Yeni Hayat

·
Okunma
·
Beğeni
·
17126
Gösterim
Adı:
Yeni Hayat
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826481
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Yeni Hayat
Yeni Hayat
“Yeni Hayat özel bir vaka.”
THE GUARDIAN

Orhan Pamuk’un tuhaf, şiirsel ve başdöndürücü bu romanı 1994 yılında yayımlandığında, tıpkı anlattığı sihirli kitap gibi esrarlı havasıyla kült roman olmuş, bir anda yüz binlerce okura ulaşmış, kırkı aşkın dile çevrilmişti.

“Yeni Hayat insana Walter Benjamin’in, ‘Bütün büyük edebiyat eserleri bir biçimi ya sona erdirir ya da bir yenisini başlatır, yani özel vakalardır’ sözünü hatırlatıyor. Yeni Hayat özel bir vaka.”
THE GUARDIAN

“Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” Orhan Pamuk’un coşkulu, lirik ve sihirli romanı Yeni Hayat bu sözlerle başlıyor. Okuduğu bir kitaptan sarsılarak etkilenen, sayfalardan neredeyse fışkıran ışığa bütün hayatını veren ve kitabın vaat ettiği yeni hayatın peşinden koşan genç bir kahramanın olağanüstü hikâyesi bu. Kitabın etkisiyle âşık oluyor, üniversite öğrenciliğinden uzaklaşıyor, İstanbul’dan ayrılıyor, bitip tükenmeyen otobüs yolculuklarına çıkıyor, taşra şehirlerine doğru savruluyor. Onunla birlikte ve aynı hızla sürüklenen okuyucu, kahramanın okuduğu kitabı değil, başından geçenleri izleyerek bize özgü bir hüznün ve şiddetin ta kalbinde buluyor kendini. Siyah-beyaz televizyonlu kahvelere, video seyredilen otobüslere, trafik kazalarına, siyasi kumpas ve cinayetlere, bayi örgütlerine, paranoyakça kuramlara, saat kadar dakik muhbirlere, kaybolan eski eşyaların şiirine ve taşranın öfkesine uzanan bu harikulade yolculuk, Orhan Pamuk’un çağdaş dünya romanının en özgün yaratıcılarından biri olduğunu bir kere daha kanıtlıyor. Bir yandan Hayat’ın, Eşsiz Anlar’ın, Ölüm’ün, Yazı’nın, Kaza’nın sırlarına, bir yandan da çocukluğun resimli romanlarına, bir belirip bir kaybolan arzu meleğine ve Dante’nin, Rilke’nin şiirlerine açılan benzersiz bir roman. Hayatla okumanın kesiştiği alanda seyreden ve her sayfada katman katman genişleyen sarsıcı bir yol hikâyesi.
247 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Bir yazar bir kitapta nasıl her şeyi birden anlatabilir? Tek bir olay etrafında okura nasıl aynı anda üç kitap okumuş hissi verebilir? Peki bir kitabın birden fazla konuyu aynı cümlelerle ve aynı kitabın içerisinde işlemesi mümkün müdür? Bir kitabı okuyan ve seven birçok kişinin kitaptan çıkarımları nasıl farklı farklı olabilir? Böyle bir şey mümkün müdür? Eğer yazarı Orhan Pamuk ise, mümkündür.

Öncelikle Orhan Pamuk'un yaşayan en büyük roman yazarımız olduğunu kabul etmeliyiz. Ona karşı saçma sapan önyargılar beslemek veya yazdıklarından ötürü kin tutmak anlamsızdır. Kaldı ki, böyle bir tutum Orhan Pamuk'a hiçbir şey kaybettirmez. Aksine Orhan Pamuk'tan mahrum kalan bizlere çok şey kaybettirir.

Yeni Hayat isimli bu kitabı okurken ise, yine diğer Orhan Pamuk kitaplarında olduğu gibi, çok zorlandım. Zira Orhan Pamuk, kendisini okura kolayca teslim eden, yazdıklarını ve düşüncelerini açıkça okurun önüne seren bir yazar değildir. Her kitabında bir gizem, her kitabında hala anlaşılamamış bir takım olaylar vardır. Böyle gizemli bir yazar olmayı da çok sever. Birçok kitabıyla ilgili hala anlaşılamamış sırlar bulunmaktadır. Kendisini çok seven ve hemen hemen tüm kitaplarını okumayı kendilerine bir görev edinen okurların bile üzerinde anlaşamadığı bir takım yazınları vardır. Bu kitap da tam olarak öyle bir kitaptır. Anlaması zor ve kendisini okurun önüne kolayca bırakmayan bir kitaptır. Okurken müthiş bir tat aldığınızı hissedersiniz; ama zaman zaman "ben bu kitabı anlamıyorum" hissine de kapılırsınız. Anladığımı asla iddia etmediğim Yeni Hayat'ı gelin birlikte anlamaya çalışalım.

Orhan Pamuk, Yeni Hayat isimli bu kitabını, biz "anlayamayan okurlara" kitabı anlamamızda yol gösterici olması için bir alıntı ile açmış. Aslında bu alıntı ile okurun eline bir anahtar vermiş ve kendi romanına dönmüş. O alıntı şudur:

Novalis: "Aynı masalları dinlemelerine rağmen, ötekiler hiç böyle bir şey yaşamadılar."

Orhan Pamuk neden böyle bir alıntıyla kitabına başlama ihtiyacı duymuştur? Bu alıntının kitapla ilgili bize yol gösterici olduğu kısım neresidir? Kitapta anlatılanlar bir masal mıdır? Peki masalları dinleyenler kimlerdir? Alıntıdaki "ötekiler"den kasıt kimlerdir? "Böyle bir şey yaşamak" derken ne kast edilmektedir? Aynı masalları dinleyerek büyüyen çocuklar olarak aynı şeyleri yaşamadığımızı veya aynı şeyleri anlamadığımızı mı ifade etmeye çalışmaktadır? İşte tüm bu soruların cevabını verebilmek için kitabı okumak şarttır. Fakat tüm bu sorulara cevap verebilmek için kitabı okumak da yeterli değildir. Hatta defalarca kitabı okumak da yetmeyecektir kanımca.

"Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti." cümlesi ile başlayan Yeni Hayat isimli bu kitaba, sadece, bir gün bir kitap okuyan ve bütün hayatı değişen, 22 yaşındaki bir gencin romanı olarak bakmak, bana göre oldukça sığ bir bakış açısı olacaktır ve Orhan Pamuk'un zekasına hakaret etmek anlamı taşıyacaktır. Zira Yeni Hayat, bundan çok daha fazlasıdır ve çok daha fazlasını hak etmektedir. Evet, bakıldığında kitapta anlatılan, bir kitabı okuyup hayatı değişen bir mühendislik öğrencisinin başından geçenler gibi görünmektedir; fakat gerçekte Orhan Pamuk'un verdiği mesajlar ve alt metindeki konu bambaşkadır.

Yeni Hayat, bir yolculuktur, arayıştır, içe dönüştür, öze dönüştür, terk ediştir, geri dönüştür ve hatta ölümdür...

Kitapta görünen konu, 22 yaşındaki Osman isimli bir mühendislik öğrencisinin, okuduğu kitaptan etkilenerek kitaptaki hayatı araması, kitabın vaat ettiği yeni hayatın peşinden koşması, evini, annesini, okulunu, şehrini geride bırakmasını anlatan bir arayış, yolculuktur. Hatta Osman, kitabın etkisi ile "Canan" isimli bir kıza aşık oluyor. (Gerçi kitabın ilerleyen bölümlerinde Osman, Canan'ın etkisi ile kitaba başladığını kendisine itiraf ederken Orhan Pamuk, okurun gözüne farklı bir bakış açısı da sunuyor.) Böylece Osman, Canan'ın da yönlendirmeleriyle üniversite öğrenciliğinden uzaklaşıyor, İstanbul'dan ayrılıyor, bitip tükenmeyen otobüs yolculuklarına çıkıyor, yolculuktan yolculuğa savruluyor. Yeni bir hayatın arayışında, kitapta vaat edilen hayatı arıyor da arıyor...

