Cevdet Bey ve Oğulları

·
Okunma
·
Beğeni
·
11743
Gösterim
Adı:
Cevdet Bey ve Oğulları
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
594
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826313
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Orhan Pamuk'a ilk ününü getiren bu büyük roman İstanbullu bir ailenin yetmiş yıllık serüvenini hikâye ediyor. Yazarın "Ülke, Aile, Roman" üzerine sonsözüyle...

Nişantaşlı bir ailenin 20. yüzyılın başından itibaren üç kuşak boyunca serüvenlerini anlatan bu kitap ev içlerinin renklerini, zamanın akışını, günlük sıradan konuşmaları akılda yer eden kahramanlar aracılığıyla saptarken, okura geleneksel romandan alınacak hazları bütünüyle veriyor. Abdülhamit döneminin son yıllarında, İstanbul'un ilk Müslüman tüccarlarından küçük dükkân sahibi Cevdet Bey'in tutkusu, hem işlerini büyütmek, zenginleştirmektir hem de "Batılı anlamda" çağdaş, modern bir aile kurmak. Kökü taşraya uzanan geleneksel ailesini bir yana bırakarak bu isteklerini gerçekleştirmeye girişen Cevdet Bey'in ve oğullarının hikâyesi, bir anlamda modernleşme uğraşı içindeki Türkiye Cumhuriyeti'nin özel hayatının da hikâyesidir. Ev içlerinin, yeni apartman hayatının, Batılılaşan büyük ailelerin, Beyoğlu'na çıkıp alışveriş etmelerin, radyo dinlenen pazar öğleden sonralarının dikkat ve sevgiyle anlatıldığı bu panoramik roman, Orhan Pamuk'a hak ettiği ünü getiren olgun bir ilk kitaptır.

"Pamuk adeta okurun elinden tutup onu kendi dünyasında dolaştırıyor, birbirinin içine geçen sahnelerle, karşılaşmalarla ve konuşmalarla her şeyi en ince ayrıntısına kadar çözümlüyor."
-Frankfurter Allgemeine-
644 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Thomas Mann ile tanişma kitabım olacak
olan Buddenbrooklar'ı okumaya karar verince Orhan Pamuk'un bu kitaptan etkilenerek
Cevdet Bey ve Oğulları'nı yazdığını
öğrendim ve iki kitabı peş peşe okumaya
karar verdim.Cevdet Bey ile Oğulları'nı
yaklaşık on yıl sonra ikinci kez okuyuşum oldu.


Buddenbrooklar bitince kendimce bazı
sebeplerden ötürü Cevdet Bey ile Oğulları'nı
daha çok seveceğimi sanmıştım.Yanılmışım.
Bu incelemede iki eseri kendi fikirlerime göre karşılaştırmak istiyorum.

Benzerlikleri:

Iki yazarın da ilk eseri.İki yazar da yaklaşik
25 yaşlarında yazmış.İki yazar da edebiyat
çevrelerine göre bu eserlerden sonra daha
başarılı eserler yazmışlar.İki roman da
yaklaşık 60-70 yıllık bir zaman diliminde
geçiyor ve bir ailenin 3-4 kuşağını anlatıyor.İki romanda da birinci katmanda kisiler;
ikinci katmanda siyasi ve sosyal unsurlarıyla
değişen toplum anlatılmakta.
Buddenbooklarlar'da Meng Caddesi'ndeki
ev; Cevdet Bey ve Oğulları'nda ise Nişantaşı'daki konak aileyi bir arada tutan
bir simge adeta canlı bir karekter gibi.
İki eserde bir ailenin parçalanmasını daha
doğrusu savruluşunu anlatıyor.

İste benim Buddenbrookları daha başarılı bulmam da buradan başlıyor.Kitabın alt metni
"Bir Ailenin Çöküşü". Ama bu çöküş öyle
pek de tantanalı olmuyor romanda. O kadar
doğal anlatılıyor ki sanki olması gereken
"oymuş" gibi. Hiçbir sebep bize sıralanmıyor,
hissettiriliyor sadece. "Evet toplumsal normlar
değişiyor, bireysellik ön plana çıkıyor ve
herkes farklı bir karaktere sahip oldugu için
aileyi bir arada tutmak güçleşiyor" diye
düşünüyoruz. Tabi dağılmayı hızlandıran
ölüm,evlilik gibi doğal sebepler de var ama
bu konular da hayatın bir gerçeği olarak işlendiğinden asıl sebep gibi gözükmüyor
gözümüze.

Hoşuma giden başka bir şey ise Thomas
Mann'in burjuvazinin kokuşmuş zihniyeti
ile alttan dalga geçişi oldu.Bunu da açık açık değil hissettirerek yapıyor.

Kitapta dikkatimi çeken bir bölüm vardı:
Tony Buddenbrook ikinci eşiyle evlenip
Hamburg'ta yaşamıştı bir süre.Buradaki
mutsuzluğunu açıklarken "Benim orada bir
"Buddenbrook "olmamı hiç kimse önemsiyor
diye yakınıyordu. Bir Buddenbrook olmayınca
Tony için hayatin anlami da kalmiyor tabi.
Hiçbir özelliği olmadan sadece soylu olduğu
için saygı beklemek.Bunu bulamayınca da
buhranlar geçirmek... Zaten ben yazarın saf kalpli ve iyi niyetli gibi gösterilen Tony
karakteri üzerinden sığ insanlarla dalga
geçtiğini düşündüm hep.


Romanda beklentimi karşılamayan bir konu:
Karakterlerin iç dünyasını,psikolojik durumlarını az görüşümüz.Sonlara doğru
Thomas ile Hanno'nun sıkıntılarını kendi
zihinlerinden okuyoruz.Bu durum çok hoşuma gitti.Keşke diğer kahramanları özellikle
kadınları da bu şekilde okuyabilseydik.


Mesela Gerda Buddenbrook çok ilgi çekici
bir karekterdi.Gösterişi sevmeyen, çevresindeki insanlardan hoşlanmayan,
müziği kendine zırh yapmış bir kadın.
Gerda anlatılırken müzigin (özellikle Wagner) bir "ligt motif" olarak işlenmesi de ayrıca hoşuma gitti.Güzel,soylu ve ahlaklı! olmanin kadınlar içinyeterli olduğu bir çağda sanatçı ruhlu bir kadındı.Keske daha iyi tanısaydık. Eşi Thomas bir keresinde "onu anlıyorum ama hissettiklerini hissedemiyorum" diye düşünmüştü.Bu uçurumu Gerda'dan dinlemek
isterdim.

Hanno, en iyi yansıtılan ve çöküşün son halkası olan kişi. Baskın bir baba,ilgisiz bir anne, aşırı korumacı bir dadı,hastalıklar ve büyük beklentiler...Trajik sonu daha doğduğunda bize hissettirildi.

İşte bütün bu "hissetme durumları"nı ben
Cevdet Bey ile Oğulları'nda yaşayamadım.
Her şey neden öyle olduğuna dair
açıklanmak istenmişti. Cevdet Bey'in ölümü
bir dönüm noktasıydı zaten.Somut olarak
hissediliyordu hep. Savaşlar, ölümler hayatı
doğrudan değiştiriyordu.

Buddenbrooklar'a göre kahramanlarin iç dünyasını daha çok gördük ama zaman
kahramaların önüne geçti sanki. Belki de
benim böyle hissetmeme sebep bölümler arasında 20-30 yılık geçişler olmasıydı.
Hiçbir kişiyi doğumdan ölümüne kadar izleyemedik.

Refik'in,Ömer'in,Muhittin'in "kendini arayan
bunalımlı" hallerinden içim şişti. Sanki
Pamuk sayfalarca mutsuzluklarının sebeplerini bize kanıtlamaya çalışıyordu.Sayfalarca sürüyor bu kısım çok uzatılmıştı bana göre.Bu kişiler üzerinden değil de Kurtuluş Savaşı'nı ve cumhuriyetin ilk yıllarını yaşamış,hızlı değişimlerin yıprattığı kişiler daha uzun anlatılsaydı ben daha çok severdim. Mesela Muhtar Bey'in bunalımları ve gözlemleri daha sahiciydi.

Ayşe: Tam doğruyu bulmak üzereydi, bir
İsviçre"ye gitti geldi bütün görüşleri değişti.
Bu çok temelsiz komik bir durum oldu.

Ahmet de bence cocuklugunu bilemediğimiz icin yarım kalan bir karekter oldu.

En başarılı bulduğum karekterler Cevdet Bey ile Nigan Hanım'dı, sığdılar ama tam çağlarının kişileriydi hiç sırıtmadılar.

Romandaki İstanbul atmosferini sevdim.
Thomas Mann'e göre daha başarılıydı şehri
anlatabilmek konusunda. Ayrıca tarihi olayları yansıtabilmesi de daha başarılıydı,diyologlar canlıydı.Konağın apartman soğukluğuna evrilmesi de hoşuma gitti.

Kemah'taki Alman mühendis ile yaşanan diyaloglar düsündürücüydü.

Sonuçta iki yazarı da genç yasta böyle kapsamlı romanlar yazabildikleri icin basarili buldum. Iki eser arasında yaklaşık 80 yıllık bir edebiyat birikimi olduğu için benim Cevdet Bey ve Oğulları'na başlarken beklentim daha yüksekti.Bu yüzden ve yukarida yazdığım sebeplerden ben Buddenbrooklar'ı daha çok sevdim.
594 syf.
·22 günde·Beğendi·9/10
Orhan Pamuk'un ilk ve aynı zamanda en uzun romanı. Olanı olduğu gibi anlattığı , postmodern olmayan , modern izler taşıyan fakat klasik bir anlatıma sahip olan romanı.

3 kuşak , yaklaşık 70 yılın anlatıldığı bu kitap için çok şey söylenebilir. Henüz 20li yaşların başında yazmaya başladığı , doğup büyüdüğü semtin geçmişinden izler taşıyan , görünen o ki kendi hayatından da izler taşıyan kitap.

Bir yönüyle Tanpınar'ın Huzur kitabı misali , gündelik hayatı anlatırken ülkenin siyasi panaromasını anlatan , bir yönüyle Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar kitabı gibi çeşitli kısımlara ayrılan ve içinde günlük şeklinde anlatımlar olan , tutunamayan karakterlerin olduğu kitap.

Okuduğum 6. OP kitabı oldu , 4 tanesi daha okunmayı bekliyor. Yoksa siz önyargılarınızı aşamadınız mı ? Ne diyeyim kolay gelsin , edebiyat meraklıları için bulunmaz nimet olan bu verimli yazara bir şans vermeyecek misiniz ?

Cevdet Bey ve "Oğulları"

Öyle bir giriş kısmı vardır ki , henüz bekar olan Cevdet Bey ticarethanesinin ismini Cevdet Bey ve Oğulları olarak seçmiştir. Evleneceksin de , oğulların da olacak yani eminsin öyle mi ? Edebiyat işte , olur mu olur.. Peki olur mu , elbette haliyle olur..

Cevdet Bey , Osmanlının son dönemlerinde genç bir girişimci olarak , evliliği biraz öteler , ta 37 yaşına kadar. Dönem için oldukça geç bir yaş. Evlenir , 2 oğlu 1 kızı olur. Yalnız ve güçlü kahraman Cevdet Bey..

Sonrasında biz bir anda 30 sene ileriye sıçrarız ve 1930'lara ulaşırız. Oğullar girer devreye , özellikle de küçük oğul Refik , mühendis Refik , onun ve diğer 2 mühendis arkadaşının hikayesini okuruz en çok. Üçü de birbirinden çok farklı olan bu arkadaşları birer tutunma - tutunamama haleti ruhiyesi içinde çalkalanırken okuruz. Mühendis olmaları ise önemlidir , çünkü okuyanlar bilir ki Tutunamayanlar kitabının 2 ana karakteri Turgut Özben ve Selim Işık da birer mühendistir , OP bu mesleği bence bilinçli olarak seçmiştir kitabında.

Zengin bir ailede dünyaya gelen küçük oğlan Refik çoluk çocuğa karışmıştır ama bir türlü mutlu olamaz , hayatla yüzleşir ve bir tutunamayan olur. Abisi Osman ise ticaretle ve ailesiyle yetinir hiç düşünmez..

Refik'in bir arkadaşı Ömer mühendislik yolunda parayı bulur , önceleri bocalar ama sonra hayatını yoluna koyar. Diğer arkadaşı Muhittin ise şairdir , asıl tutunamayan ve savrulan odur , ta ki bir ideolojiye tutunana dek , sonrasında bambaşka biri olur , "milliyetçi" Muhittin. İntiharın eşiğinde dolaşırken hayatı bambaşka bir yön kazanır.

