·
Okunma
·
Beğeni
·
92,2bin
Gösterim
Adı:
Gör Beni
Alt başlık:
İki Devrin Hikayesi
Baskı tarihi:
30 Kasım 2020
Sayfa sayısı:
592
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051853635
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Bedenimin içindeki canı gör, sadece etimi değil.
Gözlerimin içindeki hayatı gör, sadece bakışımı değil.
Hissettiklerimi gör, sadece tepkilerimi değil.
Beni gör.

Derinliğimden boğulmadan,
Sorularımda kaybolmadan,
Korkularında yok olmadan,
Gör beni.

Bir fısıltıya koydum kendimi.
Kalbine soruyorum yerimi:
Başarabilir misin beni görmeyi?
Cesaretin yeter mi?
Topla cesaretini ve gör beni.

Birileri bizden fırtına bekliyor, onlara gökkuşağı vermeye hazır mısınız?
592 syf.
Hani bir şeyi çok seversiniz, onun hakkında söyleyecek yüzlerce cümle vardır kafanızın içinde ama büyüsünü bozacağım korkusuyla cümleleri bir araya toparlayamazsınız, takılıp kalırsınız, şu an öyle bir an yaşıyorum. Kitap okumak, zamanla bir yaşam biçmi oldu benim için. Bir hobi değil, zaman geçirmek için yapılan bir eylem değil, bir yaşama biçmi. Ve bana bu uzun yolculuğumda yön veren, bir parçam olan, eksik yanımı saran ve benimle bütünleşen birtakım kitaplar oldu tabii ki. Ama GÖR BENİ... kelimelerle anlatılamayacak kadar bütünleştim bu kitapla. Okuduğum en eşsiz romanlardan biri.

"Yaralarımızı sessizce görenler, sabırla paylaşmamızı bekleyecek kadar incinmemizden sakınanlar değil miydi gerçek sevenlerimiz? Sevgi sabırdı, inançtı, hissetmekti, anlamaktı."

Gör beni.
Sadece bedenimi değil gözlerimin içindeki yaşamı gör.
Sadece bakışımı değil, tepkilerimi gör.
Diyor yazar.

"Kimsin sen? Kim olmaya karar verdin. Kendini seçtin mi? Yoksa başkalarının seçimlerinden mi etkilendin? Unutma, sen sadece olmaya karar verdiğin kişisin."

Kitabın konusundan kısaca bahsetmek istiyorum. Kurtuluş Savaşı sonrasında cumhuriyetçilerin yanında eski zihniyetten kurtulamamış, olgunlaşamamış insanlar da başgösteriyordu bildiğiniz üzere. Çünkü savaşa bizzat tanık olanlarla savaşı uzaktan ingilizlerle izleyenlerin bildiği gerçekler bir tutulamaz. Kitapta cahilce düşüncelere fazlasıyla tanık olsam da hiçbirine de sinirlenmedim. Çünkü hepimiz farklı ortamlarda yetişiyoruz ve ilk fikirlerimiz ne yazık ki bize aşılanıyor. Ama karşımıza çıkan fırsatlarla yozlaşmış düşünceleri sorgulamayı öğrenebiliriz. Kendimizi bulabiliriz.

Kitap birkaç karakterle bu iki bakış açısını karşılaştırarak sevgiyi, aşkı, acıyı, aileyi ve en önemlisi de bir kendini bulma hikayesini işliyor. Ülkü, Selim, İlmiye, Orhan, Ali, Fred, Ayşe, Semiha... hepsi bambaşka bir kişiliğe sahip, hepsi kendi savaşını veriyor içinde.

Azra Kohen'den daha önce Aeden'i okumuş ve çok çok sevmiştim ama Gör Beni'nin yeri bende bir başka oldu. Benim kıymetli kitabım oldu. İçinde çok önemli, bir insanın hayatını değiştirebilecek güçte olduğuna inandığım cümlelerle bezeli bir kutu oldu bana. Bir hazine gibi. Kesinlikle okuyun. Okuyun ve biraz düşünün üzerine. Okuyun ve biraz hayatın anlamını bulun içinde. Okuyun ve bilgi edinin. Okuyun ve sevgili yazarın tarihle ilgili bakış açısına, insanlığın ilk evrelerine tanık olun. OKUYUN VE KENDİ SAVAŞINIZI VERİN.

