Adı:
Kar
Baskı tarihi:
Temmuz 2013
Sayfa sayısı:
464
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750825910
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Kar
Kar
Pamuk'un "İlk ve son siyasi romanım" dediği Kar, Türk edebiyatında 1990'ların siyasi atmosferini ele alan, dönemi bütün şiddeti ve çatışmalarıyla anlatan en iyi ve en iddialı romandır. Kars'taki siyasal İslamcılar, solcular, Türk ve Kürt milliyetçilerinin hikâyesini inanç, başörtüsü sorunu, askeri darbeler ve üçüncü dünyada yaşamanın öfkesi ve ümitsizliği üzerinden tartışan Kar'da Pamuk, başka romanlarında da zaman zaman gördüğümüz mizah yeteneğini bu defa sonuna kadar sergiliyor. Kar'ı, romanın yazılış ve yayımlanma süreçlerinin daha önce bilinmeyen ayrıntılarına değinen bir sonsözle birlikte yayımlıyoruz.

On iki yıldır Almanya'da sürgün olan şair Ka Türkiye'ye dönüşünden dört gün sonra, bir röportaj için Kars şehrinde bulur kendini. Ağır ağır ve hiç durmadan yağan karın altında sokak sokak, dükkân dükkân bu hüzünlü ve güzel şehri ve insanlarını tanımaya çalışır. Kars'ta ağzına kadar işsizlerle dolu çayhaneler, dışarıdan gelmiş ve kardan mahsur kalmış gezgin bir tiyatro kumpanyası, intihar eden ve türban direnişi yapan kızlar, çeşitli siyasal gruplar, dedikodular, söylentiler, Karpalas Oteli ve sahibi Turgut Bey ile kızları İpek ve Kadife ve Ka için aşk ve mutluluk vaadi vardır. Kar Türkiye'nin temel siyasi çatışmalarını anlamamız için okunması gereken bir roman.

"Kar zamanımızın okunması gereken temel kitaplarından..."
-Margaret Atwood-

"O ne bir ideolog, ne bir siyasetçi, ne de bir gazeteci. Orhan Pamuk büyük bir romancı."
-New York Times-
(Tanıtım Bülteninden)
Kars’tayız bu sefer Orhan Pamuk’un kalemi ile. Genelde İstanbul sokaklarında alışığım Orhan Pamuk’u okumaya. Pamuk’un dediği gibi İstanbul’a en çok yakışan kavramın “hüzün” olduğu için Pamuk’un kaleminde, her sayfasında ve her cümlesinde hüznü, arayışı hatta sorguyu verir bize Pamuk; ama bu sefer dediğim gibi Kars’tayız, Kars’ın fakirliğini, soğuğunu, durmak istemeden ısrarla yağan karını ve yollarının kapanışını okuyoruz. Pamuk’un dediği gibi bu kitap aynada gözüken şeyleri bizlere gösteriyor ve aynadaki görülen şeyleri bizlerle dürüstlük içinde tartışıyor.

