Eylembilim (Bütün Eserleri 7)

·
Okunma
·
Beğeni
·
9482
Gösterim
Adı:
Eylembilim
Alt başlık:
Bütün Eserleri 7
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
114
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754706994
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Geçtiğimiz yıl 20. ölüm yıldönümünü idrak ettiğimiz Oğuz Atay'ın bitiremeden aramızdan ayrıldığı son eseri nihayet "tamamlandı". Uzun "edebî polisiye" uğraşlara rağmen ilk bölümü bulunamayan Eylembilim'i yıllar önce, Oğuz Atay okurlarının istekleri karşısında Günlük'e ekleyerek yayımlamak "zorunda" kalmıştık. İyi de yapmışız... Belki de bu sayede, edebiyatımızın yeri doldurulamaz usta kaleminin bu "son başyapıt"ını, ailesinin de değerli katkılarıyla gün ışığına çıkarabildik. Şimdi, Cevat Çapan'ın "Oğuz Atay'a Mektup"uyla ve Günlük'ten ayrı bir kitap olarak sunuyoruz. Eylembilim, başlığı gibi, Oğuz Atay'a özgü ironinin bütün inceliklerini taşıyor. 

Ülke 12 Mart arefesindedir. Öğrenci çatışmaları, üniversite işgalleri, forumlar... Romanın kahramanları, olaylar karşısında saf tutmaya ya da tutmamaya çalışan "akademikler"dir. Bir üniversitede gelişen olaylar, bir matematik profesörünün, Server Gözbudak'ın "hatırat"ından nakledilir. Oğuz Atay Eylembilim'de, Cevat Çapan'ın "Oğuz Atay'a Mektup"ta belirttiği gibi, kara mizah gösterilerinden birinin daha doruklarına ulaştırıyor bizleri...
114 syf.
·2 günde·Beğendi
Ahmet Erhan, “Yarasanın 21 Şiiri”nde “Mesela alfabenin 14. harfinde ölmek / Yarım kalmış bir ansiklopedinin sayfalarında kalmak / Adamım, / Kendini kıran bir dal kadar yalnızım” diyerek yarım kalmak üzerine düşündürür bizi. Üstat Yahya Kemal de “Bir tel kopar ve ahenk ebediyyen kesilir” dizesiyle insanın bitmek bilmeyen trajedisine dikkat çeker. Öyle ya ölüm varsa sanatkârın sonsuza kadar sanat eseri üretmesinden söz edilebilir mi? Ölüm zorunlu bir yarım bırakıştır son kertede.

Bir de yaşarken, nefes alırken, hala vaktimiz varken ve hayal kurabiliyorken vazgeçtiklerimiz, yarım bıraktıklarımız var ki böylesi çok daha trajiktir kanımca. Nikos Kazancakis’in “Zorba” romanında, o sıradışı ve gözüpek kahramanı Aleksi Zorba’ya söylettiği şu cümleler böylesi bir yarım kalmayı zihnimize kazır:
"Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avare et ve korkma! (s.261)
Oğuz Atay da “Eylembilim” romanını “telin kopması ve ahengin ebediyyen kesilmesiyle” yarım bırakmıştır. Ancak onun da yaşarken yarım kalmışlıkları yok mudur hayatında? Vardır elbette, olmasa “Eylembilim” romanının kahramanına şu cümleleri kurdurtmazdı herhalde: "Yarım kalmış, gerçekleştirilememiş hayallerimin hüznünü yaşıyordum."(s. 61)

“Eylembilim”, Oğuz Atay’ın ölümünden sonra yayımlanmış yarım kalmış romanıdır. Atay bu romandan ilk kez Günlüğünde 1976 yılının mart ayında söz eder. Bundan sonra eylül ayına kadar Eylembilim’in bahsi geçmez. Eylembilim, 1987 yılında Oğuz Atay’ın Günlüğüne ek olarak yayımlanır. Ancak daha sonra kızı Özge Atay’a, üstünde gönderenin isminin olmadığı, posta ile gönderilen bir paketin içinden Eylembilim’in 74 sayfalık kayıp bölümü çıkar ve roman 1998 yılında “Eylembilim” adıyla ayrı bir kitap olarak basılır. (Ben Buradayım, s.526) Böyle gizemli bir yayımlanma hikayesine sahip bir romandır Eylembilim.

