Masumiyet Müzesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
84,5bin
Gösterim
Adı:
Masumiyet Müzesi
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
516
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826146
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Masumiyet Müzesi
Masumiyet Müzesi
The Museum of Innocence
“Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum.”

Nobel ödüllü büyük yazarımız Orhan Pamuk'un harikulade aşk romanı bu sözlerle başlıyor...

1975'te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen, İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun'un hikâyesi: Hızı, hareketi, olaylarının ve kahramanlarının zenginliği, mizah duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüyle, "Masumiyet Müzesi", elinizden bırakamayacağınız ve yeniden okuyacağınız kitaplardan biri olacak.

Masumiyet Müzesi'ni okurken yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizin derinden etkilendiğini ve kitabın rengârenk dünyasından hiç ayrılmak istemediğinizi göreceksiniz.

Romanı yazdıktan dört yıl sonra, 2012’de, Pamuk romanıyla aynı adlı müzeyi Çukurcuma’da açtı. Şimdiye dek on binlerce ziyaretçinin gezdiği müze için ünlü sanat tarihçisi Simon Schama, "Financial Times" gazetesine yazdığı yazıda, “Dünyadaki en güçlü, en güzel, en insanî ve en etkileyici çağdaş sanat eseri,” diye yazdı. “Aynı zamanda hem şiir hem karamizah gibi; hem zarif ve şefkatle dolu, hem de kutu kutu, vitrin vitrin, estetik olarak muhteşem.”
516 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
ANLAŞILAN ALIŞMIŞIM, SENSİZ OLMAZ!..

Hayat hem uzun, hem çok kısa. Gerçek aşk mı? Ömürde bir başa gelir, o da belki...
Kimi zaman hepimiz karşımızdakini idealize etme eğilimini gösterebiliyoruz. Bize bağdaştırmak, kendimize benzetmek uğruna müthiş çabalar sarfediyoruz. Ehh.. Yaşamak istiyoruz o tutkuyu.Eskimeyen, bitmeyen gerçek sevda öyle herkesin başına gelmez. O ateş hep de en olmaza, en zoruna düşer. Öyle bir şey olur ki hiç olmayacak bir dönemde; onca işin, yoğunluğun, hayat mücadelesinin, kurulu düzenin içinde öyle bir çiçek belirir ki sanki dünyada bir o bir biz varmışız gibi.. Ondaki bizde olmayan özellikler çığ gibi büyür gözümüzde. Ona sahip olma arzusu ile yanıp tutuşuruz. Onun sahip olduğu güzelliklerle, kendi hayatımızdaki boşlukları doldurmaya çabalarız.İlahlaşır nazarımızda. Dopdolu anlamlar yükleriz ve onu, tutar kalbimizin taaa en güzel yerine koyuveririz. Sonra mutlaka onsuz kalırız. Eyvah.. Kuş uçmaz, arı bal yapmaz, su akmaz, dünya dönmez, kainat bayrağını yarıya indirir adeta.Bastığımız kaldırım taşına "O da buradan geçmiş midir acaba?" diye basarız. Şehrin en kalabalık caddesinde çok işimiz olur hep nedense (!) O gözler fıldır fıldırdır. E onu arar napsın,bir umut.. Olur ya. Milyon defa birilerini ona benzetiriz, o olmadığını anlayınca, nabız alabora, boğaz düğüm düğüm... En kalabalık etkinliklere katılma arzusu baş gösterir.. Konser, tiyatro ne varsa.. Umut dünyası,,, belki gözler bir kez daha buluşur diye. Aradan seneler geçer yine de düşünmeden edemeyiz.
Evet!.. Elbette bahsettiğim şey TAKINTILI AŞK!
Üüf.. Beladır, yaradır.. Bit dersin bitmez, git dersin gitmez. Yakandan bir türlü düşmez. Hiç olmadı bir şarkıda sinsice sızlatır yüreciğini. Yaşamını meşgul edip, bir ömrü ziyan eden o mel'un duygu. Kemal'in Füsun'a hissettiği şey tam da buydu.
SPOİLER! KAÇARI YOK :)
Şanzelize Butik'te müstakbel nişanlısı Sibel ile gittiği o dükkanda Kemal Füsun'u görür. Orada çalışan o kızcağızın, bir ömür peşinde koşacağı aşkın muhatabı olacağını bilemezdi elbette. Kemal nişanlanacağı Sibel'e rağmen Füsun'a aşık olur.
O GÜNLER İÇİN "Ömrümün en güzel anlarıymış, bilemedim." DER, KEMAL.
Gizli buluşmalar başlar. Tutkulu beraberlikler... Tenlerinin, ruhlarının birbirine karışmasıyla aşk sarhoşu iki aşıktır Füsun ve Kemal. Verilmiş onca söze rağmen toplum baskısı ve cesaretsizliğinden ötürü Kemal Sibel'e yüzük takar. İşte o nişanı duyan Füsun o gün ortadan kaybolur. Kemal kahrolur..Yanar,didinir bulabilmek için. Çok pişman olur ve herkesi, her şeyi silip kendini Füsun'u bulmaya adar. Seneler sonra bulur da. Füsun artık evlidir ama Kemal için ne bu evlilik ne de onca imkansızlık bu aşka engel değildir. Burukluk, kırgınlık, aşk, tutku, hasretin alasını bulacaksınız bu eserde.
KAVUŞTULAR MI DERSİNİZ?
Kavuşsalardı aşk olmazdı ki.. Kara Sevda uğruna yitirilen koca bir ömür. Buna rağmen "Herkes bilsin ki çok mutlu bir hayat yaşadım." diyen Kemal.. Bir anlık gafletle vazgeçtiği Füsun'u kaybetmesi, evli bulması, buna rağmen içindeki sevdayı büyütmesi, bütün onurunu hiçe sayıp; sırf Füsun'a yakın olabilmek uğruna onun kocasıyla kurduğu ahbaplık.. Aşkının büyüklüğüne Füsun'u inandırabilmek için yaşadığı onca gurursuzluk..
Füsun 'un evinden gizlice aldığı ona ait elbise, saç bağı, diş fırçası, toka, ruj.. Onun kullanıp attığı peçete, içip söndürdüğü sigara izmaritleri. Evet.. Sırf dudakları değdi diye tam 4213 adet izmarit biriktiriyor.
Kemal bu hastalıklı aşk yüzünden evini müzeye dönüştürüyor. Koca, evde sadece bir odada yatıp kalkıyor, evin olanca kısmını sevdasına müze yapıyor. MASUMİYET MÜZESİ...
AŞK LAFTAN ANLAMAZ Kİ!...