Kışkırtıcı bir roman, A’dan Z’ye önyargıları sorgulatıcı belki de putların kırılmasını sağlayacak kapasitede bir roman. Çok katmanlı, çok kapsamlı da bir roman, hiçbir şekilde tek taraftan, tek bakış açısı ile incelenemeyecek yoğunlukta, farklı görüşlerin, farklı tarafları farklı farklı tanımlarla okuduğumuz, her bir farklı tarafta farklı şekilde tanımlandığını gördüğümüz yani gerçeğe çok çok yakın bir kitap da. Necmi Alpay’ın dediği gibi; “Kar’daki kışkırtıcılık genellikle siyasal aidiyet düzeyinde, farklı okurlarda farklı tepkileri yaratabilecek türden.” Kesinlikle bu söze katılıyorum. Mesela, buradaki bir başka inceleme, kitapta bir tarafın diğer bir tarafa karşı “İslamcı”, “türbancı” ve “siyasal İslamcı” gibi ifadelerle yazarın kendisinin de insanları ötekileştirdiğini söylemiş. Bana göre son derece yanlış bir söylem, öncelik olarak bir siyasi roman okuduğumuzu unutmamamız ve baştan sona da farkında olmamız lazım. Türban takanlar, dinine bağlı olanların bu ülkede belli başlı zorluklara maruz kaldığı bir gerçektir. Kitaptaki örneği verilen sözleri söyleyen görüşlü kişiler tarafından da güzel ve sevimli sözlerle hiçbir zaman isimlendirilmemişlerdir. Ben şahsen bu kısımları okurken ötekileştirmeyi yazarda değil de kitaptaki gibi gerçekte bu sözleri söyleyenlerde gördüm. Özgür iradeleri ile türban takanların yaşadığı zorlukları gördüm. Onun için gerçekçi bir roman okurken bir görüşe sahip olanların görüşlerini onların kendi gözlerinden, kendi ağızlarından okumamız lazımdır her daim. Bir taraf gerçekte de bir tarafa belli başlı sözler söylüyor ise aynılarını romanda da söylemelidir, yoksa diğer türlü sevimli şekilde isimlendirilselerdi bu durum Orhan Pamuk’un aptalca iyimserliğinden başka da bir şey olmazdı. Orhan Pamuk incelemelerimde sürekli aynı şeyi söylerim, Pamuk’un en sevdiğim ve en beğendiğim özelliği bir tarafı, her bir görüşü bizlere o görüşün kendi taraflarından anlatmasıdır; yani yazar yapması gerekeni yapıp okura herhangi bir görüş dayatmamaktadır. Bu duruma basit ve daha kolay anlaşılır bir örneği yine Orhan Pamuk’tan vermem gerekirse Kafamda Bir Tuhaflık kitabındaki “gecekondu” ile “ev” kelimeleri de diyebiliriz. O yapılara dışarıdan bakanlar “gecekondu” derlerken, o yapılarda yaşayanlar ise “evimiz” diyorlar. Bu konuda zaten Pamuk da, “İslamcı kesimin askerlerden çektiklerinden söz ettiğim için ben insani bir iş yaptığımı düşünüyordum” ve “Siyasetten söz açan bir roman, tasvir ettiği tarafların hiçbiri tarafından bütünüyle doğru bulunmamalıdır diye düşünüyorum. Romanda amaç yalnız kendimizi anlatmak değil, dünyaya bizim gibi olmayanların gözünden de bakabilmekse, siyasi bir romanda kimin haklı kimin haksız, kimin kötü kimin iyi, neyin ahlaki neyin de ahlaksızca olduğu kolay belli olmamalıdır” diyor. Sanırım daha açıklayıcı olmuştur, zaten denildiği gibi söylemler kullansaydı bu sefer de diğer kesimi savunduğu söylenirdi, -ki benim anladığımdan ileri şekilde anlayanlar da olmuş ki aynı söylemler Pamuk’a karşı yapılmış.

Pamuk bu kitabında İslamcı vs. diye ötekileştirme yapmış diye eleştiri aldığı kadar, Batılılaşmış kadın okurlar (özellikle kadın olduğunu belirtiyor) tarafından, başörtüsü taktığı için üniversiteye alınmayan kadınların anlaşılabilir dertleriyle ilgilendiğinden dolayı huzursuz olduklarını, orta ve yukarı sınıf Batılılaşmış tanıdıklarından hatta aile dostlarından bile “Orhan bu dincilere niye anlayış gösteriyor?” diye sitemkâr ifadeler işittiğini dile getiriyor. Ne kadar ilginç ve üzücü değil mi?

Ka, Kar ve Kars, birbirini tamamlayan üç kelime. Karın içinde Ka, Kars’ın içinde kar ya da karın altında Kars, Kars’ın içinde Ka da diyebiliriz. Kitaba siyasetin hâkim olduğu malum, kitabın sonsözünde Pamuk açık olarak korktuğunu söyleyip kitabı aşk kitabı olarak tanıtsa da kitap bir gerçek olarak siyasi bir roman. Yazıldığı döneme göre de Türkiye’nin tüm gerçekleri ile bire bir şekilde gerçekçi de. Pamuk’un en sevdiğim yönü her bir tarafı kendi gözünden okuyabilmemiz demiştim ya işte dediğim gibi kitap baştan sona bu şekilde de diyebiliriz. Bir sağcıyı, bir solcuyu, bir dinciyi, normal inançlıyı ya da inançsızı her seferinde kendi görüşünden okuyabilmek Pamuk’un en sevdiğim özelliği olduğu kadar da bana göre yazarlığının da en başarılı noktalarından biri, tabii kişilik olarak da. Başörtüsü kitabın içinde bazı kişiler tarafından bir özgürlük, bir tercih olurken bazı kişiler tarafından da bez parçası olarak okuyoruz. Başörtüsü takmak isteyenlerin, kimine göre siyasal İslamcı, gerici olduğu, gerici İslamcı olduğu, gerçek manada laikçe düşünenlerin reformist göründüğü, laiklik adı altında seküleriteyi benimseyen ve bunu katı şekilde kullananların karşıt görüşleri yobaz gördüğü ve bu yazdıklarımın tamamen tersinin de göründüğü, yani ülkemizin tamamen gerçekçi bir romanı.