"Neyin merakına takıldıysa zihnimiz onun dünyasında var oluyordu gerçekliğimiz."
592 syf.
·10 günde·8/10 puan
Dünya geoittir, iki artı iki dört eder, bir saat altmış dakikadır… diye gider bizlerin koşullu doğruları. Peki, bunlar kimin doğruları ve başkalarının doğruları bu kadar net, sorgusuz kabul etmemizin sebebi nedir? İnsan sorgulayan bir organizma değil miydi? Hayatta her şeyi kendi gözlem ve deneyimlerimiz ile bilmemiz mümkün değildir. Bazı şeyleri koşulsuz kabul eder ve onu doğru kabul edip, bir daha sorgulamamak üzere belleğimize hapseder, o bilgi doğruluğunda yaşamımızı devam ettiririz.

“...doğru daima doğrudur ta ki birileri onun yanlış olduğunu kanıtlayana kadar ve tarih doğru sanılan yanlışlarla doludur.” ( Alıntı #39743689 )

Okuduğum kitaplar, kendi çapımda yaptığım bütün araştırmalar bana der ki; “sadece bilmeni istedikleri kadarını bilebilir, öğrenebilirsin.” Ondan daha fazlasını ise ne görür, ne okur ve ne duyabilirsin… Ancak düşlemek, kurgusunu yapmak ve düşünmek bana bırakılmıştı… Demek ki insan aynı zamanda düşünebilen de bir organizmaydı. Benim çıkardığım sonuç ise; “Başkalarının kurduğu ütopyalarda halk sıfatı adı altında sorgulamadan nefes alıp vermekti yaşamak.”

“Kadınlar hayata katılınca yaşam tohumlanır, kurak araziler ormanlara, kültürler mirasa dönüşürdü.” (Alıntı #39993582 )

Erkek devlet, kadın aile kurar.
Ve kadınlar… Dünya var olduğundan beri iğne ucu kadar kısa bir zaman diliminde kimliğine kavuşmuş, toplumların rahmi olan kadınlar. Cinsiyeti erkek olan bir devlette kadın olmak elbette çok zor bir iştir. Çünkü bu devlet senin kadın olduğunu fark etmez, özel durumlarını, özel ihtiyaçlarını bilmez ve koşulsuz yaşamına üst üste yükler ekler durur. Çocuk, mutfak ve yatak odası arasında bir dünya düzeni kurdurur. Ancak “Cumhuriyet” ile bir söz söyleme hakkımız, muhatap bulma çabamız gerçekleşebilir. Onun dışında kadın; bir erkeğin açlığına şehvet, gözlerine arzu, bedenine ısı, okuna hedef, evine hizmetli ve çocuklarına bakıcı olmak ile kalır. Toplum düzeninin yegâne mimarı olan kadınların hakkı verilmedikçe; çorak toprakları yeşiller ile dolduramayız ve en küçük bir afette yerle yeksan olup, bir daha kalkmayacak şekilde yaralar alırız.

“Sen, insan olmayı başarabilmek için doğduğunu anlamadıysan, hangi dine inandığının hiçbir önemi yok...” ( Alıntı #39654353 )

Yazarımız Azra Kohen de genç yaşına rağmen benim gözümde bir “kadın” devrim mimarıdır. Baş koyduğu yolda kendi cinslerinin destekçisi, yol göstericisi ve aynı zamanda hem keşifçi, hem de takipçisidir. Fİ Çİ Pİ ile yazım hayatına başlayıp, Aeden ile taçlandırıp “Gör Beni” isimli kitabıyla okurlarını önce bilgilendirmek, ardından bilinçlendirmek ve dahasında bir duygu tufanına sokup hem hüzünlendirmek hem de eğlendirmek istemiştir. Kendi adıma; bu konu da başarılı da olmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum. Dahası için bknz.  http://www.akilah.co

Eserinde ise Fred – ki bu benim kahramanımdır – var ki sizi taa insanlığın var oluşuna kadar indirip, insanlığınızı sorgulatıyor. Yazarın kurgunun yanında verdiği akademik bilgiler kitap için ne kadar araştırma ve inceleme yaptığının kanıtıdır. Merakım olan antik çağ, dinler ve yaratılış gibi hususlarda verdiği bilgiler takdire değer ve okurların yeni şeyler öğrenmesinde, meraklarını çekip araştırmalar yapmasına sebep olabilecek kadar güzelce hazırlanmıştı.

Şu bir gece de cahil kaldık diyenlere de “İnsan dilini muhatabına göre seçer,” demek istiyorum.