Eylembilim romanında tıpkı "Tutunamayanlar" romanında olduğu gibi çerçeve hikaye tekniğini kullanır Atay. Romanın kahramanı Prof. Server Gözbudak’ın ölümünden sonra(roman yarım kaldığı için biz bu ölümü göremeyiz) Server’in bir hanım arkadaşı onun hatıratını avukatı Dilaver Kavas’a teslim eder ve Dilaver Kavas da önemli gördüğü bu notları yayımlamaya karar verir. Romanın girişinde Avukat Dilaver Kavas’ın bu hatıraların yayımlanma sürecine dair yaptığı açıklamalar yer alır. Server Gözbudak’ın kurmaca hatıratı ise kitabın 17. Sayfasında şu cümlelerle açılır: “Bir insan -özelllikle benim gibi bir insan- ne zaman yazmaya başlar? Daha doğrusu, ne zaman onun için, yaşadıkları, hissettikleri, düşündükleri artık ifade etmekten kaçınamayacağı bir yoğunluğa ulaşır?"
(Yazının bundan sonrası kitabın içeriğine dair bilgi içermektedir!)

Server Gözbudak bir üniversitede profesördür. Görünüşte; evli ve iki çocuk babası, kendi halinde bir adamdır ancak bu sıradan adam Oğuz Atay’ın derin psikolojik tahlilleri ve  yaşadığı ikilemlerin tesiriyle dikkat çekici bir kahramana dönüşür. Roman, yoğun biyografik detaylar içermektedir.
Oğuz Atay, 1960 yılında girdiği İDMMA(İstanbul Devlet Mühendislik Mimarlık  Akademisi)’da, beyin tümörü teşhisiyle Londra’ya tedaviye gideceği 1976 yılının aralık ayına kadar öğretim üyesi olarak çalışmıştır. 1968-1977 yılları arasındaki dönem aynı zamanda Türkiye’nin, bilhassa üniversitelerin en karışık, en kanlı olaylarının yaşandığı zorlu bir dönemdir. (Ben Buradayım, s.502-503)Atay da bu süreçte, detayları bu yazının sınırlarını aşacak pek çok olaya şahitlik etmiş, tercihleri olan, dik duruşlu bir aydın olarak da epeyce yıpranmıştır. İşte “Eylembilim” onun tüm bu şahitliklerinin dökümü olan, ancak hastalığı ve ölümü ile tamamlanamayan bir romandır.

Romanın ismi eylembilimdir. Zira o dönemde üniversitelerde eylem, bilimin önüne geçmiştir. Romanın kahramanı Server Gözbudak bu durumu şu cümlelerle özetler:
“Kurulun profesör olduğumu bana bildirdiği gün yaptığım gibi karımın boynuna sarılıp, karıcığım ben 'eylembilimci' oldum, hem de intikam kılıcı nişanı aldım diyemezdim ya. Çok tuhaf olurdu."(s.55) Server Gözbudak da pek tabii ki bu eylemlerden nasibini alır ve hiç istemediği halde anlık bir kararla yaptığı bir konuşma sonrasında kendisini öğrenci çatışmalarının orta yerinde ve birtakım profesörlerin hedefi haline gelmiş halde bulur.  Roman, Server Gözbudak’ın bu çatışma sonrasında yaşadıklarını anlatır. Romanda Oğuz Atay’ın diğer romanlarında olduğu gibi tersine bir isim sembolizasyonu vardır. Server Gözbudak -soyadının aksine- gözünü budaktan sakınmayan cesur bir adam değildir. Korkuları, yoğun iç çatışmaları olan, çekingen bir adamdır, hayatında yaptığı tek eylem olan konuşma da absürd bir şekilde sonuçlanır.

“Eylembilim” romanı, Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” ve “Tehlikeli Oyunlar” romanları kadar yoğun modern ya da postmodern ögeler içeren bir eser değildir. Daha geleneksel bir yapısı vardır, olaylar kronolojik bir düzlemde ilerler. Ancak yine de postmodern romanın önemli anlatım tekniklerinden olan üstkurmacaya (kısaca yazarın romanın yazım sürecini okurla paylaşması) eserin pek çok yerinde rastlanır:

"Bilinçaltı gözlemcilik diye bir şey mi var yani? Neyse amacım olanları, gerçeğe uygun bir biçimde anlatmaktır. Zaten, duyduğuma göre, modern yazarlar öyle yapıyorlarmış, onları okurken okuyucuya çok iş düşüyormuş. Ancak benim bu kadar ince düşünceler içinde olmadığımın ve amacımın, doğru ve tarafsız bir anlatıcı olmaya çalıştığımın bilinmesini isterim."(s.56)

"Böyle olmayacak. Kendime uygun bir anlatım yolu bulmalıyım. Acaba biraz roman mı okusam?"(s.58)

Yine postmodern romanın olmazsa olmazlarından biri olan metinlerarasılık da romanda teknik olarak kullanılır. Nazım Hikmet’in meşhur şiirinin bir bölümü metinlerarasılık yöntemiyle romanın dokusu içindeki yerini alır:

"Güzel günler göreceğiz

Çocuklar,

Güzel günler göreceğiz,

Motorumuzu hür maviliklere süreceğiz

Çocuklar,

Hür maviliklere süreceğiz."(s.102)

Yine Fuzuli’nin Gazel’inde geçen “Dert çok, hem dert yok; düşman kavi, talih zebun”(s.102) dizesi de metinlerlarasılık yöntemiyle romana dahil edilen bir başka metin kesitidir.

“Eylembilim” romanının asıl çıkış noktası, Oğuz Atay’ın hemen bütün eserlerinde kafa yorduğu aydın sorunsalıdır. Atay, bu romanında oklarını üniversitedeki akademisyenlere yöneltir. Romanın kahramanı Server Gözbudak’ın çevresindeki profesör ve asistanlar onun ironi yüklü tespitlerinden nasiplerini fazlasıyla alırlar. Sözlerine “Ben Paris’te” diye başlayan fakat Paris’e dair anlattıkları şehrin temizliğinden öteye geçmeyen Refik Bey, “hiç kitabı olmayan, kitabın icadından önce profesör olmuş” cahil bir akademisyendir. Atay, “Gerçi müzeler de temizdi, ama Refik Bey gidememişti.” şeklinde şahane bir tespitle Refik Bey’i -o kendine has karakteristik üslubuyla- gözümüzde resmeder adeta. Refik Bey’in asistanı da sürekli hocasının peşinde gezen, yalaka, silik asistan tipinin temsilcisi konumundadır. Oğuz Atay, gelecekte cahil hocalarının silik bir kopyası olacak bu asistan tipini şu cümleleriyle tiye alırken bizi de derin derin düşündürür:

“Masanın öteki ucunda asistan kımıldamadan oturuyordu. Bazen büyüyor bazen küçülüyordu. (…) Kendi boyutlarında kalamaz mıydı? Asistana baktım: Kalamazdı. Bu, daha nice asistanları parçalayıp istediği boyutlara getirmiş bir dişli çarktı. Ben de kimbilir kime benzemiştim? HEPİMİZİ BENZETMİŞLERDİ.”(s.23)

 “Eylembilim”, Oğuz Atay’ın diğer romanlarından farklı olarak devrin siyasal ve toplumsal olaylarına bir üniversite profesörünün gözünden bakan, toplumsal içerikli bir roman görüntüsü verse de bu kısacık ve yarım kalmış eser, aynı zaman da birey olarak Server Gözbudak’a dair de önemli Atay tespitleri içeriyor. Eğer bir Oğuz Atay tutkunuysanız mutlaka okumalısınız. Zira Eylembilim “Geleceği Elinden Alınan Adam” ın son çırpınışları, onun ağır bir hastalıkla pençeleşmesine rağmen “Ben Buradayım” deme şekli… Biz de neden bu son çağrıya kulak vermeyelim ki…

Not: “Geleceği Elinden Alınan Adam”, Oğuz Atay’ın Günlüğünde bahsi geçen, hayatının son aylarında yazmayı planladığı hikâyesinin ismidir.

Blogumdan okumak isterseniz:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...inislari-eylembilim/
114 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Eylembilim; Oğuz Atay'ın yazdığı son kitabıdır.
Kitapla ilgili bi yerde "Yazarla tanışmak isteyenler için iyi bir başlangıç olabilir" diye okumuştum. O yüzden son kitabı olan Eylembilim'le başlamak istedim.
Aslında tamamlanmamış bir kitap keşke tamamlanabilseydi de daha fazla okuyabilseydik.
Oğuz Atay'ın bütün eserlerini okuduktan sonra tekrar okumak istiyorum, eminim o zaman daha da çok etkileneceğim.
Yine de sonunda Oğuz Atay'la tanıştığım için de çok mutluyum.
Kitap, Server Gözbudak'ın bakışından yazılan bir eser. Ülkemizde 70'li yıllarda yaşanan siyası olaylar ve bu olaylardan etkilenen öğrenciler ve eğitimciler'i konu alıyor.
Çok güzel akıcı bir kitaptı. Kitabın yazım tarzınıda çok sevdim, esprili bir dille yazılmış.
Diğer eserlerinide okumayı geciktirmeyi düşünmüyorum. Tavsiye edilir :)

*Yaşamakta bir eylemdir..
114 syf.
·Puan vermedi
Eylembilim;hayatta olduğu süre zarfında hak ettiği değeri göremeyen Oğuz Atay'ın yazdığı son eseridir.Ne yazık ki bu kitabı bitiremeden hayata gözlerini yummuştur.Bu kitap bir nevi veda niteliğindedir.

Kitap içeriğine gelecek olursak, Atay'ın Prof. Server Özbudak karakteri üzerinden üniversitelerin nasıl olması gerektiğini,eksikliklerini ve kadroların ehil olmayan kişiler tarafından nasıl ele geçirildiğini olaylar silsilesi ile anlatılıyor.Kitap aynı zamanda 70 li yıllarda öğrenci çatışmaları olduğu dönemde geçiyor.

İnsan psikolojisine dair pek çok şey bulabileceğimiz eserde kara mizah,ironi ve eleştiri noktasında sayfa sayısına nazaran oldukça zengin bir içeriğe sahip olduğunu söyleyebilirim.

Yazarın hastalığı döneminde yazmaya başladığı bir eser olduğu için bazı eksiklikleri hoş görülebilir diye düşünüyorum.

Özellikle o yarım kalan cümle...

Kitabın sonundaki Altay Gündüz'ün, Oğuzun Hayali başlığı ile yazdığı yazı da Atay'ın hayalleri, kişiliği, hastalık zamanı ve ölümü hakkında bilgiler verilmektedir.

Keyifli okumalar diliyorum.
114 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Tarifsiz hislerle sonuna geldim Oğuz Atay serüvenimin. Oğuz Atay külliyatını bitirmiş olmanın verdiği mutluluk ve burukluğu bir arada yaşıyorum. Bir yazar düşünün ki her eserinden bir kahramanı ile bağ kurduğunuz, kendinizden bir şeyler bulabildiğiniz. 7 eserinde okuduğum tutunamayan karakterlerden anladım ki Oğuz Atay insan psikolojisini çok iyi analiz etmiştir. Ya da her eserinde kendinden yola çıkmıştır...