Roman üçüncü kişi ağzından anlatılıyor, aslında Orhan Pamuk romanlarında genel olarak birinci ağızdan, kitaptaki karakterin ağzından okumaya alışkınızdır ama dediğim gibi bu romanda üçüncü bir kişi ağzından okuyoruz ve üçüncü kişi de alıştığımız şekilde anlatıcı olarak değil. Örnek vermem gerekirse Dostoyevski’nin Karamazov Kardeşler ve Cinler romanında kullandığı yöntem demem yeterli olacaktır. Bu iki romanda da biliyoruz ki Dostoyevski sanki kitaplarda yaşanılan olayları görmüş gibi ve bizimle yüz yüze konuşur gibi anlatır, aralara da kendi yorumunu sıkıştırır. Orhan Pamuk da bu romanında aynı tekniği kullanmış, yer yer ileride olacak olayları belirtiyor ve sadece neden ve nasıl olduğunu söylemeyerek merak ettiriyor. Anlatım bana göre bu şekil samimi de olmuş diyebilirim. Orhan Pamuk için Cinler romanı hem kendisi için hem de dünya edebiyatı için çok önemlidir ve yine Pamuk’un da kabul ettiği gibi de Kar’da Cinler romanının etkisi büyüktür ve “bu kitabı yazarken aklımın bir köşesinde kafamda yer alan Dostoyevski’nin Ecinniler’i vardı” da diyor. Hem kurgu olarak hem de anlatıcıyı kullanma tekniği olarak bu husus kendini belli ediyor. Cinler’i az biraz okumamdan dolayı da iki kitap arasındaki benzerlikler fark edilebiliyor, her iki kitabın da konusu kısa bir zamanda geçmesi, darbe hissi, intihar ve cinayet soruşturmaları gibi unsurları da sayabiliriz.

Kitabın içeriği kadar sonsözü de 10 puanlık. Sonsözün başlarında Pamuk’un yaşadıkları Ka’nın yaşadıkları birbirine çok benzer olduğunu görüyoruz, zaten Pamuk da ülkemizde yaşadığı sıkıntıları anlatırken “ben bu romanımda işte bu durumları anlatmıştım” tarzında açıklama da yapmıştı. Orhan Pamuk’u anlamak için, tanımak için öncelikle kitaplarını okumalı ve en önemlisi de bu kitabın sonsözünü okunmalıdır, çünkü okuduktan sonra Orhan Pamuk’un aşağıdaki sözlerine hak vermemenin imkânsız olduğu görülecektir.

“Romanı hiç okumamış, zaten hiç roman okumamış Karslıların kitap hakkındaki, benim hakkımdaki olumlu, olumsuz sözlerini yıllar boyunca her işittiğimde, tıpkı onlar gibi ben de, “Ama bu ben değilim” demek istedim, ama rüyalarda olduğu gibi, sesim çıksa bile, bunun çok da bir şeyi değiştirmeyeceğini de hissettim. Bu duygu, kimliğimizin, kişiliğimizin elimizden çıkıp başka bir şeye dönüşmesi, yalnız benim değil, arkadaşım Ka’nın Kars sokaklarında gezinirken hissettiklerine de çok benziyor.”
"O ne bir ideolog, ne bir siyasetçi, ne de bir gazeteci. Orhan Pamuk büyük bir romancı."

Bir şeyler anlatmaya sanırım bu cümle ile başlamak en güzeli, çünkü yazarla ilgili kitaptan sonra düşüneceğiniz tek şey bu oluyor. Öncelikle şunu söyleyeyim Orhan Pamuk’tan çok güzel kitaplar okudum, gerek arayış olsun, gerek aşk olsun ama ben Orhan Pamuk'u tam anlamıyla Kar'da tanıdım. Görüşünden tutun, kaleminin inceliklerini daha net anladım. Bu kitaptan sonra sonuna kadar iddia ederim ki, hümanist ve tarafsız birini mi okumak istiyorsunuz, alın size Orhan Pamuk alın size Kar.

Orhan Pamuk un belki de okuduğum en ağır romanı diyebilirim, bunu söyleme amacım, boş kurgu ya da laf kalabalıkları olmasından değil, bilgi birikimi olaylar arası bağlantılarının kuvvetli olmasından dolayı. Bir satırın bile ince ince okunması gerektiği için bu ağırlık. Bir sayfa okuyup üç saat araştırma modunda hissediyor insan sürekli.
Açıkçası kitaba başlamadan önce bu derece sonuna kadar heyecan, araştırma ve merak içerisinde okuyacağımı düşünmemiştim. Kar ile beni tanıştırdığı, özellikle de Orhan Pamuk ile tanıştırdığı için sevgili mithrandir21 | Uğur a teşekkürü borç bilirim.

Ne deniz var ne dalga, Kars’ın donduran soğuğunda hayatın gerçeklerini kar taneleri ile yüzünüze vuran çarpıcı, kışkırtıcı bir roman var.
Kısaca romanın nasıl başladığından bahsedecek olursam, Gazetede köşe yazarlığı yapan ve sürgünden sonra Frankfurt’a giden kahramanımız Kerim Alakuşoğlu namıdiğer Ka, yıllar sonra Türkiye’ye dönmeye karar verir. Bu sefer değineceği konulardan biri Kars’ta meydana gelen kadın intiharlarına farkındalık yaratmak, sebeplerini tüm objektifliği ile göz önüne sermektir. Karşılaşacağımız kişiler de, din siyaset ve devlet istismarcıları oluyor. Ka’nın soluğu Kars’ta alıp, daha önceden aşık olduğu kadının aile oteline yerleşerek şehrin ileri gelenlerinden tutun emniyetine kadar bilgiler toparlamaya başlaması ile Kars turumuz başlıyor.

