Bir Ömür Nasıl Yaşanır? (Hayatta Doğru Seçimler İçin Öneriler)

·
Okunma
·
Beğeni
·
104650
Gösterim
Adı:
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?
Alt başlık:
Hayatta Doğru Seçimler İçin Öneriler
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752430990
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kronik Kitap
Daha anlamlı yaşamak için İlber Ortaylı’dan tavsiyeler…

“Cesur olun. Kendinizi rahat hissettiğiniz alanın dışında pencereler açın. Farklı dünyalarla ancak böyle tanışırsınız. Ben hep yerimde dursaydım, dünyamı değiştirecek insanları aramasaydım, bugün tanıdığınız ben olmazdım. Bir insanın bittiği an, miskinliğe esir olduğu andır. İnsan, konforundan vazgeçmeyi göze almalıdır. Kendi dünyasını yerinden kendisi oynatmalıdır.”

- İlber Ortaylı

İlber Ortaylı, yediden yetmişe herkesin faydalanacağı, bilge şahsiyetinden ve yaşam tecrübesinden süzülen tavsiyelerden oluşan bir eserle karşımızda. İlber Hoca bu kitapta, bir insanın, çocukluktan itibaren hayatın hemen her alanında ihtiyaç duyacağı çözümleri nasıl bulabileceğini örnekler vererek anlatıyor. “Herkes kendi talihinin mimarıdır” sözünü hatırlatarak, kendi yolunu çizmenin ne anlama geldiğini tüm kritik noktalarıyla yorumluyor.

Bir ömrü hakkıyla yaşayabilmek ve yaşanan her andan tat alabilmek için önce ne lazımdır?
İnsan hayatı kaç dönemden oluşur ve her bir dönemde neleri tecrübe etmek gerekir? 15, 25, 40 ve 55 yaşları neden birer eşiktir?
İnsan kimden, ne öğrenebilir? Kendi kendini yetiştirmek nasıl mümkün olur?
Kişi mesleğini neye göre seçmelidir?
Bir işin uzmanı olmak ve o uzmanlık bilgisiyle çalışmak için nelere ihtiyaç vardır?
Bir dil, en iyi nasıl ve ne zaman öğrenilir?
En verimli sonucu alabilmek için nasıl çalışmak gerekir?
Sorumluluk sahibi bir insan, kendisi veya çocukları için nasıl bir eğitim modeli aramalıdır?
Hayata değer katmak için ne tür insanları arayıp bulmak gerekir?
Doğru kararları alabilmek için en çok kimleri dinlemek gerekir?
En iyi nasıl seyahat edilir; bir şehir nasıl dolaşılır? Hangi müze, hangi meydan, hangi sokakları görmek için dünyanın bir ucuna kadar gidilebilir?
İyi film, güzel müzik, doğru kitap nedir? Hangi temel eserleri dinlemeli, okumalı ve seyretmeliyiz?
İnsan yaşadığı şehirden tam manasıyla nasıl yararlanabilir?
“Bir Ömür Nasıl Yaşanır?”, ülkemizin medarıiftiharı olmuş bir tarihçinin gözünden, insanın hayattaki anlam arayışına, bu arayışın tadını nasıl çıkaracağına ve süreç boyunca karşılaşacağı zorluklarla nasıl baş etmesi gerektiğine dair çok özel bir kılavuz…
288 syf.
·14 günde·8/10
İlber Ortaylı insanın hayat yolunda önüne çıkan engelleri nasıl aşacağını, zamanı nasıl verilmli geçirip ve hayatı nasıl daha keyifli hale getiririz onun ipuçlarını vermiş bize.

Kitap soru cevap şeklinde ilerliyor. Eğitimden turizme, sağlıktan insan ilişkilerine birçok konu işlenmiş olup benim en ilgimi çeken kısım girişteki insan yaşamını dört bölüme ayırması oldu.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
288 syf.
·32 günde·8/10
Uzun süreler boyunca çok satanlarda kalmasına şaşmamak gerek. Öyle sayfa çevire çevire okuduysanız çok hata yapmışsınızdır demektir. Okurken önümde bilgisayar neresini dediyse ne önerdiyse şöyle ufak ufak göz atarak okudum. Öyle okunması gereken bir kitaptı. Yalan yok bazı yerlerde bunaldım ama ne diyebiliriz ki insan gerçeklerin yüzüne vurulmasını sevmez. Benim bunaltım oradan gelmekteydi... Bazı şeyler için geç kaldığım hissini fark etmek üzdü beni. Olsun yine de hiçbir zaman bunun farkına varmamak daha da üzücü bir durum olurdu. Şöyle bir üstümdeki tozları atmamı sağlayan beni kabuğumdan çıkmaya zorlayan bir kitap oldu. İyi ki de okumuşum diyorum.
Kitap içeriği hakkında fazla bir bilgiye girmedim bu sefer. Kısaca her alana yani, müzikten edebiyata, seyahattan incelemelere her şeyi ele alan bir kitap. İlber Ortaylı gibi bir insanın hayat tecrübesinden bence herkesin yararlanması gerek. Ayrıca okurken "Buna da mı el atmış..." gibi bir cümle de kurmanızı sağlayıp gençliğinden itibaren "Vay be!" deyip kapatacağınız bir kitap olacak.
288 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
*
“Cahilliğin dağlarında gezenler için; almasını bilene bilgece öğütler, yaşanmışlıkların getirdiği doğru tespit ve öneriler, samimi itiraflar; bir o kadar da topluma tenkit yağmuru. İlber Ortaylı’nın sakınmadan söylediği her söz, gençler için altın değerinde. Toplumun her kesimine ustaca entelektüel bir dokunuş, hazır olun; bu bir kültür seyahatidir. Başlangıcınızı not edin, bitişte fikirlerinizde yenilik tohumları filizlenecektir.”

Ç News
*

Bu kitap “Çok Cahiliz Keşke Bilgilensek” adlı İlber Ortaylı Etkinliği kapsamında okunmuştur.
#41115222

Cahil deyip duruyoruz, nedir bu cahillik?

TDK’ya göre “cahilin” tanımı:
Cahil: Öğrenim görmemiş, okumamış, belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan.