Cumhuriyet döneminde kadın olmak, kadın başına hayata tutunmak ve acılarla, savaşlarla yaşam mücadelesine tanıklık etmek eserle beraber mümkündür. Bilginin ışığında yürümenin, kadına ayak bağı olunmadığında nasıl dünyayı sırtında taşıyacağının betimlemeleriyle dolu, harika bir gözlem ve yazarın belleğindeki bilgilerin nasıl taze diri olduğunu cümlelere dökülmüş haliydi “Gör Beni.” Karşıt hayatların önyargıları ile baktığı ve burun büktüğü ötekilerin içerisine daldığında aslında onsuz yaşamın tahayyül dahi edilemeyeceğini, kesin yargının insanı yanıltmaktan öte bir şey olmadığını, kendi hayatında yaşamadığın, yaşatmadığın ve gözlemlemediğin hiçbir şeyin doğruluk pay olmadığını yazar yüzümüze vurmaktadır.

Kitabın kapak tasarımı muazzam denecek kadar güzel. Sade bir renk üzerine yırtılmış bir yerden fırlayan bir kadın ve atın birer gözü… Kapak tasarımını ben çok beğendim ve içerik ile çok alakalı buldum. Yine bunu Platon’un mağara alegorisine cevaben verilmiş bir cümle ile tamamlamak istiyorum; “Konfor alanının dışına çıkamazsan değişemezsin. Değişemezsen geleceğin parçası olamazsın.” Gerçekten kapakla uyumlu olduğum bu cümle her şeyin ve kurgunun bir nevi özeti gibidir.

Kitap iki cildin birincisidir. Kısa bir zaman sonra devamı olan “Dinle Beni” ile kurgu devam edecektir. Kitap içerisinde onun üzerinde harf, cümle hataları mevcuttur. Birçok kez karşılaştıktan sonra hataları görmemeye çalıştıysam da çok hatayla karşılaştığımı söylemek isterim.

Sözün özü; kitap gerçekten içeriği bilgi dolu ve hatta okurunun yeni bilgiler öğreneceği bir eserdir. Kitap içerisinde sizi betimleyen bir karakterinde varlığına inandığım için okunulası ve tavsiye edilesidir.

Nakkar… Pek Yakında…
“Toplumları doğuran kadınları kişi olarak görmeyen, karanlığa iten toplumlar, mazeretleri ne olursa olsun, yok olmaya, yağmalanmaya ve köle olmaya mahkumdurlar, çünkü kölelik anneden geçer.” (Alıntı #39999230 )

