Akilah Azra Kohen

Akilah Azra Kohen

Yazar
8.2/10
4.993 Kişi
·
15.414
Okunma
·
1.468
Beğeni
·
58.136
Gösterim
Adı:
Akilah Azra Kohen
Tam adı:
Akilah Azra Sarızeybek Kohen
Unvan:
Türk Psikolog ve Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1979
Azra "Akilah" Kohen 1979 yılı doğumlu Türk yazar ve psikologdur. İlk kitabı olan Fi Akilah ismi ile yayımlandıktan sonra ikinci ve üçüncü kitabı Çi ve Pi Azra Kohen yazar adıyla basılmıştır.

Azra Kohen, Azra Sarızeybek ismiyle 1979 yılında İzmir'de dünyaya gelmiştir. İstanbul'da İstanbul Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünden mezun olduktan sonra eğitim hayatına Kanada'da Ottawa Üniversitesi Üçüncü Dünya Ülkelerine Yardım Ekonomisi bölümüyle devam etmiştir. Son olarak Liverpool Üniversitesi'nde Davranış Bilimleri alanında uzmanlık yapmaya devam etmektedir. Eğitime bakış açısını bir röportajında, "Bu dünyaya öğrenmek için geldik" sözleriyle ifade etmektedir. İyi derecede İngilizce ve İtalyanca bilmektedir.

Yazdığı üçleme kitap serisi olan Fi, Çi ve Pi eserleri oldukça tanınınca Ay Yapım, bu seriyi Fi ismi ile internet dizisine uyarlamıştır. Yazar, 15 Ocak 2017 tarihinde Adana Kitap Fuarı'nda söyleşiye katılmıştır. Türk Tarih Kurumu'nun düzenlediği 1081 Çakabey Türk Tarih Kurumu İzmir Kitap Günleri, 18 Mart 2017 tarihinde Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi'nde açılacaktır ve bu etkinliğe Azra Kohen'in de katılacağı duyurulmuştur.

2001 yılında Sadok Kohen ile yaptığı evlilikten 2009 yılında dünyaya gelen bir erkek çocukları vardır. Organik tarıma, evrenin matematiğine ve bir yaratıcının olduğuna inanır. Bilinen bir politik görüşü yoktur. Kohen bir mülakatında vejetaryen olmadığını ama olmaya çalıştığını açıklamıştır.
...eğitmediğimiz, hor gördüğümüz herkes bir gün karşımıza çıkacak, üstelik ellerinde silahlarla!
Babam derdi ki, bu kadar iyi olma. Sen bu kadar iyisin diye evrenin bir yerinde birileri o kadar kötü olmak zorunda kalıyor. Evrenin tek sorunu denge...
Önce insan olacaksın, sonra Müslüman ya da Hristiyan ya da Yahudi...Tüm bu dinler, insana insanlığı öğretebilmek için sunulmuşlardır. Sen insan olmayı başarabilmek için doğduğunu anlamadıysan, hangi dine inandığının hiçbir anlamı yok.
Çünkü din gidilen bir yoldur, varılan yer değil.
"Dışarıdan delilik olarak görülebilen şeyler, içine girildiğinde hak verilen durumlar haline gelebiliyordu bu hayatta. Sadece bakış açınızı değiştirmeniz yeterliydi."
Şekilcilikle kamufle olur kötülük. Sakalı uzatır, takkeyi kafaya geçirir, kamuflaj tamamdır. Halbuki inanmak, inandığını anlamak, anladığını uygulamak ne takkeyle ne sakalla alakalıdır. Zaten anlayanın o takkeye de sakala da ihtiyacı kalmaz çünkü Yaradan ASLA şekilci değildir, şekilci olan şeytandır.
Sen, insan olmayı başarabilmek için doğduğunu anlamadıysan, hangi dine inandığının hiçbir önemi yok...
Akilah Azra Kohen
Sayfa 76 - Everest Yayınları - 1. Basım - 2019
616 syf.
·20 günde·Beğendi·10/10
Masalla gerçeği ayırt edebilecek okurlara… diye başlıyor bu seferki romanımız. Bugüne kadar Azra Kohen'in herhangi bir kitabını okumamıştım ve Aeden benim için bir ilkti diyebilirim. Ne zaman vakit bulup Ankara Olgunlar caddesinde ve diğer kitabevlerinde yenilikler ya da aradıklarım için bakınsam, Fi, Çi, Pi üçlemesini görüyordum. O kırmızı, mavi ve yeşil kapakları ile hep dikkatimi çektiler raflarda, ama bir türlü ele alıp okuma fırsatım olmadı. Ne bileyim, belki içimde yerli yazarlara karşı sanki bir güvensizlik mi hâkim desem, yoksa yabancı yazarların kalemine olan hayranlık mı desem inanın bende buna bir türlü karar veremiyorum?! Fakat bu sefer itiraf etmeliyim ki, Azra Kohen, beni kalemi ile gerçekten etkiledi ve bende kitabını okurken masalla gerçek arasında git gel yapmadım değil. Kısacası, okumamış olanlar için şunu gönül rahatlığı ile ifade edebilirim ki, kesinlikle okuyabilirsiniz ve okumalısınız da. Unutmadan: Aeden Fi, Çi, Pi üçlemesinin devamı değildir ve diğer kitaplar ile aralarında bir bağlantıda kesinlikle söz konusu değildir. İlk Fi, Çi, Pi üçlemesini seri olarak bir kitap sayan Azra Kohen, şu an okumuş olduğum Aeden adlı ikinci kitabını yayımlamıştır. Genel olarak vermiş olduğu demeç ve bilgilendirmelerde de, 9’a yakın kitap çıkartmayı planladığını ifade etmektedir.

