Osman Y. profil resmi
lisans
İstanbul
istanbul
Erkek
540 okur puanı
11 Eyl 2017 tarihinde katıldı.
  • Osman Y. tekrar paylaştı.
    Merhaba sevgili 1K sakinleri. Adana Okuma Grubu olarak 20 Ekim cumartesi günü güzel bir buluşma gerçekleştirdik.
    Etkinlik kitabımız ve çayın eşlik ettiği samimi sohbetlerle dolu masamızdan sizlere selam olsun.

    https://i.hizliresim.com/g67r2O.jpg

    Öyle bir kitap seçmişiz ki Çukurova'nın Bereketli Topraklarından başladık taa gavur illerine kadar vardırdık sohbeti. Sanattan , siyasete, işçilerden , devlet adamlarına gittik. Taşladık onları bir güzel sonra kitabımıza geri döndük. Kitapta anlatılan patoz işini bizzat yaşamış olan Muallim hocam bize o illet kaşıntının ne demek olduğunu anlattı. Çırçır da çalışmanın zorluklarını anlattı. Kitabı okurken yaşayan bir isim de Semra Aydın 'dı . Bir yakını bu makinelerden kolunu kaybetmiş hatta o derece bizdendi kitap.

    "Çukurovanın Bereketli Toprakları bu kadar kanı bu kadar günahı kabul etmedi , ondandır şu zamanki durumumuz." diyip kendi adaletimizi kendimiz sağladık.

    Aramıza yeni katılanlar da oldu , gelemeyenler kalbimizde yara, gelenler yanımıza yoldaş , bilerek gelmeyenler kaybedenler olarak tarihe yazıldı .

    https://i.hizliresim.com/4zEj17.jpg

    Sadece sohbet mi ettik? Hayırr!
    Kitapla ilgili bazı yargıları değiştiren , önceden hazırlanmış kağıtlar gruba sunuldu ve kağıtlarda yazan ibarelere göre yeni bir son yazılması istendi. Kağıtlarda yazan notlar şu şekilde:

    https://i.hizliresim.com/moQM34.jpg

    Çok değişik sonlar çıkarıldı , kimileri de kitaptan bağımsız düşünemediği için aynı sonuca vardı.
    Kitapta kadın üzerine kurulan baskı hiçbirimizin gözünden kaçmadı. Kendi hayatımızdaki cinsiyetçiliğe kitap üzerinden göz gezdirdik ve bir sonraki okuma kitabımızın Feminizm Herkes İçindir olmasına karar verdik. 17 Kasım Cumartesi günü gelmeyen şimdiden çook fena kaybetti. Onu da şuraya şöyle ilikleyelim.

    Son olarak biz Adanalıların sütle kafa bulduğu mekana After Particik denilebilecek noktamıza gidip , muzlu süt ve tostları yeyip içerek , dudak üstlerinde kalan beyaz bıyıkları silerek buluşmamızı sonlandırdık.

    https://i.hizliresim.com/j69gBL.jpg

    Ne duruyorsun? Helva yapsanaa ! Şaka be şaka ! Buluşmaya gelsene :)
  • Osman Y. tekrar paylaştı.
    Bu Kafka öyküsünü de pek çok farklı kitapta bulabilirsiniz.Ben Kamuran Şipal çevirisini bu ve diğer Kafka eserleri için öneriyorum. Küçük bir kadın veya benim okuduğum kitaptaki adıyla “ufak tefek bir kadın”. Kitaba ismini veren öykü bu kitapta olduğu için inceleme pratik olsun diye burayı seçtim. Yoksa pek çok değişik kitapta hemen hemen aynı Kafka öyküleri mevcut.

    Kısa bir öykü, beni en çok etkiyelen kısmı eklemek istiyorum. Kısaca gönül işlerinin derbederi Kafka abimiz burada da bir gözlemini, bir hissiyatını dile getirmiştir. Kafka özellikle kısa hikayelerinde başına sonuna bakmadan genellikle bir durumu, bir duyguyu anlatır. 10 sayfalık öyküden bir paragraf ;


    Çünkü şimdi anladığıma göre kadının benden hoşlanmayışının kökü çok derinlerde yatıyor,hiçbir şey ondaki hoşnutsuzluğu silip atamaz,kendimi yok etmem bile sağlayamaz bunu;diyelim canıma kıydığımı haber aldı,kendini sınırsız bir öfke nöbetine kaptıracağı kuşkusuzdur. Bu keskin görüşlü kadının bu durumu benim gibi algılamadığını düşünemem;gerek kendi çabalarının umutsuzluğunu,gerek benim suçsuzluğumu,ne kadar iyi niyetli davranırsam davranayım isteklerini karşılamadaki güçsüzlüğümü görmemesi akıl alacak şey değil. Elbette görüyor ama savaşçıl mizacından ötürü savaşın tutkusu içinde unutuyor bunu; ayrıca benim değiştirmek elimden gelmeyen o baş belası mizacımı unutuyor,çünkü bu mizaç böylece verilmiş bir kez ve beni zıvanadan çıkmış birinin kulağına bir uyarıyı fısıldamaya zorluyor.Elbet bu şekilde onunla asla anlaşamayacağız.
    Ben hep sabahın ilk saatlerinin mutluluğuyla evden çıkacak,benim yüzümden onun acı ve ıstıraplara gömülmüş çehresini,öfkeyle kıvrılmış dudaklarını,beni sınamadan geçiren ama sonucu önceden bilen,üzerimde gezinip en savruk anlarında bile en ufak bir ayrıntıyı gözden kaçırmayan bakışlarını,genç kızsı yanaklarına oyulmuş o acı gülümsemeyi,başını kaldırıp sızlanarak gökyüzüne bakışını,duruşuna sağlamlık kazandırmak için ellerini kalçalarına gömüşünü,sonra da çileden çıkarak sararıp titreyişini göreceğim.
  • Osman Y. tekrar paylaştı.
    Memleketimiz bir şairler diyarıdır. Binlerce yıllık geleneğimiz onların kalpleriyle aktarılmıştır nesilden nesile.Şiire burun kıvırmak mı dediniz? Olsun saygı duyalım herkese. Birilerinin yüzlerce sayfayla anlatamadığını birkaç dize, birkaç kelimeyle anlatan şairlerin pabucunu dama atmak ha?

    Şükrü Erbaş. Sözün şefkatine kendini bırakıp, gölgesinde dinlenmek isteyenlerin sığınak olarak göreceği adamlardan. Şiir öldü ha? Şiir öldüyse bu yaşayan sen misin ey insanoğlu?

    Bu kitap şu dizelerle açılıyor, başka hiçbir şey söylemese de yeterliydi aslında,

    “bunalıyoruz çocuk bunalıyoruz
    biçim veremediğimiz şeylerin
    biçimini alıyoruz”

    -Ben bunu zaten biliyordum, hı hı evet, ay ne romantik,şimdi laf mı bu,eee daha ne demiş, şiir okumak mı kaldı, nasıl nasıl ben o adamı tanımıyorum, ha evet geçen arkadaş söylemişti ama bilmiyorum aman banane, ben sevmiyorum öyle şeyler canım.-

    Bir filozofla bir şairin ortak özelliği nedir? Kendimce cevabı; ikisi de yarayı gözümüze sokup bizi uyandırır. Ne diyor Şükrü abi,siz bunu biliyorsunuz değil mi peki hiç üzerine düşündünüz mü?

    “aklı kalbinden utana utana
    -yaşasa bile insan-
    yaşamanın bir anlamı kalır mı?”

    Siz hiç kalabalıkların arasında yürürken, bir topal bir aksak adamcağız görüp istemsiz adımlarınızı yavaşlattınız mı , utandınız mı sağlamlığınızdan? Bana oluyor öyle de bazen ondan diyorum. Bakın Şükrü abi ne demiş,

    “bir adımı diğerinden kısa düşüyor
    kısa düşüyor, bir topal
    hızla yanından koştular
    bu da bir acıdır”

    Sonra “genelev mektupları “ diye bir şiir yazıp ortak olmasına ne demeli görmezden gelinen o kadınların hüznüne,

    “giysiler alırım nedense
    nerelerde ne zaman giyeceksem
    bir eski alışkanlık işte
    ilk gençlikten kalma”

    Ve aynı şiire ekler şu dizeleri beni de mahveder, herhalde insanım diyen herkesi de,

    “bir gün olsun pembe uykularımdan
    mavi bir erkek
    uğrun uğrun öperek
    uyandırmadı beni”

    Neler neler söylüyor, kırgın adamların incinmişliğiyle sonra ,

    “dünyanın bütün suçlarını işlemiş
    bütün yanlışlarını ben yapmışım gibi
    yaptığım her işten tedirgin oluyorum
    içimde sürekli bir horlanma korkusu
    bir kekeme tutukluğu ürkek dilimde
    en iyi bildiğim konuda bile
    çekine çekine konuşuyorum
    çekilip sonra kabuğuna küskünlüğün
    kendime düşlerden sığınaklar kuruyorum”

    Sonra diyor ki Şükrü abi “eğme kirpiklerini”,

    “durup dururken eriyor yakınlığın
    araya bilmediğim yollar düşüyor
    ıpıslak dönüyorum bir uzun dalgınlıktan
    soluk soluğayım soğuk odalarda
    eğme kirpiklerini yüreğim üşüyor”

    Sonra diyor ki,

    “siz hiç duyarsız insanlara
    şiirler sundunuz mu?”

    Şükrü abi bana mı diyorsun yoksa, sunmaya çalışıyorum senin şiirlerini ama bilemedim ki duyarlı insanlar da vardır elbette, yok mudur? Son olarak “biraz da ölümü düşünün” şiirinden birkaç dize paylaşarak bitirelim.

    “yaşamak sevgilerden alır gücünü
    eğilin biraz da sevgilere eğilin
    silin bencilliğin kara kirini
    kalbinizin aynasından
    o çok derinlerde yitik
    temiz yüzünüzü görün
    -
    ölüm her şeyi bitirir bir gün
    kimseleri, kimseleri incitmeyin
    ölüm her şeyi bitirir bir gün
    ömrünüz size kısa bir oyun
    ölüm her şeyi bitirir bir gün
    ardınızda güzel anılar koyun
    sevgiden başka her şeyi
    her şeyi bitirir bir gün
    biraz da ölümü düşünün”
  • Osman Y. tekrar paylaştı.
    DİKKAT SPOİLER VE ALINTI VARDIR !!!

    UNAMUNO , BİR YAMAN ADAM , BİR YAMAN YAZAR

    Unamonu uzun zamandır aklımda olan fakat okumadığım bir yazardı, en ünlü kitabı SİS. Onu henüz okumadım ama bu okuduğum ilk kitabı, bu öyküler bana göre muhteşemdi. İnsanın özünü, çelişkilerini, saf halini ,sevgiyi,nefreti ve türlü duyguları önümüze seren adamlardan yazar, gönül adamlarından tabiri caizse.

    Çeviren Behçet Necatigil. Bana göre çok iyi ve ruh katarak çevirmiş hakkını teslim edelim.

    İncelemede pek alıntı yapmayı sevmiyorum ama bu sefer bir hikayeden bolca alıntı eklemek istiyorum.

    10 tane kısa öykü var kitapta, en uzunu ise 50 sayfa olan ve kitaba adını veren "Yaman Adam". Kısaca, güçlü bir adamın hikayesi ve sevdiği kadının, ama ne sevgi.. Yaman bir hayat,yaman bir ilişki, yaman bir sevgi. Kadın da onu sever ve öyle bir bağlanır ki anlatılmaz okunur. Toplumun erkeğe biçtiği güçlü olma rolü ve hayat şartlarının da getirdiği katılığı o kadar güzel anlatmış ki yazar mest ediyor ve günümüzde de pek değişen bir şey yok dedirtiyor.

    Diğer en sevdiğim öykülerinden biri "Aşkın Hücumu" oldu. Bu öykü 8 sayfa ama ne dolu ne özel geldi bana, belki fazlaca da romantik ve dramatik olsun buna da ihtiyaç yok mu yani ara sıra ?
    Bu öyküden bolca alıntı paylaşıyorum size, nerdeyse tamamını okumuş kadar olacaksınız, bakın hele şu üsluba.


