1000Kitap Logosu
Masumiyet Müzesi

Masumiyet Müzesi

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!

Hakkında

520 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 14 sa. 44 dk.
Adı
Masumiyet Müzesi
Basım
Türkçe · Türkiye · Yapı Kredi Yayınları · Ocak 2022 (İlk yayınlanma: 27 Ağustos 2008) · Karton kapak · 9789750826146
Diğer baskılar
Masumiyet Müzesi
Masumiyet Müzesi
Məsumiyyət Muzeyi
The Museum of Innocence
The Innocence of Objects
Məsumiyyət Muzeyi
The Museum of Innocence
(29.Baskı) “Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.” Nobel ödüllü büyük yazarımız Orhan Pamuk'un harikulade aşk romanı bu sözlerle başlıyor. 1975'te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen, İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun'un hikâyesi: Hızı, hareketi, olaylarının ve kahramanlarının zenginliği, mizah duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüyle, Masumiyet Müzesi, elinizden bırakamayacağınız ve yeniden okuyacağınız kitaplardan biri olacak. Masumiyet Müzesi'ni okurken yalnız aşk hakkında değil, evlilik, arkadaşlık, cinsellik, tutku, aile ve mutluluk hakkındaki bütün düşüncelerinizin derinden etkilendiğini ve kitabın rengârenk dünyasından hiç ayrılmak istemediğinizi göreceksiniz. Romanı yazdıktan dört yıl sonra, 2012’de, Pamuk romanıyla aynı adlı müzeyi Çukurcuma’da açtı. Şimdiye dek on binlerce ziyaretçinin gezdiği müze için ünlü sanat tarihçisi Simon Schama, Financial Times gazetesine yazdığı yazıda, “Dünyadaki en güçlü, en güzel, en insanî ve en etkileyici çağdaş sanat eseri,” diye yazdı. “Aynı zamanda hem şiir hem karamizah gibi; hem zarif ve şefkatle dolu, hem de kutu kutu, vitrin vitrin, estetik olarak muhteşem.”
Fiyatlar
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!
İdefix
idefix.com

Okurlar

Kadın
% 78.0
Erkek
% 22.0
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş

Benzer Kitaplar

Korkuyu Beklerken
Okuyacaklarıma Ekle
Ben, Kirke
Okuyacaklarıma Ekle
Görmek
Okuyacaklarıma Ekle
İnce Memed 3
Okuyacaklarıma Ekle
Oblomov (Ciltli)
Okuyacaklarıma Ekle
Uğultulu Tepeler
Okuyacaklarıma Ekle
Jane Eyre
Okuyacaklarıma Ekle
Anayurt Oteli
Okuyacaklarıma Ekle
Bulantı
Okuyacaklarıma Ekle
Yeni Dünya
Okuyacaklarıma Ekle
Yaşamak
Okuyacaklarıma Ekle
Altıncı Koğuş
Okuyacaklarıma Ekle
Sırça Köşk
Okuyacaklarıma Ekle
Huzur
Okuyacaklarıma Ekle
8.1
10 üzerinden
7,3bin Puan · 1226 İnceleme
520 syf.
·
11 günde
·
7/10 puan
O Mutlu An.
