Funda Acar

Funda Acar

Editör
7.7/10
99 Kişi
·
116
Okunma
·
1
Beğeni
·
69
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
592 syf.
·10 günde·Beğendi·8/10
Dünya geoittir, iki artı iki dört eder, bir saat altmış dakikadır… diye gider bizlerin koşullu doğruları. Peki, bunlar kimin doğruları ve başkalarının doğruları bu kadar net, sorgusuz kabul etmemizin sebebi nedir? İnsan sorgulayan bir organizma değil miydi? Hayatta her şeyi kendi gözlem ve deneyimlerimiz ile bilmemiz mümkün değildir. Bazı şeyleri koşulsuz kabul eder ve onu doğru kabul edip, bir daha sorgulamamak üzere belleğimize hapseder, o bilgi doğruluğunda yaşamımızı devam ettiririz.

“...doğru daima doğrudur ta ki birileri onun yanlış olduğunu kanıtlayana kadar ve tarih doğru sanılan yanlışlarla doludur.” ( Alıntı #39743689 )

Okuduğum kitaplar, kendi çapımda yaptığım bütün araştırmalar bana der ki; “sadece bilmeni istedikleri kadarını bilebilir, öğrenebilirsin.” Ondan daha fazlasını ise ne görür, ne okur ve ne duyabilirsin… Ancak düşlemek, kurgusunu yapmak ve düşünmek bana bırakılmıştı… Demek ki insan aynı zamanda düşünebilen de bir organizmaydı. Benim çıkardığım sonuç ise; “Başkalarının kurduğu ütopyalarda halk sıfatı adı altında sorgulamadan nefes alıp vermekti yaşamak.”

“Kadınlar hayata katılınca yaşam tohumlanır, kurak araziler ormanlara, kültürler mirasa dönüşürdü.” (Alıntı #39993582 )

Erkek devlet, kadın aile kurar.
Ve kadınlar… Dünya var olduğundan beri iğne ucu kadar kısa bir zaman diliminde kimliğine kavuşmuş, toplumların rahmi olan kadınlar. Cinsiyeti erkek olan bir devlette kadın olmak elbette çok zor bir iştir. Çünkü bu devlet senin kadın olduğunu fark etmez, özel durumlarını, özel ihtiyaçlarını bilmez ve koşulsuz yaşamına üst üste yükler ekler durur. Çocuk, mutfak ve yatak odası arasında bir dünya düzeni kurdurur. Ancak “Cumhuriyet” ile bir söz söyleme hakkımız, muhatap bulma çabamız gerçekleşebilir. Onun dışında kadın; bir erkeğin açlığına şehvet, gözlerine arzu, bedenine ısı, okuna hedef, evine hizmetli ve çocuklarına bakıcı olmak ile kalır. Toplum düzeninin yegâne mimarı olan kadınların hakkı verilmedikçe; çorak toprakları yeşiller ile dolduramayız ve en küçük bir afette yerle yeksan olup, bir daha kalkmayacak şekilde yaralar alırız.

“Sen, insan olmayı başarabilmek için doğduğunu anlamadıysan, hangi dine inandığının hiçbir önemi yok...” ( Alıntı #39654353 )

Yazarımız Azra Kohen de genç yaşına rağmen benim gözümde bir “kadın” devrim mimarıdır. Baş koyduğu yolda kendi cinslerinin destekçisi, yol göstericisi ve aynı zamanda hem keşifçi, hem de takipçisidir. Fİ Çİ Pİ ile yazım hayatına başlayıp, Aeden ile taçlandırıp “Gör Beni” isimli kitabıyla okurlarını önce bilgilendirmek, ardından bilinçlendirmek ve dahasında bir duygu tufanına sokup hem hüzünlendirmek hem de eğlendirmek istemiştir. Kendi adıma; bu konu da başarılı da olmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum. Dahası için bknz.  http://www.akilah.co

Eserinde ise Fred – ki bu benim kahramanımdır – var ki sizi taa insanlığın var oluşuna kadar indirip, insanlığınızı sorgulatıyor. Yazarın kurgunun yanında verdiği akademik bilgiler kitap için ne kadar araştırma ve inceleme yaptığının kanıtıdır. Merakım olan antik çağ, dinler ve yaratılış gibi hususlarda verdiği bilgiler takdire değer ve okurların yeni şeyler öğrenmesinde, meraklarını çekip araştırmalar yapmasına sebep olabilecek kadar güzelce hazırlanmıştı.

Şu bir gece de cahil kaldık diyenlere de “İnsan dilini muhatabına göre seçer,” demek istiyorum.

Cumhuriyet döneminde kadın olmak, kadın başına hayata tutunmak ve acılarla, savaşlarla yaşam mücadelesine tanıklık etmek eserle beraber mümkündür. Bilginin ışığında yürümenin, kadına ayak bağı olunmadığında nasıl dünyayı sırtında taşıyacağının betimlemeleriyle dolu, harika bir gözlem ve yazarın belleğindeki bilgilerin nasıl taze diri olduğunu cümlelere dökülmüş haliydi “Gör Beni.” Karşıt hayatların önyargıları ile baktığı ve burun büktüğü ötekilerin içerisine daldığında aslında onsuz yaşamın tahayyül dahi edilemeyeceğini, kesin yargının insanı yanıltmaktan öte bir şey olmadığını, kendi hayatında yaşamadığın, yaşatmadığın ve gözlemlemediğin hiçbir şeyin doğruluk pay olmadığını yazar yüzümüze vurmaktadır.

Kitabın kapak tasarımı muazzam denecek kadar güzel. Sade bir renk üzerine yırtılmış bir yerden fırlayan bir kadın ve atın birer gözü… Kapak tasarımını ben çok beğendim ve içerik ile çok alakalı buldum. Yine bunu Platon’un mağara alegorisine cevaben verilmiş bir cümle ile tamamlamak istiyorum; “Konfor alanının dışına çıkamazsan değişemezsin. Değişemezsen geleceğin parçası olamazsın.” Gerçekten kapakla uyumlu olduğum bu cümle her şeyin ve kurgunun bir nevi özeti gibidir.

Kitap iki cildin birincisidir. Kısa bir zaman sonra devamı olan “Dinle Beni” ile kurgu devam edecektir. Kitap içerisinde onun üzerinde harf, cümle hataları mevcuttur. Birçok kez karşılaştıktan sonra hataları görmemeye çalıştıysam da çok hatayla karşılaştığımı söylemek isterim.

Sözün özü; kitap gerçekten içeriği bilgi dolu ve hatta okurunun yeni bilgiler öğreneceği bir eserdir. Kitap içerisinde sizi betimleyen bir karakterinde varlığına inandığım için okunulası ve tavsiye edilesidir.

Nakkar… Pek Yakında…
“Toplumları doğuran kadınları kişi olarak görmeyen, karanlığa iten toplumlar, mazeretleri ne olursa olsun, yok olmaya, yağmalanmaya ve köle olmaya mahkumdurlar, çünkü kölelik anneden geçer.” (Alıntı #39999230 )

