Beyaz Kale

7,5/10  (154 Oy) · 
537 okunma  · 
89 beğeni  · 
2.256 gösterim
17. yüzyılda Türk korsanlarınca tutsak edilen bir Venedikli, İstanbul'a getirilir. Astronomiden, fizikten ve resimden anladığına inanan bu köle, aynı ilgileri paylaşan bir Türk tarafından satın alınır. Garip bir benzerlik vardır bu iki insan arasında. Köle sahibi, kölesinden, Venedik'i ve Batı bilimini öğrenmek ister. Bu iki kişi, efendi ile köle, birbirlerini tanımak, anlamak ve anlatmak için, Haliç'e bakan karanlık ve boş bir evde, aynı masanın iki ucuna oturur, konuşurlar. Hikâyeleri ve serüvenleri, onları veba salgınının kol gezdiği İstanbul sokaklarına, Çocuk Sultan'ın düşsel bahçelerine ve hayvanlarına, inanılmaz bir silahın yapımına, "Ben neden benim?" sorusuna götürecektir. Hikâyelerin günden geceye doğru ilerlemesiyle, gölgeler yavaş yavaş yer değiştirir.

Orhan Pamuk Beyaz Kale'de, Doğu ile Batı arasındaki benzerliklere ve farklılıklara bakarken, milli ve bireysel kimliklerimizin gerisinde yatan yapaylığı ortaya çıkartarak, iki kültürün ortak paydasını vurguluyor. Okur İstanbul manzarası eşliğinde izlediği bu yarı gerçek yarı hayal hikâyede, kendi varoluşunun özünü aramaya davet ediliyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2013
  • Sayfa Sayısı:
    152
  • ISBN:
    9789750826306
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
insan_okur 
16 May 18:21 · Kitabı okudu · 4 günde · 9/10 puan

Orhan Pamuk evet bu ismi duyunca nedendir bazı kesimlerde bir soğuk duş gibi etki yaratıyor, nedendir bilmem. Böyle güzel cümleler, kelimeler,kurgular ve dahiyane edebiyat öğretici olmasından mı acaba ? Sorgulamak, irdelemek malum bazen farklı algılara yol açıyor. Neyse Kara Kitap gibi bir romanla Orhan Pamuk'u beğenince elimde olan uzun süredir bekleyen bir romanını okumak istedim. Beyaz Kule. Neyse başladım kitaba tabiki harika cümleler, kelimeler falan derken bir anda romanlıktan çıkmaya başladı. O denizde başlayan eser bir anda farklı bir anlatıya, denemeye dönüştü gibi oldu.

Romanın türü postmodern. O ne demek derseniz: " Postmodernizm, modernizmin sonrası ve ötesi anlamında bir tanımlama olarak kullanılmaktadır ve modern düşünceye ve kültüre ait temel kavram ve perspektiflerin sorunsallaştırılmasıyla ve hatta bunların yadsınmasıyla birlikte yürütülmektedir. " Yani zıtlıkların, eski ile yeninin kıyaslaması bunlardan mütevellit de sorgulanması.

Bir yanda Osmanlı Devleti ile bir yanda İtalyan bir deniz savaşçısını ele almış Pamuk. Hoca diğer karakter oluyor Osmanlı'da bir Veziriazam gibi biri düşünün. Neyse kahramanımızın Osmanlı'nın eline düşüp bir köle olmasıyla başlıyor roman. Köleliğe ve o zamanın durumunu gözler önüne seriyor Pamuk. Kesinlikle tarih bilgisi çok güzel. Sanat, kölelik, doktorluk, ilim, mucitlik daha doğrusu bilimselliği doğu-batı yönüyle incelemiş. Bir yanda hasta olan adama bu Allah vergisidir beklesin iyileşirse iyileşir diyenle; tedavisi için uğraşıp didinen bir kişiyi düşünün. İşte bunu irdelemiş. Farklı konuların Osmanlı'da nasıl Batı'da nasıl olduğunu iyi göreceksiniz. Osmanlı Devleti neden belirsizliğe sürüklendi gayet gözler önünde.

Silah icadı ve bununla uğraşılması farklı bir karakter olarak olayın içine giriyor. Artık bu iki karakter birbirine hem fiziksel hem de ruhsal olarak benzemeye başlıyor. Çok güzel konulardan empati romanın direk içerisinde mevcut. Ben bir ara bu adam şizofren mi acaba dedim çünkü konuşmaları ve benzemeleri, düştüğü durumlar çok gizemliydi.

İnsanlık, gizem ve belirsizlik zaten Pamuk'un temel unsurlarından sanırım. Sonrasında roman bir savaş kaybedilmesiyle kahramanların yer değiştirmesiyle başka bir yönde ilerliyor. Çok farklı bir üslup ve kurgu. Hele son bölümde bu romanın nasıl yazdığını anlattığı bölümü ise çok beğendim. Zaten romanda da bazen okurla konuşması, romandan çıkıp ara ara tartışması da harika.

Evliya Çelebi gezmeleri, Da Vinci mucitliği, Katip Çelebi bilgeliği, Adnan Adıvar, Artur Coastler, Takiyüddin'din astronomisi bunların tamamını okuyarak birleştirip bir kurgu içine sokmuş Pamuk. Bunu da son kısımda kendi anlatıyor. Kesinlikle tavsiye ederim. Pamuk'tan okuyacağım çok eser var daha. Gayet de Nobel'in hakkını verdiğini düşünmekteyim.

Türk edebiyatının ilk POSTMODERN ANLATISI (Roman değil, zira roman moderne işaret eder. Postmodern romana anlatı demek daha doğru) Beyaz Kale’dir. Kahramanlar üstünden Doğu ve Batının farklı kültürler olarak karşılaştığı bir anlatıdır.

Peki Beyaz Kale’yi postmodern anlatı yapan öğeleri nelerdir. İlk belirleyici unsur üstkurmacadır. Bunu anlatının muhtelif yerlerinde yazarın okura yaptığı seslenişlerden anlıyoruz.
Yayıncı Faruk Darvinoglu üstünden ansiklopedistlere(bizde ilk ansiklopedist, aynı zamanda romancı olan Ahmet Mithat'tır) gönderme yapar ki bu da (gönderme) postmodern anlatının önemli bir unsurudur.

Minyatürler üstünden modern romanın kuvvetli bir unsuru olan gerçeklik sorgulanır. Gerçeğin eski ve yeni hali vurgulanır. Okura ulaşılamayan bir hakikatin olduğu hissi verilir.

Venedikli köle üstünden Don Kişot’taki tutsak öyküsü parodileştirilir. Yer yer Evliya Çelebiye benzeyen üslubunu pastiş unsuru olarak değerlendirebiliriz. Metinlerarasılık bağlamında bakarsak, Beyazkale kahramanlarının öykündüğü bir yığın tarihsel, mitolojik karakter bulabiliriz. Mesela Katip Çelebi-kitaplar-Artık Hoca ve seyahati. Seyahatname’deki bir çok motif aynen çıkar karşımıza.

Zaten yazar kitabın sonunda Beyaz Kale üzerine diye kaleme aldığı metinde uzun uzun yararlandığı, deforme (Postmodern anlatı için yararlandığı) ettiği kaynakları verir.

Anlatıda ayna imgesi Hoca ve İtalyan kölesinin benzerliğini vurgulamak içindir. “Odaya giren inanılmayacak kadar bana benziyordu.” “Bakışlarımı üzerimde hissederken aramızdaki benzerliği fark etmemesi beni tedirgin ederdi. Bir iki kere de benzerliği sezdigini, ama bunun farkında değilmiş gibi davrandığını düşündüm.” “Birlikte yazdığımız gibi birlikte aynaya da bakacak mıydık?” “Aynaya bakarken nasıl görünüşünü seyrediyorsa insan, kendi düşüncesinin içine bakarak da özünü seyredebilirdi.”

Şeyma Öztürk 
14 Şub 18:03 · Kitabı okudu · 4 günde · 6/10 puan

Uzun zaman önce okumaya çalıştığım Benim Adım Kırmızı'yı sevemeyip yarım bırakmamın ardından ikinci deneyimim oldu Beyaz Kale. Kitabı satın alırken arka kapakta okuduklarım dikkatimi çekmişti. Bu bilgiler doğrultusunda tarihi bir romanla karşılaşacağımı düşünmüştüm açıkcası ama durum biraz daha farklı oldu. Zira kitapta yer alan tarihi bilgiler ayrıntilı olmamakla birlikte herhangi bir gerçekliği yansıtmıyor. O yüzden olayların doğruluğunu sorgulayarak değil, özünü anlamaya çalışarak okunması gereken bir eser.

Genel anlamda bir giriş, on altı bölümlük bir anlatı ve bir sonsözden oluşuyor Beyaz Kale. Eserin giriş bölümünde, anlatılacak olayların bir el yazmasından alındığı ifade edilmektedir. Oluşturulan kurguya göre bu el yazması Faruk Darvinoğlu isimli bir tarihçi tarafından Gebze Kaymakamlığı'na bağlı bir arşivde bulunmuş hatta çalınmış ve günümüz Türkçesi'ne çevirilmiştir. Bu açıklamaların ardından söz konusu el yazmasında yer alan olaylar anlatılır.

Eserde bir Venedikli gencin 17.yüzyılda Osmanlı korsanlarının eline düşerek Osmanlı topraklarına getirilmesi ve burada devam eden yaşamı ele alınmıştır. Bu gencin hekim ve astronomiden anlayan biri olduğunu ifade etmesi üzerine Osmanlı Paşası'nın hatta sonrasında padişahın dikkatini cezbetmesi ve bir medrese hocasına köle olarak verilmesi anlatılır. Asıl hikâye Venedikli gencin hoca ile yaşamaya başlaması ve birbirlerine tip olarak ne kadar benzediklerini fark etmesiyle başlar. Devamında da birbirinden garip olaylar süregelir.

Venedikli gencin ve Osmanli hocasının eserde birer misyonu olduğu açık. Venedikli kahramanımız bir Batı temsili iken, hocamız ise Doğu temsili bana kalırsa. Zira Venedikli genç kendi ülkesinde yaşayan birine göre normal denilebilecek düzeyde astronomi, tıp, edebiyat, fizik gibi alanlarda bilgiye sahip iken Osmanlı ülkesinde bir gelişmişlik timsali olarak algılanır. 17. Yüzyılda Batı'nın Doğu'ya olan üstünlüğünü de sergilemek adına bir semboldür Venedikli genç.

Eseri okurken özellikle ilerleyen kısımlarda okuyucu hangi karakter Hoca hangisi Venedikli genç diye sorgulamaktan kendini alamaz. Örtük ve belirsiz bir anlatım hakimdir esere. Her ne kadar bu durum merakı kamçılasa da okuyucunun kafasını karıştırıyor aynı zamanda. Çünkü bu belirsizliğin yanı sıra varlığını sorgulama durumu da söz konusu eserde. Hem karakterler kendi varlıklarını sorgularken hem de okuyucu karakterleri tanımlamak adına varlıklarını sorgulamadan edemiyor. Kitabın son kısmı bu sorgulamaya kısmen de olsa bir açıklık getiriyor.

Hacim itibariyle kalın olmamasına rağmen benim için ağır ilerleyen bir eser oldu Beyaz Kale. Sembollerle, örtük anlatımlarla, belirsiz cümlelerle dolu zihin bulandırıcı bir eser. Eğlenerek okuduğumu söyleyemem fakat sıkılmadım da okurken. Bu tarz postmodern romanların benim ilgi alanıma pek hitap etmediğini anlamış bulundum. Okumayı düşünenler varsa eğer Felsefe ağırlıklı bir roman olduğunu göz önünde bulundursunlar. Keyifli okumalar.

Mert Can Yazıcı 
06 Tem 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Okuduğum ilk Orhan Pamuk şaheseri.

Olay,karakterler, dil ve kurgu kusursuzdu. Ayna karşısında birbirleriyle ve kendileriyle konuştukları bölümde gerilimi yaşadım ve benim sanat eserlerinden en büyük beklentim bu zaten.

Burda incelemeleri biraz okudum, kitapta bence Doğu- Batı bahane. Orhan Pamuk bunu kitabında da 2 kere belirtmiş zaten. Benim için esas olay Hoca ve Kölenin paradoks tadında değişimleri.

İlk defa bir kitabı bitirdiğim gibi başa dönüp neredeyse tamamını bir daha okudum, okudukça şaşırdım.

Tek eleştirim Orhan Pamuk'un kitabın sonunda bahsedilen kitabı hocanın mı, kölenin mi yazdığını ben de bilmiyorum demesi. Niye dedin bunu abi?

nejla güldalı 
28 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · Puan vermedi

Hoca ve İtalyan kölesinin birbirlerine ikiz kadar benzemelerinin ve bilime olan ilgileriyle başlayan ve zamanla birbirlerinin hayatını en ince detayına kadar öğrenerek iki ayrı insanın, iki ayrı bedenin tek vücuda dönüşmesi. İnsan üzerinden doğu batı sentezi. İki kahramanın hikayesi tarihle harmanlanarak verilmiş.

Mehmet Y. 
 11 Tem 17:36 · Kitabı okudu · 2 günde · 9/10 puan

Beyaz Kale'yi ilk defa 2000 yılında okumuştum. Zihnimde pek de yer edinen bir roman olmamıştı; kitabı beğenmediğimi ve oryantalist bulduğumu hatırlıyorum. Aradan geçen uzun yıllar kitabı değil ama beni değiştirmiş durumda. Çünkü bugün tekrar okuduğum Beyaz Kale için oryantalist demeyeceğim gibi, çok iyi bir postmodern roman diyebilirim. Demek ki, bazı kitapları farklı zamanlarda okumak gerekiyor; beğenilerimiz, dünya görüşümü, kitap kültürümüz değişebiliyor. Zira tam tersi durumlar da yaşanıyor; yıllar önce çok beğendiğim bir romanı tekrar okuyunca, 'bunun nesini beğenmişim?' hissine kapılabiliyorum.

Orhan Pamuk, Beyaz Kale'de 17. yüzyıl İstanbul'una gidiyor. Sunuşta da belirttiği gibi tarihi hadise ve kişileri iç içe geçiren bir anlatımı var, yani tarihi arka planı olan ama tarihi gerçekliği olmayan bir roman. Doğu ile Batı, Doğulu ile Batılı kavramlarını postmodern bir üslupla anlatmış. Sonuçta kim köle, kim Hoca? Niye benim ben?

Ümit 
27 Haz 13:28 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Orhan Pamuk'un okuduğum ilk kitapi ,beyaz kale.
Kitapın konusu dili fena değil kurkusu da iyi denilebilir.Kitapta, denizde Türk korsanlarınca tutsak edilen bir Venedikli, İstanbul'a getirilir ve bu kölenin birçok bilimden anladığını zannedilip bir Türk tarafından satın alınır.
İstanbul'a getirip olaylarda burada vuku eder.
Yazar dolaylı olarak eserinde, genç bir padisahtan bahseder peki kim bu genç padisah hemen biraz bilgi verelim sevgili 1k okuyucularına.
Devletin 19.padisahı olan 4.Mehmet engenc tahta çıktığı için genc padisah olarak anılır ve ava çok düşkünlüğünden dolayı "Avcı" padisah olarak tarih sahnelerinde adını bu şekilde yazdırmıstır.
Genç padişah olduğu için çevresindeki vezirlerin ailesinin olumsuz yönlendirmesine maruz kalmıstır.
Yazar, eserde direk olarak padisah'ın ismini zikretmemis lakin bizler tarih bilgilerimizden padisahın kim olduğunu hangi yüzyılda gectiğini olayların anlaya biliyoruz.
17.yuzyıl zaten osmanlı'nın duraklama dönemi olduğu için eserde de denk bütcenin yapılması Tarhuncu Ahmet paşa tarafından bu gibi ufak tefek bilgiler eserin tarihini anlamamiza ışık tutuyor.
Eserde, Osmanlı dönemine ait örf ,adetler yaşam tarzlarına ait bilgiler bulabiliyoruz.

Deniz Keskin 
16 Şub 11:03 · Kitabı okudu · 21 günde · 9/10 puan

Her zaman sorulan bir soru bu kitapla bir kez daha ortaya çıkıyor ve akılları olumlu anlamda bulandırıyor. Neresi doğu neresi batı? Alman geleneğinin öykü türüne de göndermeler yapıyor Beyaz Kale. Darwinist ögeler de mevcut. Çok başarılı bir öykü.

Özdemir 
11 Oca 11:54 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Öğretici konular bakımından zengin bir kitaptı. Kitabın sonunda Don Kişot eseri yazarının ( Miguel de Cervantes) Osmanlı'da esir kaldığını. O dönemde okuduğu OSmanlıca eserden etkilenerek yeni bir eser yazdığını ve eserine Don Kişot ismini verdiğini hatırlıyorum. Yani Don Kişot aslından Osmanlı eseri. :)

Gülay 
23 Nis 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Konusu ve anlatımı açısından farklı bir kitap.Doğu ve Batı kültürüne sahip olan insanın iç hesaplaşmaları, geçmişleri bu kitapta birleşiyor. Osmanlı İmparatorluğu döneminde bilime nasıl yaklaşıldığı hakkın da az çok bilgi veriyor.Ayrıca yazar kitapta efendi köle ilişkisini çok güzel işlemiş.

3 /

Kitaptan 53 Alıntı

Hüseyin Erol 
17 May 06:47 · Kitabı okudu · 6/10 puan

"İnsanın kim olduğunun ne önemi var," dedim "önemli olan yaptıklarımız ve yapacaklarımızdır"

Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 167 - İletişim)Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 167 - İletişim)
Meursault 
16 Nis 19:12 · Kitabı okudu · Puan vermedi

...tuhaf ve şaşırtıcı olanı aramalıymışız; evet, dünyanın bu bıkkınlık verici sıkıcılığına karşı yapabileceğimiz belki de tek şey bu...

Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 120 - YKY)Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 120 - YKY)
Ahmet 
10 Ağu 20:57 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"İnsanların,
dört iklim yedi bucakta,
hep birbirlerine benzediklerini anlamak için acaba Padişah mı olmak gerekiyormuş?"

Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 118)Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 118)
Ahmet 
10 Ağu 20:07 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Yıkım, insanların ve inançların farkına varmadan değişmesi anlamına mı geliyordu?"
Belki de yıkım ötekilerin üstünlüğünü görerek onlara benzemeye çalışmak demekti."

Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 86)Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 86)
Meursault 
16 Nis 11:02 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Aynaya bakarken, hangimizin kendisi olmaya ne kadar dayanabildiğini sorardı.

Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 90 - YKY)Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 90 - YKY)
insan_okur 
12 May 00:46 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

Sonra, o kelimeyi bütün kilitlere uyan sihirli bir anahtar gibi kullanmaya başladı: Aptal oldukları için başlarının üstünde gezinen yıldızlara bakıp düşünmüyorlardı, aptal oldukları için öğrenecekleri şeyin önce neye yarayacağını soruyorlardı, aptal oldukları için ayrıntılara değil özetlere meraklıydılar, aptal oldukları için birbirlerine benziyorlardı vb.

Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 38 - Yapı Kredi Yayınları)Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 38 - Yapı Kredi Yayınları)
Meursault 
02 Nis 16:07 · Kitabı okudu · Puan vermedi

... İstanbul'un güzel şehir olduğunu, ama insanın burada köle değil, efendi olması gerektiğini düşünürdüm.

Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 14 - YKY)Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 14 - YKY)
Ahmet 
10 Ağu 19:52 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"İnsan bazen bir çocuğun, bir gencin davranışlarında
kedi çocukluğu ve gençliğini görür de
sevgi ve merakla onu izler."

Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 81)Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 81)
Ahmet 
10 Ağu 17:23 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Aynaya bakarken nasıl görünüşünü seyredebiliyorsa insan,
kendi düşüncesinin içine bakarak da özünü seyredebilirdi."

Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 51)Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 51)
Ahmet 
10 Ağu 17:32 · Kitabı okudu · 9/10 puan

"Kendine güvenemeyen bütün zayıf insanlar gibi
benden onay beklemeye başlamıştı."

Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 54)Beyaz Kale, Orhan Pamuk (Sayfa 54)

Kitapla ilgili 1 Haber