Eylembilim'de tutunamayan, anlaşılamayan karakterimiz SERVER GÖZBUDAK. Matematik profesörü olan Server Gözbudak'ın vefatından sonra avukatı Dilâver Kalas, Server'in kendince yazmaya çalıştığı hatıratını düzenler ve okuyucuya sunar.

Bu hatıratta ilk dikkatimi çeken Server'in iç hesaplaşması oldu. Eşi Süheyla Hanım tarafından bile anlaşılamamış, hislerini kendi içinde yaşamak zorunda kalan karakterimiz yazarak anlatmaya çalışmış kendini. Kendisinden bazen ben, bazen de üçüncü tekil şahıs olarak bahsetmiş. Yazmasının en büyük sebeplerinden biri de içine sürüklenmiş olduğu bir olaydır. Olay ülkede öğrenci çatışmaları olduğu dönemde geçiyor. Server Gözbudak'ın görev yaptığı üniversitede öğrenciler, çatışmalar sırasında öldürülen arkadaşlarını üniversitenin bahçesine defnetmek isterler. Bunun üzerine akademisyenler ve profesörler ortak toplantı kararı alırlar. Bu toplantıdan çıkacak kararı ve gelişecek olayları büyük bir heyecanla okudum. Öğrencilik yıllarında eylemci olan Server Gözbudak, toplantıda büyük bir rol oynamaktadır.

Seni de çok sevdim SERVER GÖZBUDAK...

Çok severek, sindire sindire okudum fakat tek üzüldüğüm nokta, Oğuz Atay'ın ömrünün eseri tamamlamaya yetmemiş olması. Çünkü eserin yazıldığı kadarıyla görüyorum ki çok güçlü bir hikayesi var. Ömrü yetmiş olsaydı, muhtemelen unutulmayacak bir son yazardı Oğuz Atay bu eserine.

Eserde yine Oğuz Atay'ın kara mizahtaki ustalığına bir kez daha şahit oldum. Bütün eserlerini bitirmiş olsam da Oğuz Atay bir kere okununca anlaşılacak bir yazar değil. Bu sebeple ömrüm yettiğince tekrar tekrar okumayı düşünüyorum Oğuz'cum Atay'ı. Hem kendimi de bu müthiş adamdan mahrum bırakmamış olacağım.

Yazarla tanışmak isteyenler için güzel bir başlangıç olabilir. Tavsiye ederim. Keyifli Okumalar...
118 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Oğuzcum Ataycım bir kitabını daha bitirdim. Uyku tutmayınca okumak fena olmaz hani.
Oğuz Atay serisinde son iki kitap kaldı, onları da zamanı gelince artık.
Kitap içeriğine gelecek olursak, üniversitedeki akademisyenler üzerinden bazı karakterler yaratılmış. Kimisi batılı, kimisi yarı batılı, aslında tam olarak olmadıkları kişileri oynamaya çalışan karakterler var. Dönemin sağ-sol çatışmaları içinde bu akademisyenlerin durumlarını ve öğrenvilerle olan münasebetlerini anlatıyor.
Yazı üslubu olarak klasik bir Oğuz Atay tarzı yine. İnsan düşünceleri gibi farklı konuları aynı anda, bazen bağlantılı, bazen de bağlantısız şekilde anlatıyor.
Okurken içinde bazı aforizmaları yakaladığınızda biraz daha ilgi çekici oluyor, yoksa bilinçli bir şekilde dağınık yazılmış olduğu için bazen kopabiliyorsunuz konu takibinden. Başka kitaplarını okuyanlar bu duruma aşinadır zaten...
114 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
İncelememe bir Edebiyatçı itirafıyla başlamam gerekirse Eylembilim, Oğuz Atay'ın okuduğum ilk kitabı olma özelliğini taşıyor. Oğuz Atay okumaya, tamamlayamadığı bir kitabıyla başlamak beni başta düşündürmüştü fakat şimdi iyi ki diyorum.


Oğuz Atay'ın yarattığı karakterlere hakim değilim fakat bu eserinde var ettiği Server Gözbudak'ın iç monologları varoluşsal bir savaşı gözler önüne sermektedir. Karakterin büyük bir iç dünyası var, kendi doğrusuyla fikirleriyle yalnızlığa düşen bir karakter. Her şeyden kaçıp uzaklaşmak isteyen, derdini anlatmak istese de diğerlerinin anlamayacağını bildiği için anlatmaktan çekinen bir karakter. Server Gözbudak, kendimi de genellemeye alarak söylüyorum birçok kesimin sözcüsü niteliğinde. Bazen bizler de bu koca alemde yalnızlığa düşüyoruz. Belki okul çevremizde, iş dünyamızda ya da aile içerisinde... Bu yüzden bu romanı Server Gözbudak'ı anlamaya çalışarak okudum ve kendimin de bazı eylemlere farklı tepkiler verdiğimi, farklı anlamlar yüklediğimi gördüm. Romanda karakter "Karım gibi, çocuklarım gibi gerçek şeylere dokunmalıyım." diyor. Roman sonunda ben de kendi gerçeklerime dokunmak istediğime karar verdim.


Oğuz Atay'ın okuduğum ilk eseri olan Eylembilim'i, yarım kalan bu eseri bitirdiğimde kendimi boşlukta hissettim ve keşke Server Gözbudak'ın iç dünyasını daha çok görebilseydim dedim. Fakat ne kadar yarım kalmış olursa olsun her okuyucunun kendi iç dünyasında tamamlayabileceği bir eser olduğunu düşünüyorum. Ve son olarak, söylediklerimizden de söyleyeceklerimizden de korkmamalıyız aksine arkasında durmalıyız diye düşünüyorum. Eğer korkuyorsak ve cesarete ihtiyacımız varsa bu eseri tekrar tekrar okumalıyız. Anlamaya ve hissetmeye çalışarak okumalı... Herkese keyifli okumalar.
114 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Oğuz Atay' ın yazar kimliğiyle eserler verdiği son on yılına sığdırmaya çalıştığı Eylembilim, yedinci ve ustalık eseri olarak değerlendirmiş, daha önceki yapıtlarında kendince gördüğü eksikleri giderme hedefiyle işe koyulmuş ancak kanserle olan mücadelesini kaybederek tamamlayamamıştır.

Aslında bu eser uzun yıllar "Günlük" adlı eserinin arkasında otuzaltı sayfa olarak yer almış ve ölümünden onbir yıl sonra kızı Özge Atay Canbek' e kimden geldiği belli olmayan bir zarf içinde yetmişdört sayfalık bölümü daha ulaşmış ve 1998 yılında bu parçalar birleştirilerek tek kitap halinde basımı yapılmıştır.

Oysa çok farklı bir eseri ortaya ortaya çıkaramadan aramızdan ayrılan sanatçı için Talat Halman ile yapılan bir söyleşi de , "Oğuz Atay' ın bu son çalışmasının hiç denenmemiş bir roman tekniğini gün yüzüne çıkaracağını, dönemin Türkiyesi'nin ve sırasıyla geriye doğru giderek, 1960 ihtilalini, 1950 yılına kadar olan tek parti dönemini ve Cumhuriyet sonrası döneminin bir aynası olacağının işaretlerini taşıyor. Hatta Talat Halman, bu vakitsiz ölümün Türk edebiyatının şansızlığı olduğunu vurguluyor ve ilave ediyor, Tutunamayanlar romanı, gerek içerik gerekse klasik Türk romanının hatalarıyla dolu, oysa tamamlanabilseydi Eylembilim kusursuz bir anlatı tekniği ve yerleşik kurgu düzenine bir tür karşı çıkış olarak Türk yazın hayatında çığır açacak bir eser olacaktı."

Yazar bu romanı için Günlük' te kendi elinden şu şekilde bir bilgi verir..
"Eylembilim diye başlayıp yarım kalan hikayeyi kısa bir roman haline getirmek istiyorum: Bir hocanın öyküsü. İki değişik hayat yaşayan bir yarı aydının macerası. İki dünyasında da uykuda gezer gibi yaşıyor. İradesi ile kendine gelebilmek için silkinmeye çalışıyor, davranışları eylem olarak nitelendiriyor. Hayatı bir savaş olarak görmek zorunda kalıyor. Saldırılar ve ihanetlerle dolu bir savaş. Ordular, tarihi savaşlar."
114 syf.
·1 günde·9/10
Eylembilim adlı eser, Oğuz Atay'ın yarım kalmış bir eseri.Oğuz Atay'ın ölümünden sonra 40 sayfası bulunmuş ve 1987 yılında yayınlanmış olan Günlük isimli kitabının sonunda "Eylembilim" bölümü adı altında yayınlanmış. Daha sonraki yıllarda 74 sayfasının daha bulunmasının ardından kitaplaştırılmış ve 1998 yılında "Eylembilim" adıyla yayınlanmıştır.

Oğuz Atay etkileyici dili ve duygu yoğunluğuyla, bir dönemi Profesör Server Gözbudak’ın dilinden anlatıyor. Üniversite hayatına, toplumsal yapıya, bireyin iç dünyasına, özenti bir batı sevdasına değiniyor.

Yolunuzun Oğuz Atay ile kesişmesi
dileğiyle iyi okumalar...
114 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Oğuz Atay'ın bu kitabıyla külliyatını tamamlamış olmaktan ve Oğuz Atay'ı tanımaktan aşırı derecede mutluyum. Hem mühendis, hem öğretmen, hem yazar hem de tutunmaya çalışan bir tutunamayandı. Onu ilk Tutunamayanlar ile tanıdım ve Eylembilimle bitirmiş oldum. İyiki diyebileceğim bir yazar ve keske daha çok yazsaydı diyebileceğim bir aydın. Eylembilim'de yine tutunamayan bir profesörden bahsediyor; zaten alıstık kitaplarında tutunmaya çalışan, hayatı mizaha alan bu insanları. Hepsinde ayrı ayrı Oğuz Atay'ı görür ve asla unutmazsınız. Kitaplarının hepsini ayrı ayrı öneririm. Eylembilim de tamamlayamadığı, yarım kaldığı eseri... Ama yine güzel yine düşündürücü ve yine ruh halinin ustaca çözümlendiği bir kitap. Bu dünyadan bir Oğuz Atay geçti. Tanımak ve tanıtmak için demiştim. Ben tanıdım sıra sizde, iyi okumalar: )
114 syf.
·Beğendi·8/10
Önce kitabın adıyla ilgili bir kaç şey söylemem lazım. Ben "Eylembilim" denilince mühendislikle alakalı teknik bir kavram olduğunu sanmıştım meğer alakası yokmuş. Kurmaca ustasının yeni bir oyunuymuş. (Ha.ha) Bir dönem hikayesi aslında, biraz daha gerilimli ve trajikomik bir üslubu var. Üniversite kaynaklı (70 ve 80'lerin siyasi olaylarını) tüm toplumsal dokuyu bu küçük hikayeden okuyabilirsiniz. Ne diyeyim, Atay gerçekten de "kurmacanın tanrısı" Bu yarım kalmış siyasi roman bence kısa metrajlı da olsa bir dönemin bir çok toplumsal gerçeğini gözler önüne seriyor.
114 syf.
·Beğendi·10/10
#Eylembilim, Oğuz Atay'ın son eseri ve ne yazık ki tamamlanmamış eseri. Ölümününden sonra yayımlanmış. Oğuz Atay ile #Bir Bilim Adamın Romanı kitabıyla tanışmıştım ve kalemini çok beğenmiştim. Biraz araştırma yaptım ve son ama tamamlanmamış #Eylembilim kitabıyla devam etmek istedim. Evet bunu en son okumam gerekti belki ama diğer kitaplarını da okuyup tamamlayınca tekrar okumaya kararlıyım. Farkı görmek amaçlı faydalı olacağını düşünüyorum.Oğuz Atay #Eylembilim'i 1970'li yılların siyasi ve sosyal olaylarını Prof. Server Gözbudak karakterinin bakış açısıyla mizah, akıl ve elestiri dolu bir anlatımla okura sunuyor. Eksik kalmış olması eseri daha da okunur kıldığına inanıyorum. Devam edilip tamamlansaydı nasıl sonuçlanırdı diye ara ara kendi kendime kurgulamışlığım oldu.
Öğrenci çatışmaları, üniversite işgalleri, forumlar sizi düşünmeye 70'li yılları izlemeye götürüyor. Okuduğunuzda hepimizin aslında oradaki öğrenci eğitimci kişilerin birer yansıması olduğumuzu göreceksiniz. Okunmaya değer bir eser #Oğuz Atay kalemi var çünkü. Oğuz Atay ile henüz tanışmamış olanlara naçizane tavsiyemdir. Okumadan tanımak mümkün değil kulaktan dolma bilgilerle değil de yazarın kaleminden dökülenlerle tanımak her zaman en faydalısı olduğundan şüphem yoktur.
114 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Keşke sonunu görebilseydim,keşke tamamlanabilseydi... Çok akıcı ve gerçekçi bir roman olduğunu söyleyebilirim ne kadar olayların karmaşıklığı, Server Bey'in düşünce dünyası beni allak bullak etse de muhteşem bir roman... Okunmaya değer ve hatta sonu kurgulanıp tamamlanılmaya değer bir eser...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Eylembilim
Alt başlık:
Bütün Eserleri 7
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
114
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754706994
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Geçtiğimiz yıl 20. ölüm yıldönümünü idrak ettiğimiz Oğuz Atay'ın bitiremeden aramızdan ayrıldığı son eseri nihayet "tamamlandı". Uzun "edebî polisiye" uğraşlara rağmen ilk bölümü bulunamayan Eylembilim'i yıllar önce, Oğuz Atay okurlarının istekleri karşısında Günlük'e ekleyerek yayımlamak "zorunda" kalmıştık. İyi de yapmışız... Belki de bu sayede, edebiyatımızın yeri doldurulamaz usta kaleminin bu "son başyapıt"ını, ailesinin de değerli katkılarıyla gün ışığına çıkarabildik. Şimdi, Cevat Çapan'ın "Oğuz Atay'a Mektup"uyla ve Günlük'ten ayrı bir kitap olarak sunuyoruz. Eylembilim, başlığı gibi, Oğuz Atay'a özgü ironinin bütün inceliklerini taşıyor. 

Ülke 12 Mart arefesindedir. Öğrenci çatışmaları, üniversite işgalleri, forumlar... Romanın kahramanları, olaylar karşısında saf tutmaya ya da tutmamaya çalışan "akademikler"dir. Bir üniversitede gelişen olaylar, bir matematik profesörünün, Server Gözbudak'ın "hatırat"ından nakledilir. Oğuz Atay Eylembilim'de, Cevat Çapan'ın "Oğuz Atay'a Mektup"ta belirttiği gibi, kara mizah gösterilerinden birinin daha doruklarına ulaştırıyor bizleri...

Kitabı okuyanlar 1.640 okur

  • Ramazan Kudin
  • Mustafa özarık
  • Ayşenur YAVUZ
  • Ahmet Sarpel Tümen
  • Mehmet Atar
  • Ahmet Tok
  • Uzlet Nişin
  • Hande Türkmen
  • Ugur kolay
  • Alphan Tokmakoğlu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.1
14-17 Yaş
%6.5
18-24 Yaş
%27.6
25-34 Yaş
%38.8
35-44 Yaş
%16.4
45-54 Yaş
%3.3
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.3
Erkek
%51.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%41.9 (205)
9
%18 (88)
8
%19.8 (97)
7
%12.5 (61)
6
%3.1 (15)
5
%2.5 (12)
4
%1.4 (7)
3
%0.4 (2)
2
%0.2 (1)
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları