Masumiyet Müzesi

7,9/10  (372 Oy) · 
1.383 okunma  · 
267 beğeni  · 
5.334 gösterim
"Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum."

Nobel ödüllü büyük yazarımız Orhan Pamuk'un harikulade aşk romanı bu sözlerle başlıyor...

1975'te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen, İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun'un hikâyesi: Hızı, hareketi, olaylarının ve kahramanlarının zenginliği, mizah duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüyle, Masumiyet Müzesi, elinizden bırakamayacağınız ve yeniden okuyacağınız kitaplardan biri olacak.

Masumiyet Müzesi'ni okurken yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizin derinden etkilendiğini ve kitabın rengârenk dünyasından hiç ayrılmak istemediğinizi göreceksiniz.

Romanı yazdıktan dört yıl sonra, 2012'de, Pamuk romanıyla aynı adlı müzeyi Çukurcuma'da açtı. Şimdiye dek on binlerce ziyaretçinin gezdiği müze için ünlü sanat tarihçisi Simon Schama, Financial Times gazetesine yazdığı yazıda, "Dünyadaki en güçlü, en güzel, en insanî ve en etkileyici çağdaş sanat eseri," diye yazdı. "Aynı zamanda hem şiir hem karamizah gibi; hem zarif ve şefkatle dolu, hem de kutu kutu, vitrin vitrin, estetik olarak muhteşem."
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2013
  • Sayfa Sayısı:
    465
  • ISBN:
    9789750826146
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
Mehmet Y. 
 20 Şub 15:13 · Kitabı okudu · 6 günde · 9/10 puan

Günlerce süren bir okuma serüvenine sebep olan, oldukça hacimli bir eseri öyle birkaç satırla geçiştirebileceğimi hiç sanmıyorum. Bazı eksiklerine –hatta fazlalarına bile diyebilirim- rağmen çok iyi bir roman Masumiyet Müzesi. Eğer İstanbul’da yaşıyor olsaydım ilk iş hemen müzeye giderdim. Onun yerine internette hem müze hem de kitap için yazılmış sayfalar aradım; yorumları okudum.

Kitap biteli yarım saat kadar oldu ve okurkenki son bir saatinde mideme çöküveren o ağırlık, kalbime bulaşan o sızı devam ediyor. Etkilendim mi? Evet. Füsun ismi içimde bir yaraya dönüştü mü? Evet…

Kitabın sonlarında, ‘Yalnızca âşıkların değil, bütün bir alemin, yani İstanbul’un hikâyesi olduğunu da anlayacaklardır’ demiş Pamuk. Evet, bu roman sadece bir aşk romanı değil bir İstanbul merkezli eskilerin Türkiye’sinin de romanıdır.

Eserin olumsuz taraflarından en önemlisi haddini aşan sevişme sahneleriydi. Neden olumsuzdu? Ahlaken mi? Pek değil. Zira Kemal’in aşkının dibacesi cinsellik olarak görülüyor. Buna rağmen sekiz sene boyunca o hissiyatını, dürtüsünü frenleyerek o eve gidip gelebilmesidir bana saçma görünen. Bu benim fikrim tabii; yoksa Kemal’in yaşadığı şeyin bir aşktan öte bir saplantı, tutkunluk olduğunu da söyleyebiliriz. Gerçi o zaman bu fikrim yine değişmeyecektir, ayrı mesele. Aşk o mudur derseniz, aşk izafidir demek isterim. Binlerce tarifi, tezahürü vardır. Bu da onlardan biridir.

Okurken gerçekten sabırlı olmanız gerekiyor. Fakat bu, anlatımın tıkanmasıyla ilgili değil bence; hacmin fazlalığından. Yoksa kendi okutan bir roman.

Bendenize ait olan bir uzun hikâye var; Bir Gün. Ben de orada sadece 80-90 sayfada Yavuz ile Tuğçe’nin aşklarını anlatmıştım. Yavuz da, Kemal gibiydi biraz. Yani hastaydı. Çünkü aşk bir hastalık halidir.

Pamuk’un aşkın hallerini verişini sevdim. Gel gitler, duygu evrilmeleri, vaz geçemeyiş, gururunu hiçe sayması, mazeretler üretme, kıskanma, bekleme, hayal kurma, kalp ağrıları, bakışlar, dokunuşlar… Her ayrıntıyı günbegün hatırlaması… Çok başarılıydı bence. Çok beğendim.

Benim uzun hikayemde de Yavuz, Tuğçe’den bir iz taşıdığını düşündüğü sinema bileti, aldıkları kitabın ya da yedikleri yemeğin fişi, verdiği çiçek gibi somut şeyleri saklıyordu. Yürüdüğü sokakları, bindiği minibüsü, girdiği kitapçıyı adeta kutsallaştırıyordu. Tabii Masumiyet Müzesinde bu durum çok daha bariz ve çokça var. Bu nedenle Kemal’in yaptığı şeyi çok iyi anlayabiliyorum. Aşka dairdir bunlar. Aşk semboller, kutsallar, şifreler üretebilir. Bu anlamda eksik olduğunu düşündüğüm bir şey de Kemal'le Füsun'un sadece ikisinin bildiği ortak bir şarkıları da olabilirdi. Unutamam Seni, mesela...

Zengin oğlan fakir kız klişesi gibi görünse de durum hiç öyle değil. Tamam, Yeşilçam melodramlarını andırıyor mu? Andırıyor ve aslında belki, tam da o yüzden bu kadar kalbimize işledi bu hüzzam aşk romanı.

Kurgu olduğunu bile bile değilmiş, gerçekmiş gibi hissetmemize de bu duygu sebep oldu belki de…

Velhasıl, okumakta çok geç kaldığım romanlardan biri de Masumiyet Müzesi’ymiş.

Tuncer KAHRAMAN 
25 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Orhan PAMUĞUN masum bir aşktan bir müzeyi dolduracak done lerin hatıraların toplandığını anlattığı aşk dolu eseri ...Kitabı okuduğumda İstanbulda değildim başka şehirdeydim ve İstanbula gider gitmez Cihangirdeki bu masum müzeyi ziyaret etmeyi düşünüyordum ama hala kısmet olmadı...

HÜLYA BİLGİN 
06 May 2015 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Orhan Pamuk'u hep sevdim...Bu kitabı biraz tarzının dışında.. betimlemelere bayıldım..Dahası insana kendini sorgulatan bir yazı dizesi...Okurken şunu düşünüyorsunuz, ben neden bunu düşünemedim yada ben olsam ne yapardım.İlginç bir sonla bitmesi ayrıca bir alkış alıyor.

Kerim Aydın 
09 Nis 16:58 · Kitabı okudu · 5 günde · 8/10 puan

Ufak bir özetle bahsetmek gerekirse; 70'lerin başından 80'lere kadar süren bir aşk hikayesini konu alıyor. Kahramanımız olan Kemal Basmacı, Amerika'da eğitim almış, zengin ailenin çocuğu olup Satsat adlı şirkette genel müdür olarak görev almakta. Kardeşi olan Osman ile beraber yıllardır devam eden tekstil alanındaki aile şirketini idare etmekteler. Kemal, Fransa'da eğitim almış, son derece entelektüel bir kadın olan Sibel ile evlilik hazırlığında, bütün İstanbul sosyetesi de bu durumdan haberdar. Bu arada Kemal, bir gün Sibel'e çanta almak için bir mağazada çocukluk yıllarından tanıdığı, fakir bir ailenin kızı olan Füsun'u görüyor. Böylelikle kahramanımızın hayatı bambaşka bir yol alacak, bütün hayatı Füsun'u elde edebilmek için geçecek.
Romanı okurken, dönemin Türkiye'sinin siyasal, ekonomik ve kültürel durumlarını gözler önüne seriyor. Aslında klasik Orhan Pamuk tarzı olan batı - doğu, şehir - taşra karşılaştırması bu romanda da ciddi bir şekilde kendini hissettiriyor.
Klişe bir hikayeyi yani zengin adam- fakir kız aşkını güzel bir dil ve anlatım ile kaleme almış. Romanın bu konudaki başarısı gözüme çarpmadı değil, bu kadar basit bir hikayeyi bu denli hissettirebilmesi ciddi bir başarıdır.
Olumsuz diyebileceğim tek nokta, bu da kişiden kişiye değişir tabii, bir kişinin size sürekli bir kişiye olan aşkını anlatıp, sayfalarca çektiği acıdan bahsetmesi, ara ara sıkılmaya neden olabilir. Hatta bazı noktalarda; eh be abi bu kadar da olur mu? gibisinden çıkışlarda bulunmada olabilir.
Ama kitabı daha etkili kılan bir başka faktörün de müze olduğunu söylemek isterim. Zaten kitabı aldığınız zaman içerisinde tek kullanımlık bir biletin bulunduğu sayfayı göreceksiniz. Kitabı okuduktan sonra müzeye gitmenizi öneririm. Füsun'a ait onlarca eşyanın sergilendiği müze, kitabı daha derinden hissetmemize neden oluyor.

