Geri Bildirim
Adı:
Kar
Baskı tarihi:
Temmuz 2013
Sayfa sayısı:
464
ISBN:
9789750825910
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kar
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Pamuk'un "İlk ve son siyasi romanım" dediği Kar, Türk edebiyatında 1990'ların siyasi atmosferini ele alan, dönemi bütün şiddeti ve çatışmalarıyla anlatan en iyi ve en iddialı romandır. Kars'taki siyasal İslamcılar, solcular, Türk ve Kürt milliyetçilerinin hikâyesini inanç, başörtüsü sorunu, askeri darbeler ve üçüncü dünyada yaşamanın öfkesi ve ümitsizliği üzerinden tartışan Kar'da Pamuk, başka romanlarında da zaman zaman gördüğümüz mizah yeteneğini bu defa sonuna kadar sergiliyor. Kar'ı, romanın yazılış ve yayımlanma süreçlerinin daha önce bilinmeyen ayrıntılarına değinen bir sonsözle birlikte yayımlıyoruz.

On iki yıldır Almanya'da sürgün olan şair Ka Türkiye'ye dönüşünden dört gün sonra, bir röportaj için Kars şehrinde bulur kendini. Ağır ağır ve hiç durmadan yağan karın altında sokak sokak, dükkân dükkân bu hüzünlü ve güzel şehri ve insanlarını tanımaya çalışır. Kars'ta ağzına kadar işsizlerle dolu çayhaneler, dışarıdan gelmiş ve kardan mahsur kalmış gezgin bir tiyatro kumpanyası, intihar eden ve türban direnişi yapan kızlar, çeşitli siyasal gruplar, dedikodular, söylentiler, Karpalas Oteli ve sahibi Turgut Bey ile kızları İpek ve Kadife ve Ka için aşk ve mutluluk vaadi vardır. Kar Türkiye'nin temel siyasi çatışmalarını anlamamız için okunması gereken bir roman.

"Kar zamanımızın okunması gereken temel kitaplarından..."
-Margaret Atwood-

"O ne bir ideolog, ne bir siyasetçi, ne de bir gazeteci. Orhan Pamuk büyük bir romancı."
-New York Times-
(Tanıtım Bülteninden)
Kars’tayız bu sefer Orhan Pamuk’un kalemi ile. Genelde İstanbul sokaklarında alışığım Orhan Pamuk’u okumaya. Pamuk’un dediği gibi İstanbul’a en çok yakışan kavramın “hüzün” olduğu için Pamuk’un kaleminde, her sayfasında ve her cümlesinde hüznü, arayışı hatta sorguyu verir bize Pamuk; ama bu sefer dediğim gibi Kars’tayız, Kars’ın fakirliğini, soğuğunu, durmak istemeden ısrarla yağan karını ve yollarının kapanışını okuyoruz. Pamuk’un dediği gibi bu kitap aynada gözüken şeyleri bizlere gösteriyor ve aynadaki görülen şeyleri bizlerle dürüstlük içinde tartışıyor.

Kışkırtıcı bir roman, A’dan Z’ye önyargıları sorgulatıcı belki de putların kırılmasını sağlayacak kapasitede bir roman. Çok katmanlı, çok kapsamlı da bir roman, hiçbir şekilde tek taraftan, tek bakış açısı ile incelenemeyecek yoğunlukta, farklı görüşlerin, farklı tarafları farklı farklı tanımlarla okuduğumuz, her bir farklı tarafta farklı şekilde tanımlandığını gördüğümüz yani gerçeğe çok çok yakın bir kitap da. Necmi Alpay’ın dediği gibi; “Kar’daki kışkırtıcılık genellikle siyasal aidiyet düzeyinde, farklı okurlarda farklı tepkileri yaratabilecek türden.” Kesinlikle bu söze katılıyorum. Mesela, buradaki bir başka inceleme, kitapta bir tarafın diğer bir tarafa karşı “İslamcı”, “türbancı” ve “siyasal İslamcı” gibi ifadelerle yazarın kendisinin de insanları ötekileştirdiğini söylemiş. Bana göre son derece yanlış bir söylem, öncelik olarak bir siyasi roman okuduğumuzu unutmamamız ve baştan sona da farkında olmamız lazım. Türban takanlar, dinine bağlı olanların bu ülkede belli başlı zorluklara maruz kaldığı bir gerçektir. Kitaptaki örneği verilen sözleri söyleyen görüşlü kişiler tarafından da güzel ve sevimli sözlerle hiçbir zaman isimlendirilmemişlerdir. Ben şahsen bu kısımları okurken ötekileştirmeyi yazarda değil de kitaptaki gibi gerçekte bu sözleri söyleyenlerde gördüm. Özgür iradeleri ile türban takanların yaşadığı zorlukları gördüm. Onun için gerçekçi bir roman okurken bir görüşe sahip olanların görüşlerini onların kendi gözlerinden, kendi ağızlarından okumamız lazımdır her daim. Bir taraf gerçekte de bir tarafa belli başlı sözler söylüyor ise aynılarını romanda da söylemelidir, yoksa diğer türlü sevimli şekilde isimlendirilselerdi bu durum Orhan Pamuk’un aptalca iyimserliğinden başka da bir şey olmazdı. Orhan Pamuk incelemelerimde sürekli aynı şeyi söylerim, Pamuk’un en sevdiğim ve en beğendiğim özelliği bir tarafı, her bir görüşü bizlere o görüşün kendi taraflarından anlatmasıdır; yani yazar yapması gerekeni yapıp okura herhangi bir görüş dayatmamaktadır. Bu duruma basit ve daha kolay anlaşılır bir örneği yine Orhan Pamuk’tan vermem gerekirse Kafamda Bir Tuhaflık kitabındaki “gecekondu” ile “ev” kelimeleri de diyebiliriz. O yapılara dışarıdan bakanlar “gecekondu” derlerken, o yapılarda yaşayanlar ise “evimiz” diyorlar. Bu konuda zaten Pamuk da, “İslamcı kesimin askerlerden çektiklerinden söz ettiğim için ben insani bir iş yaptığımı düşünüyordum” ve “Siyasetten söz açan bir roman, tasvir ettiği tarafların hiçbiri tarafından bütünüyle doğru bulunmamalıdır diye düşünüyorum. Romanda amaç yalnız kendimizi anlatmak değil, dünyaya bizim gibi olmayanların gözünden de bakabilmekse, siyasi bir romanda kimin haklı kimin haksız, kimin kötü kimin iyi, neyin ahlaki neyin de ahlaksızca olduğu kolay belli olmamalıdır” diyor. Sanırım daha açıklayıcı olmuştur, zaten denildiği gibi söylemler kullansaydı bu sefer de diğer kesimi savunduğu söylenirdi, -ki benim anladığımdan ileri şekilde anlayanlar da olmuş ki aynı söylemler Pamuk’a karşı yapılmış.

Pamuk bu kitabında İslamcı vs. diye ötekileştirme yapmış diye eleştiri aldığı kadar, Batılılaşmış kadın okurlar (özellikle kadın olduğunu belirtiyor) tarafından, başörtüsü taktığı için üniversiteye alınmayan kadınların anlaşılabilir dertleriyle ilgilendiğinden dolayı huzursuz olduklarını, orta ve yukarı sınıf Batılılaşmış tanıdıklarından hatta aile dostlarından bile “Orhan bu dincilere niye anlayış gösteriyor?” diye sitemkâr ifadeler işittiğini dile getiriyor. Ne kadar ilginç ve üzücü değil mi?

