Eylembilim (Bütün Eserleri 7)

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.597
Gösterim
Adı:
Eylembilim
Alt başlık:
Bütün Eserleri 7
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
114
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754706994
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Geçtiğimiz yıl 20. ölüm yıldönümünü idrak ettiğimiz Oğuz Atay'ın bitiremeden aramızdan ayrıldığı son eseri nihayet "tamamlandı". Uzun "edebî polisiye" uğraşlara rağmen ilk bölümü bulunamayan Eylembilim'i yıllar önce, Oğuz Atay okurlarının istekleri karşısında Günlük'e ekleyerek yayımlamak "zorunda" kalmıştık. İyi de yapmışız... Belki de bu sayede, edebiyatımızın yeri doldurulamaz usta kaleminin bu "son başyapıt"ını, ailesinin de değerli katkılarıyla gün ışığına çıkarabildik. Şimdi, Cevat Çapan'ın "Oğuz Atay'a Mektup"uyla ve Günlük'ten ayrı bir kitap olarak sunuyoruz. Eylembilim, başlığı gibi, Oğuz Atay'a özgü ironinin bütün inceliklerini taşıyor.

Ülke 12 Mart arefesindedir. Öğrenci çatışmaları, üniversite işgalleri, forumlar... Romanın kahramanları, olaylar karşısında saf tutmaya ya da tutmamaya çalışan "akademikler"dir. Bir üniversitede gelişen olaylar, bir matematik profesörünün, Server Gözbudak'ın "hatırat"ından nakledilir. Oğuz Atay Eylembilim'de, Cevat Çapan'ın "Oğuz Atay'a Mektup"ta belirttiği gibi, kara mizah gösterilerinden birinin daha doruklarına ulaştırıyor bizleri...
(Tanıtım Bülteninden)
Ahmet Erhan, “Yarasanın 21 Şiiri”nde “Mesela alfabenin 14. harfinde ölmek / Yarım kalmış bir ansiklopedinin sayfalarında kalmak / Adamım, / Kendini kıran bir dal kadar yalnızım” diyerek yarım kalmak üzerine düşündürür bizi. Üstat Yahya Kemal de “Bir tel kopar ve ahenk ebediyyen kesilir” dizesiyle insanın bitmek bilmeyen trajedisine dikkat çeker. Öyle ya ölüm varsa sanatkârın sonsuza kadar sanat eseri üretmesinden söz edilebilir mi? Ölüm zorunlu bir yarım bırakıştır son kertede.

Bir de yaşarken, nefes alırken, hala vaktimiz varken ve hayal kurabiliyorken vazgeçtiklerimiz, yarım bıraktıklarımız var ki böylesi çok daha trajiktir kanımca. Nikos Kazancakis’in “Zorba” romanında, o sıradışı ve gözüpek kahramanı Aleksi Zorba’ya söylettiği şu cümleler böylesi bir yarım kalmayı zihnimize kazır:
"Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avare et ve korkma! (s.261)
Oğuz Atay da “Eylembilim” romanını “telin kopması ve ahengin ebediyyen kesilmesiyle” yarım bırakmıştır. Ancak onun da yaşarken yarım kalmışlıkları yok mudur hayatında? Vardır elbette, olmasa “Eylembilim” romanının kahramanına şu cümleleri kurdurtmazdı herhalde: "Yarım kalmış, gerçekleştirilememiş hayallerimin hüznünü yaşıyordum."(s. 61)

“Eylembilim”, Oğuz Atay’ın ölümünden sonra yayımlanmış yarım kalmış romanıdır. Atay bu romandan ilk kez Günlüğünde 1976 yılının mart ayında söz eder. Bundan sonra eylül ayına kadar Eylembilim’in bahsi geçmez. Eylembilim, 1987 yılında Oğuz Atay’ın Günlüğüne ek olarak yayımlanır. Ancak daha sonra kızı Özge Atay’a, üstünde gönderenin isminin olmadığı, posta ile gönderilen bir paketin içinden Eylembilim’in 74 sayfalık kayıp bölümü çıkar ve roman 1998 yılında “Eylembilim” adıyla ayrı bir kitap olarak basılır. (Ben Buradayım, s.526) Böyle gizemli bir yayımlanma hikayesine sahip bir romandır Eylembilim.

Eylembilim romanında tıpkı "Tutunamayanlar" romanında olduğu gibi çerçeve hikaye tekniğini kullanır Atay. Romanın kahramanı Prof. Server Gözbudak’ın ölümünden sonra(roman yarım kaldığı için biz bu ölümü göremeyiz) Server’in bir hanım arkadaşı onun hatıratını avukatı Dilaver Kavas’a teslim eder ve Dilaver Kavas da önemli gördüğü bu notları yayımlamaya karar verir. Romanın girişinde Avukat Dilaver Kavas’ın bu hatıraların yayımlanma sürecine dair yaptığı açıklamalar yer alır. Server Gözbudak’ın kurmaca hatıratı ise kitabın 17. Sayfasında şu cümlelerle açılır: “Bir insan -özelllikle benim gibi bir insan- ne zaman yazmaya başlar? Daha doğrusu, ne zaman onun için, yaşadıkları, hissettikleri, düşündükleri artık ifade etmekten kaçınamayacağı bir yoğunluğa ulaşır?"
(Yazının bundan sonrası kitabın içeriğine dair bilgi içermektedir!)

Server Gözbudak bir üniversitede profesördür. Görünüşte; evli ve iki çocuk babası, kendi halinde bir adamdır ancak bu sıradan adam Oğuz Atay’ın derin psikolojik tahlilleri ve  yaşadığı ikilemlerin tesiriyle dikkat çekici bir kahramana dönüşür. Roman, yoğun biyografik detaylar içermektedir.
Oğuz Atay, 1960 yılında girdiği İDMMA(İstanbul Devlet Mühendislik Mimarlık  Akademisi)’da, beyin tümörü teşhisiyle Londra’ya tedaviye gideceği 1976 yılının aralık ayına kadar öğretim üyesi olarak çalışmıştır. 1968-1977 yılları arasındaki dönem aynı zamanda Türkiye’nin, bilhassa üniversitelerin en karışık, en kanlı olaylarının yaşandığı zorlu bir dönemdir. (Ben Buradayım, s.502-503)Atay da bu süreçte, detayları bu yazının sınırlarını aşacak pek çok olaya şahitlik etmiş, tercihleri olan, dik duruşlu bir aydın olarak da epeyce yıpranmıştır. İşte “Eylembilim” onun tüm bu şahitliklerinin dökümü olan, ancak hastalığı ve ölümü ile tamamlanamayan bir romandır.

Romanın ismi eylembilimdir. Zira o dönemde üniversitelerde eylem, bilimin önüne geçmiştir. Romanın kahramanı Server Gözbudak bu durumu şu cümlelerle özetler:
“Kurulun profesör olduğumu bana bildirdiği gün yaptığım gibi karımın boynuna sarılıp, karıcığım ben 'eylembilimci' oldum, hem de intikam kılıcı nişanı aldım diyemezdim ya. Çok tuhaf olurdu."(s.55) Server Gözbudak da pek tabii ki bu eylemlerden nasibini alır ve hiç istemediği halde anlık bir kararla yaptığı bir konuşma sonrasında kendisini öğrenci çatışmalarının orta yerinde ve birtakım profesörlerin hedefi haline gelmiş halde bulur.  Roman, Server Gözbudak’ın bu çatışma sonrasında yaşadıklarını anlatır. Romanda Oğuz Atay’ın diğer romanlarında olduğu gibi tersine bir isim sembolizasyonu vardır. Server Gözbudak -soyadının aksine- gözünü budaktan sakınmayan cesur bir adam değildir. Korkuları, yoğun iç çatışmaları olan, çekingen bir adamdır, hayatında yaptığı tek eylem olan konuşma da absürd bir şekilde sonuçlanır.

“Eylembilim” romanı, Oğuz Atay’ın “Tutunamayanlar” ve “Tehlikeli Oyunlar” romanları kadar yoğun modern ya da postmodern ögeler içeren bir eser değildir. Daha geleneksel bir yapısı vardır, olaylar kronolojik bir düzlemde ilerler. Ancak yine de postmodern romanın önemli anlatım tekniklerinden olan üstkurmacaya (kısaca yazarın romanın yazım sürecini okurla paylaşması) eserin pek çok yerinde rastlanır:

"Bilinçaltı gözlemcilik diye bir şey mi var yani? Neyse amacım olanları, gerçeğe uygun bir biçimde anlatmaktır. Zaten, duyduğuma göre, modern yazarlar öyle yapıyorlarmış, onları okurken okuyucuya çok iş düşüyormuş. Ancak benim bu kadar ince düşünceler içinde olmadığımın ve amacımın, doğru ve tarafsız bir anlatıcı olmaya çalıştığımın bilinmesini isterim."(s.56)

"Böyle olmayacak. Kendime uygun bir anlatım yolu bulmalıyım. Acaba biraz roman mı okusam?"(s.58)

Yine postmodern romanın olmazsa olmazlarından biri olan metinlerarasılık da romanda teknik olarak kullanılır. Nazım Hikmet’in meşhur şiirinin bir bölümü metinlerarasılık yöntemiyle romanın dokusu içindeki yerini alır:

"Güzel günler göreceğiz

Çocuklar,

Güzel günler göreceğiz,

Motorumuzu hür maviliklere süreceğiz

Çocuklar,

Hür maviliklere süreceğiz."(s.102)

Yine Fuzuli’nin Gazel’inde geçen “Dert çok, hem dert yok; düşman kavi, talih zebun”(s.102) dizesi de metinlerlarasılık yöntemiyle romana dahil edilen bir başka metin kesitidir.

“Eylembilim” romanının asıl çıkış noktası, Oğuz Atay’ın hemen bütün eserlerinde kafa yorduğu aydın sorunsalıdır. Atay, bu romanında oklarını üniversitedeki akademisyenlere yöneltir. Romanın kahramanı Server Gözbudak’ın çevresindeki profesör ve asistanlar onun ironi yüklü tespitlerinden nasiplerini fazlasıyla alırlar. Sözlerine “Ben Paris’te” diye başlayan fakat Paris’e dair anlattıkları şehrin temizliğinden öteye geçmeyen Refik Bey, “hiç kitabı olmayan, kitabın icadından önce profesör olmuş” cahil bir akademisyendir. Atay, “Gerçi müzeler de temizdi, ama Refik Bey gidememişti.” şeklinde şahane bir tespitle Refik Bey’i -o kendine has karakteristik üslubuyla- gözümüzde resmeder adeta. Refik Bey’in asistanı da sürekli hocasının peşinde gezen, yalaka, silik asistan tipinin temsilcisi konumundadır. Oğuz Atay, gelecekte cahil hocalarının silik bir kopyası olacak bu asistan tipini şu cümleleriyle tiye alırken bizi de derin derin düşündürür:

“Masanın öteki ucunda asistan kımıldamadan oturuyordu. Bazen büyüyor bazen küçülüyordu. (…) Kendi boyutlarında kalamaz mıydı? Asistana baktım: Kalamazdı. Bu, daha nice asistanları parçalayıp istediği boyutlara getirmiş bir dişli çarktı. Ben de kimbilir kime benzemiştim? HEPİMİZİ BENZETMİŞLERDİ.”(s.23)

 “Eylembilim”, Oğuz Atay’ın diğer romanlarından farklı olarak devrin siyasal ve toplumsal olaylarına bir üniversite profesörünün gözünden bakan, toplumsal içerikli bir roman görüntüsü verse de bu kısacık ve yarım kalmış eser, aynı zaman da birey olarak Server Gözbudak’a dair de önemli Atay tespitleri içeriyor. Eğer bir Oğuz Atay tutkunuysanız mutlaka okumalısınız. Zira Eylembilim “Geleceği Elinden Alınan Adam” ın son çırpınışları, onun ağır bir hastalıkla pençeleşmesine rağmen “Ben Buradayım” deme şekli… Biz de neden bu son çağrıya kulak vermeyelim ki…

Not: “Geleceği Elinden Alınan Adam”, Oğuz Atay’ın Günlüğünde bahsi geçen, hayatının son aylarında yazmayı planladığı hikâyesinin ismidir.

Blogumdan okumak isterseniz:
https://hercaiokumalar.wordpress.com/...inislari-eylembilim/
Tarifsiz hislerle sonuna geldim Oğuz Atay serüvenimin. Oğuz Atay külliyatını bitirmiş olmanın verdiği mutluluk ve burukluğu bir arada yaşıyorum. Bir yazar düşünün ki her eserinden bir kahramanı ile bağ kurduğunuz, kendinizden bir şeyler bulabildiğiniz. 7 eserinde okuduğum tutunamayan karakterlerden anladım ki Oğuz Atay insan psikolojisini çok iyi analiz etmiştir. Ya da her eserinde kendinden yola çıkmıştır...

Eylembilim'de tutunamayan, anlaşılamayan karakterimiz SERVER GÖZBUDAK. Matematik profesörü olan Server Gözbudak'ın vefatından sonra avukatı Dilâver Kalas, Server'in kendince yazmaya çalıştığı hatıratını düzenler ve okuyucuya sunar.

Bu hatıratta ilk dikkatimi çeken Server'in iç hesaplaşması oldu. Eşi Süheyla Hanım tarafından bile anlaşılamamış, hislerini kendi içinde yaşamak zorunda kalan karakterimiz yazarak anlatmaya çalışmış kendini. Kendisinden bazen ben, bazen de üçüncü tekil şahıs olarak bahsetmiş. Yazmasının en büyük sebeplerinden biri de içine sürüklenmiş olduğu bir olaydır. Olay ülkede öğrenci çatışmaları olduğu dönemde geçiyor. Server Gözbudak'ın görev yaptığı üniversitede öğrenciler, çatışmalar sırasında öldürülen arkadaşlarını üniversitenin bahçesine defnetmek isterler. Bunun üzerine akademisyenler ve profesörler ortak toplantı kararı alırlar. Bu toplantıdan çıkacak kararı ve gelişecek olayları büyük bir heyecanla okudum. Öğrencilik yıllarında eylemci olan Server Gözbudak, toplantıda büyük bir rol oynamaktadır.

Seni de çok sevdim SERVER GÖZBUDAK...

Çok severek, sindire sindire okudum fakat tek üzüldüğüm nokta, Oğuz Atay'ın ömrünün eseri tamamlamaya yetmemiş olması. Çünkü eserin yazıldığı kadarıyla görüyorum ki çok güçlü bir hikayesi var. Ömrü yetmiş olsaydı, muhtemelen unutulmayacak bir son yazardı Oğuz Atay bu eserine.

Eserde yine Oğuz Atay'ın kara mizahtaki ustalığına bir kez daha şahit oldum. Bütün eserlerini bitirmiş olsam da Oğuz Atay bir kere okununca anlaşılacak bir yazar değil. Bu sebeple ömrüm yettiğince tekrar tekrar okumayı düşünüyorum Oğuz'cum Atay'ı. Hem kendimi de bu müthiş adamdan mahrum bırakmamış olacağım.

Yazarla tanışmak isteyenler için güzel bir başlangıç olabilir. Tavsiye ederim. Keyifli Okumalar...
Seninle 2015 yılında tanışmıştım.
Hep bir Tutunamayanlar ismini duyuyordum.
Kitabı ilk gördüğümde "bu kadar ne yazmış olabilir bir insan " dedim.
Neden bu kadar çok ünü var kitaplarının ve yazarın ?
Tutunamayanlar ile başladı.
Ve şimdi ise seninle Eylembilim' e kadar geldik.
Bu süreçte iyi bir yazar - okuyucu ilişkimizin olduğunu sanıyorum.
Yaptığın kara mizah o kadar güzel inceliklere dayalı ki !
Bir yönden yaşattığın duygu yoğunluğuyla yaşadığımı hissettirirken, bir yönden de yaptığın kara mizah ile öldürüyorsun, beni.
Aslında okurken beni gülümsettiğin oluyor. Mesela: Eylembilim ' de Server Gözbudak 'ın kendi kendine konuştuğu yerlerde yüzümde bir gülümseme oluştu.
Yaptığın ironiler baş döndürücü...

Sen bizlere bilmediğimiz şeyler söylemedin. Sen oluşmakta olan ya da hiç oluşamayacak olan benlik yığınlarını önümüze fırlattın.

Sen göremedin ama sana ben haber vereyim:Cevat Çapan güzel bir mektup yazmış Eylembilim için.
Senin önsözlere olan acımasız eleştirilerini bildiğinden önsöz olarak geçse de o mektup şeklinde yazmaya çalışmış. Özür de dilemiş bu yüzden.
Eylembilim' i kızının yardımıyla buldukları diğer notlarınla beraber tamamlayıp baskılamışlar.
Teşekkür ederim, kızına ve her kimler kitabın basılmasında yardımcı olduysa.

Seninle geçirdiğim vakitler yeterince az iken bir 110 sayfa daha azalacaktı, yoksa...

" Yaşamak da bir eylemdi. "
Diyorsun bu kitapta.
O -da ekinde neler saklı.
Anlıyorum. Gerçekten anlıyorum.
Anlamak acı verse de...
Seviliyorsun...

Yakında görüşmek üzere.
İncelememe bir Edebiyatçı itirafıyla başlamam gerekirse Eylembilim, Oğuz Atay'ın okuduğum ilk kitabı olma özelliğini taşıyor. Oğuz Atay okumaya, tamamlayamadığı bir kitabıyla başlamak beni başta düşündürmüştü fakat şimdi iyi ki diyorum.


Oğuz Atay'ın yarattığı karakterlere hakim değilim fakat bu eserinde var ettiği Server Gözbudak'ın iç monologları varoluşsal bir savaşı gözler önüne sermektedir. Karakterin büyük bir iç dünyası var, kendi doğrusuyla fikirleriyle yalnızlığa düşen bir karakter. Her şeyden kaçıp uzaklaşmak isteyen, derdini anlatmak istese de diğerlerinin anlamayacağını bildiği için anlatmaktan çekinen bir karakter. Server Gözbudak, kendimi de genellemeye alarak söylüyorum birçok kesimin sözcüsü niteliğinde. Bazen bizler de bu koca alemde yalnızlığa düşüyoruz. Belki okul çevremizde, iş dünyamızda ya da aile içerisinde... Bu yüzden bu romanı Server Gözbudak'ı anlamaya çalışarak okudum ve kendimin de bazı eylemlere farklı tepkiler verdiğimi, farklı anlamlar yüklediğimi gördüm. Romanda karakter "Karım gibi, çocuklarım gibi gerçek şeylere dokunmalıyım." diyor. Roman sonunda ben de kendi gerçeklerime dokunmak istediğime karar verdim.


Oğuz Atay'ın okuduğum ilk eseri olan Eylembilim'i, yarım kalan bu eseri bitirdiğimde kendimi boşlukta hissettim ve keşke Server Gözbudak'ın iç dünyasını daha çok görebilseydim dedim. Fakat ne kadar yarım kalmış olursa olsun her okuyucunun kendi iç dünyasında tamamlayabileceği bir eser olduğunu düşünüyorum. Ve son olarak, söylediklerimizden de söyleyeceklerimizden de korkmamalıyız aksine arkasında durmalıyız diye düşünüyorum. Eğer korkuyorsak ve cesarete ihtiyacımız varsa bu eseri tekrar tekrar okumalıyız. Anlamaya ve hissetmeye çalışarak okumalı... Herkese keyifli okumalar.
Önce kitabın adıyla ilgili bir kaç şey söylemem lazım. Ben "Eylembilim" denilince mühendislikle alakalı teknik bir kavram olduğunu sanmıştım meğer alakası yokmuş. Kurmaca ustasının yeni bir oyunuymuş. (Ha.ha) Bir dönem hikayesi aslında, biraz daha gerilimli ve trajikomik bir üslubu var. Üniversite kaynaklı (70 ve 80'lerin siyasi olaylarını) tüm toplumsal dokuyu bu küçük hikayeden okuyabilirsiniz. Ne diyeyim, Atay gerçekten de "kurmacanın tanrısı" Bu yarım kalmış siyasi roman bence kısa metrajlı da olsa bir dönemin bir çok toplumsal gerçeğini gözler önüne seriyor.
Canım Oğuzcum Atay’ın okuduğum en son kitabı. 70’li yılların siyasi ve sosyal atmosferine Profesor Server Özbudak karakteriyle mizah, akıl ve elestiri dolu bir bakış. Ölümü nedeniyle yarım kalmış bir kitap ki yarım hali bile muazzam. Son oluşu içimi bir miktar sızlatsa da iyi ki geçtin bu dünyadan Oğuzcum Atay.
Oğuz Atay'ın okuduğum ikinci eseri farklı bir burukluk var içimde. İlk okuduğum kitabı biyografi türünde çığır açmış olan Bir bilim adamının romanı. Ordaki üzüntüm kitabın sonunda baş karakter olan Mustafa İnan'ın ölümüne şimdi ise kitabın sayfasında son cümlesini tamamlamayan Atay'a . Kitabın içeriğinden çok ölümüne duyduğum üzüntüyü belirtmek istedim. Cümlesinin dahi sonunu getirememesine. Oldum olası yarım bırakılmış her şey hüzün verir bana. Her ölüm erken ölümdür. Bu kitabı okuduktan sonra söz aslında tam da bu noktada kanıtlar nitelikte. Tolstoy, Kafka, Zweig, Nietzsche gibi hatırı sayılır yazarlarla aynı kaderi paylaşmis ve öldükten sonra değeri anlaşılmıştır Atay'ın kitaplarının ikinci baskını göremeden genç yaşta kansere yenik düşmesi, yaşayanlardan esirgenen değerin pek kolayca ölülere verilmesi apayrı bir ironi değil mi sizce de?
Spoiler içerir!
Bir yarım bırakılış ancak bu kadar anlamlı olabilirdi.
Oğuz Atay'ın tamamlamaya ömrü yetmediği son eseri,
Eylembilim
Başta tereddütle başlamıştım kitaba.Belki de Oğuz Atay'ı yeni okumaya fırsat bulduğum ve akabinde son eseri bu yarım  romana rastlayışım bir işaretti .
İç monolog tekniği ole yazılan  eserler bana anlaşılması zor gelirdi hep ama bu kitap benim bu ön yargımı kırdı.
Kitabın kahramanı olan Server Gözbudak'ın avukatı giriş yapıyor romana. Avukat,kendisine Servet Bey'in vefatından önce kaleme aldığı notları teslim edilmesiyle bu notları düzenlemeye başlıyor ve sözü Server Gözbudak'a  bırakıyor. Kitabın bundan sonraki bölümlerini Server Bey 'in notları oluşturuyor.
Oğuz Atay'ın başka eserlerinde görüşmek üzere,
Keyifli okumalar...
İnsan kendini ne kadar tanır? Ne ister ne kadar dolu ya da istediği yönde anlamlı bir hayat yaşar? Server Gözbudak bir baba ve eş olmaktan çok hatta bir hoca olmaktan da çok aslında içerisinde saklı kalmış, sesini bastırdığı, yıllarca beklemiş olan yönü ile yüzleşmeye başlar. Ne yazık ki Oğuz Atay'ı bu kitabı yazarken kaybederiz ve Server Gözbudak'ın kendiyle hesaplaşmasını ve bunun neye mal olacağını ancak kendimizce bir yerlere vardırabiliriz. Sizce nasıl devam etti?
Son eser olarak tanınmanın yanında bir de yarım kalan bir eser olarakta tanınan Oğuz Atay romanı.

