Yaşamın Ucuna YolculukTezer Özlü

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.036
Gösterim
Adı:
Yaşamın Ucuna Yolculuk
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
126
ISBN:
9789753631549
Kitabın türü:
Orijinal adı:
"Auf dem Spur eines Selbsmords"
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Tezer Özlü, bir başka kutupta kendisiyle aynı yazgıyı paylaşan Oğuz Atay gibi, beklenmedik bir anda edebiyatımızdan demir aldı. Yazar ile sahici efsanesini birleştiren bu anlatı, hem yoğun bir vasiyetname niteliği taşıyor, hem de hayata ender görülen acılıkta bir perspektiften tanıklık ediyor.
Yayınevinin notu: Bu kitap yazarın Almanca kaleme aldığı "Auf dem Spur eines Selbsmords" (Bir intiharın izinde) adıyla 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü alan metnin Türkçesidir. Bu kitap dilimizde, yazarı tarafından Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984) adıyla bir anlamda yeniden yaratıldı.
Yaşamın ucuna yolculuk etmek ve hatta ötesine geçmek isteyenlerin, hayatı sorgulayanların, yaşamın saçma olduğunu düşünenlerin, iç dünyasında yaşayanların kitabı.
Kasvetli cümleleri, suratınıza tokat gibi iniyor. Derin, karanlık, buz gibi bir kitap. Ama bunlar kitabı kötü yapmıyor; aksine size hayatı sorgulatıyor, kendinize olan tutumunuzu değiştiriyor. İnsan olmanın zayıflığını tüm gerçekliğiyle haykırıyor. Cümlelerin derinliği, içinize geçişi, sizleri sarsacak cinsten.
Tezer Özlü ile neden şimdiye kadar tanışmadım diye çok kızdım kendime. Kafka sevdalısı birisi benim gibi. Bulunduğu toplumu derinlemesine irdeleyen, bu düzene ayak uyduramayan bir kadın. Baş döndürücü tahlilleri, insanı kitap boyunca sarıp sarmalıyor.
Bu incecik kitabın etkisi uzun yıllar sürecek gibi duruyor. Kitaptan sonra kendimi daha iyi tanıyorum artık. İnsanlığmızı, yaşantılarımızın basitliğini, sistemin çürümüşlüğünü ve bunlara karşı duruşumuzdaki zayıflığı daha iyi anlıyorum.
Var olmak ancak bu kadar güzel ve bir o kadar karamsar sorgulanabilirdi.
Tezer Özlü gibi insanlar toplumun altına dinamitleri yerleştiren insanlardır. Gün gelecek fitili birisi tutuşturacak.
Yaşamın Ucuna Yolculuk ve Tezer Özlü...
Şüphesiz ki bu inceleme bugüne kadar yaptığım en kişisel ve farklı inceleme olacak :)
Hadi, o zaman başlayalım!

Aylardır, incelemelerde okumalarda gördüğüm bir yüz... Bir kadın var ve gülümsüyor. Gözlerinin çevresinde biraz kırışıklıklar ve acı dolu bir gülümseme...

Okuyanlar var sevenler var tabi bana da önerenler oldu. Sonra birkaç gün önce kitap sipariş edeceğim zaman aklıma geldi. Dedim araya katayım bunu da. İyi ki de demişim!

Benim DÜNYANIN EN İYİ KİTABI ile tanışmam işte bu şekilde oldu. Bugün iki tane Zweig kitabı okudum sonra da bunu da okuyayım bari dedim. Bakın bunu da iyi ki demişim :D

Kitabı elime aldım ama bu benim için bir ilkti. Tezer Özlü kimdir bilmiyorum hala araştırmadım da :D Kitabın başında yazılanları biliyorum sadece. Daha öncede kitaplarını okumamışım.

Ama bu nasıl bir kitaptır ya! 11. sayfaya gelmişim ve şöyle diyorum "Bu kitabı okumam çok uzun sürecek galiba!" Çünkü her sayfada beni çeken bir şey var ve durmadan aynı yerleri tekrar tekrar okuyorum. Ha bu anlayamadığımdan değil, o kadar etkililer ki...
Sonra 57. sayfaya geliyorum ve şunu diyorum.
BU DÜNYANIN EN İYİ KİTABI ve Tezer Özlü'yü herkesin tanıması şart!
Dünya bu kitabı tanımalııı!