Ka, Kar ve Kars, birbirini tamamlayan üç kelime. Karın içinde Ka, Kars’ın içinde kar ya da karın altında Kars, Kars’ın içinde Ka da diyebiliriz. Kitaba siyasetin hâkim olduğu malum, kitabın sonsözünde Pamuk açık olarak korktuğunu söyleyip kitabı aşk kitabı olarak tanıtsa da kitap bir gerçek olarak siyasi bir roman. Yazıldığı döneme göre de Türkiye’nin tüm gerçekleri ile bire bir şekilde gerçekçi de. Pamuk’un en sevdiğim yönü her bir tarafı kendi gözünden okuyabilmemiz demiştim ya işte dediğim gibi kitap baştan sona bu şekilde de diyebiliriz. Bir sağcıyı, bir solcuyu, bir dinciyi, normal inançlıyı ya da inançsızı her seferinde kendi görüşünden okuyabilmek Pamuk’un en sevdiğim özelliği olduğu kadar da bana göre yazarlığının da en başarılı noktalarından biri, tabii kişilik olarak da. Başörtüsü kitabın içinde bazı kişiler tarafından bir özgürlük, bir tercih olurken bazı kişiler tarafından da bez parçası olarak okuyoruz. Başörtüsü takmak isteyenlerin, kimine göre siyasal İslamcı, gerici olduğu, gerici İslamcı olduğu, gerçek manada laikçe düşünenlerin reformist göründüğü, laiklik adı altında seküleriteyi benimseyen ve bunu katı şekilde kullananların karşıt görüşleri yobaz gördüğü ve bu yazdıklarımın tamamen tersinin de göründüğü, yani ülkemizin tamamen gerçekçi bir romanı.

Roman üçüncü kişi ağzından anlatılıyor, aslında Orhan Pamuk romanlarında genel olarak birinci ağızdan, kitaptaki karakterin ağzından okumaya alışkınızdır ama dediğim gibi bu romanda üçüncü bir kişi ağzından okuyoruz ve üçüncü kişi de alıştığımız şekilde anlatıcı olarak değil. Örnek vermem gerekirse Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler ve Cinler romanında kullandığı yöntem demem yeterli olacaktır. Bu iki romanda da biliyoruz ki Dostoyevski sanki kitaplarda yaşanılan olayları görmüş gibi ve bizimle yüz yüze konuşur gibi anlatır, aralara da kendi yorumunu sıkıştırır. Orhan Pamuk da bu romanında aynı tekniği kullanmış, yer yer ileride olacak olayları belirtiyor ve sadece neden ve nasıl olduğunu söylemeyerek merak ettiriyor. Anlatım bana göre bu şekil samimi de olmuş diyebilirim. Orhan Pamuk için Cinler romanı hem kendisi için hem de dünya edebiyatı için çok önemlidir ve yine Pamuk’un da kabul ettiği gibi de Kar’da Cinler romanının etkisi büyüktür ve “bu kitabı yazarken aklımın bir köşesinde kafamda yer alan Dostoyevski’nin Ecinniler’i vardı” da diyor. Hem kurgu olarak hem de anlatıcıyı kullanma tekniği olarak bu husus kendini belli ediyor. Cinler’i az biraz okumamdan dolayı da iki kitap arasındaki benzerlikler fark edilebiliyor, her iki kitabın da konusu kısa bir zamanda geçmesi, darbe hissi, intihar ve cinayet soruşturmaları gibi unsurları da sayabiliriz.

Kitabın içeriği kadar sonsözü de 10 puanlık. Sonsözün başlarında Pamuk’un yaşadıkları Ka’nın yaşadıkları birbirine çok benzer olduğunu görüyoruz, zaten Pamuk da ülkemizde yaşadığı sıkıntıları anlatırken “ben bu romanımda işte bu durumları anlatmıştım” tarzında açıklama da yapmıştı. Orhan Pamuk’u anlamak için, tanımak için öncelikle kitaplarını okumalı ve en önemlisi de bu kitabın sonsözünü okunmalıdır, çünkü okuduktan sonra Orhan Pamuk’un aşağıdaki sözlerine hak vermemenin imkânsız olduğu görülecektir.

“Romanı hiç okumamış, zaten hiç roman okumamış Karslıların kitap hakkındaki, benim hakkımdaki olumlu, olumsuz sözlerini yıllar boyunca her işittiğimde, tıpkı onlar gibi ben de, “Ama bu ben değilim” demek istedim, ama rüyalarda olduğu gibi, sesim çıksa bile, bunun çok da bir şeyi değiştirmeyeceğini de hissettim. Bu duygu, kimliğimizin, kişiliğimizin elimizden çıkıp başka bir şeye dönüşmesi, yalnız benim değil, arkadaşım Ka’nın Kars sokaklarında gezinirken hissettiklerine de çok benziyor.”
Bu yazı içerik hakkında bilgi içermektedir.

Kitap hakkında söylenecek çok şey var ve ben hepsini söyleyeceğim. O yüzden biraz uzun bir inceleme olacak. Kitaplar genelde bizim anladıklarımızdan çok daha fazla anlamlar barındırırlar. Ama biz basit okuyucular yazarın kafasındakileri, yaptığı edebiyatı ve dil oyunlarını nadiren anlarız. Ben bu sefer birçoğunu anladığımı düşünüyorum. Çünkü gerçekten derinlemesine, hissederek, yaşayarak okudum Kar'ı. Pamuk'un ilk ve son siyasi romanı. Benim de okuduğum ilk siyasi roman.

Roman Almanya'da siyasi sürgün olarak yaşayan Ka'nın yıllar sonra kar içinde Kars'a gelmesiyle başlıyor. Ka, kar ve Kars üçlüsünü bir araya getiren yazar bizlere bir yandan edebiyat ziyafeti çektirirken bir yandan da Türkiye'de o dönemde yükselen "siyasal İslamcı" hareketi, başörtü sorununu, her genç gibi aşık olan imam hatiplileri, "dinci gerici"lere karşı olduğunu iddia eden askeri darbecileri anlatıyor. Anlatıcının kitabın ortalarına doğru Orhan Pamuk'un kendisi olduğunu anlıyoruz.

Ka başörtüsünü açmadıkları için üniversiteye alınmayan ve bu yüzden intihar eden kızların hikayesini öğrenebilmek ve gazetede yazabilmek için geliyor karlar içindeki Kars'a. Ama burada hiç beklemediği şeyler yaşıyor. Yıllardır yapamadığı bir şeyi yapıyor. Şiir yazıyor ve aşık oluyor. Ka Kars'ın buz tutmuş yollarını adımlarken Kars'ta cinayetler işleniyor, yerel askeri darbeler yapılıyor, şeyhler cemaatlerini toplayıp sohbetler yapıyorlar, imam hatipli öğrenciler roman yazmaya çalışıyor ve sürekli yağmakta olan kar hepsinin üzerini örtüyor. Bütün bu olanları gerçek dünyadan koparıyor ve ancak kar altında gerçekleşebilecek kadar sessiz, yeni bir gerçeklik kuruyor.

Lacivert, Kadife, İpek, Necip karakterlerine bayıldım. Hepsi de içinde büyük derinlik barındıran insanlar, tıpkı gerçek dünyada olduğu gibi... Romanın içinde Necip ile Fazıl adında, birbirini çok iyi anlayan, bilen, tanıyan iki arkadaşın aynı kıza, Kadife'ye olan aşkını okuyoruz. Fazıl Necip'i çok iyi tanıdığı için Kadife'den uzak durmaya çalışıyor. İşin ilginç kısmı ise şu: Roman boyunca arkadaşı Ka'yı anlatan Orhan Pamuk da yarattığı karakterlerinkine benzeyen bir kadere saplanıyor ve Ka'nın aşık olduğu kadına, güzeller güzeli İpek'e aşık oluyor. Necip'i içinde taşıdığını söyleyen Fazıl, Ka'yı içinde taşıyan Orhan... Orhan Pamuk sonlara doğru öyle detaylar veriyor ki romandaki olayların gerçekten de yaşanmış olabileceğine dair ciddi şüphelerim oluştu. Nihayetinde Masumiyet Müzesi gerçek bir hikayeydi, bu neden olmasın ki?

Pamuk tuhaf bir teknik uygulayarak karakterlerin öleceğini sürpriz yapmadan söylüyor. Ama nasıl ya da ne şekilde öldüğünü söylemiyor ve siz okurken sürekli karakterin ölümüne doğru bir geri sayım yaparken buluyorsunuz kendinizi. Şair Ka'nın yazdığı şiirlerin hiçbirini okuyamıyoruz. Çünkü yazar sınırlarını bilerek şairliğe kalkışmamış. Ka'nın altıgen kar tanesinin köşeleri üzerine dizdiği şiirleri de çok hoşuma gitti.

Gelelim esas anlatmak istediğim meseleye. Orhan Pamuk bu ülkenin en çok tartışılan yazarlarından oldu hep. Bunun sebebini bu romanı okuyunca anlıyorsunuz. İstanbul gibi kozmopolitik bir şehirde büyüyen yazar, sürekli yapılan ayrımcılıktan dem vuruyor. Ama kitapta kullandığı İslamcı, türbancı, siyasal İslamcı gibi ifadelerle kendisi de insanları ötekileştiriyor. Yazar hiçbir karakterini bile isteye aşağılamıyor, hiçbir karakterine haksızlık etmiyor ama dindar kesime olan hoşnutsuzluğu kelimelerinden sızıp ulaşıyor okura. Çünkü kelimelerimiz bizi ele verir çoğunlukla. Romancılığını beğendiğim kadar nefret ediyorum fikirlerinden. Çünkü ayrıştırılmaya değil birleştirilmeye ihtiyacımız var.

Her şeyiyle, edebi açıdan da sürükleyiciliği açısından da dopdolu bir roman Kar. Okuması insanı yoruyor ama kesinlikle tavsiye ederim. Keyifli ve nefretsiz okumalar dilerim.

Benzer kitaplar

İncelememe Orhan Pamuk'un kitabın sonunda yazdığı Sonsöz'den bir paragrafla başlamak istiyorum: "Siyasi roman denilince, okurlar iyiyle kötünün, haklıyla haksızın açık bir şekilde birbirinden ayrıldığı bir alem görmek istiyorlar. Ama aslında siyasi romanda işin püf noktası; kimin ahlaki olarak haklı, hangi kahramanın karakteri daha iyi ya da hangi ideolojisinin doğru olduğu değil, bütün bu soruların sorulduğu ortamın renkleri, şiddeti ve dokusudur."

Siyasetten nefret eden biri olarak okuduğum ilk siyasi roman. Kitaba başlamadan önce kitabın tek bir bakış açısıyla yazıldığını düşünüyordum fakat okuyunca bu önyargım kırıldı. Kitapta birçok siyasi bakış açısına değinilmiş, yer yer Pamuk'un fikirlerine katılmasam da katıldığım yerler de oldu. Aşk ve siyasetin bir arada anlatıldığı oldukça sürükleyici ve güzel bir kitap olduğunu düşünüyorum.

'Sadece' kendi görüşlerimizin, kendi fikirlerimizin yer aldığı kitapları okumamak gerektiğini; farklı düşünce yapılarının, farklı görüşlerin de yer aldığı eserleri okumanın insanı geliştireceğini düşünen biri olarak bu kitap bana çok şey kattı diyebilirim. Kitap kesinlikle tek bir düşünceyi dayatan bir yapıya değil, birçok konuyu sorgulamamızı ve düşünmemizi sağlayan bir kitap.

Keyifli okumalar diliyorum.
Yalnızca okudum diye not etmek yetmez, ilk defa rahatlıkla on üzerinden on verdiğim -ve adamakıllı sebebini derleyip toplayamadığım- kitap oldu. Uzun zaman önce okuduğum, soranlara hâlâ önereceğim ilk Orhan Pamuk kitabıdır. Bilhassa romandan ziyade romanın yazılış süreci yazara olan hayranlığı katmerliyor. Bu da dursun burada.
Orhan Pamuk okumaya Kara Kitap'tan başlama talihsizliğini yaşamış biri olarak, uzun bir süre yazarın diğer kitaplarını elime alamayacağımı sanmıştım. Çünkü ''Kara Kitap'' beni, okurken çok zorlamıştı. İşte ''Kar '' adlı bu kitaba da, acaba yine aynı şekilde zorlanırmıyım korkusuyla başladım. Bu defa zorlanmadım ama açık söyleyeyim zaman zaman da bıkkınlık ve sıkılma yaşamadığımı söyleyemem.

Yazar bu kitabında, kitabın yazıldığı dönemlerdeki Türkiye'nin gündeminde olan toplumsal ve siyasi olaylardan kurguladığı bir hikayeyi anlatıyor. Bu olaylara ek olarak duygusallık ve dramın da hakim olduğu anlatımda gerçek şöyleydi böyleydi diye tartışmanın bir yararının olacağını sanmıyorum. Sonuçta her şey yazar tarafından iyi kurgulanmış bir olaylar zincirinin hikayesidir. Sadece eleştireceğim şey, sık tekrarlar ve uzun cümlelerin zaman zaman okuyanı biraz yoruyor olması. Bu durumun da, tamamen yazarın kendi yazım özelliğinin bu şekilde olmasından kaynaklandığını sanıyorum.

Kısaca söylemek gerekirse, eğer Orhan Pamuk okuyacaksak, öncelikle yazarın bu özelliğini baştan kabul ederek kitaplarını elimize almamız gerekiyor.

Kitap, yazarın yazdığı tek siyasi roman özelliği taşımasından dolayı, okunması gereken kitaplardan biri olarak ta değerlendirilebilir.
Seneler önce idi,Orhan Pamuk'un Nobel ödülünü aldığında...
Bir arkadaşım, çok ısrarlı, bana ''Kar'' okumamı tavsiye etti.Oysa ki türkçe dilinde hiç kitap okumadığımı biliyordu.Ama o arkadaşım Orhan Pamuk'u seviyordu ve benim artık türkçe okumaya hazır olduğumu fark etmiş ki ben aynı kanıda değildim.Sonunda ısrarına dayanamayıp okumaya başladım.Doğudaki hayat,oradaki insanların yaşamı o zaman dikkatimi çekti.Yazarın kalemi hayal gücümü ile birleşti...
Fazla bir şey yazamam,çünkü bu benim ilk göz ağırım. O zaman anlamazdım tabii ki ama şimdi farkına varıyorum ilk adımların önemi.Ve tabii ki iyi ki Orhan Pamuk'un kitabı ilk kitabımdır.
...Hala da doğudaki hayatları dikkatimi çekiyor...
Orhan Pamuk'ta alışılagelmişin dışında bir kitap varsa o kesinlikle Kar romanıdır diyebilirim. Nedenlerinden biri kitapta da belirttiği gibi "İlk ve tek siyasi romanım" demiş olması, ikincisi ise Kar romanını diğer kitaplarından daha sade ve anlaşılır bulmam. Diğer kitaplarına göre karar verseydim, önyargım bu kitabı okumaya engel olurdu. Bence iyi kurgulanmış(ki yazarın zaten kurgularını genellikle beğenmişimdir) üstüne de yazımı karmaşıklıktan uzak olması okurseverlere yeni bir kitap okumak için iyi bir fırsat sunuyor. :)
Romanda, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumlardan en sorunlusu olmaya meyilli olan “İrtica ve Başörtüsü” konusunun örneklendirerek açıklanması, ülkemizin içinde bulunduğu büyük sorun ve örümcek kafalı kişilerin nasıl masum ve saf Türk halkını kandırdığını ve kendilerine tapınılacak duruma getirdiklerini anlatmaktadır. Bir diğer açıdan ülkemizin nasıl bu durumdan aciz kaldığı bazı konuları verse de, bu konularda duyarlı olduğunu, görevli kişlerin konulara dikkat ve titizlikle yaklaştığını, ancak bazı insanlarımızın burada sömürüldüğünü ana tema olarak işlenmiştir.
Beni Orhan Pamuk'la tanıştıran kitaptır. Edebi ve siyasi bakımdan dolu dolu bir kitaptır. Ka,Kar ve Kars unutulmaz. Bizim toplumda "bizim gibi" düşünmeyenler pek sevilmez ve yakıştırmalar ardı ardına gelir. Zamanında Kemal Tahir, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Necip Fazıl ve elbette Nazım Hikmet'e de çok büyük haksızlıklar yapıldı. Acaba yazarlarımızı eleştirenler kaç kitabını okudu.
Istanbuldan karsa gelen ka adli şairin kadin intiharlari ile ilgili baslayan arastirmasini konu alan ve toplumsal gercekleri konu alan okunacak guzel bir kitap
İnsan bazan hiç tanımadığı ve bir daha da hiç görmeyeceğine emin olduğu birisine bütün hikâyesini anlatmak ister ya, her şeyi...
Orhan Pamuk
Sayfa 216
Sabahtan beri onu düşünüyorum ve gittikçe de başka bir şey düşünemez oluyorum.
Orhan Pamuk
Sayfa 263
Doğru olanı yapmak her zaman insanı mutlu etmiyor..
Orhan Pamuk
Sayfa 346
...insan hayatının kırılganlığı ve çekilen acıların boşunalığından gözlerim doluyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kar
Baskı tarihi:
Temmuz 2013
Sayfa sayısı:
464
ISBN:
9789750825910
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kar
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Pamuk'un "İlk ve son siyasi romanım" dediği Kar, Türk edebiyatında 1990'ların siyasi atmosferini ele alan, dönemi bütün şiddeti ve çatışmalarıyla anlatan en iyi ve en iddialı romandır. Kars'taki siyasal İslamcılar, solcular, Türk ve Kürt milliyetçilerinin hikâyesini inanç, başörtüsü sorunu, askeri darbeler ve üçüncü dünyada yaşamanın öfkesi ve ümitsizliği üzerinden tartışan Kar'da Pamuk, başka romanlarında da zaman zaman gördüğümüz mizah yeteneğini bu defa sonuna kadar sergiliyor. Kar'ı, romanın yazılış ve yayımlanma süreçlerinin daha önce bilinmeyen ayrıntılarına değinen bir sonsözle birlikte yayımlıyoruz.

On iki yıldır Almanya'da sürgün olan şair Ka Türkiye'ye dönüşünden dört gün sonra, bir röportaj için Kars şehrinde bulur kendini. Ağır ağır ve hiç durmadan yağan karın altında sokak sokak, dükkân dükkân bu hüzünlü ve güzel şehri ve insanlarını tanımaya çalışır. Kars'ta ağzına kadar işsizlerle dolu çayhaneler, dışarıdan gelmiş ve kardan mahsur kalmış gezgin bir tiyatro kumpanyası, intihar eden ve türban direnişi yapan kızlar, çeşitli siyasal gruplar, dedikodular, söylentiler, Karpalas Oteli ve sahibi Turgut Bey ile kızları İpek ve Kadife ve Ka için aşk ve mutluluk vaadi vardır. Kar Türkiye'nin temel siyasi çatışmalarını anlamamız için okunması gereken bir roman.

"Kar zamanımızın okunması gereken temel kitaplarından..."
-Margaret Atwood-

"O ne bir ideolog, ne bir siyasetçi, ne de bir gazeteci. Orhan Pamuk büyük bir romancı."
-New York Times-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.697 okur

  • Nedim Karakuş
  • Sibel alp
  • Semra Ateş
  • Münire Taşdemir
  • Yasemin
  • Melisa Ekinci
  • Funda Güneri
  • Fatma Ozkan
  • Elif Şanverdi
  • <<< Merve Karatop >>>

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.2
14-17 Yaş
%1.9
18-24 Yaş
%12.6
25-34 Yaş
%30.1
35-44 Yaş
%33
45-54 Yaş
%12.1
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.1
Erkek
%42.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.8 (76)
9
%17.8 (76)
8
%25.6 (109)
7
%19.7 (84)
6
%8.5 (36)
5
%4.9 (21)
4
%2.3 (10)
3
%0.7 (3)
2
%0.9 (4)
1
%1.6 (7)

Kitabın sıralamaları