Ne kadar güzel bir giriş cümlesi, değil mi? "Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum. Bilseydim, bu mutluluğu koruyabilir her şey de bambaşka gelişebilir miydi? Evet, bunun hayatımın en mutlu ânı olduğunu anlayabilseydim, asla kaçırmazdım o mutluluğu." * Mutlu olduğumuzu nasıl anlarız? Mutluluk anını, genelde yaşarken anlamayız. Sıradan, normal bir an olarak düşünürüz. Sonrasında bu anın bize hatırlattığı şeyi mutluluk olarak tanımlarız. O andan kalan bir hatıra, anı, fotoğraf, eşya.... Mutluluk eşyaların yansımasıdır çünkü. Hayatımızın en mutlu anı olduğunu bilsek o andaki biz olabilir miyiz; aynı duyguları yaşayabilir miyiz, bilinmez. 1975 yılında bir İstanbul aşkını okuyoruz. Zengin, İstanbullu bir ailenin oğlu Kemal ve uzaktan akrabaları Füsun'un bir 'Jenny Colon' çakması çantayla başlayan yasak aşkının hikayesi... Kemal nişanlanma arifesindedir fakat yıllar sonra ilk görüşte Füsun'a aşık olur ve hikayeleri Merhamet Apartmanında başlar. Kitabın konusuyla ilgili açıklamayı daha fazla uzatmak istemiyorum ve karakterlerin bende uyandırdığı duygu ve izlenimleri paylaşmaya geçiyorum. "Füsun'un aslında en çok ilgi duyduğu şey, ne benim gövdem ne de genel olarak erkek vücuduydu. Asıl merak ve heyecanı kendisine, kendi gövdesine ve hazlarına yönelikti." Kitapta iki farklı Füsun vardı. Biri aşık olan o genç kız Füsun. Diğeri de hayata kırgın Füsun. İlk Füsun'un çocuk yaşta uğradığı tacizler onu hayatta hızlı büyütmüş. Küçücük bir kız gibi olsa da Merhamet Apartmanı'nda onu bir kadın olarak okuyoruz. Kitabın ikinci kısmındaki Füsun ise tamamen silik. Kendi benliğini tanıyamamaya başladığı, umursamazlığı, hatta çok az konuşması, sesini sigarayı söndürüşüyle bile insanlara anlatmaya çalışması onun yardım çığlıklarını kanıtlıyordu. Ben yine de Füsun'u iyi tanıyamadığımızı düşünüyorum. Kemal her ne kadar Füsun'u her detaylı anlatmaya çalıştığını, ona ait her anın eşyasını hafızasına yazdığını dile getirse de Kemal de benim gibi Füsun'u tanıyamadı. Füsun'un ne kadar değer verdiğini bildiği küpenin varlığını bile fark edemeyecek kadar. Kemal'le maalesef hiç anlaşamadım kitap boyunca. Aşk zannettiği şey zamanla onun aşk acısından hoşlanma duygusuna geçiyordu. Kendi de bunu kitabın bir bölümünde itiraf etti. Bu acının onu mutlu ettiğini ve bundan kurtulmak istemediğini söylüyordu. "Geçen zaman, Allah'tan yalvararak dilediğim gibi, hatıralarımı zayıflatmıyor, çektiğim acıyı daha dayanılır kılmıyordu. Her güne ertesi günün daha iyi olacağını, onu birazcık olsun unutmuş olacağımı umarak başlıyor, ama ertesi gün karnımdaki ağrının hiç değişmediğini, acının sürekli yanan kuvvetli bir kara lamba gibi içimi karartmaya devam ettiğini hissediyorum. Onu birazcık daha az düşünebilmeyi, zamanla onu unutabilmeyi başardığıma inanabilmeyi ne çok isterdim!" Her ne kadar kitapta bununla ilgili bir bölüm olmasa da Kemal'in ailesi hakkında doğru düzgün bir şey okumuyoruz. Ailesinin adı geçen yerler bile çok silik ve hızlıca geçiştirilmiş gibi. Bu da bende bir aile yapısı olmadığı için; hayatta her şeyle tek başına mücadele eden yalnız bir karakter olarak karşımıza çıkmasının nedeni uyandırdı. Özellikle babasının ölüsüyle, Füsun'un babasının ölümünde benzer şeyler düşünmesi ve hayatına aynı düzende; sanki hayatında hiç bu insanlar yokmuş gibi davranması da fikrimi destekleyen bölümlerdendi. Hem aşkı