Puslu Kıtalar Atlası

·
Okunma
·
Beğeni
·
96204
Gösterim
Adı:
Puslu Kıtalar Atlası
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
238
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704723
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Puslu Kıtalar Atlası
Puslu Kıtalar Atlası
Puslu Kıtalar Atlası
Puslu Kıtalar Atlası
Bir “ilk kitap”, Türkçe edebiyatta yeni ve pırıltılı bir yazar... “Yeniçeriler kapıyı zorlarken” düşler üstüne düşüncelere dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yeni kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir: “Dünya bir düştür. Evet, dünya... Ah! Evet, dünya bir masaldır.” Geçmiş üzerine, dünya hali üzerine, düşler ve “puslu kıtalar” üzerine bir roman. Hulki Aktunç’un önsözüyle...
238 syf.
·Puan vermedi
Ve geldim. Buradayım. Duran zamanı tekrar akıtmaya yeni ussal yolculuklara geldim. Bu ussal yolculuklarda da eskilerinde olduğu gibi yine tüm dostlarımın yanımda olacaklarından şüphem yok. Kah ilham vererek kah bildiklerini anlatarak. Hem hep beraber hem tek başıma. Hem tek başına hem hep beraber nasıl mı olur? Uzun İhsan Efendi’ye sorarsanız olur. Elbet bana da anlattı nasıl olacağını. Bulmuşum fırsatı kaçırır mıyım? Bende size anlatacağım dilimin döndüğü kadar. Epey bir karışıktı anlattıkları bide komikki adam hiç sormayın.

Uzun İhsan Efendi ile Fi tarihinde İstanbul’da buluştuk. Bende bir şaşkınlık. Yahu nasıl olmasın. Evvela bir kültür çatışması yaşadık sonra lisan. Etrafta yeniçeriler, paşalar, padişahlar, oynayan ayılar, hırsız maymunlar, kerpetenle diş çekenler daha neler neler. Gidinde bir görün oraları. Bir cümbüş bir şamata. Tehlikeli yanları da yok değil tabi. Hiç beklemediğiniz bir an da kendinizi teşkilat-ı mahsusiyenin sırlar odasında bulabilirsiniz. Eee olsun o kadar o da işin cilvesi değil mi?

Birazda Uzun İhsan Efendi’den bahsetmeli. Uzun İhsan Efendi enteresan adam. Dünyayı keşfediyor ama yattığı yerden. Sonra ahbabı var Arap İhsan harbi delikanlı adam. Birde Bünyamin var Uzun İhsan Efendi’nin oğlu. Başına gelmeyen kalmadı garibanın. Esas kahraman da o zaten. Bir kafa var çocuk da zehir gibi. Bunlar benim aklımda kalanları bir o kadar daha var. Hepsi de birbirinden enteresan. Türlü türlü adamlar türlü türlü olaylar. Hiçbirimizin hayaline bile gelmeyecek cinsten. Rüyalarınız burada ki olaylar yanında daha gerçekçi kalır desem?

Beraber gezdik dolaştık anlattı, anlattı bazen de yaşattı Uzun İhsan. Diyor ki, Descartes yanılıyor düşünüyorum öyleyse varım değil, ben düşünüyorsam siz varsınız. Ben düşünmezsem yoksunuz. Hepiniz birer düşten ibaretsiniz.

Benim aklımdaysa şu var; dünya bir hiçlikten mi yaratıldı gerçekten? Bir yerlerde de okumuştum, dünyadaki tüm altınların içerisinde ki boşluğu çıkartırsak bir yüzük kadar kalırmış, dünya boşluktan ibaretmiş. Bana sorarsanız, fiziki olarak düşündüğümüzde haklı olabilir hepsi ama ya nesnelere yüklediğimiz anlamlar?

İşte yolculuğumuz konuştuklarımız bu kadar. Ben çok sevdim kendisini anlattıklarını. Umarım bir gün sizin de yolunuz kesişir kendisiyle. Yaşadığı döneme gider o ilginç adamları tanır fantastik olaylara tanık olursunuz.