Sevgi ile kalın…
  • Aeden
    8.7/10 (2.907 Oy)3.100 beğeni7,9bin okunma16bin alıntı61,4bin gösterim
  • Pi
    8.3/10 (2.349 Oy)2.566 beğeni9,7bin okunma6,7bin alıntı55,4bin gösterim
  • Çi
    8.0/10 (2.486 Oy)2.578 beğeni10,8bin okunma3.927 alıntı39,5bin gösterim
  • Mustafa Kemal
    9.1/10 (3.614 Oy)3.690 beğeni9,9bin okunma7,9bin alıntı49,6bin gösterim
  • Kanadı Kırık Kuşlar
    8.3/10 (1.172 Oy)1.158 beğeni4.461 okunma1.576 alıntı14,1bin gösterim
  • Kördüğüm
    7.3/10 (1.013 Oy)872 beğeni3.911 okunma1.102 alıntı19,2bin gösterim
  • Fi
    7.8/10 (3.467 Oy)3.407 beğeni13,8bin okunma7,5bin alıntı71bin gösterim
  • Kırlangıç Çığlığı
    8.6/10 (4.749 Oy)4.594 beğeni15,7bin okunma13,4bin alıntı74bin gösterim
  • Tutsak Güneş
    7.9/10 (880 Oy)785 beğeni3.203 okunma1.170 alıntı15,9bin gösterim
  • Üç Kız Kardeş
    8.7/10 (1.568 Oy)1.594 beğeni4.798 okunma2.924 alıntı46,4bin gösterim
592 syf.
·9 günde·Beğendi
Hayatımda ilk defa bir kitabın basımını gözledim, çıkar çıkmaz sipariş verdim. Gör Beni inceleme videom: https://youtu.be/jVK65t2BofQ Ve beklediğim o zamanların, heyecanın kat kat karşılığını verdi Azra Kohen.
Etrafa öyle güzel ışık saçıyor, aydınlatıyor ki. Anlamlarda buluşuyoruz onunla, bilgime bilgi katıyor ve önyargılarımızdan, doğru bildiğimiz yanlışlardan sıyırıp çıkarıyor bizi.
İnsan olarak bu evrende varoluş sebebimizi arama yolunda, doğru ve sürekli yenilenen bilgiye ulaşma yolunda örnek aldığım bir insan. Yine bana birçok konuyu araştırmamda öncü oldu, bilgiye ulaşmak için çabada olmayı bir kez daha hatırlattı.
Gör Beni’de, dinler tarihi, insanlık tarihi, Cumhuriyet kurulurken toplum ve arka planda oynanan oyunlar ve tüm bu karmaşa içinde tüm naifliğiyle bir aşk. Gerçek insanın nasıl olması gerektiği ama buna karşılık kötülerin, parazitlerin, hayattan anlam çalan insanların da bulunduğu bir kaos.
Sen hangisini seçtin? Hayata anlam katmayı mı yoksa onu yağmalayıp, evrenin paraziti olmayı mı?
Akilah Azra Kohen
592 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Her satırın altını çizmek, aynı cümleleri defalarca okumak istedim. Dinler tarihinden, yakın tarihe, oynanan oyunlara, insanoğludan saklanan bilgilere ve saklanma sebeplerine, tarihten tanıdığımız , bildiğimiz insanların yanında harika bir yolculuktu. Özellikle tüm kitaplarını severek okuduğum Fred Alan Wolf'un öğrencisi olmak en sevdiğim bölümler oldu. O siniftaydim ve Fred Alan Wolf'un anlattıkları ile mest oldum. Ben de öğrenciler gibi notlar aldım, pek çok konuyu tekrar araştırmak , daha çok bilmek için motive oldum.
Okumadan geçmeyin, sonsuz sevgi ve saygılarımla.
592 syf.
İçinde her şeyden biraz olan bir kitap. İnsanlık tarihi, yaradılış tarihi, dinler tarihi, Cumhuriyet tarihi, vücudumuzdaki hücre sayısı, dinlenmesi önerilen müzikler, araştırılması önerilen konular, sıradışı gösterilmeye çalışılmış, ancak fazla ağdalı kalmış bir aşk, yeterince işlenememiş karşıt düşünceler, bol imla hataları, birden fazla yerde rastladığım mantık hataları, binlerce genelleme ve binlerce soru cümlesi, önceki kitabı olan Fİ-Çi-Pi serisinin ticari kaygısını taşıyan araya sıkıştırılmış, bu da eksik kalmasın anlamında birkaç cinsellik rüyası vs. Hepsi birbirine karışmış, çok hızlı ve kalın bir kitap yazmak için çok acele edilmiş, editörler bile sanki bir gecede incelemiş gibi. Her şeye rağmen içerdiği bilgiler nedeniyle saygı duydum, ancak Sümerler ve diğer anlatılan tüm konularla ilgili bu bilgiler internette fazlasıyla yer aldığından, konuları biraz daha özgün anlatması gerekirdi. 4. kitabı Aden özenli ve bu nedenle başarılıydı. Aden'de Niburi gezegenini anlattığı duygusuna kapılmıştım, bu kitabıyla doğrulamış oldu. Ama bir sınıfta anlatılan ders şeklinde Sümerler'in verilmesi, sadece bunu anlatabilmek için roman yazdığını düşündürdü bana. En çok takıldığım konular ise, Sümer tabletlerini, Tevrat'ı, İncil'i ve bu üçünün birbirinden alıntı olduğunu vurgularken, tepki almamak, suya sabuna dokunmamak için Kuran'ı es geçmesi ve arada arapça dualar da yazmak suretiyle bunu perçinlemesi oldu. Tüm kitap boyunca Cumhuriyeti övüp, sonlarına doğru aşk acısı çeken baş kahramana, Cumhuriyet için çekilen acıları kast ederek birkaç yerde birden "Değdi mi" diye sordurması çok düşündürücüydü. Aydınların, sanatçıların, yazarların; tepkilerden korkmadan, kaygı duymadan yazabileceği günlere ulaşmak dileğiyle.
592 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Saltanat ve Cumhuriyet yanlılarının kutuplaşmasını ve çekişmesi o anlatıyor.Gerçek tarihimizdeki kişiler üzerinden mükemmel denebilecek bir kurguyla bütün yaşanmışlara ve hikayelere bağlantılar kuruyorsunuz.Dinler ve insanlar tarihi gibi konuların üzerinde durması ve o kadar çok verilen bilgiye rağmen konunun hiç dağılmaması aksine daha çok merak uyandırması yazarın tamamen ustalığı diyorum.Yazarın,müzik önerilerine,bilinmeyen kelimelere,ince düşüncelerine bayıldım.Yazarımız hayvan sevgisini de çok güzel anlatmış.Canımıza verdiğimiz değeri hayvan sevgisine de verilmesini muhteşem anlatmış.Kitabın kapağında da zaten bir atın gözü ve bir kadın gözü var.
Azra Kohen'in okumaya çalıştığım ve okuyacağım tek kitabı Gör Beni olacak sanırım. Gerçekten çok kötü kurgulanmış, akıcılıktan yana gördüğüm en kötü kitaplardan biriydi. Bu zaman kadar Sırlar Uçurumu diye bir kitabın ardından yarım bıraktığım ikinci kitap oldu. Okumaya, bitirmeye çok çabaladım ama olmadı, dayanamadım. Daha ilk sayfalardan başlayan bir karakter çokluğu yüzünden hikayeye odaklanmam zora girdi. Yazar tarihsel gerçeklere uymadığını daha ilk sayfadan uyardığı için bu konuya girmeyeceğim ama kesinlikle kitabın başında böyle bir şey yazması okurda bir ön yargı oluşturuyor. Bir yandan da tarihsel gerçeklere uymayan bir tarihi kurgu neden yapılır onu da anlamış değilim. Yazar dini konularda az bilinenlere bir sınıf kurgusuyla değinmeye çalışmış ve kimsenin bilmediğini düşündüğü bu dini konuları anlata anlata bitirememiş, ama benim gibi dinler tarihine aşina birine okulda geçen bölümlerin zulüm olacağınaysa düşünememiş. Kısacası Gör Beni kitabı beni bir süre elime kitap alamayacak derecede yordu, gerçekten de on-on beş gün elime başka kitap alamadım ama en sonunda güvendiğim limana, Necati Cumalı'nın Tütün Zamanı serisinin 2. Kitabı olan Yağmurlarla Topraklar kitabına sığınarak bu durumdan kurtuldum. Yağmurlarla Toprakları'ysa en kısa zamanda okumayı düşünenler için değerlendireceğim. Gör Beni kitabına puanım; 3/10.
592 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10 puan
İKİ DEVRİN HİKAYESİ...
Açıkçası başta kitabı elime aldığımda korktum nasıl bitireceğim diye, ama kısa sürede okudum bitti, sürükleyici bir kitaptı. Cumhuriyetin ilk yılları; Selim Osmanlının son sadrazamının oğlu, Ülkü ise Kurtuluş savaşında babası ve dayısını kaybetmiş ailesinin onurlu ,özgür, modern ve güçlü kızı..Olaylar daha çok bu iki karakter etrafında sürüp gidiyor. Bir taraftan da dinler tarihi, Siyaset, edebiyat, sümerler, kil tabletler ve daha birçok ilginç bilgi..En sevdigim bölüm Fred hocanın dersleriydi çok hoşuma gitti hiç bitmesin istedim. Yazarın da satır aralarında kaynak göstererek bilgiler vermesi ( dipnotlar )kolaylık sağlaması açısından güzeldi. Yazar kadın haklarından da bahsedip kadının güçlü yanlarına çok güzel vurgu yapmış. Velhasıl-ı kelam altını çizerek ve severek okuduğum bir kitaptı.
592 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
Ben kitabı arka kapakla bitirmek istiyorum .Çünkü bunun üstüne söyleyebilecek söz bulamıyorum.Benim için ilk tarihlerden şimdiki zamana yolculuk yapmak gibi bir şeydi...Bazen sarsıcı,bazen hüzünlü,bazen mutluluk verici.Tarihe,insanlığa,dinlere adeta tanıklık etmek gibiydi...Yanılgılardan uyanıp özü bulmak gibiydi...Önyargılardan kendini kurtarıp öze inmek gibiydi...Ruhu görüp aşkın yüceliğine ulaşmak gibiydi...Tarihiyle,geçmişiyle ,kaybettikleri-kazandıklarıyla varoluşun kıymetini anlamak gibiydi...
Ben bu kitap mutlaka okunmalı derim :))

Gör Beni.
Bedenimin içindeki canı gör,
sadece etimi değil.
Gözlerimin içindeki hayatı gör,
sadece bakışımı değil.
Hissettiklerimi gör,
sadece tepkilerimi değil.
Beni gör.
Derinliğimde boğulmadan,
Sorularımda kaybolmadan,
Korkularında yok olmadan,
Gör Beni.
Bir fısıltıya koydum kendimi.
Kalbine soruyorum yerimi:
Başarabilir misin beni görmeyi?
Cesaretin yeter mi?
Topla cesaretini ve Gör Beni.

Birileri bizden fırtına bekliyor, onlara gökkuşağı vermeye hazır mısınız?
Vasatın da üzerinde vasat... Birkaç sayfa okudum ve daha da fazla okuyamayacağım. Çünkü kitap tarih kitabı gibi. Bir sürü bilgi var ama bu bilgileri insanın gözüne soka soka veriyor yazar bu da insanı bunaltıyor. Akıcı olduğunu düşünmüyorum, yazarın emeğine sağlık ama okumamanızı öneriyorum. Gerçekten sadece birkaç sayfasını okuduğumda bile beni boğdu, sıktı, kendinden soğuttu. Ne bir akıcılık var ne bir özgünlük. Gitmiş almış yapıştırmış bilgileri sonra da “bakın ben kitap yazdım, ben ne kadar çok şey biliyorum biliyor musunuz?.” ...Tarihi kitaplar seviyorsanız buyrun okuyun sizi fazlasıyla tarihle,dinle, kemalizim ile boğacaktır. Öğrendiği bilgilerin heyecanıyla kitap yazmaya kalkışan bir ergen gibi. Durmadan her satırda gözüne gözüne sokuyor o edindiği bilgileri. Bence bir romanda bu kadarı da çok fazla. Dediğim gibi sadece birkaç sayfada dahi beni kendinden soğuttu. Değmez. Bir de o çok iyi muhteşem hatta şaheser diye yorum yapanları anlamıyorum. Bu kitaba bunu diyorsanız eğer bence okuduğunuz çoğu kitaba hakaret etmiş olursunuz. Bu kadar kaba, nezaketten uzak ve sert bir eleştiri eminim ki çoğunuzun hoşunuza gitmeyecektir. *Ama yazarın tersine, eleştiriye açık olan insanlardanım.* Okumayın, zamanınıza yazık. Bir de bu kitaba yaprak olacak diye kesilen ağaçlara yazık.
592 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Dili oldukça akıcı ve güzeldi. Yazarın kitabın kurgusunu ustalıkla ele aldığını, ilginç detaylarla süsleyip, birbirine bağladığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Kitap ilerledikçe birçok karakter isminin seçilmesindeki sebebin birçok yaşanmış olaya, gerçekte yaşamış olan insanlara gönderme yaptığını öğreniyordunuz.

Örneğin kitaptaki Ülkü karakterinin isminin sebebini ele alalım. Ülkü’nün “Yakışıklı” adında bir atı vardır. Yakışıklı’yı manejin adamları çalmıştır. Ülkü de atını kurtarmak için tüfeği ile oraya gitmiş, atını kurtarmaya çalışırken çıkış kapısında zor durumda kalmıştı. O anda Selim lüks aracıyla oraya gelmiş, “ne yapıyorsunuz siz, o kız Atatürk’ün manevi kızıdır” diye adamlara bağırmıştır. Araştırdığımızda Atatürk’ün hakikaten Ülkü adında bir manevi kızı olduğunu görüyoruz.

Fehmi karakterimiz ise bir öğretmendir. Soyadı kanunu sebebiyle şehre gelmiş, Selim ile karşılaşmıştır. Selim Fehmi’ye hangi soyadını seçeceksin diye sorunca ben soyadı olarak “Kubilay”’ı seçeceğim demiştir. Mustafa Fehmi Kubilay’ı hatırlıyor musunuz? İzmir’in menemen ilçesinde çıkan isyanda, ne yazık ki başı kesilerek şehit edilen Mustafa Fehmi Kubilay’dan bahsediyorum. Atatürk’ün o subay için Menemen’i yakın diye emir verdiği, tarihimizde “Menemen Olayı” olarak geçen olayı hepimiz biliyoruz.

Ülkü’nün kardeşi olan 17 yaşındaki İlmiye karakterine gelirsek, o da muhtemelen Sümerlilere olan yoğun ilgisi, tarihe olan merakı sebebiyle kitabın sonunda öğretmen olan ve bizim de Sümerolog olarak tanıdığımız Muazzez İlmiye Çığ’dan esinlenilmiştir diye düşünüyorum.

Ancak bu benzerlikler sizi yanıltmasın. Kitaptaki karakterlerin yer aldığı zaman cumhuriyet kurulmasından sonraki dönemde geçse bile belli bir kronolojide ilerlemiyor ve sadece kurgudan ibarettir. Yazarımızın derdi büyük bir aşk hikayesini yazarken, ezberleri bozacak tarihi bilgiler vermek, 2 farklı aile tipini, düşünce yapısını karşılaştırmak ve aynı zamanda Cumhuriyetin kurulmasından sonra oluşabilecek ayaklanma girişimlerine, tehlikelere dikkat çekmektir.

Kitabın yazıldığı dönemle ilgili biraz bilgi vermek istiyorum. Kurtuluş savaşından çıkmış, toparlanma sürecinde olan, adeta şehitlerini sonsuzluğa uğurlamış, başları dik ama parasızlıktan kırılırken savaşta insanüstü çaba sağlamış Anadolu halkı ile İstanbul’daki saraylarından, köşklerinden, 7 düvelin düşmanlarını İstanbul’u işgal ettiklerinde bahçelerinden izleyen sosyete erkânının yer aldığı bir dönemden bahsediyoruz. Savaş kazanılmış, yeni kurulan olan cumhuriyetin hayata geçirilirken ki sorunlara, ayağa kalkma çabasına, henüz fazla güçlenmeden cumhuriyeti yıkmaya kararlı içerideki düşmanlara tanıklık ediyoruz. Silahlı savaş bitmiş, cahillikle, din hakkında zerre bilgisi olmayıp adeta din satanlarla, vatan hainleriyle savaş başlamıştı. Böyle bir dönemde geçen, adeta bu kadar çok karşıt denklemin arasına sıkışıp kalmış büyük bir aşk hikayesini anlatmaya çalışacağım size.

Selim: Lüks saraylarda, köşklerde yaşayan sadrazam bir babanın oğludur. Bu sadrazam sıradan bir sadrazam değildir. Babası, Kurtuluş savaşı sonrası düşmanlarla iş birliği içerisinde yer alan üst düzey yöneticilerin yer aldığı, tarih kitaplarında “yüzellilikler” olarak geçen ve ülkeden sürgün edilen insanlardan biridir. Detay için aşağıdaki linke bakabilirsiniz.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Y%C3%BCzellilikler

Selim, sosyete olarak büyümüş, dışarıdan baktığınızda çok yakışıklı, zengin züppeler gibi giyinen, savaş sonrasının ağır sonuçlarının yaşandığı o yoksulluk, yokluk dönemlerinde günde 2 adet şık kıyafet değiştirebilecek zenginliğe, zeki bir karakter yapısına sahiptir. Sadrazam olan babası yüzünden tam bir Osmanlı aşığı, padişaha sorgusuz bağlı olan, dönemin getirdiği yeniliklerden uzak, klasik ataerkil erkeklerden biridir. Osmanlı’nın geri gelmesini isteyen bu gencimiz, ülke içerisindeki dış ülke ajanlarının yer aldığı toplantılara katılıp, yalanlarına kanmakta, cumhuriyete, Atatürk’e, yeni yasalara, kör bir düşmanlık etmektedir. Hayatı Ülkü’yü bir bakkalda görmesiyle tamamen değişir.


Ülkü: Anadolu’nun bağrından kopmuş, babasını ve abisini kurtuluş savaşında şehit vermiş, babasının askeri üniformasını giyen, klasik İstanbul hanımefendilerinden farklı olarak, at binen, silah kullanan, onurlu, en güçlü adam benim diyen adama bile bir sert bakışıyla, kadın gibi kadınım diyebilen, kadın dediğin sadece çocuk bakar, evde kalır diyen kadınlardan olmayan, eğitimli, şuan avcı – toplayıcılı döneminde yaşıyor olsaydık Ülkü, erkeklere muhtaç kalmadan avlanabilecek güce, kudrete, çevikliğiye, zekaya sahip, ataerkil düzende ben kadınım, ben olmazsam dünya var olamaz, çöle döner, bir adım bile ilerleyemezseniz diye bağırabilecek yapıya sahip, Atatürk’ün tarif ettiği Cumhuriyet kadınıdır Ülkü. Onun da hayatı züppe Selim’i görmesiyle değişecektir.

Kitap tabi bunlarla sınırlı değildir. İki devrin hikayesi derken aynı zamanda İlmiye ve kardeşi Ali’nin insanlık tarihi derslerinde gördükleri Sümerlilerin tarihinden, Yahudiliğin tarihinden, Hz.İsa’nın aslında siyahi bir tene sahip olduğu iddiası gibi ezber bozan bilgilerden tutun da 1.Dünya savaşını çıkarmak için dönemin Avusturya İmparatorluk prensinin suikastının gerçekleştiren “Kara El” örgütünün detaylarını dahi okuyorsunuz. Ve bu verdiğim örnekler, kitaptaki ilginç bilgilerden sadece bir kaçıdır. Kitabı beğendim. Herkese öneriyorum. İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür ederim.
592 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10 puan
Uzun zamandır ha bugün ha yarın okuyacağım diye erteleyip durdum bu muhteşem kitabı, bazen böyle güzellikleri ertelediğimiz için kızarız ya kendimize, işte o noktadayım.

Kitapta yok yok, Cumhuriyet’in başlangıcından bu yana, insanların geçiş dönemindeki bocalamasını ve sonrasında yaşananları, siyaseti, edebiyatı, biyolojiyi, felsefeyi, hayatı, varoluş, dinler, kadın hakları, aşkı her şeyi barındırıyor kitap.

Yazarın harikulade hitabı, zekası, inceliği, akıcı dili, zengin kelime dağarcığı ile birleşip bize sunulmuş. Okumazsanız eksik kalırsınız. Ben geç de olsa okuduğum için çok memnunum, yıllar sonra tekrar tekrar okuyabileceğim bir kitap. Her satırını alıntılamak istedim, çiziktirmelerle doldurdum kitabı :) , son olarak bir alıntı daha yapıp bitireceğim incelememi, ki aslında söylenecek daha çok şey olduğu halde.

“Toplumları doğuran kadınları kişi olarak göremeyen, karanlığa iten toplumlar, mazeretleri ne olursa olsun, yok olmaya, yağmalanmaya ve köle olmaya mahkûmdurlar, çünkü kölelik anneden geçer.”
"Sen, insan olmayı başarabilmek için doğduğunu anlamadıysan, hangi dine inandığının hiçbir anlamı yok. Çünkü din gidilen yoldur, varılan yer değil."
Önce insan olacaksın, sonra Müslüman ya da Hristiyan ya da Yahudi...Tüm bu dinler, insana insanlığı öğretebilmek için sunulmuşlardır. Sen insan olmayı başarabilmek için doğduğunu anlamadıysan, hangi dine inandığının hiçbir anlamı yok.
Çünkü din gidilen bir yoldur, varılan yer değil.
Sen, insan olmayı başarabilmek için doğduğunu anlamadıysan, hangi dine inandığının hiçbir önemi yok...
Akilah Azra Kohen
Sayfa 76 - Everest Yayınları - 1. Basım - 2019
Hayatta en çok vakit geçirdiğin beş kişinin karışımına dönüşürsün...
Akilah Azra Kohen
Sayfa 215 - Everest Yayınları - 1. Basım - 2019

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gör Beni
Alt başlık:
İki Devrin Hikayesi
Baskı tarihi:
30 Kasım 2020
Sayfa sayısı:
592
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051853635
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Everest Yayınları
Bedenimin içindeki canı gör, sadece etimi değil.
Gözlerimin içindeki hayatı gör, sadece bakışımı değil.
Hissettiklerimi gör, sadece tepkilerimi değil.
Beni gör.

Derinliğimden boğulmadan,
Sorularımda kaybolmadan,
Korkularında yok olmadan,
Gör beni.

Bir fısıltıya koydum kendimi.
Kalbine soruyorum yerimi:
Başarabilir misin beni görmeyi?
Cesaretin yeter mi?
Topla cesaretini ve gör beni.

Birileri bizden fırtına bekliyor, onlara gökkuşağı vermeye hazır mısınız?

Kitabı okuyanlar 9,7bin okur

  • Nur genc
  • Gülistan Güneş
  • Busee
  • Seher ekici
  • aykhl
  • Didem Demirci
  • Serhat Murat Yılmaz
  • G A N İ
  • turuncuysaoluur
  • Bahar baras

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.8 (1.590)
9
%22.3 (810)
8
%18.1 (656)
7
%7.3 (266)
6
%2.9 (105)
5
%2.1 (76)
4
%1 (37)
3
%0.6 (22)
2
%0.6 (22)
1
%1.2 (42)

Kitabın sıralamaları