Sevgi ile kalın…
592 syf.
·9 günde·Beğendi
Hayatımda ilk defa bir kitabın basımını gözledim, çıkar çıkmaz sipariş verdim. Gör Beni inceleme videm: https://youtu.be/jVK65t2BofQ Ve beklediğim o zamanların, heyecanın kat kat karşılığını verdi Azra Kohen.
Etrafa öyle güzel ışık saçıyor, aydınlatıyor ki. Anlamlarda buluşuyoruz onunla, bilgime bilgi katıyor ve önyargılarımızdan, doğru bildiğimiz yanlışlardan sıyırıp çıkarıyor bizi.
İnsan olarak bu evrende varoluş sebebimizi arama yolunda, doğru ve sürekli yenilenen bilgiye ulaşma yolunda örnek aldığım bir insan. Yine bana birçok konuyu araştırmamda öncü oldu, bilgiye ulaşmak için çabada olmayı bir kez daha hatırlattı.
Gör Beni’de, dinler tarihi, insanlık tarihi, Cumhuriyet kurulurken toplum ve arka planda oynanan oyunlar ve tüm bu karmaşa içinde tüm naifliğiyle bir aşk. Gerçek insanın nasıl olması gerektiği ama buna karşılık kötülerin, parazitlerin, hayattan anlam çalan insanların da bulunduğu bir kaos.
Sen hangisini seçtin? Hayata anlam katmayı mı yoksa onu yağmalayıp, evrenin paraziti olmayı mı?
Akilah Azra Kohen
592 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Her satırın altını çizmek, aynı cümleleri defalarca okumak istedim. Dinler tarihinden, yakın tarihe, oynanan oyunlara, insanoğludan saklanan bilgilere ve saklanma sebeplerine, tarihten tanıdığımız , bildiğimiz insanların yanında harika bir yolculuktu. Özellikle tüm kitaplarını severek okuduğum Fred Alan Wolf'un öğrencisi olmak en sevdiğim bölümler oldu. O siniftaydim ve Fred Alan Wolf'un anlattıkları ile mest oldum. Ben de öğrenciler gibi notlar aldım, pek çok konuyu tekrar araştırmak , daha çok bilmek için motive oldum.
Okumadan geçmeyin, sonsuz sevgi ve saygılarımla.
592 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
BİZ'ler için ilaç gibi bir kitap okudum. Çıkmasını sabırsızlıkla bekleyip, çıktığı gibi aldım.
Gör Beni" Herkesin mutlaka ama mutlaka okuması gereken kitaplardan. Azra Kohen'in her kitabında, dinlediğim her konuşmasında her zaman belirttiği "Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir"in hali yine. Kitaptaki karakterlerin karşılaşması ve 'Aşk' ile çarpışmaları mutlak bir sebebiyet için.
Azra Kohen karakterlerin isimlerinin bile gelişigüzel verilmediğini söylüyor. Her bir karakterin isimlerinin anlamlarını araştırınca neyi niçin yazdığını anlıyorsunuz zaten.
Kitabın orjinal ismi "Gör Beni: İki Devrin Hikayesi" Kitaba başlarken Fred ile başlayıp onun ağzından öyle bilgiler veriyor ki taa en başa gidip insanlığımızı sorgulatıyor. Yazarın bu bilgileri bize aktarmak için ne kadar çok araştırma yaptığını anlıyor ve okurken hepsini araştırma ihtiyacı hissediyorsunuz. Dipnotlarla kaynaklar da verildiği için bakıyorsunuz,öğreniyorsunuz ve kitabın son sayfasını kapattığınızda bilgi deposu haline dönüşüyorsunuz.
Ve yine Cumhuriyet dönemini öyle güzel anlatmış, Atatürk'ün yaptığı devrimleri ince ince öyle güzel detaylandırmış ki, bir kez daha hayran kaldım ama onun yaptıklarının nasıl yok edildiğini düşünerek üzüntülere de gark oldum.
Savaşı izleyenlrle savaşanlar arasındaki farktır Cumhuriyet'i okudum.
Bu konuyu işlerken "Karşıt" hayatların, önyargılar ile birbirini nasıl yanılttığını, kesin yargılarımızın bizi yanıltmaktan başka bir şey olmadığını görüyoruz. Benim "Aeden"kitabında da kendime düstur yaptığım, elimden geldiğince uymaya çalıştığım birsözü var: "Önyargı düşüncenin en büyük hastalığıdır "işte bu söz bu kitapta da karşımıza çıkıyor. Önyargı yapmamak için insanın kendini karşısındakinin yerine koyması gerektiğine can-ı gönülden katılıyorum.Belki senin gibi doğsaydım ve yaşasaydım senin gibi davranacaktım.Keza sen de benim yerine koyarsan 'benim gibi olacaktın.Bu yüzden sen-ben değil BİZ olabilmeli toplumdaki deşarj için birlik olmalı ve kendimizi yok etmeye değil,var etmeye çalışmalıyız.
Kadın olmanın başlı başına bir ihtilal olduğunu defalarca vurgulayan ve kadının önemini kafaya vura vura anlatan bir kitap. Hepimiz okuyalım ve ortak bilinçte buluşalım🤗
592 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
592 sayfalık romanını en mükemmel şekilde özetlemiş yazar; iki devrin hikayesi.

Bütün yaşadığı acılarla, feda ettikleriyle bir devirdi Semiha Hanım.
Hayalinin peşinde koşarken bir devirdi Ayşe.
Çocukluğunu, bilginin peşinde koşturarak geçirirken bir devirdi Ali.
En yüce duyguyu hayatının başlarında tadarken bir devirdi İlmiye.
İlmiye ile beraber tamamlanırken bir devirdi Orhan.
Savaşın ona kazandırdıklarıyla/kaybettirdikleriyle Dudu’dan Ülkü’ye evrilirken bir devirdi Ülkü.
Ruhunun dayanılmaz sarsıntılarından yeniden doğarken bir devirdi Selim.

Ve bu kitap iki devrin hikayesiydi.

Birbirine sevgiyle bağlıydı; Zübeyde Hanım, Semiha Hanım, Ayşe, Ülkü, İlmiye ve Ali. Savaş ellerinde başka bişey bırakmamıştı çünkü. Tek varlıkları birbirine duydukları sevgiydi. Hayata tutunabilmek için yetterliydi onlara bu sevgi. Hatta kalplerinden taşan sevgiyle Lütfiye Hanımı da Latife Hanımı da iyileştirdiler.

Kitaptaki bütün insanların gelişimlerine, değişimlerine ve içlerinde yaşadıkları devrime şahit olurken inanılmaz bir bilgi tufanına yakalanıyorsunuz. Benim tavsiyem mutlaka okunması gereken bu kitabı sindirerek okumanız. Hazmederek ilerlemeniz. En ufak bir detayı bile kaçırmamanızdır.
595 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Sevgili Azra KOHEN; farklı, merak uyandırıcı, araştırmaya sevk eden bir o kadar da duygularla bezenen bir kitap yazmış. Soluksuz okudum. Kitap içinde önerdiği müzikleri keyifle dinledim. Kitabı okurken kendimi henüz keşfetmediğimi fark ettim. Kadın olarak kendisine katkıları için teşekkür ediyorum.
592 syf.
Kapaktan başlamak istiyorum öncelikle at gözü ve insan gözünü bir arada vermiş yazar. Ne anlatmak istiyordu? Kahramanı Ülkü ile babasının atı olan “Yakışıklı” arasındaki yakınlığı göstermek istemiş. Tabi sadece kitap bundan ibaret değil. Osmanlı sadrazamın oğlu Selim ile Ege’de Kurtuluş Savaşında bedeller ödemiş ailenin Yaman kızı Ülkü’nün hikayesi. Kuru bir aşk hikayesi değil. Okurken hayret edeceğiniz birçok bilgi ediniyorsunuz. Araştırmanız ve okumanız tavsiyesiyle
Henüz kitabın ilk sayfasında olmama rağmen bir inceleme paylaşmadan edemedim.. 10 dakikadır henüz ilk sayfaya bakıyorum, düşünüyorum. Çıtayı çok yükselttin Azra Kohen... Umarım kitabın geri kalanında da istediğimi bulurum.. Ayrıca sayfaların altında paylaşılan müzikler bir harika.. Bu müzikleri daha önce hiç dinlememiş olmamdan dolayı kendime kızıyorum.. Yavaş yavaş okumayı planlıyorum.. Ne zaman biteceği umurumda değil.. Popüler eserlere karşı engelleyemediğim ön yargım umarım bu roman ile kırılır... Keyifli okumalar kitap dostlarım..
592 syf.
·18 günde·9/10
1 yılı aşkın süre beklediğim bir kitaptı... Küçük kusurlar olsa da bilgiler anlatılmak istenilen mesajlar herşey o kadar güzel ki... Arafların diyarında bir taraf olmamamız bir ve BİZ olmamız bu toprakların değerlerini anlamak için mükemmel bir kitap... Tavsiye ederim... 🤗
592 syf.
·12 günde·Beğendi
Bedenimin içindeki canı gör, sadece etimi değil.
Gözlerimin içindeki hayatı gör, sadece bakışımı değil.
Hissettiklerimi gör, sadece tepkilerimi değil.
Beni gör.

Derinliğimden boğulmadan,
Sorularımda kaybolmadan,
Korkularında yok olmadan,
Gör beni.

Bir fısıltıya koydum kendimi.
Kalbine soruyorum yerimi:
Başarabilir misin beni görmeyi?
Cesaretin yeter mi?
Topla cesaretini ve gör beni.

Çıkmasını sabırsızlıkla beklediğim, okurken bitmesini istemediğim kitabı; Sindire sindire, her detayını araştırarak, bilgilenerek hem ruhu hem de beyni doyuracak bir Azra Kohen kitabı daha okudum.

Dinler tarihinden, Sümerlere, tabletlere, yaratılışa, Osmanlının son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk yıllarına ve daha nice konu… O zamandan bu zamana oynanan oyunlar, saklanan gerçekler… Ve Aşkı satırlara, cümlelere öyle güzel aktarmış ki Sevgili Azra Kohen, okurken verdiği müzik önerileri kesinlikle beni kitabın içine dahil etti. O an orada karakterlerle bende yaşadım olayları. Fred’in sınıfında olmak ve saatlerce dinlemek istedim.

Yazacak ne çok var aslında kitaba dair… Lakin kelimeler yetersiz anlatmaya ve o zaman “Gör Beni” yolculuğuna siz de dahil olmalısınız.

Anlamlarda, anlayanlar ile (halden anlayanlardan) buluşmak dileği ile.. Sevgiyle…

Okudukça ruhumuz büyür, okudukça daha bir anlam katarız yaşama…

“Takipçisiniz, keşifçi değil. Keşifçi olup kendi yolunuzu açmanın, vagon olmamanın tek bir yolu var!
Öğrenmek..Gelişmek..Yol olmak!”

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 1 okur beğendi.
  • 116 okur okudu.
  • 126 okur okuyor.
  • 529 okur okuyacak.