Patrick Süskind

Patrick Süskind

8.3/10
1.037 Kişi
·
3.106
Okunma
·
154
Beğeni
·
5.160
Gösterim
Adı:
Patrick Süskind
Unvan:
Alman, Roman, Senaryo ve Radyo Oyunu Yazarı
Doğum:
Germany, 26 Mart 1949
Patrick Süskind (d. 26 Mart 1949 - ), Alman, roman, senaryo ve radyo oyunu yazarı.

Hayatı
Almanya'nın Bavyera eyaleti sınırları içinde kalan Münih'in 30 km güneyindeki Starnberger Gölü kıyısında, Ambach'ta dünyaya geldi. Babası Wilhelm Emanuel Süskind de bir yazardı.

Patrick Süskind, lise olgunluk sınavının ardından sivil olarak askerlik hizmetini yerine getirdikten sonra 1968-1974 yılları arasında, yine babası gibi, üniversitede tarih eğitimi aldı. Münih Üniversitesi'nde ortaçağ ve modern çağ tarihi öğrenimi gördü. Tarih eğitimini Magister bitirme sınavı ile tamamladı. Üniversite yıllarında düzyazılar ve senaryolar yazmaya başladı, ancak bunlar bügüne kadar hiç yayınlanmadı.

Üniversite eğitiminin ardından gittiği Fransa Aix-en Provence'de Fransızcaya ve Fransız kültürüne ilişkin bilgisini arttırdı.

Patrick Süskind, babası gibi, serbest yazar olarak çalişmakta, yazı işleri ve düzeltmenlik yapmakta, roman, kısa hikâyeler ve televizyon senaryoları yazmaktadır.

Eserleri
Süskind'in kitapları yirmiden fazla dile çevrilmiştir, ve birçok kez sinema ve televizyona uyarlanmıştır. Yine kendisinin elinden çıkan kısa ve alaycı bir biyografisinin dişında hakkında pek az bilgi vardır. İnsan içine çıkmaktan hoşlanmayan Patrick Süskind, Münih, Paris ve güney Fransa'da Montolieu'da yaşamaktadır. Süskind, kendisine verilen edebiyat ödüllerini dahi almamakta ve reddetmektedir.

Patrick Süskind, 1981 tarihli bir monolog olan "Der Kontrabass" (Kontrabas) adlı oyununun Münih Cuvilliee tiyatrosunda sahneye konulması ile meslek hayatının ilk büyük çıkışını yaşadı. "Der Kontrabass" 1985 yılında Tevfik Turan tarafından dilimize çevrildi ve Can Yayınları tarafından yayınlandı.
1985 tarihli "Das Parfum" adlı ilk romanı ile Süskind dünya çapında şöhrete kavuştu ve Almanca konuşulan ülkeler İsviçre, Avusturya ve Almanya'nın en önemli çağdaş yazarlarından biri oldu. "Das Parfum" 1987 yılında "Koku" adıyla Tevfik Turan tarafından dilimize çevrilerek Can Yayınları tarafından yayınlandı. "Das Parfum" bir "çok satan" olduğu gibi aynı zamanda yazarı henüz hayatta olmasına rağmen klasikleşerek "uzun satanlar" arasındaki yerini de aldı. 100 bin adet olarak basılan "Das Parfum"'ün ilk Almanca baskısı birkaç hafta içerisinde tükendi ve roman tam dokuz yıl boyunca Almanya'nın önemli dergilerinden biri olan Der Spiegel'in çok satanlar listesinde yer aldı. Bugüne kadar 33 ayrı dile çevrilen "Das Parfum" tüm dünyada tam sekiz milyon adet satılmıştır. Yine Alman yönetmen Tom Tykwer tarafından sinemaya uyarlanarak 14 Eylül 2006 tarihinde Almanya'da gösterime girmiştir.
İnsanın felâketi, sessizce odasında, ait olduğu yer olan odasında oturmak istememesinden gelir, der Pascal.
Patrick Süskind
Sayfa 59 - Can Yayınları(1987 basım)
"Ah, ne kötüydü dürüst bir adamın böyle dolambaçlı işler yapmak zorunda kalması! Ne kötüydü insanın, sahip olduğu en değerli şeyi, onurunu böyle iki paralık şey için lekelemesi!"
" Oysa insanın aklını kullanabilmesi için en başta iç güvenine, huzura ihtiyacı vardı. "
Denizin kokusu öyle hoşuna gitti ki, onu günün birinde saf ve katışıksız olarak ve içinde boğulabileceği kadar çok ele geçirmeyi diledi.
... Soru nasıldı? Hah, tamam, şöyleydi: Beni etkileyen, içime işleyen, bende iz bırakan, sarsan, hatta yolumu şaşırtan ya da beni yoldan çıkaran kitap hangisidir?
"Biliyor musunuz, yalnızlık çektiğim çok sık oluyor, işte olmadığım zaman çoğunlukla yalnız başıma evimde oturuyorum, bir iki plak dinliyorum, bazen egzersiz yapıyorum. Zevk vermiyor hiçbiri, hep aynı şey..."
“Düşünmek,” der benim bir arkadaşım -kendisi yirmi iki yıldır felsefe okuyor, şimdi doktora yapmakta-, “düşünmek, herkesin acemice uygulamasına gelmeyecek kadar güç bir şeydir.”
... bilindiği üzere ozanlar bildikleri konu üzerine değil, bilmedikleri konu üzerine yazarlar ve bunun nedenini bilmemekle birlikte, bilmek için yanıp tutuşurlar.
"PRINGLES KUTUSUNA SPAGETTİ DOLDURAN BİR ANNE VE OĞLUNA YAŞATTIKLARININ BU KİTAP ÜZERİNE İZDÜŞÜMLERİ"

