·
Okunma
·
Beğeni
·
47,2bin
Gösterim
Adı:
Dr. Jekyll ile Bay Hyde
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053325543
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Strange Case of Dr. Jekyll and Mr. Hyde
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Stevenson yinelenen kâbuslarında çifte yaşam sürüyor; gündüzleri saygın bir doktor olarak çalışırken geceleri sokaklarda geziniyordu. Dr. Jekyll ile Bay Hyde işte bu kâbuslardan doğdu. 1886’da yayımlandığında İngiltere ve Amerika’yı kasıp kavuran yapıt, çok sayıda tiyatro ve sinema uyarlamasıyla bir popüler kültür efsanesine dönüşerek günümüze kadar geldi. Victoria döneminin değerlerine uygun olsa da, olay örgüsü günümüzün toplumsal ve psikolojik kaygılarına denk düşecek biçimde yeniden işlenebilmesine elveriyordu. Bir yandan da, bunca şan şöhretin gölgesinde kalan edebi derinliği ve çok katmanlılığıyla farklı düzeylerde okunabilecek bir metin olarak varlığını sürdürdü. Ruhla bedenin arzuları arasındaki ezeli çatışmadan söz ederken Victoria toplumunun ikiyüzlülüğünü yeren ve psikoloji alanında Freud’un kuramlarını haberleyen gelişmelerle kan bağı bulunan, çağının ötesinde bir başyapıt olarak…

ROBERT LOUIS STEVENSON (1850-1894): Edinburg’da dünyaya gelen yazar, hukuk öğrenimi gördü. Üniversite yıllarında yaz tatillerini Fransa’da geçiren Stevenson’ın An Inland Voyage (1878; İç Kesimlere Yolculuk) ve Travels with a Donkey in the Cévennes (1879; Eşek Sırtında Cévennes Yolculuğu) adlı kitapları bu gezilerinin ürünüydü. Yazar 1879’da, aşık olduğu Amerikalı Fanny Vandegrift Osborne’un ardından ABD’ye gitti. Bu yolculuğu daha sonra The Amateur Emigrant (1895; Amatör Göçmen) ve Across the Plains (1892; Düzlükleri Geçerken) adlı yapıtlarında anlattı. 1880’de Fanny ile evlendi. ABD’de terk edilmiş bir gümüş madeni yakınlarında geçirdikleri balayı yazarın The Silverado Squatters (1883; Gümüş Avcıları) adlı yapıtının konusunu oluşturur. Yazarın en bilinen yapıtları arasında Treasure Island (1881; Define Adası) ve Kidnapped (1886; Kaçırılan Çocuk) sayılabilir.
104 syf.
İyi rolünün hakkını verir misiniz? :) Sorunun düzeltilmiş hali bu..

Kötülük probleminden bahsedeceğim biraz, evet evet tüm çağların en baş problemi olan kötülükten bahsediyorum.. Hani şu insanların üzerine kocaman bir 'değer dünyası' inşa ettikleri kötülükten.. Ne dünya ama! :)

İnsan sormadan edemiyor, yarattığımız değer yargısı mıdır 'kötü' olan yoksa hakikaten şöyle dışarı baktığımızda öylece karşımızda durur mu kötülük? Peki ya 'iyi' nedir? Hani şu herkesin öve öve bitiremediği, üzerine methiyeler düzdüğü; tevazulu, merhametli, anlayışlı, kıymet bilir, dürüst, cesur, akıllı, 'hatta güzel' sıfatlarını yüklediği iyiden bahsediyorum.
Bu sıfatlar olmadığı zaman bir insanda, burun çevirdiğimiz iyi'den bahsediyorum.

Hepimiz yer yer bu 'iyi' maskelerini takmaz mıyız?

Kısmen bir diyalektik aslında ve biz tüm bu değer yargılarını, tüm sınıflandırmaları iki sözcük üzerinden karakterimize yüklüyoruz, iki sözcükle yaşam kuruyoruz. Bu bizi ikiye bölmüyor mu? Kendinizi hiç bölünmüş hissetmiyor musunuz? Ya da çoğu zaman toplumun onaylamadığı bir davranışı, 'kötü'yü içinizde yaşatmıyor musunuz?

Hadi ama kaçamak cevapların vakti değil, hangimiz birini ölesiye dövmek istemedi? Ya da hangimiz istediğinde ulaşamadığı bir şeyler için 'koşullar olsaydı da ulaşsaydım' diyerek koşullara lanet okumadı? Bir dakika, bu soruya hayır diyecekleri kınıyorum ama :D hangimiz sınav sorularını rüyasında görüp de tam not almak istemedi?
Ah tamam ben de biliyorum herkes rüyasında görse rekabetin, kazanmanın bir anlamı kalmayacak ama herkesten 'bana ne..'

Tam da bu noktada işte 'kötü' kavramı girdi hayatımıza. 'Bana ne' :) güzel bir cevaptır, ekseriyetle güzel bir öğüttür bu iki kelime. Egoizmin hoş bir yansıtılışıdır. Lakin bazen hoş olmuyor, hatta ölümlere sebebiyet veriyor.

Başkasının ölümü bizi etkiler mi? Ben etkiler diyenlerdenim, evet dehşet pragmatist (faydacı :D) bir insanım (kim değil ki?) fakat yine de başkasının ölümü, kavgası, sıkıntısı, üzüntüsü beni de etkiliyor. Bunlardan harika bir insan olduğum için etkilenmiyorum elbette, bunlarla ilgilenmediğim zaman kendimi kötü hissediyorum. Aslında eylemim yine bana dönük, fakat ben buna 'iyilik maskesi' takıyorum o kadar.

Ha bir de duyarsız olanlar var ki, onlar iyilik maskesini bile çift taraflı kullanıyor, onlar ne iyi olmayı ne de kötü olmayı becerebilenler..

“Tanrı'nın dahi kurtaramayacağı ruhlar vardır; dizlerinin üzerine de çökse, onlar için dua da etse.” Der Cioran, ben ne iyi ne kötü olmayı becerebilenleri böyle görüyorum nedense..

Pekala size tüm bu değer yargılarıyla ilgili kötü bir haberim var? Beslediğiniz kedi, büyüttüğünüz çiçek, böbreğinizi verdiğiniz teyzeniz, hayatınızı feda ettiğiniz eşiniz, o okusun diye çalıştığınız kızınız, sizler için yalnızca bir tatmin nesnesi.

Ciddi bir iddia farkındayım, hemen kılıçlar çekilmeden önce belirteyim, insanda istekler durmadan yarışır der Schopenhauer, yani varsayalım kavgalı olduğunuz birini öldürmekle onunla görüşmeme isteği durmadan bir yarış halinde, Schopenhauer der ki;

''Baskın olan isteğin hangisiyse şekerim (kurtlar vadisi etkisi :D) onun etkisiyle hareket edersin, çünkü baskın olan isteğin etkisinin avantajı daha fazladır.''

Örnekleyelim: Öldürdüğünüz zaman, hapis cezası, isim lekelenmesi, özgürlüğe kısıtlılık getirisi vardır. Görüşmediğiniz zaman ise, bu dezavantajların hiçbirisi size uğramaz.
Siz dolayısıyla iyi biri olduğunuz için değil size getirisi fazla olduğu için öldürmezsiniz karşı tarafı.

Ya da beslediğiniz evcil hayvan, size iyi hissettirir. Şimdi birisi çıkıp şey diyebilir; ''Ben o hayvan için çok fedakarlık yaptım (eski sevgilinin dedikodusu gibi bir cümle ama :D), onun için uykusuz kaldım, ulan kendim yemedim ona yedirdim, ona bir şey oldu benim canım koptu vs.''

Peki neden o 'iyi' olsun diye kendinden bu kadar verdin? Çünkü bu kadar verdiğin fedakarlık sana tatmin duygusu olarak dönecekti. Ayrıca tüm bu verme süreci olmadığında evcil hayvanının gireceği her türlü sıkıntı seni rahatsız edecekti. İşte yine istekler savaştı ve senin baskın isteğin fedakarlıktı.

Tatmin olmaktan rahatsızlık duymak ya da bunu salt iyilik olarak görmek saçma.. Sen bunu zaten bilinçli yapmıyorsun ki, klasik doğa kuramı, veriyorsun ve alıyorsun ama enteresan ki doğada bir tek insan buna 'iyilik' ya da 'kötülük' diyor. Aklımız sağ olsun, her şeyi kılıfına uyduruyoruz.

Oysa bu dünyada ne salt iyilik ne salt kötülük var, ortaya gelmiş çoban salata gibiyiz hepimiz.. :D

Friends dizisinde Joey'nin güzel bir repliği var; ''Bencilce olmayan iyilik yoktur, üzgünüm.'' En az kötülük kadar iyilik de bencilcedir, sadece karşı tarafa zarar vermeden bize haz verir. Bu nedenle kötü görmeyiz.

Pekala aslında bu konu çok uzun bir konu, üzerine insanlar tezler yazıyor, kitaplar yazıp sistemler parçalıyor falan ama, işin aslı basit aslında, yarattığımız simülasyonun esirleriyiz. Peki kitap ne anlatıyor? :D Evet bu bir kitap incelemesiydi :)

Kitap tüm bu değindiğim konuları içeriyor aslında, bir insanın ruhunda barındırdığı iyiliği ve kötülüğü bedensel olarak da ikiye bölüşünü anlatıyor. Dr. Jekyll doğduğu andan beri içindeki kötülüğü (arzuları-istekleri) sürekli olarak bastırmış olan bir insan, hep dışarıya 'iyi' (arzu ve isteklerini bastırmış bir fedakar insan rolünde) görünmüş fakat bir noktadan sonra doktor oluşunu, yaşamını şekillendirmek için kullanmaya karar vermiş birisi.. Ruhunda nasıl iki vahşi istek varsa, (iyi biri olma ve kötü biri olma) bu isteklerini bedensel olarak da bölmeye karar veriyor..

Geceleri kötülük, gündüzleri ise iyilik maskesini takınacak iki beden inşa ediyor. Böylelikle toplumla çatışmayacak ama arzularına hayır demeyecek..

Toplum insanları arzu ve istekleriyle birbirlerine zarar vermesinler diye o kadar bastırıyor ki, ortaya şizofrenikleşmiş insanlar çıkıyor. Duyguları parçalanmış, kimlikleri çoklaşıp kimisi kaybolmuş insanlar antidepresanlarla, yüzlerinde sahte gülümsemelerle, sahte yaşamlarla hayat sürdürüyorlar.

Kitap açıkçası ilk başlarda çok tek düze gidiyor, sanırım son kısımları özellikle benim ilgimi çekti. Yazar bir insanın içindeki değer yargılarıyla dışındaki değer yargıları arasındaki çatışmasını çok net yansıtmıştı.

Özellikle ''İyi ve kötü nedir?'' soruları baskındı.. Bu sorular çok derin fakat emin olduğum bir şey var ki insan, bu ikisi arasındaki bir mengenede kapalı kalmış özgürlük yanılgasındaki akıllı hayvandır. ''İnsan gerçekte bir değil, iki kişidir.'' Diyor Dr. Jekyll mektubunda, tam da bu mengeneden bahsederken..

Siz kaç kişisiniz? Öğretilmişlikleriniz, kodlanmışlıklarınız dışında sahip olduğunuz kişilikleriniz nerede saklanıyor? Ortaya çıkarmaktan korktuğunuz bazı yanlarınız ya sizi siz yapan şeylerse?

İnsan hakikaten nedir? Çoban salata olmak dışında?

İnsanın ne olduğuna dair pek çok görüş var, hatta birkaç satır üstte ben bile birkaç tanım yaptım.. Ama Nietzsche sonuca dayalı bir çıkarımda bulunur insanla ilgili..

''İnsan, bir an önce kargaşasını, kendine anlam veren bir düzene çevirmezse, yıldız doğurtmazsa, karanlığında yok olacaktır.''

Yıldızlar karanlıkta doğar, içgüdülerinizden korkmamanız, içinizdeki benliklerinizi keşfetmeniz dileğiyle..

Keyifli okumalar.. :)
104 syf.
·3 günde·10/10 puan
İyi kalpli bir insan aynı zamanda acımasız olabilir; yumuşak kalpli ve kibirli, merhametli ve bencil, sağduyulu ve kör, aşk besleyen ve nefret eden kişilikleri barınır benliğimizde. Jekyll’ın bastırdıklarından kaçmak için Hyde’ı yaratmasını buna bağlayabiliriz. Tabii şunun da ayırdına varmak gerekir, kişilik, ortalama çizginin dışına çıktığımız istisnalardan oluşmaz. Kalpte olan şey, insanın kaderi olduğu gibi yaptığımız şeyler de bizi ona dönüştürür. Öyleyse iyi ve kötü gelen şeyler maddeden değil, doğrudan bizimle bağlantılıdır. Rüyada en çok karşımıza çıkan nesnelerin bilinçaltının derinliklerine – zihni fazla kurcaladığından- sızması gibi, kendi normlarımızın tohumlarını attığımızda, karşımıza çıkacak olan şeyin dizginlerini bırakma belirtisi gösterdiğimizde, bu geri dönülmez bir hal alır ve meyil ettiklerimizin bedelini ödemek üzere yakalanmayı beklemeye koyuluruz…

(Spoiler)
“Yatağımdan fırladığım gibi aynanın karşısına koştum. Gördüğüm şey karşısında tüylerim diken diken oldu. Evet, yatağa Henry Jekyll olarak girmiş, Edward Hyde olarak uyanmıştım.”


Evet, fazla tanıdık. R. Louis Stevenson, bir sabah gördüğü rüyadan etkilenerek kendi bölünmüşlüğüne tanık oldu ve böylece iki ayrı karakter ortaya çıktı.


“Neden edebiyat?” sorusunun en değerli yanıtlarından biri saklıdır Dr. Jekyll ile Bay Hyde’da; insan bütünlüğümüz ve insanca kusurlarımız içinde, yaptığımız işler, düşlerimiz ve karabasanlarımızla, bir başımıza ve bizi başkalarına bağlayan bağlar içinde, toplumdaki imgemizde ve bilincimizin gizli kovuklarında ne olduğumuzu ve nasıl olduğumuzu öğreniriz bu kitapta.

Mario Vargas Llosa


80 sayfalık novellanın düğümleri son sayfalarda aniden çözülünce ufak bir şaşkınlık hissi doğuruyor. Son 25 sayfanın kitabın geri kalanından zıt bir ruh haliyle kaleme alınmasını buna bağlıyorum. Son kısımlarda olayı bağlama ve ritim öyle hızlı bir hal aldı ki, Freud ve Dostoyevski karışımı bir yazar buldum satırlarda. Bu sayıya boşlukları eklersek bu da kitabın yarısı demek. Yarı yarıya Stevenson. İki yarım küre, bütünü oluşturan iki parça, iki zıt kutup ve bu iki farklı ‘ben’, yazarın kendi ruh ikliminin esere yansımasıdır belki de. Kitabı ilham kaynağı yapan tam da bu; Bir novelladan ziyade çizgileri belirlenmiş bir ayna Dr. Jekyll ile Bay Hyde. Karakterlerin, yani Jekyll ile Hyde’ın yaptıkları şeylerin detay eksiği, kitabın farklı yorumlanmaya açık olmasının tamamen bir sonucu. Hyde’a dönüştükten sonraki Jekyll daha çok detaylandırabilirdi. Karakterlerin gelişim sürecinden yüzeysel bahsedilmesi hayal kırıklığı yaşatsa da, kendi hayal gücümüzle tamamlayabileceğimiz bir hikaye Dr. Jekyll ile Bay Hyde.

“Külahımı önüme koyup düşünebildiğim bir yaşa gelip de çevreme şöyle bir bakmaya, bu dünyada nereden nereye geldiğimi enine boyuna tartmaya başladığımda ise, çoktan iki yönlü bir hayatın pençesine düşmüş bulunuyordum.”

Jekyll bir bütün olmalı ve baskın durumda kalmalıdır. Kötülük ve sorumsuzluğun sembolü Hyde’ı yok saymamalıdır, çünkü tek başına Jekyll ne cesurluk sergileyebilir ne de gücü elinde bulundurabilir. Hyde ise dizginlerini çözdüğü an ellerini kana bulaştırır. Hyde kibirdir, kör olmaktır, tembellik ve kabalıktır, daha genel tabirle kendini toplumun üzerinde konuşlayıp kalanlardan soyutlanan benliktir. Vücuda bağışıklık kazandırmak için giren, küçük çapta yaşaması gereken bir mikroptur Hyde. Bütünlüğümüz için zaruridir. Onu yok saymak kendimizi bastıracağımızdan fanatikliğe dönüşme riskinin tehlikesi vardır. ‘Ben’ yaptıklarına tepeden bakar, kusur bulacak olursa çamuru başkalarında aramaya yeltenerek bunu hayata geçirir. Hayata siyah beyaz görenlere karşı Dr. Jekyll ile Bay Hyde müthiş bir görüntü sunuyor bizlere…

“Tanrısallık sadece imana, erdeme, onura, iyi geçinmeye, özgürlüğe, zafere, sofuluğa değil, aynı zamanda şehvete, hilekarlığa, ölüme, hasede, ihtiyarlığa, yoksulluğa, korkuya, tutkuya, kötü kadere, kırılgan ve hükümsüz yaşamımızın diğer can sıkıcı olgularına da veriliyor.” (Montaigne, Denemeler)

“İyilik ve kötülüğün insan doğasında bir arada var olmasından kaynaklanan çatışma.”

Kim kurtuldu ki bu çatışmadan?
Tyler Durden’ın en ince detayına kadar yaşadığı, bilinçaltı bombardımanına maruz kaldığı o ayrımsılığın ruhunu nasıl oyduğunu okuyanlar çok iyi bilirler… Varlığının diğer yarısıyla savaştığı ve yadsıdığı şeyleri öbür yarısıyla benimseyen Harry Haller, aynı hadiseleri benliğinin diğer yarısı Bozkırkurduyla beraber yaşamamış mıydı? Bilinmeyen bir hayatın parçası, bir aşkın hayata nüfuz ettiğinin bilincinde olmanın yeni bir kişilik doğuracağını ve geri kalan her şeyin birer detay olacağını da söylüyordu ya Proust. Çok haklıydı.



Bu arada… Güle Güle 2018. Ve sana da güle güle Bay Hyde!


https://www.youtube.com/watch?v=luM6oeCM7Yw
104 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar İş Bankası Kültür Yayınları Modern Klasiklerinden Dr. Jekyll ile Bay Hyde bir solukta okuduğum bir kitap oldu.Kitapta heyecanın ritmi hiç düşmeden yükselerek devam ediyor. Konu olarak Dr.Jekyll’in avukatına vasiyet olarak tüm mal varlığını Bay Hyde verilmesini vasiyet eder.Dostları hiç kimsenin tanımadığı birine mal varlığını bırakmasına şaşırırlar.Şehirde bir cinayet işlenir ve katilin Bay Hyde olduğu tanık sayesinde öğrenilir.Cinayetten sonra Dr.Jekyll evden hiç çıkmaz bu durum ev çalışanlarını ve dostlarını endişelendirir.Cinayetten sonra Bay Hyde bulunamaz.Kitapta en çok ilgimi çeken yer Dr.Jekyll’nin deney tüpleri oldu.Kitapta ana fikir olarak iyi ve kötü sorgulanmaktadır.
Keyifli Okumalar Dilerim
104 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
O kadar çok psikolojik gerilim okudum ancak Stevenson harikalar yaratmış. Dr. Jekyll ve Bay Hyde içimizdeki iyi ve kötüyü temsil ediyor. Kitapta heyecan hiç bitmiyor, hatta her an daha da yükseliyor. Olayların nasıl sonlanacağını merak ederek okuyup finalde ise çok şaşırdım.. 1886 yılında yazılan roman bugün hala birçok filme konu olmayı, listelerde hala üst sıralarda kalmayı hak ediyor. İyilik ve kötülüğün birbiri ile çatışmasını okurken hem çok meraklandım hem de yazara birçok cümlesinde hak verdim.. Zamanınız bolsa, kitabın bir günde okunması taraftarıyım. Konu bütünlüğünü kaybetmemek açısından bunun gerekli olduğunu düşünüyorum.
102 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Bu kitap benim için gerçekten özel bir kitap. Her gün insanın içindeki potansiyel iyi ve kötüyü düşünüyorum. Bunlara neler sebep oluyor, çevresel faktörler mi tetikliyor, diye düşünüyorum. Yani insanlar nasıl iyi ya da kötü oluyor? Bu neye göre değişkenlik gösteriyor? Çok merak ettiğim ve üzerine sürekli olarak düşündüğüm bir durumdur bu. Öncelikle Türk Dil Kurumu’na göre iyinin ve kötünün tanımına bakalım.
İyi: İstenilen, beğenilen nitelikleri taşıyan, beğenilecek biçimde olan, kötü karşıtı.
Kötü: İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı.
Türk Dil Kurumu’na göre birbirlerinin karşıtlarını ifade ediyorlar. Peki, insanlar doğuştan iyi veya kötü olabiliyor ya da kalabiliyor mu? Doğuştan gelen durumları değişebiliyorsa neye göre değişebilir? Çevresel faktörler burada etkili mi? Etkiliyse ne kadar etkili? Kitapta Doktor Jekyll diye biri var. Bu adam insanların içerisindeki iyiyi, kötüyü yaratılışlarından farklı olarak tetiklemeyi hedefliyor. Kurguya göre bir iksir hazırlıyor. İksiri içtikten sonra fiziksel özellikleri ve düşünceleri değişiyor. Uyandığında Doktor Jekyll, Mr Hyde oluyor. Mr Hyde, Doktor Jekyll’e göre daha genç birine dönüşüyor. Mr Hyde, iksirin etkisiyle kötülüğe sempati duyan bir insan oluyor ve kötülük yapmaya başlıyor. İksirin etkisi geçene kadar Doktor, Mr Hyde olarak kalıyor. Etkisi geçince Mr Hyde uyuya kalıyor ve Doktor Jekyll olarak uyanıyor. Doktor Jekyll, iksirin etkisi geçtikten sonra uyandığı her seferinde bu Mr Hyde’ın yaptığı kötülükleri anımsıyor ama bu kötülükleri kendisinin değil, Mr Hyde’in işlediğini düşünüyor. Doktor iksiri içtikte dönüşüyor, kötülükler yapıyor, suçu kendisinde değil Mr Hyde’de buluyor. Bu zamanla doktorda bir haz duygusuna neden oluyor. Doktorun iksiri içtikten sonra dönüştüğü Mr Hyde’nın yaptığı kötülükler doktora garip bir mutluluk veriyor. Zaman ilerledikçe doktor bu durumdan dolayı kendini kötü hissediyor, ruhu adeta parçalanmaya başlıyor. Hatta durum o kadar vahim bir hal alıyor ki Doktor Jekyll, Mr Hyde için notlar yazmay başlıyor. Mr Hyde uyandığında Doktor’un notlarını okuyor ama dikkate almıyor. Doktor çektiği azaptan dolayı iksiri bırakmayı deniyor. Bir süre buna dayanıyor. Ancak, doktorun içindeki potansiyel kötülüğü doktor öyle bir beslemiş ki adeta uyuşturucu gibi iksiri içmeyi istiyor. Sonra içindeki kötülük yapma isteğine karşı gelemeyen doktor iksiri tekrar içiyor ve dönüşür. En sonunda buna dayamayacağını anlıyor ve intihar ediyor. Şimdi sormak istiyorum. Kötü olan hangisi? Doktor Jekyll mi? Mr Hyde mi? İksir bir sembol olarak görülebilir. Bu başka bir şekilde de açıklanabilirdi. Sonuç itibariyle iksirin doktorun içindeki potansiyel kötülüğü bir şekilde tetiklediğini görüyoruz.

Birkaç örnek daha vermek istiyorum. DC Comics, Amerikan çizgi roman firmalarından biridir. Dc Comics’de Arrow diye bir karakter vardır. Arrow’un çizgi romandaki karakterinin gerçek kimliğinin adı Oliver Queen’dir. Oliver Queen, çok zengin bir ailenin çocuğudur. Bir gün uluslararası sulara babasıyla beraber açılıyor ve babasıyla bindiği tekne batıyor. Tekneden son anda kurtulan aile bir sandal yardımıyla hayatta kalıyor. Sandaldayken Oliver’ın babası ona bir isim listesi veriyor ve listede yer alan insanların Star City’e yani Oliver’ın doğduğu, büyüdüğü şehre zarar verdiğini söylüyor. Sonrasında ise babası, Oliver yaşasın diye elindeki silahla intihar ediyor ve Oliver sandalda tek başına kalıyor. Oliver, sonra bir adaya savruluyor. Adada 5 yıl geçiriyor. Adada yaşayanlar ve gelişen olaylar yüzünden Oliver Queen bir potansiyel katile dönüşüyor. Adada ok atmayı öğreniyor. Eline aldığı yay ile ok atarak yüzlerce insanı öldürüyor. 5 yıl sonra Star City’e döndüğünde babasının listesindeki isimleri teker teker adaleti sağlıyorum diyerek öldürüyor. Bunları gizli kimliği olan Arrow’a dönüşürek yapıyor. Hayatını 2 farklı kimlik ile yaşıyor. Bir yandan zengin Oliver Queen oluyor. Bir yandan adaleti sağlayan, adaleti sağlarken insan öldüren Arrow oluyor. Listede geçen isimler bittiğinde Oliver Queen sonsuz bir karanlığa batıyor. Aslında Oliver Queen adaleti sağlamak istemiyordu, içindeki karanlığı beslemek istiyordu. Liste bir bahaneden farksızdı. Liste Oliver için amacına ulaşmasını sağlayan bir yoldu. Oliver Queen içindeki zaten orada olan potansiyel kötülüğü ortaya çıkarıyor ve onu besliyor Oliver kötü müydü? Kötüyse doğuştan mıydı bu?

İnsanı durduran ya da tetikleyen tam olarak nedir? Başka bir örnek daha vermek istiyorum. İlk insanlardan bu zamana kadar kötü ve iyi kavramları vardır. İlk insanlardan bu zamana kadar iyi ve kötü varsa bir ceza sistemi de vardır. Bu eski çağlarda giyotin ile ceza vererek olmuş, asarak olmuştur. Bunlara yüzlerce örnek verilebilir. İnsanların içindeki potansiyel kötülüğü bastırmak için uygulanan ceza sistemi pratikte işe yarasa da teoride bana hep ilginç gelmiştir. Potansiyel kötülüğü bastırmak için kullanılan ceza sisteminin verecek cezası kötülüğü bastırırken insanın içindeki iyiliğe mi hizmet etmiş oluyor ya da düzeni mi sağlamış oluyor? Beni korkutan ceza ise ve ben kimseye zarar vermiyorsam, toplum tarafından örnek bir vatandaş, iyi bir insan olarak görülüyorken içimdeki potansiyel kötülüğün bilincinde olan ben nasıl iyi biri olabilirim? Ben topluma zarar vermiyorken, düzeni bozmak istemezken beni caydıran ceza sistemi yüzünden böyle davranıyorum. Neden insanlar beni iyi olarak görüyorken, potansiyel iyi veya kötü olarak görmüyor? İyi kimdir? Henüz eline kötülük yapma fırsatı geçmemiş potansiyel kötü müdür? Şartlar değişse bile iyi olarak kalabilecek kişinin sadece iyi olarak anılması gerekmiyor mu?
Başka bir örnek vermek istiyorum. Birçok insan birçok farklı dine inanıyor. Örneğin semavi dinleri ele alalım. Hepsinde bir yaratıcı vardır. Hepsinde dini bir mesaj iletmek için gönderilen peygamber vardır. İlahi mesajı iletmek için gelen peygamberler insanlara, yaratıcının isteğini yerine getiren insanların cennete gideceğini, yaratıcının isteğini yerine getirmezlerse cehenneme gideceğini söyler. 3 semavi dinde de şeytan var. 3 semavi dinde de şeytan kıyamet gününe kadar insanları yoldan çıkarmayı hedefliyor. Şeytan, insanı yoldan çıkarmaya çalışırken, insanda bundan kaçmaya, cennete gitmeye çalışır. Cehennemin sonsuz, korkunç cezalarından bahsedilirken, cennetin sonsuz güzelliklerinden de bahsedilir. Buraya kadar her şey normal. Peki, ben cehennemden korkup, yaratıcının isteğini yerine getirirken nasıl iyi bir insan olabilirim? Ben belli ki cehenneme gitmekten korkuyorum. Beni caydıran o. Ceza sistemleri düzeni sağlamak için mi var? Eğer öyleyse ortalıkta iyiyim diye dolaşan insanlara sormak istiyorum. Kafanızı yastığa koyduğunuzda içinizdeki potansiyel kötüden korkmuyor musunuz? Sizi dizginleyen şey ceza sistemiyse bir gün o sistem bozulursa oluşabilecek kötü sizi korkutmuyor mu? Kurallar olmazsa sizi caydıran sistem olmazsa yine de iyi olabilir misiniz? Eğer sizi caydıran sistem ise siz kötü değil misiniz? İçinizdeki potansiyeli merak etmiyor musunuz?

Potansiyel iyiye, kötüye olan bakış açımı ifade etmeye çalıştım. Umarım faydalı olmuştur. İnsanların içindeki iyiliği, kötülüğü anlamaya çalışmak adına okunacağını düşündüğüm bu kitabı size de tavsiye diyorum. İyi okumalar dilerim.
104 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
1942 yılında Türkiye’de İki Yüzlü Adam olarak yayınlanan eser hatta 2020’nin son aylarında karşıma bir bilgi yarışması programında da çıkmıştı. Yazarın olayı işlemesi kısa bir film tadında.Akıcı bir dil ve etkileyici olay örgüsü ile sürükleyici bir kitap.
Stevenson bu kitabı kendi kabuslarının etkisiyle yazmış. İyilik ve kötülüğün tek bir zihinde çatışması ve toplumdaki karşılığını işlemiş yazar bir bakıma.
Kişilik bölünmesi üzerine yazılmış bir romandır. Dr. Jekyll'ın Bay Hyde ismindeki kendinden tamamen farklı, uç noktalar da bulunan kişiliğiyle iyilik ve kötülük çatışması yaşamasını anlatmaktadır. Gayet güzel, okunası, kitaplığınızda olması gereken bir eser herkese tavsiye ediyorum. İyi okumalar
104 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Bir solukta okunabilecek bir kitap, insanın içindeki başka bir insandan bahsediyor. Kısa bir kitap olmasına rağmen anlattığı öykü hepimizin bir birey olarak sık sık düşündüğümüz bir konuya değiniyor. Ben neyim? Iyi mi kötü mü?

Zaman zaman kendimle konuşurum, acaba hayatımın hangi dönemindeki hatice beni daha mutlu etti ya da hangi dönemde yaşadığım hatice aslında bendi? Insanoğlu bir olay karşısında hiç o zamana kadar vermediği bir tepkiyi verdiğinde "kendimi tanıyamadım, nasıl böyle davranabildim " der zaman zaman ya da çoğu zaman, belki de aslında gerçekte o tepkiyi veren kişiyiz ve kendimiz bile bunu bilmiyoruz. Belki de bugüne kadarki söylediklerimizin ya da yaptıklarımızın tam tersini yapmaya meyilli bir insandık, biz kendimizi bu kalıba soktuk.

Karakterimizin gerçekte ne olduğundan asla emin olamayacağımizi, içimizdeki hangi yönün ya da hangi benin baskın olacağına asla karar veremedigimizi çarpıcı bir öyküyle anlatmış yazar, kısacık bir kitap ama üzerine saatlerce konuşulsa bitmeyecek sorular bırakan. Tavsiye ederim, keyifli okumalar diliyorum:)
104 syf.
Yolculuk esnasında okumak için yanıma aldığım kısacık ama derin bir içeriğe sahip güzel bir kitaptı. Bir kez kötülük hastalığına kapılırsak içimizdeki iyilik ne kadar büyük olursa olsun o minicik kötülük bizi esir eder ve iyiliği nasıl öldürür bu eserde ustaca anlatılmış.
104 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Biliyorsunuz ki 1K Kayseri Okuma Grubu olarak geçtiğimiz günlerde ilk toplantımızı gerçekleştirmiştik. ( #32584409 )
Oylarla belirlediğimiz iki kitaptan biri de buydu. 
1886 yılında yayımlanan Dr. Jekyll ile Bye Hyde, büyük ilgi görmüş, tiyatro ve sinemalara konu olmuştur. Hatta o kadar sevilmiş ki, ahlak ve ruh tutarsızlıkları gösteren kişilere "Jekyll ve Hyde" deyimi kullanılmaya başlanmış.

Bu kadar çok kişiyi etkisi altına alan kitap daha ilk sayfalarda beni de içine çekti ve gerilim, heyecan, merak dolu anlar geçirerek bir çırpıda bitirdim. Eski dostlar olan bir avukat ve iki doktorun bulunduğu, Dr Jekyll' nin diğer dostlarını da etkileyecek işlere bulaşmasıyla oluşan bir hikaye.

Bir insan içinde, hem akıl almaz derecede kötü, vahşi, çirkin hem de yüzünden bile iyilik akan, herkes tarafından sevilen sayılan, birbirine tamamen zıt iki farklı kişilik taşıyabilir mi ? Düşünün, sizde böyle bir duruma düştünüz ve tercih hakkınız var. Herkesle dost olan, saygın ve sevilen ama bir o kadar da kısıtlanmış, belirlenmiş yaşam şartları dışına çıkamayan biri mi olmayı mı seçerdiniz yoksa her istediğini yapmakta tamamen özgür olan,  hiçbir vicdan, ahlak, sorumluluk gibi kısıtlamaları içinde taşımayan, içinin kötülüğü dışına yansımış ve yaptığı kötülüklerin sorumluluklarını çekmeyecek kadar hür biri mi ?

Dr Jekyll de bunu sorguluyor kitap boyunca. Dr. Jekyll'nin kararı sizinkiyle uyuşuyor mu merak ettiyseniz bir an önce kitabı okumaya başlamalısınız. Her anı heyecan dolu dakikalara hazır olun, iyi okumalar dilerim.
104 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Mükemmel bir kitap okudum. Daha doğrusu okumadım, dinledim.
https://youtu.be/AmVUtdLZs-M
Okan Bayülgen'in okumasıyla birlikte muhteşem bir 3 saat geçirdim. Fakat videoda son birkaç sayfa eksik. Bunu da belirtmeliyim. Ayrıca Okan Bayülgen hangi çeviriden okudu bilmiyorum ama çok güzeldi. İş Bankasının çevirisini beğenmedim.

Kitabın anlatımı muhteşem. Olaylar gizemli bir şekilde ilerliyor. Bu da kitaba çok güzel bir hava katmış. Yazar bu kitabı rüyalarından esinlenerek yazmış. Aslında neyden bahsetsem spoiler olacak şuan. Çünkü olayların çözümlenmesi, gizemin ortadan kalkması son sayfalarda oluyor. Kısaca konusuna değinmem gerekirse; iki arkadaşın, bir evin ve o evde yaşayan kişinin garipliği hakkında sohbet etmesi ile başlıyor her şey. Bu arkadaşlardan bir tanesi avukat ve o evde yaşayan kişinin ismini (Mr.Hyde)öğrenince içini bir kuşku alıyor. Çünkü; müvekkili ve aynı zamanda arkadaşı olan Dr. Jekyll'in vasiyetnamesinde kendisine birşey olması durumunda tüm malvarlığını Mr. Hyde'a bırakacağı yazıyor. Anlatılanlardan sonra avukatın, Mr. Hyde'ın kim olduğunu öğrenmeye çalışması ile devam ediyor kitabımız. Bundan gerisini anlatamayacağım.

Herkesin içinde bir iyi, bir kötü yanı vardır. Açıkçası hiç kimse ben çok iyi bir insanım diyemez bence. İki taraftan birisi ağır basar ve hayatımızı o şekilde yaşarız. Bazı durumlar, olaylar kötü yanımızı tetikler. Olağan bir şeydir bu. Yazar kitapta karakterin kötü yanını ilk başta sevinçle karşılıyor. Bu yanının ona özgürlük, her istediğini yapma hakkı verdiğini düşünüyor. Ama sonra işler çığırından çıkıyor tabii ki.

Çok keyifli bir kitaptı. Okumayı düşünen herkese şiddetle öneriyorum. Keyifli okumalar
İkiyüzlülük içime işlemiş olsa da asla bir sahtekar değildim; her iki yüzüm de samimiydi.
Robert Louis Stevenson
Sayfa 24 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sahip olduğum güç bana o kadar çekici geldi ki,
Sonunda onun kölesi oldum..

Eğer ben günahkarların en başında geleniysem, acı çekenlerin de en başında geleni olmalıydım..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Dr. Jekyll ile Bay Hyde
Baskı tarihi:
Ocak 2015
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053325543
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Strange Case of Dr. Jekyll and Mr. Hyde
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Stevenson yinelenen kâbuslarında çifte yaşam sürüyor; gündüzleri saygın bir doktor olarak çalışırken geceleri sokaklarda geziniyordu. Dr. Jekyll ile Bay Hyde işte bu kâbuslardan doğdu. 1886’da yayımlandığında İngiltere ve Amerika’yı kasıp kavuran yapıt, çok sayıda tiyatro ve sinema uyarlamasıyla bir popüler kültür efsanesine dönüşerek günümüze kadar geldi. Victoria döneminin değerlerine uygun olsa da, olay örgüsü günümüzün toplumsal ve psikolojik kaygılarına denk düşecek biçimde yeniden işlenebilmesine elveriyordu. Bir yandan da, bunca şan şöhretin gölgesinde kalan edebi derinliği ve çok katmanlılığıyla farklı düzeylerde okunabilecek bir metin olarak varlığını sürdürdü. Ruhla bedenin arzuları arasındaki ezeli çatışmadan söz ederken Victoria toplumunun ikiyüzlülüğünü yeren ve psikoloji alanında Freud’un kuramlarını haberleyen gelişmelerle kan bağı bulunan, çağının ötesinde bir başyapıt olarak…

ROBERT LOUIS STEVENSON (1850-1894): Edinburg’da dünyaya gelen yazar, hukuk öğrenimi gördü. Üniversite yıllarında yaz tatillerini Fransa’da geçiren Stevenson’ın An Inland Voyage (1878; İç Kesimlere Yolculuk) ve Travels with a Donkey in the Cévennes (1879; Eşek Sırtında Cévennes Yolculuğu) adlı kitapları bu gezilerinin ürünüydü. Yazar 1879’da, aşık olduğu Amerikalı Fanny Vandegrift Osborne’un ardından ABD’ye gitti. Bu yolculuğu daha sonra The Amateur Emigrant (1895; Amatör Göçmen) ve Across the Plains (1892; Düzlükleri Geçerken) adlı yapıtlarında anlattı. 1880’de Fanny ile evlendi. ABD’de terk edilmiş bir gümüş madeni yakınlarında geçirdikleri balayı yazarın The Silverado Squatters (1883; Gümüş Avcıları) adlı yapıtının konusunu oluşturur. Yazarın en bilinen yapıtları arasında Treasure Island (1881; Define Adası) ve Kidnapped (1886; Kaçırılan Çocuk) sayılabilir.

Kitabı okuyanlar 9,2bin okur

  • harunk
  • Büşra
  • Mahım Nur Penekli
  • Ece Tufan
  • ekin
  • melis
  • Kucuks
  • merve
  • Caner
  • Moon

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.4
13-17 Yaş
%6.9
18-24 Yaş
%30.5
25-34 Yaş
%37.7
35-44 Yaş
%14.8
45-54 Yaş
%4.7
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62
Erkek
%37.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.4 (526)
9
%17.8 (608)
8
%23.2 (793)
7
%12.7 (434)
6
%4.1 (140)
5
%1.7 (59)
4
%0.3 (10)
3
%0.1 (2)
2
%0.1 (3)
1
%0.1 (5)

Kitabın sıralamaları