·
Okunma
·
Beğeni
·
151,2bin
Gösterim
Adı:
Puslu Kıtalar Atlası
Baskı tarihi:
Nisan 2020
Sayfa sayısı:
238
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704723
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Puslu Kıtalar Atlası
Puslu Kıtalar Atlası
Yeniçeriler kapıyı zorlarken, Uzun İhsan Efendi hala malum konuyu düşünüyor, fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu...
Rendekar doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öyleyse varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam ersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar. Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, düşlediğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece, o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın, beni düşlediğini düşlüyorum. Öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.

Kapı kırıldığında Uzun İhsan Efendi kitabı kapadı. Az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları geçirdi: Dünya bir düştür. Evet, dünya... Ah! Evet, dünya bir masaldır.
238 syf.
·Puan vermedi
Ve geldim. Buradayım. Duran zamanı tekrar akıtmaya yeni ussal yolculuklara geldim. Bu ussal yolculuklarda da eskilerinde olduğu gibi yine tüm dostlarımın yanımda olacaklarından şüphem yok. Kah ilham vererek kah bildiklerini anlatarak. Hem hep beraber hem tek başıma. Hem tek başına hem hep beraber nasıl mı olur? Uzun İhsan Efendi’ye sorarsanız olur. Elbet bana da anlattı nasıl olacağını. Bulmuşum fırsatı kaçırır mıyım? Bende size anlatacağım dilimin döndüğü kadar. Epey bir karışıktı anlattıkları bide komikki adam hiç sormayın.

Uzun İhsan Efendi ile Fi tarihinde İstanbul’da buluştuk. Bende bir şaşkınlık. Yahu nasıl olmasın. Evvela bir kültür çatışması yaşadık sonra lisan. Etrafta yeniçeriler, paşalar, padişahlar, oynayan ayılar, hırsız maymunlar, kerpetenle diş çekenler daha neler neler. Gidinde bir görün oraları. Bir cümbüş bir şamata. Tehlikeli yanları da yok değil tabi. Hiç beklemediğiniz bir an da kendinizi teşkilat-ı mahsusiyenin sırlar odasında bulabilirsiniz. Eee olsun o kadar o da işin cilvesi değil mi?

Birazda Uzun İhsan Efendi’den bahsetmeli. Uzun İhsan Efendi enteresan adam. Dünyayı keşfediyor ama yattığı yerden. Sonra ahbabı var Arap İhsan harbi delikanlı adam. Birde Bünyamin var Uzun İhsan Efendi’nin oğlu. Başına gelmeyen kalmadı garibanın. Esas kahraman da o zaten. Bir kafa var çocuk da zehir gibi. Bunlar benim aklımda kalanları bir o kadar daha var. Hepsi de birbirinden enteresan. Türlü türlü adamlar türlü türlü olaylar. Hiçbirimizin hayaline bile gelmeyecek cinsten. Rüyalarınız burada ki olaylar yanında daha gerçekçi kalır desem?

Beraber gezdik dolaştık anlattı, anlattı bazen de yaşattı Uzun İhsan. Diyor ki, Descartes yanılıyor düşünüyorum öyleyse varım değil, ben düşünüyorsam siz varsınız. Ben düşünmezsem yoksunuz. Hepiniz birer düşten ibaretsiniz.

Benim aklımdaysa şu var; dünya bir hiçlikten mi yaratıldı gerçekten? Bir yerlerde de okumuştum, dünyadaki tüm altınların içerisinde ki boşluğu çıkartırsak bir yüzük kadar kalırmış, dünya boşluktan ibaretmiş. Bana sorarsanız, fiziki olarak düşündüğümüzde haklı olabilir hepsi ama ya nesnelere yüklediğimiz anlamlar?

İşte yolculuğumuz konuştuklarımız bu kadar. Ben çok sevdim kendisini anlattıklarını. Umarım bir gün sizin de yolunuz kesişir kendisiyle. Yaşadığı döneme gider o ilginç adamları tanır fantastik olaylara tanık olursunuz.

İncelememi bitirmeden bir Descartes eleştirisi de benden gelsin. Leyla ile Mecnun dizisinin gönlümüzde taht kuran İsmail Abisinin repliği ile ‘Ağaçlarda varlar ama düşündüklerini, hiç zannetmiyorum Mecnun.’.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
238 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10 puan
ALLAH SİZİ TEZ ZAMANDA SEVDİĞİNİZE KAVUŞTURSUN 1K’NIN MÜDAVİMLERİ :))))

Dilenciler diyarından geçerken herkesin ilk duymak istediği duayı alıp geldim . :)

Dün gece rüyamda köpeğim bütün tüylerini dökmüştü ve iyileşebilmek için dersini değiştirmesi gerektiğini söyledi bana ( evet konuştu) ve kafasından başlayarak tıpkı soyunur gibi yıpranmış ve kelleşmiş derisini çıkardı bedeninden, kanamadı derisi ve acı çekmedi. ( Rüya yorabilenler bir el atarlarsa Allah ne muratları varsa versin... )

Bakalım elimizde neler var?
Rüyalar,hayaller, istihareler,zihinler,kehanetler, kıyamet, dabbetü’l azrz, meczuplar, metruklar...ha bir de Einstein’ın izafiyet teorisi :)

NE DEMİŞTİ HAYYAM:
“Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.”

Bu kitap da tamamen (zihnin ürünü ) bir yanılsamadır. Düşündüğünüz sürece var, elinizden bıraktığınız ve düşünmediğiniz an yok.
Uzun İhsan Efendi olmasa ne ben, ne siz ,ne İhsan Oktay Anar , ne Puslu Kıtalar Atlası var... :)
Onun zihnidir bizi var eden...

Pusulalarınızı alın, sisli ve gizemli bir yolculuğa çıkıyoruz , kaybolursunuz benden söylemesi çünkü elimizde sadece İhsan’ın rüyada çizdiği bir dünya atlası var!

Düşler ve sisler içinde , yeraltında geçen hayatlara,
kökü yukarda ağaçlara, ejderha iskeletlerine, Nuh’un gemisine tüm pusulaların gösterdiği mıknatıs mağaralara , afyonlu uykulara , dilencilerin teşkilatına , Konstantiniye’ye uzanan bir yolculuk bu.
Sırlarla dolu dünyayı anlamaya çalışan ve bu merakın peşinden sürüklenen insanların öyküsü...
Bir Kehanet Aynası’ında
kıyametin ne zaman kopacağını gören insanın kıyametten kaçmak için zaman makinesi yapma azminin ve sonsuz hayatı elde etmeye adanan ömrün...

Birbirinden renkli kahramanlarla örülü bir rüyada , hayalle hakikati ayırmak kolay olmadı çünkü masal içinde masal gibiydi bu yolculuk ( Marquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık’ındaki büyülü dünyaya yeniden inmek gibiydi.)

Bu büyülü gerçekçi romandaki tüm kahramanlar sembolizasyon yoluyla karakterlerleriyle örtüşen isimlerle karşımıza çıkıyor.
Kendimce 3 kişiyi seçtim:

Uzun İhsan( iyilik) Efendi [Bir Dünya Haritası çizer ve bunun için diyar diyar gezmenin çok zahmetli olduğunu düşünerek istihareye yatar kolay yoldan. :) , ismi gibi iyi bir insandır.]

Ebrehe ( Kabeyi yıkmaya gelen kafir) Sonsuz hayatı elde etmeye çalışan kötü adam .:) Hareketin karşıtı,durmak değil;karşı harekettir savıyla zamanı geriye çevirmenin yolunu yani zamanı tersine çevirmenin formülünü bulma peşindedir.
Saatin akrebi sonsuz hıza ulaştığında akrebin durduğu da söylenebilir yani hareket yoksa zaman da yoktur teorisiyle zamanda geriye dönmek için gözünü kırpmadan gerekirse dünyayı satmaya hazırdır. [Sebebi kıyametten kaçmaktır :))) , çünkü günahlarının çokluğundan kendisi bile ürkmektedir.]

Dertli ; kendisini tam 6 kez yıldırım çarpmış ;bu çarpma sonucunda saçları, kaşları, kirpikleri, sakalı yanmıştır ve tepesinde bir yağmur bulutu elinde yıldırımla gezen bir uğursuzdur :))
( Bu sembolizasyon Şinasi’nin yazdığı Türk edebiyatının ilk tiyatrosu Şair Evlenmesi’nde de vardır. Orda en çok İmam Ebu’l Laklaka’ ya gülmüştüm . Gevezelerin babası ) :))

Eğer iyi okuyucu olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu kitabı okumadıysanız bir daha düşünün diyeceğim.
Tek üzüntüm bu zamana dek okumamış olmam...
Geç kalmışım ...

Son söz: Türk edebiyatının bu son döneminde böyle usta bir yazarıyla tanışmak beni gururlandırdı.Anar’ın 1995’te yazdığı ilk romanmış ve pek çok dile çevrilmiş.Bu yazıyı sonuna dek okuyanlara Allah dünyanın en prestijli ödülü olan Oscar ödül töreninde, en azından en iyi yönetmen ödülüne aday gösterilmeyi nasip etsin...
Bağdat Kütüphanesi gibi bir kitaplığa sahip olmayı,
ve güzeli ararken başka bir güzeli bulmayı nasip etsin... :)))))
238 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
İlk defa İhsan Oktay Anar okudum ve yazarın üslubunu ve kitabın kurgunu beğendim.Daha ilk sayfalarda yazarın ustalığı belli oluyordu.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM:


1.Herşeyden önce bu kitap tarihi bir roman değil,bana göre fantastik bir roman.Bu konuda itirazlar gelebilir ama dikkatle okunursa yazarın kendisi diyor romanında,bu bir düştü,sen benim düşümdesin,sen ben zihnimin ürünüsün...gibi ifadelerle yazdığı eserin tamamen fantastik bir kurgu olduğuna işaret ediyor.Rüyalara gönderme de cabası.


2.Ülkemizde düşle gerçeğin iç içe geçtiği nitelikli bir esere pek rastlamadım,Tanpınar'ın ustaca yazdığı Hikayeler dışında.Bu konuda yazar çok başarılı,kitabı okurken bir yandan hep düşündüm olayları nereye bağlayacak diye.Olayların bağlanma şekli kusursuza yakındı.Birbirinden farklı karakterleri kitabın bütünlüğünü içinde eritme liyakatla yapılmış.Ülkemizde buna benzer fantastik bir eser eksikliğini gideren yazara teşekkür ediyorum ülkemiz adına.


3.Kitabın içeriği çok zengin,atmosferi harika.Renkli kişiliklere renkli mekanlara yer vermesi birbirinden farklı karaktelere yer vermesi çok güzel.


4 BU KISIM SPOİLER İÇERİR !.Sofie'nin Dünyası kitabını örnek alması ve ana kurguyu onun üstüne kurması zayıflık.Yazarın,yazdığı eserin içine dahil olup UZUN İHSAN EFENDİ vasıtası kendi zihninde yazdığı karakterlerle sohbet etmesi (BÜNYAMİN) eseri güçlü kılmış ama taklit olması,özgün olmaması kötü olmuş.Bu konuşma Sofie'nin Dünyası kitabında da ona çok benzer şekilde vardı.Yazarın kurguyu yazarken bu esere aşırı bağlı kalması onun özgünlüğünü zedeleyen bir tutum.


5.Karakterlerin psikolojilerine neredeyse hiç yer vermemesini edebiyat açısından eksiklik olarak gördüm.


6.Kitap çok akıcı şekilde yazılmış,herkesin okuyup anlayabileceği kadar basit yazılmış.Yazarın her seviyede okuyucunun anlayabileceği kadar yazması yani herkese hitap eden bir eser miras bırakması takdire şayan.


7.Yazarın dili çok hafif,kitabın anlaşılması da okunması da hiç zor değil.Ayrıca bazı okuyucuların dediği gibi kitaptaki sözlükler hiç de zor değil kelimeler bilinmese bile cümleninin anlamından rahatlıkla anlaşılır çoğu,bu konuda hiç zorlanmadım.Şahsen bana eski kelimeler ile yazılmış A.HAMDİ TANPINAR eserlerinden kullanılan kelimeleri anlamak bana çok daha zor gelmişti.


8.Kitap bence felsefe anlamında çok parlak değil,düş içinde düş,yazarın zihninde kendi yazdıklarına gönderme,rüyalar ve varoluş sorgulaması güzel.Ama yeterli mi pek değil bana göre.Yazar alt metinlerle vermek istediği mesajları destekliyor ama yine de düşünce anlamında biraz eksik kalmış.Şimdi bu yazdığıma itiraz edeceklere şimdiden cevabım;DAVA,ŞATO,DÖNÜŞÜM başlı başına varoluş sorgulaması yapan KAFKA'nın en değerli kitaplarıdır,sadece KAFKA'NIN mı ? Hayır.Dünya edebiyatında en iyiler arasında gösterilir bu benzersiz eserler.


9.Türkiye'nin bana göre en iyi yazarları (okuduğum yazarlar arasında) Oğuz ATAY ve A.Hamdi TANPINAR eserleridir.Bu yazarların yazdıkları eserlerinde sadece kurgu yönünden,karakter psikolojilierini de yani karakterleri de aynen gerçek hayattaki gibi bütün duygusal ve mantıki benliklerine inen yazarlardır.Bu sitede bazı kişiler Oğuz ATAY eserleri ile kıyaslamaya kalkmış onlara hiç katılmıyorum.TEHLİKELİ OYUNLAR kitabı da TUTUNAMAYANLAR'DA edebiyatımızda zirve yapmış kitaplardır Ayrıca TANPINAR'IN benzersiz eseri SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ dahil.Kurgu yönünden de edebiyat zenginliği anlamında da bu kitapla pek bir alakası yok o üç kitabı ancak dünya edebiyatın zirve kitaplarından biri KAFKA'NIN şaheseri DAVA gibi kitaplarla kıyaslayabilirsin.


