Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar

·
Okunma
·
Beğeni
·
27.397
Gösterim
Adı:
Puslu Kıtalar Atlası
Baskı tarihi:
1995
Sayfa sayısı:
238
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704723
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Bir “ilk kitap”, Türkçe edebiyatta yeni ve pırıltılı bir yazar... “Yeniçeriler kapıyı zorlarken” düşler üstüne düşüncelere dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yeni kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir: “Dünya bir düştür. Evet, dünya... Ah! Evet, dünya bir masaldır.” Geçmiş üzerine, dünya hali üzerine, düşler ve “puslu kıtalar” üzerine bir roman. Hulki Aktunç’un önsözüyle...
Ve geldim. Buradayım. Duran zamanı tekrar akıtmaya yeni ussal yolculuklara geldim. Bu ussal yolculuklarda da eskilerinde olduğu gibi yine tüm dostlarımın yanımda olacaklarından şüphem yok. Kah ilham vererek kah bildiklerini anlatarak. Hem hep beraber hem tek başıma. Hem tek başına hem hep beraber nasıl mı olur? Uzun İhsan Efendi’ye sorarsanız olur. Elbet bana da anlattı nasıl olacağını. Bulmuşum fırsatı kaçırır mıyım? Bende size anlatacağım dilimin döndüğü kadar. Epey bir karışıktı anlattıkları bide komikki adam hiç sormayın.

Uzun İhsan Efendi ile Fi tarihinde İstanbul’da buluştuk. Bende bir şaşkınlık. Yahu nasıl olmasın. Evvela bir kültür çatışması yaşadık sonra lisan. Etrafta yeniçeriler, paşalar, padişahlar, oynayan ayılar, hırsız maymunlar, kerpetenle diş çekenler daha neler neler. Gidinde bir görün oraları. Bir cümbüş bir şamata. Tehlikeli yanları da yok değil tabi. Hiç beklemediğiniz bir an da kendinizi teşkilat-ı mahsusiyenin sırlar odasında bulabilirsiniz. Eee olsun o kadar o da işin cilvesi değil mi?

Birazda Uzun İhsan Efendi’den bahsetmeli. Uzun İhsan Efendi enteresan adam. Dünyayı keşfediyor ama yattığı yerden. Sonra ahbabı var Arap İhsan harbi delikanlı adam. Birde Bünyamin var Uzun İhsan Efendi’nin oğlu. Başına gelmeyen kalmadı garibanın. Esas kahraman da o zaten. Bir kafa var çocuk da zehir gibi. Bunlar benim aklımda kalanları bir o kadar daha var. Hepsi de birbirinden enteresan. Türlü türlü adamlar türlü türlü olaylar. Hiçbirimizin hayaline bile gelmeyecek cinsten. Rüyalarınız burada ki olaylar yanında daha gerçekçi kalır desem?

Beraber gezdik dolaştık anlattı, anlattı bazen de yaşattı Uzun İhsan. Diyor ki, Descartes yanılıyor düşünüyorum öyleyse varım değil, ben düşünüyorsam siz varsınız. Ben düşünmezsem yoksunuz. Hepiniz birer düşten ibaretsiniz.

Benim aklımdaysa şu var; dünya bir hiçlikten mi yaratıldı gerçekten? Bir yerlerde de okumuştum, dünyadaki tüm altınların içerisinde ki boşluğu çıkartırsak bir yüzük kadar kalırmış, dünya boşluktan ibaretmiş. Bana sorarsanız, fiziki olarak düşündüğümüzde haklı olabilir hepsi ama ya nesnelere yüklediğimiz anlamlar?

İşte yolculuğumuz konuştuklarımız bu kadar. Ben çok sevdim kendisini anlattıklarını. Umarım bir gün sizin de yolunuz kesişir kendisiyle. Yaşadığı döneme gider o ilginç adamları tanır fantastik olaylara tanık olursunuz.

İncelememi bitirmeden bir Descartes eleştirisi de benden gelsin. Leyla ile Mecnun dizisinin gönlümüzde taht kuran İsmail Abisinin repliği ile ‘Ağaçlarda varlar ama düşündüklerini, hiç zannetmiyorum Mecnun.’.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
Tarih ve felsefenin iç içe olduğu kurgusu müthiş düşünülmüş bir fantastik roman.