Kemal'in hali bir hastalıktı. Karasevda dediklerinden. Füsun'un onca hafta sonra yolladığı mektubu okuduğunda hissettiklerini ben de hissettim. Belki de fazlasıyla. Güçlü kalemin elinde böyle bir şey edebiyat. Mektup Kemal'e değil, banaydı sanki. "Kemal Ağabey,
Biz de görüşmeyi çok isteriz. Seni 19 Mayıs akşamı yemeğe mutlaka bekliyoruz.
Telefonumuz daha takılmadı. Gelemezsen Çetin Efendi'yle haber yolla
Sevgiler, saygılar.
Füsun. "

Ebru Hacıalioğlu 
19 Eyl 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Zor oldu ama başardım bitirmeyi. Neden bu denli zor bir yazar olduğunu bir türlü çözemedim. Kitabı bitirdiğimde, ablam ile aynı dönemde okuyordum, kendisini arayıp "çok şükür bitti" dediğimi hatırlıyorum. Sürekli tekrarlanan paragraflar, her dakika gözümüze gözümüze sokulan sigara izmaritleri çok yorucuydu, bakarsanız gerçekte bir aşk hikayesi, saplantılı bir aşk hikayesi ama zor, okumak zor!

Gökhan Parlaktaş 
19 Mar 02:28 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Başka hiç bir kitabını alıp bitiremediğim Pamuk'un tarzından pek hoşlanmamakla birlikte, "yiğidi öldür hakkını yeme" ilkesine uygun olarak 2000 sonrasının en iyi aşk romanını yazdığını söylemeliyiz bence. Üzerinde yoğun bir emek olduğu belli, ayrıca bir dönemi anlatması itibariyle -benim gibi- şahit olmamış okurlara da gündelik hayattan belli başlı rutinleri yaşatması ve İstanbul'daki sınıfı çelişkilerine değinip, yaşadığı saplantılı aşkı bunların dışında tutmaması çok yerinde.

Bahar AhÇioĞlu 
10 Ağu 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Vedat Türkali ve Sabahattin Ali okuduktan sonra Orhan Pamuk u tanıyıp deneyimlemek istedim ve bu kitapla başladım... Dili ve gereksiz diye nitelendirdiğim ayrıntıları sıkmaya başamıştı fakat konunun beni içine çekebileceğini umut ederek devam ettim. iyi ki de devam etmişim 200. sayfadan sonra ilgiyle okudum ve son sayfalara doğru çabuk bitmesin diye resmen oyalandım. ve bitireli 5 gün olmasına rağmen hala etkisindeyim.. üzerimden kocaman bir hayat geçti sanki öyle ağır ve tatlı geldi..okuyun mutlaka ..

Ayşe59 
 25 Oca 22:19 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Masumiyet müzesi ile usta bir romancinin kaleminden cikan elimden birakamadigim, bastan sona kadar sürükleyen, uzun soluklu bu romani ancak Orhan Pamuk yazabilirdi.
Arastirma kitaplari okuma aliskanligi olanlar bilirler, ki roman gibi okunmaz. Gerekli görülen, kullanilmak istenen bölümler okunur ve sürekli okunur. Dolayisiyle elimde olan 597 sayfalik pdf romana baslarken, o aliskanlikla “basina, ortasina ve sonuna bakayim” derken, tek kelimesini bile harcayamayacagimi anladim. Ancak, Kemal’i sevdigimi söyleyemem. Tutkulu askla bagli insanlar bana hep itici ve zayif gelmistir ve asklarina tutkuyla bagli bu tip karakterler hastalikli ve tehlikeli ne yapacaklari bilinmez bir kisilik olarak yorumladim hep. Bana göre birinin israrli aski her daim itici ve gözden düsürücüdür. Kavusmakta öyledir benim icin. Zira kavusmanin oldugu yerde aci bir ayriliginda ayak sesi duyulur: Benim icin gözden düser. Kimileri icin ise korkudandir.
Orhan Pamuk Masumiyet müzesini yazarken o kadar ustalikla kaleme almiski, uzun bir süre psikolojik arastirma ile bu yola ciktigi kanaatini verdi bana. Zira, anlati hem psikologun gözü ile, hem de Kemal’in kalbi ile kaleme alinmis. Orhan Pamuk, tutkulu bir askin/birlkteligin duygusal ve davranissal bilesenlerini tam manasiyla dökmüs kaleme. Ancak bir psikolog yazabilirdi bu psikolojik bilesenlerin bütününü: birbirlerine karsi cekimleri, olumlu-olumsuz duygulari, aska karsilik isteme, yogun bir sekilde fiziksel cekim, sürekli takip etme, arama, süphe duyma, gerceklerle degil, hayalinde yarattiklariyla sonuclar üretmeye calisan, tutkusu ile gercek hayatindan uzaklasip sizofrenik bir dünyanin icine adim adim giden, ilerleyen zamanlarda da takinti haline dönüsen bir iliski. Bir insanin takintili/tutkulu ruhsal halini nakis nakis islemis. Ki, bu romani tasarladiginda eminim iyi bir arastirmayla yola ciktigini. Yazarlikta bu olmali.

Kemal’i sevmedim tutkulu askindan dolayi, Füsun’u ise mutsuz, ne istedigini tam bilemeyen, kisiligi henüz oturmamis bir genc kiz olarak görürken, Sibel’i ise egitimi ve görgüsü ile daha ayaklari yere basan aski icin ugrasan ama kendisini de yipratmayan, o kadar da üzerinde durmayan ve benim daha cok hosuma giden bir karakter idi: Dönemin ahlaki yapisina karsi gelip, nisani kendi iradesi ile atmasi cok hostu. En cok begendigim karakter, normalite yolunda hayatini yasayan Zaim karakteri idi. Ben olsam o deli dolu, umarsamaz bir hayat tarzini secen Zaim’i secerdim. Ama o dönemde tabiiki. Ben cok sevdim bu romani. Sürükleyiciligi bir yana, psikolojik islemesi, karakterler, evler, sokaklar herseyi ile bir kurguya can verip, oralarda dolasmami sagladi, gercek gibi: Oralardaydim. Sokaklarin bile psikolojik dilini anlatmis.
PS: Tutkunun ve takintinin karsiligi olarak, askini müze haline getiren Kemal benim sevgilim olsaydi ve bende yasasaydim, hem müzeyi, hem de Kemal'i hayatimdan yok etmek icin ülke degistirirdim. Buna eminim.

@sevgul 
24 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Orhan Pamuk'un okuduğum ilk eseridir.Hala hatırlarım mesela 18 yaşında okumuştum.Çok da içlenmiştim bu eseri okurken cidden samimi duygularla ve araştırılmış derin bilgilerle yazıldığı aşikardı.Kitabın verdiği mesajlarda alınabilitesi olan mesajlardı ve gününü harfiyen yansıtıyordu.Tabi benim nezdimde kitabın yaşanmış olması da ayri bir beğeni öncülü=)) Mutlaka okumalısınız.Yaşanan her hikaye okumaya değerdir çünkü...

Kitaptan 90 Alıntı

Songül 
20 Şub 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Kendi kendine eşya toplayan, bunları bir köşede biriktiren her takıntılı kişinin arkasında bir kalp kırıklığı, derin bir dert, açıklanması zor bir ruhsal yara olduğu anlamına geliyordu bu soru. Benim derdim neydi?"

Masumiyet Müzesi, Orhan PamukMasumiyet Müzesi, Orhan Pamuk
Müverrih 
19 Oca 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Her akıllı insan hayatın güzel bir şey olduğunu, amacının da mutlu olmak olduğunu bilir," dedi babam üç güzel kızı seyrederken. "Ama yalnızca aptallar mutlu olur. Nasıl izah edeceğiz bunu?"

Masumiyet Müzesi, Orhan PamukMasumiyet Müzesi, Orhan Pamuk
Songül 
20 Şub 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Sonu mutlu biten bütün aşk hikayeleri, birkaç cümleden fazlasını hak etmez zaten!"

Masumiyet Müzesi, Orhan PamukMasumiyet Müzesi, Orhan Pamuk
Hatice Erdoğan 
30 Oca 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Kim ne derse desin hayatta en önemli şey mutlu olmaktır."

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 255)Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 255)
Songül 
20 Şub 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

"Aslında kimse, onu yaşarken hayatının en mutlu anını yaşadığını bilmez. Bazı insanlar kimi coşkulu anlarında hayatlarının o altın anını 'şimdi' yaşadıklarını içtenlikle (ve sık sık) düşünebilir ya da söyleyebilirler belki, ama gene de ruhlarının bir yanıyla bu andan da güzelini, daha da mutlu olanını ileride yaşayacaklarına inanırlar. Çünkü özellikle gençliğinde hiç kimse bundan daha kötü olacağını düşünerek hayatını sürdüremeyeceği gibi, insan eğer hayatının en mutlu anını yaşadığını hayal edebilecek kadar mutluysa, geleceğin de güzel olacağını düşünecek kadar iyimser olur."

Masumiyet Müzesi, Orhan PamukMasumiyet Müzesi, Orhan Pamuk
MELİKE CEYLAN 
21 Eki 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum."
"It was the happiest moment of my life, though I didn't know it."

Masumiyet Müzesi, Orhan PamukMasumiyet Müzesi, Orhan Pamuk
Kemal 
28 Oca 23:39 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Hayatta esas mesele mutluluktur.Bazıları mutludur,bazıları mutlu olamaz.Tabi çoğunluk ikisi arasında bir yerdedir.

Masumiyet Müzesi, Orhan PamukMasumiyet Müzesi, Orhan Pamuk
Özge Dalkıranoğlu 
04 Şub 22:58 · Kitabı okudu · Beğendi · 6/10 puan

Çocukluğumda,mutluluk anlarımda yaptığım gibi,beni mutlu eden şeyi "masusçuktan" unutup,çevremdeki her şeyi güzel bularak dünyaya yeni bir gözle baktım:Duvarda Atatürk'ün fraklı,şık ve hoş bir fotoğrafı vardı.Onun yanına bir İsviçre manzarası,Boğaz Köprüsü'nü gösterir bir manzara resmi,ta dokuz yıl öncesinden hatıra,Meltem Gazozu içen Inge'nin tatlı bir pozu asılmıştı.

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 489 - YKY)Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 489 - YKY)
Dilan Aksoy 
30 Mar 17:12 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bazan yalnız kendimin değil, hepimizin çok önemsiz olduğunu derinden hissederdim.

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 448)Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 448)
9 /

Kitapla ilgili 1 Haber

Masumiyet Müzesi Londra’da Sergi Oldu!
Masumiyet Müzesi Londra’da Sergi Oldu! Nobel Ödüllü romancımız Orhan Pamuk‘un, 2008 yılında yayımladığı ve daha sonra müzesini de kurduğu “Masumiyet Müzesi” kitabı, konuşulmaya devam ediyor!