Yarı Cahil nedir peki? İlber Hoca şöyle tanımlar:
"Yarı cahil, Goethe ve Faust'u duymuştur ama o mu ötekini yazmış, öteki mi onu yazmış onu bilmez." der.

Bilir ama neyi bildiğini bilmez, emin olmadığı şey hakkında da biliyormuş gibi konuşur, akıl vermeye çalışır.
İlber Ortaylı, cahilden korkmaz; yarı cahilden korktuğu kadar.

Bu konuya açıklık getirebildiysek, haydi şimdi cahilliğimize bilgi kattığımız, ufkumuzu birkaç tık daha açtığımız kitabın incelemesine. Sürekli yazdım, yine tekrar edeyim, muazzam bir kitap. :)

Öncelikle bu kitap kişisel gelişim kitabı değildir; tam olarak kişisel ve toplumsal değişim kitabıdır.

İlber Hoca’nın gençliğini yaşadığı dönem ile şimdi ki dönem arasında büyük farklar var. Ne Ankara eski Ankara ne de İstanbul eski İstanbul. En çok yakındığı konuların başında bu durum geliyor. Cumhuriyet dönemi öncesi Ankara, çorak bir arazi aslında. Yeşilin olmadığı bir vaha gibi diyebiliriz. Bunu özellikle Falih Rıfkı Atay okuyanlar çok iyi bilir, hele ki Çankaya okuduysanız daha iyi bilirsiniz. Gazi Paşa’nın inatla başardığı eseridir Ankara.

İlber Ortaylı hem üslup olarak hem de konuşma jargonu olarak kendi tarzını yaratmış bir insan. Birçok tenkitine rağmen, özellikle gençler onun sözlerine önem veriyor. Yoksa cahil dediğiniz insan size kızar ya da bir tepki verir, hoca deyince tepkiden ziyade memnuniyet doğuyor. Çünkü insanlar onun söylediğinde bir mana arıyor, yaptıkları bir hatanın sonucu olarak hak ettiklerini düşünüyorlar. Tabi ki bunun dışında, hocaya karşı eleştirilerde yok değil. Ben o kısımla ilgilenmiyorum, bizim işimiz şu halimizle bilgi bakımından yanına yaklaşamayacağımız bir insana çamur atmak olamaz. O başkalarının işi olsun, olsa olsa temenni eder, fikir beyan ederiz o kadar. Bilmeden konuşmanın alemi yok çünkü. Bu arada özellikle Türk Tarih Tezi konusunda farklı düşündüğümü de hep söylerim, her konu da hem fikir olmak zorunluluğumuz yok sonuçta…

*
"Önündeki modeller başka dünyalar kurabilen insanlar olunca, sen de o başka dünyaya adım atabiliyorsun." #41708907

İlber Ortaylı’nın, İlber Ortaylı olmasının ana etkeni öncelikle kendisinin merakı ve sürekli bir şeylerin peşinde koşması, ikincisi ise gençliğinde ulaşabileceği ve yol gösterici insanların olması. Bunu kesinlikle şans olarak nitelendirmemek önemli, çünkü bizzat o insanlardan ders almak için uğraşmıştır. Doğru insanlardan, doğru tavsiyeler almıştır.

Yaşadığımız hayat ve bulunduğumuz ortam kendi seçimlerimizden oluşmayabilir. Bunun seçimini yapamayabiliriz, nasıl ve nerede, kimin çocuğu olacağımızı seçemeyeceğimiz gibi bir şeydir bu. Zengin ya da fakir olmak meselesi değildir bu, imkansızlıktan imkan yaratılacağı gibi, imkandan da hiçbir şey yaratılamayabilir. İnsanların içlerinde bir şey yoksa, zorla ortaya çıkaramazsın. Bizim toplumumuz, belirli kıstaslara göre hareket eder. Okursun ya da okumazsın, erkeksen askere gidersin, işe girersin, evlenirsin ve çoluk çocuğa karışırsın. Ana teması bu şekildedir. Kadın ise çocuk baksın mantalitesi ile yetiştirilmek istenmektedir.

Özellikle bu teknoloji çağında, çocukların gelişimi daha iyi olması gerekirken, daha kötü bir hale gidiyor. Sistemin sistemsizliği bir kenara dursun, ailelerin sistemsiz ve disiplinsiz tavırları da ortada duruyor. Disiplin derken, askeri bir disiplinden bahsetmiyoruz, çocuğun alacağı terbiyeden bahsediyoruz. İlber Hoca, çocuğa her istediğini almayacaksın diyor, kesinlikle haklı. Bu bir şımarıklık ortaya çıkarıyor. Ne olursa olsun, ilk önce hak etmeli. Çocuk ağlamasın diye yapılan her şey, ilgisiz bir aile örneğidir.

*

"Sorumluluk alamayan insanlar boş olur.

Bir de hak talep ediyorlar. Sorumluluk duygun yoksa hak talep edemezsin. Çünkü hakkın temelinde sorumluluk vardır." #41697024

Her insan sorumluluk almayı istemez ve sevmez, yalnız hayattan bir şeyler istiyorsan, hayata da bir şeyler vermen gerekir. Televizyon dünyası insanlara cazip geliyor ama öyle bir hayat gerçek değil. Hayal ya da taklit ettikleri şeyler asla olamayacaklar. Kolay para kazanıp yan gelip yatma peşinde olan milyonlarca insan olduğu malum bilinen bir durum. Bu paralara sahip olsalar ne kendilerine ne ülkelerine ne de insanlığa bir şey katarlar. Daha önce gördük ki, bu paralar haydan gelip huya gitmiştir. Kişi ilk önce kendini geliştirmelidir, bunun içinse çok çalışmalıdır. Hiçbir şey dışarıdan gözüktüğü kadar kolay değildir.

İlber Hoca bir programda şöyle demişti;

“İnsanın hayatta en kıymetli şeyi zamandır, para değildir. Çünkü hiçbir şekilde telafi edilemez, yerine konamaz. Para gelir, zaman gelmez.”

İşte bu minvalde zamanı doğru kullanmak gerekir. Herkesin zamanı kendinedir ama hızlı geçer zaman, ne yaptığını anlamadan yaşamın sonuna gelirsin ve bomboş bir hayat geçirmiş olursun. Kıymetini bileceğin bir hayatı boşuna harcamak istemezsin, işte bu yüzden bu şansı iyi kullanmak gerekir.

Hoca’ya baktığımda bunu çok iyi kullanmış. Özellikle Ankara’da yaşadığı yılları fırsata çevirmiş. Dil öğrenmiş, turizme merak salmış, tiyatroya merak salmış. Bizim görme fırsatımız dahi olmayan büyük insanlarla ahbaplıklar kurmuş. Bunları da oturduğu yerden yapmamış. Dışarı çıkmış, peşinden koşmuş. Genç yaşında dilini geliştirmiş. Ne olmak istiyorsa onu yapmış. Bir yere takılı kalmamış, sürekli gezmiş. Kendisine zemin hazırlamış ve kendi yarattığı imkanları da değerlendirmiş. Daha sonra kapılar elbet kendisine açılmaya başlamış bu seferde bu şansı iyi kullanmış. Bunların hiçbirini yapmayıp, üniversitesinde ona ayrılan koltuğa oturup, iki de ders verip maaşını alabilirmiş ama yapmamış. O yapmamışsa, biz neden yapıyoruz? Ne kazandık bu hayattan? Neyin peşinden koştuk? Cidden dolu bir cevap vermek zor iş.

Kitap içeriğinde sinemadan, müziğe, müzelerden gezilecek ülkere kadar çok güzel İlber Ortaylı listeleri bulunuyor. Bölümlerin sonunda bunları toplamaları gerçekten iyi olmuş. Birkaç örnek vermek gerekirse;

İlk önce "Petra, Antakya, Palmira, Enfes ve İskenderiye," nin gezilmesini istiyor,
*Londra’da British Museum, *Paris’te Louvre Müzesi, *Vatikan Müzeleri, *Roma’daki Capitol ve daha fazla müzenin gezilmesini öneriyor. Bu müzeler için bile seyahat edilebilir diyor.

Kitap içeriğinin hepsini paylaşmak gibi bir huyum olmadığı için, örnekleri kısa kestim. Bu listeler dediğim gibi kitap sonlarında uzunca listelenmiştir. Birçok okurun işine yarayacak listelerdir. Ve seyahat acenteleri İlber Ortaylı turları düzenleyeme başlamış. Tesadüfen karşıma çıktı. Söylediği rotalara turlar düzenleniyor. Sonuçta ticari kar gibi gözükse de, gitmek isteyenler için bulunmaz bir fırsat.

Ayrıca önerdiği kitapların yüzde seksenine sahip olmak beni mutlu etti.

Halil İnalcık, Yaşar Kemal, Falih Rıfkı Atay, Şevket Süreyya Aydemir yerlilerden,
Goethe, Bernard Lewis, Puşkin, Tolstoy, Dostoyevski, Ciano, Maalouf, Çehov ise önerdiği yabancı yazarlardan bazıları. Bu liste kitap adları ile veriliyor ve daha uzun.

Klasik müzik seviyor Ortaylı, en çok Bethoveen dinliyor, Mozart ve Chopin’de dinliyor.

*

İlber Hoca’nın tarihe bakışı çok samimimi ve anlayışlıdır. Kötülemek bir kenara dursun, yad etmeyi sever. Yeri geldiğinde tenkitten kaçınmaz.
Ortaylı, Atatürk’ün açtığı yolun çok gerisinde kaldıklarını belirtir her seferinde. Özellikle yurt dışına talebe göndermesi, eğitim gören talebelerin ülkelerine geri dönmesi ve bu insanlardan fayda sağlanmış olmasına değinir. Aldığı eğitimi veren hocaların birçoğu, Cumhuriyet yetiştirmesidir. Mezun olduğu Ankara Atatürk Lisesi’ni ayrı bir yere koyar.

"Mustafa Kemal Atatürk'ün bir aydın olduğu hakikattir." #41703089

İncelemeyi bu sefer kısa tutacağım, son son birkaç kelam daha edip bitireceğim…

Kitabı okumaya başladığınızda, zaten farklı gelen fikirler kendi hayatınızı da süzgeçten geçirmenize neden olacak. Başarmış olduğu şeyleri, o yapabiliyorsa ben niye yapamadım ya da yapmadım sorusunu soracaksın kendinize. En basiti neden birkaç dil bilmiyorum? Neden tatil anlayışım Ege’den, Akdeniz’den ibaret, neden yurt dışına çıkmadım, neden risk alıp başka şeyler yapmadım, neden diploma için okudum, kendim için ne yaptım, hayatın neresindeyim ve nereye gidiyorum? Gezilmesi gereken yerleri gezmek bir kenara, belki de bulunduğun şehir olan İstanbul’u bile niye bilmediğini sorgulayacaksın.

"Evet, eğitim çok uzun... Daha kötüsü, bu uzun eğitim hiçbir işe yaramıyor. Eğitimimizle övünüyoruz ama övündüğümüzle de kalıyoruz.

“Artık bir ortaokul çocuğu bile Aristo’nun bildiklerini biliyor,” diyorlar. Yok canım! O çocuk Aristo’nun bildiğinin çeyreğini bilmediği gibi, onun yaptığını da yapamıyor.

Bu eğitim tam aksine, insanların yaratıcı taraflarını öldürüyor. " #41693730

Eğitim konusunda her zaman eleştirisini yapar hoca. Özellikle okullarda verilen eğitimin yetersiz ve gelen iktidarların dayatması olduğunu söylüyor. Ders kitaplarının yetersiz, içeriklerinin detaysız, tarih bilgisinin zayıf olduğunu söylüyor. Hepsinde haklı. Bir de EBZER eğitimin tekrar gelmesi gerektiğini söylüyor. Ezberden kasıt, sınav için ezberlenen bilgiler değil, bir konunun ezberlenip anlaşılmasından bahsediyor. Ezberlemediğin şeyi nasıl anlayacaksın, anlamadığın şey aklında nasıl kalacak? Bunun mutlaka geri gelmesini istiyor. Öğrencilerin tembelliğinden şikayetçi. Özellikle üniversite kantininde yemek yemek dışında, kahve içmek dışında çok takılanların kesinlikle tembel insan olduklarını söylüyor. Hocalarda bunu yapıyorsa, onlarda tembeldir diyor.