10.Ülkemizde yazılan şu an için benzersiz eseri herkese tavsiye edebilirim,Sağlam,güzel ve nitelikli bir eser.Ama bu kurgudan bu büyülü dünyadan çok daha üstün bir eser yazılabilirdi.Ama yazara çok güveniyorum çok çok daha iyisini yazabilir ilerde belki Türk Edebiyatında zirve yapan eserler arasında yer alır yazarın ilerde yazacağı kitap,bir SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ gibi ya da TUTUNAMAYANLAR gibi...
238 syf.
·10/10 puan
Merhabalar İhsan Oktay Anar’ın en başarılı ve beğendiğim kitabı olan Puslu Kıtalar Atlası’nı okurken heyecan içinde okumuştum.Kitapta tarih,coğrafya,felsefe ve imgelerin kullandırdığı muhteşem bir fantastik roman.En beğendiğim özelliği olan olaylar arasındaki bağlantılar çok iyi ve oradan atlasa gerçek hikayeden kopmuyorsunuz.Bu eser ve diğer eserlerinden de anlayacağımız gibi bu konularda bilgili ve bilgisini ustaca kullanan bir yazar.Terim anlamlara biraz fazlaca yer vermesine rağmen hiç akıcılığı bozulmadan okuyabiliyorsunuz.Konu olarak ise Osmanlı Devleti döneminde yaşayan Uzun İhsan ve oğlu Bünyamin’in macera dolu yaşantısı anlatılmaktadır.Uzun İhsan Bünyamin’e dünya atlası vermesiyle her şey başlar.Hayatında karşılaşabileceği her şey yazılmıştır.Yeniçeriler,İstanbul,Esirler ve Sırlar gibi konular yer almaktadır.Genelde tarihi kitapları çok sevmem ama bu kitabı çok beğendim ve tekrardan da okuyacağım.En beğendiğim alıntı ;
“Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim?”
Keyifli Okumalar Dilerim
238 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Merhaba sevgili okurlar,

İhsan Oktay Anar'ın okuduğum ikinci kitabı. İlki Suskunlar'dı. Her iki kitabı da beğenerek okudum ancak, Anar okuyanlar bilir, biraz zorlandım. İhsan Oktay Anar, eserlerinde Osmanlıca kelimeleri çok fazla kullanıyor. Tek bir sayfada en az 10 defa internete bakıyor ve her bir cümleyi tekrar tekrar okuyordum. Bu durum biraz yorucu ve açıkçası insan bazen okumaya devam etmek istemiyor. Evet, bu kadar olumsuz yorum yeter.

Kitabın içeriğine gelecek olursak (spoiler içerir) Ebrehe (Büyük Efendi), kıyametin kopacağı zamanı bilen bir aynayı ele geçirir. Kıyamet dehşetinden kurtulmak için bir çözüm yolu olduğuna inanır. Kara metal bir paranın peşine düşer. Ebrehe, Teşkilat-ı Humayun'un başındaki kişidir. Teşkilat-ı Humayun, Osmanlının casuslar birliğidir. Savaşlarda, savaş öncesi ve sonrasında tüm gizli bilgileri padişaha iletirler. Başa gelen padişah dışında hiç kimse bu ajanların varlığından haberdar değil. Kimisi sarayda bir asker, kimisi çarşıda bir esnaf, kimisi kör bir dilenci. Ebrehe bu teşkilatın başına geçtikten sonra, bazı sebeplerden dolayı padişahla irtibatı kesilir, burayı artık kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmeye başlar.
Kitabın başında Haliç'e bir yenilmez dev edasıyla giren Arap İhsan'dan hiç bahsedilmiyor. Ana karakterin o olduğunu sanmıştım. Arap İhsan'ın aksine ilk girişte bana pasif gelen Uzun İhsan ise kitabın kilit noktası. Uzun İhsan'ın "Düşler Alemi". Uzun İhsan'a göre, aslında hepimiz kendisinin düşlerinde yaşıyoruz. Onun düşü olmasa biz de yokuz, o düşlediği için biz varız. Burada yazar; Descartes'in "Düşünüyorum, o halde varım." cümlesini çok farklı bir biçimde ele almış.
Kitabın en çok betimlemelerini beğendim. Dilencilik, lağımcılık, çocuk kalbi ve inadı, Vardapet'in rezil olma anı... Hepsi ince ince anlatılmış. Misal; dilenciliği öyle bir anlatmış ki, insanın dilenci olası geliyor. :)
Sözün özü; Osmanlıca kelimelerin yoğunlukta olduğu bu kitabı yorulmadan, sıkılmadan, gocunmadan, erinmeden araştırmayı seven, kendine güvenen macera severler keyifle okuyacaktırlar.

Keyifli okumalar.
Kitapla kalın.
238 syf.
·3 günde
Bugüne kadar birçok tarihi roman okudum. Kemal Tahir’den, Tarık Buğra, Orhan Pamuk, Reha Çamuroğlu, İskender Pala’ya kadar. Her bir yazarın romanlarından ayrı ayrı tat aldım. Her bir yazar olay ve hadiselerin geçtiği tarihleri, o tarihlerde şehirlerin yerleşim şekilleri, binaları, okulları, hastaneleri; toplumların ekonomik, sosyal, siyasi, kültürel, dini hayatını; o toplumlarda yaşayan insanların günlük yaşamlarını, umutlarını, umutsuzluklarını, sevinçlerini, mutluluklarını, hüzünlerini, acılarını, ıstıraplarını kendilerine özgü muhteşem üsluplarıyla bizlere aktarıyor. Çoğu zaman tarih kitaplarının sayfalarında okuyamadığımız sıradan insanların, farklı meslek erbabının, ilim ve din adamlarının, devlet ricalinin, askerlerin, kralların, hükümdarların kimliklerini, kişiliklerini, huy ve mizaçlarını, karakterlerini, fiziksel özelliklerini bu yazarların eserlerinden okuyarak insanların “kendilerine” dokunabiliyorsunuz.
• • •
İhsan Oktay Anar’ın, “Puslu Kıtalar Atlası” ise bu tatların üzerine ayrı bir tat oldu benim için. Zira yazar, birçok tarihi romanın aksine romanın kahramanı Uzun İhsan Efendi’nin, “Dünya bir düştür” tezi üzerinden “gerçekle” “düş” arasında ince bir çizgide yürütüyor sizi. Romanda bu “düş”ün kahramanı ise Bünyamin’dir. Babası, Simyacı’daki koyun çobanı örneğinde olduğu gibi eline düşlerinde kaleme aldığı “Puslu Kıtalar Atlası”nı verir ve “Sana izin veriyorum, git. Git benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun binbir halinden korkma” der. Bunun yanında atlası, “Daima yanında taşı ve atıldığın bu macerada yolunu kaybedecek olursan bu düş atlasının sayfalarını karıştırabilirsin. Fakat kendini sakın kaptırma. Adına Dünya dediğimiz kitabı oku” der. Babasının “düş”lerine “şahit” olmak üzere Bünyamin lağımcı ocağına yazılır ve kişisel menkıbesini gerçekleştirmek üzere maceraya atılır.
• • •
Tarihi, felsefi, fantastik özellikler taşıyan romanın rivayet ve masalları Bünyamin’in maceralarıyla sizi öyle bir kavrıyor ki anlatılan olay ve hadiselerin gerçek olup olmadığını sorgulamaya dahi zaman bulamıyorsunuz. Çünkü anlatılanlar sizi bir yandan “düş”ler dünyasında dolaştırırken, bir yandan hem güldürüyor hem eğlendiriyor. Anlatılan masallarla gülüp eğlenirken sizin derinlemesine düşünmenize, olay ve hadiselerin ruhuna nüfuz etmenize izin vermiyor. Hayalle gerçek, gerçekle kurgu arasında gidip geliyorsunuz.
• • •
Romandaki rivayet, hikâye ve masalları okurken kendinizi salıncakta sallanan bir çocuk gibi hissediyorsunuz. Kendinizi umarsız, kaygısız, dingin, korumasız bir şekilde bırakıyorsunuz yazarın kollarına, çocukların kendilerini boşluğa bıraktığı gibi. Okudukça içinizde bazen bir tuhaflık, bazen de bir coşkunluk hissediyorsunuz. Bu nedenle romanın her bir satırını okurken teyakkuzu elden bırakmamalısınız. “Gerçek”le “düş” arasındaki ince çizgide yürürken kitabın her bir rivayet, hikâye ve masalının büyüsüne kapılarak bir ilizyonun yaşamamak için sürekli okuduklarınızı sorgulamalısınız.
• • •
Bunun için Puslu Kıtalar Atlası’nın gerçek kahramanlarını bir sayfaya not ederek okuyabilirsiniz romanı. Dayı İhsan Efendi’den başlayarak, özellikle yeğen Uzun İhsan Efendi, oğlu Bünyamin’i, Alibaz’ı, Kubelik’i, Vardapet’i, casus Zülfiyar’ı, Büyük Efendi’yi, Hınzıryedi’yi… Bu şahsiyetlerin hikâyelerini, karakterlerini, huylarını, mizaçlarını, mesleklerini “düş”leriyle birlikte zihninizin bir köşesinde sürekli hazır ve nazır tutmak için bu iyi bir yol olabilir diye düşünüyorum. Özellikle kitabı okurken yavaş yavaş, anlatılan rivayet, masal, hikâye, olay hadiseleri zihninizde ve ruhunuzda duyumsaya duyumsaya, gerçekle kurgu arasında gel-git yapa yapa okuyun derim.
• • •
Ne diyeyim zihnim hala kitabın kahramanlarında, rivayetlerinde, masallarında, hikâyelerinde… Her bir satırını okurken kalbimde ve zihnimde beliren duygularımda; hüzünlerimde, gülmelerimde, hayretten hayrete düşmelerimde… Yazarının ince zekâsında, akıcı ve kavrayıcı dilinde, derin tarihi, felsefi ve sosyolojik bilgi birikiminde… Puslu Kıtalar Atlası bir kez değil, birçok kez okunmayı hak ediyor bence…
238 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Şahsen hiç Istanbul'u gezmedim merak ettiğim şehirlerden.(bu da Istanbul'da yaşayan arkadaşlara ufak bir gönderme) Kitap beni gezdirmiş kadar oldu sağ olsun Eski Istanbul'u hem de oturduğum yerden. :)

1995'te yazılmış, Türk Edebiyatına yeni bir çığır açmış. İhsan Oktay Anar'a ilk kitabı olmasına rağmen ödüller kazandırmış.

Farklı dillere çevrilmiş İngilizce, Fransızca, Macarca ve Korece gibi. Kürtçesi de var mı diye araştırırken bunlara ulaştım.

 Osmanlı'nın sosyolojik yapısına ait detaylar, harika bir kurgu, özgün hikayeler, Arap İhsan, Vardapet, Kubelik, Alibaz, Uzun İhsan Efendi gibi değişik karakter isimleri, gözünüzü kapatıp canlandırabileceğiniz kadar sağlam betimlemeler, az da olsa mizah, akıcılık... evet evet hepsi ve daha fazlası  "Puslu Kıtalar Atlası"nda mevcut.

Tarihi bir kitap kategorisine koyamam ama tarih barındırıyor bunun yanında felsefe, bilim, tıp, askerlerlik ve din konularına da değiniyor.

Kesinlikle tavsiye ederim ayrıca bana tavsiye eden arkadaşıma da burdan teşekkürlerimi iletiyorum.


Keyifli okumalar...
238 syf.
·27 günde·Beğendi·9/10 puan
İhsan Oktay Onar'ın bu muhteşem kitabında tek eksik olan bir sözlük. Bu kitap kelime dağarcığınızı geliştiriyor...
İhsan bey'in bu kadar kelimeyi nasıl öğrendiğini merak ediyorum doğrusu. Bir elimde kitap, Bir elimde tablet. Tableti sözlük olarak kullanıyorum. Şu an itibari ile 10 sayfalık bir sözlüğüm oldu. Bu sebeple bu kitabı bitirmek öyle sandığınız kadar kolay değil. İnternet'te bir kaç kaynakta yer alan sözlüğe yeni kelimeler ekliyorum. Sözlüğü biraz geliştirip resimli hale getirdim ve arka sayfa olarak kullanmaya başladım.
İsteyen olursa sözlüğü paylaşabilirim.
Puslu Kıtalar Atlası daha uzun yıllar üzerinde konuşulabilecek, değerli bir kitap.
Yaşasaydı padişahlar, çatır çatır Osmanlıca konuşurdum diye geçirdim içimden.

Çeşitli sitelerden yararlanarak oluşturduğum, yaklaşık 640 kelimeden oluşan, Puslu Kıtalar Atlası sözlüğü:

• Abanoz: 1. Abanozgillerden, sıcak ülkelerde yetişen, kerestesinden yararlanılan birçok ağacın ortak adı 2. Bu ağacın ağır, sert ve siyah renkli tahtası 3. Koyu, parlak siyah
• Adülkahır: Ödül Kahır olarak da bilinen bu bitki,ülkemizde yetişmez,daha ziyade tropikal iklimlerde,Kuzey Amerika ve Güney Asya bölgelerinde dağlık ve kayalık arazilerde kendiliğinden yetişen bir ağaçtır.Çiçekleri pembe renkte papatya ya benzer.Çok yıllık bir ağaç olup,sürgünleri damarlı ve kahverengi renktedir.
• Abıru: 1.Yüz suyu. 2.Irz, namus, şeref, haysiyet.
• Acem: Araplar'ın kendileri haricindeki yabancılar için kullandığı bu sözcük, Osmanlılar tarafından ise genellikle İranlıları nitelemek için kullanılmıştır. Bu sebepten dolayı Türkçe'ye de İranlı anlamında kullanılan bir sözcük olarak geçmiştir.
• Acuze: Huysuz, yaşlı kadın
• Agâh: 1.Bilen, bilgili 2.Haberli
• Aglaya: (kişi) Ebrehe’nin Bünyamin için aldığı Rus cariyedir.
• Ah minel aşk ve minel garip: Aşktan ve gariplikten
• Ahali: 1. isim Aralarında aynı yerde bulunmaktan başka hiçbir ortak özellik bulunmayan kişilerden oluşan topluluk, halk
• Akarca: Sürekli işleyen çıban, fistül
• Akçe: 1. Küçük gümüş para
• Akletmek: (Akıl etmek) Düşünmek, saymak, anmak, sanmak, tasavvur etmek, zannetmek, aklından geçirmek, planlamak
• Akreb: Akrep burcu
• Aksak: 1. Aksayan, hafifçe topallayan
• Alamet: Belirti, işaret, iz, nişan
• Âlem: Evren
• Alemsattı: Bünyamin’in baş amiridir. Kağıtçıbası, göygoycubaşı, kasidecibaşı ve
• Alet Edavat: Bir el işini veya mekanik bir işi gerçekleştirmek için kullanılan araçlar
• Aleyhillane: Lanet ona
• Ali Said Çelebi: Uzun İhsan Efendi’nin zihninde yasadığına inanan tek kisidir.
• Âlim: Bilgin
• Alimallah: Söylenen bir sözün doğruluğuna inandırmak için "en iyisini Allah bilir" anlamında kullanılan bir söz
Allahumme Ya Vedud: "Allahumme Ya Vedud Ağzını Bağla Dilini Tut" şeklinde okununan bir duadır. Müslüman uydurma ve caiz olmayan dualara yönelmemelidir. Ya Vedud Allah’ın isimlerinden bir tanesidir. Elbette bu isimle dua edilebilir ama meşru olmayacak gayeler için bu esmayı kullanmak asla caiz değildir.
• Alman Ektileri: ???
• Alman Eküleri: ???
• Altar: Tapınaklarda, üzerinde kurban kesilen, günlük yakılan, dinî tören yapılan taş masa, sunak.
• Âmâbaşı: Dilencilerde bir kısım amiri
• Amme Cüzü: 1. Namaz sureleri denilen kısa sureleri içinde bulunduran kuran i kerimin son 20 sayfasina verilen isimdir. 2. Amme Sûresiyle başlayan Kur'ân-ı Kerim'in son cüz'ü.
• Anber: Ada balığının bağırsaklarında toplanan yumuşak, yapışkan ve misk gibi kokan, kül renginde madde. 2. güzel koku. 3. güzellerin saçı.
• Apış Arası: İki bacağın arasında kalan yer.
• Aptes: 1 - Müslümanların, namaz kılabilmek için el, ağız, burun, yüz, kol, ayak yıkama ve başa, enseye ıslak el gezdirme, kulağı temizleme biçiminde yaptıkları arınma.
• Arap İhsan: Kocamustafapasalı Arap İhsan Uzun İhsan Efendi’nin dayısıdır.
• Arkebüz: XV. yüzyılda Fransa'da kullanılmaya başlanan, taşınabilir ateşli silah. // Namludan dolan tüfek.
• Arpacık: Göz silleri enfeksiyonlarından biridir.
• Aruz Vezni: Aruz ölçüsü ya da aruz vezni (Osmanlıca: vezn-i aruz), nazımda uzun veya kısa, kapalı ya da açık hecelerin belli bir düzene göre sıralanarak ahengin sağlandığı ölçü.
• Asesbaşı: Yeniçeri Ocağındaki askerî görevinin yanı sıra, başkentin düzenini korumakla da yükümlü olan yirmi sekizinci ortanın çorbacıbaşısı // Asayiş - Polis Müdürü
• Atlas: Bir konuyu açıklamak için hazırlanmış resim veya levhalardan oluşmuş kitap (TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)
• Aynalı kerteriz: Pusulanın yönü ile hedef nokta arasındaki açıyı gösteren ölçü aleti.
• Ayranı Kabarmak: 1. öfkelenmek, coşmak
• Aza: Vücut parçası, organ
• Azamet: 1. Ululuk, büyüklük
• Azap Kapısı: İstanbulda bir sur kapısı
• Azat: Serbest bırakma,
• Azül Taşı: ???
• "Bab-ı Humayûn: Topkapı Sarayı’nın üç törensel kapısından biri olan ve I. Avlu’ya geçit veren Bâb-ı Hümâyûn, Fatih Sultan Mehmed tarafından 1478 tarihinde yaptırılmıştır. Orijinalinde İki katlı, simetrik, iç ve dış cephe arasında kubbeli bir mekâna sahip olan dikdörtgen planlı kapı, Orta Çağ kalelerini ve iki yanındaki nişlerle Selçuklu yapılarının anıtsal portallerini hatırlatır. İki yanında kapıcı koğuşları yer alır. Üst kat padişahların çeşitli alayları (törenleri) izlediği bir Hünkâr Kasrı olarak kullanılmıştır. Kapının iç ve dış cephelerinde Kur’ân-ı Kerim'den ayetler, Sultan Abdülaziz’in tuğrası ile Ali b. Yahya es-Sufi’nin imzasını taşıyan ve 1478 tarihini veren Arapça bir kitabe yer alır. Bu kitabeyi günümüz diline çevridiğimizde şu cümleler yazılıdır:
“Allahın inayeti ve izniyle, iki kıtanın Sultanı ve iki denizin Hakanı, bu dünyada ve ahirette Allah'ın gölgesi, Doğu’da ve Batı’da Allah’ın gözdesi, karaların ve denizlerin hükümdarı, Kostantinopolis Kalesinin fatihi, Sultan Mehmed Han oğlu Sultan Murad Han oğlu Sultan Mehmed Han, Allah mülkünü ebedi kılsın ve makamını feleğin en parlak yıldızlarının üstüne çıkarsın, Ebu’l-Feth Sultan Mehmed Han’ın emriyle, 883 yılının mübarek Ramazan ayında bu mübarek kalenin temeli atılmış ve sulh ve sükûneti güçlendirmek için yapısı gayet sağlam olarak birleştirilmiştir”
• Balyemez: Kara ve deniz savaşlarında kullanılan, orta çapta, uzun menzilli, tunçtan top
• Balyos: Osmanlı Devlet'inde Frenk ve özellikle Venedik elçilerine verilen ad
• Banlamak: Bağırmak
• Barbut: Zarla oynanan bir kumar türü
• Bareta: (Baret) Küçük takke, papaz takkesi
• Barka: Büyük sandal
• Barkalonga: Eskiden İspanyolların büyük küreklerle kullandıkları gambot sınıfı teknelere denir.
• Başeski: 1. Yeniçeri bölüklerinin en kıdemsiz subayı ve erlerinin en kıdemlisi. 2. Saray ahırı erlerinin en kıdemlisi.
• Başgedikli: En yüksek rütbeli astsubay (Kıdemli Başçavuş)
• Başkarakullukçu: Yeniçeri koğuşlarında ayak hizmetlerini gören yeniçerilerin amiri. Osmanlı ordusunda geri hizmetle görevli bir takım yardımcı askerlerine, yeniçeri teşkilatındaki emir çavuşlarıyla emir erleri ve yeniçeri ağasına bağlı olarak hizmet veren imalathanelerin sanatkar ve çalışanlarına da ‘karakullukçu’ adı veriliyordu.
• Batakçılar: Borcunu ödememeyi alışkanlık edinmiş kimse.
• Bayraktar: Osmanlı askerî örgütünde yeniçeri ve öteki kapıkulu ortaları ile sipahilere, beylerbeyi ve daha başka ümeraya bağlı birliklerin bayraklarını taşıyan kimselere verilen san. 
• Bedesten: Kumaş, mücevher vb. değerli eşyaların alınıp satıldığı kapalı çarşı
• Beher: Her bir 
• Bekçi: (kişi) Yüzyıllardır bir sedir üzerinde uyuyan kişi.
• Beşe: 1. “Baş ağa”dan esinlenme. Büyük erkek evlat, ilk doğan erkek çocuk.
• Bet: Kötü
• Beyeh: Çıkışma bildirmek için kullanılan bir söz
• Beyhude: 1. sıfat Yararsız, anlamsız
• Bezen: (Bezek) Süs
• Bıcılgan: Kadınların meme uçlarında, çocukların ayaklarında, hayvanların ayak parmaklarıyla bileklerinde ter, pislik, çamur v.s. sebeplerden ileri gelen sulu yara.
• Biçare: Çaresiz
• Bileği Taşı: Bıçak, çakı, makas vb. kesici araçları bilemekte kullanılan ince taneli sarı şist (Şist: Kolayca yapraklara ayrılabilen, silisli, alüminli tortul kayaçların genel adı)
• Billur: Kesme cam, kristal
• Binbereket: (kişi) İri memeleri, koca göbeği ve büyük sağrılarıyla devanasını andıran dilenci bir kadındır. Tam yedi sırnaşık çocuğu anaları pozunda dilendiren ve Hınzıryedi’nin bile çekindiği bir kadındır.
Bir eli kan, bir eli katran: Çeşit çeşit kötülükler yapmasıyla tanınmış kişi.
• Bistüri: Neşter.
• Börk: Genellikle hayvan postundan yapılan başlık
• Bucurgat: Vinç
• Bukağı: Ağır cezalıların ayaklarına takılıp ucuna pranga bağlanan demir halka
• Burç: Kale burcu, savunma amaçlı kalelerde savunma etkisini arttırmak ve rahat karşı savunmaya geçebilmek adına inşa edilen kale bölümüdür. Bu yapılar, düz kale surlarının ön cephesine bir çıkıntı oluşturacak şekilde inşa edilir. Buraya konuşlandırılan askerler, herhangi bir saldırı sırasında rahat bir şekilde savunmaya geçer. Tarihte bu yapılar, düşman askerlerinin üzerine kızgın yağ dökmek, taş atmak ve barut ateşlemek için kullanılmıştır.
• Burun otu: Burna çekilen tütün, enfiye
• Buyurgan: Sık sık buyruk veren, buyruk verir gibi konuşan.
• Buyurmak: Bir şeyin yapılmasını veya yapılmamasını kesin olarak söylemek, emretmek
Bünyamin: Kumral bıyıklı, iri gözlü ve ölçülü yüz hatlarıyla yakısıklı bir delikanlı
• Cahil: 1. Öğrenim görmemiş, okumamış
• Camgöz: Takma gözlü.
• Cedi: Oğlak burcu
• Cellat Mezatı: Bir mahkum cellada verildi mi, esvabıyla (giysi) beraber üzerinden çıkan her şey cellatların olurdu; bu eşyalar toplanır ve senede bir veya iki defa büyük bir mezat ile satılır, tutar bedelleri cellatlar arasında taksim edilirdi. Buna «Cellat mezatı» denilirdi.
• Cendere: 1. Pres 2. Bir şeyi sıkmak, ezmek gibi işlerde kullanılan düzenek.
• Cepken: Kolları yırtmaçlı ve uzun, harçla işlenmiş bir tür kısa, yakasız üst giysisi
• Cerahat: İrin toplamış, irinli (mikroplu)
• Ceriha: Yara
• Cevza: İkizler burcu
• Cıvalı zar: Bir yüzü ağır olacak biçimde yapılmış, hileli zar
• Ciharyek: Tavlada zarın 4-1 gelme durumu
• Cühela: Bilgisizler, cahiller
• Cümbüş: 1. isim Eğlence
• Cürmü meşhut: Bir kimseyi suçu işlerken şahitlerle birlikte yakalamak. Çaba göstermek
• Cüz Kesesi: Eskiden mahalle mektebine giden çocukların Elifbâ’larını (alfabe) ve Kur’an cüzlerini koydukları, boyna asılan, kumaştan yapılma kese.
• Çağanak: 1. Çalgılı, neşeli ve gürültülü bir biçimde,
• Çağrışım: 1. isim, ruh bilimi Bir düşünce, görüntü vb.nin bir başkasını hatırlatması 2. Davranışlar, düşünceler ve kavramlar arasında yer ve zaman birliğinin etkisiyle kurulan bağlantılar sonucu, bilinç alanına bunlardan birisi girdiğinde ötekini de bilince çekmesi olayı, tedai
• Çakaralmaz: Basit, ilkel tabanca
• Çakşır: Paça bölümü diz üstünde veya diz altında kalan bir tür erkek şalvarı
• Çalgı: Müzik aleti, çalgı aleti, enstrüman
• Çalık: Yüzünde çıban veya yara yeri olan
• Çeçe Sineği: 1. Uyku hastalığına yol açan trypanosoma gambiense parazitini taşıyan sinek türüdür. 2. İki kanatlılardan, insana uyku hastalığı aşılayan, sinekten büyük bir cins Güney Afrika böceği (Glossina)
• Çekül: Ucuna küçük bir ağırlık bağlanmış iple oluşturulan, yer çekiminin doğrultusunu belirtmek için sarkıtılarak kullanılan bir araç, şakul
• Çeldirme: Yanılmaya yol açmak.
• Çeşmibülbül: 1. Üzeri beyaz, sarmal süsler ve çiçek motifleri ile bezenmiş cam işi. 2. Çeşm-i bülbül (Bülbülün gözü), 18. yüzyılın sonunda III. Selim’in Mevlevi dervişi Mehmet Dede’yi cam tekniklerini öğrenmek için Venedik’e göndermesi sonucunda ortaya çıkmış bir cam işleme sanatıdır.
• Çıkın: Bir beze sarılarak düğümlenmiş küçük bohça, çıkı
• Çiftenara: Birbirine bağlı iki küçük dümbelekten oluşan müzik aleti
• Çolak: Eli veya kolu sakat olan (kimse)
• Çorbacı: Yeniçerilerde bir birlik komutanı. Osmanlı saray teşkilâtında Acemi Ocağı ile Osmanlı ordusunun yaya askerini teşkil eden bölük zabitlerine verilen addır.
• Çuha: Tüysüz, ince, sık dokunmuş yün kumaş
• Dabbetü'L Arz: Dâbbetü'l Arz, İslam eskatolojisinde ahir zamanda (yerden) ortaya çıkacağına inanılan canlı varlıktır.
Eskatoloji İnsanlığın nihai kaderi veya dünya tarihini sonuçlandıran olaylar, daha kaba bir tabirle dünyanın sonu ile ilgilenir.
• Dalkavuk: 1. Kendisine çıkar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse, huluskâr, yağcı, yalaka, yağdanlık, yalpak, yaltak, yaltakçı, kemik yalayıcı, çanak yalayıcı 2. Saraylarda devlet büyüklerini nükteli sözlerle eğlendiren kimse
• Damla: Kalbe inen inme, felç
• Damlalı: Felçli
• Daniska: Danimarkalı Âlâ (İyi, pekiyi)
• Darbezen: (Darbzen) Osmanlı zamanında kullanılan, ikisi bir ata yüklenebilir top
• Darçın: Diğer Türk dillerinde (Azerice darçın; Türkmence dalçın; Kırgızca darçin; Kazakça darşın) kullanılan Türkçedeki tarçın sözü
Baharattan maruf kabuk ki, yakıcı ve lezzetli olup, toz hâlinde kullanılır, (bk.) Tarçın. Aslının dârû-yi Çin olduğu söylenirse de aslı Çin darısı anlamına gelen «dâr-ı Çin» dir. Tarçın suyu eskiden keyif verici bir içki olarak kullanılırdı. "
• Darülfülfül: Ülkemizde yetişmeyen Dar-ül fülfül Doğu Hint adalarında yabani olarak yetişmekte aynı zamanda da ekimi yapılmaktadır.Halk tabiriyle uzun biber ve Tiflis biberi olarak anılır,yaprak dökmeyen tırmanıcı bir bitkidir. Beden ısıtıcı ve öksürük kesici olarak kullanılan bir baharattır."
• Deccal: İslam mitolojisine göre ahir zamanda, Mesih'in ikinci kez yeryüzüne gelmesinden önce insanları dini inancından saptırarak kötülüğe ve sapkınlığa yönelteceğine inanılan ve şeytanı temsil eden varlıktır.
Hristiyan eskatolojisinde Antichrist, Yahudi eskatolojisinde ise Armilus karşılığı olarak bilinir."
• Defteri Kebir: Yevmiye defterlerine kaydedilmiş olan işlemleri buradan alarak sitemli bir şekilde hesaplara dağıtan ve düzenli olarak bu hesaplarda toplayan muhasebe defteridir. Defteri Kebir'in diğer adı da Büyük defter'dir
• Dehliz: Üstü kapalı, dar ve uzun geçit
• Deliler: Osmanlı kara ordusunda görevli bir askeri birliği
• Demkeş: Nefes çeken, soluk çeken. (Osmanlıca'da yazılışı: dem-keş)
• Keyfçi, Şarap İçen
• Demlenmek: İçki içmek
• Denk: Yatak, yorgan, kumaş vb. eşyanın sarılıp bağlanmış biçimi, balya
• Devi: Kova burcu
• Devletlû: Devletli
• Didinmek: Çok güçlük çekerek sürekli çalışmak
• Dikâlâsı / Dik Âlâsı: Genellikle hoş karşılanmayan bir durumun aşırılığını anlatan bir söz
• Dikke: İğne.
• Dirim: Hayat, yaşam
• Diş Kirası: 1. Bir kimseye fazladan verilen para, armağan vb.
2. Osmanlı döneminde zengin köşk veya konaklarda iftara davet edilen misafirlerin yanında fakir halk içinde sofralar hazırlanır, çat kapı gelen Allah misafiri geri çevrilmez, içeriye alınırdı. İftarın verildiği köşk veya konak ziyafet evi halini alırdı, iftar sofralarda tabiri yerindeyse kuş sütü hariç her şey bulunurdu. Misafirler iftarını yapıp teraviye gitmek üzereyken hane sahibi tarafından kadife keseler içerisinde gümüş tabaklar, kehribar tesbihler, oltu taşlı ağızlıklar, gümüş yüzükler. Diş kirası olarak hediye edilirdi. Fakir fukaraya ise hane sahibinin zenginliği ve cömertliğine bağlı olarak içinde gümüş akçe veya altın paralar bir kadife kese içerisinde diş kirası olarak verilirdi. Yemeğini bitirenler diş kiralarını aldıktan sonra "Kesenize bereket", "Allah daha çok versin", "Ziyade olsun" gibi dualarla konaktan ayrılırlardı.
“Diş kirası” denilen bu hediyenin zarif gerekçesi, davetlilerin o gece zahmet edip gelerek hane sahibinin sevap kazanmasına vesile olmasıdır.
• Diz Çakşırı: Paça bölümü dizin altında veya üstünde kalan erkek şalvarı.
• Dizdar: Osmanlı Devleti'nde kalelerin savunması, güvenliği ve yönetimden sorumlu komutan. Dizdarlar, görevleri gereği beylerbeyi, sancakbeyi ve kadıya karşı sorumlu ve onların denetimi altındaydı.
Dolama: Tırnak yöresindeki yumuşak bölümlerin, bazen de kemiğin iltihaplanmasından ileri gelen ağrılı şiş
Dölyatağı: Rahim,Dölyatağı veya Uterus memelilerde gebelik organı.
Rahim, ucunda rahim ağzı (serviks) bulunan, yanlarda da boynuz şeklinde Fallop tüpleri yer alan, kasılma yeteneği güçlü kaslardan oluşan armut şeklinde bir yapıdır. Rahim içindeki boşlukta rahim iç tabakası (endometrium) yer alır.
• Dört Cihar: Tavlada zarın 4-4 gelme durumu
• Dubara: Tavlada zarın 2-2 gelme durumu
• Dübeş: Tavlada zarın 5-5 gelme durumu
• Düstur: Genel kural
• Düşeş: Tavlada zarın 6-6 gelme durumu
• Ebcet: Arap alfabesinin her harfi bir rakamı karşılayan ve anlamsız sekiz kelimeden oluşan değişik bir düzeni.
• Ebrehe: (kişi) Teşkilat-ı İstihbarat-ı Humayûn'un efendisidir.
Ebrehe (ö. MS 525 veya en geç 553),Habeşistan'daki Aksum Krallığı'nın Yemen valisi iken sonradan bağımsızlığını ilan ederek Yemen kralı olmuştur.
Ebrehe Fil Suresi ile ilgili efsanevi anlatımların kahramanlarından biridir. Bu anlatımlara göre Ebrehe, Yemen'de, Aksum Krallığı'na bağlı Hristiyan bir vali idi ve Arapların her sene hac amacıyla Mekke'ye gitmelerini istemiyordu. San'a'da büyük bir kilise yaptırdı ve ismini Kuleys koydu. Ebrehe Habeş Kralı'na halkın hac için ancak Kuleys'i ziyaret edebileceklerini, Mekke'ye gidenlere izin vermeyeceğini yazarak onun da desteğini aldı. Ebrehe'nin haccı engelleme niyeti Yemenli Arapları öfkelendirdi. Rivayete göre Nukayl isminde bir yerli, Kuleys'e girerek kimsenin olmadığı bir zamanda içeriyi harabeye çevirdi, kirletti ve kayıplara karıştı. Ebrehe ağır bir hakarete uğramıştı. Olayın üzerine bir de kilisenin yanması eklenince vali intikam almaya karar verdi, Kâbe'yi yıkmak ve enkazı fillerle Yemen'e taşımak için dört bin fil ve üç yüz bin Habeşli'den oluşan ordusu ile harekete geçti. Mekke çevresine kadar gelen öncüler Mekkelilerin koyun ve develerini alıp konaklama yerleri olan Taif'e kaçırdılar. Ebrehe Mekke emiri olan Abdulmuttalib'in pazarlık tekliflerini de geri çevirdi. Ordu Mekke üzerine yürümeye hazırlanırken gökyüzü Ebabil kuşları ile doldu, gagaları ve ayaklarında taşıdıkları taşlar ile Ebrehe ordusunu taş yağmuruna tuttular. İstilacı ordu bozguna uğradı. Etleri lime lime dökülerek ölüyorlardı. Kalanlar Ebrehe de içlerinde olduğu halde perişan bir vaziyette Yemen'e doğru kaçtılar."
"Ebüşşeyh: (kişi) EBÜ’ş-ŞEYH Hadîs âlimi. Künyesi Ebû Muhammed olup, adı Abdullah bin Muhammed bin Ca'fer İbni Hibbân'dır. 274 (m. 887) senesinde doğdu. On yaşından itibaren hadîs-i şerîf dinlemeye ve ilim öğrenmeye başladı. Ebü'ş-Şeyh diye tanınan Abdullah bin Muhammed, 369 (m. 973) yılında vefât etti.