O kadar çok ele alınacak noktalar var ki, ‘’Ermeni, ülkeyi sattığı için Nobel ödülü aldı, bu adamı okuyan, savunan bu toprakları terk etsin’’ denilen adam ‘’demokrasi’' kelimesini, çoğu insanın gösteriş malzemesi olarak kullanmasının yanında, yazdıkları ile demokrasi ve eşitliğin hakkını verebilen bir yazar. Sayfalarca, türbanlı oldukları için üniversiteden yaka paça çıkartılan öğrencilerin savunulmasından tutun, başörtüsünü siyasi simge haline getirip insanların manevi olarak taktığı örtünün, taraf belirtmek için kullanılmasına kadar, bu ülke topraklarında Türk olsun Ermeni olsun, Yunan olsun Kürt olsun, İnançlı olsun inançsız olsun tüm öldürülen insanların yaşadıkları zulümlerine, kandırılmalarına kadar, taraf gözetmeksizin objektif olarak anlatıldığı satırlar var. Bir sayfada insanların Allah’a inanmamasının ardındaki sebepler ile ateizm ele alınırken, diğer sayfada Allah inancının kuvvetini, bir sayfada dindarların mücadele sebebini okurken, diğer sayfada ‘’İslamcı’’ görünen kişilerin siyasi güdülerini okuyorsunuz.
Bizler- onlar gibi ötekileştirilmiş kelimeler yerine, kendiniz o kişilerin yerine geçip objektif bakabiliyorsunuz.

Orhan Pamuk, bu kitabı ile ilgili ‘’benim tek siyasi kitabım’’ demiş. Bence bir kitap siyasi olacaksa Kar gibi olmalı. Ne muhalif olup iktidarı yerden yere vurmuş ne iktidar olup muhalefeti yerden yere vurmuş. Herkes olup herkes gibi bakabilmiş. Siyasi kitaplar, insanların kişisel dürtülerini göz dağı vererek satırlara dökmesi için değil, topluma, devlete, insanlığa eşit bakılabilmesi için yazılmalı, ki Orhan Pamuk bunu mükemmel bir şekilde başarmış.

Bir röportajında ;
- ‘’Bu bir politik roman mı?’’ Diye sorduklarında
‘’Evet, Kar’ın siyasal bir roman yanı var. Ve bu yüzden çok hassas yanı da bu. Çok da dikkatli yazdım. Siyasetle, bir fikir beyan etmeyi, siyasi propaganda yapmayı birbirinden ayırmaya çalıştım’’ demiş, aynen de söylediği gibi yapmış.

İncelememi Orhan Pamuk'un Kar kitabı için söylediği cümlelerle bitirmek istiyorum.

‘’Türkiye’yi anlatıyorum ama onu sloganlarla anlatmıyorum. Türkiye’yi siyasetle kurtarmak isteyen insanların acılarıyla anlatmıyorum . Ve her bir tarafa da, hiç bir slogana bağlı kalmadan, sloganların arkasında insanlar olduğunu ve onların acı çektiğini göstermeye çalışıyorum. Gene kızacaklar belki ama ben romanlarımı yazmaya devam edeceğim.’’

Sen hep yaz Orhan Pamuk !
Bu yazı içerik hakkında bilgi içermektedir.

Kitap hakkında söylenecek çok şey var ve ben hepsini söyleyeceğim. O yüzden biraz uzun bir inceleme olacak. Kitaplar genelde bizim anladıklarımızdan çok daha fazla anlamlar barındırırlar. Ama biz basit okuyucular yazarın kafasındakileri, yaptığı edebiyatı ve dil oyunlarını nadiren anlarız. Ben bu sefer birçoğunu anladığımı düşünüyorum. Çünkü gerçekten derinlemesine, hissederek, yaşayarak okudum Kar'ı. Pamuk'un ilk ve son siyasi romanı. Benim de okuduğum ilk siyasi roman.

Roman Almanya'da siyasi sürgün olarak yaşayan Ka'nın yıllar sonra kar içinde Kars'a gelmesiyle başlıyor. Ka, kar ve Kars üçlüsünü bir araya getiren yazar bizlere bir yandan edebiyat ziyafeti çektirirken bir yandan da Türkiye'de o dönemde yükselen "siyasal İslamcı" hareketi, başörtü sorununu, her genç gibi aşık olan imam hatiplileri, "dinci gerici"lere karşı olduğunu iddia eden askeri darbecileri anlatıyor. Anlatıcının kitabın ortalarına doğru Orhan Pamuk'un kendisi olduğunu anlıyoruz.

Ka başörtüsünü açmadıkları için üniversiteye alınmayan ve bu yüzden intihar eden kızların hikayesini öğrenebilmek ve gazetede yazabilmek için geliyor karlar içindeki Kars'a. Ama burada hiç beklemediği şeyler yaşıyor. Yıllardır yapamadığı bir şeyi yapıyor. Şiir yazıyor ve aşık oluyor. Ka Kars'ın buz tutmuş yollarını adımlarken Kars'ta cinayetler işleniyor, yerel askeri darbeler yapılıyor, şeyhler cemaatlerini toplayıp sohbetler yapıyorlar, imam hatipli öğrenciler roman yazmaya çalışıyor ve sürekli yağmakta olan kar hepsinin üzerini örtüyor. Bütün bu olanları gerçek dünyadan koparıyor ve ancak kar altında gerçekleşebilecek kadar sessiz, yeni bir gerçeklik kuruyor.

Lacivert, Kadife, İpek, Necip karakterlerine bayıldım. Hepsi de içinde büyük derinlik barındıran insanlar, tıpkı gerçek dünyada olduğu gibi... Romanın içinde Necip ile Fazıl adında, birbirini çok iyi anlayan, bilen, tanıyan iki arkadaşın aynı kıza, Kadife'ye olan aşkını okuyoruz. Fazıl Necip'i çok iyi tanıdığı için Kadife'den uzak durmaya çalışıyor. İşin ilginç kısmı ise şu: Roman boyunca arkadaşı Ka'yı anlatan Orhan Pamuk da yarattığı karakterlerinkine benzeyen bir kadere saplanıyor ve Ka'nın aşık olduğu kadına, güzeller güzeli İpek'e aşık oluyor. Necip'i içinde taşıdığını söyleyen Fazıl, Ka'yı içinde taşıyan Orhan... Orhan Pamuk sonlara doğru öyle detaylar veriyor ki romandaki olayların gerçekten de yaşanmış olabileceğine dair ciddi şüphelerim oluştu. Nihayetinde Masumiyet Müzesi gerçek bir hikayeydi, bu neden olmasın ki?

Pamuk tuhaf bir teknik uygulayarak karakterlerin öleceğini sürpriz yapmadan söylüyor. Ama nasıl ya da ne şekilde öldüğünü söylemiyor ve siz okurken sürekli karakterin ölümüne doğru bir geri sayım yaparken buluyorsunuz kendinizi. Şair Ka'nın yazdığı şiirlerin hiçbirini okuyamıyoruz. Çünkü yazar sınırlarını bilerek şairliğe kalkışmamış. Ka'nın altıgen kar tanesinin köşeleri üzerine dizdiği şiirleri de çok hoşuma gitti.

Gelelim esas anlatmak istediğim meseleye. Orhan Pamuk bu ülkenin en çok tartışılan yazarlarından oldu hep. Bunun sebebini bu romanı okuyunca anlıyorsunuz. İstanbul gibi kozmopolitik bir şehirde büyüyen yazar, sürekli yapılan ayrımcılıktan dem vuruyor. Ama kitapta kullandığı İslamcı, türbancı, siyasal İslamcı gibi ifadelerle kendisi de insanları ötekileştiriyor. Yazar hiçbir karakterini bile isteye aşağılamıyor, hiçbir karakterine haksızlık etmiyor ama dindar kesime olan hoşnutsuzluğu kelimelerinden sızıp ulaşıyor okura. Çünkü kelimelerimiz bizi ele verir çoğunlukla. Romancılığını beğendiğim kadar nefret ediyorum fikirlerinden. Çünkü ayrıştırılmaya değil birleştirilmeye ihtiyacımız var.

Her şeyiyle, edebi açıdan da sürükleyiciliği açısından da dopdolu bir roman Kar. Okuması insanı yoruyor ama kesinlikle tavsiye ederim. Keyifli ve nefretsiz okumalar dilerim.
Türkiye’nin en karışık dönemlerinden ortaya çıkıveren “Kar” romanı kurgu bakımından zengin ve siyasi olarak nitelendirilebilecek türde içeriğe sahiptir. Asıl konunun “Kars” – Küçük Moskova - ili ile daraltılmadığını, aslında sadece Türkiye’nin minyatürü olarak kozmopolit şehirdeki siyasal olayların tüm ülkeye ayna tuttuğudur.

Kars ili kışın en çetin zamanlarını yaşayan, kendine has geleneklere sahip kozmopolit bir şehirdir. Yerli diye tabir edilen Karslılar, Kürtler, Terekeme – ben bir Terekemeyim, - Azeriler, Ermeniler ve daha ismini yazamadığım bir dünya değişik etnik grup. Bu kadar farklılığın bulunduğu yerde siyasal çatışmaların olmaması ise mümkün değildir. Postmodern yazarın karşı görüş ve kendine eleştiri alabileceği Kars’ı hedef seçmesi ise bizim için bir övünç kaynağıdır. Karslı akrabalarımın ise romanın bir kurgu olduğunu yeniden hatırlatmam gerekir. Ne de olsa yazarında dediği üzere “zaten hiç roman okumamış Karslıların…” :)

Yazarın betimlemeleri ile Kars ilinde değil de 2000 ile 2003 seneleri arasında İstanbul’un herhangi bir yerinde sokaktaymışım gibi hissettim kendimi. Kars ilinde yollar kapanacak kadar kar yağışı olacak ve sen solaklarda sağda solda gezebileceksin, ne mümkün? Gözlerini dahi aralamayacağın yağışlara ev sahipliği yapar, bu sebeple betimlemelerdeki Kars şehri benim yaşadığım Kars şehri olamaz… Bu da yazarın edebi derinliğinin bir belirtisi olan kafasındaki Kars ilini betimlemesiyle bağdaştırılır. 1980 yılı sonrası en büyük postmodern yazar kimliğini ise yazarın akıl almaz hayal gücü ve kurgu, betimlemelerinden kaynaklandığını düşünüyorum.

Konusu Laik ve İslamcı kesimin karda yolları kapatmasıyla askeri darbesini ve bu darbeyle Avrupa’dan Kars şehrine gelmiş olan KA isimli şairin, kendi siyasal duruşunu, olaylara dâhil oluşunu ve aşkını anlatmaktadır. Masumiyet Müzesi’nde gördüğümüz Kemal ile KA’nın iç dünyalarında birçok benzerliği vardır. Her ikisi de kendi sonunu hazırlarcasına hastalıklı aşkı hayatlarının vazgeçilmez unsuru olarak görmüş ve mutluluğu sadece İpek/Füsun ile bağdaştırmışlardır.

Ancak ben yazarın bu aşkı paravan olarak kullandığını, asıl hedefin ise kitap içerisinde bulunan bütün etnik grupları kışkırtmak, eleştirmek ve eleştirilmek için yaptığını, bu durumdan ise Orhan Pamuk’un içten içe bıyık altından güldüğünü dahi seziyorum. Sonuna kadar kendi akımının hakkını veriyor. Bizi böyle bir roman ile tanıştırdığı için kendisine teşekkür ediyorum.

Sözün özü; kitap okunulası ve tavsiye edilesi. Kitap NigRa arkadaşımın #31684193 nolu okuma etkinliği ile okunmuştur. Kendisine teşekkür ediyorum.

Sevgi ile kalın…
Kar deyince aklıma nedense ilk gelen Noel zamanıdır. Özellikle de hristiyan ülkelerde o zamanın olmazsa olmazıdır "Kar"...
Yağmadığı zamanlarda insanların özellikle de çocukların mutlulukları, sevinçleri yarım kalır. Sokaklarda ki rengarenk ışıklarla süslenen çam ağaçlarının güzelliği bile karın ışıltısı ve görkemi yanında yetersizdir.

Bunları neden mi anlatıyorum?
Kitaptaki baş karakterimiz Ka'da (aynı zaman da şair olur kendileri) tam bir kar aşığı olduğu ve uzun süre sürgün hayat yaşadığı Almanya'dan Kars'a geldiğinden gideceği ana kadar öncelikle karın sonrasında da tabii güzeller güzeli Ipek'in aşkıyla huzur bulduğu için...

Bu öyle bir sevgiydi ki Kars'ta kendisine ilham gelip de şiirler yazmaya başladığı ilk andan itibaren bütün şiirlerini bir kar yıldızında ki yerlerine uygun bir şekilde sıralıyor. Hatta neye inanıp inanmadığını bilmeyen Ka (her ne kadar ona ateist deselerde ben öyle görmüyorum) karın ona verdiği huzuru Allah sevgisine bile bağlıyabiliyor.

Kitap siyasi içerikli olmasına rağmen, beni hiç rahatsız etmedi diyebilirim. Çünkü Orhan Pamuk gerçekten de olayları tarafsız bir şekilde sadece karakterleri üzerinden bize direk göstermeye çalışarak yorumu bize bırakmış. Yani Türk ya da Kürt milliyetçisini, siyasal islamcılarla solcuları son olarak da inanç ve başörtüsü sorununu direk o karakterlerin ağzından yansıtmış.

OP neden bazı kesimler tarafından sevilmez anlamış değilim. Avrupa'da okunan ender hatta tek Türk yazar olmanın bedeli bu olsa gerek diyorum. Ne de olsa meyve veren ağaç taşlanırmış.

Son olarak bu kitabı ve yazarımızı tanımaya herkesi davet ediyor ve kapanış sözünü de New York Times'a veriyorum...

"O ne bir ideolog, ne bir siyasetçi, ne de bir gazeteci. Orhan Pamuk büyük bir romancı...

Keyifli Okumalar...
Yalnızca okudum diye not etmek yetmez, ilk defa rahatlıkla on üzerinden on verdiğim -ve adamakıllı sebebini derleyip toplayamadığım- kitap oldu. Uzun zaman önce okuduğum, soranlara hâlâ önereceğim ilk Orhan Pamuk kitabıdır. Bilhassa romandan ziyade romanın yazılış süreci yazara olan hayranlığı katmerliyor. Bu da dursun burada.
Benim için en zor şeydir duygularımı yazmak. Çünkü hislerime cümle kurmak o kadar zor ki… Ama belki yapabilirim diye bunu deneyeceğim çünkü yazmak istiyorum. İçimde garip bir hüzün var. Bir hayal kırıklığı var.Hislerim o kadar yoğun ki içim içime sığmıyor(Sanırım şu an ağlamak istiyorum).İlk defa bir kitabı karşı böyle yoğun duygular hissediyorum. Etkilendiğim ilk kitap değil elbette ama bunda o kadar farklı şeyler hissettim ki, o kadar derinden hissettim ki aşkı, hüznü, hayal kırıklığını… Hani insan heyecanla olmasını bekler ya bir şeyi,hani hep o olması için günler sayar dakikalar sayar, hani sonra olmaz ya işte öyle bir Kırgınlık...Karakterlerin yaşadığı duyguları yaşamışçasına hissettirdi bu kitap bana.Konusu değil beni etkileyen kurgusu değil ama içimde garip bir hüzün saklı. “Ka”nın kurduğu hayallerin olmayışı belki,belki İpek’e duyduğu tarifsiz aşkı beni böyle etkileyen. Bilmiyorum ama benim için bir siyasi kitaptan çok bir şairin aşkını,korkularını, hayallerini anlatan bir eserdi. Ama Kitabın siyasi yönünü de es geçemem tabii ki.Yaşanmışla yaşanmamış arasında bir siyasi dönemde buldum kendimi.Geçmiş siyasetten çok benzer yönler buldum.Pamuk objektif olmakla ve eserinde bir çok görüşte insanı ele almakla birlikte Kendi fikirlerini de eserde çıtlatmış gibi(Daha çok dini görüşlerini). Bu kitap okuduğum dördüncü Orhan Pamuk ve benim için birinci sırada. İyi ki önyargılara kulak asmadan Orhan Pamuk’la tanışmışım diyorum. Dili biraz ağır olsa da bazen okuyunca çok farklı bir haz duyuyorum kaleminden.İyi ki tanımışım seni Pamuk.
Orhan Pamuk okumaya Kara Kitap'tan başlama talihsizliğini yaşamış biri olarak, uzun bir süre yazarın diğer kitaplarını elime alamayacağımı sanmıştım. Çünkü ''Kara Kitap'' beni, okurken çok zorlamıştı. İşte ''Kar '' adlı bu kitaba da, acaba yine aynı şekilde zorlanırmıyım korkusuyla başladım. Bu defa zorlanmadım ama açık söyleyeyim zaman zaman da bıkkınlık ve sıkılma yaşamadığımı söyleyemem.

Yazar bu kitabında, kitabın yazıldığı dönemlerdeki Türkiye'nin gündeminde olan toplumsal ve siyasi olaylardan kurguladığı bir hikayeyi anlatıyor. Bu olaylara ek olarak duygusallık ve dramın da hakim olduğu anlatımda gerçek şöyleydi böyleydi diye tartışmanın bir yararının olacağını sanmıyorum. Sonuçta her şey yazar tarafından iyi kurgulanmış bir olaylar zincirinin hikayesidir. Sadece eleştireceğim şey, sık tekrarlar ve uzun cümlelerin zaman zaman okuyanı biraz yoruyor olması. Bu durumun da, tamamen yazarın kendi yazım özelliğinin bu şekilde olmasından kaynaklandığını sanıyorum.

Kısaca söylemek gerekirse, eğer Orhan Pamuk okuyacaksak, öncelikle yazarın bu özelliğini baştan kabul ederek kitaplarını elimize almamız gerekiyor.