arayan hem de kendine bir aile arayan bir adamdı Kemal. Babasının ölümünden sonra yalnız kalan annesinden söz dahi etmeyip, yıllarca Füsun'un ailesinde geceleri geçirmesi ve eşyalarını çalması onun çocukluktan bir yarasının olduğunu da düşündürttü. Zaten Füsun ve bisikleti dışında çocukluğuna dair pek de bir şey duyamıyoruz ağzından. Kitapta tartışmasız en sevdiğim karakter Sibel oldu. Zarifliği, ruhunun güzelliği her cümlesinden, tavrından belli oluyordu. Aldatıldığını öğrendi yine de Kemal'in acısını unutturmaya çalıştı. Her zaman kendinden emin ve İstanbul hanımefendisi tiplemesiyle benim gönlümü fethetti. "Bence kültürlü ve uygar olmak da herkesin birbiriyle eşit ve özgür olması değil, herkesin kibarca diğerleriyle eşit ve özgürmüş gibi davranmasıdır. O zaman kimsenin suçluluk duymasına gerek kalmaz." Kitapta namus, bekaret, 78 darbesi, dönem İstanbul'u, Yeşilçam derken beraberinde bir sürü konuyu da okuyoruz. (Bu konuyla ilgili çok inceleme yazısı okuduğum için kendi fikirlerimin dışına çıkacağımı düşünüyorum. Bu yüzden dönemin sosyolojik yapısı hakkında konuşmayı düşünmüyorum.) Sadece beni çok rahatsız eden bir yer oldu. İstanbul'un kültürel yapısı ilk başlarda çok detaylı işlense de darbe ve siyasi olaylar Kemal için her şey gibi sıradan, normal şeyler gibi anlatılmış. Darbeye şahit olmasını neredeyse sadece Füsunların evinde az vakit geçirmesine bağlamış. Belki de bu Kemal'in elit tabakadan gelen biri olduğu ve olaylardan çok etkilenmediği için bu şekilde anlatıldı. Tabi öyleyse bunun hakkında yorum yapamam. Orhan Pamuk'un başarılı kalemiyle her sahneyi zihnimde bir film olarak izledim aynı zamanda. Her anın, duygunun o nostaljik havası; yer yer Kemal'in kasvetli yaşamını iyi ki okudum diyorum. Okuyacak olanlara tavsiyem her eşyanın da kitabın bir karakteri olduğunu ve hatta çoğundan daha çok duyguları olduğunu unutmayın. Bu konuyla ilgili kitaptaki Marcel Proust detayının da bu yüzden önemli olduğunu düşünüyorum. Her eşyanın anısı benim ruhumda bir müze oluşturdu bile. Sigara izmaritleri, sürahiler, rakı bardakları, köpek figürleri ve daha nicesi. Bir müzenin bu kadar iyi bir kurguyla romanlaştırılması da edebiyat için çok etkileyici bir ustalık eseri olduğu sonucuna vardırıyor. Özellikle koleksiyonculardan toplanan parçaların gerçekmiş hissi vermesi muhteşem bir detaydı. Hatta Orhan Bey'e Kemal olup olmadığı sorulması okurların ne kadar etkilendiğini gösteriyor. Pamuk'un okuduğum ilk kitabı olsa da mutlaka bu okuma yolculuğum devam edecek. Eğer okumayı düşünenler varsa naçizane tavsiyem 30. bölümden sonrasını zaman zaman kitaba dönüş yaparak okuyun. Çünkü kitabın aynı Füsun gibi iki parçadan oluştuğunu düşünüyorum. Bu kadar uzun bir kitap tabii ki aynı tempoda ilerleyemez ancak ikinci kısımda yer yer kitabın çok tekrara düştüğünü; Kemal'in neredeyse 100 sayfa aynı duyguları ve Çukurcuma'daki bu evde yaşananları anlattığını söylemem gerek. Yine de çok güzel bir kitap okuduğumu belirtirim. 7/10 vermemdeki sebep de Kemal karakteri ve kitapta sürekli kendini tekrar eden bölümler yüzünden. İnternet üzerinden müzeyi ezberlesem de en yakın zamanda ziyaret etmek istiyorum. Buraya kadar okuyan varsa destek olmak için beğenirse çok sevinirim. Yorumlarda fikirlerinizi de paylaşabilirsiniz.
Masumiyet Müzesi
8.1/10 · 26,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
516 syf.
·
9 günde
·
Puan vermedi
Herkesin bu kadar beğenip yere göğe sığdıramadığı bi kitap ve yazar hakkında gümbür gümbür bi eleştiriyle geliyorum ; Öncelikle şunu belirtmek istiyorum ki Orhan Pamuk görüş ve fikirleri itibariyle (kendisi Türklerin bu topraklarda ermenilere soykırım yaptığını iddida eden ve aydın bir kişi olduğundan düşüncelerini sorgusuz sualsiz söyleme ve düşünme hakkına sahip olduğu ileri sürülen ve bu söylemlerinden dolayı eleştirilmeyen bi yazar- ) kendisine karşı bu yüzden mesafeli kaldım. Nobel edebiyat ödülü aldığı kitabı merak ettiğimden "Beyaz Kale"'yi okudum. Hicbir şekilde beğenmedim ve benim için aldığı nobel ödülü de avrupanın ikiyüzlülüğünün bi nişânesiydi , soykırımı kabul eden o mülakatları vermeseydi ödülü alabilir miydi demeden geçmedim.. E bu kadar da haksızlık etme hayran olunası , ellerden düşmeyen bi kitabı var "Masumiyet Müzesi. İnanın tüm ön yargılarımı bi kenara koyup okudum. Tam bir fiyasko. Evet tamda bu kadar kusura bakmayın. Hiç bir karaktere ısınamadım sevmedim. Kemal'in alkışlanası bi aşkı yoktu benim gözümde. Kemal sibelle nişanlıykende ikiyüzlüydü, füsun evliykende. Sadece ilk başlarda cinsellik üzerine nükseden bi ilişkinin takıntısıydı. Beni çok sinir eden hatta yarıda bırakma isteği oluşturan bi durum varki kitapda sürekli üzerine basıla basıla konu edilen genç kızların önemsememesi gereken -bekaret , bekâretin sadece modern çağdaş kadınlar tarafından normallestirildiği gerisinin yobazlik olduğu gibi verilen ince mesaj ve hatta hatta sinir olarak söylüyorum ki , Hz. İbrâhim' in oğlu ismaili Allaha kurban etme isteğini Sevdiğine sorgusuz sualsiz en değerli şeyini sunmasını tıpkı kadınlarında sevdiği erkeklere hiç düşünmeden bekaretini vermesiyle kıyasladığı o ince mesajı görmediyseniz sadece okumak için okumuşsunuz bence. Aşk için tensel dokunuşların gerekli olmadığı, sevdiğini haykırabilen pasif olmayan, severken başkasıyla olmayan yada başkasıyla olmasına razı olarak seven bi ilişki olmasaydı eğer bende muazzam bi aşk hikayesi diyebilirdim.
Masumiyet Müzesi
8.1/10 · 26,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
516 syf.
·
Puan vermedi
Hayatımın en mutlu ânıymış, bilmiyordum.” Nobel ödüllü büyük yazarımız Orhan Pamuk'un harikulade aşk romanı bu sözlerle başlıyor... 1975'te bir bahar günü başlayıp günümüze kadar gelen, İstanbullu zengin çocuğu Kemal ile uzak ve yoksul akrabası Füsun'un hikâyesi: Hızı, hareketi, olaylarının ve kahramanlarının zenginliği, mizah duygusu ve insan ruhunun derinliklerindeki fırtınaları hissettirme gücüyle, Masumiyet Müzesi, elinizden bırakamayacağınız ve yeniden okuyacağınız kitaplardan biri olacak... Sibel ile mutlu bir ilişkisi olan, tekstil zengini bir ailenin çocuğudur Kemal. Sibel ile nişanlanmalarına çok az bir zaman kala uzun zamandır görmediği yoksul akrabalarının kızı olan Füsun’a rastlar ve hikâye böyle başlar. Kemal ve Füsun birbirilerine âşık olur ve yaklaşık 2 ay boyunca gizlice buluşurlar. Fakat Kemal bir türlü Sibel’den ayrılamaz ve onunla nişanlanır. Sibel ile nişanlaması üzerine Füsun ortadan kaybolur ve Kemal ondan haber alamaz. Sürekli onu aramaya ondan haber almaya çalışır. Her gün buluştukları eve giderek umutsuzca onun geleceğini hayal eder ve oradaki eşyalarla özlem giderir. Çevresindeki herkes Kemal'deki değişimin farkındadır ve ona yardımcı olmaya çalışırlar. Sibel Kemal'deki bu durgunluğu bir çeşit hastalık olarak düşünüp onu iyileştirmek için elinden geleni yapar, fakat her şey faydasızdır. Kemal derin bir buhran içindedir ve tek çaresi Füsun’dur. Kemal bu şekilde devam edemez ve Sibel’den ayrılır, Füsun’un peşinde düşer. En sonunda onu bulur akrabada oldukları için tüm cesaretini toplayarak akşam yemeğine gider habersizce. Fakat işler istediği gibi gitmez Füsun evlenmiştir. Kemal tam 8 yıl boyunca her gün onlara akşam yemeğine gider ve her gittiğinde evden bir eşya, Füsun’un kullandığı çatal, kaşık, içtiği sigaranın izmaritleri, Füsun’un elinin değmiş olduğu herhangi bir objeyi alır ve biriktirir. Füsun’u görmediği zamanlarda bu aldığı eşyalarla onun varlığını hissetmeye çalışır. 8 yılın sonunda Füsun eşinden boşanır ve Kemal ile evlenmeye karar verirler. Fakat bir kaza sonucu Füsun hayatını kaybeder. Kemal ise Füsun’un eşyalarıyla ve tüm biriktirdikleriyle Masumiyet Müzesini kurar. Roman “ hayatımın en mutlu anıymış bilmiyordum. ” cümlesiyle başlar ve “ herkes bilsin çok mutlu bir hayat yaşadım. “ cümlesi ile sona erer. Bu cümlelerle aslında herkesin onun mutsuz bir hayat yaşadığını düşünmesine rağmen o yaşadığı bu aşkı her zaman üstün kılmış ve her şeye rağmen çok mutlu olduğunu belirtmiştir. Şu ana kadar okuduğum en iyi aşk romanlarından biriydi diyebilirim.8 yıl boyunca hiçbir şey beklemeden sadece Füsuna yakın olabilmek için misafir olarak gittiği akşam yemekleriyle yetinen Füsunun izmaritlerini bile saklayan Kemal’in duygularını, iç dünyasını ve duyduğu aşkın büyüklüğünü sıkmadan ve akıcı bir biçimde anlatmış Orhan Pamuk. Bitince tamamen bir boşluğa düşmüş hissi ve bir an önce müzeyi ziyaret etme isteği doğuruyor. Masumiyet Müzesi’nden Alıntılar “Bana yalan söylemeni istedim aslında… Çünkü insan ancak kaybetmekten çok korktuğu bir şey için yalan söyler.” “Eğer umutsuzca âşıksak, baba kaybından en sıradan talihsizliğe, mesela anahtarımızı kaybetmeye kadar her şey, diğer bütün acılar, dertler ve huzursuzluklar, her an yeniden kabarmaya hazır olan bu asıl ıstırabımızın tetikleyicisi olur.” “Onun için dünyanın bütün acılarına katlanabileceğimi, bunun da beni bitireceğini biliyordum.” Keyifli Okumalar dilerim..:)
Masumiyet Müzesi
8.1/10 · 26,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
520 syf.
·
Beğendi
·
Puan vermedi
Beni bu kadar güzel bir hikâyenin beklediğini bilseydim bu kadar geç kalır miydim okumaya ? Nasıl etkilendiğimi kelimelere doğru dökemeyebilirim. Bu kadar etkilenmiş olmam yaşanmış bir hikaye oluşu mu yoksa Kemalin çektikleriyle yazarın birleşmesi mi bilmiyorum. Fakat başından sonuna kadar hiç sıkılmadan okuduğum bir kitaptı. Sadece şunu bilmek istediğimi farkettim Tamam Kemalin hissettiklerini biliyoruz buram buram hissettik peki ya Füsun ? O ne hissetti ? Ne fırtınalar koptu içinde ? Ama artık bunların cevabını alamayız öyle değil mi ?
Masumiyet Müzesi
8.1/10 · 26,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
506 syf.
·
21 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Herkes bilsin çok güzel bir kitap okudum… Nereden, nasıl, hangi şekil kitap hakkında düşüncelerimi anlatacağımı bilemiyorum. Bir kentteki bir devrin başarılı bir şekilde anlatılmasını mı anlatayım, takıntılı, hayatını güzel bir kadına indekslemiş ve çevresindekilerin ne diyeceğini artık hiç önemsemeyen aşık bir adamı mı anlatayım, yoksa güzel, hafif de inatçı olan aşkın sembolü olan kadını mı anlatayım bilemiyorum. Var mı aramızda Füsun’u tanıyan, en azından bir kere görmüş olan veya büyüklerinden onu tanıdığını duyan, onun hakkında birkaç cümleyi birinci ağızdan duyan veya Füsun’a, Çukurcuma’daki o evlerine komşu olan? Kemal’i tanıyan, Kemal hakkında çevresinden onun yaptıklarıyla ilgili bir şeyler duyan, Kemal’in topladığı şeyleri duyunca, Zaim gibi şaşıran ve “Gerçekten de bu Kemal, Füsun Hanım’ın her bir şeyini toplamış mı?” diye şaşırıp tepki gösteren? Kırık bir aşkın hikâyesini içindeki en ufak şeylere kadar sunuyor Orhan Pamuk ve o her bir şeyin de masumiyetini, anısını okutuyor. Kemal’in Füsun’a duyduğu yoğun aşkın, aşkın devamında gelip açığa çıkan baskın cinsel isteğin, kavuşamamanın ve kıskançlığın hayatları değiştirdiği bir aşk hikâyesi Masumiyet Müzesi. Aynı zamanda da İstanbul’un değişiminin, bir devrin anlatıldığı bir roman. 1960’lar ve devamında gelen Nişantası ve çevresindeki varlıklı ailelerinin (şimdilerde bu ailere yüksek sosyete de diyebiliriz) etrafında gelişen, modernleşme ve batılaşma isteklerinin hem haklı olarak gösterilip hem de eleştirildiği, bazı kısımlarda ise ahlak olarak sorgulanıp harmanlandığı bir eser de Masumiyet Müzesi. Romandaki ana üç konuyu Orhan Pamuk’un romanlarında yaptığı gibi madde madde sıralamam gerekirse eğer: a) Kırık bir aşk hikâyesi olarak Orhan Pamuk aslında çok bilindik bir konu üzerine bu başarılı romanının inşasını kurmuş. Çok bilinmesinin sebebi de Yeşilçam filmleri tabii, ama Yeşilçam filmleri diye de burada okur Türk filmi havasında basit bir roman mı okuyacağız diye düşünmesin. Zaten Orhan Pamuk da bu benzerliği kitabın içinde saklamıyor, hem Kemal üzerinden hem de Feridun üzerinden Türk sinemasına, Yeşilçam filmlerine eleştirilerini yapıyor, en başta da bu yıllarda (konunun geçtiği tarih) neden bir sanat filmimiz yok diye sorgusunu da oluşturuyor. Masumiyet Müzesi’ndeki Yeşilçam benzerliği ise zengin bir işadamının sosyetik oğlunun tezgahtar bir kızla aşk yaşaması, yaşanılan aşkın hem sonuna gidilmesinin istenip aradaki farklardan ve belki de cemaatten gelecek tepkilerin fazlaca olması iken hem de yaşanılan aşkın özel aşk anlarının da sonuna kadar gidilmesi (burası b maddemiz) diyebiliriz. Ana hatlarıyla ne kadar da çok filmlerimize benziyor değil mi? Ama işte sanki burada Orhan Pamuk hem okura hem de o zamanların film yapımcılarına ders veriyor gibi. Zengin erkek ve tezgâhtar kızın aşk hikâyesi, cinsellikte sonuna kadar gidilip, kızın bekâretini kaybetmesi (filmlerde tabir böyle) ile sonuçlanmış olsa da çekilen filmlerimiz gibi değil de bu şekilde işlenmiş olmalıydı der gibi. Bu kısımlarda romanı kuvvetlendiren kısımlar ise en başta tabii ki de Kemal’in takıntılı ve yoğun aşkı ile Füsun’un güçlü (ama naif) kişiliği iken cemaatin de batılılaşma ve batılılaşmanın yanında gelecek dedikleri modernleşme. b) Bu maddede ise Orhan Pamuk'un özellikle kitap içinde çokça yaptığı bekâret vurgusu diyelim. Hem kitabın geçtiği tarih olsun hem de yaşanılan aşkta maddi fark ve diğer zorluklar