Bilimden eyleme geçiş...
Yine aynı zevk yine aynı ironi. Yine bir öfke yine bir nefret. Yine bir vurdumduymazlık yine cesaret. Yine bir eleştiri yine bir kara mizah. Bu saydıklarım eşittir Oğuz Atay. Atayı atay yapan özellikleri ve üslubu.
Oğuz Atay = Selim ışık, Hikmet benol, Server Gözbudak, Coşkun Ermiş... karakterlerin özelliklerini saymayacam okuyanlar zaten kendileride bir Hikmet olarak yaşayacaktır yada öyle olması gerekeceğini düşünecektir yahut bir Server yada bir selim olarak...

Romanın son kısmında yer alan Atayın hayali adlı bölüm roman kadar önem taşıyan sayfalardı. Yaşadığı çevreden, şehirlerden, insalardan o kadar nefrer etmişti ki ordada arkadaşına belirttiği gibi " kızımıda yanıma alıp en ücra bir köye çekilmek istiyorum, kızımı kendim eğitmek ve öteberi almak için bir eşek satın almak istiyorum " demiş.
Oğuz Atay'ın ölmeden önce bitirmek istediği fakat tamamlanamayan bir kitaptı. Başlarda sadece 40 sayfa olan ve Günlükler kitabında yer alan yazı sonrasında Oğuz Atay'ın kızına gelen isimsiz bir paket ile tamamlanmış ve kitap haline getirilmiş.
Kitabın adının neden eylembilim olduğu giriş kısmında ve bence en güzel açıklama ile kitapta yer alıyor. Oğuz Atay bir bölümde diyor ki "en ön sırada oturan bilim eylem tarafından kuşatılmıştı."

Eylembilim için günlük kitabında şöyle yazılmış diye okudum:
"Eylembilim diye başlayıp yarım kalan hikayeyi kısa bir roman haline getirmek istiyorum.Bir hocanın öyküsü iki değişik hayat yaşayan bir yarı aydının macerası. İki dünyasında da uykuda gezer gibi yaşıyor iradesi ile kendine gelebilmek için silkinmeye çalışıyor, davranışları eylem olarak nitelendiriyor.Hayatı bir savaş olarak görmek zorunda kalıyor.Saldırılar ve ihanetlerle dolu bir savaş.Ordular, tarihi savaşlar."

Matematik profesörü Server Gözbudak'ın anıları üzerinden ilerliyor kitap ve öğrenci olaylarının olduğu bir dönemde öğretmenliği,öğretmeyi ve bilim insanı olmayı anlatıyor.
Profesörün kendi kendine yaptığı konuşmalar, kişiler üzerinden yaptığı toplumsal analizleri ve akademik eleştirisi ile ilerliyoruz, kitapta bahsi geçen konunun - öğrencilerin ölen arkadaşlarını üniversitenin bahçesine gömmek istemesi- bir dönem gerçek hayatta da yaşandığını okudum ODTÜ'nün bahçesine gömmek istemişler.
Elinizde çok sade ve belli bir konu var ama Oğuz Atay'ın anlatım biçimi ve üslubuyla öylesine farklı ki okudukça kendimde çok şey biriktiriyorum.
Kitabın sonunda "Oğuz'un Hayali" başlıklı bir bölüm var Altay Gündüz'ün kaleminden..
Okumanızı mutlaka öneririm.
Karaterin, kendi içinde ikilemler yaşaması ve içinde başka bir insan varmış gibi davranması, hikayeyi benimsememde çok etkili oldu. Okuyan herkezin kendinden birşey bulacağı bir roman.
Ayrıca kitabın oğuz atayın vefatından sonra çıkmış olması kitabın manevi değerini bi hayli yükseltmiştir.
"İnsanın geçmişinden kaçabilmesi için, kendinden kaçabilmesi gerekiyor. Bunu da bilinçsizce gerçekleştirirse sürdürebilir."
"Neden üniversite okuyorum?" diye sormuştu.Hemen,"Kapitalist topluma,yetenekli olduğumuzu göstermek için," diye karşılık verdim.
İlk gençliğimde kendimi çekici bir erkek sanırdım, ama bu sanımı benimle paylaşacak bir kadın çıkmadığı için, bir süre ortalıkta mahzun ve kalbi kırılmış olarak dolaşmayı denedim.
Oğuz Atay
Sayfa 16 - İletişim

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Eylembilim
Alt başlık:
Bütün Eserleri 7
Baskı tarihi:
2010
Sayfa sayısı:
114
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754706994
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
Geçtiğimiz yıl 20. ölüm yıldönümünü idrak ettiğimiz Oğuz Atay'ın bitiremeden aramızdan ayrıldığı son eseri nihayet "tamamlandı". Uzun "edebî polisiye" uğraşlara rağmen ilk bölümü bulunamayan Eylembilim'i yıllar önce, Oğuz Atay okurlarının istekleri karşısında Günlük'e ekleyerek yayımlamak "zorunda" kalmıştık. İyi de yapmışız... Belki de bu sayede, edebiyatımızın yeri doldurulamaz usta kaleminin bu "son başyapıt"ını, ailesinin de değerli katkılarıyla gün ışığına çıkarabildik. Şimdi, Cevat Çapan'ın "Oğuz Atay'a Mektup"uyla ve Günlük'ten ayrı bir kitap olarak sunuyoruz. Eylembilim, başlığı gibi, Oğuz Atay'a özgü ironinin bütün inceliklerini taşıyor.

Ülke 12 Mart arefesindedir. Öğrenci çatışmaları, üniversite işgalleri, forumlar... Romanın kahramanları, olaylar karşısında saf tutmaya ya da tutmamaya çalışan "akademikler"dir. Bir üniversitede gelişen olaylar, bir matematik profesörünün, Server Gözbudak'ın "hatırat"ından nakledilir. Oğuz Atay Eylembilim'de, Cevat Çapan'ın "Oğuz Atay'a Mektup"ta belirttiği gibi, kara mizah gösterilerinden birinin daha doruklarına ulaştırıyor bizleri...
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 620 okur

  • Gürkan Ermiş
  • elif mutlu
  • Barış Büğrü
  • TANJU KAYAOĞLU
  • ibrahim demiral
  • İbrahim Demiroz
  • IIsa mnkzn
  • ruzi
  • merve
  • Ömer faruk

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.1
14-17 Yaş
%6.5
18-24 Yaş
%27.6
25-34 Yaş
%38.8
35-44 Yaş
%16.4
45-54 Yaş
%3.3
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.3
Erkek
%51.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%39.5 (87)
9
%20.9 (46)
8
%17.3 (38)
7
%14.1 (31)
6
%4.5 (10)
5
%1.4 (3)
4
%1.4 (3)
3
%0.5 (1)
2
%0.5 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları