Kitaba yazılan incelemeler genel olarak taş odaklı oldu , ben de bu kervana katılmak istedim.
TAŞTAN KİTAPLAR , DENİZDEN OKURLAR , SEK SEK SEKEREK
İyi kitapların bir özelliği vardır , yazarın yüreğine oturmuş bir taşın verdiği ağırlığın yazıya tecelli etmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu bakımdan her iyi kitap aynı zamanda dertlidir , yorucudur , zordur..
Kitapta isimleriyle yer alan taşlar da (safir , yada taşı gibi ) aslında birer kitap türü gibidir adeta. Roman , hikaye , şiir , deneme vesaire.. Taş gibi sert kitapların halinden anlamak için de deniz gibi esnek olmak gerekir.. Taş gibi kitaplar , deniz gibi okurlar.. Taşlar , eğer denizde sekmeseydi yine de taş olurlardı , fakat sekmek için denize nasıl ihtiyaçları varsa , işte kitapların da okurlara öyle ihtiyacı var.
BALTAYI TAŞA VURMAK , ÖYKÜ MÜ ROMAN MI ?
Taş Sektirme Ustası bana göre bir novella yani uzun öykü , fakat neredeyse de bir roman. Ama kesinlikle bir öykü kitabı değil. Bölümlere ayrılmış olması ve her bölümün birbirinden bağımsız okunarak da anlamlı olabilmesi , bu gerçeği değiştirmiyor. Hem sayfa sayısı hem de belli bir ana karakter üzerinde ilerlemesi bence uzun öykü olduğunu gösteriyor. Fakat dediğim gibi roman da sayılabilir. Bu bakımdan kitap kapağında ‘öykü’ yazması bir çeşit baltayı taşa vurma hadisesidir. Bunda da vardır bir hayır deyip geçebiliriz elbette.
YAZAR ‘KİMİ’ ANLATIR ?
“Yazdıklarına kendi fikirlerini katmaya çalışma , zaten istesen de başka türlüsünü yazamazsın.” diye bir söz okumuştum seneler evvel. Yazarlığın iki uçlu bir sarkaç olduğunu da kabul etmeli. Hem bütün hikayeler bir bakıma otobiyografiktir hem de ne kadar uğraşsa da bir yazar , yazdıkları kurmaca olmaktan öteye geçemez. Yakın zamanda okuduğum Güray Süngü’nün Düş Kesiği romanı da bu düşünceyi kavramamda bana çok