1984 için geç kalmışlık serzenişi vardı üzerimde.Kitabı bitirdikten sonra,bir kez daha yürekten inandım ki “kitapların da bir kaderi vardır.” İyi ki bu yaşımda,bu zihinle okudum.Tam da zamanında!
Bana kalırsa 1984 okuması,kesinlikle dingin bir zihin istiyor.Winston’ında da dediği gibi çoğumuzun bildiği ya da tahmin ettiği gerçekleri zihnimizdekinden daha sistematik bir şekilde anlatıyor.
Şöyle ki :
Ütopya, mükemmel,ideal bir toplumu ifade ederken,distopya ise bunun tam tersi baskıcı ve otoriter devlet modelini ifade eder. 1984 distopik bir dünyada geçiyor ve totaliter yapının tüm öğretilerini gözler önüne seriyor.
İnsanları değil,insanların düşüncelerini yöneten bir sistem düşünün.Her an izleniyorsunuz,dinleniyorsunuz,yönlendiriliyorsunuz.Düşünce özgürlüğü literatürden tamamen kalkıyor,böyle bir olgunun varlığı bile unutturuluyor. ”Düşünce polisi” adı verilen yapı,sevginize,nefretinize,öfkenize,zevkinize,duygularınıza,hislerinize bile müdahale ediyor.Bu bir distopyaysa eğer,21.yüzyılın bundan farkı ne?Tek fark henüz düşünmemize izin veriliyor olması.Bundan da pek emin değilim
Kitabın,ruh halimi olumsuz yönde etkilediğini,söylemeden edemeyeceğim.Kötü bir rüya gibiydi.Sanıyorum ki bunun sebebi günümüzden izler taşıması.1947-1948 yıllarında yazılmış olup bu kadar güncel olması.. İşte kitapları bu zenginliği için seviyorum.Umarım bizim geleceğimiz bu kadar karanlık olmaz.Her şeye rağmen gelecekten güzel şeyler beklemeyi bırakmayacağım,umudun her daim taze.Çünkü biliyorum ki kötüler hiçbir zaman gerçek anlamda kazanmış değiller.
Bu politik roman,aynı zamanda 1984 yılında beyaz perdeye de uyarlanmış.
Beyin yakmak isteyen şöyle gelsin
#1984 #kitapönerisi
Son olarak,evet kitap tavsiye ama herkesin sevebileceğini düşünmüyorum.Kitap okuma alışkanlığı kazanmaya