olsun bu konunun vurgusunu birkaç kez işlemiş. Bu maddede yazdıklarım belki bazı arkadaşlar için “spoiler” olarak görünebilir, ben yine uyarısını vereyim ama bana göre de “spoiler” sayılmaz, çünkü genel olarak kitabın ilk başlarında olan ve işlenen konular. Kim ne dersin desin, bence okuyan her kişi Füsun’u Kemal’in dairesine gittiğinde kendini Kemal’e bırakmasına bir yadırgama yani en azından neden bu kadar “kolay” ve çabuk olmuştur diye düşünmüştür. Zaten kitabın önemli parçalarından birinin, sorgularından birinin de bekâret konusu olduğu için esas olarak karşımıza çıkan konular, kızların kendilerini erkek arkadaşlarına herhangi bir gelecek düşüncesi olmadan teslim etmeleri, ya da gelecek düşünceleri olup evlilik sözünü teminat olarak görüp teslim etmeleri veya hiç etmemeleri de diyebiliriz. Ve tabii cemaatin yani dönemin burjuvazisinin de bu konuya bakışının işlenmesi diyebiliriz. Aslında OP burada aşk romanının içinde sosyolojik bir konuyu da ele alıp masaya yatırmış ve Kemal üzerinden hatta Kemal’in üzerinden birçok farklı görüşü vermiş. Yanlış anlaşılmasın Orhan Pamuk bu kısımda asla tek bir görüş verip kendi görüşünü okura empoze etmeye çalışmıyor, her romanında dediğim gibi her bir tarafın görüşünü kendi ağızlarından, hatta kısım kısım katı bir şekilde de verip kararı okura bırakıyor. Öncelikle ben burada teslim etme filan derken herhangi bir şekilde kendi düşüncemi belirtmiyorum, hiç yok hatta incelememde, sadece kitaptaki geçen havayı birebir vermek istiyorum. c) Saplantılı aşk ise bana göre kitabın en büyük gerçeği. Takıntılı da aşk da diyebiliriz. Güzel, gerçekçi hatta naif bir aşk hikâyesi ama içine başarılı bir şekilde de Kemal’in saplantıları, takıntıları hatta kıskançlıkları da işlenmiş. Hele aslında kafasına en büyük şekilde takıp aslında yokmuş gibi düşündüğü olayların verdiği kıskançlık tanımlamaları ise çok başarılıydı. Kemal Füsun’u çok seviyor ve giderek de âşık olduğu kişinin sahip olduğu, dokunduğu ve kullandığı nesneleri çalması, o şeylerle özel anlar geçirmesi bu takıntının, bu saplantı aşkın başarılı bir şekilde kağıda dökülmüş. Kulağa pek normal gelmiyor aslında Kemal’in yaptıkları. Belki de hiç sevmeyeceğimiz hareketler de sergiliyor olabilir Kemal Basmacı. Fetişt bir aşkı da var diyebiliriz Kemal’in. Ama aslında çok iyi bir şekilde anlaşılıyor da Kemal, hak da veriliyor kendisine, aynen Merhamet Apartmanı’na gelen Füsun’a verilen, verilmesi gereken hak gibi. Sevdiğimiz kişinin kullandığı bir şey, ne kadar süre bizde olursa olsun, onu elimize aldığımızda koklamaya çalışıp, o ana, o duyguya geri dönmek istemez miyiz? Ne dersiniz b maddesindeki görülen kızların sorunsalı ile c maddesindeki erkeklerin sorunsalı karşı karşıya derinlemesine incelenecek, aslında hak verilecek konular değil mi? Orhan Pamuk, farklı bir eser ortaya çıkarmış. Roman olarak farklı olması kadar her bir eşyaya ayrı bölüm yazılması ile beraber romanın müzesinin kurulması da en büyük ve esas farklılığı. Dünyada yazar müzelerinin örnekleri var olsa da ülkemizde bir romanın müzesinin olması ve müzenin de aslında romanın içeriğine uyumlu olması hem edebiyat olarak çok güzel bir şey hem de ülkemiz adına çok güzel bir şey, tabii o da kıymetini biliyorsak. Tabii hem müze hem de roman olması hikâyenin boyutunu çift anlama taşıyor. Objelerle ruhu olan, şeylerin masumiyetini hissettiğimiz başarılı ve çok güzel bir roman.
Masumiyet Müzesi
8.1/10 · 26,3bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.