• •Uyku sorunu ve karanlıktan korkma.

    •Sık sık kabus görme, aşırı derecede canavar ya da görünmeyen nesnelere ilişkin korku.

    •İştah azalması.

    •Ortada bir neden yokken sürekli karın ağrısı şikayeti.

    •Ruh halinin aniden değişmesi, durup dururken öfkelenme ya da başka tepki verme.

    •Bazı insanlara karşı korku ve onlarla yalnız kalmama isteği.

    •Biraz büyük yaştaki çocuklarda yatağa işeme, parmağını emme ve sadece tanıdığı kişilerle iletişim kurma.

    •Başka bir yetişkinle olan sırrını açıklamayı reddetme.
    Sürekli yeni ve kendinden oldukça yaşlı arkadaşından bahsetme.
  • Seriymiş. Neyse ki birinciyle ikincisi arasında olay bakımından bir bağlantı yokmuş. O yüzden okurken herhangi bir sıkıntı çekmedim. Üç yüzünden önyargıyla bu kitaba başlayan ekibin arasına dahil olmadım. Fakat ona rağmen kitap beklentimi karşılamadı.

    Yazarın okuyucuyu olayın içine alma süresi uzadıkça hikayeden soğudum. Olayın içine alındığımda kitap hızlı aktı ama bu içine girme süreci gerçekten karın ağrısı yarattı. Kitabın yarısından fazlasında "E ama artık hadi ya." diyerek okudum.

    Son zamanlarda elime hangi kitabı alsam yarım bıraktığımı düşünürsek Dört zinciri kırmamı sağladı. Konusu gerçekten çok merak uyandırıcıydı. Beklentim yüksek başladım sanırım. O yüzden de bir çeşit hüsran yaşadım.

    Ama yazarı sonu güzel bağladığı için tebrik edebilirim. Okuduğuma değdiğini düşünüyorum. Her ne kadar başta çok bunalsam da sonlara doğru kitap aktı gitti. Karın ağrılı kısmı atlatınca gerçekten okunmaya değebilecek bir kitaba dönüşüyor.

    Serinin ilk kitabı olan Üç'ü okur muyum bilmiyorum ama yazarın dilini ve kurgularını beğendiğimi de söylemeden geçmek istemiyorum.

    Korkmadım ama hafif bir gerilim, merak uyandıracak bir kurgu arıyorsanız tavsiye edebilirim. Onun dışında pek de okunması gereken bir kitap olduğunu düşünmüyorum.
  • Boşaltın, kapatıyoruz… Erkek istemez; bir yetmişlik rakı, az da peynir çözer işimizi.

    Tuhaf bir kitap, yazar demek istediklerini, içinde biriktirdiklerini adeta okuruna kusmuş. Hiçbir halden hoşnut değil hikâyelerinde, hep bir şeylerden dert yanmış, rakıdan teselli bulmuş ve erkeklerden soyutlanmış. Bütün hikâyeleri kadın ağzından dökülmüş kelimelere…

    Ergen edebiyatından hallice…

    Yazarı hiç tanımadığım halde; okuduğum hikâyelere istinaden kendisinin bir feminist olduğuna ikna oldum. Hiçbir şeyden tatmin olmayan bir Türk kadını… Her dem erkeklerden zokayı yutmuş ve kendini aydın sanan bir kimliğe bürünmüş… Çok itici geldi bana… Bir kadın rakı içiyorsa yalnızdır, keza yazarda öyle sanırım. Aşırı derece de kasvetli, karın ağrısı çeken hikâyeler.

    Halı yanığı…

    Çok değişik fantezileri olduğunu da düşünmeden edemedim. Hikâyelerde bir cinsellik havası, etik olmayan beraberlikler, eylem, gezi tarzı söylevler vardı. Hoşnut bırakmadı bunlar. Ayrıca “dizlerdeki halı yanığı” ise nasıl bir fantezinin ürünüdür aşırı derece de merak ettim. Yazarın çok iyi bir gözlemci olduğuna karar verdim.

    Kitap 25 tane hikâyeden oluşuyor. Sadece “Arif” adlı hikâyeyi beğendim diğerleri benim için sonlandırılmamış hikâyeler olarak kaldı. Yazarın cümleleri hikâyelere nazaran güzel ve manalı, cümlelerini beğendim.

    Sözün özü; okunulabilinir ama tavsiye edeceğimi sanmıyorum.

    Sevgi ile kalın.
  • ESENLİKLER DİLERİM..
    Kitap son yıllarda Türkçü Fikriyatın güçlü kalemi olan Caner Kara 'nın derlemesidir. Kitapta daha çok Türkçülüğün ATALARI olan Ahmet Ağaoğlu, Yahya Kemal, Nejdet Sancar, Nihal Atsız ve Ziya Gökalp ile vermektedir. Kitap son derece son zamanlara uyumlu kaliteli ve bir Türkçü'nün kesinlikle okuması gereken bir kitaptır.
    "Bizim milliyetçiliğimiz, başka milletlere karşı kin ve nefrete değil kendi milletimize karşı sevgi ve muhabbete dayanır. Temeli, Türk olmayanlara düşmanlık değil, Türk olana dostluk üzerine kuruludur. Kendimizden olana yakınlık duymamız, muhabbet beslememiz, hukukunu gözetmemiz bir etkiye, düşmanlığa, hatta eğitime bile ihtiyaç duymayan bir ruh halidir."
    Hangi Türkçü, bir neden uydurup, kadınları gömerek taşlamayı düşünmüş? Adını andığınız, örnek gösterdiğiniz, ilham aldığınız adamların çoğu ya suda yürümüş, ya uzaya uçmuş, ya ölüyü diriltmiş, ya ateşten geçmiş… Bunlar normal oluyor da Ergenekon bayramı tebrik etmek mi kafirlik oluyor? Bin yıl önce suda yürümüş adamları anlatıyorsunuz ama hangi Müslüman ülkelerinizin bu gün denizaltısı var? Aya, güneşe hükmetmiş, havada uçmuş evliyalarınızı anlata anlata bitiremiyorsunuz ama ‘bugün hangi Müslüman devlet uydu üretiyor’ diye sorsak ağzınızı havaya açıyorsunuz. Kendi sapkınlıklarınıza bakmadan, Türkçüleri cehennemlik etme derdine düşmüşsünüz. Siz neye güveniyorsunuz? Tanrı'nın delileri cehenneme atmayacak olmasına mı?”.
  • Keyifle okuyun diyebileceğim bir kitap değil. Aksine gerçekleri yüzünüze çarpıp, karın ağrısı çektirebilen bir başyapıt.
    Kölelikten kaçan bir kadının, yakalandığı sırada köle olarak yaşamasını istemediği için 2 yaşındaki kızını öldüren bir annenin hikayesini okuyoruz.
    Irk ayrımcılığının, köleliğin iç yüzünü, siyahilerin bu kölelik döneminden kalma mental sorunları, özgürlüğü farklı bir yazım stiliyle aktarmış yazar.
    Konu derin ve acı olunca, bu yazım tarzıyla okunması ve sindirmesi ağır olması anlamında uyumlu diyebilirim. Çünkü epey zorlandım okurken. O yüzden pes etmeyin ve devam edin. Geçmiş ve şimdiki zaman içiçe geçebiliyor ve bazı gerçekdışı öğelerle ilginç bir eser sizi bekliyor.
    Herkese öneremem. Sabırlı ve meraklı, yeni bir tarz okumak isteyenler için de mutlaka okunması geren bir eser.
  • Ama şu da doğru ki, ruhu paramparça eden hiçbir ıstırap şiddetli bir diş ağrısı, karın ağrısı ya da (sanırım) doğum sancısı kadar gerçek olamaz.
  • dar yerde düşünmek erkeğe bir vakit yaramaz. Adamı hasta eder. Karın ağrısı verir. Ben evi düşünürken düşünürken hasta olurum. Töbe..