Adı:
Yeni Hayat
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
247
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826481
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Yeni Hayat
Yeni Hayat
"Yeni Hayat özel bir vaka."
-The Guardian-

Orhan Pamuk'un tuhaf, şiirsel ve başdöndürücü bu romanı 1994 yılında yayımlandığında, tıpkı anlattığı sihirli kitap gibi esrarlı havasıyla kült roman olmuş, bir anda yüz binlerce okura ulaşmış, kırkı aşkın dile çevrilmişti.

"Yeni Hayat insana Walter Benjamin'in, 'Bütün büyük edebiyat eserleri bir biçimi ya sona erdirir ya da bir yenisini başlatır, yani özel vakalardır' sözünü hatırlatıyor. Yeni Hayat özel bir vaka."
-The Guardian-

"Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti." Orhan Pamuk'un coşkulu, lirik ve sihirli romanı Yeni Hayat bu sözlerle başlıyor. Okuduğu bir kitaptan sarsılarak etkilenen, sayfalardan neredeyse fışkıran ışığa bütün hayatını veren ve kitabın vaat ettiği yeni hayatın peşinden koşan genç bir kahramanın olağanüstü hikâyesi bu. Kitabın etkisiyle âşık oluyor, üniversite öğrenciliğinden uzaklaşıyor, İstanbul'dan ayrılıyor, bitip tükenmeyen otobüs yolculuklarına çıkıyor, taşra şehirlerine doğru savruluyor. Onunla birlikte ve aynı hızla sürüklenen okuyucu, kahramanın okuduğu kitabı değil, başından geçenleri izleyerek bize özgü bir hüznün ve şiddetin ta kalbinde buluyor kendini. Siyah-beyaz televizyonlu kahvelere, video seyredilen otobüslere, trafik kazalarına, siyasi kumpas ve cinayetlere, bayi örgütlerine, paranoyakça kuramlara, saat kadar dakik muhbirlere, kaybolan eski eşyaların şiirine ve taşranın öfkesine uzanan bu harikulade yolculuk, Orhan Pamuk'un çağdaş dünya romanının en özgün yaratıcılarından biri olduğunu bir kere daha kanıtlıyor. Bir yandan Hayat'ın, Eşsiz Anlar'ın, Ölüm'ün, Yazı'nın, Kaza'nın sırlarına, bir yandan da çocukluğun resimli romanlarına, bir belirip bir kaybolan arzu meleğine ve Dante'nin, Rilke'nin şiirlerine açılan benzersiz bir roman. Hayatla okumanın kesiştiği alanda seyreden ve her sayfada katman katman genişleyen sarsıcı bir yol hikâyesi.
(Tanıtım Bülteninden)
Bir yazar bir kitapta nasıl her şeyi birden anlatabilir? Tek bir olay etrafında okura nasıl aynı anda üç kitap okumuş hissi verebilir? Peki bir kitabın birden fazla konuyu aynı cümlelerle ve aynı kitabın içerisinde işlemesi mümkün müdür? Bir kitabı okuyan ve seven birçok kişinin kitaptan çıkarımları nasıl farklı farklı olabilir? Böyle bir şey mümkün müdür? Eğer yazarı Orhan Pamuk ise, mümkündür.

Öncelikle Orhan Pamuk'un yaşayan en büyük roman yazarımız olduğunu kabul etmeliyiz. Ona karşı saçma sapan önyargılar beslemek veya yazdıklarından ötürü kin tutmak anlamsızdır. Kaldı ki, böyle bir tutum Orhan Pamuk'a hiçbir şey kaybettirmez. Aksine Orhan Pamuk'tan mahrum kalan bizlere çok şey kaybettirir.

Yeni Hayat isimli bu kitabı okurken ise, yine diğer Orhan Pamuk kitaplarında olduğu gibi, çok zorlandım. Zira Orhan Pamuk, kendisini okura kolayca teslim eden, yazdıklarını ve düşüncelerini açıkça okurun önüne seren bir yazar değildir. Her kitabında bir gizem, her kitabında hala anlaşılamamış bir takım olaylar vardır. Böyle gizemli bir yazar olmayı da çok sever. Birçok kitabıyla ilgili hala anlaşılamamış sırlar bulunmaktadır. Kendisini çok seven ve hemen hemen tüm kitaplarını okumayı kendilerine bir görev edinen okurların bile üzerinde anlaşamadığı bir takım yazınları vardır. Bu kitap da tam olarak öyle bir kitaptır. Anlaması zor ve kendisini okurun önüne kolayca bırakmayan bir kitaptır. Okurken müthiş bir tat aldığınızı hissedersiniz; ama zaman zaman "ben bu kitabı anlamıyorum" hissine de kapılırsınız. Anladığımı asla iddia etmediğim Yeni Hayat'ı gelin birlikte anlamaya çalışalım.

Orhan Pamuk, Yeni Hayat isimli bu kitabını, biz "anlayamayan okurlara" kitabı anlamamızda yol gösterici olması için bir alıntı ile açmış. Aslında bu alıntı ile okurun eline bir anahtar vermiş ve kendi romanına dönmüş. O alıntı şudur:

Novalis: "Aynı masalları dinlemelerine rağmen, ötekiler hiç böyle bir şey yaşamadılar."

Orhan Pamuk neden böyle bir alıntıyla kitabına başlama ihtiyacı duymuştur? Bu alıntının kitapla ilgili bize yol gösterici olduğu kısım neresidir? Kitapta anlatılanlar bir masal mıdır? Peki masalları dinleyenler kimlerdir? Alıntıdaki "ötekiler"den kasıt kimlerdir? "Böyle bir şey yaşamak" derken ne kast edilmektedir? Aynı masalları dinleyerek büyüyen çocuklar olarak aynı şeyleri yaşamadığımızı veya aynı şeyleri anlamadığımızı mı ifade etmeye çalışmaktadır? İşte tüm bu soruların cevabını verebilmek için kitabı okumak şarttır. Fakat tüm bu sorulara cevap verebilmek için kitabı okumak da yeterli değildir. Hatta defalarca kitabı okumak da yetmeyecektir kanımca.

"Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti." cümlesi ile başlayan Yeni Hayat isimli bu kitaba, sadece, bir gün bir kitap okuyan ve bütün hayatı değişen, 22 yaşındaki bir gencin romanı olarak bakmak, bana göre oldukça sığ bir bakış açısı olacaktır ve Orhan Pamuk'un zekasına hakaret etmek anlamı taşıyacaktır. Zira Yeni Hayat, bundan çok daha fazlasıdır ve çok daha fazlasını hak etmektedir. Evet, bakıldığında kitapta anlatılan, bir kitabı okuyup hayatı değişen bir mühendislik öğrencisinin başından geçenler gibi görünmektedir; fakat gerçekte Orhan Pamuk'un verdiği mesajlar ve alt metindeki konu bambaşkadır.

Yeni Hayat, bir yolculuktur, arayıştır, içe dönüştür, öze dönüştür, terk ediştir, geri dönüştür ve hatta ölümdür...

Kitapta görünen konu, 22 yaşındaki Osman isimli bir mühendislik öğrencisinin, okuduğu kitaptan etkilenerek kitaptaki hayatı araması, kitabın vaat ettiği yeni hayatın peşinden koşması, evini, annesini, okulunu, şehrini geride bırakmasını anlatan bir arayış, yolculuktur. Hatta Osman, kitabın etkisi ile "Canan" isimli bir kıza aşık oluyor. (Gerçi kitabın ilerleyen bölümlerinde Osman, Canan'ın etkisi ile kitaba başladığını kendisine itiraf ederken Orhan Pamuk, okurun gözüne farklı bir bakış açısı da sunuyor.) Böylece Osman, Canan'ın da yönlendirmeleriyle üniversite öğrenciliğinden uzaklaşıyor, İstanbul'dan ayrılıyor, bitip tükenmeyen otobüs yolculuklarına çıkıyor, yolculuktan yolculuğa savruluyor. Yeni bir hayatın arayışında, kitapta vaat edilen hayatı arıyor da arıyor...

Benim kitapta gördüğüm ikinci konu ise, tasavvuftur. Tasavvuf konusunda bir uzman olduğumu tabii ki iddia edemem. Fakat gördüğüm birkaç sembolik ifade beni bu düşünceye sürükledi. Mesela, kitaptaki karakterlerin isimleri ve Orhan Pamuk tarafından kendilerine yüklenen misyonlar tesadüfen seçilmiş olamaz. Bunun dışında kitapta sürekli "kaza"ların meydana gelmesi ve hissedilen bir "kader" inancı da beni bu düşünceye itti. Kaza ve kadere inanmak, bilindiği üzere, imanın şartlarındandır. Osman sayısız otobüs yolculuklarında bir tasavvuf yolcusu, bir derviş gibi kaza ve kader içinde dolanır durur. Yeni Hayat isimli kitap, Osman'a yeni bir hayat vaat etmektedir. Ayrıca kitapta ismi geçen, Osman, Nahit ve Mehmet aynı kişiler olup Mehmet kendisi olabilmek için Osman'ı öldürür ve uzun yolculuklardan sonra başladığı yere yani kendine, özüne döner/dönüşür. Yani Yeni Hayat kendin olabildiğin, özüne döndüğün, en başa döndüğün bir yolculuktur. Zira "yolculuk", doğu edebiyatında kişinin olgunlaşması ve hakikati bulması için sıkça kullanılan bir semboldür. Orhan Pamuk da kitabın içerisinde sıkça Doğu-Batı romanlarını karşılaştırması ve bir takım örnekler vermesi bundandır. Osman ise kitap boyunca kendi iç dünyasında bir yolculuğa çıkar. Amacı "Canan"a kavuşmaktır. "Canan" ise, mutasavvıfların Allah'a verdikleri isimdir. ("Canan yok ise can gerekmez.")Nasıl ki, bir mutasavvıf, yani maşuk, Canan'ına kavuşmak için ruhunda bir yolculuğa çıkarsa, Osman da aynısını yapar. Kitapta ismi geçen Yeni Hayat isimli o kitap ise, muhtemelen dinlerdeki kutsal kitaplardan biridir.

Kitapta gördüğüm üçüncü konu ise, Doğu ve Batı arasında sıkışıp kalmış, kimlik arayışındaki Türkiye konusudur. Kitap, 1970’li yılların ortası ile 1990’lı yılların başı arasında geçen 13-14 yıllık bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşen olayları anlatmaktadır. Dolayısıyla kitapta sık sık Doğu-Batı meselesine dair kimlik söylemleri görülmektedir. Orhan Pamuk ise, bu meseleye bir çözüm sunma niyetiyle yaklaşmaktansa, doğu-batı gerilimini tanıyan ve teşhis eden bir tutum sergilemeyi seçmiştir. Bilindiği üzere, batılılaşma hareketleri tarihin hemen hemen her döneminde bu coğrafyada tartışılan ve halen de tartışılmaya devam eden bir konudur. Orhan Pamuk ise, Yeni Hayat'ta, Osman karakterinin yaptığı yolculuklar sırasında gezdiği Anadolu kasabalarını betimlerken, modernleşme, kapitalizm ve batılılaşma hareketinin Türk toplumu ve taşra hayatı üzerine etkilerini resmeder. Bu resmetmeyi ise tamamen tarafsız bir gözle yapar, her iki tarafı da tutma amacı gütmez, modernleşmenin etkilerini yansıtırken eleştirel bir yorum getirme gereği duymadan, sadece var olanı göstermeyi tercih eder. Fakat genel çerçevede bakıldığı takdirde, kitapta farklı karakterlerin söylemleri üzerinden, Batı’dan gelen mekanikleşme, betonlaşma ve yapaylaşmanın; insanların, şehirlerin ve eşyaların ruhlarını öldürdüğü vurgusu yapılır.

Romanda bahsi geçen ve Osman'ın bütün hayatını değiştiren Yeni Hayat isimli kitabın yazarı Rıfkı Hat karakteridir. Rıfkı Hat, memleketin, ancak Batı’dan alınan yeniliklerin topluma adapte edilmesiyle gelişebileceğini ancak kendi öz kimliğini de kaybetmemesi gerektiğini savunur. 1970'li yıllarda, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarındaki modernleşme politikasının terk edilmesinden memnun değildir. Osman ise böyle bir kimlik arayışı içerisinde yolculuklardan yolculuklara dolaşıp durur.

İyi bir romandan beklentiniz nedir bilmiyorum; ama bu kitapta hepsinin bulunduğuna emin olabilirsiniz. İçerisinde neler yok ki? Siyah beyaz televizyonlu kahveler, trafik kazaları, siyasi kumpas ve cinayetler, arayışlar, yolculuklar, kendini buluşlar... Hatta Orhan Pamuk bazı yerlerde romanı bırakarak okurla sıcak bir sohbetin içerisine bile giriyor. Daha ne olsun?

Ayrıca Orhan Pamuk eserlerinin en sevdiğim özelliği de birbirleriyle olan bağlantıları. Orhan Pamuk'un bir kitabını okurken daha önce okuduğunuz bir kitabın karakteri ile karşılaşabiliyorsunuz ve bu hiç sırıtmıyor. Bambaşka bir ülkede sevdiğiniz bir tanıdıkla karşılaşmış hissi uyandırıyor okurun içerisinde. Gidip sarılmak istiyorsunuz o karaktere. İşte Orhan Pamuk böyle bir romancı. Sizi alıp bambaşka diyarlara sürüklüyor ve bir daha eski yerinize dönemiyorsunuz.

Bütün bunların dışında, edebiyatçıların "büyülü gerçekçilik" olarak ifade ettiği bir tarz da kitaba hakim. Tanıdığım yazarlar içerisinde bu türün en büyük temsilcisi de Hasan Ali Toptaş. Kısaca HAT. Romanda geçen Yeni Hayat isimli, Osman'ın bütün hayatını değiştiren, kitabı yazan kişi de Rıfkı HAT isimli bir karakter. Orhan Pamuk böyle bir şeyi yapmış mıdır, bilemem. Fakat böyle düşüncelerin içerisinde girerek, Orhan Pamuk'un sembolleri arasında paranoyaklaşmış olduğumu kabul edebilirim.
Geç tanıştım Orhan Pamuk’la, erken tanıdım ama gerçek manada tanışmam, kalemini okumam geç oldu ama iyi ki de daha erken okumayıp bu yaşlarda okudum diyorum; 10 sene önceki ben Orhan Pamuk’un hakkını veremezdim çünkü. Metin T. Abi’nin dediği gibi romanın Mandrake’si Orhan Pamuk. Kaleminde bir sihir, bir büyü var Orhan Pamuk’un (kalemi diyorum çünkü gerçekten de hâlâ dolmakalemi ile yazar romanlarını), postmodern unsurları en ince ayrıntısı ve üstün zekası ile kullanır, görmek isteyenlerin, anlamak isteyenlerin zihninde bir ampul yaktırır, gördüğümüz yani düz bir şekilde gördüğümüz birçok şeye farklı açıdan baktırır, tabir-i caizse bunu görürsünüz de, ona bakar durursunuz da ama bunu aklınıza getiremezsiniz der gibi yüzümüze yüzümüze vurur cümlelerinde. Siyasi konularda, dini konularda ise bu üslubunu zirvede kullanır. Sol görüşlü birini anlamak ister kitaplarında, onlara hak verir, onların açısından bakar ama onların fenalıklarını da gösterir okura, sağ görüşlü birini de anlamak ister, ona da hak verir ve onun da fenalıklarını gösterir, dinsize de bunu yapar, normal bir dindara da yapar, aşırı dinciye de bunu yapar, her kesimi kendi taraflarından anlatır bizlere. Görmek istemeyene taraflı bir kalemdir Orhan Pamuk, görmek isteyene ya da daha doğrusu görebilene ise tarafsız bir kalemdir ve herkese önce kendi gözünden bakar, kendi tarafından yazar sonra karşıt görüşün gözünden, karşıt görüş üzerinden yazar, kararı ise okura bırakır. Ülkeyi veya bir toplumu ne olduğundan kötü gösterir romanlarında ne de olduğundan iyi, ne görüyorsa onu yazar kitaplarında ve evet büyük bir cesaret göstererek yapar bunları.

Bir gün bir kitap okuyan ve bütün hayatı değişen, yaşamında 22 yılı geride bırakan ve yeni hayatın peşinde koşan, mühendislik okuyan bir gencin romanı Yeni Hayat, arayışının, yeni hayata uzanmak isteyişinin romanı. İstediği yeni hayatı bulmak için odasını geride bırakıyor, evini geride bırakıyor, annesini, okulunu, her gün yürürken kuruyup yere düşmüş yaprakların, üzerine bastığı bu yaprakların doğaya karışmaya beklediği sokağını, şehrini geride bırakıyor, terk ediyor tüm hepsini ve yeni hayata hayatında yol açıyor. Bir arayışa giriyor karakterimiz, postmodern bir arayışa. Yaşam ve ölüm arasında gidiyoruz ve geziyoruz bu arayışta. Bir buhran, bir hüzün içinde yeni hayatı arıyoruz ama bunların ikisini de bir keyfin içinde yaşıyoruz. Hiç ölümün mü yoksa hayatın mı içindeyim diye düşündünüz mü? Yaşam, ölüm, aşk, kaza, kader ve inanç gibi hatta aklın da olduğu kavramlara yoğunlaşan bir sihrin içinde düşlediniz mi? Peki bu sihrin içinde ne derece, ne kadar iyi bir arayış yapabilirsiniz? Hepsini cümlelerin içinde bulmaya, öğrenmeye başlıyoruz, karakterimiz de bilmiyor bunların hiçbirini, çünkü kitap boyunca her bir sayfasında, gittiği her yeni bir şehir, bindiği her otobüste, yapılan, diğer otobüslere güm diye bindirilen trafik kazalarında belki Galip’in de sıkı bir takipçisi olduğu Milliyet’in köşe yazarı Celal Salik’in köşe yazılarında arıyor. Bu sihirli yolculuklar boyunca çağdaş edebiyatın, postmodern bir romanın güzelliğine bırakıyoruz kendimizi. Birçok paranoyakça düşüncelere, birçok öfkeye, birçok duyguya ve birçok bilinmezliğe de bu arayışla beraber ortak oluyoruz. Kitap sürekli bir şekilde aynı motifler aynı desenlerin üzerinde dönmekte, aslında kitap bir bütün olarak sanki kendi içinde de dönüyor gibi, bir daire çizme havası veriyor. Başlarda okuduğumuz bir cümle, bir betimleme sonralarda bir tekrar gibi, yeniden yaşamak gibi karşımıza çıkıyor, sanki bu arayışın içinde bir bulma oluyor da sonradan kaybetme oluyor ve sonra tekrardan arama oluyor gibi. Buralarda Pamuk aslında sık sık toplumun sorunlarına da değiniyor, bir türlü önüne geçemediğimiz, ki geçemeyeceğimiz trafik kazalarına, siyasal çatışmalara, şüphelere, paranoyak düşüncelere gibi gibi. Doğu ile Batı arasındaki çatışmaya, arasındaki farklara, Batı’nın Doğu üzerindeki etkisine, Doğu’nun bu etkiye verdiği tepkilere, fast-food’un yaygınlaşması, markalaşmanın önemi gibi başka birçok ironi sahibi tespitli maddeler de sayabiliriz.

Dediğim gibi, bir arayışın kitabı Yeni Hayat, adından da anlaşılacağı üzere yeni bir hayatı istekle, mecburiyetle olan arayışın kitabı. Birçok duygu, birçok etken var kitabın içinde, arayış, kaybediş, keşfediş var, siyasi kumpaslar, cinayetler, sorular, sorular ve yine sorular var, bu sorulara verilen doğru ve yanlış cevaplar var, aşk var ve aşk ın olmazsa olmazı kıskançlığı var. İronik bir mizah da hâkim kitaba, hâkimiyetin olduğu bu kısımlarda birçok kesime göndermeler var ve bazı yerler gerçekten de içten bir şekilde güldürüyor. Bu ironilerde emperyalizm etkisini görüyoruz, dikkat etmek lazım, kola filan içersek, onlara para kazandırırsak kendi kiralık katilimizi tutmuş oluruz sonuçta(!)

Kahramanımız ile bu arayışın içindeyken Orhan Pamuk’un Yeni Hayat’ı yazdığı döneme göre önceden yazdığı ya da yazmadığı romanlarından kesitler görüyoruz. Celal Salik’in köşe yazılarından, düşüncelerinden haberimiz oluyor, bir gece vakti karakterimiz dışarıdan “bozaaaaaa” diye bağıran satıcının seslenişini duyunca Mevlut’un sokaktan geçtiğini hissettim, birkaç cümle sonra sokakta çete gibi gezen ve saldırganca havlayan köpekleri okuyunca köpekler yine Mevlut’u korkuttu, yine Mevlut’a saldırdı dedim, yeni hayatı arayan karakterimiz camdan dışarı baktığında çırağı ile beraber çalışan, kuyu kazan, su bulmaya çalışan kişileri görüyor, aynı Kara Kitap’ı yazarken camdan dışarıyı gözleyen Orhan Pamuk gibi, aynı Kırmızı Saçlı Kadın’daki Mahmut Usta ile çırağı Cem gibi. Dr. Narin eşyaların hafızası vardır diye her söylemesinde Benim Adım Kırmızı geldi aklıma, Yeni Hayat karamelalarından yenildikçe Alaaddin’in dükkanına gittim ve geldim, farklı farklı nesneleri, saatleri okudukça Masumiyet Müzesi’ni hissettim. Bir kitabını okurken bir yazarın, okurunu diğer kitaplarının içinde hissettirmesi, diğer kitaplarına göndermeler yapması çok güzel bir şeydir ve gayet de olağandır ama Orhan Pamuk gibi yazmış olduğu kitaplar kadar daha yazmadığı kitaplara da göndermeler yapması bana göre büyük bir başarıdır ve Orhan Pamuk haricinde de kolay kolay kimsenin yapamayacağı bir şeydir. Bu durum da Orhan Pamuk’un ne kadar planlı olduğunu, romanlarında ne kadar titiz ve derin çalıştığının bir göstergesi. Otobüs yolculuklarını seven ben, Yeni Hayat’ı aslında otobüs yolculuğu süresince okumak istedim, belki yolculuk boyunca kitap beni korkutacak, kim bilir 36, 37 ve 38 numaralı koltuklara bakışımı değiştirecek, 23 numaralı koltuğu bana istettirecek ama etkisinin de otobüs yolculuğunda da, bende de fazlasıyla olacağı da bir gerçek. Şunu da söylemek isterim ki kitabı Kara Kitap’tan sonra okumanızı tavsiye ederim, tavsiye değil hatta şart koşmak isterim, hem içindeki güzel göndermelerin tadını almak için hem de dikkatli bir okuyucunun yiyebileceği bir “spoiler” olduğu için. Farklı birçok kitaba da göndermeler, atıflar var kitabın içinde, Dante’nin Yeni Hayat’ından, Eco’nun Gülün Adı’na, İbn Arabi’nin Fususü’l Hikem’inden, Jules Verne’ye, oradan da Neşati Akkalem’in Dâhiler de Çocuktu eserlerine ve Doğu’nun ile Batı’nın birçok eserlerine kadar. Bir kitap okuyup hayatı değişen karakterimizin okuduğu kitabının da bunlardan bir karışım olduğu da bir gerçek.

Okuduğumuz her bir sayfanın, her bir cümlenin okuduğumuzun çok ötesinde derin bir anlamı var, kimisini tamamen anlıyoruz, kimisinden bir şeyler kapıp sonradan anlıyoruz, kimisinden ise hiçbir şey anlamıyoruz; bu da biz okurların ayıbı olsun artık.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (16.062 Oy)19.995 beğeni45.867 okunma3.632 alıntı193.621 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.973 Oy)9.240 beğeni30.372 okunma918 alıntı147.161 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (8.288 Oy)9.281 beğeni27.743 okunma2.969 alıntı122.205 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.189 Oy)14.012 beğeni36.365 okunma3.815 alıntı154.337 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.767 Oy)8.234 beğeni22.422 okunma4.711 alıntı137.635 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.963 Oy)9.495 beğeni26.769 okunma1.833 alıntı136.746 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.788 Oy)9.744 beğeni27.400 okunma2.019 alıntı126.673 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.940 Oy)6.048 beğeni20.742 okunma933 alıntı107.818 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.825 Oy)8.431 beğeni24.152 okunma965 alıntı96.345 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.321 Oy)6.689 beğeni17.781 okunma3.021 alıntı90.723 gösterim
Aşk anlamaktır...
Aşk bir acıdır...
Aşk teslim olmaktır...
Aşk gözyaşıdır...
Aşk telefon çalacak diye beklemektir...
Aşk bütün bir dünyadır...
Aşk birisine şiddetle sarılma, onunla aynı yerde olma özlemidir...
Onu kucaklayarak bütün dünyayı dışarda bırakma arzusudur...İnsanın ruhuna güvenli bir sığınak bulma özlemidir...
Yeni Hayat bir aşk romanı, aşka giden yolun, yolu aşktan geçen, aşkına emek veren, aşkı için acı çeken bir yolcunun romanı...
Ne diyor Osman Canan için:“Anne ben âşık oldum, anne ben kayıp gidiyorum... onun için her şeyi yapabilirim.”
Bir gün bir kitap okudum ve bütün “okuma listemin en iyileri” alt üst oldu.
Dün 6 saat boyunca elimden bırakmadan okudum, bırakamadım çünkü büyülenmiş gibiydim ve gözyaşlarıyla okudum. Gece 01..20’de kitap bitmişti ve ben de bu kazadan sağ çıkamadım...
Sabahın 6.35’inde ( saate baktım çünkü) telefonun çalar saati değil, kitaptan okuduğum cümleler uyandırdı beni ( ilk kez yaşıyorum bunu)
Kitap cümleleri beynimde ,kalbimde yankılanıyordu, duydum...
Çok tartışmalı bu roman için çok şey söylendi şimdi ben de konuşabilirim.

Romanda üst metin olarak şu anlatılır:
“22 yaşındaki Osman okuduğu bir kitaptan öylesine etkilenir ki o kitapta anlatılan hayatı aramak için yola çıkar. Yanında kitapla tanışmasına vesile olan ve ilk görüşte âşık olduğu Canan vardır. Otobüslerle ( VARAN ) şehirden şehire giderler durmaksızın. Garajlarda, sokaklarda, kazalarda, otobüslerde, evlerde bu hayatı ve kitabı okuyup anlayan Mehmet’i ararlar. Sonunda Osman Mehmet’i bulur ve Mehmet’in ve hatta Nahit’in “kendisi” olduğunu anlar.
Peki olay bu kadar basitse neden okuyanlar kitabı anlamadıklarından yakınıyorlar.
Çünkü kitap alt metinlerle yüklü, ilmek ilmek örülmüş adeta, hem de ustalıkla.
Şöyle ki :
14 . yüzyılda Gülşehri, İranlı şair Feridüddin Attar’ın aynı adlı eserinden yola çıkarak “ Mantık’ut Tayr” ı yazdı. Kuşların Dili anlamına gelen bu alegorik tasavvufi eser bir yolculuğun hikayesidir : Kuşlar ülkesinin padişahı yoktur, kuşlar padişahsız bir ülke olmayacağını düşünerek bir padişah seçmek isterler. Hüdhüd kuşu, aslında bir padişahları olduğunu onun adının Simurg olduğunu ama çok uzakta Kafdağı’nda yaşadığını, isterlerse kuşları oraya götürebileceğini söyler. Binlerce kuş bu yolculuk için hazırlanır ve yola çıkarlar.
Yol çok zorludur, engellerle doludur ve uzundur. Yolculuk sırasında bir kuş acıktığını söyler ve aşağıda gördüğü buğday tarlasına iner.Diğeri sevgilisini özlediğini söyleyip geri döner, biri nin yolda gördüğü altın ve zümrütler gözünü kamaştırır , mücevherleri tercih eder. Birini güneş çarpar, biri soğuktan donarak ölür. Biri hastalanır geride kalır, biri “ Benim yaratılışım kaypak ben vazgeçtim.” der .Binlerce kuştan geriye 30 kuş kalır. Kafdağına varırlar, dağı aşıp aşağıya süzülürken gölde kendi yansımalarını görürler ve anlarlar ki Simurg kendileridir. ( Farsça’da si: 30 murg : kuş demektir.)
Tasavvufta Simurg Allahtır, ( Canan da sevgili yani Allah’tır.) Hüdhüd mürşid, yani yol gösterici şeyhtir, kuşlar da mürit yani dervişlerdir.
Bu yol Allah’a ulaşma ve Allahın varlığında yok olma yoludur.
Tasavvufa göre Allah der ki , “Görünmek istiyorum .” ve tıpkı bir aynaya yansır gibi adem denilen yokluğa yansır ve görünen tüm kainattır. Allah görünmeyi dilediği için “ varlık” vardır. Var olan tek şey Allah’tır geri kalan her şey yansımadan ibarettir.

Yeni Hayat da bir yolculuk hikayesidir. Osman Yeni Hayat’ı ve kendisini ararken Canan’a aşık olur. Yıllarca arar ve sonunda kendini bulur. Kendini bulduğunda 3 el ateş edip kendini öldürür, bu da tasavvufta ölmeden ölmek yani hiçliğe ulaşmakla ilişkilidir.
Öldürdüğü Osman da Nahit de Mehmet de kendisidir.
Uzakta aradığımız aşk aslında yanıbaşımızda, engelleri aşmak gerek mesela bir ateş denizini mumdan bir gemiyle geçmek,aşka ulaşmak için her şeyi göze almak gerekir.Yani aşk için ölmeli , aşk o zaman aşk.
Yani bir sevmek bin defa ölmek demek.

Romanda Batı kültürünün bizi nasıl yozlaştırdığından da yakınıyor yazar. Çocukluğumuzun, gençliğimizin güvenli hayatı; markalarla, teknoloji ile, modernleşme adı altında bizi özümüzden koparmış yutmuş,ezip geçmiştir.

Büyülü gerçekçilik kitapta adeta zirvededir. Osman’ın hayalete soru sorması, konuşmaya çalışması fantastiktir ama hayaletin ona cevap vermesi ve Osman’ın bunu doğal karşılaması büyülü gerçekçiliktir ve hayli örneği vardır.

Başka bir akım varoluşçuluktur romanda ve sorar Osman :” Ben ve dünya birbirimize neden varolduğumuzu, neden bu saatte burda olduğumuzu, en büyük amacın ne olduğunu sorarız.”
Zaten roman hep sordu:
Hayatın amacı ne?
Hayatta:
Kaza var, kader var, aşk var, yalnızlık var,ölüm var, mutluluk var...

Aşk ile dönmekte dünya...
Gözyaşları ile bitirdim..
Beni yerden yere vurdu, süründürdü, acı çektirdi, kalbimi burktu...
Hayat ne kadar kırık dökük...
Bu kitap:
Tahripkâr...
Sıra dışı...
Anlayamayanların “saçma” olmakla itham ettiği bir şaheser...
Orhan Pamuk... ( soykırım iddiaları kitap dışıdır ve kitabı bağlamaz bence) Nobel ‘ i hak etmiştir( okuduğum 5. Pamuk romanı Yeni Hayat bunu tescilledi.)
Öyle çok şey yazasım var ki ama uzun bulup sıkılmayın diye kısa kesiyorum.
Okuyucunun alaycı ve saldırgan olduğunu söylerken de haklı Pamuk.
Çünkü elimde tuttuğum bu kitap yeterli okuma birikim ve donanımına sahip olmayan okuyucu için beş para etmez, onlar okumamalı...
Ya ben....
Ben yıllarca okuduğu kitaplarda ilk 3’ü değişmeyen okuyucu son okuduğu 2 kitapla tamamen evrilen, hırpalanan ama mazoşist olduğu için mutlu olan ben...
Önce Tutunamayanlar...
Şimdi Yeni Hayat...
İşte ben de karşınızda yenilenmiş okuyucu Nermin
Satırlar ‘’Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti. Daha ilk sayfalarındayken bile kitabın gücünü öyle bir hissettim ki içimde, oturduğum masadan ve sandalyeden gövdemin kopup uzaklaştığını hissettim. Ama gövdemin benden kopup uzaklaştığını sanmama rağmen, sanki bütün varlığım ve her şeyimle, her zamankinden daha çok sandalyede ve masanın başındaydım ve kitap bütün etkisini yalnız ruhumda değil beni ben yapan her yerde gösteriyordu ‘’ şeklinde dökülmeye başladı kalbime ve beni fethetti. Çünkü ben de bir kitap okuyup hayatı değişenlerdenim. Kitabın sayfalarını çevirdikçe mistik, gizemli, esrarengiz dokunuşlar ruhumu okşamaya başladı. Her bir sayfa çevirişimde cümlelerin bana olan oyununu gördükçe, evet baştan alıp hiçbir satırını kaçırmamam gerekiyor dedim. Bu kitapta sadece aşk yok. İçimizdeki arayışın farklı yollardan aktarılmaya çalıştığı gizli bir devrim var. Keyifli bir kasvetin verdiği buhran denizinde daralmanın, daraldıkça kör noktanızda kalan arayışın mücadelesinin muazzam betimlemelerde yer alması, kulağınızda daha önce hiç duymadığınız melodilerin çınlamasıyla devam ediyor. Kitabı okurken, kitabın içindeki kitabı arıyordu zihnim. Soğuk kış günlerinde sıcak bergamotlu çayın kokusunun ve dumanının odayı doldurması gibiydi Yeni hayat...

Yirmi bir kere Osman, yirmi iki kere Canan’ı aradı. Ah o sayılar sayılar, olmasını istediğim şeylerde bir sayıdan başlayıp, sayma bittiğinde istediğim şeylerin olacağını inandırdığım günlere götürdü beni. Kelimelerin gücü, kasvet, kitaptan bir huzme şeklinde yüzüme fışkıran ışıklar, aşk, kıskançlık, olay örgülerinin nakış gibi işlenmesi. Siyasi ve dini çatışmaların içindeki ironi, batılılaşma etkileri, markalar, kitabın sonlarına doğru okura seslenişler, evet bir kere daha okumam gerekir dedim bu kitabı.

“Nedir hayat? Bir zaman! Nedir zaman? Bir kaza! Nedir kaza? Bir hayat, yeni bir hayat…” nakaratları eşliğinde arayışımızın iğne ile kuyusunu kazdık diyebilirim. Loş bir odada tütsünün verdiği mistik kokuların ahengi ile dönüyor kelimeler zihnimde. O otobüs, o ışık, o melek, o kayboluş, o incelmek, o yok oluş benim iç dünyamın arayışı Olabilir miydi?

Şunu da aklımızın bir köşesine iliştiriveriyor Pamuk ‘’okuya okuya sonunda bir çeşit kitap kurdu oldum ben, ama aydınca özentilere de kapılmadım. Daha da önemlisi, bu özentilere kapılanları da küçümsemedim. Kitapları okumayı, tıpkı sinemaya gitmeyi, gazeteleri dergileri karıştırmayı sevdiğim gibi seviyordum. Bunları bir yarar, bir sonuç beklediğim için, ne bileyim, kendimi başkalarından daha üstün, daha bilgili, daha derin sanmak için yapmıyordum. Hatta diyebilirim ki kitap kurtluğu bir alçakgönüllülük de öğretmişti bana ‘’

Raflarınızda yer alması gereken, merdivenleri ağır ağır ama başarılı tırmandıracak bir kitap. Her kitap okuyuşunuzda bilgilerinizle başkalarını dövmeye çalışmayıp, alçakgönüllülüğünüzle paylaşım yapabileceğiniz keyifli okumalarınız olsun ve kitaplığınızda Mutlaka Orhan Pamuk olsun!
Okuduğum en akıcı Orhan Pamuk kitabı… Pamuk’un eserlerinde akıcılığı aramadım hiç, böyle bir beklentiyle okumadım en azından, fakat Yeni Hayat bu konuda diğer kitaplarından çok daha farklıydı. Kitaba başlar başlamaz romanın farklılığını, sürükleyici ve detaylarla dolu olduğunu anlıyorsunuz. Her zamanki gibi küçük nesnelere bile koca anlamlar yüklüyor Orhan Pamuk. İsimler, markalar, şehirler her biri titizlikle seçilmiş. Aslında tüm bu detayların simgelediği şeyleri daha iyi anlayabilmek için, romanı en az iki kere okumak gerektiğini düşünüyorum. Ya da çok detaylı bir okumayla kitabın derinliklerine inmek gerekiyor. Kitabı bitirince böyle bir istek oluştu bende. Ne kadar dikkat etsem de kaçırdığım detaylar vardır diye düşünüyorum.

Bir kitapla değişen birçok hayat var romanda. Ve bunlar başkahramanımız Osman tarafından anlatılıyor bizlere. Canan'a olan aşkı ve okuduğu kitabın etkisiyle yıllarca yolculuk yapan Osman tuhaf hislerle hayatına yön veriyor ve bu yüzden hikaye oldukça ilginç ilerliyor. Şaşırdığım noktalar oldu kitapta. Farklı ve zekice hazırlanmış bir kurguya sahip. Bu titizliği bütün Orhan Pamuk kitaplarında görmek mümkün. Birçok farklı noktaya da değiniyor yazar. Mesela Batının kendi ürünlerini piyasamıza sokarak, yıllardır tüketmekte olduğumuz şekerlerimizden bile bizi nasıl vazgeçirdiğini anlatıyor. Kendi değerlerimizi unutarak, Batının varlığını her alanda hissettirmesine izin vermemizden bahsediyor. Bunu yaparken elbette marka isimlerini de kullanıyor. Ayrıca yazarın diğer kitaplarından izlerde bulacaksınız. Bence bu da güzel bir hava katmış kitaba.

Hayranlıkla okuduğum ve oldukça etkilendiğim bir Orhan Pamuk kitabıydı. Belki başkahramanı etkilediği kadar etkilemeyecektir hayatımı fakat güçlü bir etki bıraktığını söyleyebilirim. Keyifli okumalar.
Zengin hayal gücü ve zengin anlatım gücünün muazzam buluşması.
Kitapla ilgili ilk notlarıma şunu yazmışım: “Ne okuyorum ben? Masal mı? Değil. Ama masal kelimesi olmadan ne okuduğumu da anlatamam ki.”
Okunan bir kitabın etkisiyle yeni bir hayat bulma çabasını anlatıyordu Yeni Hayat. Ve çok güzel anlatıyordu.
Bir kitap. Okurken yüzünüze bir ışık vuruyor. Heyecanlanıyorsunuz. Arayışlara giriyorsunuz. Kafanızda bir melek sembolü.-anlamlandırmadığım kısımlardan- Sonra otobüs yolculukları. Yeni hayatı arıyorsunuz. Yollar, garajlar. Arada aşık olmuştunuz tabii. Sonra? Sonra sevdiğinizin sevdiğinin baba evine geldiniz. Ve bir anda garip kumpasların içine düştünüz. Ne yolculuktu!

Güzel olmasına güzel ama biraz da karmaşık veya dağınık bir kitaptı Yeni Hayat. Ben bu dağınıklığı Mehmet karakteri üzerinden biraz toparlayabileceğimizi düşündüm.
Bu kısım spoiler içererir,dikkat!

------------

Önce biraz Mehmet’in geçirdiklerinden bahsedelim. Mehmet. Veya Nahit. Veya Osman. Dr. Narin’in oğlu.
O da kitabı okuyor, heyecanlanıyor. Bizim karakterimizin geçtiği yollardan geçiyor. Sonra Canan’la tanışıyor. Onunla tanıştığında “kitaptan fışkıran ölümü”(167) fark etmişti aslında. Ama Canan Mehmet’i canlandırıyor. Kitabı o da okuyor ve bu sefer beraber arayışlar. Uzatmayalım. Sonunda ise sakin bir kasabada, sakin bir hayat. Kitabın heyecanından uzak.

Yani, aynı bedende kitabın farklı etkilerinin görüldüğü üç ayrı isme sahipti bu karakter.

Nahit: Malum kitabın ilk okunduğu
zamanlarda, yeni hayatı ısrarla arayan.
Mehmet: Kitabın bahsettiği yeni hayatı bulma konusunda tereddüt eden. O arayışta geçen buhran dönemi. Bizim karakterimiz üzerinde daha etkili gibiydi aslında. Şöyle bir şey demişti hani: “Kendim olamıyorum. Kimse olamıyorum. Yardım et bana. Senin yazdığını, bu odayı, kitabı aklımdan çıkarayım, eski hayatıma huzurla döneyim.”(166)
Osman: Yeni hayatı arayışın - anladığım kadarıyla- son bulduğu zamanki arkadaş. Osman bizim karaktere şöyle demişti: “Her şeyin aslına, İlk Neden’ine, kökenine varmak istiyorsun değil mi? Saf olana, bozulmamış olana, sahih şeye ulaşmak istiyorsun. Ama yok öyle bir başlangıç. Hepimizin taklidi olduğu bir asıl, bir anahtar, bir söz, bir köken aramak boşuna.” (170) Bizim karakterin son sayfalarda geldiği nokta.

Yani, önce kitabı okudu. Yeni, anlamlı bir hayata inandı. Sonra ise anlamlı bir hayatı aramanın anlamsızlığına.
Önemli olan yepyeni, değerli bir hayat bulmak mıydı, yoksa sahip olduğun hayata değer katmak mı? İşte bu üç kişili karakterin hayatı bu soruya cevap niteliğinde. Ve tabiki bizim karakterimizin de.

--------

Kitap, çok çok güzeldi. Okurken kaç kere durup “ne kadar güzel bir şey okuyorum ben” dediğimi hatırlamıyorum bile. Kendimi kelimelerin akışına bırakıp ne yazdığını anlamadığımdan aynı cümleyi defalarca okuduğum da oldu. Orhan Pamuk düz yazının içine şiiri nasıl bu kadar güzel serpmiş, sihir mi yapmış, ne yapmış anlayamadım :) Öylesine etkileyici bir anlatımı vardı. Masal gibi.
Fakat önceden belirttiğim gibi biraz karışıktı. Yani, parça parça gibiydi. Ve ben parçaları tam olarak birleştiremedim. O yönden biraz zorlayıcı bir kitaptı. Ama bu durum güzelliğine gölge düşürecek kadar değildi, kesinlikle :)
Bu kitap öncesi Orhan Pamuk’a dair bilgim yok denecek kadar azdı. Sadece, okuduktan sonra sonuna kadar hak ettiğini düşündüğüm, Nobel ödüllü bir yazar olduğunu biliyordum.

#31684193

Bu güzel etkinlik sayesinde kalemiyle de tanışmış oldum, teşekkür ederim :))

Bu kitabı çokça tavsiye ediyor ve iyi okumalar diliyorum : )
Günümüzde oluşmuş ve kendimde de bulunan Orhan Pamuk ön yargısı nedeniyle yazara karşı bir tutumum NigRa 'nın okuma etkinliğiyle yıkma girişimine giriştim. Bu amaçla da Yeni Hayat ve Kımızı Saçlı Kadın eserlerini edinerek ilk olarak Yeni Hayat’ı okumaya başladım. Eser, sizi bir labirent içine fark ettirmeden sokarak ilgili ipuçlarını takip ederek olası çıkış noktalarına götürmektedir. Bu esnada okuyucunun kafasında pek çok soru işaretleri bırakarak devam etmekte olup o sorulara cevap bulmak ya da bulmamak oldukça keyif verici boyutlara varmaktadır. Hiç kuskusuz bu durum yazarın eseri arayış teması üzerine kurmuş olması sağlamaktadır. Bu sayede ön yargılarımdan kurtularak Orhan Pamuk okumaya devam etmekte fayda olduğunu düşünmekteyim. İyi okumalar.
Mükemmeldi! Düş müydü gerçek miydi? İkisi arasında gidip geldim doğrusu. Bence otobüs yolculuğu yapmanın zamanı geldi.. Yolculuklar bitmeyen yolculuklar
Detaylara dikkat ederek okunmak şartıyla, okuyucuyu içine çeken, duygularınıza hitap eden bir kitap Yeni Hayat. Bir gün bir kitap okuyup hayatı değişen bir genci anlatıyor. Gizemli bir havada geçiyor herşey ve neyi anlatmak istediğini bir süre anlayamadım. Ta ki Dr. Narin karakteriyle tanışana kadar. Kazalar, ölümler, aşk, değişim, zaman, unutuş, çocukluk... Kurgusu da tevafuklarla dolu bir kitap. Hatta ne kadar dikkatli okursanız o kadar çok ayrıntı yakalıyorsunuz bu da ayrı bir zevk oluyor. Ve şu uyarıyı benim de yapmam gerekecek: Otobüs yolculuğundayken sakın okumayın !
Bir üniversite öğrencisinin raslantı sonucu bulup okuduğu bir kitaba bütün benliğiyle inanmasını ve kitabın etkisiyle bir kıza aşık olmasını anlatıyor.Kitaptan etkilenen gencin yeni bir hayatı bulmak için sayısız yaptığı yolculuktan ve bu yollarda geçmişteki ve günümüzdeki yaşantıları ele alıyor. Yaptıgı yolculuklarda hiçbir sonucu bulamayan geç eski hayatına geri dönüyor uzun bir süreden sonra tekrar araştırma yapıyor tam geçmişini okuduğu kitabı hersyi silip yeniden başlayacakken de kitapta anlatılan hep beklediği yeni hayata ama hiç beklemediği bir anda kavuşuyor ölüyor. Bir kitabın insana ne çok şey kattığını, yeni bir hayat yaşamak için hiçbir şeyi beklemememiz gerektiğini anladim. Küçük bir tavsiye kitabı yolculuk yaparken okumayın sakın.:)
Kitabın iflah olmaz kahramanı ile yolculuk yapmak büyüleyici...her yolculuk ayrı bir dünya...her durak ayrı bir yolculuk...Pamuk'un sihirli dünyası yine etkileyici.. Biraz karmaşık olsa da elinizden düşmeyecek bir kitap.
Orhan PAMUK'un okuduğum ilk kitabı. Aslında defalarca karşıma çıkmasına rağmen bir türlü almamıştım en son mülksüzler eserini almak için giderken birden okumam gerektiğini düşündüm. Çünkü kitabın ilk cümlesinde ki Bir gün bir kitap okudum ve tüm hayatım değişti cümlesine kesinlikle inananlardanım. İlklerde okurken anlayamamıştım ve bitirmem uzun sürdüğünden dolayı buradaki incelemelere baktım çoğu okur detaylara dikkat edilmesi gerektiğini vurgulamıştı ve tekrardan okumaya karar verdim ki çok daha akıcı gittiğini fark ettim o kadar zekice işlenmiş ki kitabın sonuna geldiğinizde yavaş yavaş parçalar birleşiyor. sizi adeta içine alıyor. genç üniversiteli dostumuzun (osman) Canan'a olan aşkı ve yaptıkları gezileri meleği arama çabaları yeni hayat için her şeyi birden bırakıp yolculuklara çıkması ve birden kendini bir kumpasın içinde bulması derken uğradığı şaşkınlıklar.. ölümler kırık kalpler bayiler rıfkı amca mehmet nahit ..okudukça osman gibi düşünmeye başlıyorsunuz.. Osman ın canandan vazgeçememesi ve aşık olmasını da kıskanmadım diyemem..aslında çokta her şeyi anlatıp kitabın büyüsünü kaçırmak istemiyorum ama başta bana sıkıcı gelen yeni hayatın aslında çok şey kattığını söyleyebilirim..ayrıca okumanız gereken bir kitap olduğunu söylemeden edemeyeceğim.

DİPNOT: detaylar..detaylar
Bana dönüp kaşlarını kaldırmıştı. “Biliyorsun değil mi, karın maşallah pek güzel.”
Orhan Pamuk
Sayfa 58 - YKY, 7. Baskı
Yalnızlıktan korkuyordum. Benim gibi bir budalanın büyük bir ihtimalle yapacağı gibi, kitabı yanlış anlamış olmaktan, yüzeysel olmaktan, ya da olamamaktan, yani herkes gibi olamamaktan, aşktan boğulmaktan ve her şeyin sırrını bilip bu sırrı öğrenmeyi hiç mi hiç istemeyenlere bir ömür boyu anlatıp gülünç olmaktan, hapse girmekten, kafadan çatlak gözükmekten, en sonunda dünyanın benim sandığımdan da zalim olduğunu anlamaktan ve güzel kızlara kendimi sevdirememekten korkuyordum.
Orhan Pamuk
Sayfa 15 - Yapı Kredi Yayınları
Hayatı severek yaşamasını öğrenirseniz, mutlu olmak için ne yapacağınızı da anlarsınız.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yeni Hayat
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
247
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826481
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Yeni Hayat
Yeni Hayat
"Yeni Hayat özel bir vaka."
-The Guardian-

Orhan Pamuk'un tuhaf, şiirsel ve başdöndürücü bu romanı 1994 yılında yayımlandığında, tıpkı anlattığı sihirli kitap gibi esrarlı havasıyla kült roman olmuş, bir anda yüz binlerce okura ulaşmış, kırkı aşkın dile çevrilmişti.

"Yeni Hayat insana Walter Benjamin'in, 'Bütün büyük edebiyat eserleri bir biçimi ya sona erdirir ya da bir yenisini başlatır, yani özel vakalardır' sözünü hatırlatıyor. Yeni Hayat özel bir vaka."
-The Guardian-

"Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti." Orhan Pamuk'un coşkulu, lirik ve sihirli romanı Yeni Hayat bu sözlerle başlıyor. Okuduğu bir kitaptan sarsılarak etkilenen, sayfalardan neredeyse fışkıran ışığa bütün hayatını veren ve kitabın vaat ettiği yeni hayatın peşinden koşan genç bir kahramanın olağanüstü hikâyesi bu. Kitabın etkisiyle âşık oluyor, üniversite öğrenciliğinden uzaklaşıyor, İstanbul'dan ayrılıyor, bitip tükenmeyen otobüs yolculuklarına çıkıyor, taşra şehirlerine doğru savruluyor. Onunla birlikte ve aynı hızla sürüklenen okuyucu, kahramanın okuduğu kitabı değil, başından geçenleri izleyerek bize özgü bir hüznün ve şiddetin ta kalbinde buluyor kendini. Siyah-beyaz televizyonlu kahvelere, video seyredilen otobüslere, trafik kazalarına, siyasi kumpas ve cinayetlere, bayi örgütlerine, paranoyakça kuramlara, saat kadar dakik muhbirlere, kaybolan eski eşyaların şiirine ve taşranın öfkesine uzanan bu harikulade yolculuk, Orhan Pamuk'un çağdaş dünya romanının en özgün yaratıcılarından biri olduğunu bir kere daha kanıtlıyor. Bir yandan Hayat'ın, Eşsiz Anlar'ın, Ölüm'ün, Yazı'nın, Kaza'nın sırlarına, bir yandan da çocukluğun resimli romanlarına, bir belirip bir kaybolan arzu meleğine ve Dante'nin, Rilke'nin şiirlerine açılan benzersiz bir roman. Hayatla okumanın kesiştiği alanda seyreden ve her sayfada katman katman genişleyen sarsıcı bir yol hikâyesi.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.201 okur

  • Derya Akgul
  • Gökhan Alkan
  • merve ozem
  • elif mutlu
  • Kenan Kılavuz
  • Ezgi Dölek Atan
  • Feyza Yüksel
  • Kitap Sever
  • Emirhan Oruç
  • Mustafa Dayanır

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%3.4
18-24 Yaş
%14
25-34 Yaş
%24.9
35-44 Yaş
%37.5
45-54 Yaş
%14
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%0.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%56.6
Erkek
%43.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.6 (70)
9
%16.7 (63)
8
%22.5 (85)
7
%19.6 (74)
6
%8.5 (32)
5
%5.6 (21)
4
%2.9 (11)
3
%2.1 (8)
2
%0.5 (2)
1
%1.1 (4)

Kitabın sıralamaları