    “Bu kadar lafı edilen , şairlerin hemen biricik konusu olan aşk nedir acaba, diye düşünüyordu Anastasio. Çünkü o, aşıkların aşk dediğine benzer bir şey hissetmemişti ömründe. Sadece bir kuruntu muydu aşk, yoksa zayıf kimselerin hayatlarındaki boşluğa veya can sıkıntısına karşı korunmak için kullandıkları itibari bir yalan mı? Anastasio'nun duygusuna göre hayattan daha boş,daha sıkıntılı, daha manasız,daha saçma bir şey olamazdı çünkü.”

    “Zavallı Anastasio acınacak bir hayat sürüyordu; bomboş ve gayesiz bir hayat sürüyordu ve içinde zayıf bir ümit, zayıflığına rağmen bütün hayal kırıklıklarına meydan okuyan bir ümit taşımayıp da sonunda elbet bir gün aşkın kendisine geleceğinden emin olmasaydı şimdiye kadar yüz kere canına kıyardı şüphesiz. Ve Anastasio boyuna seyahate çıkıyor, aşkı aramaya yollara düşüyor, bir yol kavşağında ansızın aşkın hücumuna uğrayacağına inanıyordu adeta.”

    “İsim yapmış erotik yazarların hepsini , seksüel aşk çözümleyicilerini incelemek gelmişti aklına: aşk romanı namına her ne varsa cümlesini okuduktan sonra henüz tam erkek olmamışlarla, bir bakıma artık erkek olmaktan çıkmışlar için yazılmış o pek biçare eserlere kadar indi; baldır bacak edebiyatının en azgın örneklerine kadar alçaldı. Tabi bütün bunlarda aşk adına bulduğu şey , hemen hemen bir hiçten ibaret kaldı.”

    "Ben de mi böyle olacağım " diye düşündü. "Meşum kadın , aşkı hiç düşünmediğim bir anda peşinden mi sürükleyecek beni?" Ve Anastasio , bu kaderi aramaya seyahat üstüne seyahate çıktı.

    "Bir gün gelecek ki " diyordu içinden. "Aşkı bulacağım diye beslediğim o cılız ümit de sönüp gidecek bir gün! Ya gençliğimi yahut hiç değilse olgunluk çağımı anlayıp tadamadan ihtiyarlık gelip çatarsa nice olur benim halim? Ya gün gelip de ne yaşadım ne de bundan sonra yaşayabileceğim demem gerekirse ? Ben korkunç bir şanssızlığın mı kurbanıyım, yoksa bütün insanlar birlik olmuşlar da yalan mı söylüyorlar?" Ve Anastasio , kötümser oldu.

    “Dalgın dalgın oturdu, çorbayı bekledi.Başını kaldırıp da bakışlarını yolcu dizilerinde üstünkörü gezdirince bir kadın gördü; kadın o sırada büyücek , terütaze ağzına bir elma dilimi götürüyordu. İkisi de göz göze geldi ve sarardılar. Karşılıklı sarardıklarını görünce daha da sarardılar. Göğüsleri kalkıp kalkıp iniyordu. Anastasio , vücudunun ağırlaştığını duyuyor, uzuvlarını saran soğuk bir karıncalanmadan rahatsız oluyordu.”
    Anastasio ayağa kalktı, titreyerek ona yaklaştı; kurumuş, susuzluktan kavrulmuş, titrek bir sesle kadının kulağına fısıldadı:
    "Neniz var? Rahatsız mısınız?"
    "Bir şeyim yok, hayır, teşekkür ederim"
    "Müsaade buyurun!" Ve Anastasio, titreyen parmaklarıyla genç kadının bileğini tuttu.
    O anda birinden ötekine bir ateş seli boşandı sanki. Birbirlerinin sıcaklığını hissettiler. Yanakları alev gibi yanıyordu.
    "Ateşiniz var" diye kekeledi Anastasio ancak işitilebilir bir fısıltı halinde.
    Bir başka dünyadan, maveradan geliyora benzeyen bir sesle, cevap verdi kadın:"Ateş bana senden geçti!"

    "Yolculuğa devam edemezsiniz" dedi Anastasio.
    "Evet ben burada kalacağım" cevabını verdi kadın.
    "Biz burada kalacağız " diye düzeltti Anastasio.
    "Evet, biz..Ve ben sana anlatacağım!Her şeyi anlatacağım!" diye ilave etti kadın.
    Valizlerini aldılar, bir arabaya bindiler. Ve arabada karşı karşıya oturmuş, diz dize sıkışmış, bakışları iç içe geçmiş bir halde kadın, Anastasio'nun ellerini avuçlarına aldı ve ona kendi hikayesini anlattı. Bu Anastasio'nun kendi hikayesiydi, tıpatıp aynı hikaye! Kadın da aşka seyahat ediyordu.Kadın da aşkı itibari bir yalan , hayatın sıkıntısını gidermek için bulunmuş bir çare olarak görüyordu.

    Karşılıklı itiraflarda bulundular; birbirlerine içlerini döktükçe kalpleri o nispette sükuna kavuştu. İlk anın acıklı perişanlığını kurtuluşa benzer bir büyük gönül rahatlığı takip etti. Birbirlerini çoktan beri , daha doğmadan önce tanıyorlardı sanki; ama bir taraftan da geçmiş günlere ait bütün hatıralar hafızalarından silinmişti; zamansız,ebedi bir "şimdi" içinde yaşıyor gibiydiler.

    “Derme çatma bir otelin küflü bir odasına kapandılar. Günün tamamını,daha ertesi günün bir kısmını bu odada geçirdiler. Sağ mıdırlar, öldüler mi,dışarıya ses seda sızmıyordu. Sonunda otelci huylandı, vuruşlarına bir cevap alamayınca kapılarını kırıp odalarına girdi. Otelci onları yan yana, soğuk ve kar gibi beyaz,yatakta çıplak yatar buldu. Çağırdığı doktor intihar etmediklerini, kalp sektesinden öldüklerini söyledi.
    "Nasıl, ikisi de mi?" diye haykırdı otelci.
    "İkisi de!" diye cevap verdi doktor.

    Her iki ölünün hüviyetleri tespit edilemedi. İkisini de mezarlığa götürdüler, nasıl buldularsa öyle,çıplak ve beraber ,bir mezara gömdüler; üzerlerini toprakla örttüler. Bu topraktan otlar bitti, bu otlara yağmur düştü. Onları ölüme sürükleyen gökyüzü, mezarları başında ağlayan tek kişi oldu.”

    Diğer 8 öykü de farklı farklı konularda ve okutuyor kendini. Unomuno henüz yeterince okunmayan özel bir yazar, keşfedilmeli. Keyifli okumalar dilerim.
  • Osman Y. tekrar paylaştı.
    SAİT FAİK :İNSANI VE ÇEVRESİNİ GÖZLEMLEMEK İÇİN DÜNYAYA GELMİŞ BİR ADAM

    Yeditepe İstanbul diye bir dizi vardı 2000 yılında TRT1’de , orada Yusuf diye bir karakter vardı ve bir keresinde şöyle demişti, “35 yaşındayım, hiçbir şey yaşamadım ki ortasında olayım hayatın” Bugün ben de 35 yaşındayım ve ilk defa Sait Faik okudum, ama ne büyük ihmal !! Hiçbir şey okumamışım ki ortasında olayım okumanın diyesim geliyor. Geç de olsa tanıştım bu anlatım ustasıyla, evet anlatım yani onunki, yazmak kelimesi hafif kalıyor.

    Semaver sanırım doğru bir başlangıç oldu. Bu kitabı seçerken Necip’in yazdığı incelemeden çok etkilenmemim payı büyük oldu. İbrahim öncülüğündeki Sait Faik fırtınası da çok güzel oldu.

    Bir üslup adamı elbette her şeyden önce. Bir gözlem ustası. Sabahattin Ali gibi, Tanpınar gibi kendine has bir üslubu var. Fakat kimseye benzemiyor Sait Faik, çok başka geldi bana herkesten. “Yahu bu detayı da nasıl fark edersin?” diye sormadan duramıyor insan.

    Kitaba ismini veren Semaver öyküsü tam bir yürek hikayesi, anlatması çok zor. Sevgi,merhamet,insanın özü işte kısa ama müthişti.

    Yalnız adamları anlatmış hep, bütün öyküler yalnız adamlar üzerine kurulu diyebiliriz.

    Stelyos Hrisopulos Gemisi öyküsünde şöyle diyor mesela,

    “Bu gemi Trifon için mavi gözlü bir kızdı.En tuhafı bu mavi gözlü kızı Trifon kendisi yaratmıştı. Bu mavi gözlü kız da Trifon’u seviyordu. Hiç mavi gözlü sahici kızlar Trifon’u severler miydi?”

    Meserret Oteli öyküsünden muhteşem bir cümle ise,

    “Ve kadın hayaline,tekrar bir haydut çehresi mıhlayarak, kasabanın çamurlu, ıslak,ölü çarşılarını seyre daldı”

    Şehri Unutan Adam öyküsünden yine olağanüstü bir tasvir,

    “Birden bütün neşemin bir camın kırılışı kadar ses ve şıngırtı çıkararak düşüp kırıldığını gördüm. Ayakucuma düşüp kırılan neşemi gözlerimle topladım”

    Üçüncü Mevki öyküsünden,

    “Lisanlarını anlamadığımız insanların haleti ruhiyelerini keşfetmek konusunda çok aciziz.Onların bizim her günkü konuştuğumuzdan daha başka, daha mühim şeyler konuştuklarını sanırız.Bir müddet onlarla çok alakadar olduğumuz halde biraz sonra onları unutuverir,yine kendimize,lisanımıza ve etrafımıza yani kendi kendimize döneriz.”

    Garson öyküsünden, iş ve insan tipi arasında çoğumuzun düşündüğü şeyi anlatıyor,

    “Yüz kişinin içinde , bu adam bir garsondur,denebilecek bir yüzü,saçı ve hali vardı. İnsana öyle gelir ki bu adam garsonluk için doğmuştur. Kendisi de bunun farkındadır.Halbuki hiç de öyle doğmamıştır.Pekala bir doktor da olabilirdi.”

    Sevmek Korkusu öyküsünden, hangimizi anlatmıyor ki?

    “Sevmekten korkuyorum. Başka arzular,ihtiraslarla atıldığım yolda beni avare ve çırılçıplak , başı her manada boş bırakacak yalnız bir şey olduğunu biliyorum ve ondan karanlıktan,riyadan,zulümden,hürriyetsizlikten korkar gibi korkuyorum.”

    Avrupa ve Avrupalılar da onun gözlemlerinden nasibini almıştır.

    İhtiyar Talebe öyküsünden,

    “Cins ve terbiye bakımından Fransız olan kadınlar içtikçe coşuyorlar,sululaşıyorlar,kan kırmızı kahpeliklerini billur kadehlere doldurup sunuyorlardı.”

    Bu kitabın en uzun öyküsünden birkaç alıntı daha sunalım,

    “Gün oluyor ki ben onu müthiş seviyorum. Her tarafı arıyorum. Yok.. Yok.. Günlerden sonra o beni takibe başlıyor.Ben yanına yaklaşınca kaçıyor” Siz bunu günümüze de her yere her şeye de uyarlayabilirsiniz, takibe takip :)

    “Güzel kadınlara karşı fevkalade cesaretsizdir. Onlar kendisine güldükleri zaman ya kahpe ya hafifmeşreptirler. Kendisini çabucak unutuyorlar ve bir adamın, üzerlerine bu kadar düşmesinden sinirlenip kaçıyorlar.”

    “O kendi dimağına göre yarattığı bu alemden memnundur. Bir kadının hem güzel hem çirkin, hem şu hem bu olabileceği kanaatini benimsemiştir.Kendi tedavisini yine kendi yapmalıdır.Başka çare yok. Hiçbir doktor,hiçbir alim onu iyi edemez. Ancak kendi kendisi buna kadirdir.”

    “O yalnız yüzünü değil,içini boyayan bir kadındı. O halde zaman zaman aldığı çirkinlik, muhakkak bir çirkinlik değildi.Bu bir modaydı.”

    “Temiz yüzlü bir bina.. İnsana, içindeki insanların derdini söylemeyen binalardan bir binaydı” İşte tam da böyle bir şeyi nasıl söyleyebildin Sait Faik diyorum nasıl ama nasıl yani şaşkınım !!

    Bir Vapur öyküsünden,

    “Yine bu vapurda bir kız tanıdım. Bir delikanlı seviyordu, bana:
    -Ne eşek şey o ,diyordu. Ben onu o kadar sevdiğim halde bir sabah gelip de “bonjur” demiyor,yanıma tesadüfen gelse bir kelime konuşmuyor.
    -Ben varım ya ! diyordum.
    -Ah,diyordu,sen çirkinsin.”

    Sevgili Sait Faik abi, sizinle tanıştığıma çok memnun oldum, tekrar görüşeceğiz bayım. Sizi Burgazada’daki ikametgahınızda da ziyaret etmeyi çok istiyorum. Sevgiyle kalın diyemiyorum çünkü sizde zaten sevgiden başkasını görmedim..
  • Osman Y. tekrar paylaştı.
    Aralık "tek kitaplık " etkinlik :)
    Monte Cristo Kontu

    Mathilda "en cesur ":)
    Esra D. "canım kendim" :)
    Semih"artık çok geç_kaçamazsın" :)
    salih "işaretler" :)
    Nausicaä "bende dedim bu kız nerede?" :)
    özlem "barikat yoldaşı":)
    Büşra A. "gülpembe'm " :)
    Pol Gara-Yeşim Firûzan "gökyüzünde yalnız gezen yıldız" :)
    Liliyar "cezayir menekşesi" :)
    Mevsim Ahenk hoşgelmiş "Bolahenk" :)
    eliifizm "+1 cesur yürek" :)
lisans
İstanbul
istanbul
Erkek
540 okur puanı
11 Eyl 2017 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 10 kitap

  • Yolculuk / Kimliksiz Değişim
  • Beyaz Kale
  • Suç ve Ceza
  • Böyle Buyurdu Zerdüşt
  • Narla İncire Gazel
  • Yolda
  • Beyaz Gemi
  • Biri, Hiçbiri, Binlercesi
  • Aziyade
  • Bu Ülke

Okuduğu kitaplar 119 kitap

  • Bütün Öyküleri
  • Oyunlarla Yaşayanlar
  • Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca
  • Knulp
  • Direnen Canlar
  • Havva
  • OT Dergi Sayı: 46
  • OT Dergi Sayı: 40
  • OT Dergi Sayı: 37
  • OT Dergi Sayı: 36

Okuyacağı kitaplar 144 kitap

  • Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
  • Üç Romantik Hikaye
  • Michael Kohlhaas
  • Düşerken
  • Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman
  • Sevme Sanatı
  • Çürümenin Kitabı
  • Taşrada düğün Hazırlıkları
  • Bülbülü Öldürmek
  • Modeste Mignon

Kütüphanesindekiler 116 kitap

  • Kapıların Dışında
  • Narla İncire Gazel
  • Leyla ile Mecnun
  • Bülbülü Öldürmek
  • Beyaz Kale
  • Havva
  • Knulp
  • Durun Yanlış Anladınız
  • Oyunlarla Yaşayanlar
  • Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca

Beğendiği kitaplar 119 kitap

  • Narla İncire Gazel
  • Knulp
  • Havva
  • Ah Biz Eşekler
  • Oyunlarla Yaşayanlar
  • Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca
  • Direnen Canlar
  • Suç ve Ceza
  • Böyle Buyurdu Zerdüşt
  • Palyaço

Beğendiği yazarlar 61 kitap

  • William Saroyan
  • August Strindberg
  • Albert Camus
  • Heinrich Von Kleist
  • Kazuo Ishiguro
  • Ali Ayçil
  • Robert Musil
  • Besim Dellaloğlu
  • Ludwig Wittgenstein
  • Gottfried Leibniz