Ebü'ş-Şeyh, başta babası olmak üzere, Mahmûd bin Ferec, İbrâhîm bin Sa'dan, Muhammed bin Abdullah, Muhammed bin Esed el-Medînî, Ahmed bin Muhammed, Ebû Bekr İbni Ebî Âsım, İshâk bin İsmâil er-Remlî, Ebû Halîfe el-Cumehî, Ahmed bin Hasen es-Sûfi, Ebû Ya'lâ el-Mevsılî ve birçok âlimden hadîs-i şerîf dinlemiş ve ilim öğrenmiştir.
• Ecinni Taifesi: Cin Topluluğu
• Efkâr: Tasa, kaygı
• Efraim: Teşkilat-ı istihbarat-ı humayûn'un ilk büyük efendisi tefeci çırağı.
• Efrasiyab: (kişi) İran edebiyatının ünlü şairi firdevsî'nin şehname adlı eserinde Alp Er Tunga'dan bahsedilirken ona verilen isimdir.şehname'de efrasiyab kahraman,yiğit ve korkusuz bir insan olarak tanıtılır ve rüstem'in efrasiyab'ı nasıl yendiği anlatılır.
• Efsun: Büyü
• Ehli dubara: Hilenin ve düzenbazlığın ustası
• Ehli işret: İçki içme erbabı
• Ehli Keyif: 1. Bir şeye kendini aşırı vermiş olan, çok bağlı, meraklı, tutkun 2. Rahatına düşkün kimse, keyif sahibi
• Ehlikeyf: İçki.
• El Kimya: Simya (alchemy, alchimie) kelimesi Arapça "el-kimya"(alkheemee) kelimesinden gelir. İlk uygarlıklardan, 17yy'dan itibaren, hatta 19 yy'da modern kimyanın gelişimine kadar varlığını sürdürmüştür.Mezopotamya, Mısır, Hint, Çin,Yunan, Roma, İslam ve Avrupa'da simya maddenin tanınması ve anlaşılması çabasında önemli yer tutmuştur.
Simya , kimyanın ilk şekli denilebilecek bilim, büyü, sanat karışımı olarak tanımlanabilir. Simyanın çoğunlukla amacı "Filozof Taşı" olarak adlandırılan bir ruhani etken varlığına nesnelerin özünü dönüştürmekti. Bu bir anlamda maddeyi altına çevirmek ve ölümsüzlüğü elde etmekti.
Simya nedir?
Günümüzdeki modern kimya biliminin temelleri atılmadan binlerce yıl önceden başlayıp, 17. yüzyıla kadar etkileri devam eden, maddeleri birbirine karıştırıp, değiştirmeye çalışan kişiye simyacı, bu insanların yaptıkları çalışmalara ise simya denir.
• Eni konu: İyiden iyiye. İyice.
• Enfiye: Kurutulmuş tütünden yapılan ve burna çekilen keyif verici, aksırtıcı toz, burun otu
• Enfiye Kutusu: Enfiye taşımak için kullanılan genellikle süslü kutu.
• Entrika: Bir işi sağlamak ya da bozmak için girişilen gizli çalışma, oyun, dolap, düzen, dek, desise, hile.
• Envai çeşit: Çeşit Çeşit
• Ergimek: Sıcaklığı artırılmak yoluyla bir cisim katı durumdan sıvı duruma geçmek, zeveban etmek
• Esed: Aslan burcu
• Esedi Altınlar: Yabancı altını
• Esedî: Osmanlılar tarafından özellikle XVII. yüzyıldan itibaren kullanılan bir para birimi.
• Esrefî: 1. Mısır altını. 2. Yavuz Sultan Selîm'in, Mısır'da bastırdığı paralar üzerinde sâdece Sultan ünvanı olup, bu paralara sultanî veya esrefî adı verilirdi. Böylece Osmanlı altınları da esrefi, şerifi adlarıyla anılmaya başlandı.
• Esvap: Giysi
• Eşkinci: Savaşa giden eyalet askeri.
• Eşraf: Bir yerin zenginleri, sözü geçenler, ileri gelenler
• Evliya: Ermiş
• Eyyamıbahur: 31 Temmuz ile 7 Ağustos arasında, sıcaklıkların maksimum seviyeye çıktığı, yılın en sıcak günlerinin yaşandığı dönem
• Ezgi: Belli bir kurallara göre düzenlenmiş, kulağa hoş gelen ses dizisi, haz, nağme, melodi
• Failatun – Failatun – Failun: Divan edebiyatında sık kullanılan aruz kalıplarından birisidir.15li kalıplardandır.
• Faka Bastırmak: tuzağa düşürmek
• Fasıl: Bölüm, kısım, devre
• Fasıla: Aralık, ara, kesinti
• Fels: İslâmiyet’in ilk devirlerinden itibaren basılan bakır veya bronz sikke.
• Ferman: 1. Buyruk, emir 2. Osmanlı Devleti'nde padişahın verdiği, uyulması gerekli hükümleri taşıyan yazılı buyruk, yarlık
• Feryad: Bağırıp çağırma
• Feryat: Haykırış, çığlık
• Fî Tarihinde: Oldukça eski bir zamanda, bir zamanlar
• Fiili livata: Fiili livata bir erkeğin başka eşcinsel bir erkeğe yada bir erkeğin bir kadına arkadan(dübüründen) yaklaşmasına Livata denmektedir. Bunu olayın hukuktaki adı Fiili livata'dır.
• Filinta: Namlusu kısa, kurşun atan bir çeşit küçük tüfek
• Filuri: Eski Ceneviz para birimi
• Flemenk: Kuzeybatı Avrupa'da Ren Irmağı deltası çevresindeki "Çukur Ülkeler" (Alçak Ülkeler, Aşağı Ülkeler) de yer alan şimdiki Hollanda ile Belçika'nın kurulmasına kadar varlığını sürdüren çeşitli kontluk ve dukalıklar ve sonra doğan devlete 1830 yıllarına kadar verilmiş olan addır.
• Flok: Geminin cıvadrasına çekilen üçgen yelken
• Forsa: Gemilerde kürek çeken tutsak veya hükümlü kimse
• Frenk: Frenk veya Efrenç, Osmanlıda Avrupalılara, özellikle de Fransızlara verilen ad.
• Fuzuli: Yersiz, gereksiz
• Gadir: 1. Haksızlık etme, zarar verme. 2. Acımasızlık, merhametsizlik, kıygı.
• Gadr: Hainlik, vefasızlık, merhametsizlik. Muamelede aldatmak.
• Gaflet: Aymazlık
• Galen: Bergamalı Galen (Claude Galen; Yunanca Galenos, Latince Galenus, İslam dünyasındaki adıyla Calinus;d. 129 - ö. 216), tıp doktoru, bilim insanı ve filozof.
Antik Roma'nın en önemli hekimlerindendir. Deneysel fizyolojinin kurucusu ve dünyanın ilk spor hekimi ve kabul edilmiş; Hekimlerin İmparatoru, Şeyhû’s Seyadile (hekimlerin babası) gibi unvanlarla anılmıştır.[2] Galen’in tıbbi görüşleri “Galenizm” olarak adlandırılır ve yüzyıllar boyunca tıpta etkisini sürdürmüştür[3]. Tıbbın yanı sıra farmakoloji alanında da yeni teoriler geliştirmiştir.
• Gark olmak: Gömülmek, Batmak
• Gayb: Gayb,Gaip veya Gayp, (Arapça: غيب) İslam inanışına göre görünmez anlaşılmaz yani akıl ve 5 duyu ile algılanamaz âlem.
• Gedik: Gedik osmanlıdaki dükkan açma hakkına denir. Bu vasfa sahip olabilmek için çıraklık kalfalık yapıp ustalık belgesini almak gerekir.
Bir işi yapmak, bir şeyden yararlanmak yolunda verilen hak, imtiyaz
• Gedik Sahibi: Çıraklıktan ve kalfalıktan yetişip, ustalık makamına geçmek.
• Gıpta: Beğenilen bir kişi veya şeye benzemeyi istemek, imrenmek
• Gothik: Gotik, kendine has özelliği olan bir sanat anlayışı ve yazı şekli. Gotik yazılar ilk baskı denemelerinde denenmiş, çoğunlukla Almanlar tarafından kullanılan bir yazı stilidir. Gotik sanatı 12. yüzyılın ikinci yarısında Romanesk sanatının değişmesiyle, Latin sanatına bir tepki olarak ortaya çıkmıştır.
• Gök Kubbe: Gök
• Göygoycubaşı: Goygoycu dilencilerin başı. Goygoycular kör olduklarından yedekçi adlı yardımcılarıyla altı kişilik gruplar halinde, birbirlerini omuz başlarından tutarak tek kol nizamında dilenirdi.
• Gözleri Yuvalarından Uğramak: Şaşkınlık hali.
• Göztaşı: Boya ve tarım ilacı olarak kullanılan mavi bakır sülfatın halk dilindeki adı. 
• Güden: Kalınbağırsak
• Güderi: 1.Genellikle geyik veya keçi derisinden yapılmış yumuşak ve mat meşin 2.Bu meşinden yapılmış
• Gülam: Kölelerden oluşan, hükümdarı korumakla görevli olan askeri birlik. (Osmanlı'da Kapıkulu askerleri)
• Gülbank: Hep bir ağızdan ve makamla yapılan dua veya ant
• Gürz: Silah olarak kullanılan ağır topuz
• Hacıyatmaz: Yere nasıl bırakılırsa bırakılsın, dibinde bulunan ağırlık nedeniyle dik bir durum alan oyuncak.
• Hadsiz: 1. Sınırsız, ölçüsüz, aşırı, kontrolsüz 2. Hudutsuz, sınırsız, nihayetsiz 3. Kontrolsüz.
• Hafız İbni Hacer: İbn Hâcer el-Askalanî (d. 18 Şubat 1372, Kahire - ö. 2 Şubat 1449), Mısır'lı hadis alimi.
Tam adı 'Ebu'l Fazl Şihabuddin Ahmed bin Ali bin Muhammed el-Askalanî olan alim 18 Şubat 1372 yılında Mısır'ın Kahire şehri yakınlarında doğdu. Küçük yaşlarda anne-babasını kaybetti, eğitimini babasının dostları üstlendi. 9 yaşında hafız oldu ve 12 yaşında babasının bir dostuyla Mekke'ye gitti. Mekke'de hadis derslerinin yanı sıra fıkıh, Arapça ve matematik dersleri aldı. 20 yaşından sonra ise seyahat etmeye başlayarak gittiği şehirlerdeki bilginlerle görüşerek ilmini arttırdı. Ardından yine memleketi Mısır'a döndü ve Mısır sultanının görevlendirmesiyle Diyarbakır'a kadı olarak gitti.
İbn Hâcer, asıl uğraşı olan hadisin yanı sıra, fıkıh ve fıkıh usulü, tefsir, lugat, edebiyat ve tarihle de meşgul olmuştur.
• Halep çıbanı: Kaşıntılı bir sivilce gibi başlayıp yangılı yaralar olarak genişleyen ve en az bir yıl süren deri hastalığı; şark çıbanı.
• Haleti Ruhiye: İnsanın ruh hâli. Manevi ve iç durumu.
• Halvet: 1. Hamamlarda çok sıcak küçük yer
2. Yabancı bir kadınla yabancı bir erkeğin bir odada, kapalı bir yerde yalnız kalmaları.
• Hamel: Koç burcu
• Harısinî: Aynaya parlaklık veren ve yedi asal cisimden biri.
• Harisini: Aynaya parlaklık veren ve yedi asal cisimden biri.
• Hasen: Güzel, hüsün, güzellik
• Hasılat: 1. Ürün 2. Gelir, kazanç
• Hasım: 1. Düşman, yağı 2. Bir oyun, dava veya yarışta karşı taraf
• Hattat: Çok güzel el yazısı yazan sanatçı
• Havacıva: Sığırdiligillerden, Akdeniz bölgesinde yetişen ve köklerinden kırmızı boya elde edilen, çok yıllık otsu bir bitki
• Hayreti mucip: Hayreti icap ettiren, hayreti gerektiren
• Hepyek: Tavlada zarın 1-1 gelme durumu
• Hercümerc: Altüst, karmakarışık, darmadağınık, allak bullak
• Heybe: Omza geçirilebilen tek gözlü bir çanta türü
• Hınzır: 1. Domuz 2. Genellikle hoşa giden bir davranış veya durum için şaka yollu söylenen bir söz 3. Yaramaz, haylaz 4. Katı yürekli, kötü düşünen, gaddar 5. Kurnaz, içten pazarlıklı olan
Hınzıryedi: “Bağdat Acem mülkü olmadan çok önce bu kentte hırsızın biri açılmadık
kilit, girilmedik ev, soyulmadık konak bırak(mayan), gözden sürmeyi, alttan minderi, parmaktan yüzüğü, kulaktan küpeyi çalıp gününü gün, gecesini sefa eyleyen biridir. Bu hırsız tam anlamıyla bir kılık değiştirme ustasıdır. Sadece yakalanmamasının değil, onun meslekteki başarısının nedeni de budur. Domuz yedirildiği için Hınzıryedi denilmiştir.
• Hırpani: Perişan, derbeder. (TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)
• Hışım: Öfke, kızgınlık
• Hıyarcık: Kasık lenf bezlerinin iltihaplanması.
• Hiciv: Bir kişi, olay ya da durumun, iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştirilmesidir.
• Hilat: Çoğu ipekten yapılan, bir tür uzun, süslü üst giysisi, Kaftan
• Hilye-i şerif: Hz. Muhammed’in sıfatlarını anlatan manzum veya nesir halindeki yazılar, kitaplar ve tablolar
• Hiyle: Aldatmak, kandırmak maksadıy­la yapılan düzen, oyun, dek, desise, dolap, entrika.
• Horkum Taşı (Sayfa 72): ???
• Hoyrat: Kaba, kırıcı ve hırpalayıcı
• Humbara: Demir veya tunçtan dökülmüş, yuvarlak ve boş olan içine patlayıcı maddeler doldurulup havan topu veya el ile atılan, yuvarlak bir tür bomba, kumbara
• Huruç hareketi: 1. Kale kuşatıldığında kuşatma kuvvetlerine yapılan kontra-atak saldırı.
• Husye:  Er bezi, testis.
• Husye Burmak: İşkence yöntemi. Testisi döndürmek.
• Hut: Balık burcu
• Hüllüoğlu Oyunu: Ütmeli aşık oyunlarından Hüllüoğlu oynanış olarak Çizgili Aşık oyununa benzer. Dizilişi daha değişik olan bu oyunda önce düz bir çizgi çizilir. Çizginin tam ortasına aşıklardan biri dik olarak konur. Buna Hüllüoğlu adı verilir. Oyuncular Çizgili Aşık oyununda olduğu gibi kararlaştırdıkları sayı kadar Hüllüoğlu’nun sağına ya da soluna aşıkları dizerler. Belirledikleri kaleye sakalarla atışlarını yaparlar. Kaleye en yakın atan birinci, ondan sonrakiler ikinci üçüncü olur.
• Hülyalı: Hayal kuran veya insanı hayal kurmaya sürükleyen
Hüsnü kabul göstermek: İyi karşılamak, güler yüz göstermek
• Hüsnühal: İyi hâl.
• Hüsnühal Kâğıtları: Bir kimsenin yaşamında kötü bir şey bulunmadığını gösteren resmî kuruluşlarca verilen belge, iyi hâl belgesi.
• Irlamak: Türkü, şarkı söylemek, yırlamak
• Iska Geçmek: Hedefi tutturamamak.
• Istavroz Çıkartmak: Hristiyanların elleriyle haç işareti yapmalarına istavroz çıkartma denir. İstavroz Baba, oğul ve kutsal ruhu temsil etmektedir.
• Izdırap: Acı, üzüntü, sıkıntı, keder
• İblis: Şeytan
• İbn-İ Merdüveyh: İsfehan’da yetişen hadîs, tefsîr ve târih âlimlerinin büyüklerinden. İsmi, Ahmed bin Mûsâ bin Merdüveyh el-İsfehânî olup, künyesi Ebû Bekr’dir. İbn-i Merdüveyh diye tanınır. Hadîs ilminde çok bilgisi vardı. 323 (m. 935)’de doğdu. 410 (m. 1019) senesi Ramazân-ı şerîf ayında vefât etti. İsfehan ve Irak âlimlerinden ders okudu. Ebû Sehl bin Ziyâd, Ahmed bin Abdullah bin Delîl, İshâk bin Muhammed bin Ali el-Kûfî ve başka âlimlerden ilim öğrendi. Kendisinden de, Ebü’l-Kâsım İbni Mende, Ebû Abdullah es-Sekâfî, Ebû Mutı’ el-Mısrî ve başka zâtlar ilim öğrendiler.
• İbrik: Su koymaya yarayan kulplu, emzikli kap
• İdrak Etmek: 1. akıl erdirmek, anlamak, kavramak 2. erişmek, ulaşmak 3. algılamak
• İhsan etmek: Bağışta bulunmak, bağışlamak.
• İhtimam: 1. isim Özen 2. Özenli bakım
• İkircikli: 1. İşkilli 2. Kararsız, mütereddit 3. Kararsız, mütereddit bir biçimde
• İletki: Bir açıyı ölçmeye ve başka bir yerde aynı açıyı çizmeye yarayan, yarım çember biçimindeki araç, açıölçer, mastara, minkale
• İncitmebeni:  Kanser.
• İnmeli: Bir tarafında inme (hareketsizlik, felç) bulunan, mefluç
• İntikal: Bir yerden başka bir yere geçme, geçiş
• İnziva: 1. Toplum hayatından kaçıp tek başına yaşama 2. Dış dünyayla bütün bağlarını keserek Tanrı'yla birleşebilmek için insanın kendi içine kapanması
• İptila: Düşkünlük, tiryakilik
• İsilik: Terlemekten veya sıcaktan vücutta meydana gelen küçük pembe kabartılar, ısırgın
• İstifrağ: Kusma.
• İstihare: Girişilecek bir işin hayırlı olup olmadığını rüyadan anlamak için abdest alıp dua okuyarak uyuma.
İşret Âlemi: İçki sefası, İçkili Eğlence
İşve: Kadınların ilgi çekmek, gönül çelmek için takındıkları hoş, aldatıcı tavır, kırıtma, naz, cilve, eda
• İtalik: Yatık Yazı
• İtdirseği: Arpacık
• İtikat: 1. İnanma, inan. 2. İnanç
• İtimat: Güven, güvenç, emniyet
• İzbe: 1. Basık, loş, nemli, kuytu (yer) 2. Sapa
• İzzetü İkram: Ağırlama
• Kadırga: Hem yelken hem kürekle yol alan, özellikle Akdeniz'de kullanılmış bir savaş gemisi
• Kadidi Çıkmak: 1. çok zayıflamak, bir deri bir kemik durumuna • gelmek 2. iskeleti görünmek
• Kadim: Başlangıcı olmayan, eski, ezelî
• Kadit: 1. Güneşte veya hafif alevde kurutulmuş et. 2. İskelet. 3. Çok zayıf
• Kadrini bilmek: Değer, zâtî kıymet bilmek
• Kâfir: 1. Tanrının varlığını ve birliğini inkâr eden kimse
2. Genellikle Müslüman olmayanlara verilen ad"
• Kaftan: Çoğu ipekten yapılan, bir tür uzun, süslü üst giysisi, Hilat
• Kağıtçıbaşı: Yazı gereçlerinin sağlanması, saklanması ve gerekli yerlere dağıtılması ile yükümlü olan kimse.
• Kâhin: 1. Doğaüstü yollardan gizli, bilinmeyen şeyleri, geleceği bilme iddiasında bulunan kimse 2. Yahudilerin din reisi
• Kakule: Zencefilgillerden, sıcak iklimlerde yetişen güzel kokulu bir bitki. Elettaria ve Amomum cinslerini kapsayan bitkilerin genel adıdır. Batı ve Güney Hindistan, Güneydoğu Asya’nın sıcak bölgelerinde yetişen, 4-5 m boyunda, büyük yapraklı çok yıllık bir bitki cinsidir.
• Kâkül: Alna düşen kısa kesilmiş saç, perçem
• Kalafatçı: 1. Gemi ve kayıklarda kalafatlama işini yapan kimse. 2. Kalafat yapan veya satan kimse. 
• Kalfa: 1. Aşaması çırakla usta arasında bulunan zanaatçı 2. Mimar yardımcısı 3. Saraylarda ve büyük konaklarda halayıkların başında bulunan kadın 4. İptidailerde hoca yardımcısı 5. Çocukları evlerinden alarak okula, okuldan evlerine götüren kimse
• Kalyoncu: Osmanlılarda yalnız savaş zamanlarında çalışmak üzere her yıl belli bölgelerden toplanan deniz eri.
Karabina: Tüfeğe veya muskete benzer ancak daha kısa ve daha güçsüz ateşli silah. Birçok karabina tüfek modeli geliştirilmiştir, aynı mühimmatı kullanırlar ancak daha az uzunluktadırlar.
• Karakullukçu: Yeniçeri ocağı bölük ve ortalarında odaları ve odaya gelen konukların ayakkabılarını temizlemek, yemek kaplarını yıkamak ve benzeri işler görmekle yükümlü er.
Karina: 1. Gemi omurgası 2. Gemi teknesinin su içinde kalan bölümü
• Kaside: On beş beyitten az olmayan, bütün beyitlerin ikinci dizeleri en baştaki beyit ile uyaklı olan ve çoğu kez büyükleri övmek için yazılan divan edebiyatı şiir türü
• Kasideci: 1. Kaside yazan şair 2. Birine yaranmak amacıyla aşırı övgüde bulunan kimse
• Kasidecibaşı: Kaside yazan şairlerin başında bulunan kimse.
• Kasnak: Enli çember
• Katmerli: 1. Katmeri olan, kat kat olan 2. Çok fazla olan, aşırı
• Kav: Ağaçların gövdesinde veya dallarında yetişen bir tür mantardan elde edilen ve çabuk tutuşan, süngerimsi madde.
• Kavs: Yay burcu
• Kaynana Zırıltısı: Bir sap etrafında çevrilen, çevrildikçe takırtılı bir ses çıkaran çocuk oyuncağı.
• Kebabe: Kebabe (Piper cubeba), karabibergiller familyasına dahil bir bitki türü. Kebabe, karabiber bitkisinin arkabasıdır ve anavatanı Endonezya ve Çin'dir.
• Kefere: Müslüman olmayanlar, kâfirler
• Kelepir: Değerinden çok aşağı bir fiyatla alınan veya alınabilecek olan şey, okazyon
• Kem: Kötü
• Kenef: Tuvalet
• Kerte: 1. İşaret için yapılmış çentik veya iz, kerti 2. Derece, radde
• Kerteriz: Herhangi bir cismin yönü ile esas alınan yön arasındaki açı.
• Keşmekeş: Karışıklık.
• Kethüda: Zengin kimselerin ve devlet büyüklerinin buyruğunda çalışan, onların birtakım işlerini gören kimse, kâhya
• Kezzap: Kezzap (Nitrik Asit), bileşiminde üç oksijen, bir hidrojen ve bir azot bulunan kuvvetli bir asittir. HNO3 formülüyle gösterilir. Konsantrasyonu arttıkça daha tehlikeli olur, gliserin ile reaksiyona sokulduğunda nitro gliserin elde edilir. Dinamit, çeşitli patlayıcılar, plastik ve gübre yapımında kullanılır.
• Kıblenüma: Kıble yönünü göstermek için, bulunulan yere göre özel işareti olan pusula.
• Kıpti: Eski Mısır halkı
• Kıraat: Kur'an'ı belli kural ve işaretlere göre okuma
• Kıraathane: Kahve, kahvehane
• Kırba: Sakaların içinde su taşıdıkları ağzı dar, altı geniş, deriden yapılmış kap, su kabı, matara
• Kifayet: Bir işi yapabilecek yetenekte olma, yeterlik, liyakat, iktidar.
• Kiriş: Okçulukta kiriş, yayın tutturulduğu ve çekildiği sert iptir. Eski Türkçede kirişe "tirkeş" ya da "çile" de denmektedir. Saf ipekten yapılan sert bir sicimden oluşur.
Kisnis: (Kişniş) 1. Maydanozgillerden, yaprakları maydanozu andıran, 20-60 santimetre yüksekliğinde, tüysüz, bir yıllık ve otsu bir bitki (Coriandrum sativum) 2. Bu bitkinin baharat olarak kullanılan kurutulmuş meyvesi veya tohumu
• Kollukçu: Kollukçu (Kullukçu) Zabıta hizmetlerini yürüten kişilere denir. Semtlerde o bölgenin en büyük zabıta âmirinin emrinde kolluklar, yani bugünkü tabirle karakollar bulunurdu.
• Kolomborne: Demir gülle atan bir top türü.
• Köçek: Kadın kılığına girmiş erkek dansçı.
• Kör İmbik: Kör (gagasız) imbik, katı maddelerin ısıtılınca, ara bir hal olan sıvı hâle geçmeden doğrudan gaz hâle geçmesi (Süblimleşme) için kullanılır. Ürün (süblime), «kör» miğferin kanalında toplanır.
• Körük: Ateşi canlandırmak için kullanılan ve açılıp kapandıkça içindeki havayı üfleyen araç.
• Köse: Bıyığı, sakalı çıkmayan (erkek)
• Kötek: 1. Baston, sopa 2. Sopayla atılan dayak, patak
Kubbealtı Vezirleri: Kubbealtı vezirleri, Osmanlı devletinde dîvân-ı hümâyûn üyesidirler. Askerî sınıfa mensup beylerbeyi rütbeli paşalar arasından sadrâzam ve pâdişâh tarafından seçilirler. Sadrâzama bağlı olarak çalışırlar. Sadrâzama ve pâdişâha danışmanlık ederler, verilen özel görevleri yerine getirirlerdi. Dîvân müzakerelerinde ve siyasî herhangi bir işin hallinde de tecrübeli devlet adamları olan kubbealtı vezîrlerinin fikirlerinden istifade edilirdi.
• Kubur: Tuvalet deliğinden lağıma inen boru
• Kufi: (kûfi) Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi
• Kûfî: Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi
• Kukuleta: Yağmur, soğuk vb. dış etkilere karşı başa geçirilen, giysiye dikili veya ayrı olarak kullanılan başlık
• Kulaç: Metrik sisteme geçilmeden önce özellikle denizcilikte kullanılan bir uzunluk ölçüsü.
• Kulampara: Oğlancı
• Kurtubî: Muhammed bin Ahmed el-Kurtubi, (doğum tarihi XI. Yüzyılın sonları ve XII. Yüzyılın başları olarak tahmin edilmiştir.), Eserlerinde Ehl-i Sünnet’i savunan, başta Mu’tezile olmak üzere İmâmiye, Râfiziyye, Kerrâm’îyye gibi fırkaları eleştiren âmelde Malikî, i'tikatta Eş’ari olmakla birlikte, mezhep taassubuna karşı tavır takınan ve taklitçiliği bir metot olarak benimsemediğini dile getiren[3] Endülüslü ve Arap, muhaddis, müfessir, fakih, dilci ve kıraat âlimi.
Kurtubi, Endülüs'ün yetiştirdigi büyük alimlerdendir. Endülüs Emevileri’nin başşehri olan, dönemin ilim yuvası Kurtuba’da dünyaya geldi. Doğum tarihi 12. yüzyılın sonları ve 13. yüzyılın başları olarak tahmin edilmiştir. Kurtuba'da çiftçilikle uğraşan bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Hıristiyan İspanyolların 16 Temmuz 1230 tarihinde gerçekleştirdikleri bir saldırıda öldürüldü. Kurtubi, gençlik yıllarında çömlek yapımında kullanılan toprak taşımacılığı ile uğraşarak ailesinin geçimine yardımcı olmuştur.
Kuvvetle Muhtemel: Büyük olasılıkla
• Küfe: Genellikle söğüt veya başka ağaç dallarından örülen, yük taşımaya yarayan, kaba ve dayanıklı sepet
• Küfi: Arap yazısının düz ve köşeli çizgilerle yazılan eski bir biçimi
• Külahçı: Külah (Başlık) yapan kimse
• Külhan: Hamamları ısıtan, hamamın altında bulunan kapalı ve geniş ocak, cehennemlik
• Külhani: Külhanbeyi, kabadayı, serseri, hayta
• Külliyat: Külliyat, bir yazar ya da şairin tüm eserlerini bir araya toplayan dizi.
• Küstah: Saygısız, kaba, terbiyesiz (kimse)
• Lap Taşı: Bir çocuk oyununda kuka olarak dikilen şeyi kaleden çıkarmak için kullanılan yassı taş.
• Levye: 1. Bir mekanizmanın kumanda kolu 2. Bir şeyi yerinden oynatmak, kaldırmak, harekete geçirmek, gevşetmek vb. için kullanılan, kaldıraca benzer araç
• Lisan-ı erazil: Rezil, aşağılık kimselerin dili, argo
• Lisan-ı hal: Hal dili; meramını durum ve görünümüyle anlatma
• Livata: Oğlancılık 
• Lonca: Belli bir iş kolunda usta, kalfa ve çırakları içine alan dernek, korporasyon
• Maamma: Anlaşılmayan, bilinmeyen
• Madrabaz: 1. Hayvan, balık, sebze, meyve vb. yiyecekleri yerinden getirerek toptan satan kimse 2. Hile yapan kimse
• Mağrip: kuzeybatı Afrika bölgesi. Tarihte, Müslüman idaresi sırasında İber Yarımadası, Malta ve Sicilya'yı da içerirdi.
• Mahcup: Utangaç
• Mahmur: 1. Sarhoşluğun sebep olduğu sersemlik içinde olan 2. Uykudan sonra üzerinde sersemlik, ağırlık bulunan 3. Süzgün, dalgın bakışlı (göz)
• Mahmuz: Çizmenin, potinin arkasına takılan ve binek hayvanlarını dürtüp hızlandırmaya yarayan demir veya çelik parça.
• Mahmuzlamak: Hızlanması için hayvana mahmuzla dürtmek.
• Maiyet: Üst görevlinin yanında bulunan kimseler, alt kademedekiler.
• Mangır: Akçenin büyüğü olan para.
• Manivela: 1.Bir ucunun bağlı bulunduğu bir nokta çevresinde dönen kol 2.Kaldıraç.
• Mano: Kumar oynatan kişinin kazançtan aldığı pay
• Mapamundi: Dünya haritası
• Marazi: 1. sıfat Hastalıkla ilgili, hastalıklı 2. Hastalık derecesinde olan
• Martaloz: 1. Eskiden saraylarda çalışan garsonlara verilen ad. 2. Çift cinsiyetli
• Maşa: Ateş veya kızgın bir şey tutmaya, korları karıştırmaya yarayan iki kollu metal araç
• Maşrapa: Metal, toprak, plastik vb.nden yapılmış, ağzı açık, kulplu, bardağa benzeyen, küçük kap
• Maval: Yalan, uydurma söz
• Mayna: Yelken indirme, fora karşıtı.
• Mazbata: Tutanak.
• Mazgal: Yağmur sularını kanalizasyon şebekesine çekmek için kullanılan üzeri parmaklıklı demirle kapatılmış delik.
• Mebun: Erkekleri baştan çıkarıp, paralarını alan erkeklere verilen ad. ibne (Eşcinsel)
• Meddah: 1. Taklitler yaparak, hoş hikâyeler anlatarak halkı eğlendiren sanatçı 2. Öven, aşırı övgüde bulunan kimse
• Medet Ummak: Yardım beklemek.
• Mehdi: "hidayete erdirilen ya da hidayete vesile olan" anlamlarına gelmektedir. "Kendisine rehberlik edilen", Allah tarafından yol gösterilen, hususi ve şahsi bir tarzda Allah'ın hidayetine nail olan kişi manasındadır. Ahir zamanda geleceğine ve İslam'ın dünya hakimiyetini gerçekleştireceğine inanılır.
• Mekruh: İslam dininde, dinî bakımdan yasaklanmadığı hâlde yapılmaması istenen
• Mel'un: 1. Tanrı tarafından lanetlenmiş olan, lanetli 2. Lanetlenmiş kimse 3. Nefretle karşılanan, kötü
• Mengene: 1. Onarma, işleme, düzeltme vb. işlemlerin uygulanacağı nesneyi sıkıştırıp istenildiği gibi tutturmaya yarayan bir tür alet 2. Pres
• Meşum: Uğursuz
• Metris: Askerin çarpışma sırasında korunması için yapılan toprak siper.
• Metruk: Bırakılmış, terk edilmiş
• Mevzi: Bir askerî birliğin yeri veya bu birlik tarafından ele geçirilen bölge.
• Meyus: Kederli; üzgün
• Meyyit Kapısı: Ölü Kapısı
• Mezat: Açık artırma ile satış
• Mezatçı: Arttırma ile satışı yönlendiren kimse
• Mıknatısiyet: Mıknatıslık
• Mihel Çıkmazı: Mihel, Ahırkapı’da hekimlik yapan biridir.
• Minelaşk: “Aşktan” demektir. (Ah Minelaşk: Hat sanatında kahreden aşk anlamına gelen ağlayan iki göz ve bir eliften oluşan çizim.)
• Minelgaraib: “Gariplikten” demektir.
• Mizaç: Huy, yaradılış, tabiat, karakter
• Mizan: Terazi burcu
• Muallim: Öğretmen
• Muhakeme: Yargılama, akıl süzgecinden geçirmek, düşünmek
• Muhasara: 1. Kuşatma 2. Çevirme
• Muhkem: Sağlam, sağlamlaştırılmış
• Muhteva: İçerik
• Mukadderat: Yazgı
• Mumcu: Yeniçeri Ocağında çavuşlardan sonra gelen, yeniçeri ağasına bağlı on iki subaydan her biri.
• Mumhane: Mum üretim yeri
• Muntazaman: Düzenli olarak
• Murassa: Değerli taşlarla bezenmiş, cevahirle süslenmiş 
• Murdar: 1.Kirli, pis 2.Cinsel birleşmeden sonra yıkanmamış (kimse) 3.Dinî kurallara uygun olarak kesilmemiş olan (hayvan)
• Musallat: Bir kimse veya şeyin üzerine bıktıracak kadar düşen (kimse)
• Mutemet: 1.Dairelerde, iş yerlerinde bazı para işlerine bakan görevli. 2. Kendisine inanılıp güvenilen kimse.
• Mutrip: Çingene
• Müdavim: Bir işi sürekli yapan, bir yere sürekli giden (kimse), gedikli
• Mükellef: Eksiksiz, özenli bir biçimde yapılmış
• Müneccim: İnsanları ve olayları etkilediği inancına dayanan ilim dalıyla uğraşan kimse; astroloji ve yıldız falcılığını meslek edinen kişi.
• Müptela: 1. Bağımlı 2. Tutulmuş 3. Âşık, vurgun
• Mürdesenk: Doğal kurşun oksit 
• Müreşebbis: Girişimci
• Mürmür Kuşu: ???
• Mürmürbağa Eti: ???
• Müstehzi: Alay eden, alaycı.
• Müşteri: Jupiter
• Mütalaa: 1. Etüt 2. Herhangi bir konu üzerinde ayrıntılı düşünme ile oluşan görüş ve yorum
• Mütevazı: 1. Alçak gönüllü 2. Gösterişsiz, iddiasız
• Nağme: 1. Güzel, uyumlu ses, ezgi, melodi 2. Ezgi 3. Birinin yalandan ve nazlanarak söylediği söz
• Nakkaş: 1. Yapıların duvar ve tavanlarına süslemeler yapan usta, bezekçi 2. Nakışçı
• Nakşetmek: Kalıcı ve etkili olmasını sağlamak, işlemek.
• Nazar: Belli kimselerde bulunduğuna inanılan, kıskançlık veya hayranlıkla bakıldığında insanlara, eve, mala mülke hatta cansız nesnelere kötülük verdiğine inanılan uğursuzluk, göz
• Nazari meseleleri çözmek: Ilmi kaide ve fikri gayrete dayanan, teorik çözüm.
• Nekkarezen: Nakkare çalan kimse
• Nemçe: Osmanlı devrinde, Avusturya'ya ve halkına verilen ad.
• Nemrut Suratlı: 1. Yüzü gülmeyen. 2. Acımaz, can yakıcı
• Nevale: Gereken yiyecek ve içecek şeyler, Azık
• Neyzen: Ney çalan kimse
• Nüfuz Etmek: 1. bir şeyin içine işlemek, geçmek 2. inceliğine varmak, anlamak 3. etkili olmak
• Nükte: İnce anlamlı, düşündürücü ve şakalı söz, espri
• Odabaşı:  1.Hanlarda çalışan uşakların başı 2.Yeniçeri kuruluşunda görevi alaylarda selam törenlerini düzenlemek ve yönetmek olan subay 
• Okka: 1,282 kilogram veya 400 dirhemlik ağırlık ölçüsü birimi, kıyye 
• Ordu-Yu Hümayûn: Osmanlı İmparatorluğu'nun ordusudur.
• Otlakiye: Osmanlı döneminde, devlet malı otlaklarda yayılan hayvanlardan alınan vergi.
• Öküz zar: Cıvalı zar
• Ömrü Billah: Hiçbir zaman veya şimdiye kadar.
• Öterbülbül: Alemsattı’nın yardımcısı inmeli biridir.
• Palanka: 1. Ağaç ve toprakla yapılmış, hendekle çevrilmiş küçük hisar
• Paluze: Zerdeçal kullanılarak hazırlanan, jöle kıvamında bir tatlı
• Paluze tenli gülam: Buruşuk tenli asker.
• Parsa toplamak: Gösteriden sonra, bir kutu, tepsi vb. gezdirerek izleyicilerden para istemek.
• Payanda: Bir duvarı tutmak, yıkılmasını önlemek için yanlamasına dayatılan destek.
• Paye: 1. isim Rütbe 2. Derece, aşama
• Paytak: Çarpık, eğri bacaklı
• Pazubent: 1. Belli bir amaçla kola geçirilen enli kuşak, kolçak. 2. Kol muskası.
• Penciyek: Tavlada zarın 5-1 gelme durumu
• Pencüse: Tavlada zarın 5-3 gelme durumu
• Pes Perde: Alçak ve kalın ses
• Peştemal: 1. İş yaparken bele bağlanan uzun, geniş dokuma 2. Hamamda örtünmek ve kurulanmak için kullanılan ince dokuma 3. Başa örtülen dokuma
• Pışpışlamak: 1. Bebeği kucakta yavaş yavaş sallayarak uyutmaya çalışmak 2. Teselli etmek, avutmak
• Pîr: 1. Pir, (Farsça: pir, ""ihtiyar, yaşlı, koca""), tarikat kurucusu mutasavvıf (Mutasavvıf: Tasavvuf inançlarını benimseyerek kendini Tanrı'ya adamış kimse, İslam gizemcisi, sufi). 2. Yaşlı, koca, ihtiyar kimse
• Pirpak olmak: Tertemiz bir duruma gelmek.
• Pistol: Tabanca şarjörü
• Piştov: Osmanlı ordusunda bir süre kullanılan, paçavrayla sıkıştırılmış barutu horozunda bulunan çakmak taşı ile ateşleyip kurşun bilyeyi atan, kısa namlulu, tek atış yapılabilen bir tür tabanca
• Pota: 1. Toprak veya mâdenden yapılmış, kimyacı, eczâcı, mâdenci veya kuyumcu âletlerindendir. 2. Altın, gümüş ve benzeri mâdenlerin eritilimesine mahsustur. 3. İçinde madenlerin eritildiği ve şekillendirildiği kap. 4. Bir çeşit tas.
• Pundura Getirmek: Fırsat kollamak.
• Rahle: Üzerinde kitap okunan, yazı yazılan, bazıları açılıp kapanabilen alçak, küçük masa
• Raptedilmek: Tutturulmak, bağlanmak
• Rendekâr: Fransız matematikçi ve filozof René Descartes. (RENe DEsCARtes)
• Rivayet: 1.Söylenti 2. Bir olay, bir haber veya sözü nakletme
• Rubu tahtası: Çeyrek daire şeklinde, yıldızların ufuksal açıklık ve yükseklik olarak koordinatlarını saptamaya yarayan astronomi aleti
• Sabık: Geçen, önceki, eski
• Sadak: Ok ile yay koymaya yarayan torba. Daha çok omuzdan bir bağla sırta asılır (sırt sadağı) ya da belde kemere takılı (bel sadağı) olarak taşınır.
• Sağrı: Memeli hayvanlarda bel ile kuyruk arasındaki dolgun ve yuvarlakça bölüm
• Sahaf: Genellikle kullanılmış ve eski kitap alıp satan kitapçı
• Sahtekâr: Sahte işler yapan, düzmeci, sahteci
• Saka: Evlere, mezarlara su taşımayı iş edinmiş olan kimse
• Sakilik: İçki dağıtan, içki toplantılarında sohbet eden kimse.
Saksoncubaşı: Saksonlar, Osmanlı padişahlarının av maiyetinde bulunan ve av köpeği yetiştirmekle görevli bulunan yeniçeri koludur. Başlarında saksoncubaşı bulunur.
• Sanduka: Mezarın üzerine yerleştirilmiş, tabut büyüklüğünde tahta veya mermer sandık
• Sanı: Sanma durumu veya sonucu, zan, zehap
• Sarraf: 1. Kuyumcu 2. Mesleği, değerli kağıt ve metal paraları birbiriyle değiştirmek, tahvil alışverişi yapmak olan kimse
• Savsaklamak: Belirli bir sebebi olmaksızın bir işi isteyerek geri bırakmak, geciktirmek, umursamamak, ertelemek, sallamak, ihmal etmek
• Sebare: ???
• Sebaye Dü: Tavlada zarın 3-2 gelme durumu
• Sebayüdü: Tavlada zarın 3-2 gelme durumu
• Sedir: Arkalıksız, üstü minderli ve yastıklı olabilen, oturmaya veya yatmaya yarayan ev eşyası, divan
• Sefaret: Elçilik
• Seğirtmek: Sıçrayarak yakın bir yere doğru koşmak.
• Selamet: 1. Esen olma durumu, esenlik 2. Her türlü korku, tasa ve tehlikeden uzak, güvende olma durumu 3. Anlatıma temel olan düşüncenin her bakımdan doğru ve sağlam olması"
• Seratan: Yengeç
• Serbaz: Yürekli, yiğit, korkusuz (kimse)
• Serdengeçti: Fedai
• Seretân: Yengeç burcu
• Serpuş: Başa giyilen başı örten külâh, takke, sarık.
• Sersem Sepelek: Sersem bir biçimde, sersemliği geçmeden
• Sevr: Boğa burcu
• Seyis: At bakıcısı
• Seyyare: Gezegen.
• Sırım: Bazı işlerde sicim yerine kullanılan, ince ve uzun, esnek deri parçası
• Sırnaşık: 1. Can sıktığına, rahatsız ettiğine aldırmadan bir kimseden sürekli, yalvarırcasına istekte bulunan ve bu isteğinde direnen (kimse) 2. Rahatsız eden, sıkıntı veren 3. Yapmacık
• Sırrolmak: Bir şey veya kimse akılalmaz bir biçimde ortadan yok olmak
• Sicim: Keten, kenevir vb. bitkilerin liflerinden yapılan ince ip, kınnap
• Siğil: Deride, özellikle ellerde oluşan zararsız, pürtüklü küçük ur
• Silah Horozu: Silahın patlamasını sağlayan parça
Tetik çekilirken önce horoz kalkar sonra tetik bir sınır noktasına dayanır. Bu noktadan sonra tetik çekilmeye devam edilir ise horoz düşer ve silah ateş eder. Bu Kullanım şeklinde horoz kalkarken toplu döner ve ateşe hazır bir fişek yatağı namlu ağzına gelir. Her tetik çekildiğinde, mermi ister ateş alsın, ister almasın, yuva dönerek diğer mermi namlunun ağız hizasına gelir ve horozun iğnesi bu merminin kapsülüne vurarak mermiyi ateşler.
• Sille: Elin iç yüzüyle vurulan tokat.
• Simsar: Komisyoncu
Bir iş karşılığında yüzde alan kimse
• Simurg: Simurg veya bir diğer ismiyle Zümrüdü Anka efsanevi bir kuştur. Pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer Doğu mitoloji ve efsanelerinde de yer edinmiştir. Sênmurw (Pehlevi) ve Sîna-Mrû (Pâzand) diğer isimlerindendir. Ayrıca zaman zaman sadece Anka kuşu olarak da anıldığı olmuştur. Türk mitolojisinde karşılığı Tuğrul kuşu'dur.
• Sipahi: Osmanlılarda tımar sahibi bir sınıf atlı asker
• Sofa: Evlerde oda kapılarının açıldığı genişçe yer, hol
• Sofu: sıfat Dinin buyruk ve yasaklarına bütünüyle uyan (kimse)
• Sorguç: Padişahların ve vezirlerin başlarına taktıkları başlıkların ön tarafında bulunan tüy veya püskül biçimindeki süs.
• Sökün etmek: Birdenbire görünüp arkası kesilmeden gelmek
• Subaşı: 1. Şehirlerin güvenlik işlerine bakan görevlilerin başı. 2. Acemi ocaklarında küçük aşamalı subay. 3. Osmanlılarda kapıkulu süvarileri arasından, savaş zamanı güvenlik işlerine bakmak, barış zamanı da vergi toplamak işleri için ayrılan kimse.
• Supap: Bir yay yardımıyla gergin tutulan ve yatağın düzlemine dik olarak yaptığı gidip gelme hareketiyle bir akışkanın geçişini ayarlamaya yarayan kapak, sibop.
(TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)
• Sûr: Sûr, İslam inancına göre, İsrâfil meleğin üfleyerek kıyamet gününün geldiğini haber vereceği araçtır.
• Suvaç: İsveç
• Sübyan: Çocuk
• Sülüs: Arap alfabesiyle yazılan bir tür süslü yazı veya Hicrî IV. yüzyıl sonlarında ortaya çıkan, nesihe benzer, kalınca bir yazı türüne verilen ad olarak tanımlanır.
• Sülyen: Kurşun asıllı, parlak kırmızı renkli toz halinde bir boyar madde
• Sümbüle: Başa burcu
• Sümün: XVII. yüzyıl ortalarında bir süre Osmanlı ülkelerinde kullanılan ve kuruşun sekizde biri (beş para) değerinde bir yabancı para.
• Sürünceme: Bir işin sonuçlanıncaya kadar boş yere uğradığı gecikmelerin tümü.
• Şahadetname: Bir işin yapılmasına müsaade veren resmî izin kâğıdı. Vesika. Diploma.
• Şahî: İran kaynaklı bu para birimi, Osmanlı İmparatorluğu 'nun Azerbaycan ve güneyindeki topraklarında tedavül edildi. Akçe karşılığı daha değerli ve itibarı daha yüksek olduğundan süratle yaygınlaştı. İran'a komşu Bağdad, Basra, Halep, Amid ve Van darphanelerinde de basımına izin verildi. 1513'te gümüş sikke olarak bir miskal 4,608 gr ağırlığında yaklaşık 6.5 akçe değerindeydi. II. Selim Amid darphanesinde şahinin yerine selimî adıyla bir sikke kesilmesini emretti ise de şahinin de basımı sürdü. 1583'de doğu darphanelerinde basılan ayarsız ve bozuk vezinli şahiler toplattırıldı. 1588/89'da İstanbul'da 1 şahi'nin değeri 8 akçe olarak belirlendi.
Şahidarbezen (Şahi Topu): Osmanlı zamanında kullanılan uzunluğu yedi karış her biri 56.5 kğ. ağırlığında ikisi bir ata yüklenebilir top. Bunlar büyüklük sırasına göre Şahi Darbzen, Miyane Darbzen ve Darbzen olmak üzere 3 ayrılır. İstanbulun fethinde de kullanılmıştır.
• Şap: Şaplar çift tuz grubuna giren bileşiklerdir. Şaplar, suda kolayca çözünürler ve tatlımsı bir tada sahiptirler.
• Şarkiyat: Doğu bilimi, oryantalizm
• Şarkiyatçılık: Yakın ve Uzak Doğu toplum ve kültürleri, dilleri ve halklarının incelendiği batı kökenli ve batı merkezli araştırma alanlarının tümüne verilen ortak ad.
• Şayia: Yayılmış haber, yaygın söylenti, duyultu
• Şehla: Kusurlu sayılmayacak kadar hafif şaşı (göz)
• Şer: Kötülük, fenalık
• Şeşiyek: Tavlada zarın 6-1 gelme durumu
• Şilte: Üstünde oturulan, yatılan, içi yünle, pamukla doldurulmuş döşek
• Şirpençe: Deri altı hücre dokusunun ve yağ bezlerinin iltihaplanmasından oluşan, genişlediğinde çok tehlikeli olabilen, stafilokokların sebep olduğu bir kan çıbanı, kızılyara, aslanpençesi
• Şive: 1. Söyleyiş özelliği 2. Tarz, tavır, üslup 3. Naz, eda
Şive için örnek; Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi.
Şive Taklidi Yapmak: İnsanın kendi normal ses tonuyla konuşmak yerine, ait olmadığı bir yörenin şivesini taklit ederek konuşması.
• Taberani: İmam Taberânî’nin tam ismi, Süleyman bin Ahmed bin Eyyûb eş-Şâmi el-Lahmî'dir. Künyesi ise Ebu'l-Kâsım'dır. Ba'ka'da doğ­muştur. Taberiyye'ye nispet edilerek Taberânî denilmiştir.
Hicrî 260 (M. 873) yılında doğmuş, 273 yılında hadis dinle­meye başlamış, otuz sene ilim tahsilinde bulunmuş, o devrin ağır şartlarında Kudüs, Kayseriyye, Humus, Medâin, Şam, Mısır, Arabistan, Yemen, Irak, Bağdad, Küfe, Basra, İran ve İsbahan'a seyahat yapmıştır.
Taberânî, bin veya daha fazla hadis âliminden (şeyh) hadis dinlemiş ve rivayet etmiştir. Taberânî, hadis hafızlarının büyüklerindendir. Hadiste hüc­cet, yani 300 000'den fazla hadisi senetleriyle birlikte ezbere bilen unvanına sahiptir.
• Tahayyül Etmek: hayal etmek
• Tahnit: Bozulmaması için ölüyü ilaçlama.
• Takım Taklavat: Araç gereçlerin bütünü
• Takke: İnce kumaştan dikilmiş veya ipten örülmüş, çoğunlukla yarım küre biçiminde başlık
• Talan: 1. Yağma 2. Birçok kişinin zor kullanarak ele geçirdikleri malı alıp kaçması
• Tamburi: Tambur çalan kimse
• Tapmak: Tapınak, İçinde ibadet edilen, tapınılan yapı, mabet, ibadethane, ibadetgâh (TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)
• Tarraka: Gümbürtü
• Tarumar: Dağınık, karışık, perişan
• Tasnif Etmek: Bölümlemek, sınıflamak.
• Taşıllaşmak: Fosilleşmek
• Tatar oku: Kavisli ve Nişangahlı ok.
• Tebaa: Uyruk
• Tebelleş olmak: İstenmediği hâlde, birinden veya bir yerden ayrılmayan, gitmeyen, musallat olan
• Tebliğ: 1. Bildirme 2. Haber verme
• Telakki Etmek: Saymak, öyle kabul etmek, öyle anlamak.
• Telkin: 1. Bir duyguyu, bir düşünceyi aşılama 2. Bilinç dışı bir sürecin aracılığıyla, kişinin ruhsal veya fizyolojik alanıyla ilgili bir düşüncenin gerçekleştirilmesi
• Tellak: Hamamda hizmet eden ve erkek müşterileri yıkayan erkek
• Tembih Etmek: Bir şeyin belli biçimde ve yolla yapılmasını istemek, söylemek, uyarmak
• Temriye: Deride yer yer küme durumundaki birtakım kabartılarla kendini gösteren hastalık.
• Tenezzül Etmek: 1. Alçak gönüllülük göstermek 2. Kendi durumuna, düzeyine aykırı düşen bir şeyi veya işi kabul etmek 3. Herhangi bir şeyi yapmaya istekli olmamak
• Terennüm:  1.Güzel ve alçak sesle şarkı söyleme. 2. Kuş şakıma, ötme. 3.Anlatma, ifade etme.
• Teres: 1.Aşağılık anlamına sövgü sözü 2. Pezevenk, Gizli ve yasal olmayan cinsel ilişki öncesinde aracılık eden kimse, dümbük, godoş, muhabbet tellalı, kavat, astik, dasnik
• Teşrih: 1.Bir sorunu veya konuyu ele alıp en ince noktalarına kadar gözden geçirerek anlatma, açımlama. 2.Anatomi
• Tevekkeli: Boşuna, boş yere, sebepsiz olarak
• Tezkire: Divan şairlerinin hayatlarını ve şiirlerini genellikle öznel bir bakış açısıyla değerlendiren eser.
•Tevekkeli: Boşuna, boş yere, amaçsız, nedensiz.
• Tıyniyet: (Tıynet) Yaradılış, huy, maya
• Tirid: Basitçe Tirit, et suyuna kızartılmış veya bayat ekmek konularak yapılan yemeğe verilen isimdir. Kaz, ördek, tavuk, inek, koyun eti ile yapılan çeşitleri görülmektedir
• Tizap: Altın ve gümüşün işlenmesi sırasında kullanılan tizap adlı kimyevi madde. Tizadçı esnafı (ki kezzapçı denilirdi.) Tizap denilen mai ile bakırda, kurşunda bulunan gümüş, gümüşteki altını eritip ticaret eden esnaf.
• Tolgalarının burunlukları: Miğferin arkasında ve yanlarında enseyi ve kulakları koruyan, zincir halkalardan oluşan enselik. Bu enseliğe Tolga da denir.
• Top Kundağı: Nişan almaya yarayan yuvarlak parça
• Tramola: 1. (Tremolo) Bir enstrümanda tek bir tonun hızlı tekrarlarla çalınmasına verilen isim. 2. Bir çeşit darbuka solosu
• Tulumba: Sıvıları alçak yerlerden çekmeye veya yüksek yerlere çıkarmaya yarayan araç.
• Tüfekçi: Sekbanların önemleri azalınca yerine geçen yeni bir piyade sınıfı. Sekbanlar, Pâdişahla berâber ava giderler, av köpekleri yetiştirirler, sekban fırınında çalışırlardı. Savaş zamanında, diğer yeniçerilerle birlikte çarpışmaya giderlerdi.
• Udi: Ut çalan çalgıcı, utçu
• Ulah: 1. Romanya'nın yerli halkına ve bu halkın soyundan olan kimselere Osmanlı Türklerinin verdiği ad 2. Vlahlar veya Ulahlar, Makedonya'da ve Romanya'da yaşayan bir etnik grup.
• Ulak: Haberci
• Ulema: 1. Bilginler 2.Sarıklı din bilginleri
• Ulufe: Osmanlılarda kapıkulu askerlerine, saray ve devlet kuruluşlarındaki bazı görevlilere üç ayda bir verilen ücret.
• Upir: Vampir kelimesinin kökeni olduğu düşünülen, aynı anlama gelen kelime
• Urgan: Keten, kenevir, pamuk, jüt gibi türlü dokuma maddelerinden yapılan ince halat
• Usturup: 1. Dürüst davranış. 2. Ustalıklı.
• Usturlap: Gök cisimlerinin yükseltisini ölçmekte kullanılan araç
• Utarid: Merkür
• Utarid: (kişi) Dilencilerden biri. Bünyamin onun çırağı olmuştur.
• Uzam: Bir nesnenin uzayda kapladığı yer, vüsat
• Üstünkörü: İnceliklerine inmeden, özen göstermeden, gelişigüzel, şöyle bir, baştan savma, eğreti, üstten. (TDK İhsan Oktay Anar'dan alıntı yapmıştır.)
• Vakanuvis: Vak'a-Nüvis, Osmanlı İmparatorluğu zamanında saltanatın tarihî olaylarını kaydetmekle görevlendirdiği kişilere verilen isimdir.
• Vakanüvis: Osmanlı Devleti'nde zamanın olaylarını tespit etmek ve yazmakla görevli devlet tarihçisi
• Vecd: 1. (Arapça) Sevgi ya da heyecandan doğan coşkunluk, kendinden geçme, esriklik, esrime. Vecd içinde olmak. (kelime ile ilgili cümle) 2. (tasavvuf) Allah (c.c.) sevgisinin doğurduğu der
238 syf.
Uzun İhsan Efendi' nin Descartes'in "Düşünüyorum öyleyse varım "görüşü üzerinden "Ben Kimim" e varan hikayesi. Helezonik kurgusuyla okuru sarmalın içine çekiyor. Düşle gerçeğin birbirine karıştığı okunası roman. Yeni keşfettiğim ve tüm eserlerini merakla okurum dediğim yazar oldu İhsan Oktay Anar.
238 syf.
·3 günde·6/10 puan
Puslu Kıtalar Atlası okuduğum ilk İhsan Oktay Anar kitabı. Kitaba başlarken çok büyük bir beklenti ile başlamıştım, kitabın bana çok ilginç geleceğini düşünüyordum ve beni alıp masalsı bir dünyaya götürmesini bekliyordum ancak bu beklentilerimin gerçekleştiğini söyleyemeyeceğim. Kötü bir kitap mı okudum, tabii ki hayır, ama Puslu Kıtalar Atlası çok beğendiğim kitaplar arasına da dahil olamadı maalesef. Tabii kitabın yazarı olan İhsan Oktay Anar'ın bu kitabı dikkat çekici bir tarih, felsefe birikimiyle yazdığı aşikar ancak bunlar da benim bir kitabı beğenmem için tek başına yeterli unsurlar değil.

Puslu Kıtalar Atlası'nda temel olarak Uzun İhsan Efendi ve oğlu Bünyamin'i görüyoruz. Dünyayı dolaşmak isteyen ve bunu zihninde gerçekleştiren Uzun İhsan Efendi gördüklerini satırlara döküyor ve okuduğumuz kitaba da ismini veren bu kitabı, oğlu Bünyamin'e veriyor. Bünyamin bu olayın ardından çıktığı macerada bir şey fark ediyor: Yaşadığı her şeyin öncesinde bu kitabın cümleleri arasına yazıldığını.

Puslu Kıtalar Atlası güzel başladı, özellikle ilk 50, 60 sayfayı beğendim ancak bundan sonrasında sıkılmaya başladım. Elbet bir yer beni çok etkileyecek, etkileyecek, etkileyecek diye beklerken kitabın sonuna geldim. Kitapta ele alınan konu da güzeldi yani arka kapağı okuduğumda konu ilgimi çekmişti. Fakat bu konunun yazar tarafından ele alınışını ve olayların kurgulanışı sevemedim. Kitaba dair beğendiğim bir diğer nokta sayfalara serpiştirilmiş felsefik düşünceler ve konuşmalardı. Bu diyaloglardan özellikle birini çok beğendim, ki o da kitaptaki bir diğer karakter olan Ebrehe'nin Bünyamin'e anlattığı ve temelde "para" üzerine olan bir hikayeyi konu alıyordu.

Puslu Kıtalar Atlası'nda bana göre çok fazla karakter ve mekan var. Bölümlerin başlangıcında bir anda kendinizi başka bir şehirde, hiç tanımadığınız birine dair bir şeyler okurken buluyorsunuz, bu durum hoşuma gitmedi. Yazar bir sürü farklı çevreyi, karakteri alıp bir olaya bağlama çabası içine girmiş gibi hissettim. Yani iki üç olayın, sonrasında kitabın ana temasına bağlanması kabul edilebilir ama bundan daha fazla olay bir araya getirilip ucunun da asıl olaya çıkması istenince bu, kitabı bu açıdan itici hale getirebiliyor benim fikrimce. Kitapta saçma bulduğum birkaç yer de oldu. Sadece örnek olması açısından söylüyorum: Küçük bir çocuğun yanına birkaç çocuk daha alarak bir çete kurması ve şehrin birçok yerinde ses getiren olaylar çıkarmaları bana biraz zorlama geldi.

Genel olarak baktığımda olumlu-olumsuz yönler açısından asıl düşündüğüm şey şu oldu: Kitabı okuyup bitirdim ve Türk romancılığında gerçekdışılığı pek sevemediğimi ve bunun bana hitap etmediğini fark ettim. Bir kitap okuyup bunu söylemek doğru olmayabilir ama zaten edebiyatımız da daha çok gerçekçilik üzerine kurulu. Sonuç itibariyle -çok büyük bir kitlenin aksine- Puslu Kıtalar Atlası'nı beğendiğimi söyleyemem. Anar'ın başka kitaplarını okur muyum bilmiyorum ancak okusam bile yakın zamanda olmayacağı kesin.
238 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitap Uzun İhsan Efendinin oğlu Bünyamin'e verdiği; Kıtalar Atlas'ı ile başlıyor.
Güçlü bir kurguyla, tarihsel ögeleriyle, felsefi yönüyle, mizah içerikli bir romandı.
Kitabı okumaya başlayıp fakat, bir türlü ilerleyememiştim. Devam etmek için kafamı toplamayı bekledim iyi ki de beklemişim. Sakin kafayla okunması gereken çok iyi bir kurgu.
Her karakterin bir hikayesi ve hikayelerin içinde hikaye olması romanı daha da derinleştirmiş. Tüm karakterlerin ortak bir yönü çıkması romana ayrı bir güzellik katmış.
Kitap, hayaller ve rüyaların iç içe geçtiği bir olay kurgusu.
Yazarın diğer kitaplarını da fazla bekletmeden bakmak istiyorum.
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.
"Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun bin bir halinden korkma."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Puslu Kıtalar Atlası
Baskı tarihi:
Nisan 2020
Sayfa sayısı:
238
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704723
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Puslu Kıtalar Atlası
Puslu Kıtalar Atlası
Yeniçeriler kapıyı zorlarken, Uzun İhsan Efendi hala malum konuyu düşünüyor, fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu...
Rendekar doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öyleyse varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam ersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar. Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, düşlediğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece, o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor. Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın, beni düşlediğini düşlüyorum. Öyleyse gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.

Kapı kırıldığında Uzun İhsan Efendi kitabı kapadı. Az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları geçirdi: Dünya bir düştür. Evet, dünya... Ah! Evet, dünya bir masaldır.

Kitabı okuyanlar 27,7bin okur

  • Ayşe TOK
  • Emine yazıcı
  • Burcu İlhan
  • Mor Aşığı
  • Fatma Şahin
  • Sümeyye Koç
  • Berna Arslan
  • Emre sahinerol
  • Ali Balkan
  • fidan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%10.9
13-17 Yaş
%4.1
18-24 Yaş
%21.5
25-34 Yaş
%32.4
35-44 Yaş
%23.5
45-54 Yaş
%6
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%58.2
Erkek
%41.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.9 (3.234)
9
%28 (2.596)
8
%19.3 (1.786)
7
%7.9 (734)
6
%3.1 (283)
5
%1.6 (149)
4
%0.5 (42)
3
%0.4 (36)
2
%0.3 (27)
1
%0.2 (17)

Kitabın sıralamaları