Öğretmenlerin, silkinip eskisi gibi idealleri olan insanlar olup, toplumda tekrar yerlerini almanı istiyor. Özellikle eğitim enstitülerinin kapanmasını buna sebep oldu. Nitelikle öğrenci yetişmiyor diyoruz, çünkü nitelikli öğretmen yok. Öğretmen ona verilen ders programını işleyen kişi değildir, öğretmen yol gösterir, bir çocuğun yeni şeyler keşfetmesini sağlar ve rol model olabilir. Eskiden öğretmenler maaş bir kenara, insan yetiştirmek için çalışırlardı. Çünkü Cumhuriyet terbiyesi bunu gerektiriyordu. Kendilerinden daha fazlasını vermesi beklenen bir meslek grubu olmasına karşın, değişen yönetimle tamamen normalleşme yaşıyorlar ve bariz bir şekilde önemlerini yitiriyorlar. Ve İlber Hoca onlardan toparlanmalarını ve aramızdaki yerlerini geri almalarını istiyor. Bir lider olarak!

Her okur bir şeyler keşfedecek bunu biliyorum. Özellikle gençlerin zaman kaybetmeden, kendilerine çeki düzen vermesi gerekiyor. Hepimiz bazı fırsatları kaçırmış ya da tembellik etmiş olabiliriz ama başkalarının bu treni kaçırmamasını sağlayabiliriz.

İlber Hoca kitabın başında “12-25 yaşları arası, 25-40 arası, 40-55 arası ve 55 sonrası” diye bir ayrım yapıyor. Bu bölüme özellikle dikkat edin, treni nerede nasıl kaçıyorsunuz kendi kendinize mutlaka sorun.

Keyif alarak okudum, üzülerek kaçırmış olduğum şeyleri gördüm. Vakit hiçbir zaman geç değil, o yüzden hayal etmek yerine, harekete geçmenin tam vaktidir!

İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür eder, kitabı hızlıca temin edip, okumanızı öneririm. 10/10

*

Ve son söz;

"Herkes kendi talihinin mimarıdır(...)

Hayat, derbederlik ve tembellik için çok uzun; fakat hırsla, yağma ve haydutluk yapmaya değmeyecek kadar kısadır." #41681934
288 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
"Sistemi doğru kurmak gerekir..." diyor Sevgili İlber Hoca' m. Bu sistem bir eğitim, bir proje, bir seyahat ya da bir yaşam amacı olabilir... Yaptığımız her şeyin en iyi olması için gayret göstermeliyiz. Gayret olmaz ise zaten insan olunmaz, insan dediğin çalışacak, gayret edecek, kazanacak ve yaşamına bakacak.
Kitap gerçekten insanın silkelenmesini ve kendine varmasını sağlayacak bir kitap.
Hepimiz yaşlanıyoruz malum, peki gerçekten yaşıyor muyuz? Ya da yaşamak dediğimiz ne ki! Uyu, uyan, yemek ye, iç ve tekrar uyumaktan mı ibaret yaşamak? Asla değil! Ona yaşamak denmez! Yaşadığın sürece en güzel de yaşamak hakkımızdır ve bu bizim elimizdedir. Gezeceğiz, göreceğiz, gezdiğimiz yerlerini yazacağız, öğreneceğiz, en azından bir amacımız olmalı ya hu...
Kitap eğitim, seyahat, edebiyet, yaşam, sanat gibi konuları ele alıyor. Ben ilk defa kendimi fakir hissettim. Tamam bolca gezdim, yurtdışına çıktım, Türkiye' nin çoğu yerini gördüm ama ne hatırlıyorum, ne öğrendim? Koca bir hiçten farklı bir şey değil. Ya da abartı olmasın, gittiğim ve rehber edindiğim yerleri az çok biliyorum.
Bu arada dil öğrenmenin öneminden bolca bahsetmiş İlber Hoca' m. Eeee, ne demişler. İki dil iki insan. Yalnız iki dille kalmayıp daha fazla öğrenmeye ihtiyacımız vardır.
Kitap bana göre bir eleştiri kitabı. Insanları olsun, ülkeyi olsun, sanatı olsun,.. her şeyi güzelce eleştirmiş Sevgili İlber Hoca' m.♡
288 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Bir ömür nasıl yaşanır?
Ve bir ömür nasıl yaşanmamalı?

“İşte bu iki sorunun cevabı, bu kitapta!” diyemem. Çünkü her insan özeldir, her insan farklı koşullar içinde doğar ve hayatını idame ettirir. Sanılmasın ki, İlber Hoca da bu en iyi ben bilirimci iddia içinde. Yalnızca çok okuyan, çok gezen, sosyal ve kültürlü birinden tavsiyeler edineceksiniz bu kitapta. En güzeli, İlber Hocayla sohbet etme hissini tadacaksınız.

Toplum olarak unuttuğumuz, daha da kötüsü unutturulduğumuz pek çok değer var. Aslında “toplum olarak” yanlış bir ifade oldu. Tüm dünyaca yozlaşıyor, tüm dünyaca aynılaşıyoruz. Artık bütün şehirler birbirine benziyor. Herkes her yerde aynı cafelere gidiyor, aynı kahveleri içiyor, aynı filmleri izliyor ve aynı kitapları okuyor. Estetik salgınıyla yüzlerimiz, vücutlarımız bile birbirinin aynı oldu. Kendi adıma, karşımdaki insanın kendine has bir birey olduğunu hissedemiyorum artık. Reklamlarda gördüğüm, muazzam orantılı yüz hatlarına sahip bir kadını beğenemiyorum. Çünkü artık her şey plastikten oluşuyor sanki. Plastik güzellikler, plastik zevkler, plastik filmler... Aşık olacağımız insana bile yerleşmiş güzellik algıları karar veriyor. Giydiğimiz kazaklara, giydiğimiz iç çamaşırlarına kadar her şeye!