Füsun un ölümü, Kemal'in masumiyet müzesinde, onun anılarıyla ömür tüketmesi. Hikayenin neresinden tutsanız kırıklık, burukluk, özlem...
Müthiş bir eserdi...
Bu aşk hikayesini Orhan Pamuk o kadar ustaca kurgulamış ki, yürekten alkışlıyorum. Kaleminin gücüne bir kez daha ağzım açık kaldı. Hayranlığım arttı.
ESERİNE YAZARINDAN JEST ®
Bu tamamen kurmaca romanına Orhan Pamuk hiç rastlanılmamış bir jest yapmış. Kitabında tanrılaştırdığı o aşk için bir ev almış, içine o aşkın yaşanmışlığının havasını vererek müze haline getirmiştir. Bütün ayrıntılarını düşünüp çok samimi, gerçek bir atmosfer yaratmış. İlk İstanbul seyahatimde Beyoğlu'ndaki o müzeye gitmek ve bu kitabın havasını bir de orada solumak isterim ve ve... Aşka aşıklara bu kitabın okunmasını kesinlikle tavsiye ederim.
*****
Bunu da buraya bırakayım... Okurken dinlediğim tek şarkıydı
https://youtu.be/l-KmnqbT3ZA
Çok mu çok yakıştı...
506 syf.
·21 günde·Beğendi·10/10
Herkes bilsin çok güzel bir kitap okudum…

Nereden, nasıl, hangi şekil kitap hakkında düşüncelerimi anlatacağımı bilemiyorum. Bir kentteki bir devrin başarılı bir şekilde anlatılmasını mı anlatayım, takıntılı, hayatını güzel bir kadına indekslemiş ve çevresindekilerin ne diyeceğini artık hiç önemsemeyen aşık bir adamı mı anlatayım, yoksa güzel, hafif de inatçı olan aşkın sembolü olan kadını mı anlatayım bilemiyorum. Var mı aramızda Füsun’u tanıyan, en azından bir kere görmüş olan veya büyüklerinden onu tanıdığını duyan, onun hakkında birkaç cümleyi birinci ağızdan duyan veya Füsun’a, Çukurcuma’daki o evlerine komşu olan? Kemal’i tanıyan, Kemal hakkında çevresinden onun yaptıklarıyla ilgili bir şeyler duyan, Kemal’in topladığı şeyleri duyunca, Zaim gibi şaşıran ve “Gerçekten de bu Kemal, Füsun Hanım’ın her bir şeyini toplamış mı?” diye şaşırıp tepki gösteren?

Kırık bir aşkın hikâyesini içindeki en ufak şeylere kadar sunuyor Orhan Pamuk ve o her bir şeyin de masumiyetini, anısını okutuyor. Kemal’in Füsun’a duyduğu yoğun aşkın, aşkın devamında gelip açığa çıkan baskın cinsel isteğin, kavuşamamanın ve kıskançlığın hayatları değiştirdiği bir aşk hikâyesi Masumiyet Müzesi. Aynı zamanda da İstanbul’un değişiminin, bir devrin anlatıldığı bir roman. 1960’lar ve devamında gelen Nişantası ve çevresindeki varlıklı ailelerinin (şimdilerde bu ailere yüksek sosyete de diyebiliriz) etrafında gelişen, modernleşme ve batılaşma isteklerinin hem haklı olarak gösterilip hem de eleştirildiği, bazı kısımlarda ise ahlak olarak sorgulanıp harmanlandığı bir eser de Masumiyet Müzesi. Romandaki ana üç konuyu Orhan Pamuk’un romanlarında yaptığı gibi madde madde sıralamam gerekirse eğer:

a) Kırık bir aşk hikâyesi olarak Orhan Pamuk aslında çok bilindik bir konu üzerine bu başarılı romanının inşasını kurmuş. Çok bilinmesinin sebebi de Yeşilçam filmleri tabii, ama Yeşilçam filmleri diye de burada okur Türk filmi havasında basit bir roman mı okuyacağız diye düşünmesin. Zaten Orhan Pamuk da bu benzerliği kitabın içinde saklamıyor, hem Kemal üzerinden hem de Feridun üzerinden Türk sinemasına, Yeşilçam filmlerine eleştirilerini yapıyor, en başta da bu yıllarda (konunun geçtiği tarih) neden bir sanat filmimiz yok diye sorgusunu da oluşturuyor. Masumiyet Müzesi’ndeki Yeşilçam benzerliği ise zengin bir işadamının sosyetik oğlunun tezgahtar bir kızla aşk yaşaması, yaşanılan aşkın hem sonuna gidilmesinin istenip aradaki farklardan ve belki de cemaatten gelecek tepkilerin fazlaca olması iken hem de yaşanılan aşkın özel aşk anlarının da sonuna kadar gidilmesi (burası b maddemiz) diyebiliriz. Ana hatlarıyla ne kadar da çok filmlerimize benziyor değil mi? Ama işte sanki burada Orhan Pamuk hem okura hem de o zamanların film yapımcılarına ders veriyor gibi. Zengin erkek ve tezgâhtar kızın aşk hikâyesi, cinsellikte sonuna kadar gidilip, kızın bekâretini kaybetmesi (filmlerde tabir böyle) ile sonuçlanmış olsa da çekilen filmlerimiz gibi değil de bu şekilde işlenmiş olmalıydı der gibi. Bu kısımlarda romanı kuvvetlendiren kısımlar ise en başta tabii ki de Kemal’in takıntılı ve yoğun aşkı ile Füsun’un güçlü (ama naif) kişiliği iken cemaatin de batılılaşma ve batılılaşmanın yanında gelecek dedikleri modernleşme.

b) Bu maddede ise Orhan Pamuk'un özellikle kitap içinde çokça yaptığı bekâret vurgusu diyelim. Hem kitabın geçtiği tarih olsun hem de yaşanılan aşkta maddi fark ve diğer zorluklar olsun bu konunun vurgusunu birkaç kez işlemiş. Bu maddede yazdıklarım belki bazı arkadaşlar için “spoiler” olarak görünebilir, ben yine uyarısını vereyim ama bana göre de “spoiler” sayılmaz, çünkü genel olarak kitabın ilk başlarında olan ve işlenen konular. Kim ne dersin desin, bence okuyan her kişi Füsun’u Kemal’in dairesine gittiğinde kendini Kemal’e bırakmasına bir yadırgama yani en azından neden bu kadar “kolay” ve çabuk olmuştur diye düşünmüştür. Zaten kitabın önemli parçalarından birinin, sorgularından birinin de bekâret konusu olduğu için esas olarak karşımıza çıkan konular, kızların kendilerini erkek arkadaşlarına herhangi bir gelecek düşüncesi olmadan teslim etmeleri, ya da gelecek düşünceleri olup evlilik sözünü teminat olarak görüp teslim etmeleri veya hiç etmemeleri de diyebiliriz. Ve tabii cemaatin yani dönemin burjuvazisinin de bu konuya bakışının işlenmesi diyebiliriz. Aslında OP burada aşk romanının içinde sosyolojik bir konuyu da ele alıp masaya yatırmış ve Kemal üzerinden hatta Kemal’in üzerinden birçok farklı görüşü vermiş. Yanlış anlaşılmasın Orhan Pamuk bu kısımda asla tek bir görüş verip kendi görüşünü okura empoze etmeye çalışmıyor, her romanında dediğim gibi her bir tarafın görüşünü kendi ağızlarından, hatta kısım kısım katı bir şekilde de verip kararı okura bırakıyor. Öncelikle ben burada teslim etme filan derken herhangi bir şekilde kendi düşüncemi belirtmiyorum, hiç yok hatta incelememde, sadece kitaptaki geçen havayı birebir vermek istiyorum.

c) Saplantılı aşk ise bana göre kitabın en büyük gerçeği. Takıntılı da aşk da diyebiliriz. Güzel, gerçekçi hatta naif bir aşk hikâyesi ama içine başarılı bir şekilde de Kemal’in saplantıları, takıntıları hatta kıskançlıkları da işlenmiş. Hele aslında kafasına en büyük şekilde takıp aslında yokmuş gibi düşündüğü olayların verdiği kıskançlık tanımlamaları ise çok başarılıydı. Kemal Füsun’u çok seviyor ve giderek de âşık olduğu kişinin sahip olduğu, dokunduğu ve kullandığı nesneleri çalması, o şeylerle özel anlar geçirmesi bu takıntının, bu saplantı aşkın başarılı bir şekilde kağıda dökülmüş. Kulağa pek normal gelmiyor aslında Kemal’in yaptıkları. Belki de hiç sevmeyeceğimiz hareketler de sergiliyor olabilir Kemal Basmacı. Fetişt bir aşkı da var diyebiliriz Kemal’in. Ama aslında çok iyi bir şekilde anlaşılıyor da Kemal, hak da veriliyor kendisine, aynen Merhamet Apartmanı’na gelen Füsun’a verilen, verilmesi gereken hak gibi. Sevdiğimiz kişinin kullandığı bir şey, ne kadar süre bizde olursa olsun, onu elimize aldığımızda koklamaya çalışıp, o ana, o duyguya geri dönmek istemez miyiz?

Ne dersiniz b maddesindeki görülen kızların sorunsalı ile c maddesindeki erkeklerin sorunsalı karşı karşıya derinlemesine incelenecek, aslında hak verilecek konular değil mi?

Orhan Pamuk, farklı bir eser ortaya çıkarmış. Roman olarak farklı olması kadar her bir eşyaya ayrı bölüm yazılması ile beraber romanın müzesinin kurulması da en büyük ve esas farklılığı. Dünyada yazar müzelerinin örnekleri var olsa da ülkemizde bir romanın müzesinin olması ve müzenin de aslında romanın içeriğine uyumlu olması hem edebiyat olarak çok güzel bir şey hem de ülkemiz adına çok güzel bir şey, tabii o da kıymetini biliyorsak. Tabii hem müze hem de roman olması hikâyenin boyutunu çift anlama taşıyor. Objelerle ruhu olan, şeylerin masumiyetini hissettiğimiz başarılı ve çok güzel bir roman.
  • Baba ve Piç
    7.7/10 (1.956 Oy)1.699 beğeni9,3bin okunma1.077 alıntı28,4bin gösterim
  • Mutluluk
    8.3/10 (3.264 Oy)3.571 beğeni15,1bin okunma2.910 alıntı56,1bin gösterim
  • Yüzyıllık Yalnızlık
    8.4/10 (4.691 Oy)4.834 beğeni16bin okunma3.293 alıntı111bin gösterim
  • Adı: Aylin
    8.1/10 (2.082 Oy)1.988 beğeni10,6bin okunma362 alıntı30,2bin gösterim
  • Doğu'nun Limanları
    8.5/10 (3.436 Oy)3.325 beğeni12,5bin okunma3.402 alıntı45,5bin gösterim
  • İskender
    7.7/10 (2.286 Oy)2.020 beğeni11,8bin okunma1.219 alıntı26,3bin gösterim
  • Aylak Adam
    8.1/10 (6,8bin Oy)6,4bin beğeni24,3bin okunma9bin alıntı113,6bin gösterim
  • Anna Karenina
    8.8/10 (3.172 Oy)3.738 beğeni12,1bin okunma11,3bin alıntı95,9bin gösterim
  • Beyoğlu Rapsodisi
    8.2/10 (2.791 Oy)2.650 beğeni12,5bin okunma1.323 alıntı29,4bin gösterim
  • Leyla'nın Evi
    8.5/10 (2.834 Oy)2.835 beğeni10,9bin okunma1.637 alıntı36,3bin gösterim
465 syf.
·10/10
Nobel Edebiyat Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk’un 10 yıllık çalışma sonucunda 2008 yılında yayımladığı Masumiyet Müzesi eserinde kurmuş olduğu muazzam dünyasınıyla aynı ismi taşıyan bir müze açmıştır.Müze ayrıca İstanbul’da açılan ilk şehir müzesidir.Müzede romanda anlatıldığı döneme ait objeler yer almaktadır.Ziyaret etmek isteyenler olursa Beyoğlu Firuzağa’da bulunmaktadır kitabı almamış olanlar müzeden de temin edebilirler.Ayrıca Masumiyet Müzesi New York Times tarafından en iyi kitaplar arasında yer alan listede yer verilmiştir.
“Hayatımın en mutlu anıymış,bilmiyordum.”cümlesiyle başlayıp “Herkes bilsin,çok mutlu bir hayat yaşadım.”cümlesiyle son bulan kitabın ilk ve son cümlelerinden de anlaşılabileceği gibi acı,hüzün,sevinç ve heyecan gibi duyguları konu almaktadır.Kitap 1970’li yıllardan 2000’li yıllara kadar olan uzun bir zaman dilimini anlatmaktadır.Uzun bir zaman dilimi içerdiğinden kitapla birlikte büyüyüp yaşlandığınızı hissediyorsunuz.Konu olarak 1970’li yıllarında geçen yoksul kız zengin bir erkek arasında geçen muazzam aşkı anlatmaktadır.Aşkın başkahramanları olan Füsun ve Kemal’in yaşamları,ilişkilerinde yaşadıkları ve çevrelerinde yaşananları hissederek okuyacaksınız.Üslup olarak gerçekleşten muazzamdı yazar sanki kalemle yazmamışta suya yazar gibi akmaktadır yazdıkları.
Kitaptan sonra “Hatıraların Masumiyet ” isminde filme uyarlanmıştır.
Keyifli Okumalar Dilerim
465 syf.
·28 günde·Beğendi·7/10
Herkesin bu kadar beğenip yere göğe koyamadığı bir yazar ve kitap hakkında nasıl inceleme yazacağım bilmiyorum. Linç edilmekten korktuğumu da belirtmek isterim :D Bu linç kültürünü bırakalım hanımefendiler ve beyefendiler :))

Orhan Pamuk’un okuduğum ilk kitabıydı. Yazar hakkında bir hükme varmak için çok erken olsa da, en iyi eseri olarak adlandırılan Masumiyet Müzesi’ni sitedeki bir çok okurun aksine ben yavan buldum. Bir şeyin eksikliğini ciddi anlamda hissettim. Onun ne olduğunu tam çözemedim hala. Konusunu aslında çok orijinal buldum o ayrı. Kendim de bir çok şeyi biriktirmekte takıntılı olduğum için ve hayatımın geride kalan bir zaman dilimini takıntılı bir insanla paylaştığım için o takıntılı aşk ve eşya biriktirme, eşyayla kendini tedavi etme çabaları beni çok kötü etkiledi. Evet gerçekten çok kötüydü..

Kemal’e kızarak başladığım hikayede, Kemal’e acıyıp Füsun’a kızarak bitirdim. Kemal’e kızmamın sebebi aşırı korkak davranmasıydı. Bu acıyı sevdiğini biliyorum. Bunu açıkça hissettim. Hatta ben bir noktadan sonra Füsun’a kavuşmaktan da korkacak diye bekledim. Bana gerçekçi gelmeyen ilk şey, dönem olarak darbe ve siyasi hareketliliğin olduğu bir dönemde politik olarak hiç suya sabuna dokunmadan hikayeyi bitirmiş olması. Duvarlarda yazan sloganları okurken görülüp gözaltına alınan insanların olduğunu bildiğimiz bir dönemde, “normal” insanlara göre bu kadar “anormal” davranan birinin nasıl fark edilmediğini, yanlış anlaşılamadığını aklım almadı.
80 darbesinde yaşadığı en büyük zorluğu sokağa çıkma yasağı sebebiyle Füsunların evinden erken kalkmak olarak anlatan Kemal beyi boğmak istedim açıkcası. Kemal’in kitabın sonlarında O P ile konuşurken Kar romanından bahsedip siyaseti sevmediğini söylemesi bile benim için yeterli olmadı açıkçası ne kahramanı ne de yazarı temize çıkarmak için. Siyasetten bahsetmemek için ve apolitik karakterler yaratmak için çok zorladığını düşünüyorum. Bu da benim kitapta bir eksiklik hissetmeme sebep oldu.
İkisi çok farklı yazarlar olsalarda takıntılı aşk kısmı hariç benzer bir hikaye yine İstanbul’da Vedat Türkali tarafından da yazıldı. Bir Gün Tek Başına kitabını okurken dönemin bütün ruhunu hissettiğimi hatta o kitabın karakteri olan Kenan’la birlikte uykusuz kaldığımı ve korkuyu bu kadar net işleyip bu kadar net hissettirdiği için Vedat Türkali’ye çok kızdığımı hatırlıyorum. Evet O P kasti olarak politik olmaktan kaçınmış ama dönemin olaylarını bu kadar görmezden gelip basit bir iki cümleyle anlatması beni çok incitti. Yani “artık sokaklarda bombalar patlıyor, ülkücülerin elinde olan kahvehanelerde katliam planları yapıldığı söyleniyordu” diyor “kahramanımız” Kemal. Eee Kemalcim sonra ne oluyor ? Sen ne yapıyorsun ? Füsunlardan erken kalkmak zorunda olduğuna mı üzülüyorsun ? Diye soruyordum bende ona bu satırları okurken. Sonra senin neden bu kadar tuzun kuru aşık olmak, takıntılı derecede aşık olmak insanı bir gerçeklikten bu kadar uzaklaştırabilir mi gerçekten diye düşünüyordum. Sonra hayır diyordum. Bunlar benim düşüncelerim tabi. Hatta bir ara Kemal’in apolitik olduğu için bu kadar korkak olduğuna karar verip kendimce bende onu cezalandırdım ve 1 hafta okumadım kitabı yarım bıraktım. Sonra yeniden başlayıp, bitirip kendimi de Kemal’i de kurtarmaya karar verdim.

Kitap ilerledikçe Kemal’e acımaya Füsun’a kızmaya başladım. Füsun’un Kemal’i sevdiğinden bile emin değilim şu an. Bu konuda da Füsun’a çok kırgınım. Yaptığı hiçbir şeye anlam veremedim bu kadının son yaptığı da dahil. Ve Füsun’un en az Kemal kadar takıntılı olduğunu düşünüyorum.

Bekaret konusu kitapta sıkça işlenmiş. Orhan Pamuk’un bu konuda da ne mesaj vermek istediğini tam kavrayamadım. Aşılmış bir konu olarak mı gösteriyor yoksa en azından kendisini olmasa da konuşulmasını tabu olmaktan çıkarmak mı istiyor bilemedim.

Kitabın yine en beğendiğim kısmı eşyalar biriktirmesiydi bu anlamda kendime benzettiğim için belki de. Eşyaya yüklenen anlamlar çok güzeldi. Aşk acısını bunlarla somutlaştırmaya çalışması beni çok etkiledi. Resmen acı çektim Merhamet Apartmanında Kemal’le beraber.
Zaman zaman antropoloji ve antropologlardan bahsetmesi çok hoşuma gitti severek antropoloji okumuş biri olarak. Beklediğim şey eşyalara yüklenen anlamlara ve biriktiriciliğe antropolojik bir yorum getirmesiydi, o da olmadı..

Esasen kitap çok övüldüğü için çok yüksek bir beklentiyle kitabı okumama da bağlıyorum hayal kırıklığımı.

Yine de küpe konusunun çözülmüş olması ve onca şeyden sonra Kemal’in mutlu bir hayat yaşadım demesi içimi rahatlatmadı değil. Kemalcim bu şarkı sana : https://youtu.be/5cpE6wX5w3c
Son olarak Metin T.’nin bu kitaba gönderme yazarak yazdığı hikayesini daha keyif alarak okuduğumu itiraf etmeliyim. Yorumda bizimle paylaşırsa çok sevinirim. Bütün Masumiyet Müzesi ve Orhan Pamuk severlerin alınmamasını ve çok acımasız davranmamalarını rica ediyorum.

İlk taşı günahsız olanınız atsın lütfen. Teşekkürler :)
465 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum."
Derin, manalı, hafizalara kazınan bir cümle ile başlıyor Masumiyet Müzesi. Ama başlarken birçok hissi de beraberinde sunuyor okuyucuya...
On yıllık bir emek ve çalışmanın ürünü bu güzel eser. Kitap ile birlikte müze fikri de çok önceden düşünülmüş ve Orhan Pamuk bunun için çok sayıda müze gezmiş.

Kemal'in anlatımından okuduğumuz kitabın bazı bölümlerinde Orhan Pamuk da dahil oluyor hikayeye. Kemal ve çevresi ile olan anılarını kendi ağzından anlatıyor bizlere.

Yakın zamanda nişanlanacağı Sibel adında sevgilisi olan Kemal, bir butikte rastlıyor Füsun'a. Uzaktan akraba olmaları, yaşlarının farkı, bir ilişkisinin olması gibi nedenler engelleyemiyor hislerini ve Füsun'a sırılsıklam aşık oluyor Kemal. Dolu dizgin geçen Füsun'lu günlerin sonrasında, saplantıya dönüşen bir aşk kalıyor geriye.
Her görüşmede bir eşyasını çalıyor Füsun'un ve yılların sonunda Merhamet Apartmanı'ndaki o daire 'müzelik' eşyalarla dolup taşıyor. Kavuşma ümidini hiçbir zaman yitirmeyen Kemal, her geçen yıl daha da artan bir aşkla seviyor 'güzelini'.

Okurken bu kadar da olmaz Kemal, vazgeç artık dedirtti bana Masumiyet Müzesi. Aşk uğruna bunca şeye katlanılır mı? Bazı aşklar 'hastalıklı' boyutlara ulaşırsa hangi taraf daha çok üzülür? Kötü başlayan her şey kötü mü biter? Kararlar insanın hayatını ne ölçüde değiştirir? Okuyan birçok kişi bu soruları sormuştur kendisine, inanıyorum. Bu nedenle sadece bir aşk hikayesi değildir Masumiyet Müzesi.

"Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım."
Tüm o sayfalardaki duyguları, aşkı, çaresizliği, pişmanlığı anlatan tek bir cümle ile sonlanıyor Masumiyet Müzesi ve üzüyor bizleri.

1999 yılında müze yapma düşüncesi ile bir bina satın almış Orhan Pamuk. Ve kitapta Füsun'un oturduğu ev adresini verirken bu binanın adresini kullanmış. Füsun'un düşürdüğü kelebek figürlü küpeyi de müzenin logosuna taşımış. Füsun'u ziyaretlerinden topladığı 4213 adet sigara izmaritini, giydiklerini, takıları, mendili her şeyi biriktirmiş Kemal ve müzede hepsi sergileniyormuş. Mutlaka ziyaret edeceğim bir müze olacak Masumiyet Müzesi.
Yorumlarda, okuyanların sıkıldıklarını gördüm. Ancak tasvirler, açıklamalar renk veriyor kitaba bence. Devam edip, ilerledikçe okuduğuza pişman olmayacağınızı göreceksiniz.
516 syf.
·17 günde·Beğendi
YKY, 505 sayfa.

2019 yılı içinde düzenlediğim #heraybirorhanpamuk etkinliğimizin son kitabı Masumiyet Müzesi. 8 yıl önce üniversitedeyken okumuştum, etkinlik kapsamında ikinci okumamı yapmış oldum ve iyi ki de yapmışım. Birçok olayı, detayı unutmuşum. 12. eserine sıra gelmişken çok verimli oldu benim için.
Kemal Basmacı ve Füsun’un aşkı etrafında kurgulanan ve bu aşkın yanısıra İstanbul’u, Türk insanlarının 1970’ler zamanı ilişkilerini, hem sosyolojik yer yer de psikolojik olarak gözlemliyoruz. Özellikle kadının, cinselliğin, kadın erkek ilişkilerinin o dönemde toplumdaki konumunu işliyor alt metinde. Burada yer alan aşk Orhan Pamuk’un deyimiyle bize istemediğimiz kadar acı veren bir şey olarak anlatılıyor. Birçoğumuzun tasvip edemeyeceği takıntılı bir aşk hikayesi. Türk kültürüne ait tespit ve detaylarla da harmanlanması en sevdiğim yönlerinden biri. Nispeten diğer romanlarına göre daha akıcı ve kolay okunan bir eseri. Özellikle Pamuk okumak zor diye okumayanlara tavsiye ederim

Youtube kanalım : https://www.youtube.com/user/ayseum
516 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Masumiyet Müzesi hakkında ne desem bilemiyorum. Orhan Pamuk hakkında da... Daha önce Nobel ödüllü bu yazarımızdan Kırmızı Saçlı Kadını okumuştum ve yine aynı tepkiyi vermiştim. Kitapların çeşidi değişse de yine aynı tepkiyi vermeye devam ediyorsam bir sıkıntı var demektir.

Kemal bizim başkarakterimiz, bir gün nişanlanacağı Sibel'e hediye almak için bir butiğe girer ve girdiği butikte çok uzaktan akrabası Füsun'u görür. Bu şekilde Kemal'in takıntılı aşkı başlar. Kemal'in yaşadığı nasıl bir aşksa 500 sayfa boyunca Füsun'a olan hislerini okuyoruz. Çok iyi hatırlıyorum da Kemal'in annesi bir sayfada şöyle demişti "Artık mutlu olamazsınız, olacak olsaydınız zaten olurdunuz," bence annesi benim fikrimi anlatmış çünkü Kemal'in yaşadığı duygu aşk olsa da okuduğum kadarıyla saplantı bu duygudan daha ağır basıyordu.

Kemal Füsun'a o kadar kafayı takmıştır ki, ay pardon, Füsun'u o kadar seviyordur ki onun eşyalarını biriktirmeye başlar ve Masumiyet Müzesinin temelini oluşturur. Kesinlikle gitmeyi çok isterim Masumiyet Müzesi'ne, kitabın içinde de bir giriş bileti var ;) Olur da gitmek isterseniz kesinlikle kitabı okumalısınız.
516 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Çok duyduğum, etrafımdaki insanların bana önerdiği bir kitaptı. Bir hevesle okumaya başladım ama malesef okurken yorulduğumu hissettim.
Eserde bir konu üzerine gereğinden fazla ayrıntı olması beni deyim yerindeyse boğdu, sık sık okumaya ara vermek zorunda kaldım.
Kemal'in ilk başta masum bir aşk yaşayıp daha sonra bunu saplantı haline getirmesi ve kendine çektirdiği eziyet beni ziyadesiyle üzdü diyebilirim. Belki de aşkına sahip çıksa tüm bunlara gerek kalmayacaktı.
Her şey bir kenara ortada büyük bir emek olduğu inkar edilemez bir gerçek. Müze beni oldukça meraklandırdı. Hayatta yapılacaklar listesine Masumiyet Müzesi'ni gezmeyi de ekleyelim.
564 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10
"Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım." #Kemal
“Orhan abi herkes bilsin çok naçizane bir kitap okudum.” #Tayfun

Bu dâhiyane yazarın, naçizane kitabını Kırıkkale’den önem verdiğim bir dostum ulaştırdı bana. Gerçi zaten kütüphanemde olan bir kitaptı ve “illa benim okuduğumu oku,” dedi. Kitabın içerisinde bol bol da notlar eklemiş, giriş kapağına da güzel üç beş cümle karalamış. Teşekkür ederim dostum, kitabını okudum.

548 sayfa olan kitapta ne acılar var ne acılar var. Bir kere en önemlisi 1970 – 1980’lerin yoksul Türkiye’si var. Sakın abarttığımı düşünmeyin, o dönemleri bilenler ne demek istediğimi çok daha iyi anlarlar. Şimdi burun kıvırdığımız rahatlığı, beğenmediğimiz yaşantımızı o dönemlerde ülkenin en zenginleri dahi yaşamıyordu.

Hastaneler tıka basa dolu, doktora görünmek için daha güneş doğmadan hastane kapısında bekleyen yaşlılarımız, hastalarımız. Hastanelerin bu kadar fazla olmayışı ve paranın her zaman kutsal şıkırtısı. İsimsiz tacizler, saklı kalmış “gel bakayım amcana, sen ne kadar büyümüşünler.”

Yasal tefeciler, yani bankerler. Halkın ve işverenin, zor gün dostu gibi görünüp elinin verip de kolunu kaptırdığı kişiler. Bu sebeple intihar ve cana kıyımlar.

Darbe… Askeri darbeler. Hani şu ülkenin gidişatını beğenmeyip de ordunun yönetimi ele geçirmesi. Hani sokağa çıkma yasakları konulan. Hangi şu geçtiğimiz yıllarda başarılı olunamayan, darbe.

Sağ ve sol davası. Herkesin haklı mücadelesi. Sağa göre solun, sola göre ise sağın vatan haini ilan edildiği yıllar.

1979 Amerika menşeli Imdepenta tankeri ile başka bir geminin çarpışmasıyla boğazda bir ay süren yangın. Kimileri der ki; “o kaza ile çıkan duman boğazı gündüz iken geceye çevirdi,” “bazıları ise gece iken gündüz etti.” Binlerce ton petrolün boğaz suyuna karışıp, günlerce yanması…

Jenny Colon. Fransız tatliş mi tatliş bir abladır. Aynı zamanda ürettiği çantaların isim annesidir. Jenny Colon kitabımızdaki esas oğlan olan Kemal Bey’in hayatını iki kere yerinden oynatmıştır. Biri varlığa biri ise yokluğa. Biri aşka, biri ölüme…

Ve aşk…

Kemal ile Füsun. Kitabı iki ana karakteridir. Füsun onsekiz yaşında dünya güzel bir kız, Kemal ise eh işte yoklukta gider denilmeyecek kadar sevgi dolu hayat dolu bir bey abimiz. Ve aralarında yaşanan olaylar silsilesi. Ayrılıklar, birleşmeler ve vazgeçişlerle dolu bir hikâye. Orhan abinin ise harika betimlemeleri. Kemal’in vazgeçmeyişi, olayı hastalık boyutuna taşıması ve Füsun için kendi hayatından dahi geçmesi. Hepsi güzel hepsi çok özeldi.

Müze. Bu fikir kimden çıktı bilmiyorum ama benim çok hoşuma gitti. Eğer ki Orhan abi bu yazdıkların senin gerçek hayatından bir parça değilse, hayal ürünü olarak kurduğun bu atmosferi müze ile taçlandırman gerçekten en büyük alkışları hak ediyor. Senin hayatın olduğundan da şüphem var. Belki de gerçek hayatta Orhan, kitapta ise Kemal’in bilemedim. Müze bileti için ise ayrıca teşekkür ederim.

Kitap sonunda, yani kitap bittikten sonra diğer karakterlerin akıbetinin de yazılması, neler yaptığının okuyucuya aktarıldığı kısım da çok hayli hoştu ben sevdim. En favorim ise Hain Sühendan :)

Geldik şimdi en janjanlı kısıma… Sevişiyorlar….. Cinsellik…. Çok müstehcen…
Bu kısmı incelememde yer etmeyi hiç düşünmüyordum ama bazı arkadaşların tepkilerine seyirci kalamazdım. Resme baktığında ne görüyorsan aldığın derste odur ya da kişinin fikri neyse zikri de o olur. Eğer ki sen kötülük ararsan en naçizane kitap da bile bulursun en kötü şeyleri. Lakin ben pek abartılacak bir cinsellik görmedim. Beni rahatsız eden, özgürlük ve modernliği bekâret ile sınırlamış olmaları.
Hatta nereden estiyse kitabın arasına şöyle bir not düşmüşüm; “Avmlerde bulunan fotoselli kapı gibi her önüne gelen erkeğe bacaklarını aralamak modernlik ve özgürlük olamaz.”
Neyse birazdan İstanbul için İftar vakti olacak. Kitap okunulası bir kitap. Müzeyi de en kısa zamanda ziyaret etmeyi düşünüyorum. Sizlere de tavsiye ederim. Okuyunuz. Kendinize ait birçok şey bulacağınızı düşünüyorum.

Sevgi ile kalın…
516 syf.
·79 günde·Beğendi·9/10·
Bir şeyi çok yapmak istersiniz, birileri ya da bir şeyler de sizi engeller. Kursağanızda kalır. İçinize kapanmak ister, yok olmak istersiniz. Çünkü hiçbir şekilde, hiç kimseye duygularınızı anlatamayacağınızı hissetmişsinizdir. Aslında anlatıp anlatmamaktan ziyade, artık anlatmanın bir mânasının olmadığı duygusuna kapılırsınız. Bu kitap da tam olarak bu duyguyu mükemmel bir şekilde anlatıyor. Karakterlerin iç sıkıntılarını, hissiyatlarını içinizde hissediyorsunuz. Kötü karakteri oynayan oyuncu, rolünün hakkını iyi verdikçe, kendisinden gerçekten de nefret etmemiz gibi bu kitap da bu iç sıkıntıları o kadar iyi anlatmış ki, neredeyse okuyamayacaktım. Çünkü her satırında bir şeyler damlıyor içinize. Kendisi her 'güzelim' yazdığında bir hüzün çöktü üstüme.

Kitabın sonunda Google'a 'Masumiyet Müzesi gerçek mi' yazdım. Roman kurgu imiş fakat Orhan Pamuk gerçekten müzeyi yapmış. Romanın bu soruyu sordurtması bile en azından kurgu olarak çok sağlam olduğunu gösteriyor.

Son olarak Orhan Pamuk, Türkiye kültürünü ince ince işlerken, yabancı okurların da anlayabileceği açıklamalar da girmiş aralara. Kendisi kitaplarıyla çoğumuzun yapabileceğinin toplamından daha fazla ülkeye katkı sağlıyor. Yabancı okurlara ulaşabiliyor ve ülkemizi/kültürümüzü merak ettiriyor. Söz gelimi sadece Orhan Pamuk kitapları sayesinde muhtemelen binlerce turist Türkiye'yi merak edip gelip bize bir sürü para kazandırmıştır. Bunun gibi kendisinin ülkeye doğrudan ve dolaylı bir sürü katkısı varken, bazılarınca vatansever olarak kabul edilmemesi kocaman bir şaka gibi. :)

İyi okumalar dilerim.
600 syf.
Günlerce süren bir okuma serüvenine sebep olan, oldukça hacimli bir eseri öyle birkaç satırla geçiştirebileceğimi hiç sanmıyorum. Bazı eksiklerine –hatta fazlalarına bile diyebilirim- rağmen çok iyi bir roman Masumiyet Müzesi. Eğer İstanbul’da yaşıyor olsaydım ilk iş hemen müzeye giderdim. Onun yerine internette hem müze hem de kitap için yazılmış sayfalar aradım; yorumları okudum.

Kitap biteli yarım saat kadar oldu ve okurkenki son bir saatinde mideme çöküveren o ağırlık, kalbime bulaşan o sızı devam ediyor. Etkilendim mi? Evet. Füsun ismi içimde bir yaraya dönüştü mü? Evet…

Kitabın sonlarında, ‘Yalnızca âşıkların değil, bütün bir alemin, yani İstanbul’un hikâyesi olduğunu da anlayacaklardır’ demiş Pamuk. Evet, bu roman sadece bir aşk romanı değil bir İstanbul merkezli eskilerin Türkiye’sinin de romanıdır.

Eserin olumsuz taraflarından en önemlisi haddini aşan sevişme sahneleriydi. Neden olumsuzdu? Ahlaken mi? Pek değil. Zira Kemal’in aşkının dibacesi cinsellik olarak görülüyor. Buna rağmen sekiz sene boyunca o hissiyatını, dürtüsünü frenleyerek o eve gidip gelebilmesidir bana saçma görünen. Bu benim fikrim tabii; yoksa Kemal’in yaşadığı şeyin bir aşktan öte bir saplantı, tutkunluk olduğunu da söyleyebiliriz. Gerçi o zaman bu fikrim yine değişmeyecektir, ayrı mesele. Aşk o mudur derseniz, aşk izafidir demek isterim. Binlerce tarifi, tezahürü vardır. Bu da onlardan biridir.

Okurken gerçekten sabırlı olmanız gerekiyor. Fakat bu, anlatımın tıkanmasıyla ilgili değil bence; hacmin fazlalığından. Yoksa kendi okutan bir roman.

Bendenize ait olan bir uzun hikâye var; Bir Gün. Ben de orada sadece 80-90 sayfada Yavuz ile Tuğçe’nin aşklarını anlatmıştım. Yavuz da, Kemal gibiydi biraz. Yani hastaydı. Çünkü aşk bir hastalık halidir.

Pamuk’un aşkın hallerini verişini sevdim. Gel gitler, duygu evrilmeleri, vaz geçemeyiş, gururunu hiçe sayması, mazeretler üretme, kıskanma, bekleme, hayal kurma, kalp ağrıları, bakışlar, dokunuşlar… Her ayrıntıyı günbegün hatırlaması… Çok başarılıydı bence. Çok beğendim.

Benim uzun hikayemde de Yavuz, Tuğçe’den bir iz taşıdığını düşündüğü sinema bileti, aldıkları kitabın ya da yedikleri yemeğin fişi, verdiği çiçek gibi somut şeyleri saklıyordu. Yürüdüğü sokakları, bindiği minibüsü, girdiği kitapçıyı adeta kutsallaştırıyordu. Tabii Masumiyet Müzesinde bu durum çok daha bariz ve çokça var. Bu nedenle Kemal’in yaptığı şeyi çok iyi anlayabiliyorum. Aşka dairdir bunlar. Aşk semboller, kutsallar, şifreler üretebilir. Bu anlamda eksik olduğunu düşündüğüm bir şey de Kemal'le Füsun'un sadece ikisinin bildiği ortak bir şarkıları da olabilirdi. Unutamam Seni, mesela...

Zengin oğlan fakir kız klişesi gibi görünse de durum hiç öyle değil. Tamam, Yeşilçam melodramlarını andırıyor mu? Andırıyor ve aslında belki, tam da o yüzden bu kadar kalbimize işledi bu hüzzam aşk romanı.

Kurgu olduğunu bile bile değilmiş, gerçekmiş gibi hissetmemize de bu duygu sebep oldu belki de…

Velhasıl, okumakta çok geç kaldığım romanlardan biri de Masumiyet Müzesi’ymiş.
İzmaritin onun dudaklarına değmiş ucunu, tıpkı bir yaraya dikkatle pansuman yapan şevkatli bir hemşire gibi, yanaklarıma, gözlerimin altına, alnıma, boynuma hafif hafif dokundurdum.
Orhan Pamuk
Sayfa 150 - Kemal
Ona hak ettiği kadar iyi davranmadığım için de, bak yıllar sonra hâlâ acı çekiyorum. Oğlum, bir kadına, zamanında, iş işten geçmeden iyi davranmayı bilmek lazım.
"Kendi kendine eşya toplayan, bunları bir köşede biriktiren her takıntılı kişinin arkasında bir kalp kırıklığı, derin bir dert, açıklanması zor bir ruhsal yara olduğu anlamına geliyordu bu soru. Benim derdim neydi?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Masumiyet Müzesi
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
516
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750826146
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Masumiyet Müzesi
Masumiyet Müzesi
The Museum of Innocence
“Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum.”

Nobel ödüllü büyük yazarımız Orhan Pamuk'un harikulade aşk romanı bu sözlerle başlıyor...

1975'te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen, İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun'un hikâyesi: Hızı, hareketi, olaylarının ve kahramanlarının zenginliği, mizah duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüyle, "Masumiyet Müzesi", elinizden bırakamayacağınız ve yeniden okuyacağınız kitaplardan biri olacak.

Masumiyet Müzesi'ni okurken yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizin derinden etkilendiğini ve kitabın rengârenk dünyasından hiç ayrılmak istemediğinizi göreceksiniz.

Romanı yazdıktan dört yıl sonra, 2012’de, Pamuk romanıyla aynı adlı müzeyi Çukurcuma’da açtı. Şimdiye dek on binlerce ziyaretçinin gezdiği müze için ünlü sanat tarihçisi Simon Schama, "Financial Times" gazetesine yazdığı yazıda, “Dünyadaki en güçlü, en güzel, en insanî ve en etkileyici çağdaş sanat eseri,” diye yazdı. “Aynı zamanda hem şiir hem karamizah gibi; hem zarif ve şefkatle dolu, hem de kutu kutu, vitrin vitrin, estetik olarak muhteşem.”

Kitabı okuyanlar 12,9bin okur

  • glshtk
  • Hüseyin Emin
  • Sevda kalmaz
  • Melisa
  • Özgü Öz
  • Melike kerman
  • SPınar
  • Baturay Kaya
  • Zeynep can
  • Üzgün Kedi Gazeli

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.5
14-17 Yaş
%2.8
18-24 Yaş
%17.4
25-34 Yaş
%30.7
35-44 Yaş
%25.8
45-54 Yaş
%11.2
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%75.6
Erkek
%24.3

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%29.9 (1.098)
9
%17.9 (659)
8
%18.1 (665)
7
%10.2 (374)
6
%5 (183)
5
%2.8 (104)
4
%1.2 (45)
3
%1.1 (41)
2
%1 (35)
1
%1.1 (42)

Kitabın sıralamaları