Benim kitapta gördüğüm ikinci konu ise, tasavvuftur. Tasavvuf konusunda bir uzman olduğumu tabii ki iddia edemem. Fakat gördüğüm birkaç sembolik ifade beni bu düşünceye sürükledi. Mesela, kitaptaki karakterlerin isimleri ve Orhan Pamuk tarafından kendilerine yüklenen misyonlar tesadüfen seçilmiş olamaz. Bunun dışında kitapta sürekli "kaza"ların meydana gelmesi ve hissedilen bir "kader" inancı da beni bu düşünceye itti. Kaza ve kadere inanmak, bilindiği üzere, imanın şartlarındandır. Osman sayısız otobüs yolculuklarında bir tasavvuf yolcusu, bir derviş gibi kaza ve kader içinde dolanır durur. Yeni Hayat isimli kitap, Osman'a yeni bir hayat vaat etmektedir. Ayrıca kitapta ismi geçen, Osman, Nahit ve Mehmet aynı kişiler olup Mehmet kendisi olabilmek için Osman'ı öldürür ve uzun yolculuklardan sonra başladığı yere yani kendine, özüne döner/dönüşür. Yani Yeni Hayat kendin olabildiğin, özüne döndüğün, en başa döndüğün bir yolculuktur. Zira "yolculuk", doğu edebiyatında kişinin olgunlaşması ve hakikati bulması için sıkça kullanılan bir semboldür. Orhan Pamuk da kitabın içerisinde sıkça Doğu-Batı romanlarını karşılaştırması ve bir takım örnekler vermesi bundandır. Osman ise kitap boyunca kendi iç dünyasında bir yolculuğa çıkar. Amacı "Canan"a kavuşmaktır. "Canan" ise, mutasavvıfların Allah'a verdikleri isimdir. ("Canan yok ise can gerekmez.")Nasıl ki, bir mutasavvıf, yani maşuk, Canan'ına kavuşmak için ruhunda bir yolculuğa çıkarsa, Osman da aynısını yapar. Kitapta ismi geçen Yeni Hayat isimli o kitap ise, muhtemelen dinlerdeki kutsal kitaplardan biridir.

Kitapta gördüğüm üçüncü konu ise, Doğu ve Batı arasında sıkışıp kalmış, kimlik arayışındaki Türkiye konusudur. Kitap, 1970’li yılların ortası ile 1990’lı yılların başı arasında geçen 13-14 yıllık bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşen olayları anlatmaktadır. Dolayısıyla kitapta sık sık Doğu-Batı meselesine dair kimlik söylemleri görülmektedir. Orhan Pamuk ise, bu meseleye bir çözüm sunma niyetiyle yaklaşmaktansa, doğu-batı gerilimini tanıyan ve teşhis eden bir tutum sergilemeyi seçmiştir. Bilindiği üzere, batılılaşma hareketleri tarihin hemen hemen her döneminde bu coğrafyada tartışılan ve halen de tartışılmaya devam eden bir konudur. Orhan Pamuk ise, Yeni Hayat'ta, Osman karakterinin yaptığı yolculuklar sırasında gezdiği Anadolu kasabalarını betimlerken, modernleşme, kapitalizm ve batılılaşma hareketinin Türk toplumu ve taşra hayatı üzerine etkilerini resmeder. Bu resmetmeyi ise tamamen tarafsız bir gözle yapar, her iki tarafı da tutma amacı gütmez, modernleşmenin etkilerini yansıtırken eleştirel bir yorum getirme gereği duymadan, sadece var olanı göstermeyi tercih eder. Fakat genel çerçevede bakıldığı takdirde, kitapta farklı karakterlerin söylemleri üzerinden, Batı’dan gelen mekanikleşme, betonlaşma ve yapaylaşmanın; insanların, şehirlerin ve eşyaların ruhlarını öldürdüğü vurgusu yapılır.

Romanda bahsi geçen ve Osman'ın bütün hayatını değiştiren Yeni Hayat isimli kitabın yazarı Rıfkı Hat karakteridir. Rıfkı Hat, memleketin, ancak Batı’dan alınan yeniliklerin topluma adapte edilmesiyle gelişebileceğini ancak kendi öz kimliğini de kaybetmemesi gerektiğini savunur. 1970'li yıllarda, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarındaki modernleşme politikasının terk edilmesinden memnun değildir. Osman ise böyle bir kimlik arayışı içerisinde yolculuklardan yolculuklara dolaşıp durur.

İyi bir romandan beklentiniz nedir bilmiyorum; ama bu kitapta hepsinin bulunduğuna emin olabilirsiniz. İçerisinde neler yok ki? Siyah beyaz televizyonlu kahveler, trafik kazaları, siyasi kumpas ve cinayetler, arayışlar, yolculuklar, kendini buluşlar... Hatta Orhan Pamuk bazı yerlerde romanı bırakarak okurla sıcak bir sohbetin içerisine bile giriyor. Daha ne olsun?

Ayrıca Orhan Pamuk eserlerinin en sevdiğim özelliği de birbirleriyle olan bağlantıları. Orhan Pamuk'un bir kitabını okurken daha önce okuduğunuz bir kitabın karakteri ile karşılaşabiliyorsunuz ve bu hiç sırıtmıyor. Bambaşka bir ülkede sevdiğiniz bir tanıdıkla karşılaşmış hissi uyandırıyor okurun içerisinde. Gidip sarılmak istiyorsunuz o karaktere. İşte Orhan Pamuk böyle bir romancı. Sizi alıp bambaşka diyarlara sürüklüyor ve bir daha eski yerinize dönemiyorsunuz.

Bütün bunların dışında, edebiyatçıların "büyülü gerçekçilik" olarak ifade ettiği bir tarz da kitaba hakim. Tanıdığım yazarlar içerisinde bu türün en büyük temsilcisi de Hasan Ali Toptaş. Kısaca HAT. Romanda geçen Yeni Hayat isimli, Osman'ın bütün hayatını değiştiren, kitabı yazan kişi de Rıfkı HAT isimli bir karakter. Orhan Pamuk böyle bir şeyi yapmış mıdır, bilemem. Fakat böyle düşüncelerin içerisinde girerek, Orhan Pamuk'un sembolleri arasında paranoyaklaşmış olduğumu kabul edebilirim.
221 syf.
·6 günde·8/10
Geç tanıştım Orhan Pamuk’la, erken tanıdım ama gerçek manada tanışmam, kalemini okumam geç oldu ama iyi ki de daha erken okumayıp bu yaşlarda okudum diyorum; 10 sene önceki ben Orhan Pamuk’un hakkını veremezdim çünkü. Metin T. Abi’nin dediği gibi romanın Mandrake’si Orhan Pamuk. Kaleminde bir sihir, bir büyü var Orhan Pamuk’un (kalemi diyorum çünkü gerçekten de hâlâ dolmakalemi ile yazar romanlarını), postmodern unsurları en ince ayrıntısı ve üstün zekası ile kullanır, görmek isteyenlerin, anlamak isteyenlerin zihninde bir ampul yaktırır, gördüğümüz yani düz bir şekilde gördüğümüz birçok şeye farklı açıdan baktırır, tabir-i caizse bunu görürsünüz de, ona bakar durursunuz da ama bunu aklınıza getiremezsiniz der gibi yüzümüze yüzümüze vurur cümlelerinde. Siyasi konularda, dini konularda ise bu üslubunu zirvede kullanır. Sol görüşlü birini anlamak ister kitaplarında, onlara hak verir, onların açısından bakar ama onların fenalıklarını da gösterir okura, sağ görüşlü birini de anlamak ister, ona da hak verir ve onun da fenalıklarını gösterir, dinsize de bunu yapar, normal bir dindara da yapar, aşırı dinciye de bunu yapar, her kesimi kendi taraflarından anlatır bizlere. Görmek istemeyene taraflı bir kalemdir Orhan Pamuk, görmek isteyene ya da daha doğrusu görebilene ise tarafsız bir kalemdir ve herkese önce kendi gözünden bakar, kendi tarafından yazar sonra karşıt görüşün gözünden, karşıt görüş üzerinden yazar, kararı ise okura bırakır. Ülkeyi veya bir toplumu ne olduğundan kötü gösterir romanlarında ne de olduğundan iyi, ne görüyorsa onu yazar kitaplarında ve evet büyük bir cesaret göstererek yapar bunları.

Bir gün bir kitap okuyan ve bütün hayatı değişen, yaşamında 22 yılı geride bırakan ve yeni hayatın peşinde koşan, mühendislik okuyan bir gencin romanı Yeni Hayat, arayışının, yeni hayata uzanmak isteyişinin romanı. İstediği yeni hayatı bulmak için odasını geride bırakıyor, evini geride bırakıyor, annesini, okulunu, her gün yürürken kuruyup yere düşmüş yaprakların, üzerine bastığı bu yaprakların doğaya karışmaya beklediği sokağını, şehrini geride bırakıyor, terk ediyor tüm hepsini ve yeni hayata hayatında yol açıyor. Bir arayışa giriyor karakterimiz, postmodern bir arayışa. Yaşam ve ölüm arasında gidiyoruz ve geziyoruz bu arayışta. Bir buhran, bir hüzün içinde yeni hayatı arıyoruz ama bunların ikisini de bir keyfin içinde yaşıyoruz. Hiç ölümün mü yoksa hayatın mı içindeyim diye düşündünüz mü? Yaşam, ölüm, aşk, kaza, kader ve inanç gibi hatta aklın da olduğu kavramlara yoğunlaşan bir sihrin içinde düşlediniz mi? Peki bu sihrin içinde ne derece, ne kadar iyi bir arayış yapabilirsiniz? Hepsini cümlelerin içinde bulmaya, öğrenmeye başlıyoruz, karakterimiz de bilmiyor bunların hiçbirini, çünkü kitap boyunca her bir sayfasında, gittiği her yeni bir şehir, bindiği her otobüste, yapılan, diğer otobüslere güm diye bindirilen trafik kazalarında belki Galip’in de sıkı bir takipçisi olduğu Milliyet’in köşe yazarı Celal Salik’in köşe yazılarında arıyor. Bu sihirli yolculuklar boyunca çağdaş edebiyatın, postmodern bir romanın güzelliğine bırakıyoruz kendimizi. Birçok paranoyakça düşüncelere, birçok öfkeye, birçok duyguya ve birçok bilinmezliğe de bu arayışla beraber ortak oluyoruz. Kitap sürekli bir şekilde aynı motifler aynı desenlerin üzerinde dönmekte, aslında kitap bir bütün olarak sanki kendi içinde de dönüyor gibi, bir daire çizme havası veriyor. Başlarda okuduğumuz bir cümle, bir betimleme sonralarda bir tekrar gibi, yeniden yaşamak gibi karşımıza çıkıyor, sanki bu arayışın içinde bir bulma oluyor da sonradan kaybetme oluyor ve sonra tekrardan arama oluyor gibi. Buralarda Pamuk aslında sık sık toplumun sorunlarına da değiniyor, bir türlü önüne geçemediğimiz, ki geçemeyeceğimiz trafik kazalarına, siyasal çatışmalara, şüphelere, paranoyak düşüncelere gibi gibi. Doğu ile Batı arasındaki çatışmaya, arasındaki farklara, Batı’nın Doğu üzerindeki etkisine, Doğu’nun bu etkiye verdiği tepkilere, fast-food’un yaygınlaşması, markalaşmanın önemi gibi başka birçok ironi sahibi tespitli maddeler de sayabiliriz.

Dediğim gibi, bir arayışın kitabı Yeni Hayat, adından da anlaşılacağı üzere yeni bir hayatı istekle, mecburiyetle olan arayışın kitabı. Birçok duygu, birçok etken var kitabın içinde, arayış, kaybediş, keşfediş var, siyasi kumpaslar, cinayetler, sorular, sorular ve yine sorular var, bu sorulara verilen doğru ve yanlış cevaplar var, aşk var ve aşk ın olmazsa olmazı kıskançlığı var. İronik bir mizah da hâkim kitaba, hâkimiyetin olduğu bu kısımlarda birçok kesime göndermeler var ve bazı yerler gerçekten de içten bir şekilde güldürüyor. Bu ironilerde emperyalizm etkisini görüyoruz, dikkat etmek lazım, kola filan içersek, onlara para kazandırırsak kendi kiralık katilimizi tutmuş oluruz sonuçta(!)

Kahramanımız ile bu arayışın içindeyken Orhan Pamuk’un Yeni Hayat’ı yazdığı döneme göre önceden yazdığı ya da yazmadığı romanlarından kesitler görüyoruz. Celal Salik’in köşe yazılarından, düşüncelerinden haberimiz oluyor, bir gece vakti karakterimiz dışarıdan “bozaaaaaa” diye bağıran satıcının seslenişini duyunca Mevlut’un sokaktan geçtiğini hissettim, birkaç cümle sonra sokakta çete gibi gezen ve saldırganca havlayan köpekleri okuyunca köpekler yine Mevlut’u korkuttu, yine Mevlut’a saldırdı dedim, yeni hayatı arayan karakterimiz camdan dışarı baktığında çırağı ile beraber çalışan, kuyu kazan, su bulmaya çalışan kişileri görüyor, aynı Kara Kitap’ı yazarken camdan dışarıyı gözleyen Orhan Pamuk gibi, aynı Kırmızı Saçlı Kadın’daki Mahmut Usta ile çırağı Cem gibi. Dr. Narin eşyaların hafızası vardır diye her söylemesinde Benim Adım Kırmızı geldi aklıma, Yeni Hayat karamelalarından yenildikçe Alaaddin’in dükkanına gittim ve geldim, farklı farklı nesneleri, saatleri okudukça Masumiyet Müzesi’ni hissettim. Bir kitabını okurken bir yazarın, okurunu diğer kitaplarının içinde hissettirmesi, diğer kitaplarına göndermeler yapması çok güzel bir şeydir ve gayet de olağandır ama Orhan Pamuk gibi yazmış olduğu kitaplar kadar daha yazmadığı kitaplara da göndermeler yapması bana göre büyük bir başarıdır ve Orhan Pamuk haricinde de kolay kolay kimsenin yapamayacağı bir şeydir. Bu durum da Orhan Pamuk’un ne kadar planlı olduğunu, romanlarında ne kadar titiz ve derin çalıştığının bir göstergesi. Otobüs yolculuklarını seven ben, Yeni Hayat’ı aslında otobüs yolculuğu süresince okumak istedim, belki yolculuk boyunca kitap beni korkutacak, kim bilir 36, 37 ve 38 numaralı koltuklara bakışımı değiştirecek, 23 numaralı koltuğu bana istettirecek ama etkisinin de otobüs yolculuğunda da, bende de fazlasıyla olacağı da bir gerçek. Şunu da söylemek isterim ki kitabı Kara Kitap’tan sonra okumanızı tavsiye ederim, tavsiye değil hatta şart koşmak isterim, hem içindeki güzel göndermelerin tadını almak için hem de dikkatli bir okuyucunun yiyebileceği bir “spoiler” olduğu için. Farklı birçok kitaba da göndermeler, atıflar var kitabın içinde, Dante’nin Yeni Hayat’ından, Eco’nun Gülün Adı’na, İbn Arabi’nin Fususü’l Hikem’inden, Jules Verne’ye, oradan da Neşati Akkalem’in Dâhiler de Çocuktu eserlerine ve Doğu’nun ile Batı’nın birçok eserlerine kadar. Bir kitap okuyup hayatı değişen karakterimizin okuduğu kitabının da bunlardan bir karışım olduğu da bir gerçek.

Okuduğumuz her bir sayfanın, her bir cümlenin okuduğumuzun çok ötesinde derin bir anlamı var, kimisini tamamen anlıyoruz, kimisinden bir şeyler kapıp sonradan anlıyoruz, kimisinden ise hiçbir şey anlamıyoruz; bu da biz okurların ayıbı olsun artık.
  • Kara Kitap
    8.3/10 (959 Oy)913 beğeni3.147 okunma2.162 alıntı23.966 gösterim
  • Beyaz Kale
    7.5/10 (931 Oy)681 beğeni3.140 okunma590 alıntı14.071 gösterim
  • Kar
    8.0/10 (1.405 Oy)1.378 beğeni5.629 okunma1.836 alıntı27.910 gösterim
  • Benim Adım Kırmızı
    8.2/10 (1.755 Oy)1.650 beğeni6.532 okunma1.704 alıntı34.435 gösterim
  • Sessiz Ev
    7.9/10 (654 Oy)529 beğeni2.270 okunma1.091 alıntı14.225 gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (2.236 Oy)2.248 beğeni9.128 okunma4.673 alıntı59.435 gösterim
  • Suskunlar
    8.7/10 (1.293 Oy)1.189 beğeni3.765 okunma1.066 alıntı23.251 gösterim
  • Bir Dinozorun Anıları
    8.6/10 (1.017 Oy)1.014 beğeni3.813 okunma1.529 alıntı19.624 gösterim
  • Huzur
    8.5/10 (1.400 Oy)1.721 beğeni5.339 okunma6.753 alıntı62.928 gösterim
  • Gülün Adı
    8.6/10 (1.313 Oy)1.436 beğeni3.962 okunma2.608 alıntı45.308 gösterim
247 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Aşk anlamaktır...
Aşk bir acıdır...
Aşk teslim olmaktır...
Aşk gözyaşıdır...
Aşk telefon çalacak diye beklemektir...
Aşk bütün bir dünyadır...
Aşk birisine şiddetle sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir...
Onu kucaklayarak bütün dünyayı dışarda bırakma arzusudur...İnsanın ruhuna güvenli bir sığınak bulma özlemidir...
Yeni Hayat bir aşk romanı, aşka giden yolun, yolu aşktan geçen, aşkına emek veren, aşkı için acı çeken bir yolcunun romanı...
Ne diyor Osman Canan için:“Anne ben âşık oldum, anne ben kayıp gidiyorum... onun için her şeyi yapabilirim.”
Bir gün bir kitap okudum ve bütün “okuma listemin en iyileri” alt üst oldu.
Dün 6 saat boyunca elimden bırakmadan okudum, bırakamadım çünkü büyülenmiş gibiydim ve gözyaşlarıyla okudum. Gece 01..20’de kitap bitmişti ve ben de bu kazadan sağ çıkamadım...
Sabahın 6.35’inde ( saate baktım çünkü) telefonun çalar saati değil, kitaptan okuduğum cümleler uyandırdı beni ( ilk kez yaşıyorum bunu)
Kitap cümleleri beynimde ,kalbimde yankılanıyordu, duydum...
Çok tartışmalı bu roman için çok şey söylendi şimdi ben de konuşabilirim.

Romanda üst metin olarak şu anlatılır:
“22 yaşındaki Osman okuduğu bir kitaptan öylesine etkilenir ki o kitapta anlatılan hayatı aramak için yola çıkar. Yanında kitapla tanışmasına vesile olan ve ilk görüşte âşık olduğu Canan vardır. Otobüslerle ( VARAN ) şehirden şehire giderler durmaksızın. Garajlarda, sokaklarda, kazalarda, otobüslerde, evlerde bu hayatı ve kitabı okuyup anlayan Mehmet’i ararlar. Sonunda Osman Mehmet’i bulur ve Mehmet’in ve hatta Nahit’in “kendisi” olduğunu anlar.
Peki olay bu kadar basitse neden okuyanlar kitabı anlamadıklarından yakınıyorlar.
Çünkü kitap alt metinlerle yüklü, ilmek ilmek örülmüş adeta, hem de ustalıkla.
Şöyle ki :
14 . yüzyılda Gülşehri, İranlı şair Feridüddin Attar’ın aynı adlı eserinden yola çıkarak “ Mantık’ut Tayr” ı yazdı. Kuşların Dili anlamına gelen bu alegorik tasavvufi eser bir yolculuğun hikayesidir : Kuşlar ülkesinin padişahı yoktur, kuşlar padişahsız bir ülke olmayacağını düşünerek bir padişah seçmek isterler. Hüdhüd kuşu, aslında bir padişahları olduğunu onun adının Simurg olduğunu ama çok uzakta Kafdağı’nda yaşadığını, isterlerse kuşları oraya götürebileceğini söyler. Binlerce kuş bu yolculuk için hazırlanır ve yola çıkarlar.
Yol çok zorludur, engellerle doludur ve uzundur. Yolculuk sırasında bir kuş acıktığını söyler ve aşağıda gördüğü buğday tarlasına iner.Diğeri sevgilisini özlediğini söyleyip geri döner, biri nin yolda gördüğü altın ve zümrütler gözünü kamaştırır , mücevherleri tercih eder. Birini güneş çarpar, biri soğuktan donarak ölür. Biri hastalanır geride kalır, biri “ Benim yaratılışım kaypak ben vazgeçtim.” der .Binlerce kuştan geriye 30 kuş kalır. Kafdağına varırlar, dağı aşıp aşağıya süzülürken gölde kendi yansımalarını görürler ve anlarlar ki Simurg kendileridir. ( Farsça’da si: 30 murg : kuş demektir.)
Tasavvufta Simurg Allahtır, ( Canan da sevgili yani Allah’tır.) Hüdhüd mürşid, yani yol gösterici şeyhtir, kuşlar da mürit yani dervişlerdir.
Bu yol Allah’a ulaşma ve Allahın varlığında yok olma yoludur.
Tasavvufa göre Allah der ki , “Görünmek istiyorum .” ve tıpkı bir aynaya yansır gibi adem denilen yokluğa yansır ve görünen tüm kainattır. Allah görünmeyi dilediği için “ varlık” vardır. Var olan tek şey Allah’tır geri kalan her şey yansımadan ibarettir.

Yeni Hayat da bir yolculuk hikayesidir. Osman Yeni Hayat’ı ve kendisini ararken Canan’a aşık olur. Yıllarca arar ve sonunda kendini bulur. Kendini bulduğunda 3 el ateş edip kendini öldürür, bu da tasavvufta ölmeden ölmek yani hiçliğe ulaşmakla ilişkilidir.
Öldürdüğü Osman da Nahit de Mehmet de kendisidir.
Uzakta aradığımız aşk aslında yanıbaşımızda, engelleri aşmak gerek mesela bir ateş denizini mumdan bir gemiyle geçmek,aşka ulaşmak için her şeyi göze almak gerekir.Yani aşk için ölmeli , aşk o zaman aşk.
Yani bir sevmek bin defa ölmek demek.

Romanda Batı kültürünün bizi nasıl yozlaştırdığından da yakınıyor yazar. Çocukluğumuzun, gençliğimizin güvenli hayatı; markalarla, teknoloji ile, modernleşme adı altında bizi özümüzden koparmış yutmuş,ezip geçmiştir.

Büyülü gerçekçilik kitapta adeta zirvededir. Osman’ın hayalete soru sorması, konuşmaya çalışması fantastiktir ama hayaletin ona cevap vermesi ve Osman’ın bunu doğal karşılaması büyülü gerçekçiliktir ve hayli örneği vardır.

Başka bir akım varoluşçuluktur romanda ve sorar Osman :” Ben ve dünya birbirimize neden varolduğumuzu, neden bu saatte burda olduğumuzu, en büyük amacın ne olduğunu sorarız.”
Zaten roman hep sordu:
Hayatın amacı ne?
Hayatta:
Kaza var, kader var, aşk var, yalnızlık var,ölüm var, mutluluk var...

Aşk ile dönmekte dünya...
Gözyaşları ile bitirdim..
Beni yerden yere vurdu, süründürdü, acı çektirdi, kalbimi burktu...
Hayat ne kadar kırık dökük...
Bu kitap:
Tahripkâr...
Sıra dışı...
Anlayamayanların “saçma” olmakla itham ettiği bir şaheser...
Orhan Pamuk... ( soykırım iddiaları kitap dışıdır ve kitabı bağlamaz bence) Nobel ‘ i hak etmiştir( okuduğum 5. Pamuk romanı Yeni Hayat bunu tescilledi.)
Öyle çok şey yazasım var ki ama uzun bulup sıkılmayın diye kısa kesiyorum.
Okuyucunun alaycı ve saldırgan olduğunu söylerken de haklı Pamuk.
Çünkü elimde tuttuğum bu kitap yeterli okuma birikim ve donanımına sahip olmayan okuyucu için beş para etmez, onlar okumamalı...
Ya ben....
Ben yıllarca okuduğu kitaplarda ilk 3’ü değişmeyen okuyucu son okuduğu 2 kitapla tamamen evrilen, hırpalanan ama mazoşist olduğu için mutlu olan ben...
Önce Tutunamayanlar...
Şimdi Yeni Hayat...
İşte ben de karşınızda yenilenmiş okuyucu Nermin
247 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Bir kitap okudum hayatım değişti değil ama bir kitap okudum hayatla ilgili pek çok sorgulamaya giriştim.

Neden Yeni Hayat koymuş Orhan Pamuk bu kitabın adını? Hayat ancak bir kere oynanan bir kumarsa eğer bunun eskisi yenisi mi olur?

Yeni hayat arayışı devinim halinde olan hep şekil değiştiren bir döngü.. diye geçirdim aklımdan kitabı ikinci kez okurken. Durup durup hayatlarımızı yeniden kurmamız gerekir. Hayat sabit bir bileşen değil öyle ya insan da... Yaşadıkça, okudukça, insanlarla temas ettikçe değişen organizmalarız. Madem değişiyor, o zaman eskisinden farklı bileşenlerden oluşan "Yeni Hayat" bu demektir belki de...

Değiştikçe yeni birisi oldukça yeni bir hayat bulup yeniden kurduğumuz hayata adapte olmak zorundayız. Yeni hayatlarda da belki yeni kimlikler bulmalıyız. Kim olduğumuzdan emin olamadığımız, hayatta nerede durduğumuzu kestirmeye çalıştığımız zamanlar vardır.

Kendimiz olamıyorsak, kimse olamıyorsak yeni bir hayat bulup kendimizi yeniden anlamlandırmalıyız. Araya araya ulaştığımız yerde kendimizi bulduk derken belki yeniden kaybedeceğimiz, yeniden yeni bir hayat kurma çabasına gireceğimiz bir arayış... Bu arayışta tutunduğumuz şey bir kitap neden olmasın?

Jale Parla , Don Kişot'tan Bugüne Roman kitabında şöyle der :

" Kısaca yaşam ve yaşamla gelen her şey bir kişisel yolculuktur. Buna okumak da dahildir. Okur kitabı bitirdiğinde ve yeni bir kitaba başlamaya hazır olduğunda değişmiş sayılır. Okumak artık ... bir değişim süreci, bir yolculuktur."

Sanki tam da Yeni Hayat kitabını tarif ediyor gibi değil mi?(Bence böyle) Bir kitapla başlayan hayata ve kendine dair yolculuk. Kitaptaki kitabı okuyan (ya da bizim elimizde tuttuğumuz kitabı okuyan) kitap kahramanının arayışı da bir kitap okumakla başlıyor ve plastiklerle dolmuş hayatını ve kendisini anlamlandırabilmek için yolculuklara çıkıyor. Otobüslere biniyor, otobüslerden iniyor, garajlarda geziniyor; otobüslere biniyor, otobüslerde uyuyor... Yolculuk gerçekte var mı yoksa okudukça zihninde yaptığı metaforik bir anlatı mı emin olamıyoruz. Karakter kendisi hakkında bir karara varana kadar biz de kim olduğunu bilmiyoruz. Kendisini bulana (ya da bulduğunu düşündüğümüz ana) kadar tıpkı Kara Kitap'taki gibi kişiden kişiye dönüşüp duran karakter, mor bir gecede aradığını bulduğuna inanıyor ve biz de adını öğrenme lütfuna eriyoruz. Burada aklıma yine Borges'in Alef kitabından bir alıntı gelir.
"Herhangi bir yaşam, istediği kadar uzun ya da karmaşık olsun, tek bir an'dan oluşur aslında - kişinin kim olduğunu keşfettiği andan."Belki de kitapta aranıp duran "an" bu "an"dır.

Neden Yeni Hayat için ölüm anını seçmiş OP onca seçenek arasından sorgulaması yaptığımda da her şey zıttı ile vardır sonucuna vardım sanırım. Bir şeyin kıyas yapabileceğimiz zıttı varsa değerini daha iyi kestirmemiz mümkün olabilir.(Bu benim çıkarımım bile olmayabilir, bazan her şey birbirine karışıp, birbirinde eriyor.) Ölümün kıyısından çekip kurtardığımız hayat o noktadan itibaren yeni bir hayat.. biz eski biz değiliz hayat da eski hayat olmamalı. Denklem basit. Etrafımızı donmuş bir saniye anında fark ettiğimiz, saatler gibi gelen felaketler anı mızmızlandığımız ufak tefek aksaklıkları bir süreliğine geriye atmamızı sağlar. Belki bir daha hiç ön plana almayabiliriz de. Ne de güzel eklemlendiriyor zaten kitap; kaza ve zamanı hayatla.

Bu arada okuduğumuz kitap, Rıfkı Hat isimli ilk yazarın yazmış olduğu ilk metnin bize kadar varmış olan orjinal hali mi, yoksa biz bir kopya mı okuyoruz ya da aynı kitabın tekrar tekrar yazıladuran döngüsünden bir tanesine mi şahitlik ediyoruz, bilemiyoruz.

Kitapta Orhan Pamuk'un bizim için serpiştirdiği tüm o renk cümbüşleri (Karakterin yolculuğun başında vişne rengi ceketi neyi işaret ediyor, poşet niye pembe, kitaptan neden mor renk çıkıp duruyor?), bütün o sayılar(otuz dokuz kişi, yirmi sekiz ses...) hangi amaçla kitaba konulmuş bilmiyorum. Belki 3.kez okursam anlayabilirim. (Yakın bir zamanda olmayacağı kesin çünkü çok yorucu). Orhan Pamuk gibi okurla muziplik yapmayı seven bir yazarın bunları öylesine bıraktığını zannetmem sevgili saf okur. Anlat desen bunu anlatıyor da diyemem. Neyse geçelim bu bahsi.

Bir de bu, kitabın orjinal metinden sürekli kitabı okuyanlar tarafından yeniden yazılması durumunun da Don Quijote 'tan geldiğini düşünüyorum. Belki de "okuya okuya, okuduğum her şeyi her şeye benzetiyorumdur."

Okudukça başka hayatlara girip çıkıyorsak, arayış hep sürüyorsa, hayat efsaneyi taklit ederse insan da kitapları taklit edebilir. Okuya okuya kitaptaki karakterler olur, olabilir değil mi melek? Öyleyse gel hadi yeni bir hayat düşleyelim kitaptaki gibi. Bu arada yeni hayatı kurgularken ihtiyacımız olan şeyleri yanımıza almayı da unutmayalım.

Yeni Hayat Tarifi :
A) Bir tutam eski anılarımız ve deneyimlerimiz

B)Eser miktarda yeni hayatımızda bize eşlik edecek etmenler(kişi, durum, ruh hali, koşullar olabilir. Kurgucu malzemeleri seçmekte özgürdür.)

C) Göz kararı içinde yaşadığımız, kendimiz kadar tanıdığımız şehir, anlam yüklediğimiz şarkılar, etkilendiğimiz filmler

D) Yeni Hayat'a adapte olacak istek, azim ve kararlılık

Kendimi kaptırıp çok uzun yazdım yine ama bu kitap üç beş cümlede anlatılacak bir kitap da değil. Daha bir bu kadar demiryolları neyi temsil ediyor, kitap kahramanı sonunda hangi istasyonda, istasyonun hangisi olduğunu nereden çıkartıyoruz, Canan ile Leyla arasındaki bağ gibi pek çok şey anlatmam gerek. Ama burada bitirsem iyi olacak.

Eski bilindik olduğu için hep konforlu gelir, yeni olan bilinmezliklerle dolu olduğundan daha ürkütücü. Yine de belki ilk kalkan otobüse atlayıp bilinmezin merkezine bir yolculuk yapmak gerek. Ya da mümkün olduğu kadar çok okumak. Zaten dünyanın en ucuz ve kolay yolculuğu bir kitabın bizi çıkardığı yolculuk değil midir?

#24945293
240 syf.
Orhan Pamuk'un "Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti," cümlesi ile başlayan büyülü gerçekçilik türündeki bu romanı, 22 yaşında mühendislik bölümü öğrencisi Osman'ın okuduğu ve oldukça etkilendiği bir kitaptan sonra çıktığı yolculuğu anlatıyor.

"Nedir zaman? Bir kaza! Nedir hayat? Bir zaman! Nedir kaza? Bir hayat, yeni bir hayat!"

Orhan Pamuk'un çoğu romanında olduğu gibi bu kitabında da alt metinler önemli yer teşkil ediyor. Girişte belirttigim şekliyle kişiye basit gelebilecek bir konunun içinde yazar, insanın anlam arayışını, aşkı, Türkiye'nin modernleşme süreci içinde geçirdiği sancılı süreci, Doğu- Batı çatışmasını alt metinlerde başarılı şekilde işlemiştir.

Osman'ın okuduğu kitabın adı verilmiyor. Yazarının Osman'ın babası ile ayni işi yapan demiryolundan Rıfkı Hat yani Rıfkı amca olduğunu öğreniyoruz. Herkesin hayatında çok etkilendiği, ondan kendisinin yaptığı çıkarımlari yapan, aynı hisleri duyan birini aramak istediği bir kitap olmuştur. Başta Osman da bu his ve arzu ile kitabı okuyan bir başkasını arıyor. Sonra Canan adlı aynı üniversiteden bir kızı buluyor, zaten kitabı da onda görmüş ve sonra satıcıda rastgelince tanıdık geldiği için almış olduğunu fark eder. Bununla birlikte Canan'a aşık olur ve Osman'ın Canan peşinde ve Canan ile yan yana bir aşk süreci başlar. Okunulan kitap ile birlikte kişinin içinde bulunduğu dünyayı farklı gözle görmeye başlaması, görünenin altında görünmeyen derin ve tek bir anlam arayışı, buna kalkisanlarin akibetleri, Canan'la birlikte kitabı okumuş olan ve bir ara sevgilisi olan Mehmet ve buna benzer olgular, sayılar, nesneler, isimler tasavvuftan izler barındırıyor. Kara Kitap'ta kitabın sürükleyici atmosferini hurufilikten alan Orhan Pamuk, Yeni Hayat'ta bunu tasavvufla sağlamış gözüküyor. Buna bir örnek olarak; kitabı okuyan herkesin Canan'a aşık olması ve onu aramak için yolculuğa çıkması durumu. Kitaptaki kurgu 'kök'ünden çıkan dallardan birinde merkezi bir rolü bulunan Mehmet isminin de aslının Muhammed oluşu da bu ismin kullanılmasının sebebi olabilir.

Mehmet demişken, bahsettigim bu diğer dalda ise yine bu kitabı okuyup evini terk eden bir genç olan Nahit adındaki gencin peşine adamlar takip onu arayan Dr. Narin vardır. Oğlu Nahit, adını Mehmet diye değiştirir ve bir kaza sırasında yanarak öldüğü zannedilir ancak babası Dr. Narin buna inanmaz ve oğlunu aramaları için ülkenin dört bir yanına adamlar gonderir. Bu durum bir süre sonra Dr. Narin'in görünenin ardında görünmeyen derin bir anlam arayan anlayışa, maddenin ardında ruh arayanlara karşı düşmanlık duymasına neden olur ve bu uğurda bir nevi 'terör' oluşumu kurmasına neden olur. Osman ile Canan'in yolu da buraya düşer. Osman bu vesileyle Mehmetlerin peşine düşen biri gibi olur. Tabi özellikle Osman ile Canan'in otobüs yolculuklarindan itibaren başlayan büyülü gerçekçilik atmosferi giderek artar ve yer yer biz okurlarin metin içinde kaybolma hissi yaşamamiza neden olur.

Dr. Narin ve oluşumu, modern toplum ve biraz öncesinden başlayan materyalist anlayıştan beri gelen ve madde odaklı, metafizigi yoksayan anlayışı temsil ediyor diye tahmin ediyorum. Artık tek tük derin ve tek bir anlam, ilk neden arayışında olan insanlar çıktığı vurgulanmıştır. Bununla birlikte insan modern dünyada şu gerçeğin farkında yaşamaya çalışan bir canlıdır; "Bir insan, gözlenebilir Evren’de bulunan 250 milyar ila 7 trilyon galaksiden 1 tanesi içindeki 300 milyar yıldızdan 1 tanesi etrafında dönen 8 gezegenden 1 tanesi üzerindeki 7.5 milyar insandan birisidir." Evrendeki merkezi rolünü kaybedip diğer her unsurdan bir tanesi olma rolüne düşen insan, eski rolünü ve eski evrensel tek anlamın hakimin olduğu hayatı ozlemektedir. Bunun için kendi küçük dünyasında, sıradan nesnelere, anlara, başka insanlara gereğinden fazla değer vermeye; onlara gereğinden fazla anlam yüklemeye başlar. Hayatındaki küçük bir su damlasini hayalinde önce bir birikintiye, sonra göle, akarsuya, denize ve tüm dünyayı kaplayan bir okyanusa dönüştürür. İşte bence Yeni Hayat, insanın bir damlayı okyanus yapmaya çalışmasının romanıdır.

"Nedir hayal? Bir zaman! Nedir zaman? Bir kaza! Nedir kaza? Bir hayat, yeni bir hayat..."

Son olarak; hayatınızın son bir veya beş dakikası içinde olduğunu bilseniz aklınızdan neler geçerdi? Hiç kimse kendisinin olmadığı bir dünyayı düşleyemez veya düşlemek istemez normal olarak. Anlamsız gelir onsuz insanların ve hayatın hiçbir şey olmamış gibi devam edeceği düşüncesi. Bunun için belki de son bir veya beş dakikada istemli veya istemsizce birazdan noktalanacak hayatınızı son bir defa kendinizi merkeze koyup doyasıya kurgulamak; evrensel, tek ve değişenin ardında değişmeyen ve ilk neden özelliği teşkil eden bir anlamın olmadığı bir hayattan bu sayede bir anlam üreterek ayrılmak ve belki de bu sayede 'ölümsüz' olduğunuzu hissetmek veya her şeyin sizinle beraber noktalanacagini; kimsenin sizden sonra gülmeyecegini, aglamayacagini, işe gitmeyecegini ... yani sizsiz hayatlarin devam etmeyeceğini bilmek, hissetmek isterdiniz.


İyi okumalar.
247 syf.
·4 günde·10/10
Okuduğum en akıcı Orhan Pamuk kitabı… Pamuk’un eserlerinde akıcılığı aramadım hiç, böyle bir beklentiyle okumadım en azından, fakat Yeni Hayat bu konuda diğer kitaplarından çok daha farklıydı. Kitaba başlar başlamaz romanın farklılığını, sürükleyici ve detaylarla dolu olduğunu anlıyorsunuz. Her zamanki gibi küçük nesnelere bile koca anlamlar yüklüyor Orhan Pamuk. İsimler, markalar, şehirler her biri titizlikle seçilmiş. Aslında tüm bu detayların simgelediği şeyleri daha iyi anlayabilmek için, romanı en az iki kere okumak gerektiğini düşünüyorum. Ya da çok detaylı bir okumayla kitabın derinliklerine inmek gerekiyor. Kitabı bitirince böyle bir istek oluştu bende. Ne kadar dikkat etsem de kaçırdığım detaylar vardır diye düşünüyorum.

Bir kitapla değişen birçok hayat var romanda. Ve bunlar başkahramanımız Osman tarafından anlatılıyor bizlere. Canan'a olan aşkı ve okuduğu kitabın etkisiyle yıllarca yolculuk yapan Osman tuhaf hislerle hayatına yön veriyor ve bu yüzden hikaye oldukça ilginç ilerliyor. Şaşırdığım noktalar oldu kitapta. Farklı ve zekice hazırlanmış bir kurguya sahip. Bu titizliği bütün Orhan Pamuk kitaplarında görmek mümkün. Birçok farklı noktaya da değiniyor yazar. Mesela Batının kendi ürünlerini piyasamıza sokarak, yıllardır tüketmekte olduğumuz şekerlerimizden bile bizi nasıl vazgeçirdiğini anlatıyor. Kendi değerlerimizi unutarak, Batının varlığını her alanda hissettirmesine izin vermemizden bahsediyor. Bunu yaparken elbette marka isimlerini de kullanıyor. Ayrıca yazarın diğer kitaplarından izlerde bulacaksınız. Bence bu da güzel bir hava katmış kitaba.

Hayranlıkla okuduğum ve oldukça etkilendiğim bir Orhan Pamuk kitabıydı. Belki başkahramanı etkilediği kadar etkilemeyecektir hayatımı fakat güçlü bir etki bıraktığını söyleyebilirim. Keyifli okumalar.
247 syf.
·9 günde·Beğendi·Puan vermedi
Zengin hayal gücü ve zengin anlatım gücünün muazzam buluşması.
Kitapla ilgili ilk notlarıma şunu yazmışım: “Ne okuyorum ben? Masal mı? Değil. Ama masal kelimesi olmadan ne okuduğumu da anlatamam ki.”
Okunan bir kitabın etkisiyle yeni bir hayat bulma çabasını anlatıyordu Yeni Hayat. Ve çok güzel anlatıyordu.
Bir kitap. Okurken yüzünüze bir ışık vuruyor. Heyecanlanıyorsunuz. Arayışlara giriyorsunuz. Kafanızda bir melek sembolü.-anlamlandırmadığım kısımlardan- Sonra otobüs yolculukları. Yeni hayatı arıyorsunuz. Yollar, garajlar. Arada aşık olmuştunuz tabii. Sonra? Sonra sevdiğinizin sevdiğinin baba evine geldiniz. Ve bir anda garip kumpasların içine düştünüz. Ne yolculuktu!

Güzel olmasına güzel ama biraz da karmaşık veya dağınık bir kitaptı Yeni Hayat. Ben bu dağınıklığı Mehmet karakteri üzerinden biraz toparlayabileceğimizi düşündüm.
Bu kısım spoiler içererir,dikkat!

------------

Önce biraz Mehmet’in geçirdiklerinden bahsedelim. Mehmet. Veya Nahit. Veya Osman. Dr. Narin’in oğlu.
O da kitabı okuyor, heyecanlanıyor. Bizim karakterimizin geçtiği yollardan geçiyor. Sonra Canan’la tanışıyor. Onunla tanıştığında “kitaptan fışkıran ölümü”(167) fark etmişti aslında. Ama Canan Mehmet’i canlandırıyor. Kitabı o da okuyor ve bu sefer beraber arayışlar. Uzatmayalım. Sonunda ise sakin bir kasabada, sakin bir hayat. Kitabın heyecanından uzak.

Yani, aynı bedende kitabın farklı etkilerinin görüldüğü üç ayrı isme sahipti bu karakter.

Nahit: Malum kitabın ilk okunduğu
zamanlarda, yeni hayatı ısrarla arayan.
Mehmet: Kitabın bahsettiği yeni hayatı bulma konusunda tereddüt eden. O arayışta geçen buhran dönemi. Bizim karakterimiz üzerinde daha etkili gibiydi aslında. Şöyle bir şey demişti hani: “Kendim olamıyorum. Kimse olamıyorum. Yardım et bana. Senin yazdığını, bu odayı, kitabı aklımdan çıkarayım, eski hayatıma huzurla döneyim.”(166)
Osman: Yeni hayatı arayışın - anladığım kadarıyla- son bulduğu zamanki arkadaş. Osman bizim karaktere şöyle demişti: “Her şeyin aslına, İlk Neden’ine, kökenine varmak istiyorsun değil mi? Saf olana, bozulmamış olana, sahih şeye ulaşmak istiyorsun. Ama yok öyle bir başlangıç. Hepimizin taklidi olduğu bir asıl, bir anahtar, bir söz, bir köken aramak boşuna.” (170) Bizim karakterin son sayfalarda geldiği nokta.

Yani, önce kitabı okudu. Yeni, anlamlı bir hayata inandı. Sonra ise anlamlı bir hayatı aramanın anlamsızlığına.
Önemli olan yepyeni, değerli bir hayat bulmak mıydı, yoksa sahip olduğun hayata değer katmak mı? İşte bu üç kişili karakterin hayatı bu soruya cevap niteliğinde. Ve tabiki bizim karakterimizin de.

--------

Kitap, çok çok güzeldi. Okurken kaç kere durup “ne kadar güzel bir şey okuyorum ben” dediğimi hatırlamıyorum bile. Kendimi kelimelerin akışına bırakıp ne yazdığını anlamadığımdan aynı cümleyi defalarca okuduğum da oldu. Orhan Pamuk düz yazının içine şiiri nasıl bu kadar güzel serpmiş, sihir mi yapmış, ne yapmış anlayamadım :) Öylesine etkileyici bir anlatımı vardı. Masal gibi.
Fakat önceden belirttiğim gibi biraz karışıktı. Yani, parça parça gibiydi. Ve ben parçaları tam olarak birleştiremedim. O yönden biraz zorlayıcı bir kitaptı. Ama bu durum güzelliğine gölge düşürecek kadar değildi, kesinlikle :)
Bu kitap öncesi Orhan Pamuk’a dair bilgim yok denecek kadar azdı. Sadece, okuduktan sonra sonuna kadar hak ettiğini düşündüğüm, Nobel ödüllü bir yazar olduğunu biliyordum.

#31684193

Bu güzel etkinlik sayesinde kalemiyle de tanışmış oldum, teşekkür ederim :))

Bu kitabı çokça tavsiye ediyor ve iyi okumalar diliyorum : )
240 syf.
·6 günde·Beğendi
Türkiye’de ilk postmodern edebiyat örneklerinden olan Yeni Hayat, aynı zamanda çoğu eleştirmen tarafından Orhan Pamuk’un başyapıtı olarak görülüyor.
Çok etkileyici ve unutulmaz bir giriş cümlesi ile başlıyor: “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.”
Bir mühendislik öğrencisinin, mimarlık öğrencisi bir kızın elinde bu kitabı görüp okuması ile hikayeye giriyoruz. Kitabı okuduktan sonra ona vaat ettiği hayat için yollara düşüyor. İşte bu yolculuk ve yolculuk esnasında olanlar hem parça parça, hem hayal, hem gerçek, birçok fikirle kafanızda dönüp dolaşıyor.
Orhan Pamuk’un eserlerindeki merkez tema ‘arayış’ ve ‘kaybedilen geçmiş’. Bu temalar üzerinden öyle bağlantılar kuruyor ki ancak kitabı bitirdiğinizde tamamlanıyor bu soru işaretleri.
Pamuk için başlangıç eseri önerisi değil ama hangi kitaplarını okumalıyım diye soranlar kesinlikle listesine eklemeli
Youtube kanalım:
https://www.youtube.com/user/ayseum
240 syf.
"ESKİYİ GETİR, YENİYİ GÖTÜR" YA DA BİR DÖNGÜNÜN ANATOMİSİ

Orhan Pamuk... Peşin peşin söyleyeyim, hakkında önyargılarımın olduğu, bazı kitapları ile alakalı, kültürüne, tarihine olan yabancılığı gerekçesiyle eleştirilen, olmayan soykırıma "Türkiye'de 1 milyon Ermeni öldürüldü" diyerek zıplayan ya da böyle zıplaması istenilen, böylece de tarihimizde Nobel alan ilk Türk olarak yer eden, bu argümanlar ışığında kendisini karakter olarak sevmediğim ve de sevmeyeceğim ("Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış" diyebilirsiniz, saygı duyarım) bir yazar kendisi. Gelgelelim, kendisini edebi yönden eleştirmek, hiç olmazsa kitapları hakkında bir iki kelam edebilmek adına yapılması gereken ilk işlem de neydi: Kitaplarını okumak. Ben de bana verilen, "Nobelli Yazar Okuma Etkinliği" görevine yazarın bu kitabını dahil ettim (Sonradan eklediğimi de belirtmek isterim. İlk listemde yoktu kendisi) ve ilk Orhan Pamuk kitabımı da okumuş oldum böylece. Beğendim mi? Beğendim, yalan yok, zaten puanım da bunu kanıtlar nitelikte.

Kitap, yazarın eski eserlerinden. 92-94 arasında yazılmış. Dile kolay, 25 seneden fazla zaman geçmiş üzerinden. Kitabın başında, bilmem henüz olayı kavrayamamaktan mı dersiniz yoksa haklı olduğun noktalar var mı dersiniz, sanırım yolculukların başlangıcına kadar, anlatımı o kadar yavan buldum ki, karakterin mühendislik öğrencisi olmasını da fırsat bilerek kitabın "sayısalcı üslubu" ile yazıldığını düşündüm. Fakat tabii sonrasında o üslup şekillendi, rayına oturdu, (ya da trenler çokça zikredilse de yolculukların otobüs yolculukları olmasına atıfta bulunalım hadi) şeridinde ilerlemeye başladı.

Buraya kadar her şey tamam. Bundan sonrası EPEYCE BİR SPOILER İÇERECEKTİR. DEVAM EDECEKLERİN BİLGİSİNE!!!

Kitabımızın olayı: Arayış. Bir gün bir kitap okursun, hayatın değişir. Bazen hayatını değiştirecek kitabı, doğru olmayan bir zamanda okursun. Aceleciliktir bu ve hayatında olması muhtemel değişiklikler, basit bir unutuş veya gözden kaçışla birlikte kitaplığın tozlu raflarında hapsolur. Bazen de hayatını değiştirecek kitabı ömrün boyunca ararsın da bulamazsın. Lakin her arayışın sonu her zaman bir doygunluk veya bıkkınlık, sonrasında da arayışa başlangıç noktası olan o yere, yani monotonluğa gebedir. "Hayatın anlamı, hayatın anlamı" deyip duruyorlar ya hani, işte onlar hep zırva. İzahı yok hayatın anlamı denilen şeyin. E haliyle izahı olmayınca da mizahı oluyor işte

https://images.app.goo.gl/AW42Zisqc7Tt3RwYA

https://images.app.goo.gl/puhVGX4ReMsHnUuo7

https://images.app.goo.gl/wuYMNZrWBJNPUkT67

https://images.app.goo.gl/Q3RtCnKpnh4b66pV7 vee daha niceleri...

Bu arada kitapla ilgili aldığım notları karman çorman ettiğim için bir başından bir sonundan şeylerden bahsediyor olabilirim. Kusura bakılmasın. Ne diyorduk? Arayış ve hayatın anlamı... Adını sonradan öğreneceğimiz Osman, annesiyle yaşadığı monoton hayatının içten içe değişimini arzularken karşılaşıyordu "Yeni Hayat" adlı kitapla. Benim düşüncem bu yönde. Ve hayatta yapılması zor hamlelerden biridir monotonluğu yıkmak, öyle kolay bir şeymiş gibi düşünmeyin. İçinde bulunduğunuz kabuğu kırmak, hamster çarkı misali hayatlarınızdan sıyrılmak, çarkın sabitleyici aksamını kırıp, kafes doğrultusunda yuvarlanarak uzaklaşmak... Bunu başardınız diyelim. O anlık özgürlük hissinin verdiği kafa karışıklığı (ya da sarhoşluk diyelim) ilk başlarda size bu soruyu sordurmaz belki ama sonrasında yüzleşeceksiniz kesinlikle: Nereye gideceğim ben şimdi? Osman da kitabın efsununa yorduğu bu uzaklaşma ve arayış haline bir kılıf uyduruyor ve itici gücünü de aşktan alıyor.

Canan... Nam-ı diğer "sevgili". Arayış, başta her ne kadar yeni ve de güzel bir diyara yapılıyormuş gibi gelse de sonrasında odağın yer değil bir kişi olduğunu, Canan olduğunu hissettim. Canan ile olduktan sonra, eskisi yenisi fark etmez, her türlü hayatı kabul ederdi insan. Ama Canan, arayışta olduğu için, haliyle onun peşinde olan aşık da arayışın bir parçası haline geliyordu. Sonrasında ise tabii onu aramak, zamanla onun yokluğunu bilgece kabullenmeye evriliyor. Zaman her şeyin ilacı... Ayrıca bir şeylere rastlamak veya keşfetmek değil, zamanla bir şeylerin yokluğunu kabul etmek üzerine kurulu hayat. Kitap da bunu gösteriyor okuyucusuna. Uğruna gençliği tükettiğin şeylerin, ilerde, eğer şanslıysan o günlere dair hoşça bir anı; şansın yoksa da ömrünün en güzel yılları ardından sallanan beyaz bir mendil olduğunu görüyorsun. Yani hamster çarkının sabitleyici aksamı kırılsa da, fazlaca uzağa kaçamıyorsun, çok da maceraperest olma.

Büyük Kumpas, Dr. Narin, saat isimleriyle kodlanan ajanlar, Yeni Hayat karamelaları ve üzerindeki melek, Ferah Nane Şekeri vs Yabancı menşeli şekerlemeler, Budak gazozu vs Coca Cola, Magirus vs yeni model otobüsler, köy kahveleri vs günümüz marka kafeleri ve daha niceleri... Her zaman olduğu gibi tokadı aynı suçluya yapıştırıp kıçımızı da aynı suçluya döneceğiz: Kapitalizm. Hepimiz severiz eskiye dair şeyleri. Belli bir yaş almış, hatırı sayılır mazisi olan her jenerasyonun, kendi döneminde olup da şimdi olmayan hemen her şeye dair özlemi mevcuttur. Lakin kapitalizmin getirdiği her türlü yeniliği de kabullenir. Bunu yermek için söylemiyorum, buna direnenler de vardır, takdir edilir, ama bu durumun etkisi altına girememek diye bir durumun söz konusu olacağına ben inanmıyorum. Yenilgiyi şöyle bir örnekle de izah etmek gerekirse, yeniyi ve kapitalizmin getirdiklerini ötelemeye çalıştığınız yerde dahi, kapitalizm size eskiyi "Vintage, Retro vs." gibi etiketlerle zaten yutturuyor. Eskiden beğenmediğiniz, yüzüne bakmadığınız Doğu Ekspresine aylar öncesinden rezervasyon yaptırtıyor, nenelerinizin, dedelerinizin antika gramofonlarını çöpe atıyor, eskiciye veriyorsunuz, sonrasında da moda diye size binlerce tl bayıltıp gramofon aldırtıyor, daha neler neler... Şekerci amcaya romantik bir dürtüyle hak vermek istese de içimiz, hepimiz de biliyoruz ve hatta o da biliyor ki, günü geldiğinde donuna kadar işleyen Batı, şeker tezgahını da ele geçirecek ve eskiye dönüş, hayal ettiği şekilde asla gerçekleşmeyecek.

Gelelim konuda takıldığım belli başlı yerlere... Mesela bariz bir mantık hatası vardı hikayede. Nahit'i Mehmet olma yoluna iten o kazada, yanan gencin cebine kendi kimliğini koyuyor Nahit. Gel gör ki adam yanmış, cebindeki kimlik sağlam. Olay yerini inceleyenlerin böylesi bir absürtlüğü fark etmemesi düşünülemez. Hadi diyelim Mehmet'e dönüşen Nahit, bir şekilde kaybettiği kimliğin yerine yenisini çıkarttırdı ama yanan arkadaşın sadece kimliğinin sağlam kalması ve bu şekilde de kimliğinin tespiti bana saçma geldi. Elbette ki eski zamandan bahsediyoruz, DNA testi veya dişten falan kimlik tespiti yoktur henüz. Ama cebinde kimlik buldum diye "hadi ölü de budur o zaman, kimlikte öyle yazıyor" deyip, sarıp sarmalayıp gömmek bana mantık dışı geldi.

Osman'ın, sahte Osman'ı vurması sahnesinde ise gerçekten bir, çalınan hayatın öcünün alınması gayesi mi vardı yoksa kıskançlıkla gelen dürtü, o anki hareketi mi tetikledi? Her ne kadar ateş etme anından evvel gelen replik, ilk olasılığa işaret etse de ben, kıskançlığın ağır bastığına kanaat getirdim. Ne Cananmış arkadaş...

"Bazen-Bazan" ikilemine gelecek olursak, kimileri tarafından bazan'ın "bazı an" tabirini çağrıştırması sebebiyle doğruluğu kabul edilse de TDK'yi baz alacak olursak, böyle bir kelime yok dilimizde. Orhan Pamuk bu tabiri sıklıkla kullanırmış, okuyucularının yalancısıyım ben de.

Bir başka takıldığım noktaya gelecek olursak... E be Osman! Zeki olmaya çalışan öfkenle (senin sözüne ithafen söylüyorum bunu) okuyucuya kitabın dibinden dibinden sorular sorup, dikkatsizliğine laf ettiği için saldırgan ve alaycı diyebiliyorsun ama, birlikte oturduğunuz masadaki biranın markasına varana kadar görebiliyorsan (hem de öğle yemeğinde, yani bu kadar mı kör karanlık ortalık?), sana altı saattir bir şeyler anlatan adamın da kör olup olmadığını gör yani bir zahmet! Hiç mi dikkat etmedin adamın bakışlarına? Hem de "loş bahçeden düşen kurşuni ışıkta" yüzüne bakmışken?.. Neyse, dalgınlığına verelim hadi. Az badireler atlatmadın sen de...

Ve son... Melek'e anlatılıyor izlenimine kapıldığım andan itibaren, hikayenin böylesi bir sonla biteceğine kanaat getirmiştim zaten. Yine de böylesi bir son beni üzdü. Keşke arayışını gençlik ateşinde yakıp kül etseydi de Osman, monoton da olsa hayatına devam edebilseydi, ardında bırakmış olduklarının hatrına. Ne de olsa hemen hepimiz bu türden hayatlar yaşamıyor muyuz?..
247 syf.
Günümüzde oluşmuş ve kendimde de bulunan Orhan Pamuk ön yargısı nedeniyle yazara karşı bir tutumum NigRa 'nın okuma etkinliğiyle yıkma girişimine giriştim. Bu amaçla da Yeni Hayat ve Kımızı Saçlı Kadın eserlerini edinerek ilk olarak Yeni Hayat’ı okumaya başladım. Eser, sizi bir labirent içine fark ettirmeden sokarak ilgili ipuçlarını takip ederek olası çıkış noktalarına götürmektedir. Bu esnada okuyucunun kafasında pek çok soru işaretleri bırakarak devam etmekte olup o sorulara cevap bulmak ya da bulmamak oldukça keyif verici boyutlara varmaktadır. Hiç kuskusuz bu durum yazarın eseri arayış teması üzerine kurmuş olması sağlamaktadır. Bu sayede ön yargılarımdan kurtularak Orhan Pamuk okumaya devam etmekte fayda olduğunu düşünmekteyim. İyi okumalar.
Mükemmeldi! Düş müydü gerçek miydi? İkisi arasında gidip geldim doğrusu. Bence otobüs yolculuğu yapmanın zamanı geldi.. Yolculuklar bitmeyen yolculuklar
247 syf.
Detaylara dikkat ederek okunmak şartıyla, okuyucuyu içine çeken, duygularınıza hitap eden bir kitap Yeni Hayat. Bir gün bir kitap okuyup hayatı değişen bir genci anlatıyor. Gizemli bir havada geçiyor herşey ve neyi anlatmak istediğini bir süre anlayamadım. Ta ki Dr. Narin karakteriyle tanışana kadar. Kazalar, ölümler, aşk, değişim, zaman, unutuş, çocukluk... Kurgusu da tevafuklarla dolu bir kitap. Hatta ne kadar dikkatli okursanız o kadar çok ayrıntı yakalıyorsunuz bu da ayrı bir zevk oluyor. Ve şu uyarıyı benim de yapmam gerekecek: Otobüs yolculuğundayken sakın okumayın !

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yeni Hayat
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826481
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Yeni Hayat
Yeni Hayat
“Yeni Hayat özel bir vaka.”
THE GUARDIAN

Orhan Pamuk’un tuhaf, şiirsel ve başdöndürücü bu romanı 1994 yılında yayımlandığında, tıpkı anlattığı sihirli kitap gibi esrarlı havasıyla kült roman olmuş, bir anda yüz binlerce okura ulaşmış, kırkı aşkın dile çevrilmişti.

“Yeni Hayat insana Walter Benjamin’in, ‘Bütün büyük edebiyat eserleri bir biçimi ya sona erdirir ya da bir yenisini başlatır, yani özel vakalardır’ sözünü hatırlatıyor. Yeni Hayat özel bir vaka.”
THE GUARDIAN

“Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.” Orhan Pamuk’un coşkulu, lirik ve sihirli romanı Yeni Hayat bu sözlerle başlıyor. Okuduğu bir kitaptan sarsılarak etkilenen, sayfalardan neredeyse fışkıran ışığa bütün hayatını veren ve kitabın vaat ettiği yeni hayatın peşinden koşan genç bir kahramanın olağanüstü hikâyesi bu. Kitabın etkisiyle âşık oluyor, üniversite öğrenciliğinden uzaklaşıyor, İstanbul’dan ayrılıyor, bitip tükenmeyen otobüs yolculuklarına çıkıyor, taşra şehirlerine doğru savruluyor. Onunla birlikte ve aynı hızla sürüklenen okuyucu, kahramanın okuduğu kitabı değil, başından geçenleri izleyerek bize özgü bir hüznün ve şiddetin ta kalbinde buluyor kendini. Siyah-beyaz televizyonlu kahvelere, video seyredilen otobüslere, trafik kazalarına, siyasi kumpas ve cinayetlere, bayi örgütlerine, paranoyakça kuramlara, saat kadar dakik muhbirlere, kaybolan eski eşyaların şiirine ve taşranın öfkesine uzanan bu harikulade yolculuk, Orhan Pamuk’un çağdaş dünya romanının en özgün yaratıcılarından biri olduğunu bir kere daha kanıtlıyor. Bir yandan Hayat’ın, Eşsiz Anlar’ın, Ölüm’ün, Yazı’nın, Kaza’nın sırlarına, bir yandan da çocukluğun resimli romanlarına, bir belirip bir kaybolan arzu meleğine ve Dante’nin, Rilke’nin şiirlerine açılan benzersiz bir roman. Hayatla okumanın kesiştiği alanda seyreden ve her sayfada katman katman genişleyen sarsıcı bir yol hikâyesi.

Kitabı okuyanlar 3.034 okur

  • Mehmet Toyran
  • Mehmet blm
  • Yenigün Sarıdağ
  • Ebru Kaymak
  • Oktay Düğen
  • NazlıEge
  • Mukaddes
  • Hidayet Ergün
  • Said Huyut
  • Bekir ÇAVUŞ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%3.4
18-24 Yaş
%14
25-34 Yaş
%24.9
35-44 Yaş
%37.5
45-54 Yaş
%14
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%0.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56.6
Erkek
%43.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.7 (152)
9
%15.5 (133)
8
%22.8 (195)
7
%18 (154)
6
%9.6 (82)
5
%5.1 (44)
4
%1.8 (15)
3
%2 (17)
2
%0.9 (8)
1
%1.1 (9)

Kitabın sıralamaları