Cevdet Beyin oğulları , kızı , gelinleri , torunlarıyla örülüdür bu roman. Kızı da çok küçük yaşlarda isyankar iken , kısa bir Avrupa yolculuğundan sonra hayatı anladığını düşünür ve o da düzenini kurar evlenir.

Bu kitabın en önemli karakteri bence kesinlikle Refik'tir. Belki de Türk roman tarihinin en önemli birkaç karakterinden biridir. Çünkü o aşağıdan yukarı değil , yukarıdan aşağı yaşar. Herkes gibi olmamayı en çok o önemser. OP kendi edebiyat tutkusu ve arayışlarını , boşluklarını , zihin karmaşasını adeta Refik üzerinden anlatır.

Nedendir bilmem , yazarın en az okunan kitaplarından. Oysa en çok okunması gerekenlerden.

Sonra bir zaman sıçraması daha yaşarız ve 3. bölümde 70li yılların başına ulaşırız. Burada ise torunlar ön plandadır. Özellikle de Refik'in oğlu Ahmet. "Babasının oğlu" bir karakterdir , ya da genleri onu bu yola doğru itmiştir , bir bakıma da farklıdır babasından , ailesindeki herkesten. Genç idealist ressam Ahmet.

Cevdet Bey'in eşi Nigan hanım da kitabın başından sonuna evin anası , ninesi olarak hem aktif hem pasif , hem her şey hem hiçbir şey gibi bir karakterdir.

OP , ne kadar önemli bir romancı olacağının ilk işaretini bu ilk kitabıyla vermiştir. Okunmasını tavsiye ederim , iyi okumalar.
  • Sessiz Ev
    7.9/10 (657 Oy)531 beğeni2.285 okunma1.097 alıntı14.304 gösterim
  • Beyaz Kale
    7.5/10 (934 Oy)684 beğeni3.160 okunma592 alıntı14.151 gösterim
  • Kara Kitap
    8.3/10 (967 Oy)925 beğeni3.174 okunma2.175 alıntı24.124 gösterim
  • Yeni Hayat
    7.7/10 (863 Oy)710 beğeni3.056 okunma1.538 alıntı17.229 gösterim
  • Yedinci Gün
    8.0/10 (504 Oy)415 beğeni1.639 okunma340 alıntı7.032 gösterim
  • Amat
    8.6/10 (733 Oy)669 beğeni2.149 okunma373 alıntı10.172 gösterim
  • Kar
    8.0/10 (1.414 Oy)1.384 beğeni5.669 okunma1.852 alıntı28.045 gösterim
  • Bit Palas
    7.3/10 (400 Oy)279 beğeni2.055 okunma206 alıntı6.935 gösterim
  • Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana
    9.1/10 (746 Oy)833 beğeni2.252 okunma1.082 alıntı14.067 gösterim
  • Benim Adım Kırmızı
    8.2/10 (1.765 Oy)1.662 beğeni6.572 okunma1.708 alıntı34.610 gösterim
644 syf.
·14 günde·Beğendi
#heraybirorhanpamuk okuma etkinliğimizin ilk kitabı Cevdet Bey ve Oğulları. Orhan Pamuk’un da 22 yaşında yazmaya başlayıp, 4 yılda yazdığı ilk eseri. Kitap yorumum : https://youtu.be/OL6y_5k9dkQ
Üç nesil boyunca bir İstanbul ailesini anlatan, 1905-1970 yılları arasında İstanbul, Ankara, Erzincan’ın Kemah bölgesinde geçen bir çağ romanı. Seveceğimi biliyordum, her sayfasında kıymetli bir yazarı okuduğumu hissederek, keyif alarak ilerledim. Türkiye’nin de meşrutiyetten cumhuriyete giden yoldaki dönüşümlerini, insan profillerini Nişantaşı’nda yaşayan bu köklü aile üzerinden okumak çok lezzetliydi.
Kendisinin de sonsözünde belirttiği gibi, hem Thomass Mann’ın Buddenbrooklar’ı gibi bir aile romanı, hem de Anna Karenina gibi tarihsel bir çağ romanı.
Orhan Pamuk’a başlamak için de çok güzel bir eser. Mutlaka okumanızı öneririm.
649 syf.
'Her yazarın ilk eserleri otobiyografik çizgiler taşır' ilkesine uygun bir romandı. Abdülhamid döneminin sonlarında ticarete başlayan ve harp dönemindeki şeker ticareti ile büyük paralar kazanan Cevdet Bey'in, eşinin, çocuklarının ve nihayetinde torunlarının hikayesi var. 1900'lerin başlarından 1970'lere kadar uzanan süreci, üç kuşağı, üç farklı bölümde anlatmış Pamuk. Ben en çok ilk bölümü sevdim; bir güne sığdırılan bir anlatımı vardı. Çok karakterli yapısı nedeniyle özellikle ikinci bölümde biraz durağanlaşan bir anlatımı varsa da eserin 20'li yaşların bir ürünü olduğu da göz önünde tutulursa başarılı bir eser olduğu söylenebilir.
594 syf.
·17 günde·Puan vermedi
Kitap Orhan Pamuk'un ilk kitabı ama okurken ilk kitabı böyle olan bir yazarın daha gelişmiş kitapları nasıl olur diye düşünmeden edemedim. Nişantaşı hayatı çok ayrıntılı anlatılmış.

Kitapta 3 kuşak geçiyor (dede, baba ve çocukları) ve bu kişilerin düşünceleri, çabaları, çalışmaları, evlilikleri ve yaşantıları dahil birçok şeyi okuyacaksınız. Bazen karakterlere sinir olabilirsiniz, bazı düşünceleri sıkıyordu beni. Ne çok sıkıcı ne de akıcı bir kitap. Biraz uzun, 650 sayfa civarı. Siyasi yönleri var ama yazar karakterler üzerinden kendi düşüncelerini mi anlattı pek kavrayamadım.
Bunların dışında sıkılmayacağınızı biliyorsanız okumalısınız bence.
644 syf.
·8/10
Bir dönem kitabı olan Cevdet Bey ve Oğulları, Cevdet Bey ve ailesinin İstanbul Nişantaşı’ndaki 1905-1979 yılları arasındaki yaşantısını ele alıyor. Dönem kitabı olması hasebiyle o dönemin siyasi gelişmeleri ve günlük yaşamı hakkında pek çok bilgi ile karşılaşıyorsunuz.
Kitaptaki karakterler genellikle kitap okuyan, kendilerini geliştirmeye odaklı karakterler ve yaşamın bir amacının var olduğunu düşünerek onu bulmaya çalışıyorlar.
En sevdiğim karakter Cevdet Bey’di. Sonrasında başka karakter sevdiğimi söyleyemem.
Kitap, konusu itibariyle çok güzel diye düşünüyorum fakat kitabı ne kadar okursanız okuyun bir türlü ilerlemediği yâhut çok ağır ilerlediği hissine kapılıyorsunuz. Bu haseple kitabı bitirmeme sayfalar kala dahi geri bıraktığım 500 sayfada geçirdiğim minik çaplı buhranlar bana eşlik etmeye devam etti. Yine bu haseple sabırla okunması gerektiğini düşündüğüm bir kitap.
594 syf.
·Beğendi·9/10
İlk eserlerinden. Buna karşın en iyilerinden. Eksiklikler yok mu? Var. Ama gene de, cezbesi olan bi kitap. Yazarlar genelde ünlendikçe bozuyorlar. Pamuk da bu geleneği bozmadı. Bunu anlamak için okuyunuz. 9 yıldız diyorum.
644 syf.
Yazarın ilk okuduğum kitabı. Diğer kitaplarını da okumaya çalıştım ama bir türlü okuyamadim. Akıcı bir anlatımı var. En azından diğer kitaplarında olduğu gibi kafam karismadi :)
644 syf.
·20 günde·Beğendi·8/10
Kitap,Cevdet Bey'in kendisine aile oluşturma çabasıyla başlar ve aileyi kuran diğer yarısı olan eşinin ölümüyle sona erer.Bu aile üzerinden ev içindeki genel aile ilişkilerini anlatmıştır.Kitabın konularından birisi de budur.
Benim en çok dikkatimi çeken şeyse,kitapta onlarca karakterin tahlili yapılmış olmasına rağmen aslında yalnızca iki zıt karakterden söz edebiliriz.Karakterlerin bazıları hayatı sorgulamayan,kafa yormak yerine kendisini gündelik hayatının değişmez bir parçası kabul etmiş ve yeniliklere mesafeli duran,geleneklerimizi sahiplenen, sıradan olmayı tercih edenlerden oluşmuştur.Bir kısmı ise hayatın anlamını arayan,azla yetinemeyen,diğerlerine ayak uyduramayan ve yeni olan her türlü şeye kapılarını aralamış,kabullenmek yerine sorgulamayı tercih etmiş kişilerdir.Bu zıtlıklar karakterler değişse de üç bölümünde de sıkça yer verilmiştir.
Kitabı okurken sürekli iç dünyamdaki düşüncelerle yüzleştim.Ben de günlük hayatla yetinemeyenlerdenim...Okuyun,belki siz de kendinizi kitabın için de görebilirsiniz.Beni daha da düşündürttü ama yine de okumaya kesinlikle değer.
Orhan Pamuk, üzerine ne söylesem az, ne söylemesem eksik kalacak, “ne onunla ne onsuz” diyebileceğim, her kitabının müthiş uzun olmasından yada belki de biraz durağan ve sakin olmasından ötürü ortalarına doğru “biraz daha kısaltarak da yazılabilirdi, kalite uzunluk ile ölçülemez.” demek mecburiyetinde bırakan şahsına münhasır yazar. Satırlar akıp geçerken bazen sıkıldığım da oluyor fakat genel havaya hakim olan şey; hayranlık. Bir yazar düşünün henüz ilk romanında üç kuşak bir aileyi tasvir ederken hiçbir karakteri atlamadan karakter ve psikoloji analizi yaparken bunu en ufacık yersiz söz etmeden yapıyor. Ne kitap ama ! Elinizden tutup o dönemin Nişantaşı’na götürüp bırakıyor sizi. “Yaşa ve gör.” diyor bir nevi. Bir filmi seyreder gibi.
Cevdet Bey ve Oğulları.. Sussam kendimi böyle bir değere bir iki güzel şey eklemeden bıraktığım için kendimi kederli hissederim. Söylesem nasıl anlatılır ki bu hislerim. İşte böyle başlıyor analizimin ilk satırları. Bu kitabı okumak da anlatmak da hayat gibi yavaş yavaş alışıyorsunuz.
Cevdet Bey. Tek derdi ve bütün hayali kuşaklar boyunca anlatılacak destansı bir aile değil de birbirine sımsıkı kenetli belki herkesinki gibi bir aile kurmaktı. Bu başka bir şey bilmeyişinden değil, hayata tutunduğu tek şey bu olduğundandı. Manevi boyutuna bakarsak belki de gerçek bir aileyi hiç göremediğinden, bir şeylerin hep eksik yaşanıyor oluşundan da olabilirdi tek hayali için canını dişine takması. İnsanlar onu ne kadar yadırgasa da, belki de önceleri henüz sevmediği Nigan hanımla sessizce evlenivermişti. Peki bu evlilikte bir paşanın kızı olmasının rolü neydi ? Takdir edersiniz ki çoktu. Şanı yürüsün istemişti Cevdet Bey. Ailesi sonsuza dek onun ismiyle yaşasın, herkes gıpta ile baksın istemişti. Bayram sabahlarındaki o ritüeller bozulmasın, ne yaşanırsa yaşasın o masanın etrafında yemek yenirken unutulsun istemişti. Zamanla eskise de unutulmamıştı o adetler.Henüz ortada bir aile yokken yaptırmıştı iş yerine o tabelayı “ Cevdet Bey ve Oğulları”. Buradan belliydi o bu aile için kendini bile yok sayacaktı. Sessizliğe gömecekti diğer her şeyi. Hayatı olacaktı ailesi. Peki başardı mı ? Onun tek hayali oluşu, oğullarını mutlu olmaya yetti mi ? Sevgisini yeterince anlatabildi mi ? İşte bu sorular roman boyu tartışmak mecburiyetinde kalacağınız sorular olacak. Bir kuşak biterken burukluğu bir tortu gibi hissedeceksiniz kalbinizin kuytusunda.Çünkü Cevdet Bey bu romanda yaslanacağınız koca çınar olacak. Her şey ona bağlı ve her şey ondan bağımsız.

Nigan Hanım.. Tam da döneminin kadını. Geleneklerine ve ailesine olan bağı sonsuzken “Elalem ne der?” sorusunu bir an olsun aklından çıkarmayan, çocukları için her şeyi yapacak güçte iken bazen hiçbir şey yapmayan bazen de dünyaları onların ayaklarına seren Cevdet Beyin hayallerinin en sağlam kahramanı Nigan.

Osman.. En büyük oğul. Hayallerin mirasçısı da diyebiliriz ona. Bir aile olmanın ilk ümidi, ilk adımı. Belki de tüm bu sebeplerden ötürü çıkamamış kendi kurallarının dışına. Sorumlulukların ağırlıklarıyla yok olmuş belki de. Her şeyi en ince detayına kadar düşünüp yapması gereken evlat o. Karısıyla mutlu bir yuva sürdürüyormuş rolü yapmak mecburiyetinde bırakılan ve karısını aynı ölçüde sevmeyen. Mecburiyetler onu sevgisizliğe itti deseydik eğer çok doğru bir ifade olabilirdi. Belki de en büyük evlat olmasa gidecek başka bir yolu vardı onun da. Herkes kadar, herkes gibi.

Refik.. Çok hayal kuruldu üzerine, çok hayal kurdu kendi üzerine. Sonra.. Sonra Cevdet beyin oğlu olmanın bedelini ödedi. Kendi hayatıyla. Evlendi. Mutsuz bir kararın üzerine mutsuz bir evlilik. Önce mutlu olduğunu sandı. Herkesin bakışlarına inat gülümsedi. Onunla alay eden ve yaptığını yanlış addeden dostlarına rağmen. Bir gün durdu ve düşündü “ Bu hayatta ne yapmalı.” İşte bu bütün yaşantısının dönüm noktası olan soruydu. Herkesin sorması gereken.

Ömer.. Bir yuva kurmanın saadet getirmeyeceğini en iyi bilen ama kendi bile fark etmeden Cevdet beyin yolundan giden Ömer. Refik’in en yakın arkadaşı belki de en uzağı. Hayatın içinde oradan oraya savrulurken varoluş sancıları yüzüne vuracak ve siz onun ağlayacağı bir omuz olma isteği duyacaksınız okuduğunuz her satırda.

Ahmet. Üçüncü kuşak Cevdet Bey torunu. Resimleriyle hayata tutunmaya çalışırken kayıp düşen ama düştüğü yerden usulca kalkan Ahmet. Hiç vazgeçmedi. Onun için söylenecek en kıymetli şey bu olsa gerek. Ne sevmekten ne davadan.

Üç kuşağı anlatarak tüketmek istemeyeceğim sizlere lakin koca bir devrin başladığı gibi ihtişamıyla kapanmayacağına tanık olacaksınız. Onların gülüşlerine, yanlış kararlarına, en mutlu anlarına,akıl almaz sevgilerine, yalnızlıklarına ve pişmanlıklarına. Bazı yerler “Bir aile nasıl olmalıdır?” sorusunun cevabı iken bazı yerler “ Bir aile nasıl çöker?” sorusunun cevabını sunacak bütün çıplaklığıyla. Yer yer durağanlaşan ama yine de aldığınız tadı hiç bozmayan bu eser yazıldığı döneme vurduğu damga gibi okuyan herkesin de gönlünde bir mühür olarak kalacaktır hiç şüphesiz.

Bir aile kolay mı kuruluyordu ? Bir baba evlatlarına her şeyi verebilir miydi ? Çocuklarımız bizim hayallerimizin kurtarıcısı mıydı yoksa biz hayal dünyamızdan artık çıkmalıydık ? Bu ve bunun gibi binlerce sorunun cevabını bulmayı ümit edenler için işte devasa bir başucu kitabı daha..

Orhan Pamuk okumak için müthiş bir sabra ve kitap sevgisine muhtaçsınız. Hep diyorum ya “Ne onunla, ne onsuz.” Bazen iyi ki, bazen keşke ama çok güzel.
594 syf.
·Beğendi·9/10
Başlarken Orhan Pamuk'un diğer kitapları gibi olacağını düşünüyordum, önyargılıydım; ama biraz ilerleyince peşin hükmün çok şey kaybettirebileceğini tekrar ettim kendi kendime.

İsminde olduğu gibi konusu Cevdet Bey ve oğulları. Cevdet Bey garantici, çok da düşünmeyi sevmeyen ama hesabını bilen bir adam. Düşünmeyi sevmeyen derken kastettiğim anlaşıldı mı bilmem. Adam gerçekleri görüyor ama bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı. Kazanayım, aile kurayım, bir elimde sigaram yanımda karım, çocuklarım olsun; mutlu bir aile kurup ölmeyim.
Öleceğini bile düşünmüyor, öyle hayalperest. Abisi var Nusret, sanırım bir o, bir de sonradan tanıştığım Refik etkiledi beni. Belki Refik'in arkadaşları da.
Üç bölümden oluşuyor. Cevdet Bey dahil üç kuşak. Merak unsuru oldukça fazla.
Sonsözde yazarın da izah ettiği gibi asıl konu olarak aile değil, tüm toplum seçilmiş. Sosyal ve siyasi olaylar büyük oranda Nişantaşı'ndan takip ediliyor ancak bir kısım Ankara ve Erzincan'dan...
Beğenilmek kaygısı ile tükenen ömürler var baştan sona.
İçerikteki bazı görüşlerini beğenmiyor, kabul etmiyorum. Çok kızdığım yerler oldu. Alafrangalık alaturkalık çatışması insanın gözüne batıyor, bazı ifadelerle damarına basıyor. Ama edebiyata sevdalı bir Edebiyat öğretmeni olarak üslup konusunda nesnel bir yorum yapıp edebi açıdan harika olmasa da çok akıcı olduğunu söyleyeceğim.
Çok duru bir dili var.
Değişik bir bakış açısı olsun deye okunmalı. Yalın dili insana haz veriyor. Kendi kendini okutuyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Cevdet Bey ve Oğulları
Baskı tarihi:
Ocak 2019
Sayfa sayısı:
594
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826313
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Cevdet Bey ve Oğulları
Orhan Pamuk'a ilk ününü getiren bu büyük roman İstanbullu bir ailenin yetmiş yıllık serüvenini hikâye ediyor. Yazarın "Ülke, Aile, Roman" üzerine sonsözüyle...

Nişantaşlı bir ailenin 20. yüzyılın başından itibaren üç kuşak boyunca serüvenlerini anlatan bu kitap ev içlerinin renklerini, zamanın akışını, günlük sıradan konuşmaları akılda yer eden kahramanlar aracılığıyla saptarken, okura geleneksel romandan alınacak hazları bütünüyle veriyor. Abdülhamit döneminin son yıllarında, İstanbul'un ilk Müslüman tüccarlarından küçük dükkân sahibi Cevdet Bey'in tutkusu, hem işlerini büyütmek, zenginleştirmektir hem de "Batılı anlamda" çağdaş, modern bir aile kurmak. Kökü taşraya uzanan geleneksel ailesini bir yana bırakarak bu isteklerini gerçekleştirmeye girişen Cevdet Bey'in ve oğullarının hikâyesi, bir anlamda modernleşme uğraşı içindeki Türkiye Cumhuriyeti'nin özel hayatının da hikâyesidir. Ev içlerinin, yeni apartman hayatının, Batılılaşan büyük ailelerin, Beyoğlu'na çıkıp alışveriş etmelerin, radyo dinlenen pazar öğleden sonralarının dikkat ve sevgiyle anlatıldığı bu panoramik roman, Orhan Pamuk'a hak ettiği ünü getiren olgun bir ilk kitaptır.

"Pamuk adeta okurun elinden tutup onu kendi dünyasında dolaştırıyor, birbirinin içine geçen sahnelerle, karşılaşmalarla ve konuşmalarla her şeyi en ince ayrıntısına kadar çözümlüyor."
-Frankfurter Allgemeine-

Kitabı okuyanlar 1.966 okur

  • Sude Doğru
  • Rızgar
  • Mehmet Bacioglu
  • Özlem Ataünal
  • Agâh Beyoğlu
  • Sevilay Altay
  • Derya Akgün
  • Muhammet Kıran
  • Batuhan Babaoğlu
  • Bekir ÇAVUŞ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.7
14-17 Yaş
%1.8
18-24 Yaş
%10.5
25-34 Yaş
%32.6
35-44 Yaş
%32.3
45-54 Yaş
%14.8
55-64 Yaş
%2.8
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56.6
Erkek
%43.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.7 (128)
9
%19.5 (115)
8
%25.8 (152)
7
%14.3 (84)
6
%5.8 (34)
5
%2.9 (17)
4
%1 (6)
3
%0.7 (4)
2
%0.5 (3)
1
%0.3 (2)

Kitabın sıralamaları