1000Kitap Logosu
Resim
Patrick Süskind

Patrick Süskind

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.1
6bin Kişi
19,6bin
Okunma
605
Beğeni
15,4bin
Gösterim
Unvan
Alman, Roman, Senaryo ve Radyo Oyunu Yazarı
Doğum
Germany, 26 Mart 1949
Yaşamı
Patrick Süskind (d. 26 Mart 1949 - ), Alman, roman, senaryo ve radyo oyunu yazarı. Hayatı Almanya'nın Bavyera eyaleti sınırları içinde kalan Münih'in 30 km güneyindeki Starnberger Gölü kıyısında, Ambach'ta dünyaya geldi. Babası Wilhelm Emanuel Süskind de bir yazardı. Patrick Süskind, lise olgunluk sınavının ardından sivil olarak askerlik hizmetini yerine getirdikten sonra 1968-1974 yılları arasında, yine babası gibi, üniversitede tarih eğitimi aldı. Münih Üniversitesi'nde ortaçağ ve modern çağ tarihi öğrenimi gördü. Tarih eğitimini Magister bitirme sınavı ile tamamladı. Üniversite yıllarında düzyazılar ve senaryolar yazmaya başladı, ancak bunlar bügüne kadar hiç yayınlanmadı. Üniversite eğitiminin ardından gittiği Fransa Aix-en Provence'de Fransızcaya ve Fransız kültürüne ilişkin bilgisini arttırdı. Patrick Süskind, babası gibi, serbest yazar olarak çalişmakta, yazı işleri ve düzeltmenlik yapmakta, roman, kısa hikâyeler ve televizyon senaryoları yazmaktadır. Eserleri Süskind'in kitapları yirmiden fazla dile çevrilmiştir, ve birçok kez sinema ve televizyona uyarlanmıştır. Yine kendisinin elinden çıkan kısa ve alaycı bir biyografisinin dişında hakkında pek az bilgi vardır. İnsan içine çıkmaktan hoşlanmayan Patrick Süskind, Münih, Paris ve güney Fransa'da Montolieu'da yaşamaktadır. Süskind, kendisine verilen edebiyat ödüllerini dahi almamakta ve reddetmektedir. Patrick Süskind, 1981 tarihli bir monolog olan "Der Kontrabass" (Kontrabas) adlı oyununun Münih Cuvilliee tiyatrosunda sahneye konulması ile meslek hayatının ilk büyük çıkışını yaşadı. "Der Kontrabass" 1985 yılında Tevfik Turan tarafından dilimize çevrildi ve Can Yayınları tarafından yayınlandı. 1985 tarihli "Das Parfum" adlı ilk romanı ile Süskind dünya çapında şöhrete kavuştu ve Almanca konuşulan ülkeler İsviçre, Avusturya ve Almanya'nın en önemli çağdaş yazarlarından biri oldu. "Das Parfum" 1987 yılında "Koku" adıyla Tevfik Turan tarafından dilimize çevrilerek Can Yayınları tarafından yayınlandı. "Das Parfum" bir "çok satan" olduğu gibi aynı zamanda yazarı henüz hayatta olmasına rağmen klasikleşerek "uzun satanlar" arasındaki yerini de aldı. 100 bin adet olarak basılan "Das Parfum"'ün ilk Almanca baskısı birkaç hafta içerisinde tükendi ve roman tam dokuz yıl boyunca Almanya'nın önemli dergilerinden biri olan Der Spiegel'in çok satanlar listesinde yer aldı. Bugüne kadar 33 ayrı dile çevrilen "Das Parfum" tüm dünyada tam sekiz milyon adet satılmıştır. Yine Alman yönetmen Tom Tykwer tarafından sinemaya uyarlanarak 14 Eylül 2006 tarihinde Almanya'da gösterime girmiştir.
264 syf.
·
4 günde
Kokuların eşsiz gücü!
Bir arkadaşımla konuşurken ona kokulardan bahsediyordum. İnsanlarla ilk karşılaşmamızda  “kanım ısınmadı”, “çok cana yakın buldum”, “çok hanımefendi” ya da “çok beyefendi biri” gibi ifadeler kullanmamızın altında yalnızca o kişinin beden dilinden gelen mesajların ya da konuşmalarının değil aynı zamanda yaydığı kokunun da etkisinin olduğunu anlatıyordum. Görüşümü desteklemek için de köpeklerden örnek veriyordum. Canlılar arasında koklama duyusu en gelişmiş varlığın köpekler olduğunu, eğer bir köpek gördüğümüzde korkarsak ona göre koku yaydığımızı ve köpeğin bize saldırdığını; korkmaz da cesaretli davranırsak da yaydığımız koku nedeniyle köpeğin bize saldırmadığını söylüyordum.     • • • Arkadaşım da bana “Patrick Süskind’in ‘Koku’ diye bir kitabı var hiç duymuş muydun?” diye sordu. Ben de ona “duymadığımı” söyledim. O zaman “Önce kitabı okumanı, ardından da filmi var, filmini seyretmeni tavsiye ederim” dedi. Doğrusu Süskind’in kitabını okuyana kadar kokularla ilgili genel bir bilgim vardı. Kitabı okuyunca bu bilginin ne kadar da yüzeysel olduğunu gördüm. Zira Süskind, kitabında kokuyu ve kokunun insanlar üzerindeki etkisini kahramanı Jean Baptiste Grenouille’nin hikâyesi üzerinden bütün detaylarıyla anlatıyor bizlere. Grenouille, annesiz ve babasız olarak tüm insani duygulardan yoksun olarak büyüyor. O, aşk, sevgi, merhamet, acımak, başkalarını düşünmek gibi hiçbir duyguya sahip değil. Kendisinin bir insan gibi kokmadığını anladığında adeta dünyası yıkılıyor. Ancak sahip olduğu muhteşem koku alma duyusu sayesinde koku üreterek insanlara kendisini kabul ettirmeyi başarıyor.       • • • Süskind, kitabın arka planında kokunun yalnızca insanlar üzerindeki etkisini değil, aynı zamanda toplum tarafından dışlanan bir insanın kendini var edebilme ve topluma kabul ettirebilme adına neleri göze alabileceğini de anlatıyor. Öyle ki kitabı okuyup bitirdiğinizde doğduğu anda terk edilmiş, hiçbir sevgi ve şefkat görmemiş, reddedilmiş, umursanmamış, insan yerine konmamış bir çocuğun psikolojisini çok daha iyi anlıyorsunuz. Böyle çocukların toplum normlarının dışına çıkarak yine topluma nasıl zarar verebileceğini daha iyi kavrıyorsunuz. Yaşanan birçok sorunun temelinin dönüp dolaşıp aile ve topluma dayandığına bir kez daha şahit oluyorsunuz.    • • • Hepimizin bildiği gibi beş duyu organımız olmasına rağmen daha çok görme ve işitme duyularımızın işlevi aklımıza gelir. Koklama duyumuzun çoğu zaman farkına bile varmayız. Hele hele kokuların insanlar üzerindeki etkisi çoğu zaman aklımıza bile gelmez. Kitap, bu yönüyle koklama duyumuzun en az diğer duyularımız kadar hayati bir öneme sahip olduğunu hatırlatıyor ve müthiş bir farkındalık kazandırıyor. Kitabı okurken anlatılanlardan öyle etkileniyorsunuz ki hafızanızdaki koku arşivinizin dehlizlerinde dolaşmaya başlıyorsunuz. Sıcak ekmeğin kokusu, toprağın kokusu, bahar ayında çiçeklerin kokusu, ormanda ağaçların kokusu, denizin kokusu, annenizin kokusu, sevgi ve şefkatin kokusu, dostluk ve arkadaşlığın kokusu burnunuzda tütmeye başlıyor.       • • • Aynı zamanda beyaz perdeye aktarılan, 18. yüzyıl Fransa’sının ekonomik, sosyal ve kültürel hayatına da ışık tutan ve sürükleyici bir olay örgüsüne sahip bu eseri tüm okurlara mutlaka okumalarını tavsiye ederim. Yalnız filmini kitabı okuduktan sonra seyretmenin daha yararlı olacağını belirtmeliyim. “Kokuların öyle bir inandırıcılığı vardır ki, sözden, gözle görmekten, duygudan, iradeden daha güçlüdür” ifadesinin ne anlama geldiğini merak eden okurlara…   Keyifli okumalar dilerim! 
Koku
8.3/10 · 16,1bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
64 syf.
·
1 günde
·
7/10 puan
Aşk, (Cinsellik) ve Ölüm Üzerine
7-8 puan arasında baya kaldım sonra 7 verdim, başta okurken aklıma direk 9 vermek geldi fakat okudukça düştü bu. Kısa bir deneme kitabı olarak gayet iyi, başarılı buldum. İlk olarak aşk konusu ele alınıyor; bu konu ele alınırken düşünürlerin görüşlerine de yer verilir ve çeşitli örneklerle daha anlaşılır hale getirir yazar, elbette bunu yanında kendi görüşlerini de aktarır. Aşk konusu işlerken aşk ve cinsellik üzerine örnekler sizi düşündürecektir. Aklıma şu sorular geldi: "Aşk cinsellik mi?", "Cinsellik için mi aşk var?", "Cinsellik ve Aşk arasında ki bağ nasıl/nedir?" gibi gibi.. E tabi bunlara değinir. Aşktan sonra ölüm konusu işlenir. İlginç ve başarılı bir şekilde ikisi arasında ki bağı çok iyi ele alıyor yazar, örneğin aşk'ın güzel bir haz olduğunu ve her zaman işlendiğini, ancak ölümün ise ürkünç ve günümüzde oldukça az yer verildiği hatta sessizleştirildiğini söyler. Aşk uğruna intiharları bu yüzden irdeler. Kitabın sevmediğim kısmı ise son bölümde artık İsa ila bağdaştırması ve buna yönelik örnek vermesi oldu. Sanırım bu da yazarın inancına bağlı olmasından kaynaklanıyor. Ben tavsiye ediyorum çünkü kısa olması ayrıca düşündürmesiyle okunabilir bence. Bir iki saat vermekten zarar gelmez. Keyifli okumalar :)
Okuyacaklarıma Ekle
264 syf.
Katil Ananın Katil Evladı
-Spoiler İçermez- Koku denince her ne kadar akla, parfüm kokusu, yemek kokusu, çiçek kokusu, kitap kokusu, toprak kokusu gibi insan burnunun kolaylıkla algılayabileceği ve günlük hayatta sıkça karşılaşabileceği kokular gelse de aslında canlı ve cansız her varlığın kendine has bir kokusu vardır. Elinizdeki telefonun, odanızdaki perdenin, boynunuzdaki kolyenin ya da gittiğiniz evlerin. Koku, her varlığı biricik yapan, onu diğerlerinden farklılaştıran etmenlerden biridir. Parmak izi gibidir. Kişiseldir... Jean Baptiste Grenouille, 17. yüzyılın pis kokularıyla nam salan şehri Paris'te dünyaya gelmiş, annesi tarafından ölüme terkedilmesine rağmen inatla yaşamış ve hatta annesinin ölümüne sebep olmuş bir piçtir. (Evet, kitapta bu tabir tercih ediliyor) Daha küçüklüğünden beri bir gariplik olduğu anlaşılan bu çocuğun diğer insanlardan farklı bir yetisi vardır ki bu da inanılmaz bir burna ve burnu sayesinde aldığı tüm kokuları kaydedebildiği bir hafızaya sahip olmasıdır. Baptiste'e göre varlıklar, ancak kokularıyla anlam kazanırlar ve var olurlar. Yani onun için kokusu olan varlık vardır, kokusu olmayan varlık yoktur. Ve bilin bakalım, bütün kokuları alabilen bu garip çocuğun kokusu var mıdır yok mudur?... Evet, doğru cevap yoktur. İlk aydınlanmayı, bütün kokuları alabildiğini anladığını gün yaşayan koku ustası Baptiste ikinci aydınlanmayı da kokusunun olmadığını anladığı gün yaşar. Yıllarca yok sayılmasının, varlık ve anlam kazanamamasının, insanlar içinde yerini alamamasının sebebini anlar böylece. Kokusuzdur Baptiste. Daha kendi bile kabul etmemiştir varlığını. Diğer insanlar nasıl etsin ki?.. Koku yeteneği, kokulara olan ilgisiyle birleşince, kendini ait olduğunu hissettiği yere, bir parfüm dükkanına götürür ve parfüm ustasına emanet eder. Bir parfüm ustası kokulardan, kendisi kadar çok olmasa da diğer insanlardan çok anlar çünkü. Yıllarca birlikte çalışırlar ve ustası ona koku yaratmaya ilişkin teknikleri öğretirken o da ustasına doğuştan gelme yeteneğiyle birbirinden farklı ve güzel kokular yaratır. Fakat bir gün yolları ayrılır... Kokuları duyumsamak kadar ayrıştırmak ve koku bileşimleriyle yeni kokular yaratmak konusunda da usta olmuştur artık Baptiste. Üstelik istediği kokulara sahip olma yolunda da hiçbir engeli kabul etmez. Bu uğurda hayvanları ve insanları öldürmek önemsenemez eylemlerdir onun için. Çünkü o, hiçbir inanca tabi değildir. Onun hiçbir ahlaki kavramla ilgisi yoktur. Etik değerler anlamsızdır onun için. Neden olsun ki? Babasının kim olduğundan bile haberi yoktur. Annesi, onu doğurup ölüme terk etmiştir. Emziren kadın, onu sevememiş, onunla bağ kuramamış bulduğu ilk fırsatta başından atmıştır. Onu büyüten kadın daha 10-12 yaşlarındayken evden yollamak için ağır mı ağır bir işe vermiş, ölüp ölmemesini önemsememiştir. İşvereni, yaşına bile bakmadan 7/24 ağır ve tehlikeli işlere koşturmuştur. Yıllarca onun için kokular yarattığı, ona ün ve para kazandırdığı ustası bile sevmemiştir onu. Bir kez olsun dokunmamıştır ona. Sevilmediği ve yok sayıldığı bir dünyada insanlardan ve koydukları kurallardan ona ne ki?.. Amaçladığı kokuyu elde etmek için cinayetler işler peş peşe, insanların, özellikle bakire kızların kokularını alır ve en son ortaya öyle bir koku çıkarır ki... Koku ne işe yarar, onu niçin kullanır, işlediği cinayetlerden ötürü yakalanır ve yargılanır mı, akıbeti ne olur Baptiste'in, okuyunca öğrenirsiniz artık. Filminin de en az kitabı kadar başarılı olduğunu duyduğum için izlemeyi düşünüyorum. Şimdilik sadece kitabı tavsiye ediyorum size. Mutlaka okuyun. Keyifli okumalar.
Koku
8.3/10 · 16,1bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.