Geri Bildirim
Adı:
Beyaz Kale
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
152
ISBN:
9789750826306
Kitabın türü:
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
17. yüzyılda Türk korsanlarınca tutsak edilen bir Venedikli, İstanbul'a getirilir. Astronomiden, fizikten ve resimden anladığına inanan bu köle, aynı ilgileri paylaşan bir Türk tarafından satın alınır. Garip bir benzerlik vardır bu iki insan arasında. Köle sahibi, kölesinden, Venedik'i ve Batı bilimini öğrenmek ister. Bu iki kişi, efendi ile köle, birbirlerini tanımak, anlamak ve anlatmak için, Haliç'e bakan karanlık ve boş bir evde, aynı masanın iki ucuna oturur, konuşurlar. Hikâyeleri ve serüvenleri, onları veba salgınının kol gezdiği İstanbul sokaklarına, Çocuk Sultan'ın düşsel bahçelerine ve hayvanlarına, inanılmaz bir silahın yapımına, "Ben neden benim?" sorusuna götürecektir. Hikâyelerin günden geceye doğru ilerlemesiyle, gölgeler yavaş yavaş yer değiştirir.

Orhan Pamuk Beyaz Kale'de, Doğu ile Batı arasındaki benzerliklere ve farklılıklara bakarken, milli ve bireysel kimliklerimizin gerisinde yatan yapaylığı ortaya çıkartarak, iki kültürün ortak paydasını vurguluyor. Okur İstanbul manzarası eşliğinde izlediği bu yarı gerçek yarı hayal hikâyede, kendi varoluşunun özünü aramaya davet ediliyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Orhan Pamuk romanlarında genel olarak biliriz ki ağırlık olarak Doğu ve Batı karşılaştırması ve farklı görüşleri süzgeçten geçirme vardır. Bu kitabında ise farklılıklara baktığımız kadar benzerliklere de bakıyoruz. Bunun için de Orhan Pamuk sürekli olarak ayna imgesini kullanmış. Venedikli köle ile Hoca arasındaki benzerlik dile getirilirken bir aynaya bakma imgesi kullanmış. Doğu ve Batı’nın karşı karşıya geldiği noktaları gördüğümüz kadar ortak paydalarını da görüyoruz. Doğu ve Batı bakışlarının olduğu romanlarda karşımıza genel olarak çıkan unsurlar aynıdır, aslında bu unsurları bir romanda filan görmemize de gerek yoktur pek, ufak bir düşünme ile fark edebiliriz ki bu bakışlardaki bulguları günlük hayatımızda da rahatlıkla görebiliriz.

Bir yerde okumuştum ama kaynağını hatırlamıyorum. Batı’nın Doğu’ya bakışı Doğu’nun Batı’ya olan bakışından değişiktir. Hem Doğu’ya karşı merak vardır hem de bu merakla beraber öğrenme ve tanıma isteği vardır ve tabii ki de bunlarla beraber Doğu Batı’nın gözünde sürekli olarak kolay yutulabilecek tek hamlelik bir lokma gibidir, zaten tarihteki ve günümüzdeki birçok olay da bu durumu doğrular niteliktedir. Doğu’nun Batı’ya bakışı ise yabancı, kâfir, gavur ve düşman olduğu kadar da bir kesimi tarafından sürekli olarak ulaşılmak istenen kültürdür. Beyaz Kale’de de bu unsurlar işlenmiş olup sürekli olarak Doğu ve Batı çatışmasını irdelerken benzerliklerini de gösteriyor. Aslında daha ilk sayfasından bu çatışmayı ve benzerliği okuyoruz. İlk olarak daha kitabın ilk sayfasında Doğu’nun ve Batı’nın gemilerinin çarpıştığını okuyoruz, Doğu Batı’nın gemilerini yendikten sonra Batı’nın kişilerini esir olarak alıyor ve devamında da Batı’nın aldığı kendi esirlerini kurtarıyor. Yani burada iki kesim tarafında da ufak bir benzerliği okuyoruz ama kitapta olan benzerlik haricinde fark olarak esas işlenen konu ise özellikle bilime ve araştırmaya verilen, bu araştırmalara olan bakış açısı. Sonuçlarını ise tarih derslerinden malum biliyoruz.

Edebiyatta biliyoruz ki “ikili kahraman” olgusu çok kullanılır, hatta bu iki kahramanlar üzerinden birçok çalışmalar da yapılır. Ya birbirine çok benzer bu kahramanlar ya da birbirinden tamamen farklı olurlar. Orhan Pamuk ise Hoca ve Venedikli köle olarak karşımıza ikili kahraman çıkarmış ve ilk olarak da “ayna” objesini kullanarak birbirine olan benzerlikleri vermiş. Çoğu romanlarda gördüğümüz iki karakter aslında ben ve öteki olarak incelenebilir ama Orhan Pamuk, Hoca ve Venedikli köleyi benzer bir karakter yaptığı için, ayna ile birbirine olan benzerlikleri ikizlermiş gibi sunduğu için genel olarak bu iki kişinin çevresindekileri “öteki”, “diğer” ve “onlar” olarak işlemiş. Padişah da burada bu grupların içine giriyor diyebiliriz. Yanılmıyorsam eğer padişah da bu “diğerleri” grubunun içine girerken daha çok bilime ve araştırmaya önem vermeyenler dersem daha doğru söylemiş olurum. Bunun için de Pamuk kitabın birkaç yerinde bu kişileri “aptallar” olarak tanıtıyor. Mesela Hoca yıldızları araştırmak isterken evine gelen bir adamın “Dul bir kadını almak caiz midir?” diye sorusunun kendisine sorulması da bu duruma ve tanıma güzel bir örnek. Aslında maalesef hâlâ günümüzde de bu durum fazlasıyla olan bir şey. Adamlar uzaya araba gönderirken, Mars’ı araştırırken (Cübbeli’ye göre boş boş işler) bizler ise Ramazan ayında hâlâ şu veya bu günah mı diye sorular sorarız.

Ve yine biliriz ki Pamuk’un romanlarında bol derece göndermeler mevcuttur. Bir önceki yazdığı romanları kadar, daha yazmadığı romanlarına da göndermeler yaptığını görüyoruz ama tabii bunları genel olarak ya önce yazdığı kitabı sonradan okuduğumuzda ya da ikinci sefer okumamızda fark ediyoruz ya da bunların hiçbiri olmadan bu şekilde okuyabiliyoruz: #24326364 Bir de kendi içindeki göndermeleri haricinde gerçek olaylara, yaşamış kişilere de çok güzel göndermeleri var. Mesela unutulamayacak köşe yazarımız Celal Salik komple bir gönderme iken bir de bu şekil Güner Ümit göndermesi var: #24188323 ve yine Kar kitabındaki Sunay Zaim’in aslında Rutkay Aziz olduğu veya esinlenildiği gibi göndermeleri de var diyebiliriz; ama bu kitabında ise benim en çok hoşuma giden göndermesi Miguel De Cervantes göndermesi oldu, paragraf ise tam takdire şayandı: #27121307
Türk edebiyatının ilk POSTMODERN ANLATISI (Roman değil, zira roman moderne işaret eder. Postmodern romana anlatı demek daha doğru) Beyaz Kale’dir. Kahramanlar üstünden Doğu ve Batının farklı kültürler olarak karşılaştığı bir anlatıdır.

Peki Beyaz Kale’yi postmodern anlatı yapan öğeleri nelerdir. İlk belirleyici unsur üstkurmacadır. Bunu anlatının muhtelif yerlerinde yazarın okura yaptığı seslenişlerden anlıyoruz.
Yayıncı Faruk Darvinoglu üstünden ansiklopedistlere(bizde ilk ansiklopedist, aynı zamanda romancı olan Ahmet Mithat'tır) gönderme yapar ki bu da (gönderme) postmodern anlatının önemli bir unsurudur.

Minyatürler üstünden modern romanın kuvvetli bir unsuru olan gerçeklik sorgulanır. Gerçeğin eski ve yeni hali vurgulanır. Okura ulaşılamayan bir hakikatin olduğu hissi verilir.

Venedikli köle üstünden Don Kişot’taki tutsak öyküsü parodileştirilir. Yer yer Evliya Çelebiye benzeyen üslubunu pastiş unsuru olarak değerlendirebiliriz. Metinlerarasılık bağlamında bakarsak, Beyazkale kahramanlarının öykündüğü bir yığın tarihsel, mitolojik karakter bulabiliriz. Mesela Katip Çelebi-kitaplar-Artık Hoca ve seyahati. Seyahatname’deki bir çok motif aynen çıkar karşımıza.