( Bu ne biçim başlık deme okumaya devam..kitabı kapağıyla incelemeyi başlığıyla yargılama =) )

Öncesinde kitaptan uyarlama olduğunu bilmeksizin izlemiştim filmini.. sonra sonra arkadaşımın dükkanında 2 kez üst-üste denk gelince alayım dedim .. hepimiz biliyoruz ki film ne kadar güzel olsa da ( ki gerçekten söz konusu filmin aurası yeter!) kitabın maximum %60 'ını veriyor bizlere .. kitabı okumadan önce hafif bir ar- ge yapınca sağda solda okuduğum kritiklerde kitabın içinde çok fazla "koku" kelimesi ve tanımı geçtiğini duyunca hafif işkillenmedim de değil açıkcası..ama sonuç benim açımdan bu kez ÇAVDAR TARLASINDA ÇOCUKLAR gibi olmadı.."hacı muratın" yüzü güldü =) ( "bu ne lan şimdi ?" diyenler ilgili kritiğime bakınız)



Spoiler yok annem... sen rahat oku !! =)

Öncelikle kitabın geçtiği dönemler hakkında kısa bir durum değerlendirmesiyle bu seferki girizgahımızı yapalım.. kıta avrupasının o dönemki (1700lerin ikinci yarısı civarı) Fransa'sında feodal yapıların bardaktan KAN portakallı yedigünü pipetle çeker gibi milletin kanını hüpürdettiği dönemler ..açlık , sefalet ve fakirlik Fransa genelinde turnedeler.. gene düşük yüzdeli zenginler - yüksek miktarda mal mülk sahipliği ve yüksek yüzdeyle sefaletten yokolan, başarısız olunca ciğeri akordeon körüğüne dönmesine rağmen blok flütü ısrarla BURNU ile çalmaya kalkıp telef olan, ciğeri sönmüş bir halkta karşı cenapta. bu sefaletin ve zor yaşam şartlarının arasında kahramanımız dünyaya geliyor ve "bir şekilde" de inanılmaz bir yeteneğe sahip oluyor doğar doğmaz: KOKU ALMAK! aklınıza gelebilecek her nesnenin kokusunu alabilen , hatta havadaki kokuları ayırt edip tanımlamasını yapacak kadar da bu yeteneğe vakıf oluyor ilerde .. durum böyle olunca , nasıl ki Japonya'yı "honda mazda suzuki - kızları öyle kuzu ki!" kıvamında bir sığlıkla anlatamıyorsak ( e bunun OSAKASI VAR MİYAGİSİ VAR! ), yazarımız da elemanı bize tanıtırken bol bol koku tanımlarını kullanıyor kitapta.. sonuçta insanları görmeden kilometrelerce uzaktan kokularını alıp cinsiyetine kadar seçebilen bir psikopat söz konusu.. ha bu iyi mi olmuş derseniz? bence şukela !! psikopat diyorum çünkü elemanın bağlı olduğu bir ahlak anlayısı KESİNLİKLE yok.. kahramanımızı çocukluğunda yanında çalıştıran işverenleri "acıyı bal eyledik" felsefesini kendisine jiletli lolipop ve siyanürlü bonibonla sunduklarından ,kimyası da iyiden iyiye değişiyor zor çalışma şartlarıyla..karşısına çıkan aç gözlü ve kötü niyetli şahıslarla da cumhuriyet altını gibi parıldayan bir kötülük güneşine dönüşüyor.. olaylar olayları kovalıyor ta ki kendisiyle ilgili "gerçeğin" farkına varana kadar.. zaten ondan sonrasında da bizimki kirişi kırıyor .. KARISIYLA BERABER OY ATMAYA GİTTİKLERİ SANDIKTAN KENDİSİNE SADECE BİR, SAYIYLA "1" OY ÇIKTIĞINI ÖĞRENEN BAĞIMSIZ MİLLETVEKİLİ KUDBETTİN BEY'İN YAŞADIĞI YIKIMI YAŞIYOR...aynen benim de biramı açıp daha öncesinde görüp gözüme kestirdiğim pringles kutusunun içinden spagetti çıktığını gördüğüm , beynimden vurulmuşa döndüğüm , süzme bal olup yerlere süzüldüğüm anki gibi..sonrasını anlatmıyorum söz verdim =) ama kitabın sonu da muhteşem .. onu da size "KuP-KuP Boy " mahyasıyla yazdığım güzel bir 4lükle sunuyorum .. Şair burda "çaresizlik" perdesini dahi aralayamıyor...taaa gerilerden uçurumlardan sesleniyor bizlere ..

