Koku Bir Katilin Öyküsü

8,6/10  (723 Oy) · 
2.254 okunma  · 
635 beğeni  · 
12.641 gösterim
Patrick Süskind'in, Almanya'da ilk yayımlanışında tam anlamıyla olay yaratan, aylarca liste başlarında kalan Koku adlı bu romanı, gerçekte alışılagelmiş çoksatarların oldukça dışında kalan, tarihsel boyutlarda kapsamlı bir toplum eleştirisini sergileyen bir kitap. Olay, 18. yüzyıl Fransasında geçer; kitabın kahramanı Jean-Baptiste Grenouille ise tüm insani duyumlardan ve duygulardan yoksun, salt kokulara karşı görülmedik ölçüde duyarlı ve istediği kokuları üretebilmek için cinayet işlemekten kesinlikle çekinmeyen bir katildir. Herkesin ve her şeyin kokusunu almakta, tüm kokuları üretmekte gerçek bir dâhi olan Grenouille, kendi kokusunun bulunmadığını, onun bulunduğu yerlerde insanların insan kokusunu alamadıklarını anladığı gün, dünyasını da yitirir. Kendisi için tek çıkar yol, başkalarına onun için sanki insanmış izlenimini verebilecek kokular sürünmektir. Toplum içinde bireyselliğini hiçbir zaman edinememiş toplum tekini, kendi benliğinin dışında her şeyi yaratabilmiş dâhiyi sergileyen bu görkemli alegorinin olağanüstü bir akıcılıkla erişilen son bölümü, benzeri herhalde ancak bir Kafka'da görülebilecek bir insanlık trajedisinin simgesidir.
  • Baskı Tarihi:
    2010
  • Sayfa Sayısı:
    264
  • ISBN:
    9789755100593
  • Orijinal Adı:
    Das Parfum
  • Çeviri:
    Tevfik Turan
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Tuco Herrera 
 11 May 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

"PRINGLES KUTUSUNA SPAGETTİ DOLDURAN BİR ANNE VE OĞLUNA YAŞATTIKLARININ BU KİTAP ÜZERİNE İZDÜŞÜMLERİ"

( Bu ne biçim başlık deme okumaya devam..kitabı kapağıyla incelemeyi başlığıyla yargılama =) )

Öncesinde kitaptan uyarlama olduğunu bilmeksizin izlemiştim filmini.. sonra sonra arkadaşımın dükkanında 2 kez üst-üste denk gelince alayım dedim .. hepimiz biliyoruz ki film ne kadar güzel olsa da ( ki gerçekten söz konusu filmin aurası yeter!) kitabın maximum %60 'ını veriyor bizlere .. kitabı okumadan önce hafif bir ar- ge yapınca sağda solda okuduğum kritiklerde kitabın içinde çok fazla "koku" kelimesi ve tanımı geçtiğini duyunca hafif işkillenmedim de değil açıkcası..ama sonuç benim açımdan bu kez ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR gibi olmadı.."hacı muratın" yüzü güldü =) ( "bu ne lan şimdi ?" diyenler ilgili kritiğime bakınız)



Spoiler yok annem... sen rahat oku !! =)

Öncelikle kitabın geçtiği dönemler hakkında kısa bir durum değerlendirmesiyle bu seferki girizgahımızı yapalım.. kıta avrupasının o dönemki (1700lerin ikinci yarısı civarı) Fransa'sında feodal yapıların bardaktan KAN portakallı yedigünü pipetle çeker gibi milletin kanını hüpürdettiği dönemler ..açlık , sefalet ve fakirlik Fransa genelinde turnedeler.. gene düşük yüzdeli zenginler - yüksek miktarda mal mülk sahipliği ve yüksek yüzdeyle sefaletten yokolan, başarısız olunca ciğeri akordeon körüğüne dönmesine rağmen blok flütü ısrarla BURNU ile çalmaya kalkıp telef olan, ciğeri sönmüş bir halkta karşı cenapta. bu sefaletin ve zor yaşam şartlarının arasında kahramanımız dünyaya geliyor ve "bir şekilde" de inanılmaz bir yeteneğe sahip oluyor doğar doğmaz: KOKU ALMAK! aklınıza gelebilecek her nesnenin kokusunu alabilen , hatta havadaki kokuları ayırt edip tanımlamasını yapacak kadar da bu yeteneğe vakıf oluyor ilerde .. durum böyle olunca , nasıl ki Japonya'yı "honda mazda suzuki - kızları öyle kuzu ki!" kıvamında bir sığlıkla anlatamıyorsak ( e bunun OSAKASI VAR MİYAGİSİ VAR! ), yazarımız da elemanı bize tanıtırken bol bol koku tanımlarını kullanıyor kitapta.. sonuçta insanları görmeden kilometrelerce uzaktan kokularını alıp cinsiyetine kadar seçebilen bir psikopat söz konusu.. ha bu iyi mi olmuş derseniz? bence şukela !! psikopat diyorum çünkü elemanın bağlı olduğu bir ahlak anlayısı KESİNLİKLE yok.. kahramanımızı çocukluğunda yanında çalıştıran işverenleri "acıyı bal eyledik" felsefesini kendisine jiletli lolipop ve siyanürlü bonibonla sunduklarından ,kimyası da iyiden iyiye değişiyor zor çalışma şartlarıyla..karşısına çıkan aç gözlü ve kötü niyetli şahıslarla da cumhuriyet altını gibi parıldayan bir kötülük güneşine dönüşüyor.. olaylar olayları kovalıyor ta ki kendisiyle ilgili "gerçeğin" farkına varana kadar.. zaten ondan sonrasında da bizimki kirişi kırıyor .. KARISIYLA BERABER OY ATMAYA GİTTİKLERİ SANDIKTAN KENDİSİNE SADECE BİR, SAYIYLA "1" OY ÇIKTIĞINI ÖĞRENEN BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİ KUDBETTİN BEY'İN YAŞADIĞI YIKIMI YAŞIYOR...aynen benim de biramı açıp daha öncesinde görüp gözüme kestirdiğim pringles kutusunun içinden spagetti çıktığını gördüğüm , beynimden vurulmuşa döndüğüm , süzme bal olup yerlere süzüldüğüm anki gibi..sonrasını anlatmıyorum söz verdim =) ama kitabın sonu da muhteşem .. onu da size "KuP-KuP Boy " mahyasıyla yazdığım güzel bir 4lükle sunuyorum .. Şair burda "çaresizlik" perdesini dahi aralayamıyor...taaa gerilerden uçurumlardan sesleniyor bizlere ..

Paris' ten çıkmadan bitiverdi ömrüm
Kezzaplı limonatayla doluverdi gönlüm
Bacardisi olmayan mojitoya döndüm
OLSAN İÇMEZ MİYDİN benim yerimde =(

- KuP-KuP BoY -


Bir başka "işsiz" yorumda daha görüşmek üzere...

Nedir lan bu spagetti tiribi diyenlere not :

https://i.kinja-img.com/...18ix63m56a7ztjpg.jpg

Fast-food ambalajlarını HUBUBATLA dolduranlara not : yapmayın etmeyin!! =(


Bunlar hep o şer odağı Derya Baykal'ın başının altından çıkıyor..