Ne yapmalı? Bir kere, bence önce kendini yetiştirmeli insan. Kaliteli zevklere, hobilere sahip olmalı. Hiç kimse gittiğini görmeyecek olsa da, kendi başına bir tiyatroya gitmeli mesela. Özgürlükler, zevkler çeşit çeşit! Ama atlanılan nokta şu ki, özgürlüklerimizi kullanmak da bir vizyon meselesi. Kendini geliştirmeyen, kendine ait alanları olmayan bir insan bu özgürlüklerini de kullanamaz. Bisiklete binmeyi bilmeyen bir insan, ne yapsın bisiklete binme özgürlüğünü? Yahut da kendini ifade edemeyen bir insana, ifade özgürlüğü tanınsa ne, tanınmasa ne?

İlber Hoca güzel söylemiş: “Gençlere cahil diyorum ama bana kızmıyorlar, demek ki o kadar da cahil değiller.” Evet en başta bunu, cahil olduğumuzu kabul etmek gerek. Salt marka kıyafetler giymekle şık olmadığımızı, dişlerimizin arasından sevimli olmaya çalışarak konuşmakla sevimli olmadığımızı, Cinemaximum’da abuk bir komedi filmi izleyip patlamış mısır yemekle sosyal olmadığımızı... anlamak gerek! Yine Hoca’nın güzel bir tavsiyesi üzerine, yalnız kalabilmeyi bilmek gerek. Elimizden akıllı telefonları bırakıp içinde bulunduğumuz ortamın, dostlarımızla sohbetin tadını çıkarabilmek gerek.

Düşünülebilir ki, “hem aynılaşmaktan şikayet ediyorsun, hem de başka birinin kişisel zevklerini okuyorsun” Aslında alakası yok. Ben kişinin kendi zevklerini bulabilmesi için de bu tarz tavsiyelere açık olması gerektiğini düşünüyorum. Herkes Dostoyevski okuyor diye, Dostoyevski okumamak büyük bir aptallık örneğin. Yahut herkes Starbucks’a gidiyor diye, kahvelerini sevdiğin halde gitmemek de anlamsız. Farklı olabilmenin, zevk sahibi olabilmenin yolu olur olmaz her şeyi eleştirmekten geçmiyor. Hayattan tat almaya bakmak varken, bu tarz yaklaşımlar içinde olmak her şeyden çok kişinin kendisine zarar aslında.

Çünkü bu bir yarış değil.

Kendimizi geliştirmek, hayattan tat alabilmek için yaptıklarımız, çabalarımız... Tüm bunları sadece kendimiz için yapmalıyız, başkaları görsün diye değil. Devletçi bir bakış açısına sahip olanlar dahi bilmeli ki, mutlu bir bireyden daha yararlısı yok toplum için.

Kitapta yalnızca bu tarz kişisel öneriler bulunmuyor aslında. Ortaylı toplumsal sorunlarımıza, eğitim sistemimizin aksayan yönlerine, bir öğretmenin toplum üzerinde yaratabileceği değişime, şehirlerimizin yapısına kadar birçok şeye değinmiş, eleştirmiş. Ve yalnız eleştirmekle de kalmamış, dünyadaki muadillerini de anlatmış, öneriler sunmuş. Yalnız eleştirmek, şikayetlenmek çoğu zaman faydasız ve anlamsız oluyor. Bu yüzden yaşadığımız imkansızlıklar içinde dahi gösterebildiği çözüm yolları takdiri hak ediyor.

Son olarak...

Bir Ömür Nasıl Yaşanır? kişiye kendi yolunu çizmesi için güzel bir kılavuz niteliğinde. Söyleşi içinde önerilen kitaplar, filmler, müzikler muhakkak not edilmeli bir köşeye. Kendi adıma Ortaylı ile kimi ortak zevklerimizin bulunmasından haz duydum. Bir yandan da eksikliğini bile fark etmediğim eksikliklerimi gördüm. Neden dedim şu yazarı bilmiyorum, şu dansı neden öğrenmedim, şu oyunu neden izlemedim?.. Bana salt bu soruları sordurmasıyla dahi değerli bir kitap oldu kütüphanemde.

Etkinlik kapsamında (#41115222) bu kitabı Murat Ç ve benimle birlikte okuyan herkese, teşekkür ederim. Umarım, yeni bir şeyler öğrenmiş ve memnun olmuşsunuzdur. Ben kendi adıma, birçok not aldım ve okumuş olmaktan keyif duydum.

Sevgiler.
288 syf.
·24 günde·Beğendi·8/10
Anne ve babalarımız biz daha doğmadan önce tanışan bir çocukluk arkadaşım var,doğmadan önce tanıştığımız için embriyo arkadaşım demek daha doğru olacak,adı Ozan. Aileden toprak zengini anne baba çiftçi,İlber hocanın bu kitabını al Ozan'ın anne babasına okut derler ki "amaaan bunlar hep masraf be evladım" yemeyi değil kazanmasını bilen insanlar. Eğitimin en iyisinin de parayla olacağına inananan ve bu doğrultuda Ozan'ın eğitimine muslukları açıp Ozan'ı gemi kaptanı yapan insanlar.

Şimdi bunu neden anlattım,niye anlattım,niçin anlattım. Düşünmeye gerek yok,canım istedi anlattım.Kitabı okurken Ozan'ın dünyayı gezme maceralarını bana anlattığını hissettim. İlber değil Ozan'dı sanki. Özel okullarda okuyup iş sahibi olup 15 bin TL ile çalışan ama 1 milyon borcu olan, o borcu gene anasına babasına ödeten ama yaşadıklarıyla hava atan Ozan. :) Allah daha çok versin gözüm yok ama itirazım var. Bizim muslukçu da yetiştirmemiz lazım,işini iyi yapan bir muslukçu işe yaramaz hukukçudan iyidir diyor İlber Ozan hoca :) tamam doğru. Şimdi soruyorum, bu kitabı okuyan ve işini iyi yapan bir muslukçu abimizin Semerkand'ı,Floransa'yı,Buhara'yı,Roma'yı,ve Kudüs'ü görmeden ölme ihtimali yüzde kaçtır? Bence muslukçu abi o ihtimali oralara gitmekten daha çok sevmiştir. Belli ki maddi imkansızlıklar yüzünden kallavi bir eğitim alamamış ve muslukçu olmuş.Sen şu okulda oku,hocanı kendin ara bul desen ne olacak hoca? Bugün,şimdi zor şartlar altında eğitim gören bir öğrenci kardeşimizin maksimum 3 günlük Yurtdışı gezi maliyetini açıklıyorum.Görmeden ölme,yemeden ölme,içmeden ölme demek güzel de buyrun acı reçete;

Bir Türk genci 2-3 günlüğüne yurtdışına çıkmak istese;
Pasaport 1000TL
Vize 600TL
Yurtdışı çıkış harcı 50TL
Uçak- ulaşım 2000TL
Konaklama ve masraf 3000TL
Ortalama 7.000 TL

Görmeden ölme dediğin şehrin bir tanesini görürken oldun mu 7 binlik.

Birgün bir İngiliz, bir Alman ve Temel bara gitmiş,Temel içeri girememiş. Neden? Çünkü Euro 6.25.

Kitap çok güzel tamam,güzel bilgiler var tamam.E ekonomik denge, adalet hani? Para asla amaç değildir araçtır kabul ediyorum. Ama maalesef bu kitaptaki tavsiyeleri yapmak için o araca fazlasıyla ihtiyaç var. Bunun yanında bedavaya sahip olacağınız güzel tavsiyeler de var ama kitabı okuduktan sonra Roma yerine Yalova'ya komşunun yazlığına gidiyorsanız o iş yaş :) fakir ve orta direği gömen burjuva tavsiyeleri çoğunlukta olan tuzu kuruların kitabı. Bir Ömür Nasıl Yaşanır? OZAAAAAAN yaşıyon lan bu hayatı. Gevvvvşek :)
288 syf.
Önce şu fotoğrafı şuraya iliştirip, küçük çaplı bir hava atayım :)))

https://i.hizliresim.com/mMpBN4.jpg

Hoca'nın pek çok kitabını okudum, sitede etkinlik olacağını görünce, zaten okumayı planladığım Bir Ömür Nasıl Yaşanır? ile katılayım istedim. Ancak o kadar güzel bir rastlantı oldu ki, kitapla hocayı bir arada bulabildim ve imzalı kitap kaptım. :)

Şimdi gelelim değerlendirmeye...

Prof. Dr. İlber Ortaylı, popülarite ile akademik ciddiyet arasında, çok doğru bir konumda yer tutabilmiş ender kişilerden birisidir. Bunun yanı sıra, taklit edilemeyecek kadar şahsına münhasır, sıra dışı bir isimdir. Kendine has bir üslubu olduğu bir gerçekken ayrıca gerçek bir tarihçi ve eskilerin tabiriyle tam bir ilim deryasıdır. Ülke içinde tabiri caizse yerel bir kahraman gibi görünüyor ve sempati duyuluyorsa da bilhassa Osmanlı tarihi konusunda dünyaca ünlü bir uzmandır. Çok sayıda lisan bilen ve uluslararası üniversitelerde oldukça saygın bir yeri olan bir hoca…

Son kitabı bir nehir söyleşi. 71 yaşındaki bu bilgi deryasının hayatından kesitler var. Bizlere tavsiyelerde bulunuyor. Bir nevi bir aksakal gibi yani. Kitap sayesinde sanki İlber Hoca karşımızdaymış da bize özel bir sohbet yapıyormuşuz gibi hissedebiliyorsunuz.

Tabii ki şunu unutmamak lazım. İlber Ortaylı da bizler gibi bir insan. Kutsal bir varlık değil. Dolayısıyla beğenileri, beklentileri, becerileri farklı birisi. İnsani meselelerdeki reçeteler herkese uymaz. Onun beğendiklerini biz beğeneceğiz diye bir kaide yok. Kaldı ki, kitapta bahsi geçemese bile o da bize göre pek çok hata yapmış, yanılmış, bazı arkadaşları ile yollarını ayırmış, bazılarını yanlış tanımış. Bunlar olağan şeyler. Ben Hoca’yı seven ve önemseyen birisi olarak pek çok tavsiyesini kulağıma küpe ettim. Kırk yaşından sonra ne kadar işe yarar bilemiyorum tabii 

Kitap gayet akıcı, çabuk okunabilen, başarılı bir eser olmuş. Ben kitaptan bağımsız olarak Hoca’nın belli başlı birtakım özelliklerinden söz etmek niyetindeyim. Malum, etkinlik İlber Ortaylı okuma etkinliği…

Mesela televizyon performansı… Malumunuz, bir şeyi bilmekle onu anlatabilmek farklı şeylerdir. Yani, bildiğini aktarabilmek, bir pedagojik vakadır. Hoca bu anlamda engin bilgisini, eşhasa aktarabilmek konusunda hayli mahir; üstelik bunu sadece ders ortamında değil, konferanslarında, sohbetlerinde ve dahası televizyon programlarında da fazlasıyla yapabiliyor. Bu nedenle katıldığı televizyon programları çokça izleniyor, hatta sonrasında video sitelerine yüklenen bölümler de takip ediliyor.

İlber Ortaylı, ‘bu konuda hiçbir fikrim yok’ dese bile insana güven telkin edebilen bir bilim adamı olarak görülüyor. Herhangi bir akademik becerisi olmayan, ideolojik ve çakma tarihçileri onunla kıyaslamayı zul sayıyoruz zaten lakin pek çok akademisyenle bile mukayese edildiğinde tarzı, üslubu ve mütebahhir bilgisi ile ön plana çıkan bir kişi. Öyle ki, ‘bu konuda İlber Hoca ne diyor?’ diyerek görüşüne başvurulan ve pek çok kesim tarafından otorite kabul edilen bir hoca aynı zamanda. Kimilerine göre ise tarihi sevdiren adam!

Devam edeyim… Hocanın bir başka tarafı ise seyyahlığıdır. Onun biyografisi olan ‘Zaman Kaybolmaz’ adlı kitapta bu seyahatlerinden epeyce söz etmiştir. Sonrasında ise birkaç farklı seyahatname yazarak ‘coğrafya, tarihin tornavidasıdır’ sözünü somutlaştırmıştır. Bu kitabında da seyahatler önemli bir bölümü kapsıyor.

Hocanın tarihçiliğe getirdiği bir diğer önemli bakış açısı ise mukayeseli tarihçilik. Yani, mesela 16. asırda Osmanlı’da aile hayatı şu şekilde iken, kadınların durumu bu şekilde iken, acaba mesela İngiltere’de nasılmış, Rusya’da nasılmış? Hatta Osmanlı Türk toplumundaki ahval ile Ermeni toplumundaki nasılmış gibi sorular üzerinden tarihçilik yaparak, meseleleri daha iyi kavramamıza yol açmıştır.

Tabii onun tarihçilik çizgisinde ve tarzında merhum hocası Halil İnalcık’ın da büyük bir tesiri vardı.

İlber Hoca denince akla gelen şeylerden birisi de elbette hafızadır. Hocanın, Allah vergisi bir tarihçi hafızası vardır. Zaten ona göre, klasik tabirle söylersek, tarihçi olunmaz tarihçi doğulur!

Hoca’nın bahsedeceğim son özelliği için nasıl bir ad bulacağımı tam bilemedim aslında. Ancak en nihayetinde buna değerleriyle barışık olmak dedim. Nedir bu değerler? Osmanlı ve Atatürk... Hoca, tarih bilgisinin eşliğinde, özgüveni yüksek bir profil çiziyor. Öyle ki, onu televizyon ekranlarında sık olarak görmeye başladığımız dönem, Osmanlı’nın 700. Kuruluş Yıldönümü devresi idi. 28 Şubatın etkisiyle Osmanlı’yı savunmanın nispeten güç olduğu bir dönemde o, kimseden çekinmeden tarihȋ hakikatleri savunuyor ve ‘bir saniye durun bakalım’ O iş öyle değil, böyledir’ diyerek Osmanlı’yı savunabiliyordu. Aynı Ortaylı’nın rüzgârın esişinin değişmesiyle birlikte bu sefer Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e saldırmanın prim yapabildiği bir dönemde bu sefer de, yine tarihçi namusuyla ‘Atatürk’ü’ anlatıyordu. Yani Osmanlı’yı sevmenin Atatürk karşıtlığı, Atatürkçü olmanın Osmanlı düşmanlığı olması gerektiğini savunan radikal kesimlere karşı toplumu aydınlatıyordu. Yani, tarihi anlatması güncel politikaya ve politikacıların keyfine göre olmuyor; hakikat neyse o oluyor.

Hasıl-ı kelam, Bir Ömür Nasıl Yaşanır? Hoş bir kitaptı. Tavsiye ederim…
288 syf.
·22 günde·Beğendi·Puan vermedi
Eğer siz de kitabı ağır ağır okursanız İlber Hoca'nın sesini duyabilirsiniz. Gerisi zaten malum, akıp gidiyor. Çoğunlukla gençlere hitap ediliyor kitapta. Entelektüel bir kişide bulunması gereken tüm vasıfları detaylıca anlatmış hocamız. Gezilecek yerler, okunacak kitaplar, yapılacak aktiviteler vs. Bitirdikten sonra da ara ara açıp bakılması gereken, tam bir başucu kitabı niteliği taşıyor. Keyifli okumalar.
288 syf.
Kitabı okurken sürekli geçmiş ömrümü nasıl yaşadığımı düşünüp durdum doğrusu 22 yaşında hayatımda neler kaçırdığımın farkına varmamı, uzun uzun üstünde düşünmeme sebeb oldu bu kitap. Kitabı okurken öylesine okuyup geçmek istemedim bazı satırlarında duraksayıp araştırmak istediğim yerler aynı zamanda fikirler edinip kendime katmak istediğim bilgiler vardı bazı yerlerde duraksayıp kalsam da yinede kitabı sindire sindire okumaya çalıştım. Ayrıca gezmeyi çok seven tarafıma fazlasıyla hitap eden bir kitaptı. Benim gibi gezmekten ve gezerken öğrenmekten zevk alan kimseler için yeni deneyimlere yol açabilir. ️ Geleceğimden geçmişime güzel birikimler bırakmaya karar vermeme sebeb olan bu kitabı unutmamayacagım. Hayatta okudukça ve öğrendikçe yaşamımızı güzelleştirebiliriz bir kez daha öğrenmiş oldum.
288 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Kitap söyleşi tarzında. İlk çıktığı zaman çok dikkatimi çekmemişti fakat şimdi iyi ki almışım diyorum. İçerisindeki bilgiler gerçekten çok değerli. Kitap, sinema, müze, seyahat ve kaliteli yaşamak hakkında çok güzel bilgiler içeriyor. Çerezlik tarzda bir kitap asla değil! Altını çize çize yavaş yavaş okunacak kitaplardan bir tanesi. Kesinlikle tavsiye ederim.
288 syf.
·5 günde
Herkese merhabalar :)

İlber Ortaylı hocamızın son çıkardığı kitabı hemen aldım ve okudum. Kitap tek kelimeyle “muhteşem”.

“Cesur olun. Kendinizi rahat hissettiğiniz alanın dışında pencereler açın. Farklı dünyalarla ancak böyle tanışırsınız. Ben hep yerimde dursaydım, dünyamı değiştirecek insanları aramasaydım, bugün tanıdığınız ben olmazdım. Bir insanın bittiği an, miskinliğe esir olduğu andır. İnsan, konforundan vazgeçmeyi göze almalıdır. Kendi dünyasını yerinden kendisi oynatmalıdır.” diyor hocamız ne de güzel ne de doğru söylüyor.

İlber Ortaylı'nın hayata dair tecrübeleri, sanat, mimari ve eğitim konusundaki görüşleri ve tavsiyeleri, özellikle ne okuyacağını, ne izleyeceğini, nereyi gezeceğini bilmeyen genç okur için bir başlangıç önerileri seti sunuyor. Ortaylı bu kitabında sadece tarihçi değil aynı zamanda bir düşünür de olduğunu ortaya koyuyor.

Özellikle gençseniz altı çizilecek çok güzel önerilerde bulunuyor. Sadece okuyup geçmeyin, özümseyin. Çok akıcı bir üslupla yazılmış.

Kitabı alın, okuyun ve okutun. Eminim ki okuduktan sonra birçok şeyin farkına varıp birçok şeyi değiştireceksiniz yaşamınızla ilgili.

Çok kıymetli bir eser. Herkese şiddetle tavsiye ediyorum.
Okuyacağız diye rastgele yerlere gidip ne kendi hayatlarını ne de ailelerinin cebini mahvetsinler. ...
Çocuk iyi bir üniversiteye geldiyse de çalışacak, çalışacak, çalışacak... Hakkını vere vere çalışacak; bu kadar basittir. Talebe kantinde oturmaz; Avrupa'da, Amerika'da öyle kantinde oturan öğrenci göremezsin. Bir öğrenci kantine girer; yiyeceğini alır, kahvesini içer gider. Bu da en fazla 15-20 dakika sürer, katiyen yarım saat değildir. Çok açık ki kantinde oturanlar tembeldir.
Ne yaşadıysanız yüzünüze yansır.İnsanın yüzü bir kitap gibi okunabilir.İfadeniz bomboşsa da hiç bir şey yaşamadığınız fark edilir.Bundan kurtulmak mümkündür;yaşayın monotonluktan uzaklaşın,gezin,görün, keşfedin başkalarıyla ilgilenin, okuyun ,sevin.Bunları dolu dolu yapın ki izleri yüzünüze yansısın.Yüzünüz ifadesiz kalmasın.
İlber Ortaylı
Sayfa 49 - Kronik Yayınevi
"Şimdiki çocukların mesela Türkçeleri yok; Fransızcaları, İngilizceleri de yok. Peki neleri var? Boş bir şımarıklıkları var, kendilerini disipline etme gereği duymamaları var."
İlber Ortaylı
Sayfa 50 - Kronik Kitap, 1.Baskı, İlber Ortaylı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?
Alt başlık:
Hayatta Doğru Seçimler İçin Öneriler
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752430990
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kronik Kitap
Daha anlamlı yaşamak için İlber Ortaylı’dan tavsiyeler…

“Cesur olun. Kendinizi rahat hissettiğiniz alanın dışında pencereler açın. Farklı dünyalarla ancak böyle tanışırsınız. Ben hep yerimde dursaydım, dünyamı değiştirecek insanları aramasaydım, bugün tanıdığınız ben olmazdım. Bir insanın bittiği an, miskinliğe esir olduğu andır. İnsan, konforundan vazgeçmeyi göze almalıdır. Kendi dünyasını yerinden kendisi oynatmalıdır.”

- İlber Ortaylı

İlber Ortaylı, yediden yetmişe herkesin faydalanacağı, bilge şahsiyetinden ve yaşam tecrübesinden süzülen tavsiyelerden oluşan bir eserle karşımızda. İlber Hoca bu kitapta, bir insanın, çocukluktan itibaren hayatın hemen her alanında ihtiyaç duyacağı çözümleri nasıl bulabileceğini örnekler vererek anlatıyor. “Herkes kendi talihinin mimarıdır” sözünü hatırlatarak, kendi yolunu çizmenin ne anlama geldiğini tüm kritik noktalarıyla yorumluyor.

Bir ömrü hakkıyla yaşayabilmek ve yaşanan her andan tat alabilmek için önce ne lazımdır?
İnsan hayatı kaç dönemden oluşur ve her bir dönemde neleri tecrübe etmek gerekir? 15, 25, 40 ve 55 yaşları neden birer eşiktir?
İnsan kimden, ne öğrenebilir? Kendi kendini yetiştirmek nasıl mümkün olur?
Kişi mesleğini neye göre seçmelidir?
Bir işin uzmanı olmak ve o uzmanlık bilgisiyle çalışmak için nelere ihtiyaç vardır?
Bir dil, en iyi nasıl ve ne zaman öğrenilir?
En verimli sonucu alabilmek için nasıl çalışmak gerekir?
Sorumluluk sahibi bir insan, kendisi veya çocukları için nasıl bir eğitim modeli aramalıdır?
Hayata değer katmak için ne tür insanları arayıp bulmak gerekir?
Doğru kararları alabilmek için en çok kimleri dinlemek gerekir?
En iyi nasıl seyahat edilir; bir şehir nasıl dolaşılır? Hangi müze, hangi meydan, hangi sokakları görmek için dünyanın bir ucuna kadar gidilebilir?
İyi film, güzel müzik, doğru kitap nedir? Hangi temel eserleri dinlemeli, okumalı ve seyretmeliyiz?
İnsan yaşadığı şehirden tam manasıyla nasıl yararlanabilir?
“Bir Ömür Nasıl Yaşanır?”, ülkemizin medarıiftiharı olmuş bir tarihçinin gözünden, insanın hayattaki anlam arayışına, bu arayışın tadını nasıl çıkaracağına ve süreç boyunca karşılaşacağı zorluklarla nasıl baş etmesi gerektiğine dair çok özel bir kılavuz…

Kitabı okuyanlar 17.410 okur

  • Ümmügül BUDAK
  • Esmagül Arslan
  • Ayhan Işık
  • Furkan Güneş
  • Serhat Genç
  • Sima
  • Sibel Doğan
  • Mehmet
  • Emre Demir
  • müjgân

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%17.8
14-17 Yaş
%7.7
18-24 Yaş
%19
25-34 Yaş
%24.7
35-44 Yaş
%20.3
45-54 Yaş
%6.9
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63.5
Erkek
%36.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.9 (1.514)
9
%20.2 (1.092)
8
%24.7 (1.339)
7
%14 (756)
6
%6.3 (340)
5
%3.6 (193)
4
%1.1 (60)
3
%0.8 (44)
2
%0.6 (32)
1
%0.9 (49)

Kitabın sıralamaları