Paris' ten çıkmadan bitiverdi ömrüm
Kezzaplı limonatayla doluverdi gönlüm
Bacardisi olmayan mojitoya döndüm
OLSAN İÇMEZ MİYDİN benim yerimde =(

- KuP-KuP BoY -


Bir başka "işsiz" yorumda daha görüşmek üzere...

Nedir lan bu spagetti tiribi diyenlere not :

https://i.kinja-img.com/...18ix63m56a7ztjpg.jpg

Fast-food ambalajlarını HUBUBATLA dolduranlara not : yapmayın etmeyin!! =(


Bunlar hep o şer odağı Derya Baykal'ın başının altından çıkıyor..
Size kokunun beyinde Parietal lobun Area Gustatoriasında işlendiğinden yada Broddman'ın 43.alanında bulunduğundan bahsedersem hem anlamsız olur hem de buradan itibaren kimse okumaz.
O yüzden gelin de biraz, görmenin işitmenin ve de hissetmenin yanında yabana atılmış gibi duran ama aslında hakkıya hakkının verilmesi gereken bir duyudan - kokunun ta kendisinden- bir azıcık bahsedelim.

İlk aşkınızın kokusunu,taze biçilmiş çim kokusunu, kütüphane raflarında senelerce pişmiş sarı yapraklı kitap kokusunu, anneninizin siz daha fırının kapağının cıs olduğunu yeni anladığınız yaşlarda yaptığı kurabiyelerin o ağız sulandıran kokusunu, inekten yeni sağılmış daha az önce yukarıki komşudan cam kavanozda getirdiğiniz ve tencerede pişerken naifçe tüten dumanıyla kokular yayan sütün kokusunu yada altında saklambaç oynadığınız gece yanından geçmeye korktuğunuz heybetli incir ağacının kokusunu hala hatırlıyorsunuz değil mi? En azından ben hatırlıyorum. Çünkü duygularımızla, çocukluğumuzla ve bizi biz yapan şeylerle özdeşleştirdiğimiz yegane şey kokudur. Yıllar geçse de yüzleri, sesleri şekilleri unutsanız da bunları unutamamanızın sebebi de budur.

Huzurun, dinginliğin, rahatlığın kokusu da yabancılığın, kötülüğün kokusu da vardır içimizde. Ülkelerin, şehirlerin hatta ve hatta evlerin de birer kokusu vardır. Özellikle uzun vakit başka yerde kaldıktan sonra eve geldiğimizde 'kendi evimiz'e geldiğimizi hissettiren en gerçek bilgidir koku. Bu rayiha arasından tüm kokuları ayırt edebilen ana karakter üzerinden kokunun bizim için anlamına değinmesi açısından beynin en müthiş yeteneklerinden birine farklı bir bakış sağlıyor kitap.
İnsanın dünyayı zıtlarla algılaması prensibiyle ana karakterimiz de çok güzel bir koku duyuyor ve ne yapması gerektiğine ondan sonra karar veriyor. Peki zihninde yarattığı kokularla adeta cümle kurarak insanların gözünde Grenouille(Kurbağa) olmaktan kendini kurtarabilecek mi? Bunu öğrenmeyi size bırakıyorum.

Bazı kitaplar insanın dünyaya bakışını zenginleştirir, bu yolla da hayatını değiştirir derler, ben bu kitaptan sonra duyduğunuz kokulara bir daha aynı şekilde bakamayacağınıza eminim. İyi koklamalar, iyi de okumalar.
İŞSİZ İNCELEMELER SERİSİ PART. 28!!!

Gün içerisinde Trevanian - Katya'nın Yazı' nı bitirdikten sonra boş kalmayayım diyerek yanıma aldığım incecik, kıl kadar bir kitaptı bu.. Öğlene doğru Trevanian ' ı bitirince ara vermeden başladım okumaya. Açıkcası Suskind' in Koku şaheserinden sonra yazara bağlı olarak büyük lakin hacme bakarak küçük beklentiler içerisindeydim. Öykü tarzı pek benlik değil aslına bakacak olursanız saolsun Sait Faik ve Bir Takım İnsanlar bu konuda pek yardımcı oldu bana vurduğu darbeyle.Sadece Aziz Nesin ' i takip edenlerdendim bu kulvarda.Hepte öyle olacak sanıyordum taki bu kitaba kadar..

Kitap kahramanımızın özgeçmişini bizlere anlatarak başlıyor ..Anlatım , hele hele çeviri muhteşem( Koku' yu da bu amca çevirmiş idi - bkz: Tevfik Turan ) .. Suskind ' in masalımsı cümle yapıları daha kitaba başlarken gülümsetmeyi başarıyor sizi.Koku 'daki o gerçek üstü tadları yer yer almak mümkün , yalnız çeşitli sebeplerle yalnızlastırılan bir adamdan ötürü arada sırada ağzınıza soba kurumu ve katranda gelmiyor değil. ..Kahramanımıza gelecek olursak.. 2. Dünya savaşı sırasında ailesi parcalanıp toplama kamplarına gönderilen , kardeşinin izini , göçe bağlı olarak askere gidip geldikten sonra kaybeden esasoğlanımız , amcasının telkinleriyle şanssız bir evlilik yapıp , yenge de başkasından hamile kalarak firarı verince ,şahıslarla arasına duvar örüp izole bir yaşam sürmeye başlıyor. Bu izolasyon o denli hastalıklı bir hal alıyor ki tek göz bir odada 25 30 sene hiç kimseyle temasa geçmeden monoton bir hayat yaşıyor. Bir nevi kaldığı odada yaşayan canlı formundan eşya formatına evriliyor .. Yıllar yılları kovaladıktan sonra bir sabah kapısının önünde gördüğü bir güvercinle bu hastalıklı kış uykusundan uyanıyor.. Romantizm ve arkadaşlık öyküsü bekleyen pembe dizi sever tayfa sanmasın ki burda bir arkadaşlık doğuyor (sevgiye geçit YOK!! hehehehehehe =) ) Kaldığı apartmanda sabahları ortak wc yi kullanırken dahi insanları görmeye dayanamayan Parisli fakat Jumasız Robinson Crusoe 'muz bu güvercini görür görmez ete kemiğe bürünmüş bir nefrete gark olarak, senelerdir bağlandığı ve satın almaya ramak kalmış, onun için paha biçilmez bir öneme ve değere sahip tek göz odasını terk edip otele yerleşmeye karar veriyor.. Suskind ' e bu noktada gercekten alkış tutmak yerinde olur çünkü bu durum bunalımını öyle güzel anlatmış ki bu trajediyi size dozunda anektodlarla güldüre güldüre yedirmeyi başarmış..Sonrasında olanlar ise bahsettiğim kış uykusundan uyanan elemanımızın 24 saatini kapsıyor ..Tüm bu anlattığım kısımlar kitabın ilk 10 - 15 sayfası ..Yani rahat olabilirsiniz spoiler curse ü yemediniz ;)
Sonrasında olanlara gelecek olursak , aslında farketmeksizin kendine karşı ördüğü duvarı yıkan Jonathan Noel ' in bir gün boyunca geçmişinden yola çıkarak geldiği noktayı ve durumu sorgulaması olarak nitelendirilebilir.. Bu bağlamda pskikolojik bir çözümleme diyecek olursak sanırım yanılmış sayılmayız.. Velhasıl kelam bitirirken diyeceğim şudur ki hacminin aksine , düşünmek isteyenler için Suskind satır aralarına pekçok güzel soru ve olgu sıralamış ..

Bu kısma bol ehemmiyet arz eyleyesiniz ...

Kendiyle barışık olmayan bünyeler ve misantroplar için ELZEM not : YAĞMURDAN KAÇAYIM DİYİP BİR SEVİNÇLE BİNDİĞİNİZ HALK OTOBÜSÜNDE ,VİCDANSIZIN TEKİNİN ÖĞLEN YEDİĞİ KURU FASULYEYİ OKSİTLEYEREK GÜVENLE İÇİNİZE CEKTİĞİNİZ ATMOSFERE KIŞALADIĞI GAZ FORMATINDAKİ O SİNSİ DÜŞMANI ,CEVİZLİ LOKUM VE SADE TÜRK KAHVESİYLE CİĞERİNİZİN BAŞ KÖŞESİNE BUYUR EDİP YEŞİL DEVE DÖNÜŞÜVERİRSİNİZ .. AMAN DİYİM !!

Offf ne iğrenç adamsın diyenler için extra not : barbie bebek evinde mi yaşıyorsun arkadaşım ? okula helikopter uçak ya da teleportation teknolojisi ile mi gidiyorsun? hepimiz maruz kaldık buna o yüzden İTİRAF ET !!! Buraya edemiyorsan da kendine itiraf et =)))

MOTTOMUZ : HALKIN İÇİNDEYİZ , HALKTAN BİR BİREYİZ !!!

Bir başka işsiz kritikte görüşünceye dek RAKINIZ SEK , SIRTINIZ PEK OLSUN KOKOMANJEROLAR!!!
SEVGİLİ 1K ŞEKERLERİ :))

Cool görünmeyle ilgili tüyolar gerek hepimize...
Çünkü insan doğası gereği beğenilmek,sevilmek ve kabul görmek istiyor. İlk adım...

Sabah uyanınca yapılacaklar listesi:

Elini yüzünü yıka, dişlerini fırçala, saçlarını köpükle, jölele, giyin, parfümünü sık -bilek içlerine, kulak arkalarına, havaya sıkıp altına geçerek tüm bedene-
Sonuç: Çok afili oldun. :))

Bu arada en çok tercih edilen koku listesi aşağıdaki gibidir:
1- Calvin Klein
2-Burberry Classic
3-Vakko
4-Lancome La Vie Est Belle
5- Joop
6-Tom Ford Black Orchid
7- Davidof Cool Water

Peki ne var bu şişelerde: amber, misk yağı, tefarik, sandal ağacı , bergamot, vetiver, alkol, opoponax.......

Hepimiz başka başka kokarız; kimimiz Hacı Şakir beyaz sabun kimi limon kolonyası kimi gülsuyu kimi bvlgari kimi ter...
Yanınızdan rüzgar gibi geçen biri içinizi bayacağı gibi cezbedip başınızı da döndürebilir, sizi sizden alabilir. Görmediğiniz birinin kokusunun gücüdür bu.

Kim ne derse desin Patrick diyor ki parfümün icadı Asurluların yazıyı bulması kadar Yunanlıların üzümü şaraba dönüştürmesi kadar dahiyane bir eylemdir...

Yazar kendi yarattığı kahramanı Jean Baptiste Grenouille ‘ye sırtını dönen ve açıkça düşmanlık besleyen ilk kişidir. Göz göre göre taraf tutar, onu lanetler neredeyse; bense romanın sonuna değin ondan umudunu hiç kesmeyen iyimser okuyucuyum. :)

17 . yüzyıl Fransa’sı; soylular ve onların sarayları hariç sefil bir ülke, açlık, yoksulluk, pislik .... ( Bu yüzyıl lanetli midir nedir?)

Ve Paris’te doğan esas oğlan...

Grenoulle’nin büyük bir sorunu var: kokmamak
Kokmadığı için yok sayılır hep.
O da “ hiç” olmadığını “her şey” olduğunu kanıtlamak üzere dünyanın en güzel kokan insanı olmak için dünyanın en güzel parfümünü icat etme işine adar varlığını... Bu uğurda yapması gereken ne varsa yapar, yapmaması gereken ne varsa onu da yapar.
Başarır mı?
Yeterince spoiler içerdi kanımca ,okuyacakları daha fazla kızdırmayayım.

Son söz: Benim parfümüm absolutely irresistible givenchy
Not edin bir kenara, ben kokumu hiç değiştirmem, o kadar iddialı yani :))
200 küsür sayfanın ortasına kadar "koku" kelimesini yaklaşık olarak 1000 kere hatta daha fazla okudum diye düşünüyorum. Koku kelimesi dahil birçok başka kelime ve örneklerin arka arkaya tekrarı insanı zorluyor ve üstüne bir de devrik cümleler ile dolu çevirisi eklenince okumak daha da bir zorlaşıyor. Mesela karakter odaya giriyor ve odadaki nesneleri koklayacak ya neredeyse iğne kutusunun içindeki iğneleri bile tek tek yazmadığı kalmış yazarın; kalem, kağıt, bardak, çatal, bıçak, kaşık, tabak, koltuk, çekmece, dolap, yorgan, yastık, terlik, ayakkabı, askılık, askı, kapı, kapı kolu, kapı menteşesi, kapı pervazı gibi her nesneyi her seferinde ama her seferinde tek tek sayması ve üstüne parfüm yaparken gül kokusu, lavanta kokusu, karanfil kokusu, papatya kokusu, gül yağı, keten yağı, o yağı, bu yağı, şu yağı, o kokusu, bu kokusu, şu kokusu, şu kokusunun yanındaki nesnenin kokusu gibi her şeyi ama her şeyi defalarca tekrar etmesi beni benden aldı ve o karakterin artık burnunu kırma isteği doldurdu içimi. Eminim şu yaptığım örnekleri okurken sizler de zorlanıyorsunuzdur; sonuçta kitaptaki her kokuyu gül kokusunu, lavanta kokusunu, karanfil kokusunu, papatya kokusunu, yağ kokusunu, doğa kokusunu, deniz kokusunu, insan kokusunu, balık kokusunu, tuz kokusunu, koku kokusunu vs. saydıkça saydım.
Yazar Patrick Süskind' in alışılmışın dışındaki konusu (spoiler vermeden) ve tarzıyla yıllar sonra bile unutulmayacaktır bundan şüphem yok. Yarına kalmanın en önemli yollarından biri de özgünlüktür. Özgün bir yazar Süskind.

Baş karakter Jean-Baptiste G. bana bi yandan Kafka' nın toplumsal yalıtılmışlığın simgesi böceğini anımsatmadı değil. Topluma olan öfkesinin Koku' sunu aldım açıkçası. Bizler bireyselliğimizin yanısıra bir nev-i toplumumuzun da ürünü değil miyizdir?
Birbirine muhtaç olan insanların oluşturduğu toplumdan soyutlama yoluna giden bir bireyin bu davranışının açıklaması nedir???

Can Yayınları gibi bir yayınevinden ve Tevfik Turan gibi bir üstadın beni çileden çıkaran çevirisi zaman zaman kitaptan kopmama neden olsa da "iyi ki" dediğim kitaplar arasında kalacaktır. Bana göre yazar kadar olmasa da "çeviri" nin önemi hayatidir.

Final beklemediğim türdendi. Aklım hala final kısmını yapamayanlarda (:

Bence kendisini toplumdan soyutlayan insanların toplum için önemi çok büyüktür. En sevdiğimiz yazarların acılarını okurken alkışlan insanları düşünüyorum. Çoğumuz kalabalıklar içinde yalnızlıklar yaşayan o insanları tanıyoruz. İçimizdeler. İnsanlarımızın "Popilst kültür" ün "o insanlardan uzaklaş" fısıltısının kurbanı oluşu...

Neyse...

Yeni kitaplara yelken açmak üzere...

~kitapla kalın~
Galiba iki yıl önceydi. Bir kitapçıya girmiştim. Kitap alacaktım ama hangisi olacağına bir türlü karar veremiyordum. Sonra bir kitab`a kaydı gözüm. Deste deste kitapların üzerinde kapağı ters çevrilmiş halde yatıyordu. " Çok incelenmiş herhalde, düzgün bir şekilde bırakılmamasına göre... " sonunda ilk defa kitapçıdan çabuk çıkacağımı düşünüp sevinmişdim de. Kitab`ı elime almamla gözlerimin yuvasından fırlaması, elimden fırlatırcasına atmam bir olmuştu. Kitab`ın kapağında ne vardı o bana kalsın :) Kitapçıdan düşündüğüm gibi çabuk ( arkama bakmadan kaçmıştım ) çıkmıştım çünkü birilerinin beni oyuna getirdiğini, şimdi bir yerlerden kıs kıs bakıp güldüğünü düşünmüşdüm. Ne hayal ama :)
Uzun lafın kısası " Koku " kitabı ile ilgili hiç de iyi anım olmamışdı. Aklıma o kitab`ı bir daha almayacağımı kazımıştım. Sonradan yayınevi kapak resmi büyük tepki topladığı için, tüm kitaplarını geri getirtip yeniden basmıştı ama olsun bir kere görmüştü ya insanlar.

Ve 1k`nın bana bozdurduğu bir yemin daha olmuş oldu.

Kitaba gelirsek, 1760`lı yıllarda doğan Grenouille, isimli koku ustasından bahsediyor. Grenouille, koku alma alanında üstün yeteneğe sahiptir. Öyle ki, kilometrelerce uzaklıktaki nesnelerin kokusunu duyabilir, yağmurun yağmasını, kaybolmuş paranın nerede saklandığını, insanlardan gelen bir anlık kokudan şimdi ne yapmış olduklarını, yalan ve ya doğruyu mu söylüyorlar ayırt edebilir.
Ama bir tuhaflığı da vardır Grenouille`nin. Her nesnenin kokusunu alan adamın kendi kokusu yoktur... Ve Grenouille bunu farkettiği an hem kendi hem öteki insanların hayatı değişecektir...

Doğal insan kokusu elde edip kendini normal insan sıfatına getirmek için, cinayetler işlemeğe başlar.
"Onun istediği, belirli insanların kokusuydu: o çok seyrek olan, aşk uyandıran insanların kokusu. Böyleleriydi onun kurbanları. "
Hedefi, genç, çok güzel, kokuları muhteşem olan kızlardır. Grenouille `nin cinayetten elde ettiği kokuları biriktirmekte yeteneği had safadadır desek yeridir herhalde. Yazar, öyle kesinkes anlatıyor ki, kokuları karıştırmağı, insandan koku almağı bir an affallıyorsunuz. Olabilir mi? diye.

Bundan başka, kitab`da karakterin iç savaşları, eksikleri, gözlemlemeleri, pisikoloji buhranları ustalıkla kaleme alınmış diye bilirim. Sonu benim için kitaba yakışır şekilde bitti.
Okumadan önce bayağı internette araştırmış, farklı farklı yorumlara bakmıştım. Çoğu yarım bırakmıştı. Başlarken anladım ben, bu kitab yarım bırakılacak türden kitab değil.
Unutmadan, filmi de var. Kitab kadar olmasa da sevdim ben.
Bu da fragmanı :
https://www.youtube.com/watch?v=E0_ylpGRxVs kitab ve film ile kısacık tanışmanız için :)

Keyifli okumalar.
Etkileyici, fantastik ve sıra dışı bir kurgu. Müthiş bir hayal gücü. Grenouille’ nin kendi ruhunun içindeki yolculuk.Ben sarsıldım okurken ve zaman zaman daraldım. Benim sevdiğim masallardan olmasa da kitabın konusu beni heyecanlandırdı.

Denizin kokusunu kelimelerle bu kadar güzel anlatmış ki Yazar, ben bayıldım. Sizlerle paylaşmak istedim.” Deniz, içinde suyu, tuzu ve soğuk bir güneşi zaptetmiş, şişkin bir yelken gibi kokuyordu. Yalın bir kokusu vardı bu denizin, ama aynı zamanda büyük ve kendine özgü bir koku … balığımsı, tuzumsu, suyumsu, yosumsu…”
Hayretler içinde bir sürü koku tarifleri okudum ve bir kısmını hissetmeye başardım.Çok çok başarılı bir anlatım.Kokular, evet ben çok önemsiyorum.Parfümler…tutkularımdan biri. Satın almayı ve kullanmayı seviyorum.
Kitap beni bambaşka, gerçek dışı diyarlara götürdü.Ve bu yolculuğum çarpıcı bir son ile nihayetlendi.
Kolay unutamıyacağım bir roman.Patrick Süskind hikayesinde İstanbul’ dan söz etmesi çok hoşuma gitti.” Allah bilir koku bakımından hiç de yoksul olmayan İstanbul’ da bile tutuldu”
Ben de çok sık kullanıyorum:” Benim ülkemin değişik, hiçbir şeye benzemeyen, mükemmel tatları ve kokuları var.”

Görüşümü bitirirken, ben yine de gerçekçi olan hikayeleri okumaktan daha çok hoşlanıyorum sanki. Kurgu dahi olsalar gerçekte yaşanabilecek olaylar beni daha çok cezp ediyor.
Şu aralar kitap okumaya öyle fazla vakit yaratamadığımdan ama zihnime arada dinlenme,farklı öykülerde seyahat imkanı vermem gerektiğinden ve Maslow Piramidi'ne göre sanatsal zevkleri tatmin de ihtiyaçtan sayıldığından bu uzun hikayeye de günümde yer açmaya karar verdim. Bir de henüz tanışmadığım bir yazar olan Süskind'e başlangıç için iyi bir kitap olacağını düşündüm. Koku'dan sonra okuyacağım her kitabın bana yavan gelebilme ihtimalini de göz önünde bulundurdum.
Şimdi başlıyorum. AŞAĞIDA KİTAPTAN ALINTILAR MEVCUT. BU KITABIN ASIL SPOİLERLIK KISMI ISE DEGERLENDIRMELERDE ANLATILAMAZ.
Kitabın arka kapağından, türlü türlü sitelerden ulasabileceginiz gibi, kitap son derece tekdüze, ivmesiz bir yaşamı konu alıyor. Esas oğlanımızın aksiyona hiç gelemeyen bir yapısı var. Bu resmi de hikayesine başlarken daha ilk sayfada bizi karşılayan şu alıntıyla görüyoruz.

"Yetkin bir olaysızlık içinde geçen rahat yirmi yıllık bir süreyi gerisinde bırakmıştı ve daha karşısına, günün birinde gelecek olan ölümden başka, temel nitelikte herhangi bir şey çıkabileceği aklının ucundan bile geçmezdi. Bundan da çok hoşnuttu. Çünkü olayları sevmezdi, hele insanın iç dengesini sarsan, dış yaşam düzeniniyse karmakarışık eden olaylardan bayağı nefret ederdi."

Hikaye sürüyor. Kalabalıklar içindeki yalnızlığından bahsediyor, insanlara karşı nasıl güvensizlik duyduğunu anlatıyor. Bunu da şöyle bir alıntıda görüyoruz.

"Jonathan Noel bütün bu olup bitenlerden, insanlara güvenilmeyeceği, huzur içinde yaşayabilmenin ancak onları kendinden uzak tutmakla olabileceği sonucunu çıkardı."
Yazar kitapta böyle ve benzeri şekillerde karakterini tüm içselliğiyle okuyucuya aktarıyor. Geniş geniş karakter betimlemelerine yer veriyor. Karakterin iç sesine fazla fazla söz hakkı veriyor.
Özellikle benim gibi; bir kitabı okumak için yazarın üslubunda, kitabın içeriğinden daha fazla sebep bulanlardansanız estetik hazlarınızı -kitabın kısalığı dışında- tatmin edeceğine garanti verebilirim bu yüzden. Sizi sevk edeceği düşüncelerden sorgulamaniza neden olacak olgulardan burada bahsetmiyorum, okuyup tadın bunu.
Ayrıca değinmek istediğim bir nokta da bahsi geçen Güvercin'i, hem yazar hem şair kişiliğine hayran olduğum Edgar Allan Poe'nun, Kuzgun'una benzetmemdir.
Edgar Allan Poe'nun şiirlerinde işlemeyi çok sevdiği "ölen sevgilinin acısı" teması, bu şiirde de kullanılır. Kuzgunun şiirin esas oğlanının odasının penceresinden içeri girmesini takiben karakterin görünürde kuzgunla olan iç konuşmalarıyla acısı katmerlenir. Bu hikayede de Güvercin yüzünden tüm o tekdüzelik alt üst olur, karakter psikoz sancıları çeker.

Benim okurken keyif aldığım, güzel vakit geçirdiğim bir kitap oldu. Henüz okumayanların okuyacaklarına katmasını tavsiye eder ve Süskind'e bir yerden başlamasını öneririm.

Incelememi Edgar Allan Poe'nun en güzel şiirinin, daha hislisi, güzeli yazılamayacak mükemmel şiirinin Christopher Lee sesinden linkini buraya iliştirerek bitiriyorum.

https://youtu.be/BefliMlEzZ8

Herkese keyifli okumalar dilerim.

Yazarın biyografisi

Adı:
Patrick Süskind
Unvan:
Alman, Roman, Senaryo ve Radyo Oyunu Yazarı
Doğum:
Germany, 26 Mart 1949
Patrick Süskind (d. 26 Mart 1949 - ), Alman, roman, senaryo ve radyo oyunu yazarı.

Hayatı
Almanya'nın Bavyera eyaleti sınırları içinde kalan Münih'in 30 km güneyindeki Starnberger Gölü kıyısında, Ambach'ta dünyaya geldi. Babası Wilhelm Emanuel Süskind de bir yazardı.

Patrick Süskind, lise olgunluk sınavının ardından sivil olarak askerlik hizmetini yerine getirdikten sonra 1968-1974 yılları arasında, yine babası gibi, üniversitede tarih eğitimi aldı. Münih Üniversitesi'nde ortaçağ ve modern çağ tarihi öğrenimi gördü. Tarih eğitimini Magister bitirme sınavı ile tamamladı. Üniversite yıllarında düzyazılar ve senaryolar yazmaya başladı, ancak bunlar bügüne kadar hiç yayınlanmadı.

Üniversite eğitiminin ardından gittiği Fransa Aix-en Provence'de Fransızcaya ve Fransız kültürüne ilişkin bilgisini arttırdı.

Patrick Süskind, babası gibi, serbest yazar olarak çalişmakta, yazı işleri ve düzeltmenlik yapmakta, roman, kısa hikâyeler ve televizyon senaryoları yazmaktadır.

Eserleri
Süskind'in kitapları yirmiden fazla dile çevrilmiştir, ve birçok kez sinema ve televizyona uyarlanmıştır. Yine kendisinin elinden çıkan kısa ve alaycı bir biyografisinin dişında hakkında pek az bilgi vardır. İnsan içine çıkmaktan hoşlanmayan Patrick Süskind, Münih, Paris ve güney Fransa'da Montolieu'da yaşamaktadır. Süskind, kendisine verilen edebiyat ödüllerini dahi almamakta ve reddetmektedir.

Patrick Süskind, 1981 tarihli bir monolog olan "Der Kontrabass" (Kontrabas) adlı oyununun Münih Cuvilliee tiyatrosunda sahneye konulması ile meslek hayatının ilk büyük çıkışını yaşadı. "Der Kontrabass" 1985 yılında Tevfik Turan tarafından dilimize çevrildi ve Can Yayınları tarafından yayınlandı.
1985 tarihli "Das Parfum" adlı ilk romanı ile Süskind dünya çapında şöhrete kavuştu ve Almanca konuşulan ülkeler İsviçre, Avusturya ve Almanya'nın en önemli çağdaş yazarlarından biri oldu. "Das Parfum" 1987 yılında "Koku" adıyla Tevfik Turan tarafından dilimize çevrilerek Can Yayınları tarafından yayınlandı. "Das Parfum" bir "çok satan" olduğu gibi aynı zamanda yazarı henüz hayatta olmasına rağmen klasikleşerek "uzun satanlar" arasındaki yerini de aldı. 100 bin adet olarak basılan "Das Parfum"'ün ilk Almanca baskısı birkaç hafta içerisinde tükendi ve roman tam dokuz yıl boyunca Almanya'nın önemli dergilerinden biri olan Der Spiegel'in çok satanlar listesinde yer aldı. Bugüne kadar 33 ayrı dile çevrilen "Das Parfum" tüm dünyada tam sekiz milyon adet satılmıştır. Yine Alman yönetmen Tom Tykwer tarafından sinemaya uyarlanarak 14 Eylül 2006 tarihinde Almanya'da gösterime girmiştir.

Yazar istatistikleri

  • 154 okur beğendi.
  • 3.106 okur okudu.
  • 68 okur okuyor.
  • 1.628 okur okuyacak.
  • 59 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları