“Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti.”
İhsan Oktay Anar’ı Puslu Kıtalar Atlası kitabıyla tanıdım. Karşıma çok çıkan bu kitabı sonunda okuma fırsatı buldum. Kitabı okurken yer yer sıkıldım, geri döndüm, ileri sardım. İnternetten özetlerine baktım. Kitabın tahlillerine göz gezdirdim. Neticesinde kitabı bitirdiğimde karmaşıklığı çözemedim. Yazarın üslubu, kurgusu tek kelimeyle dahiyaneydi fakat kitap benim kafamda bir bütüne ulaşamamıştı. Karmaşıyı toparlayamamış ama aynı zamanda kitabı sevmiştim.
Puslu Kıtalar Atlası kitabının nasıl bir şaheser olduğunu ve edebiyatımızın en güzel postmodern örneklerinden biri olduğunu ne yazık ki kitabı bitirdikten sonra gerek buradaki incelemelerden gerek internetten yaptığım araştırmalardan öğrenecektim. Zaten Kitap üstüne yapılan araştırmalar ve tahliller bile kitabın edebiyatımızın hangi katmanında bulunduğunu belli ediyordu fakat ben ne yazık ki bunu geç farkettim. Uygulamada kitabı ‘okudum’ olarak işaretledim ama bunun hakkını gerçekten veremedim. Yazarın bir kaç kitabını da okuyup tarzına alıştıktan sonra yeniden okuyacağım ve okuduktan sonraki fikirlerimi bu incelemenin altına ayrı olarak yazacağım. Bu benim için bir ders niteliğindedir, sizin ilginizi çekmeyebilir.
Ben kitap okurken; okuduklarımı anlamak, unutmamak ve kendimi geliştirmek için sürekli notlar alır internetten araştırmalar yaparım. Yazarın bu kitabını okuduğumda kafamda birleştiremediğim içindir İhsan Oktay Anar bana çok şey öğretti. Çünkü bu kitap için yaptığım araştırmayı (Ruh Adam kitabı haricinde) hiçbir kitapta yapmadım. Tanımının yapılması bile çok zor olan postmodernden girip modernizmden çıktım. Bunlar bir yana yazarı anlamak için onun tahlillerini, hakkında yazılanları okudum. Yani kitabı anlayamadım diye kitabın yarısı kadar da bu