Ve bundan dolayı etkinlik oluşturuyorum :D
İncelememi beğenip etkinliğe dahil olmak isteyenler için: #30470051

Peki neydi bu kitabı EN İYİ yapan? Ben de bilmiyorum :D
Sadece bildiğim bir şey var ki beni ilk sayfalarından içine çekti. Hani yemek yersiniz falan da doymazsınız hala yemek istersiniz İşte benim bu kitabı okumam öyleydi. Bir yandan her sayfasını hızlı hızlı okumak istiyorum diğer yandan da dur ya diyorum kendime dur! Bu kadar hızlı okuma ki çabuk bitmesin...

Her sayfası ayrı mükemmel olan bu kitap baya melankolik ve intihar hakkında birkaç tavsiye veriyor :D
Burada tuhaf olan bir şey daha var "Ben Tezer Özlü ile daha önce neden tanışmadım?" Kendime çok ama çok kızıyorum. Hayatım boyunca tanışabileceğim en güzel ve en iyi yazarların arasında yerini aldı kendisi :)
Kitaplığımda da olmasından gurur duyuyorum!

İncelememde sona yaklaşırken de şöyle bir şey söylemek isterim. Beni bu dünyada tutan tek şey kitaplar. Ve bu kitabın ne kadar iyi olduğunu betimlemek istersem şöyle bir şey söyleyebilirim.

Bu dünyaya veda etmek istersem şüphesiz okuyacağım son kitap ve başucumdaki kitap Yaşamın Ucuna Yolculuk olurdu.

Herkese iyi okumalar dilerim :)
Hala burada mısınız? Çabuk gidin okuyun şu kitabı!! :D

Benzer kitaplar

Kişileri en çok kullandığı kelimelerle tanımlamak nasıl bir olgudur acaba. Benim kelimem 'güzel' sanırım. Kızıma hep 'Ne güzelsin' diyorum. Annemin yemeklerinin güzelliğini, hava durumunun güzelliğini, siz okuyucuların incelemelerinin güzelliğini, yaşamanın güzelliğini başka nasıl anlatırım ki? Tezer Özlü' nün kelimeleri ne peki: acı ve gitmek. Üstüne basa basa büyük harflerle ille de gitmek. Ve acı, yoğun acı.

Gidebiliyor mu peki o istasyon dudaklarından sayısız bindiği trenlerle, her gün farklı bir şehire, her an farklı bir otele? Kendinden kaçabilir mi ki insan, gidemiyor işte. Dönme dolaba binmiş gibi. Zirvelere çıkıyor, derinliklerde kalıyor dere tepe düz gidiyor ama gidemiyor işte, yaşamın ucuna yaklaşayım diye, sınırları zorlayayım diye diye hepimizi koyu bir yalnızlığa sürüklüyor. Hatta hala diyor ki '"Belki yaşam benim sandığımdan daha acı."

Pavese demiş ki "Gövdemizin işleyişindeki incelikleri ancak bir hastalık sonucu anlayabiliriz. Aklımızın ve ruhumuzun işleyişini de dengemizi yitirdiğimiz zaman." Tezer Özlü de akıl hastanesinde kaldığında ruhumuzun işleyişini anlamış sanırım. Toplumun akılla bağdaşmayan düzende olduğuna, yemek yemenin bile yük olduğu bedeninde ruhunun hapsolmuşluğuna, bir yere ait olmamanın insan özgürlüğü için şart olduğuna inanıyor.

Kafka'nın, Svevo'nun, Pavese' nin hayatının peşinde, bir intiharın izinde, kısa, derin anlamlı cümleler eşliğinde bir varoluş sorgulaması. En yakınları edebiyat dünyasından olan, içine sığmayan, dolan taşan bir kadın. Ben anlayamıyorum, okuyorum okuyorum da bu intihar özlemini kavrayamıyorum, bu da benim eksikliğim olsun.
Kimilerine göre edebiyat tarihimizin kadın yazarları arasındaki Oğuz Atay'ı olarak adlandırılıyor Tezer Özlü. Bu cümleyi ilk duyduğumda ilginç bir benzetme gibi gelmişti ve yazarı araştırmak istemiştim. Ufacık bir merak duygusu ile yazarın hayatını araştırdığınızda zaten kitaplarını okuma isteği de hemen capcanlı bir şekilde beliriyor içinizde.

Neyse, girizgahı çok uzatmadan, dün ikinci defa aldım bu kitabı elime ve tekrardan Tezer Özlü'nün aklının içerisinde dolaşmaya başladım. Hayata bakış açısını bildiğim için yazdığı cümlelerin üzerine birkaç defa daha basa basa okudum. Neler demek istediğini gözlerimi kapayarak anlamaya çalıştım. Böyle bir insanı anlamak hayli güçtür zira. Önceden altını çizdiğim cümlelerin altını tekrar çizdim, altını çizmediğim birçok cümlenin de ilk defa altını çizdim. Nasıl yapsam da yazdıklarını bilincime yerleştirebilsem ve bedenimde sindirebilsem bilemedim. Yazarın benliğinde olmak istedim. Ne söylüyorsa, ne yazıyorsa itiraz etmeksizin özümsemek istedim. Bu kadar içten, bu kadar doğru ve bu kadar kendinden emin yazan bir kadın yazar daha tanımadım şimdiye kadar. Tarifi imkansız bir kitap.

Ülkenin bir kesim okurunu barındıran bu sitede, yazarın bu kitabının 800 küsür defa okunduğunu görmek ise beni derinden üzdü, sarsıldım resmen. Böyle güzel bir kitabın okunmaması veya az okunması kitabı okuyanlar için değerini bir kat daha artırıyor sanki.

Konuya gelince, konu önemli değil. Gitmek üzerine kurulu bir kitap. Yazarın hayranı olduğu üç yazarı (Cesera Pavese, Franz Kafka ve Italo Svevo) yaşadıkları yerlere giderek benliğinde hissetme çabasını anlatıyor. Başka da bir ayrıntı vermiyorum. Okumak isteyen okuyarak tanısın Tezer Özlü'yü. Çünkü kelimelerle anlatmanın zor bir yazar olduğunu düşünüyorum.
Öncelikle hepinize iyi geceler dilerim sevgili dostlarım. Saat geç olduğu için şu an uyuyup da sabah bu satırları okuyacak olan dostlarıma da şimdiden günaydın :) Hadi gelin hep birlikte yaşamın ucuna kısa bir yolculuğa çıkalım ama bunu yapmadan önce "Türk edebiyatının gamlı prensesi"yle düzenlediği etkinlik sayesinde (#30470051) ilk kez bu kitapla tanışmama vesile olan beyefendiye (Ömer Gezen) teşekkürü bir borç bilirim. Evet nerde kalmıştık yanılmıyorsam birlikte güzel bir yolculuğa çıkacaktık. Şimdi kelimelerimi takip edin lütfen :) Bir haziran günündeydiz saat tam 23.48 hepimiz farklı şehirlerde, farklı evlerdeyiz. Ayağa kalkıyorum ve pencereyi açıyorum, ışıkları hâlâ açık ya da kapanmış olan evler, sokakta hızlı veya yavaş adımlarla yürüyen insanlar, bir yerlerde oturmuş sohbet eden amcalar görüyorum. Ama durun bir dakika görmüyorum yalnızca onlara bakıyorum. O evlerin içinde ne olduğunu göremiyorum, yürüyen insanların mutlu, korkmuş, üzgün ya da kızgın olduklarını, iç dünyalarında ne yaşadıklarını, ne hissettiklerini, akıllarından geçen düşünceleri bilemiyorum, sohbet eden amcaların bile gerçek anlamda sohbet ettiğinden emin değilim aslında. Kim bilir belki de konuşurken karşısındaki bir başka adamla aslında kendisi bulunduğu mekandan çok çok uzaklarda. Tüm bu olup bitenleri izliyorum sadece. Bırakıyorum artık dışarıya bakmayı artık kendi içime doğru bir yolculuğa çıkıyorum. Odada yalnızım karanlıkla ve düşüncelerimle başbaşayım, düşünüyorum geçmişimi, şimdimi ve geleceğimi. Dostlarım özlediğim ama uzakta olan yine de sevgilerini daima kalbimde taşıdığım dostlarım fakat şu an öyle bile olsa bu mekanda bu saatte kendimle başbaşa olduğum gerçeğini değiştirmiyor diğer hakikatler. Uykuda bile yalnız değil miyiz? Gördüğümüz rüyalar sadece bizim dünyamıza ait değiller mi? Kitap okurken, severken, sevilirken, özlerken, ağlarken, düşünürken hep yalnız değil miyiz? Ölürken bile yalnız olmayacak mıyız? Belki bir ay belki bir yıl belki de bizi en çok seven insan ölene kadar hatırlanacağız ama sonra unutulmayacak mıyız? Şimdi tekrar düşünün koca bir kenti, tüm hayatınızı yoldan geçen o hiç tanımadığınız insanları, çiçekleri, gökyüzünü, yıldızları, ayı, güneşi, bulutları, denizi, yağmuru, baharı, kışı, yalnızlığınızı, çaresiz anlarınızı, çocukluğunuzu hatta yaşlılığınızı, mutluluğu ve mutsuzluğu, yılları, ayları, haftaları, günleri, saatleri ve şu dakikaları, tüm zaman kavramını, zamansızlığı, daha sayamadığım ama bir ömre sığabilecek tüm sonsuz sayıda kelimeleri düşünün. Koca bir yaşam var gözünüzde canlanan yalnızlıkla doldurduğumuz değil mi? Hayır böyle olmamalı yaşarken tüm duygularımızı sevgimizi, dostluğumuzu, mutluluğumuzu hatta acımızı bile dolu dolu yaşamalıyız, kalbimiz attığı nefes aldığımız müddetçe. Şu an size bunları yazarken bile kendi kendimle konuşuyorum aslında. Beni bir tek etrafımı çeviren duvarlar duyuyor. Ama böyle mi olmalıydı tüm bunlar içimizde yaşadığımız tüm duygular sadece tek bir hakikate, yalnızlığa mı çıkmalıydı? Hayır tabi ki burada yalnız kalması gereken birileri ya da bir şey varsa o da yalnızlık kavramının kendisi. Söz verin şimdi bana yalnızlığınızı yalnız bırakacaksınız bu andan sonra söz mü? Evet dediğinizi duyar gibiyim. ;)) Ama bana ben kalabalıkların arasına karıştım o yüzden yalnız değilim demenizi kastetmiyorum elbette yine kendi iç dünyanızda yalnızlığınızla zaman geçirecekseniz hiç karışmayın o kalabalıklara. Nasıl mı karışılır diğer insanların arasına söyleyeyim size tüm kalbinle, sevginizle hatta nefretinizle geçersiniz hepsinin karşısına içinizdeki kalabalığı o insanların kalabalığına tüm içtenliğinizle karıştırırsın adeta. Yani demem o ki bu yolculuk aslında sonunu göremeyeceğimiz kadar uzun, sizinle yolculuğa çıkmak keyif vericiydi benim için ama bu yolculuğun sonrasına siz güzel dostlarımın bensiz devam etmesini istiyorum. Bu arada bu yolculukta sizi yalnız bıraktığımı düşünmeyin sakın. Deminden beri ne konuşuyorduk hem, eğer beni de dünyanızın kalabalığına davet ederseniz bu yolculukta size eşlik etmekten mutluluk duyarım tabi ki :)
Son olarak şu güzel sözle cümlelerimi tamamlamak istiyorum.
Ne diyor Cemal Süreya
"Dünyamda yalnızım; gelip kalabalık eder misin?"
Hadi şimdi hep birlikte sözümüzü tutalım, bırakalım yalnızlığı sevdiklerimizle kocaman bir kalabalık olalım, ne dersiniz? :)
Sevgiyle ve tebessümle kalın...
Tezer Özlü'nün yolculuğunu okumaya başladıktan hemen sonra aklıma bir soru geldi ve dünden beri içimi kemiriyor. Kitaplarla olan samimiyetim insanlarla olanlardan çok çok fazla. Buna rağmen en sevdiğim yazar, en sevdiğim üç yazar beş yazar gibi bir listem hiç olmadı. Dünden beri düşünüyorum hâlâ en sevdiğim yazarı bulamadım. Baktım öyle olmuyor Tezer Özlü'nün yaptığını yaptım. Aklıma bu soruyla ilgili gelen tüm soruları arka arkaya yazdım bu yazıyı bitirdikten sonra onlara cevaplar vermeye ve asıl sorunun cevabını bulmaya çalışacağım.

Ana soruya cevap bulunca da Tezer Özlü gibi sevdiğim yazarların yaşadıkları yerlere,mezarlarına gitmeyi düşünüyorum. İşte Tezer Özlü okumak böyle bir şey. Aklınızdan dahî geçmeyen bir şeyi size başınıza ağrılar girecek kadar sorgulatıyor yetmiyor eğer gözlerinizi kapalı tutmaya meyilli değilseniz bambaşka bir dünyanın ışıklarını açıyor. Toparlayamadığım kafamı biraz daha dağıtıp beni bu hale getirdiğin için teşekkürler Tezer Özlü.

Kitabı okumaya başlamadan önce kitabın adı hakkında biraz düşünmenizi tavsiye ederim.İçerisinde bulunan derinliği fark etmenizi kolaylaştıracaktır bu. Siz "Yaşamın Ucuna Yolculuk" yapacak olsanız yanınıza arkadaş olarak kimi almak isterseniz hiç düşündünüz mü? Tezer Özlü düşünmüş. Ve yanına çok sevdiği üç yazarı almış. Cesera Pavese, Franz Kafka, İtalo Svevo. Üçü ile birlikte üçünü ziyarete gitmiş. Ve bize böyle bir yazın bırakmış. Teşekkürler Tezer Özlü.

İncelememi Tezer Özlü'nün kitapta geçen "Her varoluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu? " sözüyle bitirmek istiyorum.

Keyifli okumalar. :)
Çok zor anlatmak ya da anlatamamak... İliklerinize kadar nasıl hissettiriyor, Svevo, Pavese ve Kafka ona nasıl hissettirdiyse, o da bize hissettiriyor...O farklı, onun için sıradan yaşayanlarız.
Yaşamın ucuna yolculuğu ince bir çizgi üzerinde yapıyor, "en iyi dostlarım romanların kahramanlarının gerisindeki yazarlar mı olmalıydı" diyor ve bunu gösterircesine, sevdiği üç yazarın peşine bir yolculuk yapıyor. Bu yolculuğu kendi içime bir yolculuk diye tanımlıyor. Okurken bu nedir diyorsunuz, nasıl bir felsefedir, nasıl bir derinliktir, bir cümle üzerinde düşünmek... alıntı deryası bir kitap... Kalıplara, sınırlara sığmayan bir kadın...
TEZER ÖZLÜ OKUMA ETKİNLİĞİ : #30470541

-Okuyucuya not; bu inceleme Tezer Özlü ile dertleşme niteliğindedir.-

Elimde uzun zamandır bulunan Tezer Özlü kitaplarına bir türlü başlamak cesaretini gösterememiştim. Aklımda, hep beklenen ve kovalanan "uygun zaman" kavramı vardı ki, etkinlik o uzaktaki bekleyişi geldi önüme bıraktı.

Kendi kendine kaldığında, iç dünyasını kelimelere dökme ihtiyacı hisseden, bunu bağımlılık derecesine dönüştürmüş bir Tezer... Sevginin inandırıcı olmadığnı düşünen bir Tezer... Sevmek insanın içinden gelen bir olgu değil midir? Sevmeye kendi kendine karar veremez ki insan. Içindeki kıpırtılar, hareketlenmeler yönlendirir. Ama şu konuda katıldığımı belirtmeliyim; Düşünüldüğü oranda büyür ve derinleşir. Hatta ucu bucağı görünmeyecek şekilde taşar insandan.

Derin derin düşünmekten kendini alamayan bir Tezer... Acısını da, sevgisini de, ölümünü de, özlemini de bu şekilde derinleştirmiş. Bunu çok sonraları farketmiş bana kalırsa. Kendini bir anda bulduğu bu duygu derinliği, bir bakıma ağır gelmiş. Tek kelimelerle cümleler kuran, o cümlelere hayat sığdıran gamlı prenses! Bu halin seni uzun uzun cümleler kuranlara karşın yalın, öz kılıyor. Ifadesi buruk ama aşikar. Içindeki karmaşayı ifade edemiyorsun ama içinde dr tutamıyorsun. Senin bakışlarındaki burukluk kelimelerine ve anlatışına yansıyor. Hani kötü bir olayı taze taze yaşamışken anlatmak, hep yarım cümleler kurdurur ya insana. Sen atlatamamışsın ki... Her niyetlendiğinde, her kalemi eline aldığında bitmek bilmeyen bir duygu selinin içinde bulmuşsun kendini. Her seferinde yarım kalan, o yarımlığın içinde rahatlayan.

Tezer hiçbir zaman şehir kadını olmamış bence. Gönlünün hep bir yanı taşra kasabalarında kalmış. Çocukluğunun içinden çıkamamış, hayat boyu sürüklenmiş ardından. Tepelerim, ağaçlarım diye bahsediyor, bir sahipleniş ilkesi ve kendi kendine bir tembihleyiş; Işte öleceğin yer burası. Nerede olursan ol, ölmek için, kendi ölümünü bulmak için bu tepelere dön.

Kafka'yı kendine yakın bulan bir Tezer... Mezarına giden, evinin önünde heykelini seyreden ve duruşunu, bakışını tasvirlerken yorgunluğunun geçip gittiğini söyleyen. Dünyanın en derin acısını Kafka'nın çektiğini belirtiyor. Bu denli yakın bulmasının sebebi acısına ortak olma ya da kendi acısını paylaşma isteği olabilir mi? Pavese'yi yaşamına yerleştirmiş, Svevo ile özleşmiş, Hermann Hesse'nin kitaplarını gördüğünde dikkatini çektiğini söylüyor okuyucusuna. Tezer'i merak ettikçe bu yazarlara olan merakım da kamçılanıyor iyice.

Tezer'in trene binip, hep gidesi var bir yerlere... Nereler buralar? Nasıl yerler... Temelde bırakın bir yeri, kendinden kaçma isteği bu. Sende biliyorsun Tezer, ne kadar gitmek istersen işte, kaçmak istersen kaç, kendinden gidebiliyor mu insan? Terkedebiliyor mu kendini? Ne ölçüde? Gerçekten de gittiğimiz her yer "hiçbir yer" tabirine çok uygun. Bulunduğumuz yerden kilometrelerce öteye de gitsek bizimle birlikte gelen kişiliğimiz değişmiyor. Hiçliğe bulunuyoruz o anda.

Biliyor musun Tezer, senin hayatına karşı dik başlılığını seviyorum. Hayatın en dibindeyken bile içindeki o ağlayan çocuğu susturup korkusuz başına buyrukluğun... Sisteme, düzene, toplumsuz topluma haykırışın... Bazen susarak haykırış bazen de yazarak, ama eminim ki sözlü şekilde değil, asla olmadı.

Bir insanın iç yorgunluğu nedir, neleri ifade eder? Bu yorgunlukların dış dünya ile bağlantısı ne zaman sağlanıyor? Korkuyorsun Tezer, içinde kurduğun dünyanın dış dünya ile etkileşime geçmesinden korkuyorsun; zedelenip, büyüsünü kaybetmesinden kaynaklanıyor bu korku. Dinlenmek diye bir şey bilmiyorsun sen. Hayatın hep yorgunluklarla geçti. Dünyaya kapılıp gitmek yorgunluğu, kendinle verdiğin savaşların yorgunluğu ve daha neler neler...

Insan duygularından kaçabilir mi Tezer? Kaçamıyor değil mi... Anılara sürüklenip gidiyor insan. Belki bazen bende gidiyorumdur, bir boşluktan aşağı gökyüzüne bakaraktan. Aynı senin baktığın gibi; Nerelere varıyor gökyüzü, hangi zamanlara, hangi sonsuzluğa.

Yaşamın Ucuna Yolculuğa çıktık, senin hayata kırgın ve küskün trenlerinle... Hiç bilmediğimiz, hep düşüncelerde geçen bir yolculuktu. Belki başka kitap satırlarında, farklı trenlerde rastlaşırız Tezer, belli mi olur. Hayatı hep gitmek olarak algıladın ya, bu sefer gittiğin yerlere beni de götürür müsün?
İncelemeye, daha doğrusu kitapla ilgili bir şeyler yazmadan önce, bu kadar Tezer Özlü okumamdan endişe duyan arkadaşlarıma yaşamayı sevdiğimi söyleyerek başlamak istiyorum :)) Zira bir kısmının bu konuda endişe duyduklarını biliyorum :D

Tezer Özlü'nün bu kitabı beni yeni iki yazarla tanıştırdı Cesare Pavese ve Italo Svevo. Bunun için ayrıca teşekkür etmek istiyorum kendisine. Pavese, Svevo ve Kafka'nın yaşadığı, yaşama tutunmaya çalıştıkları, kopmaya çalıştıkları ve koptukları yerleri adım adım gezmesi çok ilginç geldi. Sanki içini rahatlatmak ister gibiydi. Pavese'nin son kaldığı otel odasına gidişi ya da tüm şehri onun yazıları ışığında gezişi bana Oğuz Atay'ı ve Turgut Özben'in Selim'in intiharının peşine düşüşünü hatırlattı. Svevo'nun kızıyla tanışması ve kızı için yaptığı tanımlamalara hayran kaldım “Seksen dört yıllık geçmişi ile eksiksiz bir geniş zaman oluşturuyor" diyor mesela. Gördüğü ya da anlatılan çoğu kadın erkek ilişkilerine bakarken kendininkikerle karşılaştırması ayrı bir bakış açısı katıyor.

O kadar özgüvenli yazmış ki, bunu her satırında her cümlesinde hissetttim. Kendinden ve kendi doğrularından o kadar emin ki.. Toplumun yapısına taban tabana zıt olduğu halde hemde. Kitabı okurken melankolik, çaresiz ya da üzgün hissetmedim. Elimde kitabı görenler böyle olduğunu düşündüğü için bunu söyleme gereği duydum. Tezer Özlü okurken kendimi evimde hissediyorum. Ve kitap bittiğinde ortada kalmış gibi oluyorum. Bu yüzden asıl kitap bitince üzülüyorum.

Konu Tezer Özlü olunca intihar olgusundan bahsetmeden de olmuyor. Kitabı 1983'te Almanca yazdığında Bir İntiharın İzinde ismiyle yayınlıyor zaten. (Türkçe'ye de yine kendisi Yaşamın Ucuna Yolculuk olarak çevirmiş aslında.) Haliyle bu kitapla Tezer Özlü'nün intihar hakkındaki düşüncelerini de öğrenmiş oluyoruz. Özellikle Pavese'nin intiharından şehri sorunlu tutması hem şaşırmama hem de daha iyi anlamı sağladı.

Bu kitabı da okurken önceki incelemede bahsettiğim sınıf arkadaşımı hatırladım sürekli. Onunla Tezer, Tezerle kendim arasındaki benzerlikleri düşündüm durdum. Ve hala arkadaşımı bulamadım..

Nedense bunu da eklemek istedim :)
https://youtu.be/g8E5oAU4Fso
Kitap, isminden de anlaşılacağı gibi 'gitmek' ve 'intihar' üzerine kurulu. İçinde yaşadığı toplumun ikiyüzlülüğünün, tekdüzeliğinin, baskıcılığının farkında olan bir kadın Tezer Özlü. Ve tüm bunlara başkaldıran da bir kadın ayrıca. Trene atlayıp etkilendiği üç yazarın (Cesera Pavese, Franz Kafka ve Italo Svevo) memleketlerine gidip izlerini süren, Avrupa'da şehir şehir gezen güçlü ve 'Yeryüzüne dayanamayan' bir kadın Tezer. Kitabın her cümlesinde kendimi bulduğumu söyleyebilirim. Toplumun bize dayattığı; evlilik, çocuk yapmak, erkek egemenliğine dayanmak vs. hepsine karşı dik duruşunu da dile getirmiş yazar kitabında.

Gezmeyi çok sevdiğim ve ayrıca bende sevdiğim yazarların ve izlediğim filmlerin izini sürmeyi sevdiğim için kitabın bende yeri çok ayrı oldu. Başucu kitabım diyebilirim. Zaten Tezer Özlü dik duruşlu bir kadın olarak beni hep çok etkilemiştir.

Korkusuzca içinde bulunduğu topluma kafa tutabilen, özgürce kendi ayakları üstünde durabilen, şehir şehir, ülke ülke gezebilen tüm kadınlara selam olsun !

Mutlaka okumalısınız.

Kitaptaki en sevdiğim cümlelerle yazımı bitiriyorum.

“Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnızca bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin medeni durum dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiç bir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. istediğiniz düzeye erişmek o denli kolay ki… Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiç bir değeri yok ki. Bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla bağdaşan hiç yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum, hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi değer verdiğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz. Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlenizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı dendim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olmayacak insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.”
Dünyalara açılan, yeni yaşamlardır yolculuklar. (Syf. 66)

Otobüsteyim. Yaşamımın son beş yılını geçirdiğim kente doğru gidiyorum. Bu defa kısa süreli bir ziyaret olacak. Bu yüzden keyifliyim. Yanımda Tezer var, bir de Ferit Edgü. Çünkü ikisinin birbirini çok özlediğini ve ben onlara bakmazken çantamda sohbet edip özlem giderdiklerine inanıyorum. Mümkün müdür böylesi? Neden olmasın ki? İnsan bile yürüyen ölü değil midir bazen? Ölüler niye konuşamasın? Hep böyleydin sen de zaten. Okuduğun her kitabın havasına girer, duygusunu içinde hissedersin. Kitap okumak senin için olağan bir eylemden çok kendini bulma biçimidir çünkü. Yazarlarını seversin, özlersin, sohbet edersin onlarla. Peşlerine düşer onların sevdiği yazarları da okursun. Mektuplarını okursun, sırf daha iyi tanıyabilmek için. Bazen olur rüyalarında konuşursun onlarla. Anlatmak istediğin ne çok şey varmış meğer. Gerçekten rüya mı; kitaplığına bakıp daldığın hayaller mi? Bilemezsin.

Kendi yazarlarının peşine düşüp hayatını sorguladığı bir yolculuğa çıkan Tezer'in ruh halindeyim şimdi. 'Herhangi bir temmuz gününün anılarını bölüştüğüm bu Tezer ne denli dost.' (Syf. 59) Onunla yürüyorum geçtiği kentlerde. Onunla yaşıyorum yaşanacak ne varsa. Uzun süredir elime alamadığım kalemimi bile onun hatrına alıyorum elime yeniden. Üstelik böyle bir valiz taşıdığı için Kafka'dan ve tüm kahramanlarından utandığı 4 tekerlekli, kendi kendine giden bir valiz taşıyorum koltuğumun altında. Ama ben onu caddeye fırlatıp atmak istemiyorum; onsuz yapamam çünkü. Ne umutlar, ne anılar taşıyorum ben o valizle yıllardır. Hep kitap dolu oluyor çünkü içi. En sevdiklerim, sevemediklerim, nice yazar gidip geldi bu yollarda o valiz sayesinde.

Nereye gitse yeryüzünde en yabancısı olduğu topraklar olan kendi memleketinin insanlarını yanında taşıyan Tezer. İnsan olmak biraz da bu değil mi?

Ne hüzünlü ne de mutlu olan sevgili Tezer ile Yaşamın Ucuna doğru bir Yolculuk'tayım. Belki de ilk düşündüğü isim gibi; Bir İntiharın İzinde... Kendi intiharı değil belki ama o tohumlar ilk ne zaman atıldı onu da bilmiyoruz ki. Seni anlayabilmek için daha çok okuyacağım, sadece seni değil, sana yakın kim varsa; sevdiğin sevmediğin kim varsa okuyacağım. Senin Kafka'yı, Pavese'i, Svevo'yu anlamak istediğin gibi ben de seni anlamak istiyorum çünkü.
"Yaşam, belki de benim algıladığımdan daha acı." diyerek başlamış yolculuğuna.

Okyanus gibi bir yalnızlığı olan kadın...Tezer Özlü. Kendini bulma, ölümü ve yaşamı anlama yolunda şehir şehir geziyor. Aynı zamanda yanında Cesare Pavese cümlelerini de taşıyarak. Kitapta yer yer kendi cümleleriyle onun cümlelerini bağlaması muazzam olmuş. Keskin ve insanın yüzüne çarpan cümleler...

Anlatı tarzında bir eser. Sindire sindire okunulması ve her cümlenin hissedilmesi taraftarıyım.
Hiçbir şeyin değişmeyeceği umutsuzluğuna kapıldığım kısa anlar kadar korkunç ve umutsuz anlar tanımıyorum.
Bombaların patladığı, her gün, her gece silah seslerinin duyulduğu, her an, ölümün insanları bulduğu İstanbul kentinde dayanılmaz yaşamdan kaçılacak tek köşe gene kitaplardı.
İnsanın kendi yükünü taşıması, diğerlerinin yükünü taşımasından daha rahatlatıcı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaşamın Ucuna Yolculuk
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
126
ISBN:
9789753631549
Kitabın türü:
Orijinal adı:
"Auf dem Spur eines Selbsmords"
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Tezer Özlü, bir başka kutupta kendisiyle aynı yazgıyı paylaşan Oğuz Atay gibi, beklenmedik bir anda edebiyatımızdan demir aldı. Yazar ile sahici efsanesini birleştiren bu anlatı, hem yoğun bir vasiyetname niteliği taşıyor, hem de hayata ender görülen acılıkta bir perspektiften tanıklık ediyor.
Yayınevinin notu: Bu kitap yazarın Almanca kaleme aldığı "Auf dem Spur eines Selbsmords" (Bir intiharın izinde) adıyla 1983 Marburg Yazın Ödülü'nü alan metnin Türkçesidir. Bu kitap dilimizde, yazarı tarafından Yaşamın Ucuna Yolculuk (1984) adıyla bir anlamda yeniden yaratıldı.

Kitabı okuyanlar 1.337 okur

  • Şule Rabia Balkaş
  • Büşra
  • edebiruh
  • Fatih kızıldemir
  • layla
  • hümeyra
  • Fırat
  • Büşra Zencir
  • Jade
  • Mesut Okan Ekşi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.4
14-17 Yaş
%2.6
18-24 Yaş
%32.6
25-34 Yaş
%36.2
35-44 Yaş
%19
45-54 Yaş
%4.4
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%69.8
Erkek
%30

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.8 (137)
9
%18.2 (76)
8
%20.3 (85)
7
%17.2 (72)
6
%6.2 (26)
5
%2.4 (10)
4
%0.7 (3)
3
%0.7 (3)
2
%0.5 (2)
1
%1 (4)

Kitabın sıralamaları