İncelememi bitirmeden bir Descartes eleştirisi de benden gelsin. Leyla ile Mecnun dizisinin gönlümüzde taht kuran İsmail Abisinin repliği ile ‘Ağaçlarda varlar ama düşündüklerini, hiç zannetmiyorum Mecnun.’.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
238 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
ALLAH SİZİ TEZ ZAMANDA SEVDİĞİNİZE KAVUŞTURSUN 1K’NIN MÜDAVİMLERİ :))))

Dilenciler diyarından geçerken herkesin ilk duymak istediği duayı alıp geldim . :)

Dün gece rüyamda köpeğim bütün tüylerini dökmüştü ve iyileşebilmek için dersini değiştirmesi gerektiğini söyledi bana ( evet konuştu) ve kafasından başlayarak tıpkı soyunur gibi yıpranmış ve kelleşmiş derisini çıkardı bedeninden, kanamadı derisi ve acı çekmedi. ( Rüya yorabilenler bir el atarlarsa Allah ne muratları varsa versin... )

Bakalım elimizde neler var?
Rüyalar,hayaller, istihareler,zihinler,kehanetler, kıyamet, dabbetü’l azrz, meczuplar, metruklar...ha bir de Einstein’ın izafiyet teorisi :)

NE DEMİŞTİ HAYYAM:
“Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.”

Bu kitap da tamamen (zihnin ürünü ) bir yanılsamadır. Düşündüğünüz sürece var, elinizden bıraktığınız ve düşünmediğiniz an yok.
Uzun İhsan Efendi olmasa ne ben, ne siz ,ne İhsan Oktay Anar , ne Puslu Kıtalar Atlası var... :)
Onun zihnidir bizi var eden...

Pusulalarınızı alın, sisli ve gizemli bir yolculuğa çıkıyoruz , kaybolursunuz benden söylemesi çünkü elimizde sadece İhsan’ın rüyada çizdiği bir dünya atlası var!

Düşler ve sisler içinde , yeraltında geçen hayatlara,
kökü yukarda ağaçlara, ejderha iskeletlerine, Nuh’un gemisine tüm pusulaların gösterdiği mıknatıs mağaralara , afyonlu uykulara , dilencilerin teşkilatına , Konstantiniye’ye uzanan bir yolculuk bu.
Sırlarla dolu dünyayı anlamaya çalışan ve bu merakın peşinden sürüklenen insanların öyküsü...
Bir Kehanet Aynası’ında
kıyametin ne zaman kopacağını gören insanın kıyametten kaçmak için zaman makinesi yapma azminin ve sonsuz hayatı elde etmeye adanan ömrün...

Birbirinden renkli kahramanlarla örülü bir rüyada , hayalle hakikati ayırmak kolay olmadı çünkü masal içinde masal gibiydi bu yolculuk ( Marquez’in Yüz Yıllık Yalnızlık’ındaki büyülü dünyaya yeniden inmek gibiydi.)

Bu büyülü gerçekçi romandaki tüm kahramanlar sembolizasyon yoluyla karakterlerleriyle örtüşen isimlerle karşımıza çıkıyor.
Kendimce 3 kişiyi seçtim:

Uzun İhsan( iyilik) Efendi [Bir Dünya Haritası çizer ve bunun için diyar diyar gezmenin çok zahmetli olduğunu düşünerek istihareye yatar kolay yoldan. :) , ismi gibi iyi bir insandır.]

Ebrehe ( Kabeyi yıkmaya gelen kafir) Sonsuz hayatı elde etmeye çalışan kötü adam .:) Hareketin karşıtı,durmak değil;karşı harekettir savıyla zamanı geriye çevirmenin yolunu yani zamanı tersine çevirmenin formülünü bulma peşindedir.
Saatin akrebi sonsuz hıza ulaştığında akrebin durduğu da söylenebilir yani hareket yoksa zaman da yoktur teorisiyle zamanda geriye dönmek için gözünü kırpmadan gerekirse dünyayı satmaya hazırdır. [Sebebi kıyametten kaçmaktır :))) , çünkü günahlarının çokluğundan kendisi bile ürkmektedir.]

Dertli ; kendisini tam 6 kez yıldırım çarpmış ;bu çarpma sonucunda saçları, kaşları, kirpikleri, sakalı yanmıştır ve tepesinde bir yağmur bulutu elinde yıldırımla gezen bir uğursuzdur :))
( Bu sembolizasyon Şinasi’nin yazdığı Türk edebiyatının ilk tiyatrosu Şair Evlenmesi’nde de vardır. Orda en çok İmam Ebu’l Laklaka’ ya gülmüştüm . Gevezelerin babası ) :))

Eğer iyi okuyucu olduğunuzu düşünüyorsanız ve bu kitabı okumadıysanız bir daha düşünün diyeceğim.
Tek üzüntüm bu zamana dek okumamış olmam...
Geç kalmışım ...

Son söz: Türk edebiyatının bu son döneminde böyle usta bir yazarıyla tanışmak beni gururlandırdı.Anar’ın 1995’te yazdığı ilk romanmış ve pek çok dile çevrilmiş.Bu yazıyı sonuna dek okuyanlara Allah dünyanın en prestijli ödülü olan Oscar ödül töreninde, en azından en iyi yönetmen ödülüne aday gösterilmeyi nasip etsin...
Bağdat Kütüphanesi gibi bir kitaplığa sahip olmayı,
ve güzeli ararken başka bir güzeli bulmayı nasip etsin... :)))))
238 syf.
·2 günde·Beğendi
Tarih ve felsefenin iç içe olduğu kurgusu müthiş düşünülmüş bir fantastik roman.

Felsefenin "Varlık nedir?" sorusu cevaplanmaya çalışmış. Uzun Ihsan Efendi'nin eline Rendekâr'ın ( https://1000kitap.com/yazar/Ren ) Zagon Üzerine Öttürme ( Metot Üzerine Konuşma ) kitabı eline geçer ve bu soru hakkında düşünmeye başlar. "Düş gördüğümden şüphe edemem. Düş görüyorum öylese ben varım. Varım ama ben kimim?" Bunları düşünürken de olaylar bir yandan cereyan etmeye başlar.

Descartes'in fikirleri Sofie'nin Dünyası adlı kitapta şöyle dile getirilmiş:

"Descartes şöyle yazıyor bu konuda: 'Konuyu iyice düşündüğümde, uyanık olmayı rüyadan kesin olarak ayırt etmeye yarayacak hiçbir belirti bulamıyorum.' Ve devam ediyor: 'Bütün yaşamın da bir rüya olmadığından nasıl emin olabilirim ki?'"
..........
Herşeyden şüphe ediyordu ve kesinlikle emin olabileceği tek şey de buydu. Sonra da şunu fark etti: Çok emin olabileceği bir şey vardı ve bu da şüphe etmekte olduğuydu. Ama eğer şüphe ediyorsa, düşünüyor olmalıydı aynı zamanda ve eğer düşünüyorsa, düşünen bir varlık olduğu da kesindi. Ya da kendi deyişiyle:'cogito, ergo sum.'(Düşünüyorum öyleyse varım)(sayfa 270).

Bundan hareketle Uzun Ihsan Efendi Rendekâr'ın kendisiden başkası değildir.

Gerçekten güzel bir kitap. Keyifli okumalar.
238 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
İlk defa İhsan Oktay Anar okudum ve yazarın üslubunu ve kitabın kurgunu beğendim.Daha ilk sayfalarda yazarın ustalığı belli oluyordu.