Kitap, yazarın yazdığı tek siyasi roman özelliği taşımasından dolayı, okunması gereken kitaplardan biri olarak ta değerlendirilebilir.
Seneler önce idi,Orhan Pamuk'un Nobel ödülünü aldığında...
Bir arkadaşım, çok ısrarlı, bana ''Kar'' okumamı tavsiye etti.Oysa ki türkçe dilinde hiç kitap okumadığımı biliyordu.Ama o arkadaşım Orhan Pamuk'u seviyordu ve benim artık türkçe okumaya hazır olduğumu fark etmiş ki ben aynı kanıda değildim.Sonunda ısrarına dayanamayıp okumaya başladım.Doğudaki hayat,oradaki insanların yaşamı o zaman dikkatimi çekti.Yazarın kalemi hayal gücümü ile birleşti...
Fazla bir şey yazamam,çünkü bu benim ilk göz ağırım. O zaman anlamazdım tabii ki ama şimdi farkına varıyorum ilk adımların önemi.Ve tabii ki iyi ki Orhan Pamuk'un kitabı ilk kitabımdır.
...Hala da doğudaki hayatları dikkatimi çekiyor...
Bu romana çok büyük bir heyecan ile başladım ve ondan daha büyük bir heyecan ile de kitabı bitirdim. Siyaset sevmeyen ben ilk defa içinde siyaset geçen bir romanı anlayarak okudum ve etkilendim. Hiç bir bilgim olmayan Kars şehri hakkında çok şey öğrendim ve en önemlisi bu roman ile Orhan Pamuk'u tanımış oldum. Herkese şiddetle tavsiye edeceğim bir roman daha oldu artık .
Beni Orhan Pamuk'la tanıştıran kitaptır. Edebi ve siyasi bakımdan dolu dolu bir kitaptır. Ka,Kar ve Kars unutulmaz. Bizim toplumda "bizim gibi" düşünmeyenler pek sevilmez ve yakıştırmalar ardı ardına gelir. Zamanında Kemal Tahir, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Necip Fazıl ve elbette Nazım Hikmet'e de çok büyük haksızlıklar yapıldı. Acaba yazarlarımızı eleştirenler kaç kitabını okudu.
...mutsuzluk gerçek bir intihar nedeni olsaydı Türkiye'deki kadınların yarısı intihar ederdi.
Orhan Pamuk
Sayfa 20 - Yapı Kredi Yayınları - 9. Baskı - 2018
Mutsuzluk gerçek bir intihar nedeni olsaydı Türkiye'deki kadınların yarısı intihar ederdi.
Orhan Pamuk
Sayfa 16 - İletişim Yayınları
"Sana çok fena âşık oldum ve acı çekiyorum," dedi Ka.

"Bu kadar çabuk alevlenen bir aşk aynı hızla söner, korkma."
Orhan Pamuk
Sayfa 203 - İletişim Yayınları
İnsan bazan hiç tanımadığı ve bir daha da hiç görmeyeceğine emin olduğu birisine bütün hikâyesini anlatmak ister ya, her şeyi...
Orhan Pamuk
Sayfa 216

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kar
Baskı tarihi:
Temmuz 2013
Sayfa sayısı:
464
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750825910
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Kar
Kar
Pamuk'un "İlk ve son siyasi romanım" dediği Kar, Türk edebiyatında 1990'ların siyasi atmosferini ele alan, dönemi bütün şiddeti ve çatışmalarıyla anlatan en iyi ve en iddialı romandır. Kars'taki siyasal İslamcılar, solcular, Türk ve Kürt milliyetçilerinin hikâyesini inanç, başörtüsü sorunu, askeri darbeler ve üçüncü dünyada yaşamanın öfkesi ve ümitsizliği üzerinden tartışan Kar'da Pamuk, başka romanlarında da zaman zaman gördüğümüz mizah yeteneğini bu defa sonuna kadar sergiliyor. Kar'ı, romanın yazılış ve yayımlanma süreçlerinin daha önce bilinmeyen ayrıntılarına değinen bir sonsözle birlikte yayımlıyoruz.

On iki yıldır Almanya'da sürgün olan şair Ka Türkiye'ye dönüşünden dört gün sonra, bir röportaj için Kars şehrinde bulur kendini. Ağır ağır ve hiç durmadan yağan karın altında sokak sokak, dükkân dükkân bu hüzünlü ve güzel şehri ve insanlarını tanımaya çalışır. Kars'ta ağzına kadar işsizlerle dolu çayhaneler, dışarıdan gelmiş ve kardan mahsur kalmış gezgin bir tiyatro kumpanyası, intihar eden ve türban direnişi yapan kızlar, çeşitli siyasal gruplar, dedikodular, söylentiler, Karpalas Oteli ve sahibi Turgut Bey ile kızları İpek ve Kadife ve Ka için aşk ve mutluluk vaadi vardır. Kar Türkiye'nin temel siyasi çatışmalarını anlamamız için okunması gereken bir roman.

"Kar zamanımızın okunması gereken temel kitaplarından..."
-Margaret Atwood-

"O ne bir ideolog, ne bir siyasetçi, ne de bir gazeteci. Orhan Pamuk büyük bir romancı."
-New York Times-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 2.248 okur

  • Murat Deniz
  • Edip Akçay
  • Kıvanç Özer
  • Selin Tnrvrdlr
  • Ebru Yahşi
  • Viyan
  • Fiyonklu Baykush
  • NAZAN YILDIZ
  • Melike Balçık
  • Melike Turgut

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.2
14-17 Yaş
%2.4
18-24 Yaş
%12.7
25-34 Yaş
%30.3
35-44 Yaş
%31.8
45-54 Yaş
%11.6
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57
Erkek
%43

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.9 (116)
9
%16.8 (98)
8
%24.6 (143)
7
%17.2 (100)
6
%7.2 (42)
5
%4 (23)
4
%2.2 (13)
3
%0.5 (3)
2
%0.7 (4)
1
%1.5 (9)

Kitabın sıralamaları