AZ BİRAZ KİTAP HAKKINDA.
Kitabı elinize aldığınızda, içerik olarak dolu dolu geçen 611 sayfa vereceğiniz parayı gerçekten hak ediyor. Kabartma baskı kapak, dünyamız, Aeden ve hafifçe serpiştirilmiş diğer gezegenler ile birlikte siyah zeminde hoş bir görüntü oluşturuyor. Klasik kesimin dışına çıkılarak hafifçe yumuşatılmış köşeleri de farklı bir hava katmış kitabımıza. Benim için tasarımı da içeriği kadar hoş ve güzeldi diyebilirim. Romanda, biz insanların yaşamakta olduğumuz gezegenimiz dünyayı nasıl da hor kullanmakta olduğumuzu ve aslında genlerimizde taşımakta olduğumuz vahşi, vandal duygular ile hareket ettiğimiz anlatılmaktadır. Son derece etkileyici ve başarılı bir şekilde kaleme alınmış olan bu kitap, Destek Yayınları tarafından yayımlanmıştır.

AEDEN KONUSU
İnsanlar tarafından henüz keşfedilmemiş ve evrimde ileri seviyede bir canlı türünün ve farklı canlıların hep birlikte paylaşmakta olduğu gezegendir Aeden. Burada yaşayan tüm türlerin kendi aralarında telepati ile anlaştığı, tükettiğini her şeyi tekrar üretebilmenin en büyük ihtiyaç ve temel olarak görüldüğü, kendisi dâhil diğer türlere zarar vermenin düşünülemeyeceği bir cennettir Aeden. Teknolojik anlamda ve bilimsel açıdan da biz insanlardan üst seviyededirler Aedenliler.

“İçinde Çi bulunan her şey kişi olma hakkına sahiptir.” S.20

Surza ve Baruh Baba’nın büyük oğludur Sonje. Diğer asıl karakterimiz Numi ise vakti zamanında kendilerine emanet edilmiştir. Numi, psikolojik olarak kendisini bu gezegende yaşayanlardan farklı hissettiği için tüm bedenini kumaşlar ile örterek ve teninin açıkta kalan kısımlarını çamura bulayarak saklamaya çabalayan güzel bir kızdır. Numi’nin Aeden’de tek uğraşısı ve takıntısı Sonje’nin ta kendisidir.

Numi, romanın ilerleyen bölümünde, annesinin Dünya adlı bir gezegenden olduğunu öğrenir ve vakit geldiği düşünülerek, Baruh Baba’nın da müsaadesiyle Sonje ile birlikte dünyaya gelirler. İşte buradan itibaren, biz okuyucular da romanda olan karakterlerimizin gözünden biz ''insansılar'' ile tanışma fırsatını buluyoruz. (İnanın, okurken bugüne bildiğim, gördüğüm ve hayatta yaşadığım çoğu şeyi sorgulamadım değil. Bu noktadan itibaren kitap adeta bize ders verir nitelikte devam ediyor ve içimin daraldığı, resmen burkulduğu bölümler oldu). Geldikleri bu cennet gezegende (dünya’da) yaşanan olumsuzluklardan dolayı ayrı düşseler de, ikisi de içgüdüsel olarak gidişata ve sisteme karşı aynı amaç uğrunda savaş verirler. Dünyamıza ilk geldikleri yerdeki yoğun ve kirli hava nedeniyle neredeyse nefes alamaz hale gelirler. Bu ''insansı''ların kalabalığını ve bu devasa taş yığını yapıları görünce hemen Aeden’e geri dönmek isterler. Tabiatının özünde doğadan, akarsulardan ve ormanlardan oluşan bu cennette neredeyse tek bir ağacın dahi kalmaması ve gezegende yaşayan bu ''insansı''ların tüm bunlara duyarsız ve kayıtsız kalmaları ikisini de korkutur. Kendi cennetleri Aeden’e geri dönmek isteseler de, bu teorik ve teknik olarak hemen mümkün değildir. Her ne kadar bu ''insansı''ların yaşadıkları ve kendi elleri ile mahvettikleri gezegene karışmak istemeseler de, her ikisi de deneyimledikleri bazı olaylardan dolayı kalmak ve savaşmak zorunda kalır. Roman, biz insanların kendimizi bildiğimiz ve bir nebze olsun geliştirdikten sonra dünyamıza (cennetimize) aklımıza gelebilecek her anlamda neler yaptığımızı ele alıyor.