KİTAP HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİM:


1.Herşeyden önce bu kitap tarihi bir roman değil,bana göre fantastik bir roman.Bu konuda itirazlar gelebilir ama dikkatle okunursa yazarın kendisi diyor romanında,bu bir düştü,sen benim düşümdesin,sen ben zihnimin ürünüsün...gibi ifadelerle yazdığı eserin tamamen fantastik bir kurgu olduğuna işaret ediyor.Rüyalara gönderme de cabası.


2.Ülkemizde düşle gerçeğin iç içe geçtiği nitelikli bir esere pek rastlamadım,Tanpınar'ın ustaca yazdığı Hikayeler dışında.Bu konuda yazar çok başarılı,kitabı okurken bir yandan hep düşündüm olayları nereye bağlayacak diye.Olayların bağlanma şekli kusursuza yakındı.Birbirinden farklı karakterleri kitabın bütünlüğünü içinde eritme liyakatla yapılmış.Ülkemizde buna benzer fantastik bir eser eksikliğini gideren yazara teşekkür ediyorum ülkemiz adına.


3.Kitabın içeriği çok zengin,atmosferi harika.Renkli kişiliklere renkli mekanlara yer vermesi birbirinden farklı karaktelere yer vermesi çok güzel.


4 BU KISIM SPOİLER İÇERİR !.Sofie'nin Dünyası kitabını örnek alması ve ana kurguyu onun üstüne kurması zayıflık.Yazarın,yazdığı eserin içine dahil olup UZUN İHSAN EFENDİ vasıtası kendi zihninde yazdığı karakterlerle sohbet etmesi (BÜNYAMİN) eseri güçlü kılmış ama taklit olması,özgün olmaması kötü olmuş.Bu konuşma Sofie'nin Dünyası kitabında da ona çok benzer şekilde vardı.Yazarın kurguyu yazarken bu esere aşırı bağlı kalması onun özgünlüğünü zedeleyen bir tutum.


5.Karakterlerin psikolojilerine neredeyse hiç yer vermemesini edebiyat açısından eksiklik olarak gördüm.


6.Kitap çok akıcı şekilde yazılmış,herkesin okuyup anlayabileceği kadar basit yazılmış.Yazarın her seviyede okuyucunun anlayabileceği kadar yazması yani herkese hitap eden bir eser miras bırakması takdire şayan.


7.Yazarın dili çok hafif,kitabın anlaşılması da okunması da hiç zor değil.Ayrıca bazı okuyucuların dediği gibi kitaptaki sözlükler hiç de zor değil kelimeler bilinmese bile cümleninin anlamından rahatlıkla anlaşılır çoğu,bu konuda hiç zorlanmadım.Şahsen bana eski kelimeler ile yazılmış A.HAMDİ TANPINAR eserlerinden kullanılan kelimeleri anlamak bana çok daha zor gelmişti.


8.Kitap bence felsefe anlamında çok parlak değil,düş içinde düş,yazarın zihninde kendi yazdıklarına gönderme,rüyalar ve varoluş sorgulaması güzel.Ama yeterli mi pek değil bana göre.Yazar alt metinlerle vermek istediği mesajları destekliyor ama yine de düşünce anlamında biraz eksik kalmış.Şimdi bu yazdığıma itiraz edeceklere şimdiden cevabım;DAVA,ŞATO,DÖNÜŞÜM başlı başına varoluş sorgulaması yapan KAFKA'nın en değerli kitaplarıdır,sadece KAFKA'NIN mı ? Hayır.Dünya edebiyatında en iyiler arasında gösterilir bu benzersiz eserler.


9.Türkiye'nin bana göre en iyi yazarları (okuduğum yazarlar arasında) Oğuz ATAY ve A.Hamdi TANPINAR eserleridir.Bu yazarların yazdıkları eserlerinde sadece kurgu yönünden,karakter psikolojilierini de yani karakterleri de aynen gerçek hayattaki gibi bütün duygusal ve mantıki benliklerine inen yazarlardır.Bu sitede bazı kişiler Oğuz ATAY eserleri ile kıyaslamaya kalkmış onlara hiç katılmıyorum.TEHLİKELİ OYUNLAR kitabı da TUTUNAMAYANLAR'DA edebiyatımızda zirve yapmış kitaplardır Ayrıca TANPINAR'IN benzersiz eseri SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ dahil.Kurgu yönünden de edebiyat zenginliği anlamında da bu kitapla pek bir alakası yok o üç kitabı ancak dünya edebiyatın zirve kitaplarından biri KAFKA'NIN şaheseri DAVA gibi kitaplarla kıyaslayabilirsin.


10.Ülkemizde yazılan şu an için benzersiz eseri herkese tavsiye edebilirim,Sağlam,güzel ve nitelikli bir eser.Ama bu kurgudan bu büyülü dünyadan çok daha üstün bir eser yazılabilirdi.Ama yazara çok güveniyorum çok çok daha iyisini yazabilir ilerde belki Türk Edebiyatında zirve yapan eserler arasında yer alır yazarın ilerde yazacağı kitap,bir SAATLERİ AYARLAMA ENSTİTÜSÜ gibi ya da TUTUNAMAYANLAR gibi...
238 syf.
Şahsen hiç Istanbul'u gezmedim merak ettiğim şehirlerden.(bu da Istanbul'da yaşayan arkadaşlara ufak bir gönderme) Kitap beni gezdirmiş kadar oldu sağ olsun Eski Istanbul'u hem de oturduğum yerden. :)

1995'te yazılmış, Türk Edebiyatına yeni bir çığır açmış. İhsan Oktay Anar'a ilk kitabı olmasına rağmen ödüller kazandırmış.

Farklı dillere çevrilmiş İngilizce, Fransızca, Macarca ve Korece gibi. Kürtçesi de var mı diye araştırırken bunlara ulaştım.

 Osmanlı'nın sosyolojik yapısına ait detaylar, harika bir kurgu, özgün hikayeler, Arap İhsan, Vardapet, Kubelik, Alibaz, Uzun İhsan Efendi gibi değişik karakter isimleri, gözünüzü kapatıp canlandırabileceğiniz kadar sağlam betimlemeler, az da olsa mizah, akıcılık... evet evet hepsi ve daha fazlası  "Puslu Kıtalar Atlası"nda mevcut.

Tarihi bir kitap kategorisine koyamam ama tarih barındırıyor bunun yanında felsefe, bilim, tıp, askerlerlik ve din konularına da değiniyor.

Kesinlikle tavsiye ederim ayrıca bana tavsiye eden arkadaşıma da burdan teşekkürlerimi iletiyorum.


Keyifli okumalar...
238 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Merhaba sevgili okurlar,

İhsan Oktay Anar'ın okuduğum ikinci kitabı. İlki Suskunlar'dı. Her iki kitabı da beğenerek okudum ancak, Anar okuyanlar bilir, biraz zorlandım. İhsan Oktay Anar, eserlerinde Osmanlıca kelimeleri çok fazla kullanıyor. Tek bir sayfada en az 10 defa internete bakıyor ve her bir cümleyi tekrar tekrar okuyordum. Bu durum biraz yorucu ve açıkçası insan bazen okumaya devam etmek istemiyor. Evet, bu kadar olumsuz yorum yeter.

Kitabın içeriğine gelecek olursak (spoiler içerir) Ebrehe (Büyük Efendi), kıyametin kopacağı zamanı bilen bir aynayı ele geçirir. Kıyamet dehşetinden kurtulmak için bir çözüm yolu olduğuna inanır. Kara metal bir paranın peşine düşer. Ebrehe, Teşkilat-ı Humayun'un başındaki kişidir. Teşkilat-ı Humayun, Osmanlının casuslar birliğidir. Savaşlarda, savaş öncesi ve sonrasında tüm gizli bilgileri padişaha iletirler. Başa gelen padişah dışında hiç kimse bu ajanların varlığından haberdar değil. Kimisi sarayda bir asker, kimisi çarşıda bir esnaf, kimisi kör bir dilenci. Ebrehe bu teşkilatın başına geçtikten sonra, bazı sebeplerden dolayı padişahla irtibatı kesilir, burayı artık kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmeye başlar.
Kitabın başında Haliç'e bir yenilmez dev edasıyla giren Arap İhsan'dan hiç bahsedilmiyor. Ana karakterin o olduğunu sanmıştım. Arap İhsan'ın aksine ilk girişte bana pasif gelen Uzun İhsan ise kitabın kilit noktası. Uzun İhsan'ın "Düşler Alemi". Uzun İhsan'a göre, aslında hepimiz kendisinin düşlerinde yaşıyoruz. Onun düşü olmasa biz de yokuz, o düşlediği için biz varız. Burada yazar; Descartes'in "Düşünüyorum, o halde varım." cümlesini çok farklı bir biçimde ele almış.
Kitabın en çok betimlemelerini beğendim. Dilencilik, lağımcılık, çocuk kalbi ve inadı, Vardapet'in rezil olma anı... Hepsi ince ince anlatılmış. Misal; dilenciliği öyle bir anlatmış ki, insanın dilenci olası geliyor. :)
Sözün özü; Osmanlıca kelimelerin yoğunlukta olduğu bu kitabı yorulmadan, sıkılmadan, gocunmadan, erinmeden araştırmayı seven, kendine güvenen macera severler keyifle okuyacaktırlar.

Keyifli okumalar.
Kitapla kalın.
238 syf.
·10/10
Merhabalar İhsan Oktay Anar’ın en başarılı ve beğendiğim kitabı olan Puslu Kıtalar Atlası’nı okurken heyecan içinde okumuştum.Kitapta tarih,coğrafya,felsefe ve imgelerin kullandırdığı muhteşem bir fantastik roman.En beğendiğim özelliği olan olaylar arasındaki bağlantılar çok iyi ve oradan atlasa gerçek hikayeden kopmuyorsunuz.Bu eser ve diğer eserlerinden de anlayacağımız gibi bu konularda bilgili ve bilgisini ustaca kullanan bir yazar.Terim anlamlara biraz fazlaca yer vermesine rağmen hiç akıcılığı bozulmadan okuyabiliyorsunuz.Konu olarak ise Osmanlı Devleti döneminde yaşayan Uzun İhsan ve oğlu Bünyamin’in macera dolu yaşantısı anlatılmaktadır.Uzun İhsan Bünyamin’e dünya atlası vermesiyle her şey başlar.Hayatında karşılaşabileceği her şey yazılmıştır.Yeniçeriler,İstanbul,Esirler ve Sırlar gibi konular yer almaktadır.Genelde tarihi kitapları çok sevmem ama bu kitabı çok beğendim ve tekrardan da okuyacağım.En beğendiğim alıntı ;
“Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım, ama kimim?”
Keyifli Okumalar Dilerim
238 syf.
Uzun İhsan Efendi' nin Descartes'in "Düşünüyorum öyleyse varım "görüşü üzerinden "Ben Kimim" e varan hikayesi. Helezonik kurgusuyla okuru sarmalın içine çekiyor. Düşle gerçeğin birbirine karıştığı okunası roman. Yeni keşfettiğim ve tüm eserlerini merakla okurum dediğim yazar oldu İhsan Oktay Anar.
238 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Kitap Uzun İhsan Efendinin oğlu Bünyamin'e verdiği; Kıtalar Atlas'ı ile başlıyor.
Güçlü bir kurguyla, tarihsel ögeleriyle, felsefi yönüyle, mizah içerikli bir romandı.
Kitabı okumaya başlayıp fakat, bir türlü ilerleyememiştim. Devam etmek için kafamı toplamayı bekledim iyi ki de beklemişim. Sakin kafayla okunması gereken çok iyi bir kurgu.
Her karakterin bir hikayesi ve hikayelerin içinde hikaye olması romanı daha da derinleştirmiş. Tüm karakterlerin ortak bir yönü çıkması romana ayrı bir güzellik katmış.
Kitap, hayaller ve rüyaların iç içe geçtiği bir olay kurgusu.
Yazarın diğer kitaplarını da fazla bekletmeden bakmak istiyorum.
238 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Nihayet bir İhsan Oktay Anar kitabı okuyabildim. Yazarın eserlerinin tamamı artık küçücük, tertemiz ve pırıl pırıl kütüphanemin raflarında bekliyor beni. Zafer'in çok çok güzel ve ince hediyesi onlar, o yüzden okunacakları zamanı bekleyerek raflarda dinleniyorlar. Kütüphane tasfiyem sona erdi, bir ay kadar olacak neredeyse. Ülkenin başka yerlerindeki site okurlarına gönderdiğim kitaplar, arkadaşlarıma verdiklerim, okula götürdüklerimin dışında geri kalanların neredeyse tamamını bir sahafa verdim. Sahaf bana teşekkür etti hepsini çok güzel hazırladığım için. Bu yaza doğru benim için çok değerli olan çok şeye, insana, cana veda ettiğim için kitaplar da sadece bir anlık zorladı beni. İşte şimdi kütüphanemizde tek sıra kitaplar dizi dizi, ve hepsine bakınca, okumadıklarımla beraber sevdiklerim de benimle beraber: Cortazar, Faruk Duman, Vasconcelos, Drizzt Do'Urden, ve daha nicesi.

Zafer'in hediyesi olan İhsan Oktay Anar kitapları da yanyana bekliyorlar.

Bugün yazarın ilk kitabı olan Puslu Kıtalar Atlası'nı bitirdim. Çok güzel bir masal okudum. Yazarın hayâl gücüne hayran olmamak hakikaten imkânsızdı. Bölümden bölüme yeni karakterler ortaya çıktıkça onların ana hikâyeye dahil edilişi, her bir karakter için ancak çok sıradışı bir hayâl gücü olan bir insanın anlatabileceği bütün o masallar, öyküler, hepsi ama hepsi çok etkileyiciydi. Yazarın belki ilk kitabı olmasının bir etkisi olarak diyalogların iyi olmadığını söyleyebilirim. Özellikle son kısımlardaki diyaloglar bana kitabın havasına aykırı geldi, çünkü bu bölümler kitabın masalsı havasını bir anlamda ikna etme çabasına dönüştürüyor, yazar bizi ikna etmeye çalıştığı için diyaloglar ikna gayreti güden bir cümleler dizisine dönüşüyor. Bana göre bu, eserin bütünlüğünü zedeleyebilen bir mesele. Bana da öyle gelmiş olabilir elbette, eserin edebiyat çevreleri tarafından çok önemsendiğini biliyorum. Bu bölümleri bol nemli bir ortamda okuduğum için pek sevemeden okumuş olabilirim. Ancak genel olarak bakıldığında çok şaşırtıcı, çok güzel bir eser olduğunu da söyleyebilirim. Yazarın diğer eserlerine de göz attım, ve galiba ilk kitaptakilerle bağlantılı kitaplar, hikâyeler söz konusu. Yoksa İhsan Oktay Anar bambaşka bir evren mi kuruyor bu kitaplarıyla, ve bu eserlerdeki karakterler birden fazla eserde yaşamaya devam mı ediyor? En çok Suskunlar ve Amat adlı eserleri merak ediyorum, zira yayınlandıkları dönemde başyapıt oldukları şeklinde yorumlar okuduğumu hatırlıyorum...

Puslu Kıtalar Atlası'nı herkese öneririm. Zafer'e de teşekkürler:)
238 syf.
·8 günde·Beğendi
"Dünya bir düştür, dünya bir masaldır."

Uzun İhsan'ın yazmış olduğu kitabı oğlu Bünyamin'in bulmasıyla puslu masalımız başlıyor.Bünyamin kitabı okumaya başladıktan sonra garip bir şekilde kitapta yazılanları yaşadığını görür.Ama kitapta yazıldığı için mi yaşıyordur yoksa olayları yaşadığı için mi bunlar kitaba yazılmıştır, bilememektedir.Kitabın konusu biraz karışık gibi görünmekteysede okudukça düğümler çözülüyor.Hikaye içinde hikayeler...

İhsan Oktay Anar'ın hayalgücü,olaylari kurgulayışı ve sunuşu, masalsı anlatımı insanı düş ve gerçekler arasinda dolaştırması mükemmeldi.

Kitap sanılanın aksine tarihi bir roman değil.Tarih, felsefe ve bilimin iç içe geçtiği fantastik bir roman.Anar tarihi fon olarak kullanmış romanda.

Yazarın okuduğum ilk kitabı ve muhtemelen diğer kitaplarını da okuyacağım. Kitapta Osmanlıca kelimelerin fazlalılığı dilini ve anlatımını zorlaştırmamış aksine hikayeye ayrı bir hava katmış.Yazar, Osmanlıca ve eski Türkçe kelimeleri kullanarak yeni bir dil yaratmış.Bu dili öğrenmek için ilk 20-30 sayfa zorlanıyorsunuz ama dili öğrenince anlatım akıp gidiyor.Ayrica olaylari kurgulamasi da yazarimizin ayri bir yeteneği gibi gözüküyor.Kendine has bir mizahi anlatımı olduğu da kesin.Yazarimiz bu kitabi 32 yasinda yazmış. İlerleyen zamanlarda Türk Edebiyatina güzel eserler verecegini düşünüyorum.

Türk romanlari icinde böyle fantastik bir eser daha önce okuduğumu hatirlamiyorum.Son dönem Türk yazarlarina bakildigi zaman, İhsan Oktay Anar gibi yazarlarin olması insani umutlandırıyor.Kesinlikle okuyun derim.
Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı.
“ Aslında seni görüp duymaktan da öte, hem seni, hem de içinde yaşadığın dünyayı düşünüyorum. “
İhsan Oktay Anar
Sayfa 127 - İletişim Yayınları
"Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun bin bir halinden korkma."
Yaşanılananlar, görülenler ve ögrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu Dünya'nın şahidi olmaktı.
İhsan Oktay Anar
Sayfa 91 - İletişim Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Puslu Kıtalar Atlası
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
238
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704723
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Puslu Kıtalar Atlası
Puslu Kıtalar Atlası
Puslu Kıtalar Atlası
Puslu Kıtalar Atlası
Bir “ilk kitap”, Türkçe edebiyatta yeni ve pırıltılı bir yazar... “Yeniçeriler kapıyı zorlarken” düşler üstüne düşüncelere dalan Uzun İhsan Efendi, kapı kırıldığında klasik ama hep yeni kalabilen sonuca ulaşmak üzeredir: “Dünya bir düştür. Evet, dünya... Ah! Evet, dünya bir masaldır.” Geçmiş üzerine, dünya hali üzerine, düşler ve “puslu kıtalar” üzerine bir roman. Hulki Aktunç’un önsözüyle...

Kitabı okuyanlar 17.668 okur

  • Şahin GÖÇMEN
  • Burçe
  • Yunus Matyar
  • Günay Kaya
  • E
  • Yaprak Özbozkurt
  • Luna
  • Bünyamin BULUT
  • Celal Parim
  • Sinem özhan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.9
14-17 Yaş
%4.1
18-24 Yaş
%21.5
25-34 Yaş
%32.4
35-44 Yaş
%23.5
45-54 Yaş
%6
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%58.2
Erkek
%41.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%34.2 (2.045)
9
%27.1 (1.620)
8
%18.1 (1.079)
7
%7.6 (451)
6
%2.7 (163)
5
%1.5 (92)
4
%0.4 (23)
3
%0.4 (26)
2
%0.3 (15)
1
%0.2 (10)

Kitabın sıralamaları