Adı:
Kalanlar
Baskı tarihi:
Nisan 1995
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753633086
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yky Yayınları
"Doğumum bile bir kökünden kopma idi. On yaşıma kadar, çevremi, özellikle çevremdeki sessizliği kavramaya çalıştım... Yirmi yaşım ile otuz yaşım arasında aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım... Otuz yaşım ile kırk yaşım arasında ne akıllı ne de çılgındım. Dünyayı kavradığını sandım... Kırk yaşındayım. Bugün, gecenin bazı saatlerinde kitlenin anlamsız gürültüsü içinde boğuluyorum... Kendimi öldürmeye çalışıyorum... Özlemlerim kalmadı. Bıraktım. Hepsini kendi ve benim dünyamı anlamaları için bıraktım... Ve bana ölümsüzlerin sonsuz acıları kaldı."
*Bu incelemenin çok büyük bir kısmı Tezer Özlü'nün kitaplarında geçen sözlerden oluşmaktadır. Tezer Özlü okumayanların içi rahat olsun, hangi cümlenin alıntı olduğu anlaşılmayacağından spoiler mevzusu yoktur.

O kendini anlattı. Ben yazdım. Siz de dinleyin:

"Ölemiyorum... Eylül 1943. Doğdum. Nerde doğduğumun önemi yok. Ben belli bir ülkesi, yeri olmayanlardanım. Daha doğduğum zaman koptum köklerimden, annemden, babamdan, insanlardan. Ne kadar yaklaşırsam o kadar koptum. On yaşıma kadar çevremi, çevremdeki sessizliği kavramaya çalıştım. Büyüdü, büyüdü, büyüdü. Bu sessizlikte kayboldum. Ölemiyorum... Yirmi ile otuz yaşına geldim. Aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım. Ama ne garip sınırlar kadar hiçbir sınırlamadan sıkılmadım. Kurallara karşı çıktım. Ve beni okyanus gibi yalnız bıraktınız. Ölmek istedim, dirilttiniz. Aç kaldım, serum verdiniz. Delirmek istedim, kafama elektrik verdiniz. Yazı yazmak istedim, tutunamazsın dediniz. Ama yazdım. Neden yazdım peki? Dünya acılı olduğu için, duygular taştığı için. Sözcüklerin tümü içimden çıkmadan uyuyamayacağım için. Neden yazdım? Karşıma çıkan her şey yetersiz. Soluduğum her şey yetersiz. Dalgalar, odalar, mekanlar, sevgiler yetersiz. Suların tadı yetersiz. Günlerin uzunluğu yetersiz. Haftaların günleri yetersiz. Bu boşluğu doldurmak için yazdım. Artık sokaklardayım. Yaşamın olduğu sokaklarda. Kaçıyorum ve kaçmıyorum. Birbirine yabancılaşmış, çürümüş, fabrika insanına dönmüş sizden; düzeninizden, okul anlayışınızdan, namus anlayışızdan, başarı anlayışnızdan kaçıyorum ve kaçmıyorum. Aranızda dolaşmak için giyindim. Hem de iyi giyindim sırf iyi giyinene iyi değer verdiğiniz için. Ölemiyorum... Sevdim, aşık oldum. Aşk acısıda çekmedim. Nasıl çekerdim dünyanın verdiği acı daha güçlüyken? Bu acı da olmasa yeşil yapraklar üzerindeki güneş ışınlarının anlamı olmazdı. Pavese'yi Torino'da, Svevo'yu Trieste'de, Kafka'yı Prag'da sevdim. Peşlerinden gittim. Onların acısını aradım. En çok Pavese'yi sevdim. Pavese'nin intihar acısını buldum. Ondan sonra acıyı mutluluk olarak tanımladım. Sonra kendi mutluluğumu, intiharımı aramaya başladım. Ölüm düşüncesi izledi beni. Gece gündüz kendimi öldürmeyi düşündüm. Ama ölemedim, ölemiyorum...
Kırklı yaşlardayım. Uzun zamanım kalmadı. Kitlenin anlamsız gürültüsü içinde boğuluyorum. Çok yoruldum. Taşıyamayacağım kadar yaşantı üslendim. Artık ağır geliyor. İnsanları kendi dünyalarını anlamaları için bıraktım. Anlamadılar. Ve bana ölümsüzlüklerin sonsuz acıları kaldı. Size ne bıraktım? Birkaç kitap, birkaç söz, birkaç anı.(Bu kitapta da size yayımlanmamış anılarımı, öykülerimi, sözlerimi bıraktım.) Bu tarihi unutmayın: 18 Şubat 1986. Küçük dünyanız sizin olsun dostlarım. Öldüm."
“İnsanın başkalarına söyledikleri kendi duymak istedikleridir. Yazdıkları, okumak istedikleridir. Sevmesi, sevilmeyi istedigi bi­çimdedir.” dediği zaman Tezer Özlü, anladımki, hep karanlık ve karartan yazıları seviyor. Söyledikleri bu kadar içten ve puslu ise demek ki kendisi karşıdaki insanın görünen değil görünmeyen yanlarını merak ediyor.
Sevmeleri ise hep kaçış hali geldi bana. Okurken karanlık görüyordum. Berlin’in ağaçlarını anlatırken bir kasvet çöküveriyor insanın yüreğine.

“Aşk acısı çekmedim hiç, çünkü dünyanın verdigi acı her za­man güçlüydü.” sözüne binaen:

Dünyanın derdini kendi derdi sanan, ölüm gelsin diye ümit eden bir kadının günlüğünden KALANLAR.

Okurken biraz teselliye ihtiyacınız olacak. Çünkü sizi, güneşin pırıl pırıl aydınlattığı odanızda sislere gömecek bir anlatıma sahip bu kitap.
Sayfa sayısı az olduğu için okunması hızlı ama etkisinden kolay kurtulamayacaksınız.

“Dünyanın acısı olmasaydı taze yeşil yapraklar üzerindeki güneş ışınlarının bir anlamı olmazdı.”
Tezer Özlü... İçini döktüğü eseri. Ondan geriye kalanlar. Tezer seni kimseler anlayamaz. Kim bilir ki dünyada hassas olarak yaşayan insanların, derinlerindekileri? Kimler bilebilir ki acılarını? Kadınız ya hani, çok konuşuyoruz ya biz, tek derdimiz anlattıklarımızdan ibaret sanarlar. Acı deyince de sanki sadece aşk acısı yaşıyoruz sanarlar. " Aşk acısı çekmedim hiç, çünkü dünyanın verdiği acı her zaman güçlüydü. " Senin bu cümleni diğer insanlar anlar mı? Dünyanın verdiği acıya katlanabilmek için , ruhsal bunalımlara girip de elektroşok almanı, bunu sana uygulamalarını anlayabilirler mi? Kadın yazar neden mi yok hala yok mu diyorsunuz? Araştırın. Dünyadaki kadın yazar ve şairlerin hiç biri anlaşılamamış olup, sonları klinik tedaviler ve bir şekilde de ya intihar ya da hastalık ile son bulmuştur. Bunların sebebi ne mi ? Tezer Özlü ' nün de dayanamadığı her türlü baskı...Ne yazık ki bu hiç değişmedi....
Hep yanıbaşımda ölüm.
Dinliyorum ağzından çıkanı.
Tek duyduğum kendimim...

Tezer Özlü

Sarı saçları, iri gözlerinde uzun bir şaşkınlık...
Hayatını kendi içinde yaşayan çılgın bir kadın.

Tezer Özlü

Anlıyorum. İç sıkıntın hiç bitmiyor.
Yazmak rahatlatıyor seni.
Salata suyuna ekmek banmak...

Bol yeşillikli miss gibi bir mevsim salatanın dibinde biriken ekşisiyle, tuzuyla en güzel şey.

Kalanlar'ı bitirdikten sonra aklıma gelen ilk tabir... :)

Kitabı okurken de, okuduktan sonra da diğer Tezer Özlü kitaplarından sonra okumam gerektiği düşüncesi oluştu kafamda çünkü Tezer Özlü'yü diğer kitaplarında daha iyi tanıyabileceğim, diline alışabileceğim gibi geldi.
Yani durum böyle olunca da ben salataya suyundan başladım ve ekmeğimi bandım. :) :)

Bunların yanı sıra bu güzel salatayı yapıp bize servis eden usta gurme Ömer Gezen bize de tattırdığın için çok teşekkürler.
(Kendisi artık Kitap Danışmanım :) )
...
Tezer Özlü'yle iyi ki tanıştım. Onun o kısacık cümlelerinden ve hatta bazı bazı tek kelimelik cümlelerinden öyle keyif aldım ki, gittiği her şehre, her parka ben de gittim, bindiği her trene ben de bindim, konuştuğu her insanın yanında ben de vardım. Her betimlemesi kare kare canlandı tam karşımda...
'Yazdıkları ya yaşamla örtüşür, ya da düşlerle, ya da her ikisiyle de.' kitabına yazdığı bu cümlenin öyle hakkını vermiş ki yaşadığı her anı, düşlediği her hayali ince ince işlemiş...
Kendi için örnek teşkil eden üç yazarın peşini asla bırakmayışı aynı zamanda beni bir hayli etkiledi.

Kitap ve Tezer Özlü için aslında aklımda çok şeyler daha var ama bu kadarını dökebildim kelimelere, çok çalışmam lazım daha fazlası için. :)

Kitapla kalın hep iyi kalın...
Kalanlar...

Güzel bir kitabı elinize aldınız. Bi kadın var ve de bi isim, Kalanlar...

Kalanlar aslında ne demek? Ya da neden gülüyor bu kadın?
Bazı insanlar gider, bazıları ise çoktan gitmiştir.
Peki ya kalanlar?

İşte o Kalanlar biziz. Geceleri uyuyamayıp gökyüzüyle dolmak isteyenler sonra da yıldızlara taşanlar...
Yahut ölmek isteyip yaşamaya zorlananalar...
Ağır ağır ölenler ya da yavaş yavaş yaşayanlar...
Yalnızlar, Tezer'in de dediği gibi; insanların arasındaki yalnızlar...
İşte Kalanlar bence sen demek. Orada köşe başında bekleyen yalnız çocuk demek.
Ellerini cebine atıpta saatlerce yürüyen yürüyen çocuk adam demek.
Bi' sokak başında sigara içen kadın demek.
Ben demek Biz demek...
O yüzden Kalanlar biziz ve bu kitapta bizi anlatıyor.

Kusura bakmayın bu kitabı başka bir şekilde anlatamazdım. Tezer Özlü'ye ilk gördüğüm anda aşık olmuştum zaten.
Ve benden sebeplerimi açıklamamı beklemeyin.
Şairin de dediği gibi:
"Sebepsiz sevmektir Aşk
Nedeni olmadan bağlanmak birine"

İşte ben Tezer'e böyle bağlandım.
Elinize alıp hiçbir zaman bırakamayacağınız bir kitap...

Bu kitabı da bana hediye eden Beyza Demir'e çok teşekkür ederim.
Tezer Özlü Okuma Etkinliğimize katılmak için buyrun: #30470051

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim...
Amacım inceleme yazmak olmayacak, ki buna yeltenmem bile hata biliyorum ancak Tezer Özlü'yü , tabiri caizse 'İki gözümün çiçeği' hakkında hislerimi, fikirlerimi yazma ihtiyacı duydum, buna ikna olmak aylar sürdü ancak Frida Kahlo'nun "İfade etmek kurtulmanın başlangıcıdır." sözü yankılandı kulağımda...
Bundan yaklaşık bir yıl önce bir yazı okudum ve hayatıma bu kadar şeyi katacağı (bir o kadar da alacağı) aklımın ucundan geçmezdi. Kendi ruh halime bu kadar yakın bir tasviri gördüğümde hüzne konuk olmadan da edemedim. Sonra da bu denli yakınlık hissettiğim cümleleri yazan bu insanı buldum. Tezer Özlü... Lirik Prenses deyip duruyorlardı ona. Müthiş cümlelerinin ardı kesilmedi ben baktıkça. Sonra da bu cümleleri yazdıran şeyi merak ettim, biraz daha Prenseslik kısmını bırakıp Lirik kısmına göz gezdirme ihtiyacı duydum. Daha küçücük yaşlarında başlayan sorunları, gencecik yaşlarında bunalıma ve intihar fikrine dönüşüp, antidepresanlara sığınan bir yaşamda boğulmasına sebep olmuş bu kadına git gide gönülden bağlanmaya başlamıştım bile. Ve o ilk tanışmama vesile olan cümleleri her geçen gün daha çok anlam kazanmaya başlamıştı.

"Ben yeterince iyi değilim, tamamen kötü de değilim. Güven vermiyorum ama umursamaz da değilim. Kaçmıyorum, durmuyorum da. Sarhoş gezmiyorum, ama her an ayık da değilim. Bağımlı değilim, kaçabilecek kadar da özgür değilim. Politik değilim ama tarafsız da değilim. Umutsuz da değilim, sonsuz da değilim. Camus gibi yaşamın bir adım uzağında, ölümün bir koşu yakınındayım."

Bunu yazmak ne kadar doğru bilmiyorum ama o yazı hayatıma girmeden çok önce başlayan bir ruh halinin üstüne bu kadar iyi gelen başka cümleler okumadım şimdiye dek. Ve başladım o cümleleri kitaplarında aramaya.

Ferit Edgü ve Tezer Özlü konuştu, ben dinledim.
'Her Şeyin Sonundayım ' dediler ve:
"Belki köpekler kadar mutlu değildik, ama gene de bir değişiklik işte."
"KOPUKLUK. YAŞAMDAN, İNSANLARDAN, GEÇMİŞTEN KOPUKLUK. Gelecekle de hiçbir ilgisizlik."

Sonra bulamadım o satırları. Ve 'Yaşamın Ucuna Yolculuk '
kitabına eklenen alıntılarda aynı cümleler yazıyordu, hemen kitabın peşine düşüp okumaya başladım. Bulamadım. Ama daha da değerli cümleler buldum.

"Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. İçgüdülerimi hiçbir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiçbir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, birşey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım." (Sayfa 57-58)

Hayran olmuş, beynimden vurulmuştum bu satırlarla konuk olduğum hüzün değil konuk ettiğim hüzündü artık.
Hâlâ ilk cümleleri kitap kitap dolaşıp aramaya devam etmek için can atıyordum ancak cesaret edemedim bir süre Tezer okumaya. Sonra sevgili  Ömer Gezen yaptığı etkinlikle bas bas bağırarak  beni de çağırıyordu.

'Eski Bahçe Eski Sevgi ' dedik sonra ve söze girdi:
"Ağırlığımı yitirdim. Uçarken." (Sayfa 10)

Ve ekledi:
"Ölüme giden yol çok uzun
Yoruyor beni
Hastalık hiçbir şeyi değiştirmedi
İntihar etmek istedim iyi ettiler
Delirdim gene iyi ettiler
Artık yapılacak bir şey kalmadı
..." (sayfa 31)

Sonra biz tatlı tatlı otururken yerimizde seslendi:
"Tatlı hayat kurbanları, gene nereye?" (Sayfa 62)

Ve yine yürek coşkusuyla bu defa kendine seslenişini duyduk:
"Her şeye hazırım. Hastalığa. Yalnızlığa. Aşka. Gitmeye. Kalmaya." (Sayfa 103)

Ve sonra yine vazgeçiş mi umutsuzluk mu kavrayamadan devam etti:
"Ben geçmişimi unutmuş, ne geri dönmek ne de ileriye gitmek isteyen bir insan olarak oturuyordum. Sessizdi her şey." (Sayfa 116)
Bir kitap daha bitmiş, ancak hâlâ aradığım satırları bulamamıştım.

'Zaman Dışı Yaşam ' dedim bu defa, bu defa lütfen bulayım da gideyim. Gidemedim.
"Her insana yabancıdır. Her nesneye yabancıdır. Kendisine bile." (Sayfa 13)

Sonra Pavese'le huzur dolu bir konuşmadalarmış gibi ekledi:
"Tüm ince duyguların, tüm bağlılıkları, kendini verme isteğini bir tutukevinde gibi ağır bir yük gibi yüreğinde hapsetmek zorunda bırakılmıştı."(Sayfa 14/Pavese)
 
Hangimiz bırakmadık ki seni okurken, sizi dinlerken... Ve o cümleleri yine bulamadım.

Derkeen hüzün dolu yolculuğum
'Çocukluğun Soğuk Geceleri ' kitabında nefrete öfkeye ve gözyaşına döndü.
"Birkaç gün sonra, kentin öteki üniversite kliniğine getiriliyorum. Ağustos başı. Buraya getirilip bırakıldığım an, ardımda kilitlenen kapının camlarını kırmakla ne denli azgın bir deli olduğumu kanıtlıyorum. Burası, yıllar önce, ölüm deneyinden sonra gözlerimi açtığım klinik. Artık kapı açılmayacak. Gene hiç tanımadığım doktorların elindeyim. Onlara ne anlatabilirim. Nasıl baştan başlayacağız? Hem deliliğe? Hem akıllanmaya? Kapı yanındaki ilk odanın, birinci karyolasında yatıyorum. Odada iki yatak, iki genç kız var.
 Ertesi gün, yıllar önce, lise öğrencisiyken, beni odasına kilitleyen, üzerime saldıran doktoru görüyorum. Proseför olmuş.
-Benimki herkese kalkmaz, ama sen çok ilginç bir kızsın sana kalktı,
demişti. Uzun süre odasında koşturmaca oynamıştık. Bitişikte banyo da vardı. Onunla yatmayacaktım. Çünkü henüz hiçbir erkekle yatmamıştım. Onunla da yatmak istemiyordum. Beni neden odasına kitleyip bunu istiyordu? Bağırsam, belki buraya kapattırırdı. Sonra muayenehanesine gelip, onunla yatacağıma söz verdim, beni bırakmasını sağlamıştım.
İşte yıllar sonra, onlar akıllılığımıza açılacak kapıların kilitlerini ellerinde tutuyorlar.(Sayfa 54)
...
...
Sonra bitmesi istenmeyen sigaralar içiliyor. Hademe koridoru paspaslıyor. Ardından gece bekçileri gelecek. Kentin yoksul kesimlerinden gelen bu insanlar bekliyor geceleri koğuşu. Sigara tablası bulamıyorum. Sigaramı yerde söndürüyorum. Hademe üzerime saldırıp, suratıma bir yumruk atıyor. Şaka yapıyorsa, ne biçim şaka bu? Yumruklarına devam ediyor. İnanılır gibi değil. Ağzım burnum kanamaya başlıyor. Direndikçe, beni dövüyor.
"Adam ciddi", diye düşünüyorum "bir üniversite kliniğinde, hastanın ağzını burnunu kanatacak biçimde dövme yetkisini kimden almış?"
Onu tutacak kimse yok ki! İlkelliği içinde, o an tüm yetkiler elinde. Öldürmediğine şükür. Hızını alamıyor. Gidip deli gömleği getiriyor. Beni önce gömleğe bağlıyor. Sonra kollarımı gerçek uzunluğundan daha da çekerek, demir karyolanın baş kısmına bağlıyor. Ayaklarımı da iyice çekip, ayakucuna bağlıyor. Bu durumda, bu işkence altında bir an bile yatmaya, dayanmaya gücüm yok. İnliyorum. Kapı kilitli. Camlardaki demir parmaklıklar gerisinde yıldızlar gözükmüyor. Demir parmaklıklar gerisinde, gecenin siyahlığındaki yaşamı düşünemiyorum bile. Uzun süre inleyerek, yalvararak yatıyorum. İlkel adamdan özür bile diliyorum. Arkadaşlarıma yalvarıyorum.
-Beni dayanabileceğim bir duruma getir, diyorum
Ne kadar süre sonra başka bir sigarayı yaktığımı bilmiyorum.
 Taburcu edileceğim gün, camını kırdığım kapı açılıyor.
...
Direnmeliyim. Beni iyileştiren ne şok. Ne de ilaçlar. Beni iyileştiren, bu kliniklere bir kez daha kilitlenme olasılığının verdiği büyük ve derin korku."(sayfa 55-56)

Bir insana bunları yaşatmak ne denli canice, pis ve nefret dolu olabilir düşünemiyorum. çok kızgınım, kırgınım. Tezer Özlü okuyunca istemsiz bir bağ oluşuyor aranızda ve onun acılarına, duygularına tanık oldukça okumak istemiyorsunuz çünkü ben bu denli rahat yaşarken bunca şeyi atlatan bir insanın yaşadıklarına kendi ağzından şahit olmak zor geliyor.
Ve bunları düşünürken, sanki seslenir gibi umuda depar atmayı yine başarıyor:
"-Hiçbir şey değişmedi,
diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bulutları dağıtmak, güneşi avuçlamak, çocuklarla tepelerde koşmak, ağaçları, rüzgârı, güneşi, yağmuru, insanları onlarla birlikte yaşamak istiyorum."(sayfa 22)

Yaşanan onca şeye rağmen böyle yaşamayı hâlâ düşünebilen birine bunları neden yaparlar? Neden yaptınız?...

Ve yine o cümleleri bulamadım... Son olarak "Kalanlar " bana o cümleleri getirsin istedim ve başladım:

"Düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. Hiçbir şey. Hiçbir korku... Aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. Ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. Gülüşlerden geç. Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelere otur -artık hiçbir yerdesin." (sayfa 47)

Bunları okudukça ben de yerimden oldum, belirsiz bir boşluğa koşar adımlarla yürüdüm...
"Yalnız yaşı olmayan ve dünyalarını kendi içlerinde taşıyan insanlara dayanabildiğimi görüyorum."
(Sayfa 52)

Ama böyle söylese de kendini ne kadar kandırabildiğini yine aynı sayfada Beckett'in alıntısını iliklerine kadar hissetmesinden anlıyoruz:
"Sen kendi sesinle yapayalnız kalacaksın. Dünyada kendi sesinden başka bir ses olmayacak."

Ve o aradığım cümleleri yine bulamadım üstelik, Tezer Özlü beni kendi sesiyle yalnız bıraktı.
Iyi ki bulamamışım diyorum şimdi, iyi ki onu ararken daha fazla şey bulmuşum...
 O an hissettiklerimi Sadık Hidayet gibi güzel ifade eden kimse yok:
"Ve bir ölünün ağırlığı, eziyordu göğsümü..."
(Kör Baykuş/sayfa 79/YKY)

Gözleri gülen cağnım Prensesimiz sen hiç renklerini kaybetmedin, kaybetme, kaybettirmem!
https://i.hizliresim.com/2aLvLE.png

Son olarak:
"İçine sıçayım edebi türlerin. Romanın. Öykünün. Şiirin. İçine sıçayım. Bana yaşamın ucuna yapılan yolculuklar gerek. Bu yolculuğun türü olur mu?"
(Her Şeyin Sonundayım/ sayfa 40)

O cümlelerin yer edindiği köşeyi de paylaşmak isterim: https://i.hizliresim.com/k64Yry.png
TEZER ÖZLÜ OKUMA ETKİNLİĞİ : #30470051

Tezer'le ne zaman buluşsak, kısıtladığım kendimi açığa çıkarıyor. Neden? ya da nasıl demeliyim. Bir tutsaklığa boyun eğme zahmetine katlanmayı öğrenmişken, bu saklanmış benliği mağarasından çıkarmak niye?

Sen Istanbul'u anlattıkça, gözümde değerleniyor şu şehir. Bahsi geçtikçe; kendimden parçalar buldukça anlattıklarında, hoşuma gidiyor her şey. Unkapanı köprüsü, Fatih'teki Bakkalzade sokağı, Mecidiyeköy'deki ev, Arnavutköy yokuşu, Ayasofya, Ayvalımescit, Bakırköy Hastanesi, Beyoğlu Sanat Galerisi, Büyük Ada'daki Şakir Paşa Konağı... O kadar tanıdık ki bu isimler, o kadar candan gelen, ayak basılan, soluyan, canlı kalan yerler... Aynı hissi Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan romanında da hissetmiştim. Sirkeci, Eminönü, Beyoğlu, Taksim isimlerini gördükçe kendimi romanın karakterleri olan Ömer ve Macide'nin karşısında, yaşadıklarını izlerken buluyordum ansızın.

Tezer'in ardında bıraktıkları, kalanları... Yine kısa, net, kendinden emin cümleleri. Bu sefer daha sert başkaldırıları var. Daha özgürlüğü yakınlarda hissettiren bir başkaldırı. Yapılan baskılar içinde boğulduğunu belirten türden.

Tezer'in kitaplarını okumak, onunla lapa lapa kar yağarken pencere ardındaki suskunluğa misafir olmak gibi. Kızdığı, öfkelendiği sokakların kaldırımların üzerine bembeyaz bir örtü serildiğinde sadece sessizliğini dinlemek. Öfkesinin dinmeyen sesini bastıran bir dinginlik. Belki de bu sessizliğe şahitlik etmek, bizim kendi içimizde bastırdığımız duyguların şiddetlenmesine dönüşmekte, bilemiyorum. Okumaya devam ettikçe, içimde oluşan bir acı yumağı var, gitgide büyüyor. Hücrelerimi, düşüncelerimi besliyor. Kimi zaman alevleniyor, kaosa dönüyor ve beni içerisine çekiyor. Ifadesiz bırakıyor çehremi, yazmaya meylettiriyor.

Kitabın içeriğinde günlük ve anılarından olan parçalar, ara ara derlenmiş cümleleri var. Dikkat çekilen, üzerinde durulan Pavese, sana da selam olsun. Seninle de tanışacağız bir gün. :)

Başka Tezer'li günlerde görüşmek dileğiyle. Herkese keyifli okumalar dilerim.
Tezer Özlü'nün okumuş olduğum diğer kitaplarına benzer nitelikteydi. Kendi içe dönüş, zihninin karanlık noktalarını kelimelere dökmüş. Bir günlük benzeri kısa kısa bölümlerden oluşuyor. Yazım dilini anladığımı düşündüğüm yazar için sadece şunu söyleyebilirim " içi kararmış ve kendimize bile itiraf edemediğimiz düşünceleri yazıya dökmüş" şeklinde olabilir. Sıkılmadan okuyup bitirebileceğiniz güzel bir eser. Bugün bitirdiğim 4. Kitap, okumadığım günlerin acısını çıkartıyorum :) Herkese iyi okumalar.
"Ben aslında sürekli özlüyor ve bir özlem durumunda yaşıyorum. Bu yüzden özlemlerim yok. Yalnız bir kavrama bu. Bütünselliğin kavranması. Bitirilmişliğin. Bir yolculuğun sonu. Başlangıcı olmayan yatay bir yolculuğun sonu. Kendi yuvarlağım çevresinde dönen bir yolculuğun.
Şimdi okunmuş kitapları yeniden okuyorum. Şimdi bildik müzikleri yeniden dinliyorum. Yenmiş yemekleri yeniden yiyorum. Sevip yitirdiklerimi yeniden seviyorum.
Şimdi uykusuzluğumu yeniden uyuyorum. Şimdi açlığımda yeniden acıkıyorum. şimdi gittiğim kentlere yeniden gidiyorum. Şimdi havada uçuyor, raylarda, su yüzeylerinde, yaşama ve ölüme karşı duyduğum aynı umursamazlıkla dolaşıyorum. Tartışmaları biliyorum. Duyguları. Korkuları. Sözcükleri. Her dili anlıyorum. Anlıyor ama kavrayamıyorum."
Tezer Özlü okuma etkinliği sayesinde yeni bir yazarla tanıştım. #30470051

Kitapta yayımlanmak üzere yola çıkmış, fakat yayımlanamamış anıların bulunuyor. Kitabın dili ağır değil. Yalın bir dille etkileyen, tekrar tekrar okuduğum cümleler vardı. Kitapta genel olarak hüzünlü bir hava hakimdi. Okurken kasvete boğup düşündürdü.

Benimseyeceğim tarzda değildi fakat hissettirdikleri açısından okumaya değer olduğunu düşünüyorum.
Ne zaman Tezer Özlü ya da kitapları hakkında bir şeyler yazmaya çalışsam bu siteye sadece giriş cümlelerimin önceden düşündüklerim olduğunu görüyorum. Tezer Özlü'nün kafamın içinde tasarladığım şeylerin yerlerini bana dahi hissettirmeden değiştirdiğini görüyorum.

Adından da anlaşılacağı üzere 'Kalanlar' bize Tezer Özlü'den 'Kalanlar'. Ölümünden dört yıl sonra basılan, bir yerlere saklamış, yayımlanmamış cümleleri, anları. Bir solukta okunulabilecek bir kitap olduğu gibi bazı cümleleri ile soluğunuzu kesebilecek bir kitap. Mesela"Solunan soluklarla soluyamayan kursağımız. " cümlesini dönüp dönüp yeniden okudum. Şimdi kitap bitti ama döndüm bir kez daha okudum. Siz ne hissettiniz,ne düşündünüz bu cümleyi okuyunca? Benim aklıma boşuna nefes alışlarım geldi,nedensiz yorgunluklarım, 'yine niye erken kalktım ben ya'diye serzenişlerim... Tek bir cümle bu listeyi sayfalarca uzatabilecek kadar şey düşündürdü bana. Kitabın düşündürdükleri zaten her kitabında olduğu gibi baş ağrılarıma sebep.

Kitapta altını çizdiğim yeniden ve yeniden okuduğum çokça cümle var. Hepsini alıntılasam kitabın büyük bir kısmını size okutmuş olurdum. :) Yapmadım. Bu güzelliği içinize işleye işleye okuyun istedim.

İncelememi Tezer Özlü'nün "Kitaplar var. Ben varım. Dünyam var. " cümlesiyle bitirmek istiyorum. Burada hemen hepimizin kitaplardan oluşmuş bir dünyası var,bambaşka dünyalar var. Hepimize ama hepimize kendimize özel olan o dünyalarda başka dünyaları da anlamaya çalışan insanlar olarak mutlu günler dilerim.

Keyifli okumalar :)
''Şunu öğrenmelisin: Sen hiçbir işe yaramaz değilsin. Seni senden çalan toplumdur.''
Hiç kimseyle yaşlanmak istemiyorum. Kendimle bile.
Tezer Özlü
Sayfa 59 - Yapı Kredi Yayınları / 21. Baskı Istanbul / Şubat 2018
Otuz yaşım ile kırk yaşım arasında ne akıllı ne de çılgındım.
Tezer Özlü
Sayfa 48 - Yapı Kredi Yayınları
“İnsanın başkalarına söyledikleri, kendi duymak istedikleridir. Yazdıkları, okumak istedikleridir. Sevmesi, sevilmeyi istediği biçimdedir.”
İşte "beğendiğim" insanlar:

- lodosta başı ağrımayanlar,
- insan dramının bilincinde olmayanlar,
- her sanat yapıtını aynı biçim ve aynı ölçü ile algılayanlar,
- uçakta iştahla yemek yiyenler,
- karı veya kocasına hayranlık duyanlar,
- kendilerine hakim olmaları gerektiğini sananlar,
- görgüden söz edenler,
- herhangi bir gemide, herhangi bir yabancının ayakkabılarını modaya uygun bulup bu konuda konuşanlar,
- biriyle yatıp, ona iyilik ettiklerini sananlar,
- sabahları genel konular üzerine konuşabilenler,
- özel yaşamlarını gizli tutmaları gerektiğini sanıp, bu konuda hiç söz etmeyenler,
- yemekler ve mutfak üzerine konuşurken, sanki bir askeri darbeden söz eder gibi heyecanlananlar,
- âşık olunca, ömür boyu sürecek eşlerini bulduklarını sananlar,
Tezer Özlü
Sayfa 62 - YKY

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kalanlar
Baskı tarihi:
Nisan 1995
Sayfa sayısı:
76
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753633086
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yky Yayınları
"Doğumum bile bir kökünden kopma idi. On yaşıma kadar, çevremi, özellikle çevremdeki sessizliği kavramaya çalıştım... Yirmi yaşım ile otuz yaşım arasında aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım... Otuz yaşım ile kırk yaşım arasında ne akıllı ne de çılgındım. Dünyayı kavradığını sandım... Kırk yaşındayım. Bugün, gecenin bazı saatlerinde kitlenin anlamsız gürültüsü içinde boğuluyorum... Kendimi öldürmeye çalışıyorum... Özlemlerim kalmadı. Bıraktım. Hepsini kendi ve benim dünyamı anlamaları için bıraktım... Ve bana ölümsüzlerin sonsuz acıları kaldı."

Kitabı okuyanlar 783 okur

  • malefizz
  • Madak
  • merve
  • Jiyan Kaytar
  • Feyza Yüksel
  • airemyildiz
  • Muharrem Emine
  • Selma
  • Furkan Güreci
  • Naz Hyde

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.6
14-17 Yaş
%4.8
18-24 Yaş
%32.7
25-34 Yaş
%35.5
35-44 Yaş
%15.3
45-54 Yaş
%6
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%0.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74
Erkek
%25.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.1 (85)
9
%22.7 (55)
8
%21.5 (52)
7
%11.2 (27)
6
%5.4 (13)
5
%2.5 (6)
4
%0.8 (2)
3
%0.4 (1)
2
%0.4 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları