Masumiyet Müzesi

7,9/10  (502 Oy) · 
1.746 okunma  · 
408 beğeni  · 
6.911 gösterim
Nobel Ödüllü yazar Orhan Pamuk’un kitabı Masumuyet Müzesi, 2008 yılında yayımlanmıştır. Orhan Pamuk, kitabı kızı Rüya’ya ithaf etmiştir. Yazar bu kitabı on yıllık çalışma sonucunda oluşturduğu bilinmektedir.
Kitap New York Times tarafından “2009 Yılının En İyi Kitapları” listesinde yer almaktadır.
Orhan Pamuk, Masumiyet Müzesi’ni yayımladıktan sonra 2012 yılında bu romandan esinlenerek romanla aynı adı taşıyan müzeyi hayata geçirmiştir. Müze, İstanbul’da kurulan ilk şehir müzesidir.
Müzede İstanbul’da yaşanan, 1970’li yıllardan 2000’li yıllara kadar uzanan bir aşk hikayesinin anlatıldığı objelerin yanı sıra 1950’li yıllarından itibaren gündelik hayatımızda kullanılan pek çok sayıda obje yer almaktadır.
Masumuyet Müzesi 2014 senesinde Avrupa Müze Forumu tarafından “Avrupa Yılın Müze Ödülü”ne layık görülmüştür. Kitap, aynı zamanda “Hatıraların Masumuyeti” ismiyle beyazperdeye uyarlanarak Venedik Film Festivali’nde izleyicilerle buluşmuştur.
1975 yılında başlayan hikayede varlıklı bir ailenin oğlu olan Kemal’in uzak akrabası Fisun ile yaşadığı aşk anlatılmaktadır.
  • Baskı Tarihi:
    Şubat 2017
  • Sayfa Sayısı:
    465
  • ISBN:
    9789750826146
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
fazi 
12 Haz 15:55 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum."
Derin, manalı, hafizalara kazınan bir cümle ile başlıyor Masumiyet Müzesi. Ama başlarken birçok hissi de beraberinde sunuyor okuyucuya...
On yıllık bir emek ve çalışmanın ürünü bu güzel eser. Kitap ile birlikte müze fikri de çok önceden düşünülmüş ve Orhan Pamuk bunun için çok sayıda müze gezmiş.
Kemal'in anlatımından okuduğumuz kitabın bazı bölümlerinde Orhan Pamuk da dahil oluyor hikayeye. Kemal ve çevresi ile olan anılarını kendi ağzından anlatıyor bizlere.
Yakın zamanda nişanlanacağı Sibel adında sevgilisi olan Kemal, bir butikte rastlıyor Füsun'a. Uzaktan akraba olmaları, yaşlarının farkı, bir ilişkisinin olması gibi nedenler engelleyemiyor hislerini ve Füsun'a sırılsıklam aşık oluyor Kemal. Dolu dizgin geçen Füsun'lu günlerin sonrasında, saplantıya dönüşen bir aşk kalıyor geriye.
Her görüşmede bir eşyasını çalıyor Füsun'un ve yılların sonunda Merhamet Apartmanı'ndaki o daire 'müzelik' eşyalarla dolup taşıyor. Kavuşma ümidini hiçbir zaman yitirmeyen Kemal, her geçen yıl daha da artan bir aşkla seviyor 'güzelini'.
Okurken bu kadar da olmaz Kemal, vazgeç artık dedirtti bana Masumiyet Müzesi. Aşk uğruna bunca şeye katlanılır mı? Bazı aşklar 'hastalıklı' boyutlara ulaşırsa hangi taraf daha çok üzülür? Kötü başlayan her şey kötü mü biter? Kararlar insanın hayatını ne ölçüde değiştirir? Okuyan birçok kişi bu soruları sormuştur kendisine, inanıyorum. Bu nedenle sadece bir aşk hikayesi değildir Masumiyet Müzesi.
"Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım."
Tüm o sayfalardaki duyguları, aşkı, çaresizliği, pişmanlığı anlatan tek bir cümle ile sonlanıyor Masumiyet Müzesi ve üzüyor bizleri.
1999 yılında müze yapma düşüncesi ile bir bina satın almış Orhan Pamuk. Ve kitapta Füsun'un oturduğu ev adresini verirken bu binanın adresini kullanmış. Füsun'un düşürdüğü kelebek figürlü küpeyi de müzenin logosuna taşımış. Füsun'u ziyaretlerinden topladığı 4213 adet sigara izmaritini, giydiklerini, takıları, mendili her şeyi biriktirmiş Kemal ve müzede hepsi sergileniyormuş. Mutlaka ziyaret edeceğim bir müze olacak Masumiyet Müzesi.
Yorumlarda, okuyanların sıkıldıklarını gördüm. Ancak tasvirler, açıklamalar renk veriyor kitaba bence. Devam edip, ilerledikçe okuduğuza pişman olmayacağınızı göreceksiniz.