Her canlının içindeki enerjiden daha kutsal, daha önemli, daha korunması gereken hiçbir şey yoktur evrende diye öğrendik... S.240

ROMAN HAKKINDA KİŞİSEL YORUMUM
Aeden romanımız, gidişat olarak ilk başlarda okuyucuyu sıkabilecek ve ağır ilerleyen bir kitap diyebilirim. Fakat biraz sabrettiğinizde, o ağır bölümleri geçtiğiniz zaman sizi bekleyen akıcı bir roman bulacağınızı kesinlikle ifade edebilirim. Bu güzel hikâyemiz, daha öncesinde hiç bilmediğimiz, bizlere çok uzak (aslında içgüdüsel olarak hep düşlediğimiz) bir yerde başlıyor. Belki de daha önce duymadığımız birçok terimler, haberdar olmadığımız türleri okuyacağız. Bu bilgileri okurken, öğrenirken kitapta bize aktarılan terminolojiden sıkılmazsak ve bu sayfaları atlamadan okuyarak geçersek, ilerleyen sayfalarda sürükleyici ve etkileyici bir hikâye biz okurları bekliyor olacağına emin olabilirsiniz.

Gerilemenizi istemiyorum! Bu çıkmaz sokaktan çıkıp geleceğe gitmenizi, olmanız gereken şeye, İNSANA dönüşmenizi istiyorum! S.462

''Bir Dünya Hikâyesi'' ve ''Masalla gerçeği ayırt edebilecek okurlara…'' başlıklarıyla dikkatimizi çeken Aeden’i okurken, içinde bulunduğumuz dünyamıza başka bir gözle bakacağımıza ve yazım tarzı ile yaşadığımız bu düzen, gidişat hakkındaki soruların zihnimizi meşgul edeceğine eminim.

"Hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığına emin olduğunda, hiçbir şeyin bilindiği gibi olmadığını keşfetmeye başlarsın." S.601

İnsan olabilme seviyesine ve erdemine erişememiş varlıklarız biz "insansı"lar. Yaşamakta olduğumuz gezegeni (dünyamızı) adeta bir cennet bahçesine çevirebilme imkânı elimizdeyken, o’nu elbirliği ile kolektif bir şekilde cehenneme çeviriyor ve öz kaynaklarını hiç tükenmeyecekmişçesine sömürüyoruz. Romanda, henüz gelişmemiş olduğumuz defalarca bize sunuluyor ve aslında bildiğimiz, bugüne kadar hep sustuğumuz konuları okudukça adeta kendimizden utanıyoruz. Yedirdiklerimiz, içirdiklerimiz ile hem çocuklarımızı, hem de kendimizi zehirliyoruz (Burada aklıma okumuş ve incelemiş olduğum #31480010 Saklı Seçilmişler geldi defalarca). Huzuru bulabileceğimiz yeşil alanları yok edip, yerlerine güneşe bile hasret kalacağımız beton yığını binaları ve çirkinlikleri dikiyoruz. Aslında insanlığın, dünyanın en büyük sorunu olan para için çocuklarımızın başkaları tarafında istismar edilmelerine izin veriyoruz (TV’de olan pedofili yarışmalar ve programlar aracılığı ile vs). Gezegenimizin manyetik dengesinin bozulabileceği ihtimalini ve fizik kanunlarını umursamadan dünyanın yer altı kaynaklarını tamamını sömürebilmek adına elimizden geleni yapıyor ve dünyanın yer altını İsviçre peynirine çeviriyoruz. Üzerlerinde deneyler yaptığımız canlı türlerinin ruhlarını ve onların yaşama dair olan haklarını sorgusuz sualsiz ellerinden alıyoruz. Neden? Daha güzel olmak, daha sağlıklı yaşamak ve doymak bilmeyen "insansı" bedenimizin ruhunu tatmin etmek için. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, okul adını verdikleri kapalı eğitim sisteminde onların (gücü elinde bulunduranların) istekleri doğrultusunda gelecek için köleleştiriliyoruz. Bizlere bunları yaptıran nedir? İçimizde var olan her şeye sahip olabilme hırsı bence. Daha güzel görünelim diye aldığımız kozmetik ürünleri için kaç canlı deniz hayvanı ölmüş kimin umurunda! Bir Gala’ya giderken boynumuza attığımız bir kürk için kaç canlı acı çekerek öldürüldü kimin umurunda! İşte bu noktadan itibaren okurken gerçekler teker teker yüzümüze vurulmaya başlanıyor ve sorgulamaya, nasıl olurda bu yaşananlara dur demeyerek, bencilce davranarak bu kadar kifayetsiz kaldığımızı düşünür oluyoruz.

“Değiştirmek istiyorsan güçlenip dâhil olacaksın. Ancak güçlenmeden dâhil olmaya kalkanlar sistemin çarkları altında öğütülüyorlar.” S.558

Azra Kohen, romanda bahse konu olan birçok bilgi, belge ve makaleleri kaynak olarak belirtmekten de geri kalmamış. Şayet konu hakkında şüpheye düşen olursa, gerekli bilgileri eşleştirebilir ve kendi araştırmasını da yapabilir demek istiyor burada bize. Yazar, bildiğimiz dünya genelinde kullanılan internetin dışında, birçoğumuzun DeepWeb diye bildiği, asıl gerçeklerin barındırıldığı ve belki de çoğunuzun görmek istemeyeceği (aklınıza gelebilecek her türde) resim, video, belgelerin saklandığı ve bunun dışında tüm illegal işlerin el altından paylaşıldığı, yürütüldüğü platforma da dikkat çekmektedir.

"Bu gezegende insanlık dışı bir şey var ve o şeyin kaynağını bulmak zorundasınız!" S.543

Evet, bu gezegende gerçekten insanlık dışı bir şey var! Uygarlık olarak henüz tam anlamda çözemediğimiz bir teknolojinin kölesi olmuş durumdayız. Ruhumuzun ihtiyacı olan şeylere önem vermek yerine, gelişen teknoloji ve bilimin olumsuz yönlerine esir olmuşuz ve farkında olmadan insanlığını, umudunu yitirmiş, ruhu olan duygusuz bedenler (yaşayan ölüler) gibi enerjimize tanınan sürenin dolmasını bekliyoruz bu cennette. Yaşadığımız ve korkunun bize engel olduğu bu dünyada, bilginin her yerde olduğunu ve aslında arayan herkesin bilginin kaynağına ulaşabileceğini unuttuk ya da unutturmak istiyorlar.

Sorulmaması gereken sorular vardı “Ariler” tarafından yasaklanmış. S.380

Yukarıda olan alıntıya aşağıda olan alıntı çok güzel bir şekilde cevap veriyor (Bunu her anlamda düşünebiliriz!).

“Evrende her şey ihtiyaçtan doğar Numi, fark edişlerin merakını motive eder, merakın analiz yapabilmeni tetikler, analizlerin özgür iradeni besler. Sana söylenenin dışında da yollar olduğunu keşfetmeye başlarsın.” S.120

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ Adem YEŞİL ~
592 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Dünya geoittir, iki artı iki dört eder, bir saat altmış dakikadır… diye gider bizlerin koşullu doğruları. Peki, bunlar kimin doğruları ve başkalarının doğruları bu kadar net, sorgusuz kabul etmemizin sebebi nedir? İnsan sorgulayan bir organizma değil miydi? Hayatta her şeyi kendi gözlem ve deneyimlerimiz ile bilmemiz mümkün değildir. Bazı şeyleri koşulsuz kabul eder ve onu doğru kabul edip, bir daha sorgulamamak üzere belleğimize hapseder, o bilgi doğruluğunda yaşamımızı devam ettiririz.

“...doğru daima doğrudur ta ki birileri onun yanlış olduğunu kanıtlayana kadar ve tarih doğru sanılan yanlışlarla doludur.” ( Alıntı #39743689 )

Okuduğum kitaplar, kendi çapımda yaptığım bütün araştırmalar bana der ki; “sadece bilmeni istedikleri kadarını bilebilir, öğrenebilirsin.” Ondan daha fazlasını ise ne görür, ne okur ve ne duyabilirsin… Ancak düşlemek, kurgusunu yapmak ve düşünmek bana bırakılmıştı… Demek ki insan aynı zamanda düşünebilen de bir organizmaydı. Benim çıkardığım sonuç ise; “Başkalarının kurduğu ütopyalarda halk sıfatı adı altında sorgulamadan nefes alıp vermekti yaşamak.”

“Kadınlar hayata katılınca yaşam tohumlanır, kurak araziler ormanlara, kültürler mirasa dönüşürdü.” (Alıntı #39993582 )

Erkek devlet, kadın aile kurar.
Ve kadınlar… Dünya var olduğundan beri iğne ucu kadar kısa bir zaman diliminde kimliğine kavuşmuş, toplumların rahmi olan kadınlar. Cinsiyeti erkek olan bir devlette kadın olmak elbette çok zor bir iştir. Çünkü bu devlet senin kadın olduğunu fark etmez, özel durumlarını, özel ihtiyaçlarını bilmez ve koşulsuz yaşamına üst üste yükler ekler durur. Çocuk, mutfak ve yatak odası arasında bir dünya düzeni kurdurur. Ancak “Cumhuriyet” ile bir söz söyleme hakkımız, muhatap bulma çabamız gerçekleşebilir. Onun dışında kadın; bir erkeğin açlığına şehvet, gözlerine arzu, bedenine ısı, okuna hedef, evine hizmetli ve çocuklarına bakıcı olmak ile kalır. Toplum düzeninin yegâne mimarı olan kadınların hakkı verilmedikçe; çorak toprakları yeşiller ile dolduramayız ve en küçük bir afette yerle yeksan olup, bir daha kalkmayacak şekilde yaralar alırız.

“Sen, insan olmayı başarabilmek için doğduğunu anlamadıysan, hangi dine inandığının hiçbir önemi yok...” ( Alıntı #39654353 )

Yazarımız Azra Kohen de genç yaşına rağmen benim gözümde bir “kadın” devrim mimarıdır. Baş koyduğu yolda kendi cinslerinin destekçisi, yol göstericisi ve aynı zamanda hem keşifçi, hem de takipçisidir. Fİ Çİ Pİ ile yazım hayatına başlayıp, Aeden ile taçlandırıp “Gör Beni” isimli kitabıyla okurlarını önce bilgilendirmek, ardından bilinçlendirmek ve dahasında bir duygu tufanına sokup hem hüzünlendirmek hem de eğlendirmek istemiştir. Kendi adıma; bu konu da başarılı da olmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum. Dahası için bknz.  http://www.akilah.co

Eserinde ise Fred – ki bu benim kahramanımdır – var ki sizi taa insanlığın var oluşuna kadar indirip, insanlığınızı sorgulatıyor. Yazarın kurgunun yanında verdiği akademik bilgiler kitap için ne kadar araştırma ve inceleme yaptığının kanıtıdır. Merakım olan antik çağ, dinler ve yaratılış gibi hususlarda verdiği bilgiler takdire değer ve okurların yeni şeyler öğrenmesinde, meraklarını çekip araştırmalar yapmasına sebep olabilecek kadar güzelce hazırlanmıştı.

Şu bir gece de cahil kaldık diyenlere de “İnsan dilini muhatabına göre seçer,” demek istiyorum.

Cumhuriyet döneminde kadın olmak, kadın başına hayata tutunmak ve acılarla, savaşlarla yaşam mücadelesine tanıklık etmek eserle beraber mümkündür. Bilginin ışığında yürümenin, kadına ayak bağı olunmadığında nasıl dünyayı sırtında taşıyacağının betimlemeleriyle dolu, harika bir gözlem ve yazarın belleğindeki bilgilerin nasıl taze diri olduğunu cümlelere dökülmüş haliydi “Gör Beni.” Karşıt hayatların önyargıları ile baktığı ve burun büktüğü ötekilerin içerisine daldığında aslında onsuz yaşamın tahayyül dahi edilemeyeceğini, kesin yargının insanı yanıltmaktan öte bir şey olmadığını, kendi hayatında yaşamadığın, yaşatmadığın ve gözlemlemediğin hiçbir şeyin doğruluk pay olmadığını yazar yüzümüze vurmaktadır.

Kitabın kapak tasarımı muazzam denecek kadar güzel. Sade bir renk üzerine yırtılmış bir yerden fırlayan bir kadın ve atın birer gözü… Kapak tasarımını ben çok beğendim ve içerik ile çok alakalı buldum. Yine bunu Platon’un mağara alegorisine cevaben verilmiş bir cümle ile tamamlamak istiyorum; “Konfor alanının dışına çıkamazsan değişemezsin. Değişemezsen geleceğin parçası olamazsın.” Gerçekten kapakla uyumlu olduğum bu cümle her şeyin ve kurgunun bir nevi özeti gibidir.

Kitap iki cildin birincisidir. Kısa bir zaman sonra devamı olan “Dinle Beni” ile kurgu devam edecektir. Kitap içerisinde onun üzerinde harf, cümle hataları mevcuttur. Birçok kez karşılaştıktan sonra hataları görmemeye çalıştıysam da çok hatayla karşılaştığımı söylemek isterim.

Sözün özü; kitap gerçekten içeriği bilgi dolu ve hatta okurunun yeni bilgiler öğreneceği bir eserdir. Kitap içerisinde sizi betimleyen bir karakterinde varlığına inandığım için okunulası ve tavsiye edilesidir.

Nakkar… Pek Yakında…
“Toplumları doğuran kadınları kişi olarak görmeyen, karanlığa iten toplumlar, mazeretleri ne olursa olsun, yok olmaya, yağmalanmaya ve köle olmaya mahkumdurlar, çünkü kölelik anneden geçer.” (Alıntı #39999230 )

Sevgi ile kalın…
616 syf.
·Beğendi·9/10
Bu kitap tam anlamıyla uyanışımız adına mucize! Size Dünya gerçeklerini avaz avaz bağıran, kanıtlar sunan, insanlıgınızı sorgulatan, okudugunuz bilgiler karşısında sizi yıkan olaganüstü bir kitap. Bu kitabı okuduktan sonra yakın cevremdekilere bir süre hep Aeden'den bahsettim. Hatta oyle bir psikolojiye bürünmüstüm ki sokağa cıkıp gördügüm insanlara al bu kitabi ve lütfen bunu oku dememek icin zor tutmusumdur kendimi. Ayrıca Azra Kohen'in en sevdigim yanlarından biri de kitabı yazarken sizi her konuda bilgilendirmeye calısmasıdır. Fizik, kimya, matematik, sanat... Ve konu hakkinda daha fazlasini bilmek, arastirmak isteyenlere ekte kaynak sunuyor olması bence harika bir sey. Sahsen ben bu kitabı okuduktan sonra daha duyarlı biri olmaya basladigimi dusunuyorum. Kitabın konusu ise Aeden gezegeninde yaşayan Sonje ve Numi'nin Dünya gezegenine gelip biz "insansıların" Dünya'ya, hayvanlara, çocuklara, havaya, suya vb. verdigimiz zararları görmesi üzerine Dünya'yı kurtarmak için harekete geçmelerini ve bu süreçte başlarına gelen olayları anlatiyor bunu öyle güzel, öyle akıcı bir dil ile anlatıyor ki sanki siz de Aeden gezegeninden gelmiş, Dünya'nin,insansiların haline hayret ederek bakıyorsunuz ve onlarla birlikte Dünya'yı kurtarmak adına savaşıyorsunuz. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düsünüyorum. Umarım hak ettigi degeri gorur. Daha cok okunur ve daha cok sevilir. Benim icin her zaman bambaska bir yeri olacak!
600 syf.
·1 günde·5/10
Popüler kültürün eseri desem doğru olur sanırım Fi için. Ben de meraktan, edindim ve sadece iki saat on beş dakikada bitirdim kitabı.
Öyle dikkat kesilerek, aman bir şeyler kaçırmayayım diyerek okunan kitaplardan değildi. Sanki yazar bir boşluk yaşarken bu halk ne okur acaba derken yazmış kitabı.
O kadar çok okundu ki belki insanların bir bildiği vardır diyerek okudum ben de. Merak etmektense, fikir sahibi oldum diyerek boşa geçen iki saatime üzülmeyeceğim şimdi.
Bir dansçı, bir müzisyen ve bir psikolog arasındaki takıntılı ve bir o kadar da bayıcı ilişkiyi anlatıyor Fi. Can Manay karakteri hem hoca hem ünlü hem de tabiri caizse sapık. Duru desen kendi fikirleri olmayan, başkalarının yolundan ilerleyen tipik bir insan. Insanların gözlerinde parıltılarla okudukları kitabın hiçbir tutulacak yanının olmadığını farkederek, okumayın diyorum. Ben yaptım siz yapmayın.
616 syf.
Yine muazzam güzellikte, benzersiz ve çok naif... 4. Kitabında da ; içine doğduğumuz pis düzeni, birilerinin çıkarları için şekil almış sistemi yüzüme vururken, aşkı, yaşamı, insanı anlayabilmem ; potansiyelime doğabilmem için elimden tutuyor.Azra Kohen'in beni benden alan anlatımı, dünyası ve doğru bilgi aktarımıyla hala tanışmadıysanız çok şey kaçırdınız.. Fi, Çi, Pi ile hemen başlayın..
592 syf.
·9 günde·Beğendi
Hayatımda ilk defa bir kitabın basımını gözledim, çıkar çıkmaz sipariş verdim. Gör Beni inceleme videm: https://youtu.be/jVK65t2BofQ Ve beklediğim o zamanların, heyecanın kat kat karşılığını verdi Azra Kohen.
Etrafa öyle güzel ışık saçıyor, aydınlatıyor ki. Anlamlarda buluşuyoruz onunla, bilgime bilgi katıyor ve önyargılarımızdan, doğru bildiğimiz yanlışlardan sıyırıp çıkarıyor bizi.
İnsan olarak bu evrende varoluş sebebimizi arama yolunda, doğru ve sürekli yenilenen bilgiye ulaşma yolunda örnek aldığım bir insan. Yine bana birçok konuyu araştırmamda öncü oldu, bilgiye ulaşmak için çabada olmayı bir kez daha hatırlattı.
Gör Beni’de, dinler tarihi, insanlık tarihi, Cumhuriyet kurulurken toplum ve arka planda oynanan oyunlar ve tüm bu karmaşa içinde tüm naifliğiyle bir aşk. Gerçek insanın nasıl olması gerektiği ama buna karşılık kötülerin, parazitlerin, hayattan anlam çalan insanların da bulunduğu bir kaos.
Sen hangisini seçtin? Hayata anlam katmayı mı yoksa onu yağmalayıp, evrenin paraziti olmayı mı?
Akilah Azra Kohen
320 syf.
·9/10
2 yıl aradan sonra 2. Kitabı da okuyabildim. 3. Kitaba hemen başlamayı düşünmüyorum. Çünkü insanın psikolojisini alt üst ediyor ara vermek şart. Acaba bende takıntılı mıyım Bu şekil bir psikolojik rahatsızlık bende de var mıdır diye düşünmeden edemiyorsunuz.

Silik ezik bir karakter Duru, İlk kitapta biraz daha güçlü tuttuğunu koparan biri olarak betimlenmişti taki finale kadar ne akla hizmettir deney uğruna adamın yatağına girmek sen bilim insanımısın. Bu ne saçma bir deney.

Güya psikolog olan ama kendine bile faydası olmayan akılsız acilen tedavi görmesi gereken bir Can manayda var.

Ada ve gokseli yazmaya gerek görmüyorum.
En Mükemmel karakter Bilge. Keşke ana kahraman o olsaydı akıllı, düşünceli, idealist Bilge seviyorum kız seni diğer idolümde Özge neler çektin be yavrum.

Evet sevişme, birleşme kitaptaki tabiriyle çiftleşme öğeleri barındırıyor ancak grinin elli tonu kitaplarıyla aynı kategoriye konulmasına karşıyım. Bu kitap serisinde sadece bunlar yok. Kitap aşk kitabı ancak Kürk mantolu madonnada değil. Hikayeden çok anlatım tarzı güzel. Karakterler öyle güzel anlatılıyor ki sanki senelerdir tanıyor, onlarla beraber yaşıyor gibi hissediyorsunuz. psikoloji hakkında da değişik bilgilerde öğrenmeniz mümkün.

+18 li bölümler olmasa da olurdu evet ama o zamanda bu kitaplar bu kadar tutulmazdı. Hiç ismi duyulmayan bir yazar başka nasıl ünlenebilir ki. TV dünyasında bile sıradan bir dizinin +18li sahneleri gösterildiği anda reytingler tavan yaparken yazarımız elbette tutulması için cüretkar şeyler yazmak zorundaydı.
600 syf.
·25 günde·6/10
Karakterlere yüklenen tanrısallık, anlatımı durdurup verilen hayat dersleri, birbirinden kopuk zaman ve mekan algısı ile kapağın ve popülerliğinin hakkını verememiş. Kendimden birşeyler bulduğum karakterlerin bile kendi içinde çelişen ifadeleri ile yoran, her ne kadar tüm hikayeleri yarım bırakmış olsa da serinin diğer kitaplarına istekle geçmemi sağlayamayan bir kitap. Akışın sağlanamadığı yerlerde cinsellik vurguları abartılmış ve çoğu zamanda karaktere ters tutumlar sergilenmiş. Şairane bir kaç cümlesi ile alıntıları sayfalarımızı süsleyecek bir kitap olmaktan ileri gidemeyeceğini düşünüyorum.
616 syf.
·Beğendi·9/10
Kitabın ilk inceleme yazısını ben yazmak istedim. Pi yi okuduktan sonra acaba bir daha böyle bir maceraya ne zaman dahil olurum diye merakla beklediğim bir kitaptı ve tabiki beklediğime değdi. Çıktığı hafta alıp çabucak bitirdim canım kitabımı.Her tarafı not kâğıtlarıyla doldu ,altını cizemdigim yer yok gibi. Her ne kadar fantastik bir öykü ile baslayada gerçek bir Dünya hikayesi Aeden. Dünyanın yok edilis öyküsü...İçinde yaşadığı yeri nasıl mahvedebilir insanoğlu bir kere daha gözler önüne seriyor kitap ve bir çoğumuzun görmekten, duymaktan bile korktuğu gerçekleri yüzümüze vuruyor adeta.
616 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
Bu kitabı okumadan önce 'Şeker yemeyin, sizi kanser ediyor, öldürüyor' diyen ben. 'Tıbbi tedavileri bırakın, bütün güç doğada, bizde' diyen de ben. 'Bu kadar sapkın bir dünyada var mı cana değer veren birileri' diye sorgulayan yine ben.
Bu kitabı elime aldığımda bana bu kadar uygun bir kitap okuyacağımı düşünmemiştim. Kitabın her satırı çığlık çığlığa içimdeki acıyı haykırıyor resmen. Görmezden geldiğimiz, değer vermediğimiz, acının üstünü örttüğümüz ne varsa hepsi bu kitapta.Bu kadar ütopik bir kitap nasıl Dünyamızın gerçeklerine böylesine bağlanmış? Nasıl da gözümüze sokuyor hayatın sapkınlıklarını, kirlenmiş düşüncelerimizi, paranın akıl almaz kıymetini.
Mutlaka okuyun. Herkese okutturun. Torunlarınıza mirasınız olsun bu kitap. Öyle ki bence müfredatlarda zorunlu tutulsun çocukların okuması. Bir çocuğa aşılarsak bu düşünceleri belki yüz yıl sonra az da olsa düzelir bu kirli dünya. Belki kirli ellerini yıkar az da olsa. Belki insanlar dokunmaz o zaman küçücük çocukların bedenlerine! Kadınları parayla alıp satmazlar, paranın her şeye pislik bulaştırdığını anlarlar, gücün otoritenin insanlarda değil yaşamda olması gerektiğini anlarlar, can almanın ezici yükünü anlarlar. Belki. Bir umut işte.

Yazarın biyografisi

Adı:
Akilah Azra Kohen
Tam adı:
Akilah Azra Sarızeybek Kohen
Unvan:
Türk Psikolog ve Yazar
Doğum:
İstanbul, Türkiye, 1979
Azra "Akilah" Kohen 1979 yılı doğumlu Türk yazar ve psikologdur. İlk kitabı olan Fi Akilah ismi ile yayımlandıktan sonra ikinci ve üçüncü kitabı Çi ve Pi Azra Kohen yazar adıyla basılmıştır.

Azra Kohen, Azra Sarızeybek ismiyle 1979 yılında İzmir'de dünyaya gelmiştir. İstanbul'da İstanbul Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümünden mezun olduktan sonra eğitim hayatına Kanada'da Ottawa Üniversitesi Üçüncü Dünya Ülkelerine Yardım Ekonomisi bölümüyle devam etmiştir. Son olarak Liverpool Üniversitesi'nde Davranış Bilimleri alanında uzmanlık yapmaya devam etmektedir. Eğitime bakış açısını bir röportajında, "Bu dünyaya öğrenmek için geldik" sözleriyle ifade etmektedir. İyi derecede İngilizce ve İtalyanca bilmektedir.

Yazdığı üçleme kitap serisi olan Fi, Çi ve Pi eserleri oldukça tanınınca Ay Yapım, bu seriyi Fi ismi ile internet dizisine uyarlamıştır. Yazar, 15 Ocak 2017 tarihinde Adana Kitap Fuarı'nda söyleşiye katılmıştır. Türk Tarih Kurumu'nun düzenlediği 1081 Çakabey Türk Tarih Kurumu İzmir Kitap Günleri, 18 Mart 2017 tarihinde Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi'nde açılacaktır ve bu etkinliğe Azra Kohen'in de katılacağı duyurulmuştur.

2001 yılında Sadok Kohen ile yaptığı evlilikten 2009 yılında dünyaya gelen bir erkek çocukları vardır. Organik tarıma, evrenin matematiğine ve bir yaratıcının olduğuna inanır. Bilinen bir politik görüşü yoktur. Kohen bir mülakatında vejetaryen olmadığını ama olmaya çalıştığını açıklamıştır.

Yazar istatistikleri

  • 1.468 okur beğendi.
  • 15.414 okur okudu.
  • 837 okur okuyor.
  • 8.251 okur okuyacak.
  • 414 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları