Demian Emil Sinclair'in Gençliğinin Öyküsü

8,6/10  (50 Oy) · 
116 okunma  · 
39 beğeni  · 
1.786 gösterim
On yaşındaki Latince öğrencisi Emil Sinclair, güvenceli aile ortamının dışında sert ve acımasız bir dünya olduğunu erken fark eder. Kendini bulma yolundaki delikanlı, din ve ahlâk gibi artık inanamadığı kalıplarla birlikte baba evinden de kopar. Küçük yalanlar ve hırsızlıklarla beslenen yaşantılarında, sağlam çocuk dünyasının çöktüğünü görür. Onu bu acılardan kurtaracak olan kişi, okula yeni gelen bir başka öğrenci: Max Demian'dır. Demian, Sinclair'in yaşamını yönlendiren, etkileyen baş kişi olur. Tanıştığı ve tanıdığı insanlar, Sinclair'in kendini ve benliğini bulma yolunda birer kilometre taşıdır. Hermann Hesse'nin öteki romanlarından ayrılan bir yanı var Demian'ın: Bir gençlik ve öğrencilik romanı olan Demian, yazarın o dönemdeki korkularını ve sorunlarını tümüyle yansıtıyor. Hesse'nin meslek sorunlarının yanına kişisel sorunları da katılıyor: Babasının ölümü, en küçük oğlu Martin'in tehlikeli bir hastalığa yakalanması ve karısının, onu hastanelerde tedavi görmeye zorlayan ve git gide ciddileşen ruhsal bozukluğu. Hesse'nin acılarla yoğrulan bu dönemi hayatında büyük değişimlere yol açtı. Ruhsal çöküntüsüyle, ancak doktor yardımıyla baş edebildi. Bu sorunlu dönemin meyvesi ise Demian oldu. Birkaç ay içinde bitirdiği romanını Emil Sinclair adı altında yayınevine yolladı, ancak İsviçreli bu genç, ama hasta yazarı desteklediğini söyledi. Gerçek kimliğini kitabın daha sonraki baskılarında açıkladı.
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2012
  • Sayfa Sayısı:
    211
  • ISBN:
    9789750703195
  • Çeviri:
    Kamuran Şipal
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
sezen 
 19 May 23:52 · Kitabı okudu · 8 günde · Puan vermedi

Hugo Ball, Hermann Hesse için, “Romantizmin ihtişamlı ordusunun son şövalyesi” der. Bu tespitin önünde saygıyla eğiliyorum.
En güzel okumalarımdan biri oldu “Demian”. Bazen Side’nin yıldızlı gecelerinde kumsalda, bazen Manavgat Şelalesi’nin kenarında çay içerken, bazen dönüş yolunda bulutların arasındayken… Tüm bu mekanlardan ve zamandan bağımsız olarak Hesse beni adeta bağladı romana. Bundan evvel “Siddarta” ve “Narziss ve Goldmund”u okuduğum için artık şunu rahatça söyleyebilirim: Onun eserlerinde dostluğa ve onun geliştirici özelliğine övgü vardır. Siddartha romanında nasıl ki kayıkçı Vasudeva var, Goldmund’un yanında nasıl ki tam zıttı Narziss var, işte bu romanda da Emil Sinclair’in kendisini bulmasını sağlayan dostu Max Demian var. Hesse’yi okurken hem büyülendim onunla, hem de kavga ettim. Kıyasıya eleştirsem de, asla toptan reddetmedim. Belki o da benim içimde kalan, bir yanı çekinik tarafımdır ve kızgınlığım bundandır, kendi deyişiyle.
Emil Sinclair 10-11 yaşlarında, hep bir huzursuzluk içinde, aklı biraz da beş karış havada diye tabir edilen, burjuva ve geleneksel dindar bir ailede yetişen bir çocuktur. Bir yalnızlık içinde günler günleri kovalarken, Demian ile tanışır. Yaşça kendinden büyük, yakışıklı ve değişik bir delikanlıdır Demian. Aralarında değişik bir dostluk gelişir ancak Sinclair bir türlü Demian’ı kabul edemez başlarda. Çünkü Demian soru ve yorumlarıyla onun kutsal saydığı her şeye bir meydan okuma halindedir. Habil ile Kabil mevzusunda, Kabil’i savunur örneğin. Kendisinin içine doğup, sorgulamadan kabul ettiği ne varsa Demian tarafından yerle bir edilir. Sonraları ayrılıklar yaşasalarda, Sinclair Demian’ın etkisinden asla sıyrılamaz. Demian ona “ABRAXAS” dan bahseder. İçindeki tanrısallık ancak şeytanla mümkündür. Şeytanla barışmış bir Tanrı… Kendi arzularıyla barışan ve bunu bastırmayan bir insan kendini gerçekleştirebilir. Daha sonra Demian’ın rolünü Pistorius devralır. “Polaritat” yani kutupluluk onun eserlerinde çok değerli bir kavramdır. Her şey zıddıyla vardır ve hazla acı her zaman içiçedir. Burada adı Abraxas olan tanrısallık, Narziss ve Goldmund romanında kendini daha farklı şekillerde sezdirir. Sevişirken kadın yüzündeki acılı kasılmaya ve ardından tatminle beraber gelen mutluluk-esrime mimiklerine odaklanır mesela. Doğuma tanık olur Goldmund ve bu acılı kasılma ama mutlu esrime-gevşeme ile son bulan acı-haz ilkesini irdeler. İyinin içinde kötü, kötünün içinde iyi bulunduğunu söyleyerek, kadim Uzakdoğu felsefesine göndermede bulunur. İki dünya savaşını da gören yazarın gözünde tüm değerler, gelenekler yıkılmış, hayatı birbiriyle bağdaşmayan kutuplar halinde görme eğilimine girmiştir.
Hesse’nin eserlerini tam olarak kavrayabilmek için hayatı hakkında fikir sahibi olmak oldukça önemlidir. Çünkü o bilinçli bir şekilde, otobiyografik unsurları eserlerine adapte eder. Ona göre tüm eserleri birer ruh biyografisi ve tüm karakterleri kendisinin değişik varyantlarıdır. Kendini yiyip bitiren, hatta mahveden hakikat arayışı tüm eserlerinde göze çarpar..Birkaç örnekle açıklamaya çalışacağım. Bu romanda Demian ve annesi Bayn Eva’nın evinden bahsederken, eve girip çıkan insanlar ve konuşulanlar tasvir edilirken, aslında yazar kendi çocukluğundaki gibi bir ev ortamını anlatmıştır. Basel misyoner teşkilatında çalışan ailesinin evini anlatırken onu İncil’in, Hint filolojisinin, müziğin, resmin, Buda’nın oluşturduğunu söyler: “Bu evde bir çok dünyaların ışınları kesişiyordu. Burda ibadet ediliyor, İncil okunuyor, burda incelemelerde bulunuluyor, burada kaliteli müzik yapılıyor. Buda ve Lao Tse tanınıyordu. Çeşitli ülkelerden birçok misafir geliyordu: Giysilerinde yabancı diyarların havası vardı, ellerinde acayip deri va hasır örgü bavulları, seslerinde yabancı dillerin aksanları. Burada yoksullar doyurulur, bayramlar kutlanırdı. Bilimle masal yanyana yaşardı. “
Annesinin hatıra defteri Hesse’nin hassas ve zeki bir çocuk olduğuna dair notlarla doludur. Ancak okulda oldukça başarısız ve problemlidir. Tıpkı Narziss ve Goldmund romanında olduğu gibi, Demian’da da Emil Sinclair karakteri kendi “başarısız” öğrencilik hayatını tasvir eder ve ikisinde de kendi hayatında olduğu gibi Yunanca, Latince merakı yoğundur. “ O dili para kazanmak ya da dünyayı gezmek için değil, Sokrates’le Platon’la Homeros’la tanışmak için öğreniyorduk.” diyor Hermann Hesse.
Tıpkı Emil Sinclair, Siddartha ve Goldmund gibi kendisi de baba ocağına küçük yaşta başkaldırmış ve ailenin geleneksel, kısıtlayıcı etkilerinden kurtulup, kendi yolunu çizmek, “yazgısını bulmak” için başka yollar seçmiştir. 1895 yılında Tübingen’e bir üniversite öğrencisi olarak değil, kitapçı çırağı olarak gelir. En büyük ilgisi ise Johann Wolfgang von Goethe’ye karşıdır. Okumak onun maddi ve manevi olarak gömüldüğü bir dünyadır, geçmişin muhteşem zekalarıyla konuşabilmenin tek yolu okumaktır.
Değerli Profesör Gürsel Aytaç’ın “ Çağdaş Alman Edebiyatı” kitabındaki cümleyi aynen aktarıyorum:
“Hesse hayatının son yıllarında, kendi gelişimi ve sanatında etkisini sürdüren üç unsur olduğunu itiraf etmiştir: Baba ocağının milliyetçi olmayan Hıristiyan ruhu (der christliche und nahezu völlig unnationalistische Geist des elterlichen Hauses), Çin büyüklerinin eserleri ( die Lektüre der grossen Chinesen) ve çok saydığı tarihçi Jacob Burchardt’ın etkisi.”
Hermann Hesse Neu-Romantik dönemin en önemli temsilcilerinden biridir. Tarihi motiflerin, rüya aleminin, efsane ve mitosların yeniden edebiyata sokulması yeni romantiklerin özelliğidir. Çarpıcı tabiat tasvirleri, geçmiş zaman özellikle ortaçağa özlem, sarhoşluk ve esriklik hali, gezgin ve maceracı Alman ruhunun eserlere adapte edilmesini Hesse’nin de pek çok eserinde görebiliriz.
Demian romanı onun Psikanaliz tedavisi sonrası yazdığı ilk romandır ve bu etki eserde yoğun hissedilir. Rüyaların Simgesel boyutunu, mitosları ve kendini arayışı, kendi romantizmini psikanizmle birleştirerek adeta yeni bir üslup da edinmiş olduğunu düşünüyorum.
Benliğinden sıyrılma, Tanrı’yla bir olma ideali tüm mistik inanışlarda ve ortaçağ Hıristiyan mistisizminde olsa da, Hesse herhangi bir din ya da mezhebi tarif etmez. Zaten geleneksel din anlayışı onundin algısına da terstir aslında. Ömür boyu pek çok dini, inanışı incelemesi de bundandır. Demian romanında her ne kadar Hırıistiyan okulunda vs. okusalarda, böyle bir misyonerlik ve doğru vurgusu göze çarpmaz. Kendisini arayan kişilerin, dünyanın bir yerlerinde, alınlarında o “nişan”ı taşıdığını söyler. Demian, Kabil, Pistorius, Sinclair, Bayan Eva… bu nişana sahip kişilerdir ve yolları er ya da geç kesişir. Hesse’nin bu romanında “kendini gerçekleştirme”, “kader” kavramına bağlanır ve bu ünlü romantik Novalis’in dizeleriyle vücut bulur eserde. Kader ve kendini bulma, üstinsana özlem ve mistik bir nihilizm, kendini bulmaya çalışan Sinclair karakterinde somutlanır.
Hesse’nin eserlerinde arka planda çoğunlukla bir “dişi öz” dikkati çeker. Bu aynı zamanda anne, tanrıça, sevgili ve fahişe olabilir. Goldmund nasıl ki, yaptığı her heykelde aslında annesini yani dişi özü bulmaya çalışıyorsa, Sinclair için de tüm kapılar Eva’ya çıkmaktadır. Belki de Eva isminin seçimi bir tesadüf değildir. İlk kadın yani Havva… Dişi öz onu çekse de, ona asla sahip olamaz.
Hesse’nin kitlelere ait olan her şeye karşı, kollektifleşmeye karşı bir zıt tavrı var. Bu durum gerek Demian, gerek Pistorius ağzından eser boyunca vurgulanıyor. Hesse savaşın sebep olduğu karışıklık karşısında sanatçıların sosyal ya da politik bir sorumluluğu olması gerektiğine karşı çıkar. Bu açıdan bu durum onu Brecht ya da Heinrich Mann gibi çağdaşlarından ayırır. Aklı başında her insanın yapacağı tek işin kendini aramak olduğunu, onun dışında her şeyin gereksiz ve saçma olduğunu söyler. Eserlerindeki karakterler zaten kendinin farklı çeşitlemesi olduğu için, bu durum tüm eserlerinde göze çarpar. Hesse kendisi burjuva bir yaşam tarzına sahip, aydın bir insan olarak dünyayı gezebilecek imkana sahip, eserleri orijinalinden okuyacak kadar entelektüel düzeyi yüksek, bunalıma girdiğinde çağın en önde gelen psikanalistiyle görüşmeler yapabilecek kadar imkana sahip biri. Herkesin kendini bulabilmek için böyle bir imkanı var mı? Şu an oy kullanabilememiz bize normal gibi görünse de, bu uğurda pek çok kan döküldü. Şu an kölelik yoksa (şekil değiştirdi gerçi) bunu köleliği reddedenlere borçluyuz, bugün günde sekiz saat çalışıyorsak bunu bu mücadeleyi veren insanlara borçluyuz… Hesse’nin bende eksik kalan noktası insanları kendisiyle eşit pozisyonlarda görmesi. Aşırı mistik ve kaderci görüşü, pasifist tavrı, neden-sonuç ilişkisinden uzak, toplumla üretim ilişkileri bağlamında olmayan karakterleri bana bu anlamda yavan göründü. Kendini toplumdan ve tarihten bağımsız bir özne olarak konumlandırmak mümkün mü? Biz kimiz? Bizden öncekilerin inşa ettiği değerler üzerinden sentezleme yapmadan, onları yok sayarak bulabilir miyiz kendimizi?İlk insan gibi davranmak mümkün mü? Bu sorular böyle uzar gider. Ancak Hesse benim için yine de çok büyük bir sanatçıdır .Düşünmeye iten, sizlere akşamın bir saati bunları yazmaya iten bu sanatçıyı hepinizin tanımasını dilerim.
Birkaç eserini daha okuduktan sonra, ustalık eseri olan “Boncuk Oyunu” romanını okuyacağım. Hepinize iyi okumalar dilerim. İyi geceler.

btuncer1907 
30 Mar 2015 · Kitabı okudu · 313 günde · 8/10 puan

Her insan yaşamı, onu kendine götüren bir yoldur, bir yol denemesi, bir yol taslağıdır. Hiçbir insan yüzde yüz kendisi olamamıştır ama yine de herkese gücü yettiğince ilerler bu yolda, kimi biraz daha gözü acık, kimi biraz daha gözü kapalı.

Demian, Hermann Hesse (Sayfa 10)

Önceden okuduğum bu Demian isimli kitapta, Hermann Hesse yine "kendinden" bir karakterle yola çıkıyor ve soruyor, sorguluyor. Hem aydınlık hem de karanlık bir dünyada yaşıyor.
Tanrı sadece güzelliklere mi sahip çıkar? Ya kötülüklükler, insanı yiyip bitiren hesaplar.... İnsan mükemmel mi? Doğası gereği insan, temiz olanı sevdiği gibi, kirli olanları da seviyor! Şeytan da melek de insanın içinde...

İşte kitapta, baş karakterimiz olan Sinclair'in , çocukluk ve delikanlıklık dönemleri, arayışları anlatılmış. Sinclair, hem sıcak ve güvenilir bir ev ortamında, ailesiyle birlikteki huzurlu yaşamını özlüyor hem de farklı zevkler tadmak ve yeni insanlar tanımak istiyor.
Manevi anlamda ailesinden ve okulundan öğrendiği tüm bilgilere, inançlara gün geliyor, Demian ile tanışmasıyla , şüphe ile yaklaşmaya başlıyor! Ya diyor, aslında öyle değil de böyleyse...

Kitap gerçekten çok etkileyiciydi. Kendi halinde yaşayan insanların bile, yaşamlarında alışa geldikleri , saygı ve minnet gibi güzel erdemlerle çatışma durumuna girmekten yakalarını kurtaramadıklarını gösteriyordu.

Hermann Hesse hayatıma girdi gireli farklı düşünmeye başladım. Bu kitabı da çok güzeldi, her kitabı gibi. Sayfa sayısının az olmasına bakmayın, her bir sayfasında ayrı bir lezzet bulacaksınız.

ihtiyar 
29 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 8/10 puan

Sürükleyici, akıcı bir roman, hayatta tesadüf sandığınız şeylerin tesadüf olmadığını anlayacaksınız. Kesinlikle etkisi altında kalacaksınız.

Zehra 
20 Şub 23:00 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ilk okuduğum kitap olduğu için benim için yeri hep ayrıdır.Ilk elime aldığımda kapağından etkilenmiştim.Abimin önerisiyle okudum.Bittiğinde beni derinden sarsmıştı.Hala unutamam o anki düşüncelerimi.Kitap okumayı bana sevdiren kitap olduğu için sizin de okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Ulaş Can Kılıç 
27 Nis 17:13 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Kitap mükemmel. Her sayfasından ve her bölümünden ayrı bir bilgi edinebilir , farklı dersler çıkartabilirsiniz. Kesinlikle okumalisiniz ve hayata bakış açınız bile değişebilir.

Selin Durmaz 
24 Ara 2016 · Kitabı okudu · 43 günde · 10/10 puan

Kitap kolay anlaşılan bir kitap değil. Hele benim gibi uzun aralarla okursanız daha da zor. Çünkü yazarın anlatımı fazlasıyla mecaz içeriyor. Ama yine de kitabı beğendiğimi söyleyeceğim. Bu kuytu da kalmış kitabı kimse okumayı düşünmemiştir. Ancak okumanızı gerçekten tavsiye ederim.

CaNSeL 1⃣ 9⃣ 0⃣ 7⃣ KIRAÇ 
25 Şub 23:17 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

#kitapyorum

kitap kesinlikle bugüne kadar okuduğum en güzel kitaplar arasın da yerini aldı. yazar bu kitabın da eric sinclair takma adıyla kendi gençlik dönemini ve yaşadığı sıkıntılarını anlatıyor. kitap üzeriniz de öyle bir etki bırakıyor ki bakış aciniz degisiyor. yazarı çok geç tanıdım ama iyi ki tanıdım diyorum. adam tanrısallığı en somut, en anlaşılır şekil de anlatmış arkadaşım. tavsiye ediyormuyum kesinlikle gözüm kapalı tavsiye ederim okumanızı. 10 üzerinden 10 puanı hakedecek bir kitap

utku köker 
19 Mar 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Eserin ismi bazında, yazarın kişisel olarak büyük bir sarsıntı geçirdiği dönem bazında (nedeniyle birlikte), Abraxas, Jung (özellikle kırmızı kitap üzerine) ve diğer pek çok yardımcı öğe özelinde incelemelere tabi tutulmak zorunda olan bir kitap. Çok fazla öğenin kalın olmayan bir kitapta harmanlanması okur için keyifli ve sıkıntılı bir durum oluşturur. Keyiflidir, çünkü çok olayı kısa bir kitapta sıkmadan okursunuz; sıkıntılıdır, zira bu olayların akışlına kapılıp alt metinler ıskalanabilir. Bu tuzaklara düşmeden bahsedebildiğim ve unuttuğum pek çok saklanmış unsur keşfedilerek yapılacak okumalar kitaba zenginlik katacaktır. Son olarak; kitap Sidarta ile birlikte incelenirse daha sağlıklı bir analiz gerçekleştirilebilir.

2 /

Kitaptan 53 Alıntı

Kendi kafasıyla düşünemeyecek ve kendi kendisinin yargıcı olamayacak kadar rahatını sevenler, yasaklara olduğu gibi boyun eğerler.

Demian, Hermann HesseDemian, Hermann Hesse

“Sevgi, kendi içinde bir kesinliğe, bir olgunluğa ulaşacak gücü barındırabilmelidir. İşte o zaman çekilmekten kurtulur, kendisine doğru çeker karşısındakini.”

Demian, Hermann HesseDemian, Hermann Hesse
mehmet pak 
09 Nis 20:07 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hiçbir şeyden korkmamalı , içimizdeki ruhun özlediği hiçbir şeye yasak gözle bakmamalıyız.

Demian, Hermann Hesse (Sayfa 138 - Can Yayınları)Demian, Hermann Hesse (Sayfa 138 - Can Yayınları)
Özge (kitabihayal) 
25 Eyl 2014 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Beraberlik adı altında gözlemlenen şey, bir sürü oluşumudur yalnız. İnsanlar birbirlerine kaçıp sığınıyorlarsa, birbirlerinden korktukları içindir."

Demian, Hermann HesseDemian, Hermann Hesse

Biz bir insandan nefret ettiğimizde, kendi içimizde yuvalanıp bu insanın görüntüsüyle karşımıza çıkan birinden nefret ederiz. Bizim kendi içimizde olmayan şey, bizi kızdırmaz.

Demian, Hermann HesseDemian, Hermann Hesse
sezen 
19 May 21:34 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"Kendi kafasıyla düşünemeyecek ve kendi kendisinin yargıcı olamayacak kadar rahatını sevenler,yasaklara olduğu gibi boyun eğerler.Böylelerinin işi kolaydır.Ötekiler ise yasaklarını kendi içlerinde hissederler.öyle olur ki;her dürüst insanın Allahın günü yapabildiği şeyler yasaktır böyleleri için;öte yandan yasaklanmış şeyleri yasak saymazlar.Herkes kendi işini kendisi görmek zorundadır."

Demian, Hermann HesseDemian, Hermann Hesse
mehmet pak 
09 Nis 23:19 · Kitabı okudu · Puan vermedi

'' Düş güzel , '' dedi usulca . '' Onu gerçekleştirmeye bakın. ''

Demian, Hermann Hesse (Sayfa 183 - Can Yayınları)Demian, Hermann Hesse (Sayfa 183 - Can Yayınları)
mehmet pak 
02 Nis 21:05 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Her insanın yaşamı , onu kendine götüren bir yoldur, bir yol denemesi , bir yol taslağıdır. Hiçbir insan yüzde yüz kendisi olamamıştır , ama yine de herkes gücü yettiğince ilerler bu yolda ,kimi biraz daha gözü açık kimi biraz daha gözü kapalı. Herkes kendi doğumuna ilişkin artıkları ,bir ilkçağ dünyasının sümüksü cismini ve yumurta kabuklarını sonuna dek sürükleyip götürür kendisiyle. Kimileri vardır , hiçbir vakit insan aşamasına erişemez ; kurbağa olarak , kertenkele olarak , karınca olarak kalır. Kimileri de vücutlarının belden yukarısıyla insan , belden aşağısıyla balıktır. Ama her biri doğanın insan doğrultusunda bir yaratısıdır. Çıkıp geldikleri kaynak ise ortaktır hepsinde ; anneler. Hepimiz aynı derinlikten çıkıp geliriz , ama bir taslak , derinliklerden çıkıp gelen bir yaratık olarak her birimiz kendi öz amacımıza varmak için uğraşıp didiniriz. Birbirimizi anlayabiliriz , ama kendimizi ancak kendimiz açıklayıp yorumlayabiliriz.

Demian, Hermann Hesse (Sayfa 14 - Can Yayınları)Demian, Hermann Hesse (Sayfa 14 - Can Yayınları)
Seyid Ahmet GÜLTEKİN 
15 May 16:13 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

“Kavuşma diye bir şey yoktur,” dedi nazikçe. “Ama dost yolların birbirine kavuştuğu yerde, bütün dünya insanın gözüne vatan gibi görünür.”

Demian, Hermann Hesse (Sayfa 170 - Can Yayınları)Demian, Hermann Hesse (Sayfa 170 - Can Yayınları)
Seyid Ahmet GÜLTEKİN 
15 May 13:06 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bir insanın kimseden korkması gerekmez. İnsan birinden korkuyorsa, o kimsenin kendi üzerinde söz sahibi olmasına izin vermiş demektir. Örneğin kötü bir şey yapmışsındır, korktuğun kimse de bunu bilmektedir; o zaman senin üzerinde o kimse söz sahibi olur.

Demian, Hermann Hesse (Sayfa 54 - Can Yayınları)Demian, Hermann Hesse (Sayfa 54 - Can Yayınları)

Kitapla ilgili 1 Haber

1000Kitap 2.Bursa Buluşması
1000Kitap 2.Bursa Buluşması 1000Kitap Bursa üyeleri olarak 2.buluşmamızı yaptık,çoooook keyifli geçen buluşmamızda katılım oldukça güzeldi.