Felsefenin "Varlık nedir?" sorusu cevaplanmaya çalışmış. Uzun Ihsan Efendi'nin eline Rendekâr'ın ( René Descartes ) Zagon Üzerine Öttürme ( Metot Üzerine Konuşma ) kitabı eline geçer ve bu soru hakkında düşünmeye başlar. "Düş gördüğümden şüphe edemem. Düş görüyorum öylese ben varım. Varım ama ben kimim?" Bunları düşünürken de olaylar bir yandan cereyan etmeye başlar.

Descartes'in fikirleri Sofie'nin Dünyası adlı kitapta şöyle dile getirilmiş:

"Descartes şöyle yazıyor bu konuda: 'Konuyu iyice düşündüğümde, uyanık olmayı rüyadan kesin olarak ayırt etmeye yarayacak hiçbir belirti bulamıyorum.' Ve devam ediyor: 'Bütün yaşamın da bir rüya olmadığından nasıl emin olabilirim ki?'"
..........
Herşeyden şüphe ediyordu ve kesinlikle emin olabileceği tek şey de buydu. Sonra da şunu fark etti: Çok emin olabileceği bir şey vardı ve bu da şüphe etmekte olduğuydu. Ama eğer şüphe ediyorsa, düşünüyor olmalıydı aynı zamanda ve eğer düşünüyorsa, düşünen bir varlık olduğu da kesindi. Ya da kendi deyişiyle:'cogito, ergo sum.'(Düşünüyorum öyleyse varım)(sayfa 270).

Bundan hareketle Uzun Ihsan Efendi Rendekâr'ın kendisiden başkası değildir.

Gerçekten güzel bir kitap. Keyifli okumalar.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.136 Oy)17.537 beğeni39.608 okunma2.136 alıntı165.900 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.883 Oy)8.170 beğeni26.104 okunma634 alıntı127.107 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.027 Oy)12.509 beğeni31.837 okunma2.822 alıntı132.965 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.246 Oy)8.173 beğeni24.054 okunma1.939 alıntı102.878 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.501 Oy)8.444 beğeni22.929 okunma1.460 alıntı106.078 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.845 Oy)7.376 beğeni20.691 okunma693 alıntı80.027 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.542 Oy)5.826 beğeni15.286 okunma2.269 alıntı78.855 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.991 Oy)8.388 beğeni23.301 okunma1.155 alıntı113.289 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.166 Oy)10.830 beğeni26.622 okunma1.389 alıntı140.037 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.079 Oy)7.347 beğeni19.880 okunma3.253 alıntı116.991 gösterim
ALLAH SİZİ TEZ ZAMANDA SEVDİĞİNİZE KAVUŞTURSUN 1K’NIN MÜDAVİMLERİ :))))

Dilenciler diyarından geçerken herkesin ilk duymak istediği duayı alıp geldim . :)

Dün gece rüyamda köpeğim bütün tüylerini dökmüştü ve iyileşebilmek için dersini değiştirmesi gerektiğini söyledi bana ( evet konuştu) ve kafasından başlayarak tıpkı soyunur gibi yıpranmış ve kelleşmiş derisini çıkardı bedeninden, kanamadı derisi ve acı çekmedi. ( Rüya yorabilenler bir el atarlarsa Allah ne muratları varsa versin... )

Bakalım elimizde neler var?
Rüyalar,hayaller, istihareler,zihinler,kehanetler, kıyamet, dabbetü’l azrz, meczuplar, metruklar...ha bir de Einstein’ın izafiyet teorisi :)

NE DEMİŞTİ HAYYAM:
“Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.”

Bu kitap da tamamen (zihnin ürünü ) bir yanılsamadır. Düşündüğünüz sürece var, elinizden bıraktığınız ve düşünmediğiniz an yok.
Uzun İhsan Efendi olmasa ne ben, ne siz ,ne İhsan Oktay Anar , ne Puslu Kıtalar Atlası var... :)
Onun zihnidir bizi var eden...

Pusulalarınızı alın, sisli ve gizemli bir yolculuğa çıkıyoruz , kaybolursunuz benden söylemesi çünkü elimizde sadece İhsan’ın rüyada çizdiği bir dünya atlası var!

Düşler ve sisler içinde , yeraltında geçen hayatlara,
kökü yukarda ağaçlara, ejderha iskeletlerine, Nuh’un gemisine tüm pusulaların gösterdiği mıknatıs mağaralara , afyonlu uykulara , dilencilerin teşkilatına , Konstantiniye’ye uzanan bir yolculuk bu.
Sırlarla dolu dünyayı anlamaya çalışan ve bu merakın peşinden sürüklenen insanların öyküsü...
Bir Kehanet Aynası’ında
kıyametin ne zaman kopacağını gören insanın kıyametten kaçmak için zaman makinesi yapma azminin ve sonsuz hayatı elde etmeye adanan ömrün...

Birbirinden renkli kahramanlarla örülü bir rüyada , hayalle hakikati ayırmak kolay olmadı çünkü masal içinde masal gibiydi bu yolculuk ( Marquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık’ındaki büyülü dünyaya yeniden inmek gibiydi.)

Bu büyülü gerçekçi romandaki tüm kahramanlar sembolizasyon yoluyla karakterlerleriyle örtüşen isimlerle karşımıza çıkıyor.
Kendimce 3 kişiyi seçtim:

Uzun İhsan( iyilik) Efendi [Bir Dünya Haritası çizer ve bunun için diyar diyar gezmenin çok zahmetli olduğunu düşünerek istihareye yatar kolay yoldan. :) , ismi gibi iyi bir insandır.]

Ebrehe ( Kabeyi yıkmaya gelen kafir) Sonsuz hayatı elde etmeye çalışan kötü adam .:) Hareketin karşıtı,durmak değil;karşı harekettir savıyla zamanı geriye çevirmenin yolunu yani zamanı tersine çevirmenin formülünü bulma peşindedir.
Saatin akrebi sonsuz hıza ulaştığında akrebin durduğu da söylenebilir yani hareket yoksa zaman da yoktur teorisiyle zamanda geriye dönmek için gözünü kırpmadan gerekirse dünyayı satmaya hazırdır. [Sebebi kıyametten kaçmaktır :))) , çünkü günahlarının çokluğundan kendisi bile ürkmektedir.]

Dertli ; kendisini tam 6 kez yıldırım çarpmış ;bu çarpma sonucunda saçları, kaşları, kirpikleri, sakalı yanmıştır ve tepesinde bir yağmur bulutu elinde yıldırımla gezen bir uğursuzdur :))
( Bu sembolizasyon Şinasi’nin yazdığı Türk edebiyatının ilk tiyatrosu Şair Evlenmesi’nde de vardır. Orda en çok İmam Ebu’l Laklaka’ ya gülmüştüm . Gevezelerin babası ) :))

Eğer iyi okuyucu olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu kitabı okumadıysanız bir daha düşünün diyeceğim.
Tek üzüntüm bu zamana dek okumamış olmam...
Geç kalmışım ...

Son söz: Türk edebiyatının bu son döneminde böyle usta bir yazarıyla tanışmak beni gururlandırdı.Anar’ın 1995’te yazdığı ilk romanmış ve pek çok dile çevrilmiş.Bu yazıyı sonuna dek okuyanlara Allah dünyanın en prestijli ödülü olan Oscar ödül töreninde, en azından en iyi yönetmen ödülüne aday gösterilmeyi nasip etsin...
Bağdat Kütüphanesi gibi bir kitaplığa sahip olmayı,
ve güzeli ararken başka bir güzeli bulmayı nasip etsin... :)))))
Şahsen hiç Istanbul'u gezmedim merak ettiğim şehirlerden.(bu da Istanbul'da yaşayan arkadaşlara ufak bir gönderme) Kitap beni gezdirmiş kadar oldu sağ olsun Eski Istanbul'u hem de oturduğum yerden. :)

1995'te yazılmış, Türk Edebiyatına yeni bir çığır açmış. İhsan Oktay Anar'a ilk kitabı olmasına rağmen ödüller kazandırmış.

Farklı dillere çevrilmiş İngilizce, Fransızca, Macarca ve Korece gibi. Kürtçesi de var mı diye araştırırken bunlara ulaştım.

 Osmanlı'nın sosyolojik yapısına ait detaylar, harika bir kurgu, özgün hikayeler, Arap İhsan, Vardapet, Kubelik, Alibaz, Uzun İhsan Efendi gibi değişik karakter isimleri, gözünüzü kapatıp canlandırabileceğiniz kadar sağlam betimlemeler, az da olsa mizah, akıcılık... evet evet hepsi ve daha fazlası  "Puslu Kıtalar Atlası"nda mevcut.

Tarihi bir kitap kategorisine koyamam ama tarih barındırıyor bunun yanında felsefe, bilim, tıp, askerlerlik ve din konularına da değiniyor.

Kesinlikle tavsiye ederim ayrıca bana tavsiye eden arkadaşıma da burdan teşekkürlerimi iletiyorum.


Keyifli okumalar...
İhsan Aktay Anar'in en iyi kitabi olarak anilan, Puslu Kıtalar Atlasi akıcı bir kitap olmasının yaninda, karekterlerinin zenginliği acısından da harika bir kitap. Her bir karakteri okuyorken; kitaptaki ana karekter bu mu acaba diyeceksiniz :) Kitaptaki zengin karakterlerle beraber, yazar şark hikayeleri ile birlikte kitabini optimum seviyeye cikarmis. Kitabin konusu ve kitap ısminin uyumu da harika.

Olumsuz eleştiri kisminda ise benim hoşuma gitmeyen kısım rendekar olarak adi geçen descartes'in felsefesinin iyi anlatılmamış olmasi. Bu nokta rahatsizlik vermiyor çünkü bu bir roman. Roman olarak değerlendirildiğinde herkesin okumaktan çok hoşlanacağı bir kitap. İncelememi descartesin meshur sözüyle bitiriyorum. DÜŞÜNÜYORUM O HALDE VARİM :)
İlk defa İhsan Oktay Anar okudum ve yazarın üslubunu ve kitabın kurgunu beğendim.Daha ilk sayfalarda yazarın ustalığı belli oluyordu.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM:


1.Herşeyden önce bu kitap tarihi bir roman değil,bana göre fantastik bir roman.Bu konuda itirazlar gelebilir ama dikkatle okunursa yazarın kendisi diyor romanında,bu bir düştü,sen benim düşümdesin,sen ben zihnimin ürünüsün...gibi ifadelerle yazdığı eserin tamamen fantastik bir kurgu olduğuna işaret ediyor.Rüyalara gönderme de cabası.


2.Ülkemizde düşle gerçeğin iç içe geçtiği nitelikli bir esere pek rastlamadım,Tanpınar'ın ustaca yazdığı Hikayeler dışında.Bu konuda yazar çok başarılı,kitabı okurken bir yandan hep düşündüm olayları nereye bağlayacak diye.Olayların bağlanma şekli kusursuza yakındı.Birbirinden farklı karakterleri kitabın bütünlüğünü içinde eritme liyakatla yapılmış.Ülkemizde buna benzer fantastik bir eser eksikliğini gideren yazara teşekkür ediyorum ülkemiz adına.


3.Kitabın içeriği çok zengin,atmosferi harika.Renkli kişiliklere renkli mekanlara yer vermesi birbirinden farklı karaktelere yer vermesi çok güzel.


4 BU KISIM SPOİLER İÇERİR !.Sofie'nin Dünyası kitabını örnek alması ve ana kurguyu onun üstüne kurması zayıflık.Yazarın,yazdığı eserin içine dahil olup UZUN İHSAN EFENDİ vasıtası kendi zihninde yazdığı karakterlerle sohbet etmesi (BÜNYAMİN) eseri güçlü kılmış ama taklit olması,özgün olmaması kötü olmuş.Bu konuşma Sofie'nin Dünyası kitabında da ona çok benzer şekilde vardı.Yazarın kurguyu yazarken bu esere aşırı bağlı kalması onun özgünlüğünü zedeleyen bir tutum.


5.Karakterlerin psikolojilerine neredeyse hiç yer vermemesini edebiyat açısından eksiklik olarak gördüm.


6.Kitap çok akıcı şekilde yazılmış,herkesin okuyup anlayabileceği kadar basit yazılmış.Yazarın her seviyede okuyucunun anlayabileceği kadar yazması yani herkese hitap eden bir eser miras bırakması takdire şayan.


