Emir Tali

Emir Tali

YazarTasarımcı
8.3/10
8,6bin Kişi
·
24,6bin
Okunma
·
5
Beğeni
·
1.786
Gösterim
Adı:
Emir Tali
Unvan:
Yazar
Hiçbir yerden bakarak geçmiyoruz.
Acelemiz var.

Kimseyi dinlemiyoruz.
Acelemiz var.

Hep kendimizi, sürekli kendimizi anlatıyoruz.
Acelemiz var.

Aksırana, tıksırana kadar yiyoruz.
Acelemiz var.

Her zamankinden daha çok yoğunuz ama yine de sürekli acelemiz var. Bıkmıyoruz, usanmıyoruz. Azıcık sakin olsak, bazı şeyleri de yürüyerek, emekleyerek gözlemlesek aslında her şey düzelecek.
Emir Tali
Sayfa 146 - Mona Yayınları
İnsanlar artık çok çabuk doğuyor, çok çabuk da ölüyor. Bak patlamalara nasıl da alıştık. Şimdi burada bir bomba patlasa en fazla üç gün üzülür insanlar, sonra her şey gibi bu da unutulur.
Emir Tali
Sayfa 73 - Zebra yayınları
240 syf.
·9 günde·7/10 puan
Kitaptan önce aynı isimde bir Ümit Yaşar Oğuzcan şiiri olduğunu hatırlatmayı bir borç bilirim. BENİ KÖR KUYULARDA cümlesi benim çok aşina olduğum bir cümle. Şiirinden sonra aynı adlı bir şarkının olduğunu da farkettim onunda müptelası oldum. Şimdide aynı adla bir kitap okudum. Sizde sıralamayı benim gibi yaparsanız ŞİİR - ŞARKI - KİTAP diye daha keyifle okuyacağınızı tahmin ediyorum :)

İncelemeye geçecek olursak cümlelerinin sonunu açık bırakan yazar düşünme kısmını okura bırakmış. Kuyunun icinde "ben şimdi ne yapacağım hissi" veriyor okuyuculara.

Çağımızın sorunu toplumsal yozlaşma ve duyarsızlık kitabın ana teması. Okurken bu gerçeklerle tekrar yüzleşip beyninizin kıvrımlarında hissediyorsunuz. Sanki karışımızda hayat denen bir televizyon var ve biz sadece bakıp duruyoruz. Yazarın bizden istediği bu filmde bizimde rolümüzün olduğu ve onu hakkıyla oynamamiz. HAT kitaplarını okumak için Türkçe bile öğrenilir demiş yabancı birisi. Az bile demiş.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
240 syf.
·9/10 puan
https://m.youtube.com/watch?v=B75KSjrTCqQ
Rahmetli şair Ümit Yaşar'ın yazdığı Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın şiirini Münir Nurettin Selçuk bestelemiş oğlu Timur Selçuk'ta muazzam bir şekilde yorumlamıştır.Kitabın kapağında yer alan Kuyu Metaforu Nuri Bilge Ceylan'ın
Ahlat Ağacı filminden alınmıştır.

Kitap hakkında yoruma geçmeden önce bu kısa bilgileri paylaşmak istedim.Kitaba gelecek olursak Hasan Ali Toptaş aile konusuna daha geniş bir yelpazeden bakmamızı sağlıyor.Konusuna gelecek olursak dünyada istenmeyen ne kadar acı ve çaresizlik varsa bu ailenin üzerinde toplanmış ve parçalanma noktasındaki ailenin kızı olan Güldiyar'ın başından bir olay geçtikten sonra lal olur.Bu olaydan sonra babası Güldiyar'ın gözlerinde yaş yerine taşlar dökülür,annesi Bahriye üzüntüden kendini yitirir erkek kardeşi Hüseyin ilk sayfada kayıptı ama sonlara doğru geldi gelecek diyerek beklenen kişidir.Çaresizlikler içindeki ailenin başına gelenleri halkın nasıl tepkiler verdiniği ve acıdan nasıl beslediğini gördüm.Kitabı çok sevdim umarım Hasan Ali Toptaş hep yazar bizde onun muazzam kaleminden dökülenlerden eksik kalmamız dileğiyle.
Tavsiye ederim :)
240 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
HEP BAŞA DÖNÜYOR, BOŞA DÖNÜYOR, BAŞIM DÖNÜYOR...

Adı : GÜLDİYAR... Taşlaşmış kalpli toplumun, acısını keyifle seyrederken öldürdüğü kadın.

Adı: GÜLDÜNYA : Töre cinayetinin sembolik ismi olan ve kardeşi tarafından öldürülen kadın.

Adı: Özgecan
Adı:Emine Bulut
Adı: ...

Seyredin; hatta çekirdeklerinizi, patlamış mısırlarınızı alıp gelin. Bakın burda kanayan bir yara var hem de ölümcül , kolanızı da içerek seyredin.

Seyredin; birileri birilerini taciz ediyor, birileri birilerini kullanıyor, eziyor, üzerinden para kazanıyor, peşkeş çekiyor...
Sadece seyredin , sonra evinize gidin ve mışıl mışıl uyuyun!..

Her şey yolundaymış gibi...
Hiçbir şey olmamış gibi...
Herkes huzurluymuş gibi...
Yeter ki size bulaşmamış olsun kötülük!
Size dokunmayan yılan bin yaşasın!...

Sağırsınız...
Körsünüz...
Eğer başkalarının acılarını görmezden geliyorsanız,
Kalpsizsiniz...
TAŞSINIZ!

Bu kadınlar son yolculuklarına annelerinin duvaklarıyla çıkıyor.

“Tecavüze uğrayan kızın senin kızın olduğunu biliyorsun değil mi?”
Öldürülen kadın da senin kadının!

“BEN KÖTÜLÜK EDENLE KÖTÜLÜĞE MARUZ KALANA AYNI YÜZ İFADESİYLE BAKAMAM, HER İKİSİNE DE GÜLÜMSEYEMEM. BUNU YAPARSAM O ZAMAN DA KENDİ YÜZÜME BAKAMAM.”

Ya siz bakabiliyor musunuz kendinize utanmadan?

Kitapta da verildiği üzere bir
“ kötülük çarkı “ var, dişlileri ise seyredenler.
Kötülük yapmak ve kötülüğü seyretmek , ikisi de suçtur.
Susarak ve seyrederek suça iştirak ediyoruz.

“Bu çarkın gerisi karanlık hem de az buz değil, zifiri karanlık!”

Bu karanlık kavgada kötülerin bize kötülük yapıncaya kadar iyi olduğunu varsayıyorsanız siz de o dişliden birisiniz.

Bu kitap bir yergidir!
Acıyı parayla satanlara...
Düşene bir tekme daha savuranlara...
Çıkarcılara...
Kötülük çarkının dişlisi olanlara...
İki yüzlülere...
Adam satanlara...
Kayıranlara...
Susup seyredenlere...

HAT edebiyatı diye bir edebiyat var artık.
Dili büyüleyici.
Anlatımı kusursuz.
Kurgusu orijinal.
İçinde hayat var,
Gerçekler var,
Düşsel ögeler var,
Ruh var!

Mükemmel ötesi bir yapıt...
592 syf.
·10 günde·8/10 puan
Dünya geoittir, iki artı iki dört eder, bir saat altmış dakikadır… diye gider bizlerin koşullu doğruları. Peki, bunlar kimin doğruları ve başkalarının doğruları bu kadar net, sorgusuz kabul etmemizin sebebi nedir? İnsan sorgulayan bir organizma değil miydi? Hayatta her şeyi kendi gözlem ve deneyimlerimiz ile bilmemiz mümkün değildir. Bazı şeyleri koşulsuz kabul eder ve onu doğru kabul edip, bir daha sorgulamamak üzere belleğimize hapseder, o bilgi doğruluğunda yaşamımızı devam ettiririz.

“...doğru daima doğrudur ta ki birileri onun yanlış olduğunu kanıtlayana kadar ve tarih doğru sanılan yanlışlarla doludur.” ( Alıntı #39743689 )

Okuduğum kitaplar, kendi çapımda yaptığım bütün araştırmalar bana der ki; “sadece bilmeni istedikleri kadarını bilebilir, öğrenebilirsin.” Ondan daha fazlasını ise ne görür, ne okur ve ne duyabilirsin… Ancak düşlemek, kurgusunu yapmak ve düşünmek bana bırakılmıştı… Demek ki insan aynı zamanda düşünebilen de bir organizmaydı. Benim çıkardığım sonuç ise; “Başkalarının kurduğu ütopyalarda halk sıfatı adı altında sorgulamadan nefes alıp vermekti yaşamak.”

“Kadınlar hayata katılınca yaşam tohumlanır, kurak araziler ormanlara, kültürler mirasa dönüşürdü.” (Alıntı #39993582 )

Erkek devlet, kadın aile kurar.
Ve kadınlar… Dünya var olduğundan beri iğne ucu kadar kısa bir zaman diliminde kimliğine kavuşmuş, toplumların rahmi olan kadınlar. Cinsiyeti erkek olan bir devlette kadın olmak elbette çok zor bir iştir. Çünkü bu devlet senin kadın olduğunu fark etmez, özel durumlarını, özel ihtiyaçlarını bilmez ve koşulsuz yaşamına üst üste yükler ekler durur. Çocuk, mutfak ve yatak odası arasında bir dünya düzeni kurdurur. Ancak “Cumhuriyet” ile bir söz söyleme hakkımız, muhatap bulma çabamız gerçekleşebilir. Onun dışında kadın; bir erkeğin açlığına şehvet, gözlerine arzu, bedenine ısı, okuna hedef, evine hizmetli ve çocuklarına bakıcı olmak ile kalır. Toplum düzeninin yegâne mimarı olan kadınların hakkı verilmedikçe; çorak toprakları yeşiller ile dolduramayız ve en küçük bir afette yerle yeksan olup, bir daha kalkmayacak şekilde yaralar alırız.

“Sen, insan olmayı başarabilmek için doğduğunu anlamadıysan, hangi dine inandığının hiçbir önemi yok...” ( Alıntı #39654353 )

Yazarımız Azra Kohen de genç yaşına rağmen benim gözümde bir “kadın” devrim mimarıdır. Baş koyduğu yolda kendi cinslerinin destekçisi, yol göstericisi ve aynı zamanda hem keşifçi, hem de takipçisidir. Fİ Çİ Pİ ile yazım hayatına başlayıp, Aeden ile taçlandırıp “Gör Beni” isimli kitabıyla okurlarını önce bilgilendirmek, ardından bilinçlendirmek ve dahasında bir duygu tufanına sokup hem hüzünlendirmek hem de eğlendirmek istemiştir. Kendi adıma; bu konu da başarılı da olmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum. Dahası için bknz.  http://www.akilah.co

Eserinde ise Fred – ki bu benim kahramanımdır – var ki sizi taa insanlığın var oluşuna kadar indirip, insanlığınızı sorgulatıyor. Yazarın kurgunun yanında verdiği akademik bilgiler kitap için ne kadar araştırma ve inceleme yaptığının kanıtıdır. Merakım olan antik çağ, dinler ve yaratılış gibi hususlarda verdiği bilgiler takdire değer ve okurların yeni şeyler öğrenmesinde, meraklarını çekip araştırmalar yapmasına sebep olabilecek kadar güzelce hazırlanmıştı.

Şu bir gece de cahil kaldık diyenlere de “İnsan dilini muhatabına göre seçer,” demek istiyorum.

Cumhuriyet döneminde kadın olmak, kadın başına hayata tutunmak ve acılarla, savaşlarla yaşam mücadelesine tanıklık etmek eserle beraber mümkündür. Bilginin ışığında yürümenin, kadına ayak bağı olunmadığında nasıl dünyayı sırtında taşıyacağının betimlemeleriyle dolu, harika bir gözlem ve yazarın belleğindeki bilgilerin nasıl taze diri olduğunu cümlelere dökülmüş haliydi “Gör Beni.” Karşıt hayatların önyargıları ile baktığı ve burun büktüğü ötekilerin içerisine daldığında aslında onsuz yaşamın tahayyül dahi edilemeyeceğini, kesin yargının insanı yanıltmaktan öte bir şey olmadığını, kendi hayatında yaşamadığın, yaşatmadığın ve gözlemlemediğin hiçbir şeyin doğruluk pay olmadığını yazar yüzümüze vurmaktadır.

Kitabın kapak tasarımı muazzam denecek kadar güzel. Sade bir renk üzerine yırtılmış bir yerden fırlayan bir kadın ve atın birer gözü… Kapak tasarımını ben çok beğendim ve içerik ile çok alakalı buldum. Yine bunu Platon’un mağara alegorisine cevaben verilmiş bir cümle ile tamamlamak istiyorum; “Konfor alanının dışına çıkamazsan değişemezsin. Değişemezsen geleceğin parçası olamazsın.” Gerçekten kapakla uyumlu olduğum bu cümle her şeyin ve kurgunun bir nevi özeti gibidir.

Kitap iki cildin birincisidir. Kısa bir zaman sonra devamı olan “Dinle Beni” ile kurgu devam edecektir. Kitap içerisinde onun üzerinde harf, cümle hataları mevcuttur. Birçok kez karşılaştıktan sonra hataları görmemeye çalıştıysam da çok hatayla karşılaştığımı söylemek isterim.

Sözün özü; kitap gerçekten içeriği bilgi dolu ve hatta okurunun yeni bilgiler öğreneceği bir eserdir. Kitap içerisinde sizi betimleyen bir karakterinde varlığına inandığım için okunulası ve tavsiye edilesidir.

Nakkar… Pek Yakında…
“Toplumları doğuran kadınları kişi olarak görmeyen, karanlığa iten toplumlar, mazeretleri ne olursa olsun, yok olmaya, yağmalanmaya ve köle olmaya mahkumdurlar, çünkü kölelik anneden geçer.” (Alıntı #39999230 )

Sevgi ile kalın…
240 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bu dünyada biz susarken birileri ölüyor.. Suskunluğumuz bastırıyor; bir kadının çığlıklarını, bir babanın feryadını.. Güçsüz olan ne varsa güçsüzleştiriyor, eziyor.. Susuyoruz ve katlediyoruz; masum çocukları, kadınları, insanlığı.. İşte tam o sırada vicdanlarımızdan yakalıyor” Beni Kör Kuyularda” sağduyumuzu, değerlerimizi, bizi biz eden vicdanımızı nerede kaybettiğimizi, ne ara bu kadar yozlaştığımızı soruyor ? Verecek cevap dahi bulamıyoruz ve susuyoruz yine.. ama bu kez vicdanlarımız konuşuyor.. susturamıyoruz..


Kalemi çok güçlü ve özgün bir yazar.Rahatsız edici ve sorgulatıcı üslubuyla; nasıl birbirimizin acılarından beslenen bir nesneye dönüştüğümüze ve içinde bulunduğumuz toplum gerçekliklerine tüm çıplaklığıyla ve acımasızlığıyla değiniyor..
Akıcı dili, şairane üslubu ve güçlü betimlemeleriyle her kesimden okurun rahatlıkla okuyabileceği ve anlayabileceği bir yazar..Mutlaka okumalısınız diyorum
240 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
"Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,
Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın,
Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;
Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın."
#31605051

Kitabın ismini ilk duyduğumda direkt aklıma Ümit Yaşar Oğuzcan'ın bu şiiri geldi. Toptaş hem yazdıklarıyla hem de kitaplarına verdiği isimlerle hep dikkati çekmiştir. Diğer kitaplarıyla kıyaslasığımızda bu kitabın ismi biraz daha farklı geldi. Şiirle birleştirince de acaba nasıl bir roman olacak diye iyice merak ettirdi.

Şimdi nereden başlasam ne anlatsam Toptaş'ın da dediği gibi "BİLEMİYORUM"
Toptaş bu romanıyla bizi bu kuyunun içine atıyor çık çıkabilirsen. Kitap bittikten sonra büyük bir boşluk hissi oluştu ve bir o kadar da soru...

Toptaş'ı bilenler bilir ucu açık çok şey bırakır okuruna. Herkes kendinden bir şeyler ekler ve böylece kitap büyür de büyür.
Uykuların Doğusu romanı için "Romanın yapısı biraz da dünyanın hareketine benzesin ve roman tıpkı dünya gibi dönüp dursun istedim." diyor ve bu kitabın içinde de Uykuların Doğusu'na atıfta bulunuyor. Kitap bitince de benim aklıma ilk olarak bu roman geldi. Çünkü öyle bir bitti ki kitap akılda binlerce soruyla kalakaldık. Başladığımız yere mi döndük dedim, sonra da bu kadar şey oldu nasıl en başa döneriz dedim, daha sonra da yoksa bunların hepsi bir rüya mı acaba dedim. Toptaş ya bunun devamını yazacak ya da bu romana her okuyan bir şeyler ekleyecek ve dünya döndükçe kitap da dönecek duracak.

Kitaba gelecek olursak çok özlediğim Toptaş'ı tam olarak göremesem de yine de tatmin ediciydi. İnce ince işlenmiş onlarca konu var aslında. Temel olarak toplumsal yozlaşma, insanların başkalarının acıları karşısındaki vurdumduymazlığı, seyir merakı diyelim. Tabii Toptaş bunları anlatırken bazen üstü kapalı cümlelerle bazen de büyülü bir anlatımla yapıyor her zamanki gibi...

Kitap Güldiyar'ın evden babasına sefer tası ile yemek götürmesiyle başlıyor. Annesinin onu gönderirken söylediği şu sözler ise bize kitapla ilgili ipuçları veriyor.

"Git ama dikkatli ol, tamam mı? Televizyon haberlerinde görüyorsun, her gün oğlan çocukları, kız çocukları kayboluyor. Sonra da tecavüze uğrayan bu körpecik çocukların parçalanmış cesetleri bulunuyor sağda solda. Ayrıca, biliyorsun, insanların gözleri önünde her Allah’ın günü kadınlar öldürülüyor. Bu yüzden diyorum dikkatli ol diye.”

Sonrasında Güldiyar geliyor ama bir daha konuşmamak üzere susuyor. Aklımızda Güldiyar'a ne oldu sorusu hep diri kalıyor. Toptaş okuru bu ve  benzer sorularla hep kitabın içinde tutuyor.  Onlarca soruyu sanki  bir kuyunun içine atıyor ve çıkarmamızı istiyor ama ne merdiven var ne de  yardıma gelen birileri...
Bu bakımdan çok akıcı ve kısa zamanda okunabilecek bir kitap.

Konu ilerledikçe insanlar bu kadar mı kör, bu kadar mı duyarsız, bu kadar mı vurdumduymaz diyorsunuz.
Başkaları acı çekerken kimileri çıkıp onu seyrediyor, kimileri çıkıp o acıdan faydalanmanın yolunu arıyor ama kimse o acıyı dindirmek için bir adım atmıyor. Atacak olanlar da o işten faydalananlar tarafından sindiriliyor, susturuluyor, elleri kolları bağlanıyor ne de olsa hayatta kalma dürtüsü hepimiz için ilk duygu değil mi?
Ama insanın içini en çok acıtan da bu acı karşısında susanlar oluyor. Ama insan oğlu işte bana dokunmayan yılan bin yaşasıncı biraz da...

Burada Halil bizim insan yanımız olarak karşımıza çıkıyor.
Halil de bu durum için şöyle diyor kitapta;
"Sen diyorsun ki, kötüler gelip bize kötülük edinceye kadar iyidirler, başımızın üstünde yerleri vardır..."

İşte böyle olduğu sürece de ne acı bitiyor ne zulüm bitiyor. Olduğunuz yerde sayıyoruz, dönüp duruyoruz.
Sonra Halil tekrar devreye giriyor.

"Siz yaşayanlar, çok tuhafsınız!" ama kimse bir şey anlamıyor. Sonra devam ediyor.

"Ben kötülük edenle kötülüğe maruz kalana aynı yüz ifadesiyle bakamam, her ikisine de gülümseyemem diyorum size. Bunu yaparsam o zaman da kendi yüzüme bakamam diyorum. Hepsi bu kadar, başka bir şey dediğim yok. Sizin mideniz kaldırıyorsa, kötülük edene de kötülüğe maruz kalana da aynı şekilde gülümsemeye devam edebilirsiniz, işin o yanı beni ilgilendirmiyor."
Herhalde artık anlarlar diyorsunuz ama yine anlamıyorlar. Ahh insanoğlu ahh...

Konuyu takip bakımından belki de en sade kitabıydı bu Toptaş'ın. Hiçbir karmaşaya neredeyse yer bırakmıyor.
Yukarıda da dediğim gibi zaman zaman eski Toptaş'tan izler olsa da benim gözümde kelimelere kanat takan Toptaş daha farklı.
Bol sorgulamalı, bol cevapsız sorulu ve keyifli bir kitaptı. Keyifli okumalar.
592 syf.
·9 günde·Beğendi
Hayatımda ilk defa bir kitabın basımını gözledim, çıkar çıkmaz sipariş verdim. Gör Beni inceleme videom: https://youtu.be/jVK65t2BofQ Ve beklediğim o zamanların, heyecanın kat kat karşılığını verdi Azra Kohen.
Etrafa öyle güzel ışık saçıyor, aydınlatıyor ki. Anlamlarda buluşuyoruz onunla, bilgime bilgi katıyor ve önyargılarımızdan, doğru bildiğimiz yanlışlardan sıyırıp çıkarıyor bizi.
İnsan olarak bu evrende varoluş sebebimizi arama yolunda, doğru ve sürekli yenilenen bilgiye ulaşma yolunda örnek aldığım bir insan. Yine bana birçok konuyu araştırmamda öncü oldu, bilgiye ulaşmak için çabada olmayı bir kez daha hatırlattı.
Gör Beni’de, dinler tarihi, insanlık tarihi, Cumhuriyet kurulurken toplum ve arka planda oynanan oyunlar ve tüm bu karmaşa içinde tüm naifliğiyle bir aşk. Gerçek insanın nasıl olması gerektiği ama buna karşılık kötülerin, parazitlerin, hayattan anlam çalan insanların da bulunduğu bir kaos.
Sen hangisini seçtin? Hayata anlam katmayı mı yoksa onu yağmalayıp, evrenin paraziti olmayı mı?
Akilah Azra Kohen
592 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Her satırın altını çizmek, aynı cümleleri defalarca okumak istedim. Dinler tarihinden, yakın tarihe, oynanan oyunlara, insanoğludan saklanan bilgilere ve saklanma sebeplerine, tarihten tanıdığımız , bildiğimiz insanların yanında harika bir yolculuktu. Özellikle tüm kitaplarını severek okuduğum Fred Alan Wolf'un öğrencisi olmak en sevdiğim bölümler oldu. O siniftaydim ve Fred Alan Wolf'un anlattıkları ile mest oldum. Ben de öğrenciler gibi notlar aldım, pek çok konuyu tekrar araştırmak , daha çok bilmek için motive oldum.
Okumadan geçmeyin, sonsuz sevgi ve saygılarımla.
240 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
BENİ KÖR KUYULARDA....


Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın,

Denizler ortasında, bak yelkensiz bıraktın,

Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı;

Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın.

~ Ümit Yaşar Oğuzcan ~

Hasan Ali Toptaş, hem kullandığı dilin ahengiyle, hem konuyu incelikli işleyişi, hem de eşsiz zarafetiyle yine okurlarını büyüleyecek bir roman sunmuş.

Toplumsal yaraların belki de en derinine dokunuyor yazar.
Duyarsızlığımıza....
Başkalarının acılarına sessiz kalışımıza...
Acıyı izlerken aldığımız hazza...
Acılardan pirim yapanlara, prim yaptırmamıza...


“Susmak ,en az suç işleyenler kadar suça ortak olmaktır ...!”

Beni Kör Kuyularda  bütün mümkünlerin kıyısından, tam da oradan konuşuyor. İnsanlardaki seyir merakı, bu merakın doğurduğu acımasızlık, habire dönen karanlık bir çark, çarkın öğüttüğü insanlar, yarım kalmış sevdalar ....

Kitabı okurken Saartjie Baartman’ın : Kadın Vücudunun Acımasızca Kullanıldığı Dünyanın En Trajik Öyküsü aklıma geldi.
Ve kendimi bir sirkte gibi hissettim.. Hayvanlara yapılan eziyetlere göz yumup , o eziyeti izlerken nasıl keyif aldığımızı düşündüm..Oysa bazı şeylere dur demek bizim elimizde.Üstelik bazen çözüm o kadar basit ki...bu acımasızlığa prim vermek yerine reddetmek ! Çünkü hayvanlar doğaya aittir kafeslere değil !... Lütfen sirklere gitmeyin.Hayvanat bahçelerine de...Belki o zaman Sirkler ve Hayvanat Bahçeleri tarih olur.Bu tarihe imza atmak ise hepimizin elinde .

Güldiyar’da bu duruma getirildi.
Hayvan gibi,bir odaya kapatıldı,eziyet çektirildi.
Herkes geldi,izledi,güldü,geçti....
Hepimiz el birliğiyle Güldiyar’ı öldürdük.
Çark döner ...birileri para kazanır, kimileri ölür...!

Kitabı bitirdiğimde kör bir kuyudan çıkmış gibi yorulduğumu hissettim. Aslında söylenecek çok şey var ama yoruldum...

Lev Tolstoy’un dediği gibi, “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya bir insan bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.” İşte Beni Kör Kuyularda da böylesi bir durum söz konusu.

Henüz Hasan Ali Toptaş’la tanışmayanlar varsa mutlaka okuyun derim .

“Sadece Hasan Ali Toptaş okumak için bile Türkçe öğrenmeye değer .”

Frankfurter Allgemeine Zeitung

Yazarın biyografisi

Adı:
Emir Tali
Unvan:
Yazar

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 24,6bin okur okudu.
  • 1.191 okur okuyor.
  • 11,2bin okur okuyacak.
  • 341 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları