Yaşamın Ucuna YolculukTezer Özlü

·
Okunma
·
Beğeni
·
7.398
Gösterim
Adı:
Yaşamın Ucuna Yolculuk
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753631549
Kitabın türü:
Orijinal adı:
"Auf dem Spur eines Selbsmords"
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Tezer Özlü, bir başka kutupta kendisiyle aynı yazgıyı paylaşan Oğuz Atay gibi, beklenmedik bir anda edebiyatımızdan demir aldı. Yazar ile sahici efsanesini birleştiren bu anlatı, hem yoğun bir vasiyetname niteliği taşıyor, hem de hayata ender görülen acılıkta bir perspektiften tanıklık ediyor.
Yayınevinin notu: Bu kitap yazarın Almanca kaleme aldığı "Auf dem Spur eines Selbsmords" (Bir intiharın izinde) adıyla 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü alan metnin Türkçesidir. Bu kitap dilimizde, yazarı tarafından Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984) adıyla bir anlamda yeniden yaratıldı.
Yaşamın ucuna yolculuk etmek ve hatta ötesine geçmek isteyenlerin, hayatı sorgulayanların, yaşamın saçma olduğunu düşünenlerin, iç dünyasında yaşayanların kitabı.
Kasvetli cümleleri, suratınıza tokat gibi iniyor. Derin, karanlık, buz gibi bir kitap. Ama bunlar kitabı kötü yapmıyor; aksine size hayatı sorgulatıyor, kendinize olan tutumunuzu değiştiriyor. İnsan olmanın zayıflığını tüm gerçekliğiyle haykırıyor. Cümlelerin derinliği, içinize geçişi, sizleri sarsacak cinsten.
Tezer Özlü ile neden şimdiye kadar tanışmadım diye çok kızdım kendime. Kafka sevdalısı birisi benim gibi. Bulunduğu toplumu derinlemesine irdeleyen, bu düzene ayak uyduramayan bir kadın. Baş döndürücü tahlilleri, insanı kitap boyunca sarıp sarmalıyor.
Bu incecik kitabın etkisi uzun yıllar sürecek gibi duruyor. Kitaptan sonra kendimi daha iyi tanıyorum artık. İnsanlığmızı, yaşantılarımızın basitliğini, sistemin çürümüşlüğünü ve bunlara karşı duruşumuzdaki zayıflığı daha iyi anlıyorum.
Var olmak ancak bu kadar güzel ve bir o kadar karamsar sorgulanabilirdi.
Tezer Özlü gibi insanlar toplumun altına dinamitleri yerleştiren insanlardır. Gün gelecek fitili birisi tutuşturacak.
Hani olur ya, mesela taze fasulyeyi sevmezsiniz, ama gittiginiz bir yerde fasulye ikram edilir, cok da guzel yapilmistir, herkes cok begenir. Ve siz de merak eder bir catal alirsiniz. Guzel de olsa, baskin tat fasulyedir ve siz sevmiyorsunuzdur neticede. Bu, fasulyenin kotu oldugunu gostermez, ama sizin sevmenizi de gerektirmez…
Ozetle, kitabi bitirdim ama anladim ki kitap benlik degilmis. Kitaba kotu diyemem, neticede o kadar cok sevenin yaninda begenmeyen azinliktayim. Ama kitapla ya da yazarla okuyucu arasinda kurulmasi gereken o bag, bizim aramizda olmadi. Olamadi…
Peki neden…
Birincisi ben sayisalciyim, hayatta her seyi formulize edebilen bir yapim var. O yuzden o formulun disina cikan bir sey oldugu an ben kayboluyorum. Algim kopuyor. Benim icin de bir yazinin girisi, gelismesi ve sonucu olmali. Ki ne kitabin genelinde, ne de kitabin bolumlerinde bunu bulamadim. Bir anda yazarin beyninde baslayan dusunce akisi, zaman zaman bir yolculuk boyutunda zaman zamansa yine beyinde dusunceler uzerinden akti. Akti akmasina da, bende pek akamadi. Bir cumle yazarin dis agrisindan bahsediyor, bir sonraki cumle sehrin sokaklarina geciyor, ardindan yalnizliktan dem vurup dorduncu cumlede yeniden konu bas agrisina baglaniyor. Takip etmekte gercekten zorlandim.
Ikincisi, ki yine tamamen birinci ile ayni sebepten, cumlelerde de bir formul aradim durdum. Benim bildigim, cimleler sirasiyla ozne tumlec ve yuklemden olusur. Ama bu kitapda degil. Tamam arada devrik cumleler de olur ama bir paragraf, sadece birer kelimeden olusan cumleler vardi. Kitabin ozellikle ilk yarisinda tamamlanmamis cumleler, tamamlanmis cumlelerden cok cok daha fazlaydi. Zaten Saramago tarzinda nokta ve virgule disinda bir isaret kullanilmamis olmasi zorlastiriyordu okumayi.
Son olarak da… Ne yazik ki yazarla aramla duygusal bir bag da kuramadim. O yuzden pek cok okurun incelemelerinde belirttigi “cok guzel tespitleri var, bana hayati sorgulatti” gibi bir durum bende olmadi. Bunun altinda yatan sebep ise yazarin inanilmaz karamsar olmasi. Gercekten okurken icim daraldi. Ya bir de, nasil desem, hayatta gercek problemleri olan milyonlarca insan varken cani biraz sikilmis ve kendisini Avrupa gezisine vermis bir insanin burjuva problemlerini okumak bana pek de samimi gelmedi. Yani nasil desem, yillardir Dante’nin evini, mezarini gormek icin bir Italya yapasim var ama is guc hayat kosusturmacasi yuzunden hala mumkun olmadi. Ote yandan yazarin haftalarca is guc dusunmeden sevdigi bir yazarin ayak izlerini takip edebilmesi mukemmel bir firsast ve harika bir yasam tarzi.
Bir de nasil desem… ben bir kitabi okurken yazarin hayal gucunu, hayallerini, umutlarini paylasmak isterim. Hayatta o kadar can sikici olgu varken, ve ne yazik ki her haberlere bakinca bu kotu olgulara maruz kaliyorken, bir kacis noktasi olarak gordugum, guvenilir limanlarim olan kitaplarimda da fazladan defresif fikre maruz kalmayi istemiyorum.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.111 Oy)17.502 beğeni39.535 okunma2.118 alıntı165.559 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.866 Oy)8.153 beğeni26.047 okunma628 alıntı126.847 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.013 Oy)12.487 beğeni31.782 okunma2.792 alıntı132.700 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.482 Oy)8.431 beğeni22.869 okunma1.450 alıntı105.767 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.978 Oy)8.371 beğeni23.257 okunma1.149 alıntı113.034 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.982 Oy)3.501 beğeni11.721 okunma1.021 alıntı47.785 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.831 Oy)7.370 beğeni20.647 okunma690 alıntı79.831 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.598 Oy)4.947 beğeni15.762 okunma823 alıntı54.408 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (3.607 Oy)3.883 beğeni11.309 okunma1.785 alıntı61.061 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.238 Oy)8.157 beğeni24.014 okunma1.933 alıntı102.620 gösterim
Yaşamın Ucuna Yolculuk ve Tezer Özlü...
Şüphesiz ki bu inceleme bugüne kadar yaptığım en kişisel ve farklı inceleme olacak :)
Hadi, o zaman başlayalım!

Aylardır, incelemelerde okumalarda gördüğüm bir yüz... Bir kadın var ve gülümsüyor. Gözlerinin çevresinde biraz kırışıklıklar ve acı dolu bir gülümseme...

Okuyanlar var sevenler var tabi bana da önerenler oldu. Sonra birkaç gün önce kitap sipariş edeceğim zaman aklıma geldi. Dedim araya katayım bunu da. İyi ki de demişim!

Benim DÜNYANIN EN İYİ KİTABI ile tanışmam işte bu şekilde oldu. Bugün iki tane Zweig kitabı okudum sonra da bunu da okuyayım bari dedim. Bakın bunu da iyi ki demişim :D

Kitabı elime aldım ama bu benim için bir ilkti. Tezer Özlü kimdir bilmiyorum hala araştırmadım da :D Kitabın başında yazılanları biliyorum sadece. Daha öncede kitaplarını okumamışım.

Ama bu nasıl bir kitaptır ya! 11. sayfaya gelmişim ve şöyle diyorum "Bu kitabı okumam çok uzun sürecek galiba!" Çünkü her sayfada beni çeken bir şey var ve durmadan aynı yerleri tekrar tekrar okuyorum. Ha bu anlayamadığımdan değil, o kadar etkililer ki...
Sonra 57. sayfaya geliyorum ve şunu diyorum.
BU DÜNYANIN EN İYİ KİTABI ve Tezer Özlü'yü herkesin tanıması şart!
Dünya bu kitabı tanımalııı!

Ve bundan dolayı etkinlik oluşturuyorum :D
İncelememi beğenip etkinliğe dahil olmak isteyenler için: #30470051

Peki neydi bu kitabı EN İYİ yapan? Ben de bilmiyorum :D
Sadece bildiğim bir şey var ki beni ilk sayfalarından içine çekti. Hani yemek yersiniz falan da doymazsınız hala yemek istersiniz İşte benim bu kitabı okumam öyleydi. Bir yandan her sayfasını hızlı hızlı okumak istiyorum diğer yandan da dur ya diyorum kendime dur! Bu kadar hızlı okuma ki çabuk bitmesin...

Her sayfası ayrı mükemmel olan bu kitap baya melankolik ve intihar hakkında birkaç tavsiye veriyor :D
Burada tuhaf olan bir şey daha var "Ben Tezer Özlü ile daha önce neden tanışmadım?" Kendime çok ama çok kızıyorum. Hayatım boyunca tanışabileceğim en güzel ve en iyi yazarların arasında yerini aldı kendisi :)
Kitaplığımda da olmasından gurur duyuyorum!

İncelememde sona yaklaşırken de şöyle bir şey söylemek isterim. Beni bu dünyada tutan tek şey kitaplar. Ve bu kitabın ne kadar iyi olduğunu betimlemek istersem şöyle bir şey söyleyebilirim.

Bu dünyaya veda etmek istersem şüphesiz okuyacağım son kitap ve başucumdaki kitap Yaşamın Ucuna Yolculuk olurdu.

Herkese iyi okumalar dilerim :)
Hala burada mısınız? Çabuk gidin okuyun şu kitabı!! :D
Kişileri en çok kullandığı kelimelerle tanımlamak nasıl bir olgudur acaba. Benim kelimem 'güzel' sanırım. Kızıma hep 'Ne güzelsin' diyorum. Annemin yemeklerinin güzelliğini, hava durumunun güzelliğini, siz okuyucuların incelemelerinin güzelliğini, yaşamanın güzelliğini başka nasıl anlatırım ki? Tezer Özlü' nün kelimeleri ne peki: acı ve gitmek. Üstüne basa basa büyük harflerle ille de gitmek. Ve acı, yoğun acı.

Gidebiliyor mu peki o istasyon duraklarından sayısız bindiği trenlerle, her gün farklı bir şehire, her an farklı bir otele? Kendinden kaçabilir mi ki insan, gidemiyor işte. Dönme dolaba binmiş gibi. Zirvelere çıkıyor, derinliklerde kalıyor dere tepe düz gidiyor ama gidemiyor işte, yaşamın ucuna yaklaşayım diye, sınırları zorlayayım diye diye hepimizi koyu bir yalnızlığa sürüklüyor. Hatta hala diyor ki '"Belki yaşam benim sandığımdan daha acı."

Pavese demiş ki "Gövdemizin işleyişindeki incelikleri ancak bir hastalık sonucu anlayabiliriz. Aklımızın ve ruhumuzun işleyişini de dengemizi yitirdiğimiz zaman." Tezer Özlü de akıl hastanesinde kaldığında ruhumuzun işleyişini anlamış sanırım. Toplumun akılla bağdaşmayan düzende olduğuna, yemek yemenin bile yük olduğu bedeninde ruhunun hapsolmuşluğuna, bir yere ait olmamanın insan özgürlüğü için şart olduğuna inanıyor.

Kafka'nın, Svevo'nun, Pavese' nin hayatının peşinde, bir intiharın izinde, kısa, derin anlamlı cümleler eşliğinde bir varoluş sorgulaması. En yakınları edebiyat dünyasından olan, içine sığmayan, dolan taşan bir kadın. Ben anlayamıyorum, okuyorum okuyorum da bu intihar özlemini kavrayamıyorum, bu da benim eksikliğim olsun.
Kişinin yüreğinde bahar olsa da, yüreğine zemheri parçacıkları yağdıran bir kitap.

Tezer, kendini toplum tarafından soyutlayan biri. Toplumun getirdiği sınırları aşan, topluma ayak uydurmayan, kurallara uymayan biri. Her ne kadar içinde zemheri taşısa da yüreğinde bir bahar sıcaklığı var. Hassas biri olmasaydı, intihar eder miydi? İntihar, toplumsal bir meseledir. Bir insan intihar ediyorsa, tekmil insanların suçludur.

Kitabın içinde zemheri havası var, üzerimize baharı örtsek de üşüyoruz.
Tezer, yaşamı, sevgiyi, ölümü, yalnızlığı sorguluyor. Birçok kavramın derinliğine iniyor, inerken de bizleri düşündürüyor. Bu dünyadaki yaşam, yaşanmaya değiyor mu? Yakın muhitimizde gördüğümüz sevgi, gerçek sevgi mi? Bu ve bunun gibi birçok soru soruyoruz.

Tezer'in bir hayat felsefesi var: Gitmek. Kendinden kaçmak istiyor ama kendisini de beraberinde götürüyor. İnsan, kaçabilir mi? Dünyada insanın anısını canlandıran, yaşadığını hatırlatan, geçmişini gösteren o yüz, o kadar hadise var ki...İnsan belki yazarak, belki konuşarak, belki uyuyarak, belki okuyarak kendini unutabilir. Ama bir mühlete kadar...

Tezer, Oğuz Atay karekterleri gibi...Kendi kafasının içinde yaşayan, ölümü arzulayan, toplumdan tiksinen, toplum tarafından kendini soyutlayan, düşlerle yolculuğa çıkan, bir köşede oturup yazan, gökyüzünden uzak, duvarlara yakın yaşayan biri...

Tezer, bu kitabında yolculuğa çıkıyor.
Kafka, Svevo ve Pavese'nin mezarlarını ziyaret ediyor. Bu üç yazarı da çok seviyor. Bu kitabı okuyunca hem sorgulayacak hem de bu kitabın içinde dolaşacaksınız.

Tezer, gurbette çalışan insanların ruh haline de değiniyor. Bu insanların yaşarken yaşamadığını, ölünce ölemeyeceğini söylüyor. Bu insanların üzerine öyle titriyor ki...

Tezer'i tanımak için ideal bir kitap...
İnanan...
Reddeden...
Ölen...
Öldüren...
Koşan...
Duran...
Yaşayan...
Ölen...
Seven...
Sevilen...
Suçlu...
Masum...
Ne çok insan var hayatta.... Ya Tezer? Hangisi Tezer? Yaşayan mı ölen mi?.....
Her şey zıddıyla bir arada ve Tezer bunların hepsi birden.
Gamlı prenses sıfatı uymuş üstüne, sıfatları artırmak istiyorum kendimce. Tezer :
Yolculuk müptelası
Arayışın öznesi
Hiçliğin varlığı
Ölüm meleği
Gidemeyen yolcu....
Kendinden kaçabilse bulacak kendini ama ne gidebiliyor ne kalabiliyor.
Ne ölebiliyor ne yaşayabiliyor.
Gidemiyor...
Gelemiyor...
Varoluşun izinde sürülen bu yolculuk kimliğin belirsizliğinde değil, yaşam amacının sorgulanmasında beliriyor.
Acının kamçıladığı bu kadın kendinde başlayan ve kendinde biten bu yolun uslanmaz çocuğu.
Yalnızlık onun alın yazısı...
Tüm kentlerden hatta okyanuslardan bile daha yalnız olduğunu biliyor.
Ruhu bedenine dar, yalnızlıkla ve hüzünle beslenen bir insanın acıyı böyle derinden hissetmesi benim de içimi burkuyor.
Herkesin içinde ama herkessiz yaşayan, zamansız, mekansız, boşlukta yüzer gibi, havada asılı kalmış gibi, ölmüş ama gömülmemiş gibi, yarım kalmış bir kadını okumak canımı acıtıyor.
Geçmişi ölü...
Ânı ölü...
Yarını ölü...
Kabul görmek için kendini feda eden insanların , kayboluşların hikayesi...

İsyankâr... Çünkü :
Ölmek ister, diriltirler...
Yazı yazmak ister, aç kalırsın derler...
Aç kalmayı dener, serum verirler...
Delirir, kafasına elektrik verirler...

Bir genç ölü kadın...
Kitabın kapağındaki fotoğrafa bakın,gülümsüyor....
Yaşlanarak ölseydi keşke...
Nereden başlasam ki...
Kitap hakkında söyleyecek söz bulmakta çok zorlanıyorum, çünkü bu kitap o kadar derindi ki.. Her cümlenin altında binlerce duygu, hüzün, çaresizlik.. Bu duyguları hissettirmeyi nasıl daha iyi başarabilirdi ki bir yazar? Hem de sadece 125 sayfada.. Bu sayfalara, bir ömür sığdırmış Tezer Özlü. Sadece kendi ömrünü değil, hepimizin ömrünü. Sorgulamamız gereken yaşantımızı sığdırmış. Pişmanlıklarımızı, mutluluklarımızı, utançlarımızı, kendimize olan nefretimizi ve sevgimizi sığdırmış.. Bu kitabı okudum diye işaretlemek bile zor oldu benim için, çünkü ''okumak'' kelimesiyle basitleştirmek istemedim. Ben bu kitabı yaşadım, kitap beni yaşattı adeta.. Hem yaşattı, hem de öldürdü..

Yer yer ağlamak istedim, cümleler o kadar duygu yüklüydü ki, kendimi cümlelerin arasında kayboluyormuş gibi hissettim. Bazense bu kadar güzel bir kitabı ölmeden önce okuduğum için mutlu oldum.

Kesinlikle başucumda durmasını istediğim kitaplarımdan birisi olacak bu kitap. Elimdeki sadece bir kitap değil, hayatım boyunca yanımda bulunmasını istediğim bir dost olacak benim için.

Okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Tezer Özlü'nün büyülü anlatımıyla buluşmadan ölmeyin. Herkese iyi okumalar :)
Kimilerine göre edebiyat tarihimizin kadın yazarları arasındaki Oğuz Atay'ı olarak adlandırılıyor Tezer Özlü. Bu cümleyi ilk duyduğumda ilginç bir benzetme gibi gelmişti ve yazarı araştırmak istemiştim. Ufacık bir merak duygusu ile yazarın hayatını araştırdığınızda zaten kitaplarını okuma isteği de hemen capcanlı bir şekilde beliriyor içinizde.

Neyse, girizgahı çok uzatmadan, dün ikinci defa aldım bu kitabı elime ve tekrardan Tezer Özlü'nün aklının içerisinde dolaşmaya başladım. Hayata bakış açısını bildiğim için yazdığı cümlelerin üzerine birkaç defa daha basa basa okudum. Neler demek istediğini gözlerimi kapayarak anlamaya çalıştım. Böyle bir insanı anlamak hayli güçtür zira. Önceden altını çizdiğim cümlelerin altını tekrar çizdim, altını çizmediğim birçok cümlenin de ilk defa altını çizdim. Nasıl yapsam da yazdıklarını bilincime yerleştirebilsem ve bedenimde sindirebilsem bilemedim. Yazarın benliğinde olmak istedim. Ne söylüyorsa, ne yazıyorsa itiraz etmeksizin özümsemek istedim. Bu kadar içten, bu kadar doğru ve bu kadar kendinden emin yazan bir kadın yazar daha tanımadım şimdiye kadar. Tarifi imkansız bir kitap.

Ülkenin bir kesim okurunu barındıran bu sitede, yazarın bu kitabının 800 küsür defa okunduğunu görmek ise beni derinden üzdü, sarsıldım resmen. Böyle güzel bir kitabın okunmaması veya az okunması kitabı okuyanlar için değerini bir kat daha artırıyor sanki.

Konuya gelince, konu önemli değil. Gitmek üzerine kurulu bir kitap. Yazarın hayranı olduğu üç yazarı (Cesera Pavese, Franz Kafka ve Italo Svevo) yaşadıkları yerlere giderek benliğinde hissetme çabasını anlatıyor. Başka da bir ayrıntı vermiyorum. Okumak isteyen okuyarak tanısın Tezer Özlü'yü. Çünkü kelimelerle anlatmanın zor bir yazar olduğunu düşünüyorum.
Sitedeki etkinlikler sayesinde daha önce okumadığımız yazarlarla tanışma fırsatını yakalıyoruz...Bu vesile ile bende Tezer Özlü ile tanışmış oldum. Burdan etkinliği düzenleyen Ömer Gezen'e teşekkürlerimi iletiyorum...

Öncelikle yazar hakkında edindiğim bilgilere göre kendisi bu kitabı ilk Almanca olarak kaleme almış. Kitabın orijinal ismi "Auf dem Spur eines Selbstmords" (Bir intiharın izinde)...Nedense türkçeye "Yaşamın ucuna yolculuk" diye çevrilmiş...Ben kitabın orijinal ismini, kitabın içeriğine daha uygun buldum...Tabii bu benim şahsi görüşümdür. Artık kitaba geçebiliriz...

Bir insanın hayatta o kadar yalnız kalabilmesi ve bu yalnızlığı içinde, sadece ve sadece okuduğu ve hayran olduğu kitapların yazarlarını kendine dost edinmesi...Yazarımız bu kitabında sevdiği 3 yazarın ( Franz Kafka, Casero Pavese, Italo Svevo) yaşadıkları ve hatta öldükleri yerlere giderek, kendi iç dünyasına yaptığı yolculuğu bize mükemmel bir şekilde aksettiriyor..Zira kitabı okurken yazarın vurgulu cümlelerini yalnız okumuyor, hissediyorsunuz...Bakınız:

"En yakın dostlarım romanların kahramanları gerisindeki yazarlar mı olmalıydı. Uçaklara, trenlere, otobüslere bu denli çok mu binmeliydim..."

Tezer Özlü gerçekten kitap boyunca kendi kimliği, kadınlığı ve burjuvalılığıyla ilgili tüyoları da bize cesurca veriyor..Hiçbir yerli olmamak, hiç kimseye ait olmamak ve kimseyi sahiplenmemek...Ben kendisini her konuda aynı fikirde olmasak da, bir kadın olarak, çok takdir ettim ve sevdim...

Bu kitabı okuyun arkadaşlar...Gerçekten okuduğunuza değecek...Sevgiler, saygılar...
Öncelikle hepinize iyi geceler dilerim sevgili dostlarım. Saat geç olduğu için şu an uyuyup da sabah bu satırları okuyacak olan dostlarıma da şimdiden günaydın :) Hadi gelin hep birlikte yaşamın ucuna kısa bir yolculuğa çıkalım ama bunu yapmadan önce "Türk edebiyatının gamlı prensesi"yle düzenlediği etkinlik sayesinde (#30470051) ilk kez bu kitapla tanışmama vesile olan beyefendiye (Ömer Gezen) teşekkürü bir borç bilirim. Evet nerde kalmıştık yanılmıyorsam birlikte güzel bir yolculuğa çıkacaktık. Şimdi kelimelerimi takip edin lütfen :) Bir haziran günündeydiz saat tam 23.48 hepimiz farklı şehirlerde, farklı evlerdeyiz. Ayağa kalkıyorum ve pencereyi açıyorum, ışıkları hâlâ açık ya da kapanmış olan evler, sokakta hızlı veya yavaş adımlarla yürüyen insanlar, bir yerlerde oturmuş sohbet eden amcalar görüyorum. Ama durun bir dakika görmüyorum yalnızca onlara bakıyorum. O evlerin içinde ne olduğunu göremiyorum, yürüyen insanların mutlu, korkmuş, üzgün ya da kızgın olduklarını, iç dünyalarında ne yaşadıklarını, ne hissettiklerini, akıllarından geçen düşünceleri bilemiyorum, sohbet eden amcaların bile gerçek anlamda sohbet ettiğinden emin değilim aslında. Kim bilir belki de konuşurken karşısındaki bir başka adamla aslında kendisi bulunduğu mekandan çok çok uzaklarda. Tüm bu olup bitenleri izliyorum sadece. Bırakıyorum artık dışarıya bakmayı artık kendi içime doğru bir yolculuğa çıkıyorum. Odada yalnızım karanlıkla ve düşüncelerimle başbaşayım, düşünüyorum geçmişimi, şimdimi ve geleceğimi. Dostlarım özlediğim ama uzakta olan yine de sevgilerini daima kalbimde taşıdığım dostlarım fakat şu an öyle bile olsa bu mekanda bu saatte kendimle başbaşa olduğum gerçeğini değiştirmiyor diğer hakikatler. Uykuda bile yalnız değil miyiz? Gördüğümüz rüyalar sadece bizim dünyamıza ait değiller mi? Kitap okurken, severken, sevilirken, özlerken, ağlarken, düşünürken hep yalnız değil miyiz? Ölürken bile yalnız olmayacak mıyız? Belki bir ay belki bir yıl belki de bizi en çok seven insan ölene kadar hatırlanacağız ama sonra unutulmayacak mıyız? Şimdi tekrar düşünün koca bir kenti, tüm hayatınızı yoldan geçen o hiç tanımadığınız insanları, çiçekleri, gökyüzünü, yıldızları, ayı, güneşi, bulutları, denizi, yağmuru, baharı, kışı, yalnızlığınızı, çaresiz anlarınızı, çocukluğunuzu hatta yaşlılığınızı, mutluluğu ve mutsuzluğu, yılları, ayları, haftaları, günleri, saatleri ve şu dakikaları, tüm zaman kavramını, zamansızlığı, daha sayamadığım ama bir ömre sığabilecek tüm sonsuz sayıda kelimeleri düşünün. Koca bir yaşam var gözünüzde canlanan yalnızlıkla doldurduğumuz değil mi? Hayır böyle olmamalı yaşarken tüm duygularımızı sevgimizi, dostluğumuzu, mutluluğumuzu hatta acımızı bile dolu dolu yaşamalıyız, kalbimiz attığı nefes aldığımız müddetçe. Şu an size bunları yazarken bile kendi kendimle konuşuyorum aslında. Beni bir tek etrafımı çeviren duvarlar duyuyor. Ama böyle mi olmalıydı tüm bunlar içimizde yaşadığımız tüm duygular sadece tek bir hakikate, yalnızlığa mı çıkmalıydı? Hayır tabi ki burada yalnız kalması gereken birileri ya da bir şey varsa o da yalnızlık kavramının kendisi. Söz verin şimdi bana yalnızlığınızı yalnız bırakacaksınız bu andan sonra söz mü? Evet dediğinizi duyar gibiyim. ;)) Ama bana ben kalabalıkların arasına karıştım o yüzden yalnız değilim demenizi kastetmiyorum elbette yine kendi iç dünyanızda yalnızlığınızla zaman geçirecekseniz hiç karışmayın o kalabalıklara. Nasıl mı karışılır diğer insanların arasına söyleyeyim size tüm kalbinle, sevginizle hatta nefretinizle geçersiniz hepsinin karşısına içinizdeki kalabalığı o insanların kalabalığına tüm içtenliğinizle karıştırırsın adeta. Yani demem o ki bu yolculuk aslında sonunu göremeyeceğimiz kadar uzun, sizinle yolculuğa çıkmak keyif vericiydi benim için ama bu yolculuğun sonrasına siz güzel dostlarımın bensiz devam etmesini istiyorum. Bu arada bu yolculukta sizi yalnız bıraktığımı düşünmeyin sakın. Deminden beri ne konuşuyorduk hem, eğer beni de dünyanızın kalabalığına davet ederseniz bu yolculukta size eşlik etmekten mutluluk duyarım tabi ki :)
Son olarak şu güzel sözle cümlelerimi tamamlamak istiyorum.
Ne diyor Cemal Süreya
"Dünyamda yalnızım; gelip kalabalık eder misin?"
Hadi şimdi hep birlikte sözümüzü tutalım, bırakalım yalnızlığı sevdiklerimizle kocaman bir kalabalık olalım, ne dersiniz? :)
Sevgiyle ve tebessümle kalın...
Tezer Özlü'nün yolculuğunu okumaya başladıktan hemen sonra aklıma bir soru geldi ve dünden beri içimi kemiriyor. Kitaplarla olan samimiyetim insanlarla olanlardan çok çok fazla. Buna rağmen en sevdiğim yazar, en sevdiğim üç yazar beş yazar gibi bir listem hiç olmadı. Dünden beri düşünüyorum hâlâ en sevdiğim yazarı bulamadım. Baktım öyle olmuyor Tezer Özlü'nün yaptığını yaptım. Aklıma bu soruyla ilgili gelen tüm soruları arka arkaya yazdım bu yazıyı bitirdikten sonra onlara cevaplar vermeye ve asıl sorunun cevabını bulmaya çalışacağım.

Ana soruya cevap bulunca da Tezer Özlü gibi sevdiğim yazarların yaşadıkları yerlere,mezarlarına gitmeyi düşünüyorum. İşte Tezer Özlü okumak böyle bir şey. Aklınızdan dahî geçmeyen bir şeyi size başınıza ağrılar girecek kadar sorgulatıyor yetmiyor eğer gözlerinizi kapalı tutmaya meyilli değilseniz bambaşka bir dünyanın ışıklarını açıyor. Toparlayamadığım kafamı biraz daha dağıtıp beni bu hale getirdiğin için teşekkürler Tezer Özlü.

Kitabı okumaya başlamadan önce kitabın adı hakkında biraz düşünmenizi tavsiye ederim.İçerisinde bulunan derinliği fark etmenizi kolaylaştıracaktır bu. Siz "Yaşamın Ucuna Yolculuk" yapacak olsanız yanınıza arkadaş olarak kimi almak isterseniz hiç düşündünüz mü? Tezer Özlü düşünmüş. Ve yanına çok sevdiği üç yazarı almış. Cesera Pavese, Franz Kafka, İtalo Svevo. Üçü ile birlikte üçünü ziyarete gitmiş. Ve bize böyle bir yazın bırakmış. Teşekkürler Tezer Özlü.

İncelememi Tezer Özlü'nün kitapta geçen "Her varoluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu? " sözüyle bitirmek istiyorum.

Keyifli okumalar. :)
Dünyalara açılan, yeni yaşamlardır yolculuklar. (Syf. 66)

Otobüsteyim. Yaşamımın son beş yılını geçirdiğim kente doğru gidiyorum. Bu defa kısa süreli bir ziyaret olacak. Bu yüzden keyifliyim. Yanımda Tezer var, bir de Ferit Edgü. Çünkü ikisinin birbirini çok özlediğini ve ben onlara bakmazken çantamda sohbet edip özlem giderdiklerine inanıyorum. Mümkün müdür böylesi? Neden olmasın ki? İnsan bile yürüyen ölü değil midir bazen? Ölüler niye konuşamasın? Hep böyleydin sen de zaten. Okuduğun her kitabın havasına girer, duygusunu içinde hissedersin. Kitap okumak senin için olağan bir eylemden çok kendini bulma biçimidir çünkü. Yazarlarını seversin, özlersin, sohbet edersin onlarla. Peşlerine düşer onların sevdiği yazarları da okursun. Mektuplarını okursun, sırf daha iyi tanıyabilmek için. Bazen olur rüyalarında konuşursun onlarla. Anlatmak istediğin ne çok şey varmış meğer. Gerçekten rüya mı; kitaplığına bakıp daldığın hayaller mi? Bilemezsin.

Kendi yazarlarının peşine düşüp hayatını sorguladığı bir yolculuğa çıkan Tezer'in ruh halindeyim şimdi. 'Herhangi bir temmuz gününün anılarını bölüştüğüm bu Tezer ne denli dost.' (Syf. 59) Onunla yürüyorum geçtiği kentlerde. Onunla yaşıyorum yaşanacak ne varsa. Uzun süredir elime alamadığım kalemimi bile onun hatrına alıyorum elime yeniden. Üstelik böyle bir valiz taşıdığı için Kafka'dan ve tüm kahramanlarından utandığı 4 tekerlekli, kendi kendine giden bir valiz taşıyorum koltuğumun altında. Ama ben onu caddeye fırlatıp atmak istemiyorum; onsuz yapamam çünkü. Ne umutlar, ne anılar taşıyorum ben o valizle yıllardır. Hep kitap dolu oluyor çünkü içi. En sevdiklerim, sevemediklerim, nice yazar gidip geldi bu yollarda o valiz sayesinde.

Nereye gitse yeryüzünde en yabancısı olduğu topraklar olan kendi memleketinin insanlarını yanında taşıyan Tezer. İnsan olmak biraz da bu değil mi?

Ne hüzünlü ne de mutlu olan sevgili Tezer ile Yaşamın Ucuna doğru bir Yolculuk'tayım. Belki de ilk düşündüğü isim gibi; Bir İntiharın İzinde... Kendi intiharı değil belki ama o tohumlar ilk ne zaman atıldı onu da bilmiyoruz ki. Seni anlayabilmek için daha çok okuyacağım, sadece seni değil, sana yakın kim varsa; sevdiğin sevmediğin kim varsa okuyacağım. Senin Kafka'yı, Pavese'i, Svevo'yu anlamak istediğin gibi ben de seni anlamak istiyorum çünkü.
Hiçbir şeyin değişmeyeceği umutsuzluğuna kapıldığım kısa anlar kadar korkunç ve umutsuz anlar tanımıyorum.
Bombaların patladığı, her gün, her gece silah seslerinin duyulduğu, her an, ölümün insanları bulduğu İstanbul kentinde dayanılmaz yaşamdan kaçılacak tek köşe gene kitaplardı.
İnsanın kendi yükünü taşıması, diğerlerinin yükünü taşımasından daha rahatlatıcı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaşamın Ucuna Yolculuk
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
126
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753631549
Kitabın türü:
Orijinal adı:
"Auf dem Spur eines Selbsmords"
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Tezer Özlü, bir başka kutupta kendisiyle aynı yazgıyı paylaşan Oğuz Atay gibi, beklenmedik bir anda edebiyatımızdan demir aldı. Yazar ile sahici efsanesini birleştiren bu anlatı, hem yoğun bir vasiyetname niteliği taşıyor, hem de hayata ender görülen acılıkta bir perspektiften tanıklık ediyor.
Yayınevinin notu: Bu kitap yazarın Almanca kaleme aldığı "Auf dem Spur eines Selbsmords" (Bir intiharın izinde) adıyla 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü alan metnin Türkçesidir. Bu kitap dilimizde, yazarı tarafından Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984) adıyla bir anlamda yeniden yaratıldı.

Kitabı okuyanlar 1.537 okur

  • Arif kılınç
  • Arzu
  • Kutup
  • Yasemin Yeter
  • Şükran
  • Yekbun Sein
  • talha
  • Helin Yıldırım
  • Turuncu
  • şevket akkaya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.4
14-17 Yaş
%2.6
18-24 Yaş
%32.6
25-34 Yaş
%36.2
35-44 Yaş
%19
45-54 Yaş
%4.4
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.8
Erkek
%30

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.1 (167)
9
%18.2 (89)
8
%20.4 (100)
7
%16.7 (82)
6
%5.5 (27)
5
%2.4 (12)
4
%0.8 (4)
3
%0.6 (3)
2
%0.4 (2)
1
%0.8 (4)

Kitabın sıralamaları