7.Yazarın dili çok hafif,kitabın anlaşılması da okunması da hiç zor değil.Ayrıca bazı okuyucuların dediği gibi kitaptaki sözlükler hiç de zor değil kelimeler bilinmese bile cümleninin anlamından rahatlıkla anlaşılır çoğu,bu konuda hiç zorlanmadım.Şahsen bana eski kelimeler ile yazılmış A.HAMDİ TANPINAR eserlerinden kullanılan kelimeleri anlamak bana çok daha zor gelmişti.


8.Kitap bence felsefe anlamında çok parlak değil,düş içinde düş,yazarın zihninde kendi yazdıklarına gönderme,rüyalar ve varoluş sorgulaması güzel.Ama yeterli mi pek değil bana göre.Yazar alt metinlerle vermek istediği mesajları destekliyor ama yine de düşünce anlamında biraz eksik kalmış.Şimdi bu yazdığıma itiraz edeceklere şimdiden cevabım;DAVA,ŞATO,DÖNÜŞÜM başlı başına varoluş sorgulaması yapan KAFKA'nın en değerli kitaplarıdır,sadece KAFKA'NIN mı ? Hayır.Dünya edebiyatında en iyiler arasında gösterilir bu benzersiz eserler.


9.Türkiye'nin bana göre en iyi yazarları (okuduğum yazarlar arasında) Oğuz ATAY ve A.Hamdi TANPINAR eserleridir.Bu yazarların yazdıkları eserlerinde sadece kurgu yönünden,karakter psikolojilierini de yani karakterleri de aynen gerçek hayattaki gibi bütün duygusal ve mantıki benliklerine inen yazarlardır.Bu sitede bazı kişiler Oğuz ATAY eserleri ile kıyaslamaya kalkmış onlara hiç katılmıyorum.TEHLİKELİ OYUNLAR kitabı da TUTUNAMAYANLAR'DA edebiyatımızda zirve yapmış kitaplardır Ayrıca TANPINAR'IN benzersiz eseri SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ dahil.Kurgu yönünden de edebiyat zenginliği anlamında da bu kitapla pek bir alakası yok o üç kitabı ancak dünya edebiyatın zirve kitaplarından biri KAFKA'NIN şaheseri DAVA gibi kitaplarla kıyaslayabilirsin.


10.Ülkemizde yazılan şu an için benzersiz eseri herkese tavsiye edebilirim,Sağlam,güzel ve nitelikli bir eser.Ama bu kurgudan bu büyülü dünyadan çok daha üstün bir eser yazılabilirdi.Ama yazara çok güveniyorum çok çok daha iyisini yazabilir ilerde belki Türk Edebiyatında zirve yapan eserler arasında yer alır yazarın ilerde yazacağı kitap,bir SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ gibi ya da TUTUNAMAYANLAR gibi...
Uzun İhsan Efendi' nin Descartes'in "Düşünüyorum öyleyse varım "görüşü üzerinden "Ben Kimim" e varan hikayesi. Helezonik kurgusuyla okuru sarmalın içine çekiyor. Düşle gerçeğin birbirine karıştığı okunası roman. Yeni keşfettiğim ve tüm eserlerini merakla okurum dediğim yazar oldu İhsan Oktay Anar.
Nihayet bir İhsan Oktay Anar kitabı okuyabildim. Yazarın eserlerinin tamamı artık küçücük, tertemiz ve pırıl pırıl kütüphanemin raflarında bekliyor beni. Zafer'in çok çok güzel ve ince hediyesi onlar, o yüzden okunacakları zamanı bekleyerek raflarda dinleniyorlar. Kütüphane tasfiyem sona erdi, bir ay kadar olacak neredeyse. Ülkenin başka yerlerindeki site okurlarına gönderdiğim kitaplar, arkadaşlarıma verdiklerim, okula götürdüklerimin dışında geri kalanların neredeyse tamamını bir sahafa verdim. Sahaf bana teşekkür etti hepsini çok güzel hazırladığım için. Bu yaza doğru benim için çok değerli olan çok şeye, insana, cana veda ettiğim için kitaplar da sadece bir anlık zorladı beni. İşte şimdi kütüphanemizde tek sıra kitaplar dizi dizi, ve hepsine bakınca, okumadıklarımla beraber sevdiklerim de benimle beraber: Cortazar, Faruk Duman, Vasconcelos, Drizzt Do'Urden, ve daha nicesi.

Zafer'in hediyesi olan İhsan Oktay Anar kitapları da yanyana bekliyorlar.

Bugün yazarın ilk kitabı olan Puslu Kıtalar Atlası'nı bitirdim. Çok güzel bir masal okudum. Yazarın hayâl gücüne hayran olmamak hakikaten imkânsızdı. Bölümden bölüme yeni karakterler ortaya çıktıkça onların ana hikâyeye dahil edilişi, her bir karakter için ancak çok sıradışı bir hayâl gücü olan bir insanın anlatabileceği bütün o masallar, öyküler, hepsi ama hepsi çok etkileyiciydi. Yazarın belki ilk kitabı olmasının bir etkisi olarak diyalogların iyi olmadığını söyleyebilirim. Özellikle son kısımlardaki diyaloglar bana kitabın havasına aykırı geldi, çünkü bu bölümler kitabın masalsı havasını bir anlamda ikna etme çabasına dönüştürüyor, yazar bizi ikna etmeye çalıştığı için diyaloglar ikna gayreti güden bir cümleler dizisine dönüşüyor. Bana göre bu, eserin bütünlüğünü zedeleyebilen bir mesele. Bana da öyle gelmiş olabilir elbette, eserin edebiyat çevreleri tarafından çok önemsendiğini biliyorum. Bu bölümleri bol nemli bir ortamda okuduğum için pek sevemeden okumuş olabilirim. Ancak genel olarak bakıldığında çok şaşırtıcı, çok güzel bir eser olduğunu da söyleyebilirim. Yazarın diğer eserlerine de göz attım, ve galiba ilk kitaptakilerle bağlantılı kitaplar, hikâyeler söz konusu. Yoksa İhsan Oktay Anar bambaşka bir evren mi kuruyor bu kitaplarıyla, ve bu eserlerdeki karakterler birden fazla eserde yaşamaya devam mı ediyor? En çok Suskunlar ve Amat adlı eserleri merak ediyorum, zira yayınlandıkları dönemde başyapıt oldukları şeklinde yorumlar okuduğumu hatırlıyorum...

Puslu Kıtalar Atlası'nı herkese öneririm. Zafer'e de teşekkürler:)
Ve kitap biter..
Sevgili okur kitabın adında bahsi geçen puslu bir yolculuğa çıkmaya hazır ol. Zira daha önce böylesi fantastik bir yolculuğa çıktığımı kendi adıma hatırlamıyorum.

Kitabın her bölümü adeta farklı bir masal kapısına açılan kapılar gibi,kesinlikle hangi kapının nereye açılacağını tahmin edemiyor olayları kestiremiyorsunuz.

Kitabın İçeriğini okuyup kendiniz görün istediğim için Uzun Ihsan Efendi'nin hikayesine değinmeyeceğim. Yalnız bazı bölümlerde buram, buram Varlık felsefesiyle sizi karşılıyor. Bazı bölümlerde kafa yakan ,bazı bazı yerlerde kafa açan çoğunluğu farsça ,arapça sözcüklerden oluşmasına rağmen çok nadir sözlüğe bakma gereği uyandıran bana göre şahane bir kitap. Hani o bayılarak okuduğumuz Harry Potter'dan fazlası var eksiği yok,o bayılarak takip ettiğimiz Westworld'den kat kat etkileyici vurucu ve öğretici.

Hele hele Ihsan Bey'in dilimize kitapla bıraktığı muazzam bir ismi var ki ben söylerken acayip keyif aldım.
'Rendekâr..'
Sevgili yazarımız bu isimle Rene Descartes'e ara ara atıflarda bulunuyor.
Uzun lafın kısası bu fantastik, felsefik,dramatik, nevrotik yolculuğa çıkma vaktidir..
Şimdiden Keyifli okumalar.
"Dünya bir düştür, dünya bir masaldır."

Uzun İhsan'ın yazmış olduğu kitabı oğlu Bünyamin'in bulmasıyla puslu masalımız başlıyor.Bünyamin kitabı okumaya başladıktan sonra garip bir şekilde kitapta yazılanları yaşadığını görür.Ama kitapta yazıldığı için mi yaşıyordur yoksa olayları yaşadığı için mi bunlar kitaba yazılmıştır, bilememektedir.Kitabın konusu biraz karışık gibi görünmekteysede okudukça düğümler çözülüyor.Hikaye içinde hikayeler...

İhsan Oktay Anar'ın hayalgücü,olaylari kurgulayışı ve sunuşu, masalsı anlatımı insanı düş ve gerçekler arasinda dolaştırması mükemmeldi.

Kitap sanılanın aksine tarihi bir roman değil.Tarih, felsefe ve bilimin iç içe geçtiği fantastik bir roman.Anar tarihi fon olarak kullanmış romanda.

Yazarın okuduğum ilk kitabı ve muhtemelen diğer kitaplarını da okuyacağım. Kitapta Osmanlıca kelimelerin fazlalılığı dilini ve anlatımını zorlaştırmamış aksine hikayeye ayrı bir hava katmış.Yazar, Osmanlıca ve eski Türkçe kelimeleri kullanarak yeni bir dil yaratmış.Bu dili öğrenmek için ilk 20-30 sayfa zorlanıyorsunuz ama dili öğrenince anlatım akıp gidiyor.Ayrica olaylari kurgulamasi da yazarimizin ayri bir yeteneği gibi gözüküyor.Kendine has bir mizahi anlatımı olduğu da kesin.Yazarimiz bu kitabi 32 yasinda yazmış. İlerleyen zamanlarda Türk Edebiyatina güzel eserler verecegini düşünüyorum.

Türk romanlari icinde böyle fantastik bir eser daha önce okuduğumu hatirlamiyorum.Son dönem Türk yazarlarina bakildigi zaman, İhsan Oktay Anar gibi yazarlarin olması insani umutlandırıyor.Kesinlikle okuyun derim.
Fantastik bir tarihi roman. Kitabın her bölümünün başında farklı bir karakter, ilginç bir olay ve bu olayın ana olaya bir şekilde iliştirildiğini görmek, güzel bir tat bırakıyor okurun dimağında.
Osmanlı zamanında saray dışındaki halkın günlük yaşamına dair çok detay içeriyor. Mekana ve zamana dair çok ince detaylar var. Böyle bir romanı ancak orada yaşayan biri yazabilir diye düşünüyor insan. Halbuki yazar kitabı yazarken 32 yaşındaymış.
Kitabın dili ise özellikle ilk sayfalarda biraz ağır. Sözlüksüz okumak zor. Fakat sonradan düzeliyor.
Ana olayın kendisi güçlü değil, fakat ayrıntılı tasvirlerinden dolayı tarihi, akıcı ve ilginç bir kitap okumak istiyorsanız öneririm.
-Bir de hep, "Osmanlı'da dilenciler yoktu" deniliyordu, bildiğin loncaları bile varmış ya. :)-
Puslu Kıtalar Atlası okuduğum ilk İhsan Oktay Anar kitabı. Kitaba başlarken çok büyük bir beklenti ile başlamıştım, kitabın bana çok ilginç geleceğini düşünüyordum ve beni alıp masalsı bir dünyaya götürmesini bekliyordum ancak bu beklentilerimin gerçekleştiğini söyleyemeyeceğim. Kötü bir kitap mı okudum, tabii ki hayır, ama Puslu Kıtalar Atlası çok beğendiğim kitaplar arasına da dahil olamadı maalesef. Tabii kitabın yazarı olan İhsan Oktay Anar'ın bu kitabı dikkat çekici bir tarih, felsefe birikimiyle yazdığı aşikar ancak bunlar da benim bir kitabı beğenmem için tek başına yeterli unsurlar değil.

Puslu Kıtalar Atlası'nda temel olarak Uzun İhsan Efendi ve oğlu Bünyamin'i görüyoruz. Dünyayı dolaşmak isteyen ve bunu zihninde gerçekleştiren Uzun İhsan Efendi gördüklerini satırlara döküyor ve okuduğumuz kitaba da ismini veren bu kitabı, oğlu Bünyamin'e veriyor. Bünyamin bu olayın ardından çıktığı macerada bir şey fark ediyor: Yaşadığı her şeyin öncesinde bu kitabın cümleleri arasına yazıldığını.

Puslu Kıtalar Atlası güzel başladı, özellikle ilk 50, 60 sayfayı beğendim ancak bundan sonrasında sıkılmaya başladım. Elbet bir yer beni çok etkileyecek, etkileyecek, etkileyecek diye beklerken kitabın sonuna geldim. Kitapta ele alınan konu da güzeldi yani arka kapağı okuduğumda konu ilgimi çekmişti. Fakat bu konunun yazar tarafından ele alınışını ve olayların kurgulanışı sevemedim. Kitaba dair beğendiğim bir diğer nokta sayfalara serpiştirilmiş felsefik düşünceler ve konuşmalardı. Bu diyaloglardan özellikle birini çok beğendim, ki o da kitaptaki bir diğer karakter olan Ebrehe'nin Bünyamin'e anlattığı ve temelde "para" üzerine olan bir hikayeyi konu alıyordu.

Puslu Kıtalar Atlası'nda bana göre çok fazla karakter ve mekan var. Bölümlerin başlangıcında bir anda kendinizi başka bir şehirde, hiç tanımadığınız birine dair bir şeyler okurken buluyorsunuz, bu durum hoşuma gitmedi. Yazar bir sürü farklı çevreyi, karakteri alıp bir olaya bağlama çabası içine girmiş gibi hissettim. Yani iki üç olayın, sonrasında kitabın ana temasına bağlanması kabul edilebilir ama bundan daha fazla olay bir araya getirilip ucunun da asıl olaya çıkması istenince bu, kitabı bu açıdan itici hale getirebiliyor benim fikrimce. Kitapta saçma bulduğum birkaç yer de oldu. Sadece örnek olması açısından söylüyorum: Küçük bir çocuğun yanına birkaç çocuk daha alarak bir çete kurması ve şehrin birçok yerinde ses getiren olaylar çıkarmaları bana biraz zorlama geldi.

Genel olarak baktığımda olumlu-olumsuz yönler açısından asıl düşündüğüm şey şu oldu: Kitabı okuyup bitirdim ve Türk romancılığında gerçekdışılığı pek sevemediğimi ve bunun bana hitap etmediğini fark ettim. Bir kitap okuyup bunu söylemek doğru olmayabilir ama zaten edebiyatımız da daha çok gerçekçilik üzerine kurulu. Sonuç itibariyle -çok büyük bir kitlenin aksine- Puslu Kıtalar Atlası'nı beğendiğimi söyleyemem. Anar'ın başka kitaplarını okur muyum bilmiyorum ancak okusam bile yakın zamanda olmayacağı kesin.
“ Aslında seni görüp duymaktan da öte, hem seni, hem de içinde yaşadığın dünyayı düşünüyorum. “
İhsan Oktay Anar
Sayfa 127 - İletişim Yayınları
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.
Yaşanılananlar, görülenler ve ögrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı.
İhsan Oktay Anar
Sayfa 91 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Puslu Kıtalar Atlası
Baskı tarihi:
1995
Sayfa sayısı:
238
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704723
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Bir “ilk kitap”, Türkçe edebiyatta yeni ve pırıltılı bir yazar... “Yeniçeriler kapıyı zorlarken” düşler üstüne düşüncelere dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yeni kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir: “Dünya bir düştür. Evet, dünya... Ah! Evet, dünya bir masaldır.” Geçmiş üzerine, dünya hali üzerine, düşler ve “puslu kıtalar” üzerine bir roman. Hulki Aktunç’un önsözüyle...

Kitabı okuyanlar 4.753 okur

  • Haldun Lenger
  • Röynald de bağcılar
  • merve büyük
  • Fırat Koç
  • Saat3olmus
  • OnceKelimeVardı
  • Eylül Türk
  • Fevziye Ala
  • Arif kılınç
  • BA87

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.1
14-17 Yaş
%3.6
18-24 Yaş
%20.8
25-34 Yaş
%34.6
35-44 Yaş
%24.3
45-54 Yaş
%6.1
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%58.4
Erkek
%41.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%38.1 (698)
9
%29.1 (533)
8
%18.7 (343)
7
%8.1 (148)
6
%2.9 (53)
5
%1.5 (28)
4
%0.4 (8)
3
%0.7 (13)
2
%0.3 (6)
1
%0.2 (4)

Kitabın sıralamaları