Zaten yazar kitabın sonunda Beyaz Kale üzerine diye kaleme aldığı metinde uzun uzun yararlandığı, deforme (Postmodern anlatı için yararlandığı) ettiği kaynakları verir.

Anlatıda ayna imgesi Hoca ve İtalyan kölesinin benzerliğini vurgulamak içindir. “Odaya giren inanılmayacak kadar bana benziyordu.” “Bakışlarımı üzerimde hissederken aramızdaki benzerliği fark etmemesi beni tedirgin ederdi. Bir iki kere de benzerliği sezdigini, ama bunun farkında değilmiş gibi davrandığını düşündüm.” “Birlikte yazdığımız gibi birlikte aynaya da bakacak mıydık?” “Aynaya bakarken nasıl görünüşünü seyrediyorsa insan, kendi düşüncesinin içine bakarak da özünü seyredebilirdi.”

Benzer kitaplar

Orhan Pamuk evet bu ismi duyunca nedendir bazı kesimlerde bir soğuk duş gibi etki yaratıyor, nedendir bilmem. Böyle güzel cümleler, kelimeler,kurgular ve dahiyane edebiyat öğretici olmasından mı acaba ? Sorgulamak, irdelemek malum bazen farklı algılara yol açıyor. Neyse Kara Kitap gibi bir romanla Orhan Pamuk'u beğenince elimde olan uzun süredir bekleyen bir romanını okumak istedim. Beyaz Kule. Neyse başladım kitaba tabiki harika cümleler, kelimeler falan derken bir anda romanlıktan çıkmaya başladı. O denizde başlayan eser bir anda farklı bir anlatıya, denemeye dönüştü gibi oldu.

Romanın türü postmodern. O ne demek derseniz: " Postmodernizm, modernizmin sonrası ve ötesi anlamında bir tanımlama olarak kullanılmaktadır ve modern düşünceye ve kültüre ait temel kavram ve perspektiflerin sorunsallaştırılmasıyla ve hatta bunların yadsınmasıyla birlikte yürütülmektedir. " Yani zıtlıkların, eski ile yeninin kıyaslaması bunlardan mütevellit de sorgulanması.

Bir yanda Osmanlı Devleti ile bir yanda İtalyan bir deniz savaşçısını ele almış Pamuk. Hoca diğer karakter oluyor Osmanlı'da bir Veziriazam gibi biri düşünün. Neyse kahramanımızın Osmanlı'nın eline düşüp bir köle olmasıyla başlıyor roman. Köleliğe ve o zamanın durumunu gözler önüne seriyor Pamuk. Kesinlikle tarih bilgisi çok güzel. Sanat, kölelik, doktorluk, ilim, mucitlik daha doğrusu bilimselliği doğu-batı yönüyle incelemiş. Bir yanda hasta olan adama bu Allah vergisidir beklesin iyileşirse iyileşir diyenle; tedavisi için uğraşıp didinen bir kişiyi düşünün. İşte bunu irdelemiş. Farklı konuların Osmanlı'da nasıl Batı'da nasıl olduğunu iyi göreceksiniz. Osmanlı Devleti neden belirsizliğe sürüklendi gayet gözler önünde.

Silah icadı ve bununla uğraşılması farklı bir karakter olarak olayın içine giriyor. Artık bu iki karakter birbirine hem fiziksel hem de ruhsal olarak benzemeye başlıyor. Çok güzel konulardan empati romanın direk içerisinde mevcut. Ben bir ara bu adam şizofren mi acaba dedim çünkü konuşmaları ve benzemeleri, düştüğü durumlar çok gizemliydi.

İnsanlık, gizem ve belirsizlik zaten Pamuk'un temel unsurlarından sanırım. Sonrasında roman bir savaş kaybedilmesiyle kahramanların yer değiştirmesiyle başka bir yönde ilerliyor. Çok farklı bir üslup ve kurgu. Hele son bölümde bu romanın nasıl yazdığını anlattığı bölümü ise çok beğendim. Zaten romanda da bazen okurla konuşması, romandan çıkıp ara ara tartışması da harika.

Evliya Çelebi gezmeleri, Da Vinci mucitliği, Katip Çelebi bilgeliği, Adnan Adıvar, Artur Coastler, Takiyüddin'din astronomisi bunların tamamını okuyarak birleştirip bir kurgu içine sokmuş Pamuk. Bunu da son kısımda kendi anlatıyor. Kesinlikle tavsiye ederim. Pamuk'tan okuyacağım çok eser var daha. Gayet de Nobel'in hakkını verdiğini düşünmekteyim.
Beyaz Kale'yi ilk defa 2000 yılında okumuştum. Zihnimde pek de yer edinen bir roman olmamıştı; kitabı beğenmediğimi ve oryantalist bulduğumu hatırlıyorum. Aradan geçen uzun yıllar kitabı değil ama beni değiştirmiş durumda. Çünkü bugün tekrar okuduğum Beyaz Kale için oryantalist demeyeceğim gibi, çok iyi bir postmodern roman diyebilirim. Demek ki, bazı kitapları farklı zamanlarda okumak gerekiyor; beğenilerimiz, dünya görüşümü, kitap kültürümüz değişebiliyor. Zira tam tersi durumlar da yaşanıyor; yıllar önce çok beğendiğim bir romanı tekrar okuyunca, 'bunun nesini beğenmişim?' hissine kapılabiliyorum.

Orhan Pamuk, Beyaz Kale'de 17. yüzyıl İstanbul'una gidiyor. Sunuşta da belirttiği gibi tarihi hadise ve kişileri iç içe geçiren bir anlatımı var, yani tarihi arka planı olan ama tarihi gerçekliği olmayan bir roman. Doğu ile Batı, Doğulu ile Batılı kavramlarını postmodern bir üslupla anlatmış. Sonuçta kim köle, kim Hoca? Niye benim ben?
Uzun zaman önce okumaya çalıştığım Benim Adım Kırmızı'yı sevemeyip yarım bırakmamın ardından ikinci deneyimim oldu Beyaz Kale. Kitabı satın alırken arka kapakta okuduklarım dikkatimi çekmişti. Bu bilgiler doğrultusunda tarihi bir romanla karşılaşacağımı düşünmüştüm açıkcası ama durum biraz daha farklı oldu. Zira kitapta yer alan tarihi bilgiler ayrıntilı olmamakla birlikte herhangi bir gerçekliği yansıtmıyor. O yüzden olayların doğruluğunu sorgulayarak değil, özünü anlamaya çalışarak okunması gereken bir eser.

Genel anlamda bir giriş, on altı bölümlük bir anlatı ve bir sonsözden oluşuyor Beyaz Kale. Eserin giriş bölümünde, anlatılacak olayların bir el yazmasından alındığı ifade edilmektedir. Oluşturulan kurguya göre bu el yazması Faruk Darvinoğlu isimli bir tarihçi tarafından Gebze Kaymakamlığı'na bağlı bir arşivde bulunmuş hatta çalınmış ve günümüz Türkçesi'ne çevirilmiştir. Bu açıklamaların ardından söz konusu el yazmasında yer alan olaylar anlatılır.

Eserde bir Venedikli gencin 17.yüzyılda Osmanlı korsanlarının eline düşerek Osmanlı topraklarına getirilmesi ve burada devam eden yaşamı ele alınmıştır. Bu gencin hekim ve astronomiden anlayan biri olduğunu ifade etmesi üzerine Osmanlı Paşası'nın hatta sonrasında padişahın dikkatini cezbetmesi ve bir medrese hocasına köle olarak verilmesi anlatılır. Asıl hikâye Venedikli gencin hoca ile yaşamaya başlaması ve birbirlerine tip olarak ne kadar benzediklerini fark etmesiyle başlar. Devamında da birbirinden garip olaylar süregelir.

Venedikli gencin ve Osmanli hocasının eserde birer misyonu olduğu açık. Venedikli kahramanımız bir Batı temsili iken, hocamız ise Doğu temsili bana kalırsa. Zira Venedikli genç kendi ülkesinde yaşayan birine göre normal denilebilecek düzeyde astronomi, tıp, edebiyat, fizik gibi alanlarda bilgiye sahip iken Osmanlı ülkesinde bir gelişmişlik timsali olarak algılanır. 17. Yüzyılda Batı'nın Doğu'ya olan üstünlüğünü de sergilemek adına bir semboldür Venedikli genç.

Eseri okurken özellikle ilerleyen kısımlarda okuyucu hangi karakter Hoca hangisi Venedikli genç diye sorgulamaktan kendini alamaz. Örtük ve belirsiz bir anlatım hakimdir esere. Her ne kadar bu durum merakı kamçılasa da okuyucunun kafasını karıştırıyor aynı zamanda. Çünkü bu belirsizliğin yanı sıra varlığını sorgulama durumu da söz konusu eserde. Hem karakterler kendi varlıklarını sorgularken hem de okuyucu karakterleri tanımlamak adına varlıklarını sorgulamadan edemiyor. Kitabın son kısmı bu sorgulamaya kısmen de olsa bir açıklık getiriyor.

Hacim itibariyle kalın olmamasına rağmen benim için ağır ilerleyen bir eser oldu Beyaz Kale. Sembollerle, örtük anlatımlarla, belirsiz cümlelerle dolu zihin bulandırıcı bir eser. Eğlenerek okuduğumu söyleyemem fakat sıkılmadım da okurken. Bu tarz postmodern romanların benim ilgi alanıma pek hitap etmediğini anlamış bulundum. Okumayı düşünenler varsa eğer Felsefe ağırlıklı bir roman olduğunu göz önünde bulundursunlar. Keyifli okumalar.
Okuduğum ilk Orhan Pamuk şaheseri.

Olay,karakterler, dil ve kurgu kusursuzdu. Ayna karşısında birbirleriyle ve kendileriyle konuştukları bölümde gerilimi yaşadım ve benim sanat eserlerinden en büyük beklentim bu zaten.

Burda incelemeleri biraz okudum, kitapta bence Doğu- Batı bahane. Orhan Pamuk bunu kitabında da 2 kere belirtmiş zaten. Benim için esas olay Hoca ve Kölenin paradoks tadında değişimleri.

İlk defa bir kitabı bitirdiğim gibi başa dönüp neredeyse tamamını bir daha okudum, okudukça şaşırdım.

Tek eleştirim Orhan Pamuk'un kitabın sonunda bahsedilen kitabı hocanın mı, kölenin mi yazdığını ben de bilmiyorum demesi. Niye dedin bunu abi?
Kitap çok garipti ya da bende öyle bir his uyandırdı bilemiyorum ama kitabın sonunda kalbim çarpıyordu. Son sayfasını iki defa okuyup anlamaya çalıştığımı itiraf etmeliyim. Bu yazarın okuduğum ilk kitabı ama bana göre dili gayet sade ve anlaşılır, paragraglar uzun olduğu halde bir sıkıcılığı yok aksine paragraflar birbiriyle bağlantılı ve okudukça okuyorsunuz. Herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Pişman olmazsınız.
Hoca ve İtalyan kölesinin birbirlerine ikiz kadar benzemelerinin ve bilime olan ilgileriyle başlayan ve zamanla birbirlerinin hayatını en ince detayına kadar öğrenerek iki ayrı insanın, iki ayrı bedenin tek vücuda dönüşmesi. İnsan üzerinden doğu batı sentezi. İki kahramanın hikayesi tarihle harmanlanarak verilmiş.
Orhan Pamuk'un okuduğum ilk kitapi ,beyaz kale.
Kitapın konusu dili fena değil kurkusu da iyi denilebilir.Kitapta, denizde Türk korsanlarınca tutsak edilen bir Venedikli, İstanbul'a getirilir ve bu kölenin birçok bilimden anladığını zannedilip bir Türk tarafından satın alınır.
İstanbul'a getirip olaylarda burada vuku eder.
Yazar dolaylı olarak eserinde, genç bir padisahtan bahseder peki kim bu genç padisah hemen biraz bilgi verelim sevgili 1k okuyucularına.
Devletin 19.padisahı olan 4.Mehmet engenc tahta çıktığı için genc padisah olarak anılır ve ava çok düşkünlüğünden dolayı "Avcı" padisah olarak tarih sahnelerinde adını bu şekilde yazdırmıstır.
Genç padişah olduğu için çevresindeki vezirlerin ailesinin olumsuz yönlendirmesine maruz kalmıstır.
Yazar, eserde direk olarak padisah'ın ismini zikretmemis lakin bizler tarih bilgilerimizden padisahın kim olduğunu hangi yüzyılda gectiğini olayların anlaya biliyoruz.
17.yuzyıl zaten osmanlı'nın duraklama dönemi olduğu için eserde de denk bütcenin yapılması Tarhuncu Ahmet paşa tarafından bu gibi ufak tefek bilgiler eserin tarihini anlamamiza ışık tutuyor.
Eserde, Osmanlı dönemine ait örf ,adetler yaşam tarzlarına ait bilgiler bulabiliyoruz.
Bana göre Doğu-Batı ayrımı ve karşılaştırmasından çok içsel bir süreçti.
O kadar iyi kurgulanmış ve yazılmış ki yazı dili bile tam yerindeydi...
Aynaya bakma kısmı, veba kısımları beni fazlasıyla gerdi...
Güzel bir eleştiri olarak da sürekli ilimleri İslam adı altında boş sorularla kurcaladığımızı ve asıl ilerlememiz gereken ilmin o olmadığını güzelce anlatmış. Açıkçası Astronomiyi sadece gelecek görmek için kullanmak yeterli olmuyor, bu fikre katılıyorum.

Güzel bir kitaptı. Ama lütfen "Aa bak Osmanlı'yı kötülemiiiş" yargısıyla okumayın. Satırlarda onu aramayın ki zaten bu kanıya ulaştırabilecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum.
İçsel karmaşaya odaklandığımda çok daha keyif aldım.
"İnsanın kim olduğunun ne önemi var," dedim "önemli olan yaptıklarımız ve yapacaklarımızdır"
Orhan Pamuk
Sayfa 167 - İletişim
Kaybettiğimiz hayatı ve düşleri yeniden ele geçirmek için, onları yeniden düşlemek gerektiğini herkes bilir: Ben hikayeme inandım!
Orhan Pamuk
Sayfa 138 - YKY
"İstanbul'un güzel şehir olduğunu,
ama insanın burada köle değil,
efendi olması gerektiğini düşünürdüm."
...tuhaf ve şaşırtıcı olanı aramalıymışız; evet, dünyanın bu bıkkınlık verici sıkıcılığına karşı yapabileceğimiz belki de tek şey bu...
Orhan Pamuk
Sayfa 120 - YKY
"Kendimizi tanıyor muyuz, insan kim olduğunu iyi bilmeli."
Orhan Pamuk
Sayfa 166 - İletişim

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beyaz Kale
Baskı tarihi:
Eylül 2013
Sayfa sayısı:
152
ISBN:
9789750826306
Kitabın türü:
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
17. yüzyılda Türk korsanlarınca tutsak edilen bir Venedikli, İstanbul'a getirilir. Astronomiden, fizikten ve resimden anladığına inanan bu köle, aynı ilgileri paylaşan bir Türk tarafından satın alınır. Garip bir benzerlik vardır bu iki insan arasında. Köle sahibi, kölesinden, Venedik'i ve Batı bilimini öğrenmek ister. Bu iki kişi, efendi ile köle, birbirlerini tanımak, anlamak ve anlatmak için, Haliç'e bakan karanlık ve boş bir evde, aynı masanın iki ucuna oturur, konuşurlar. Hikâyeleri ve serüvenleri, onları veba salgınının kol gezdiği İstanbul sokaklarına, Çocuk Sultan'ın düşsel bahçelerine ve hayvanlarına, inanılmaz bir silahın yapımına, "Ben neden benim?" sorusuna götürecektir. Hikâyelerin günden geceye doğru ilerlemesiyle, gölgeler yavaş yavaş yer değiştirir.

Orhan Pamuk Beyaz Kale'de, Doğu ile Batı arasındaki benzerliklere ve farklılıklara bakarken, milli ve bireysel kimliklerimizin gerisinde yatan yapaylığı ortaya çıkartarak, iki kültürün ortak paydasını vurguluyor. Okur İstanbul manzarası eşliğinde izlediği bu yarı gerçek yarı hayal hikâyede, kendi varoluşunun özünü aramaya davet ediliyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 864 okur

  • enes demir
  • Nedim Karakuş
  • Semra Ateş
  • Münire Taşdemir
  • Arzu Torun
  • BÜŞRA ÇİL
  • Esra Ozden
  • Yusuf Mirza
  • Melek Işık
  • Doly

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.8
14-17 Yaş
%1.8
18-24 Yaş
%14.2
25-34 Yaş
%33.7
35-44 Yaş
%33.3
45-54 Yaş
%11
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50.7
Erkek
%49.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.4 (39)
9
%17.7 (48)
8
%21.4 (58)
7
%23.2 (63)
6
%11.1 (30)
5
%5.2 (14)
4
%1.5 (4)
3
%3 (8)
2
%0.4 (1)
1
%2.2 (6)

Kitabın sıralamaları