Elli altmış yaşına kadar hayatta karşılaşabileceği her şey insanın başına geliyor, diye düşündü. O yaşına kadar insan somut bir gerçeğe ulaşıyor, hakikati buluyor. Bu düşünce bir bilgeliği ifade etmiyordu. Derin, ulaşılmaz bir gerçek de değildi. Sadece insanın ulaştığı yaşla ilgili fiili bir durumdu. İnsan o yaşına kadar hayatla ve ölümle tanışıyordu. Hayat, harika bir şekilde kendini tekrarlamaya devam ediyordu. Hiçbir şey asla tam olarak beklediğimiz gibi gerçekleşmiyordu, ama öte yandan hiçbir şey, hiçbir zaman büyük bir şaşkınlık da yaratmıyordu. İnsanı en çok şaşırtan tek bir şey vardı; hayatta zaman zaman unuttuğumuz tek bir sarsıcı olgu: kendimizin de ölümlü olduğu gerçeği.