Mehmet Y. 
 20 Şub 15:13 · Kitabı okudu · 6 günde · 9/10 puan

Günlerce süren bir okuma serüvenine sebep olan, oldukça hacimli bir eseri öyle birkaç satırla geçiştirebileceğimi hiç sanmıyorum. Bazı eksiklerine –hatta fazlalarına bile diyebilirim- rağmen çok iyi bir roman Masumiyet Müzesi. Eğer İstanbul’da yaşıyor olsaydım ilk iş hemen müzeye giderdim. Onun yerine internette hem müze hem de kitap için yazılmış sayfalar aradım; yorumları okudum.

Kitap biteli yarım saat kadar oldu ve okurkenki son bir saatinde mideme çöküveren o ağırlık, kalbime bulaşan o sızı devam ediyor. Etkilendim mi? Evet. Füsun ismi içimde bir yaraya dönüştü mü? Evet…

Kitabın sonlarında, ‘Yalnızca âşıkların değil, bütün bir alemin, yani İstanbul’un hikâyesi olduğunu da anlayacaklardır’ demiş Pamuk. Evet, bu roman sadece bir aşk romanı değil bir İstanbul merkezli eskilerin Türkiye’sinin de romanıdır.

Eserin olumsuz taraflarından en önemlisi haddini aşan sevişme sahneleriydi. Neden olumsuzdu? Ahlaken mi? Pek değil. Zira Kemal’in aşkının dibacesi cinsellik olarak görülüyor. Buna rağmen sekiz sene boyunca o hissiyatını, dürtüsünü frenleyerek o eve gidip gelebilmesidir bana saçma görünen. Bu benim fikrim tabii; yoksa Kemal’in yaşadığı şeyin bir aşktan öte bir saplantı, tutkunluk olduğunu da söyleyebiliriz. Gerçi o zaman bu fikrim yine değişmeyecektir, ayrı mesele. Aşk o mudur derseniz, aşk izafidir demek isterim. Binlerce tarifi, tezahürü vardır. Bu da onlardan biridir.

Okurken gerçekten sabırlı olmanız gerekiyor. Fakat bu, anlatımın tıkanmasıyla ilgili değil bence; hacmin fazlalığından. Yoksa kendi okutan bir roman.

Bendenize ait olan bir uzun hikâye var; Bir Gün. Ben de orada sadece 80-90 sayfada Yavuz ile Tuğçe’nin aşklarını anlatmıştım. Yavuz da, Kemal gibiydi biraz. Yani hastaydı. Çünkü aşk bir hastalık halidir.

Pamuk’un aşkın hallerini verişini sevdim. Gel gitler, duygu evrilmeleri, vaz geçemeyiş, gururunu hiçe sayması, mazeretler üretme, kıskanma, bekleme, hayal kurma, kalp ağrıları, bakışlar, dokunuşlar… Her ayrıntıyı günbegün hatırlaması… Çok başarılıydı bence. Çok beğendim.

Benim uzun hikayemde de Yavuz, Tuğçe’den bir iz taşıdığını düşündüğü sinema bileti, aldıkları kitabın ya da yedikleri yemeğin fişi, verdiği çiçek gibi somut şeyleri saklıyordu. Yürüdüğü sokakları, bindiği minibüsü, girdiği kitapçıyı adeta kutsallaştırıyordu. Tabii Masumiyet Müzesinde bu durum çok daha bariz ve çokça var. Bu nedenle Kemal’in yaptığı şeyi çok iyi anlayabiliyorum. Aşka dairdir bunlar. Aşk semboller, kutsallar, şifreler üretebilir. Bu anlamda eksik olduğunu düşündüğüm bir şey de Kemal'le Füsun'un sadece ikisinin bildiği ortak bir şarkıları da olabilirdi. Unutamam Seni, mesela...

Zengin oğlan fakir kız klişesi gibi görünse de durum hiç öyle değil. Tamam, Yeşilçam melodramlarını andırıyor mu? Andırıyor ve aslında belki, tam da o yüzden bu kadar kalbimize işledi bu hüzzam aşk romanı.

Kurgu olduğunu bile bile değilmiş, gerçekmiş gibi hissetmemize de bu duygu sebep oldu belki de…

Velhasıl, okumakta çok geç kaldığım romanlardan biri de Masumiyet Müzesi’ymiş.

HÜLYA BİLGİN 
06 May 2015 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Orhan Pamuk'u hep sevdim...Bu kitabı biraz tarzının dışında.. betimlemelere bayıldım..Dahası insana kendini sorgulatan bir yazı dizesi...Okurken şunu düşünüyorsunuz, ben neden bunu düşünemedim yada ben olsam ne yapardım.İlginç bir sonla bitmesi ayrıca bir alkış alıyor.

Kerim Aydın 
09 Nis 16:58 · Kitabı okudu · 5 günde · 8/10 puan

Ufak bir özetle bahsetmek gerekirse; 70'lerin başından 80'lere kadar süren bir aşk hikayesini konu alıyor. Kahramanımız olan Kemal Basmacı, Amerika'da eğitim almış, zengin ailenin çocuğu olup Satsat adlı şirkette genel müdür olarak görev almakta. Kardeşi olan Osman ile beraber yıllardır devam eden tekstil alanındaki aile şirketini idare etmekteler. Kemal, Fransa'da eğitim almış, son derece entelektüel bir kadın olan Sibel ile evlilik hazırlığında, bütün İstanbul sosyetesi de bu durumdan haberdar. Bu arada Kemal, bir gün Sibel'e çanta almak için bir mağazada çocukluk yıllarından tanıdığı, fakir bir ailenin kızı olan Füsun'u görüyor. Böylelikle kahramanımızın hayatı bambaşka bir yol alacak, bütün hayatı Füsun'u elde edebilmek için geçecek.
Romanı okurken, dönemin Türkiye'sinin siyasal, ekonomik ve kültürel durumlarını gözler önüne seriyor. Aslında klasik Orhan Pamuk tarzı olan batı - doğu, şehir - taşra karşılaştırması bu romanda da ciddi bir şekilde kendini hissettiriyor.
Klişe bir hikayeyi yani zengin adam- fakir kız aşkını güzel bir dil ve anlatım ile kaleme almış. Romanın bu konudaki başarısı gözüme çarpmadı değil, bu kadar basit bir hikayeyi bu denli hissettirebilmesi ciddi bir başarıdır.
Olumsuz diyebileceğim tek nokta, bu da kişiden kişiye değişir tabii, bir kişinin size sürekli bir kişiye olan aşkını anlatıp, sayfalarca çektiği acıdan bahsetmesi, ara ara sıkılmaya neden olabilir. Hatta bazı noktalarda; eh be abi bu kadar da olur mu? gibisinden çıkışlarda bulunmada olabilir.
Ama kitabı daha etkili kılan bir başka faktörün de müze olduğunu söylemek isterim. Zaten kitabı aldığınız zaman içerisinde tek kullanımlık bir biletin bulunduğu sayfayı göreceksiniz. Kitabı okuduktan sonra müzeye gitmenizi öneririm. Füsun'a ait onlarca eşyanın sergilendiği müze, kitabı daha derinden hissetmemize neden oluyor.

Tuncer KAHRAMAN 
25 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Orhan PAMUĞUN masum bir aşktan bir müzeyi dolduracak done lerin hatıraların toplandığını anlattığı aşk dolu eseri ...Kitabı okuduğumda İstanbulda değildim başka şehirdeydim ve İstanbula gider gitmez Cihangirdeki bu masum müzeyi ziyaret etmeyi düşünüyordum ama hala kısmet olmadı...

Kemal'in hali bir hastalıktı. Karasevda dediklerinden. Füsun'un onca hafta sonra yolladığı mektubu okuduğunda hissettiklerini ben de hissettim. Belki de fazlasıyla. Güçlü kalemin elinde böyle bir şey edebiyat. Mektup Kemal'e değil, banaydı sanki. "Kemal Ağabey,
Biz de görüşmeyi çok isteriz. Seni 19 Mayıs akşamı yemeğe mutlaka bekliyoruz.
Telefonumuz daha takılmadı. Gelemezsen Çetin Efendi'yle haber yolla
Sevgiler, saygılar.
Füsun. "

Tuba Bilgiç 
22 Haz 00:48 · Kitabı okuyor · Beğendi · Puan vermedi

Masumiyet Müzesi ilk 90 sayfada çok naif ve centilmen anlatım ile beni cezbetti. Kar'dan dolayı oluşan bütün onyargilarimi kırdı şimdilik. Üstelik Rus edebiyatında yapılmaya calisilan çok detaylı betimleme ile akılda kalıcılık sanılanın aksine Batı Avrupa'da daha iyi yapılır. Orhan Pamuk bunu iyi özümsemiş ve bu sayede o edebiyata yaklaşarak ödüle layık görülecek bir toplum yapısı anlatırken bireysellik alt metni kullanmış. 1.tekil persona seslenisle okuyucuyu kendine bağlamış. O zamanlara götürüp gerçekten orda yaşıyormuş hissi uyandırıyor. O kadar empati kurabiliyor ki okuyucu sanki o yaratılan sahnelerden kendine bir rol bulup içindeymiş gibi kitapla bagdaslasabiliyor. İngiliz edebiyatı stilinde bir Türkiye okuyorum kendisinin kaleminden. Çok başarılıymış hakkını yemişim. Tamamen objektif bakıyorum bu arada. Şahsi olarak benim kendimi kaptırıp gittiğim zamanı unutacağım kitaplar türüne girmiyor. Yalnızca sezarin hakkı sezara.

Ebru Hacıalioğlu 
19 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Zor oldu ama başardım bitirmeyi. Neden bu denli zor bir yazar olduğunu bir türlü çözemedim. Kitabı bitirdiğimde, ablam ile aynı dönemde okuyordum, kendisini arayıp "çok şükür bitti" dediğimi hatırlıyorum. Sürekli tekrarlanan paragraflar, her dakika gözümüze gözümüze sokulan sigara izmaritleri çok yorucuydu, bakarsanız gerçekte bir aşk hikayesi, saplantılı bir aşk hikayesi ama zor, okumak zor!

Zeynep Demir 
19 Ağu 15:03 · Kitabı okudu · 22 günde · Beğendi · 8/10 puan

Sonunda bitti!
Herkesin kendisine çok yakistirdigi Sorbone mezunu asil bir kız olan Sibel ile sozlu Kemal'in yaşanmış hikayesini Pamuk, Kemal'in ağzından anlatıyor. Kemal, uzak akrabası olan Füsun' u yıllar sonra bir mağazada tezgahtarlik yaparken görüyor ve ondan çok etkileniyor. 44 gun (Kemal sık sık veriyor bu sayıyı ) hem Sibel'in hem Füsun' un hayatında olduğu çok mutlu günler geçiriyor. Sibel ile nisanlanacagi vakte kadar. Ardindan Kemal' in aşk acısına şahit oluyoruz.
Öykünun gerçek olduğunu kitabın ortasında öğrenene kadar 'bu yazarların nasıl da buyuk bir hayal gücü var' diye düşünüyordum. Sonrasinda ise şaşkınlıkla okumaya devam ettim.
Bir insan yıllarca aradıktan sonra bulduğu sevdiğinin sofrasına onun eşi, annesi ve babasiyla 8 yıl boyunca oturabilir mi? Aşkın olduğu yerde akıl arama derler ama buradan bakınca garipsememek elde değil. Hastalıktan pek farkı yok. Kemal'in iradesini her kullanamayisinda kızıp kapattım kitabı.
Kitabin ismi Kemal'in, ona sevdiğini anımsatan her şeyi biriktirme tutkusundan geliyor. Yıllar sonra sevdiğinin dudaklarının değdiği 4213 izmarit, gazoz şişesi, onun kokusunun sindiği çarşaflar, elinin değdiği tuzluk vb.leri... Hepsi bir müzede sergileniyor.( 2012 yılından bu yana Beyoglu' nda ziyaretçilerini bekliyor.) Müzenin ismi neden " Masumiyet" diye sorarsanız bunun bir ironi olduğunu düşündüm. Zira ben masumiyete pek rastlamadım.
Yazarın kitabın sonunda bu hikayeye tanıklık edenlerle yaptığı sohbetleri vermesini de pek sevdim.
Yakışıklı, zengin, mükemmel bir adamla fakir, beceriksiz ama sevimli bir kizin sonu belli hikayesi değildir. Gerçek bir aşk hikayesidir.
İyi okumalar.

Gökhan Parlaktaş 
19 Mar 02:28 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Başka hiç bir kitabını alıp bitiremediğim Pamuk'un tarzından pek hoşlanmamakla birlikte, "yiğidi öldür hakkını yeme" ilkesine uygun olarak 2000 sonrasının en iyi aşk romanını yazdığını söylemeliyiz bence. Üzerinde yoğun bir emek olduğu belli, ayrıca bir dönemi anlatması itibariyle -benim gibi- şahit olmamış okurlara da gündelik hayattan belli başlı rutinleri yaşatması ve İstanbul'daki sınıfı çelişkilerine değinip, yaşadığı saplantılı aşkı bunların dışında tutmaması çok yerinde.

Kitaptan 165 Alıntı

Songül 
20 Şub 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Kendi kendine eşya toplayan, bunları bir köşede biriktiren her takıntılı kişinin arkasında bir kalp kırıklığı, derin bir dert, açıklanması zor bir ruhsal yara olduğu anlamına geliyordu bu soru. Benim derdim neydi?"

Masumiyet Müzesi, Orhan PamukMasumiyet Müzesi, Orhan Pamuk
Müverrih 
19 Oca 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Her akıllı insan hayatın güzel bir şey olduğunu, amacının da mutlu olmak olduğunu bilir," dedi babam üç güzel kızı seyrederken. "Ama yalnızca aptallar mutlu olur. Nasıl izah edeceğiz bunu?"

Masumiyet Müzesi, Orhan PamukMasumiyet Müzesi, Orhan Pamuk
Songül 
20 Şub 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Sonu mutlu biten bütün aşk hikayeleri, birkaç cümleden fazlasını hak etmez zaten!"

Masumiyet Müzesi, Orhan PamukMasumiyet Müzesi, Orhan Pamuk
fazi 
12 Haz 01:19 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Orhan Pamuk - Masumiyet Müzesi
"Füsun'un fotoğrafını aşkla öptü ve ceketinin göğüs cebine dikkatle yerleştirdi. Sonra bana zaferle gülümsedi. "Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım."

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (İletişim Yayınları , E-kitap 7. Baskı)Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (İletişim Yayınları , E-kitap 7. Baskı)
"Zeliha" 
12 Haz 19:01 · Kitabı okudu · 5/10 puan

Dünyanın temeli sevgidir. Sevginin temeli de Allah sevgisidir..

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 46)Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 46)
Hatice Erdoğan 
30 Oca 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Kim ne derse desin hayatta en önemli şey mutlu olmaktır."

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 255)Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 255)
"Zeliha" 
22 Haz 13:41 · Kitabı okudu · 5/10 puan

Öğrenirsem acımın artmasından korkuyordum, ama hiçbir şey öğrenememek de korkunçtu..

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 101)Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 101)
"Zeliha" 
29 Haz 01:50 · Kitabı okudu · 5/10 puan

Bilincimi, bana huzursuzluk veren ve bir türlü de susmayan bir radyoyu kapatır gibi kapatmak isterdim..

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 200)Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 200)
Songül 
20 Şub 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Aslında kimse, onu yaşarken hayatının en mutlu anını yaşadığını bilmez. Bazı insanlar kimi coşkulu anlarında hayatlarının o altın anını 'şimdi' yaşadıklarını içtenlikle (ve sık sık) düşünebilir ya da söyleyebilirler belki, ama gene de ruhlarının bir yanıyla bu andan da güzelini, daha da mutlu olanını ileride yaşayacaklarına inanırlar. Çünkü özellikle gençliğinde hiç kimse bundan daha kötü olacağını düşünerek hayatını sürdüremeyeceği gibi, insan eğer hayatının en mutlu anını yaşadığını hayal edebilecek kadar mutluysa, geleceğin de güzel olacağını düşünecek kadar iyimser olur."

Masumiyet Müzesi, Orhan PamukMasumiyet Müzesi, Orhan Pamuk
17 /

Kitapla ilgili 1 Haber

Masumiyet Müzesi Londra’da Sergi Oldu!
Masumiyet Müzesi Londra’da Sergi Oldu! Nobel Ödüllü romancımız Orhan Pamuk‘un, 2008 yılında yayımladığı ve daha sonra müzesini de kurduğu “Masumiyet Müzesi” kitabı, konuşulmaya devam ediyor!