatınızı idam edeceğinizi söyleseler biliyorum kulağa tam bir survivor gibi geliyor ama vaktin birinde başka bir kıtada bu şekilde yaşayan insanlar varmış gel zaman git zaman bu insanlar nefislerine hakim olmayı,oruc tutmayı,beş kuruş için dilenmeyi,ihtiyacı olanlara yardım etmeyi ve kendilerini gerçek mutluluğu bulmaya adamışlar.
Bu uğurda ailelerinden vagecmisler oğul olmaktan,baba olmaktan daha en başında reddetmisler ve daha nicelerinden.
Evet belki bizim göremediğimizi gördüler hissedemedigimizi hissettiler,kulakları kendi iç sesleriyle şenlendi. Peki şu kısacık hayatta bu eziyet niye?
Neden hayatı olduğu gibi kabul etmiyoruz?
Neden her şeyde ve her yerde bir anlam arıyoruz?
Gerçekten insan olarak bukadar mi kaybolduk,bu kadar mı çaresiziz? Yoksa birşeylere bağlanıp sahip olunca mutlu mu oluyoruz yoksa kendimizi kandırıyoruz?
Mutluluk insanın içindedir onun için yolculuğa çıkamaya gerek yok,mutluysan mutlusundur bir sebep olmasına gerek yoktur.Üzgunsende ,üzgünsündür içinden ağlamak geliyorsa bırak ağla çünkü hayat iyisiyle kötüsüyle var onu ve kendini olduğu gibi kabul et ve sev.
Asıl mesele sevmek asıl mesele sırf gülü dikeni var diye onu sevmiyorsan ve mutsuz oluyorsan bu gülün suçu değil,senin suçundur.
Hayat güllerin dikenleriyle birlikte olduğu bir yer ona kucak aç ve onunla bütünleş.
Sevmeyi öğrenmek hayattaki en güzel öğretmendir.
Not:Ateist değilim.
Siddhartha, anlaşılması en az Siddhartha kelimesinin yazımı kadar zor bir eser. Net bir başlangıcı ve net bir bitişi yok. Olaylar birbirinden fazlasıyla kopuk. Eseri hiç okumamış ve okumayı düşünmeyen biri için yukarıda yazdığım olay örgüsü fazlaca saçma ve kopuk gelebilir ama yazar bu eserde olayları anlatma, mantıksal bir tutarlılık içinde sıralama kaygısı gütmemiş. Yazar, bireyin benliği, iç dünyası ve süregelen bu insani arayış hakkında önemli dersler vermeyi amaçlamış. "
“Hep böyle durup bekleyecek misin sabah olana kadar, öğle olana kadar, akşam olana kadar?”
“Hep böyle durup bekleyeceğim.”
“Yorulacaksın, Siddhartha.”
“Yorulacağım.”
“Uyuyakalacaksın, Siddhartha.”
“Uyumayacağım.”
“Öleceksin, Siddhartha.”
“Öleceğim.”
Hermann Hesse
Sayfa 13 - Can Yayınları, epub
"Yazmak iyidir, ama düşünmek daha iyi; akıllılık iyidir, ama sabretmek daha iyi."
Yumuşak sertten güçlüdür, su kayadan güçlüdür, sevgi zorbalıktan güçlüdür.
Hermann Hesse
Sayfa 118 - Can Yayınları
Ne var ki, sözcüklerin renkleri yok, kenarları köşeleri yoktur, bir korkudan, bir tattan yoksunlar. Senin huzura kavuşmanı engelleyen de budur belki, o pek çok sözdür belki.
Hermann Hesse
Sayfa 142 - Can yayınları
Ölümlüdür görüntüler dünyası, ölümlü, son derece ölümlüdür giysilerimiz, saçlarımız, vücudumuzun kendisi ayrıca.
Hermann Hesse
Sayfa 95 - Can Yayınları
Anlamını çıkarmak istediği bir yazıyı okuyan biri, işaretleri ve harfleri küçümsemez, yanılsama, rastlantı ve değersiz bir kabuk diye bakmayıp okur, inceler ve sever onları, her harf karşısında böyle davranır.
Hermann Hesse
Sayfa 48 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Siddhartha
Baskı tarihi:
Ocak 2014
Sayfa sayısı:
148
ISBN:
9789750719394
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Siddartha
Çeviri:
Kâmuran Şipal
Yayınevi:
Can Yayınları
"Genel olarak herkesçe kabullenilmiş Buddha imgesini aşan bir Buddha yaratmak, daha önce eşine rastlanmamış, büyük bir başarıdır. Siddhartha, benim gözümde, Kutsal Kitaptan kat kat üstün bir ilaçtır..." 20. yüzyılın en büyük romancılarından Henry Millera bu sözleri söyleten Siddhartha, 1946 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Alman yazar Hermann Hessenin baş­yapıtıdır. I. Dünya Savaşını izleyen yıllarda insanları yaşamlarını yeniden kurmaya çağıran, Doğu gizemciliğini yücelten Siddhartha, kuşaklar boyunca nerdeyse bir "kutsal kitap" gibi okunmuştur. Siddharthada Buddhanın yaşamının ilk yıllarını şiirsel bir üslupla anlatan Hesse, insanın öz benliğini bularak uygarlığın yerleşik biçimlerinden kurtulmaya çalışmasını işler. "Bu kitapta," der, "tüm dinlerde, insanların benimsediği tüm inanış biçimlerinde ortak olan yanı, tüm ulusal ayrımları aşan, tüm ırkların, tüm bireylerin benimseyebileceği şeyi yakalamaya çalıştım."

"Genel olarak herkesçe kabul edilen Buddha imgesini aşan bir Buddha yaratmak, daha önce eşine rastlanmamış büyük bir başarıdır.Benim gözümde Siddhartha, Kutsal Kitap'tan kat kat üstün bir ilaçtır." Henry Miller

Kitabı okuyanlar 2.596 okur

  • Anksiyete
  • BilgeSevgi
  • Muhammet Çiftci
  • Helin Hantaş
  • İbrahim Abanoz
  • Rolf Taika
  • Emir
  • Batuhan
  • Efe
  • Nuray Çimen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.9
14-17 Yaş
%3.4
18-24 Yaş
%21.5
25-34 Yaş
%34.8
35-44 Yaş
%23
45-54 Yaş
%7.2
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.2
Erkek
%39.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.1 (273)
9
%25.8 (260)
8
%26.4 (266)
7
%13.1 (132)
6
%4.8 (48)
5
%1.3 (13)
4
%0.8 (8)
3
%0.4 (4)
2
%0.1 (1)
1
%0.3 (3)

Kitabın sıralamaları