Günlük (Bütün Eserleri 6)

·
Okunma
·
Beğeni
·
17932
Gösterim
Adı:
Günlük
Alt başlık:
Bütün Eserleri 6
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
306
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700350
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Oğuz Atay'ın edebiyatla ilgili herkes için sürekli merak konusu olmuş günlüğünün bütünü. "Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana bunu da yaptınız" sözleriyle başlayan Günlük boyunca okur, yazarın son yıllarındaki yalnızlığını paylaşmakla kalmıyor, Oyunlarla Yaşayanlar'ın oluşum sürecini adım adım izliyor, bir edebiyat laboratuvarındaymış gibi.
306 syf.
·6 günde·Beğendi
CANIM İNSANLAR! SONUNDA, BANA, BUNU DA YAPTINIZ.

Günlük, bir kişinin yaşadıklarını, duygu ve düşüncelerini, özel yaşamına dair bilgilerini tarih belirterek günü gününe anlatan edebi bir türdür. Oğuz Atay'ın Günlükler'i ise, bir edebi tür olan günlükten oldukça farklı. Kitaba başlamadan önce yazarın iç dünyası ve özel hayatıyla ilgili bilgileri okuyacağımı düşünüyordum. Bu anlamda bir hayal kırıklığına uğradım. Kitabı bu beklentiler içinde okuyacak olanlarda hayal kırıklığına uğrayabilir. Çünkü Atay, günlüğüne kendi yaşadıklarını değil de, yazacağı kitaplarla ilgili notlar tutmuş. Bir şekilde yazacağı romanların taslağını çıkarmış diyebiliriz. Her ne kadar Günlük bu anlamda beklentilerimi karşılamasa da yine benim için doyurucu oldu diyebilirim. Daha önce Atay'ın 5 kitabını okuduğum için, okuduğum kitapların taslak hallerini görmek, karakterlerin gelişim aşamalarını Atay ile birlikte takip etmek farklı bir okuma deneyimiydi.

Günlük, 1970-1977 yılları arasında yazılmış. Ama günü gününe yazıldığı söylenemez. Öyle ki Atay, 27 Kasım 1971'de bir günü yazdıktan sonra dört ay ara verip Mart 1972'de yazmaya devam etmiş. Ayrıca Günlük yazmaya başladığı dönemde Tutunamayanlar kitabı bitmiş ve hatta 1970 TRT Roman Ödülü'nü kazanmış. Ancak yazarın kendisiyle özdeşleşen büyük eseri Tutunamayanlar kitabı 2 cilt halinde 1971 ve 1972 yılında yayımlanmış.

Günlük, Tutunamayanlar'ın Selim'ine selam göndererek başlıyor.
"Selim gibi günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi."
Sayfa 6.
Günlük'te bunun dışında  Tutunamayanlar ile ilgili pek bir şey yok. Ardından sırasıyla Tehlikeli Oyunlar, Oyunlarla Yaşayanlar, Korkuyu Beklerken, Bir Bilim Adamının Romanı ve yarım kalan kitabı Eylembilim ile ilgili notlarla devam ediyor. Ama Tehlikeli Oyunlar ve Oyunlarla Yaşayanlar ile ilgili notlar ağırlıkta. Özellikle Tehlikeli Oyunlar'ın yazılma süreciyle ilgili birçok ipucu da bulunmakta.
Sayfa 64'te, Tehlikeli Oyunlar'ın kahramanı Hikmet'in yazarın kafasında yeni yeni şekillendiğini görüyoruz.
"Kitabın adı 'Tehlikeli Oyunlar' İlk plan: Hikmet, gecekondu evine bir kamyonla gelir. Kendi kendine uzun uzun konuşmalar. Üst katındaki Hüsamettin beyle tanışır." Sayfa 64.
Burada Hüsamettin Bey'i kafasında kurgulamış ama o an için Hüsamettin Bey albay değil. İlerleyen sayfalarda o meşhur Albayım'ı yaratıyor.

Ayrıca yazarın yazmayı düşündüğü ama ömrü yetmediği için yazamadığı "Türkiye'nin Ruhu" kitabı ile ilgili bilgiler de var. Kitapları dışında, Türk ve Dünya edebiyatıyla ile ilgili görüşlerini de okuyoruz. Kitabın sonlarında Oğuz Atay'la ilgili foğrafların yer alması da sevenleri için güzel bir sürpriz olmuş.

Kitap 300 sayfa olarak gözüküyor ama aslında 150 sayfa. Bir sayfada Atay'ın kendi el yazısı var, diğer sayfada ise matbaa yazısı. Günlükler'i Atay'ın orijinal el yazısıyla okumak da ayrı bir keyifti.

Günlük, Oğuz Atay'ın en son okunması gereken kitabı.Yani bütün eserlerini okumadan Günlük okunursa tam olarak anlaşılamaz diye düşünüyorum. Bana göre Atay okuma sırası aşağıdaki şekilde olursa daha faydalı olur.

1.Korkuyu Beklerken
2.Tehlikeli Oyunlar
3.Oyunlarla Yaşayanlar
4.Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan
5.Eylembilim
6.Tutunamayanlar
7.Günlük

Herkese keyifli okumalar.


 
306 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Düşünsenize, çok sevdiğiniz birinin günlüğünü okuyorsunuz; iç dünyası ile tanışıyorsunuz, öz düşüncelerini, izlediği filmleri, dinlediği müzikleri, okuduğu kitapları kendisinden öğreniyorsunuz..
Düşündünüz mü.?
Çıldırtıcı bir sevinç değil mi.?
306 syf.
·4 günde·Puan vermedi
1k etkinlikleri iyi ki var! Farklı türleri keşfet etkinliği kapsamında, yine uzun zamandır aklımda olan bir kitabı okumuş bulunmaktayım. Etkinlik için Necip Gerboğa’ya
ayrıca teşekkürler.

Oğuz Atay’ı tam olarak anlamayı, özümsemeyi çok isterdim. Nitekim bunun içinde epey gayret gösterdim. Ne derece başarılı olduğum meçhul olsada bu yolda sarf ettiğim çaba için bile mutluyum diyebilirim. Oğuz Atay’la ilk tanışmamış yaklaşık bir buçuk sene evvel Tutunamayanlar’la oldu. Çok iyi bir tanışma oldu diyemem maalesef çünkü kitabı yarıda bırakmıştım. Fakat pes etmedim, muhakkak anlayamadığım bir şeyler olmalı diye düşünerekten kısa bir aradan sonra Tehlikeli Oyunları okudum. Tehlikeli Oyunları, Oyunlarla Yaşayanlar izledi ve son olarak da Günlük. Her kitaptan sonra Oğuz Atay’a inen kanallarım biraz daha genişledi sanki.

Günlük 1970-1977 yılları arasında yazılmış.Daha ilk sayfasından “Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana, bunu da yaptınız” gibi bir cümleyle sarsıyor bizi.
Günlük dedimse, yazarın kendiyle ilgili bir şeyler öğrendiğim bir kitap gelmesin aklınıza. Günlüğün en önemli özelliği belki de kişinin hayatından izler taşımasıyken bu kitapta bu izlere pek rastlanmıyor. Daha çok kitaplarının oluşum aşamalarından, içeriklerinden bahseden bir taslak demek yanlış olmaz sanırım. Eserlerini nasıl bir titizlikle yazdığına tanık oluyoruz. Tehlikeli Oyunlar ve daha ziyade Oyunlarla Yaşayanlar’ın oluşum sürecine yer verilmiş uzun uzun. Tehlikeli Oyunları okurken takıldığım, anlayamadığım bir çok yer olmuştu Günlük sayesinde taşlar biraz daha yerine oturdu benim açımdan. Bu yüzden Günlük, Oğuz Atay’ın en son okunması gereken kitabıymış izlenimi de verdi bana.


Yazdıklarını kimsenin anlamadığına içerleniyor Atay. Belki önemsenecek şeyler yazmadım, diyor. Kitaplarının şuanki okunma durumunu görse duygulanır sanırım. Bugün yazdıklarını anlayan kitle genişledi mi bilmem ama anlamak için çabalayan bir topluluğun olduğu esas.

Kitabın en sevdiğim kısmı arkasında yer alan Oğuz Atay’ın fotoğrafları, anıları ve mektuplarından oluşan “Albüm” bölümü oldu. Üniversite yıllığında yer alan bir bölümde keman sanatçısı Suna Kan’ı çok beğendiğini, üç gece art arda rüyasında Suna Kan’ın konserini dinlediğini duyunca pijamalı oluşundan utanıp ertesi gece takım elbiseyle yattığına dair söylentiler çıkmış. :) Bu olayın gerçek olup olmadığına dair çok söylentiler olsa bile böyle bir konuya dahil olmak için bile incelikli bir ruha sahip olmak gerek diye düşünüyorum. Bir başka ilgimi çeken şey ise kızı Özge ile olan mektuplaşmaları oldu. Sürekli kızının yazım yanlışlarını düzeltmeye çalışması aklıma annemle olan mesajlaşmalarımızı getirdi, tebessüm ettirdi. :) Albüm kısmının biraz daha uzun olmasını ve Oğuz Atay hakkında daha çok şey öğrenmiş olmayı dilerdim bu sebeple albümde yer alan yazıları dönüp dönüp okudum, tadı damağımda kaldı :)

Yazarın kendinden pek iz barındırmasa da eserlerini anlamak bakımından fayda sağlayacak bir kitap olduğunu düşünüyorum, o nedenle Oğuz Atay severlere tavsiye ederim. Herkese keyifli okumalar :)
306 syf.
·Puan vermedi
Romanları ve hikayeleri dışında Oğuz Atay'ın günlüğünü okumak onun edebiyata, hayata ve kitaplarına bakış açısını birinci ağızdan dinlemektir.
Günlük deyince insanlar daha mahrem şeyler bekliyor. Mesela hayalkırıklıkları, umutları, aşkları gibi. Ancak bunları daha çok daha genel eksende ele alınmış. Zannediyorum ki günlüğünün hepsi yayınlanmamış. Yine de ailevi durumlarını içsel bir konuşma halinde yansıtıyor. Mesela kızından bahsediyor. Ayrıca bir aydın olarak o dönemdeki siyasi ve toplumsal düzenden rahatsızlıklarından da yoğun olarak şikayet ediyor.
Oğuz Atay'ı daha yakından tanımak isteyenlerin okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitap.
306 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Ah Oğuz'cum Atay Ah! Nasıl özlemişim, neden bu kadar beklemişim, neden bu kadar ara vermişim kitaplarına? Neden ihmal ettim en sevdiğim yazarı? Yine her satırda etkileyen satırlarını okudum ya yok benden mutlusu!

"Selim (Tutunamayanlar kahramanı) gibi günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayır değil herhalde onun gibi."
Bu satırlar karşıladı beni ve karşımda insanlar tarafından anlaşılmamış, eserleri değer görmemiş bir Oğuz Atay... Bu satırlarla bir kez daha üzüldüm ve kızdım değerini bilmeyenlere!

1970 yılında başlıyor yazmaya Oğuz Atay. Tehlikeli Oyunlar'dan Hikmet ve Albayım Hüsamettin Bey ile karşılaştık, onları da özlemişim. E biraz hasret giderdim. Oyunlarla Yaşayanlar'dan Coşkun da vardı, (laf aramızda) onu da Hikmet ve Hüsamettin Bey kadar olmasa da özlemişim. Bu güzel eserlerin yazım aşamalarını okumak ayrı bir zevkti benim için. Unuttuğum ayrıntıları birer birer hatırlattı adeta...

Bu günlük ile Oğuz Atay'ın bilmediğim birçok yönünü ve düşüncelerini öğrenmiş oldum. Yer yer eleştirdi, yer yer isyan etti insanlar tarafından anlaşılmamaya. Siyasiler, sözde aydınlar ve Batı da eleştirilerden nasibini almış tabii. Türk romanının sorunlarından bahsettiği satırlar da okunmaya değerdi doğrusu. Bilim, fizik, tarih ve matematiğe dair okuduğu kitaplardan da bahsediyor yazar. Kemal Tahir'i anma programında yapacağı konuşmayı da günlüğüne not etmiş. Dostoyevski, Tolstoy, John Steinbeck gibi sevdiğim yazarları Oğuz Atay'ın da okuyor olmasından büyük mutluluk duydum.

Halit Ziya Uşaklıgil'in eserlerinden de bahsetmiş ve hatta çok severek okuduğum, Mai ve Siyah'ın Ahmet Cemil karakterinin de bir tutunamayan olduğunu düşünmüştür. Yazarın yakın arkadaşı Halit Ziya'nın eserleri ve karakterleri ile ilgili de bir röportajı var. İzlemek isteyenler için bağlantıyı ekliyorum buraya. https://youtu.be/I2X6UWLnFJs

Yazmış olduğu bütün kitaplardan bahsetmiş, ama yoğunluk olarak Tehlikeli Oyunlar ve Oyunlarla Yaşayanlar vardı. Kitabın sonlarına doğru yazarın okumadığım tek eseri olan Eylembilim'e dair detaylar vardı. Gecikmeden Eylembilim'i de okumak istiyorum. Kitabın sonunda Oğuz Atay ve anılarına dair güzel bir albüm vardı. Çok iyi düşünülmüş, çok sevindim albümü görünce.

"SADECE YAZI DENİLEN ÇAMURA BULAŞTIM , YENİ ÖFKELER EDİNDİM O KADAR ." demiş Oğuz'cum Atay. Ama iyi ki de bulaşmış yazı denilen çamura, bu kadar değerli bir adamı tanımaktan mahrum kalmamışız. İyi ki geçmişsin bu dünyadan canım Atay... Değerinin bilinmesi dileğiyle...

Yazarın kendi sesinden bir röportaj daha bırakmak isterim.
https://youtu.be/zyrchN1budU

İyi seyirler, keyifli okumalar...
306 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Oğuz Atay'ın tüm kitapları gibi günlüklerini de okumak heyecan verici. En heyecanlandıran kısmı da kitabın sağ taraflarında kendi yazısıyla günlüklerine yer verilmiş olmasıydı. Kitap Atay'ın aşık olduğu kadının (Sevin'in) olmamasından dolayı konuşacak kimsesinin kalmadığını ve mecbur günlük yazma gerekliliğini duyduğunu hissetmesiyle başlıyor ve Londra'daki tedavisiyle sona eriyor. Ben okumaktan haz aldım özellikle babasıyla (Cemil Atay) olan kısmında baya etkilendim. Kitabın sonunda fotoğraf albümü de var. Oğuz Atay'ı ve bilhassa kitaplarını anlamak isteyenler mutlaka okumalı. Kitaplarında neye değinmek istediğini, nasıl kişiilklere yer verdiğini bu kitabında anlatıyor. Diğer kitaplarını okudum yalnızca Eylembilim kaldı. Ve hemen şimdi onu da okuyarak Oğuz Atay külliyatını tamamlamış olacağım. Bu yolculukta size de bu kitabını mutlaka öneririm. Kitaplarını anlamayanlar özellikle okumalı, neden yazdığını öğrenmek için. Bu dünyadan bir Oğuz Atay geçti, tanımak ve tanıtmak için. İyi okumalar: )
306 syf.
·233 günde·Puan vermedi
Oğuz Atay'ın günlüğünü yarıda bırakmak vardı aslında.Okumamak,o sonla karşılaşmamak vardı.Ama onu anlamak için saatlerce kafa yoruyorsam,satırları yeniden yeniden sağa sola not ediyor, ezberleyene kadar tekrar ediyorsam o son hiç gelmemiş demektir öyle değil mi.Bir günlük hakkında inceleme yazmak ne kadar doğrudur,hakkında ne söylenebilir bilmiyorum ama Oğuz Atay'ın günlüğü de zaten bildiğimiz alıştığımız ölçüden biraz uzak.Ben kitabı Oğuz Atay'ı daha yakından tanımak, onu kendi ruh ikliminde keşfe çıkmak için okumaya başlamıştım ama geldiğim şu noktada görüyorum ki Oğuz Atay zaten kendisini yazdığı eserlerde anlatmış.Bunu, defterin neredeyse tamamında romanları ve hikayeleriyle meşgul oluşundan:kurgulamalarından,pasajlarından,yazacağı kitaplara hazırlık için okumalar yapmasından,analizlerinden anlıyorsunuz.Bu notlarda tüm vaktini,bilincini,benliğini tamamıyla yazmaya,üretmeye vermiş bir Oğuz Atay görüyorsunuz.Hatta bir yerde o dereceye geliyor ki memnun olmuyor kendisinden;"Düşüncem geç gelişti,biraz geç başladım;biraz da erken bırakmak durumunda kalıyorum." diye yakınıyor.Haksız da değil.43 yıllık yaşamında ilk romanı ölümünden 5 yıl önce yayınlanan bir yazar var karşımızda.Mücadelesi,üretkenliği bu yüzden çok kıymetli.
Fakat bana göre dikkati çekmesi gereken asıl önemli nokta Oğuz Atay'ın titizliği.Yaptığı tahlillerde bazen bir ruh doktoru,bazen sosyolog gibi davranmasından söz etmiyorum.Bir edebiyat öğretmeni olarak okurken müthiş zevk aldığım bir şey;kitabın içinde yazım ve imlâ hatalarına rastlamama rağmen Oğuz Atay'ın kendi el yazması orjinal metin üzerinde kontrol ettiğimde hiçbir sefer hata yapmamış olması.Bu titizlikten neden bu kadar zevk aldığımı hayatında müthiş hatalar yapmaktan korkarak,her anını her saniyesini kontrollü olarak geçiren insanlar anlayacaktır.Sarfettiği sözlere günlüğünde dahi olsa üst düzeyde dikkat eden bu adamı tanımanın daha iyi bir yolu var mıdır acaba?Bu salt disiplin tutkusundan öte,ne diyorum ne anlatıyorumun kaygısı,söylediklerimin manası nedirin kaygısı.Düşünmeden konuşmamanın,kendini her an gözlemlemenin kaygısı.Oğuz Atay'ı bu kadar mükemmel yapan da bu sanırım...
306 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Oğuz Atay'ın düşüncelerini doğrudan onun ağzından okumak gerçekten çok hoş. Genel olarak ''Tehlikeli Oyunlar" ve "Oyunlarla Yaşayanlar"ı kurguladığı, karakterleri hakkındaki düşüncelerini yazdığı bir günlük. Ancak bu oyunların kurgusunu yaparken toplumu, doğu-batı arasında sıkışmış insanı, bazen de kendisini eleştirmiş. Yetmişlerin Türkiyesini anlattığı satırlar, günümüzde de geçerliliğini korur nitelikte: “Bir başka nokta daha: öyle bir yarım yamalaklığımız var ki, bizim dramımız, bizim trajedimiz, akıl almaz bir biçimde gelişiyor. Ayrıca bir trajedinin içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Çok güzel yaşayıp gittiğimizi sanıyoruz. İktidardaki adamlar da, bu sanıyı bütün millet adına dile getiriyorlar. Birkaç aydın dışında bunu anlayan yok gibi. O aydınlar da, sosyal bir takım sözler ediyorlar. Psikolojik yönü boşlukta kalıyor bu meselenin. İnsanlarımız, bu kötü yaşantıyı dile getirmenin, ‘muhalefet yapmak’ olduğunu sanıyorlar. Yapanlar bile, ‘muhalefet yaptıklarını’ sanıyor bir bakıma. Aslında bir yanlış anlama olduğu halde, anlaşıp gidiyorlar. Bir ‘mış gibi yapmak’ tutturmuşlar; arabalar yürüyor ya, ekmek yapılıyor ya, iyi kötü suyumuz geliyor ya… Mesele yok.” (sayfa 26)
Günlüğün bir çok yerinde Tanzimat Dönemi'nden beri süregelen doğu-batı kavramları hakkında kendi düşüncelerini dile getirmiş Oğuz Atay. Daha fazla Eski Türk Edebiyatı okumak gerektiğini ve geleneği öğrenmenin önemini sık sık vurgulamış olması ilgimi çekti. Günlüğünde kendi eserinin planını çıkarırken de parantezler içinde meddah geleneğini vurgulamış. Zaten gelenekten beslenmeyen birinin bu denli önemli bir isim olması beklenemez. Ayrıca bir çok bölümde dönemin edebiyatını değerlendirmiş, haklı eleştirilerde bulunmuş.
"Türk romanının sorunu kişiliktir. İnsanımızın kişilik kazanma savaşının önemini henüz kavramamış olmasıdır. Kendisiyle hesaplaşma diye bir kavramın varlığından habersiz oluşundandır. Bunun için romanımız düzmecedir." (Sayfa 226)
306 syf.
Kitabı karşıma koydum, Oğuzcuğum bana bakıyor ben de ona. Bakışlarında bir anlam arıyorum, kitabı okudum okumasına ancak hissettiklerinin birazını hissedebildim mi? Düşünüyorum, yaşasaydı eğer kıymetini bilir miydik acaba, pek sanmıyorum.

Yüreği, insanlık tarihinin her döneminde hissedilmiş o derin arzuyla dolup taşmış, o da bizler gibi sadece anlaşılmak istemiş ama nafile. İnsan böyle zamanda karamsarlığa, umutsuzluğa düşmesin de ne yapsın?

Kimseyle konuşmak istemeyen yazarımız çözümü içine kapanmakta ve günlük tutmakta bulmuş, bizler de bu sebeple onun günlüklerinin bazı kısımlarını okuma şansını bulduk.

"Selim gibi, günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayırlı değil herhalde onun gibi." diyerek daha ilk sayfanın ilk satırlarında etkilemeye başlıyor okuyucularını.

Bir günlükte okuyucu doğal olarak yazarın özel hayatı ve yaşamı konusunda daha fazla bilgi edinmeyi bekliyor, bu şekilde beklentisini yüksek tutanların hayal kırıklığını anlayabiliyorum. Çünkü kitapta, Oğuz Atay'ın yazdığı kitapların ve tiyatro oyunu olan "Oyunlarla Yaşayanlar"ın oluşumu sırasında aldığı notlar çoğunlukla yer tutmakta.

Yine de, biraz uzun süreli ayrı kaldığımız için mi bilmiyorum, ben Oğuz Atay'ı okumayı özlemişim ve benim için hayal kırıklığı olmadı. Hatta eserlerini şöyle bir gözümde tekrar canlandırmama vesile oldu.

Sistem demeye bin şahit isteyen bu bozuk düzende acaba ben mi yanlış yapıyorum diye sorgulayan bir tek bizler değiliz sevgili okurlar. "Belki de anlaşılacak, önemsenecek bir şey yazmadım, yapmadım. Sadece yazı hayatı denilen çamura bulaştım, yeni öfkeler edindim o kadar." sözleriyle iç hesaplaşmalara konuk oluyoruz.

Tüm kitaplarında olduğu gibi, günlüklerinde de eleştirileri bizleri düşüncelere sürüklüyor. Bunun en büyük sebeplerinden birisi de o eleştirilerin hala geçerli olmasıdır. Ölmüş olan babasının arkasından yazdığı mektubun karalamalarını üzülerek okuyoruz. Saçma sapan insanlar hatırlanıp anılırken, babasının çabucak unutulup gitmesine de gönlü razı değil tabii "Sessiz faziletlerin heykeli dikilmiyor." diyerek haklılığını bir kez daha ortaya koyuyor.

Sizi bilmem ancak ben Türkiye'nin Ruhu kitabını okumayı çok isterdim. Günlüğünde bu kitap için de biraz notları var ancak ne yazık ki kitabı yazamadan genç yaşta aramızdan ayrılmış. Son bölümlerde hastanedeki anıları için farklı bir defterden devam ediyor,kısa bir bölüm, bu yüzden yukarıda günlükleri kelimesini kullandım.

Okumayı bitirince, birkaç saniye neden böyle bitti diye düşündüm safça, sonra da kızdım kendi kendime ölü bir insanın günlüğü daha farklı bir şekilde nasıl bitebilirdi? Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz, ancak hepimizin kaderi aynı. Bu da beni daha derin düşüncelere götürdü. Kitabın sonunda bir de resim albümü var, yazarın hayatından güzel, kısa bir film şeridi. Oğuz Atay okumayı sevenlerin bu kitabı da beğeneceğini düşünüyorum. Keyifli okumalar.
306 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Yani nasıl anlatılır bu kitap bilmiyorum. İnsanın kendini bulduğu çok az kitap vardır, bu kitap onlardan biri. Çok sevdim şiddetle tavsiye ediyorum.
306 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yazarın okunma kaygısı gütmeden kaleme aldığı,kendisiyle iç hesaplaşmaları diyebiliriz sanırım Günlüğe.Ve yazarın "Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız." cümleleriyle kendimi bir yalnızlık girdabında buluverdim.İnsanların korkularını,yenilgilerini,tutunamayışlarını okudum satırlarda.Bunun yanı sıra Oğuz Atay'ın eserlerinin oluşum süreçleri hakkında da fikir edindim.Ve kahramanların hesaplaşmalarına da şahit oldum.Kesinlikle okunması gereken bir eser diye düşünüyorum...
"Biz buradayız Sevgili Yazar, siz neredesiniz acaba?"
306 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
12/03/2020
Bugün Oğuz Atay'ın Günlük adlı kitabını bitirdim. Atay'ın ölümünden sonra tuttuğu günlüğünün biz okurlara ulaştırılması için basılan bu eserde yazarın dünyasına biraz daha içten bakabildim. Her şeyden önce anlaşılamadığı için biraz içerlemiş olan yazar kimse beni dinlemiyorsa o zaman bende günlüklere dökerim içimi demiş.

Kitapta özellikle eserlerinin tasarım aşamasında Oğuz Atay'ın nasıl planlama yaptığını ve düşünsel olarak hangi aşamalardan geçtiğini hissedebiliyordum ve bu harika bir deneyim oldu benim için. Hikmet Benol ve Coşkun Ermiş'i özlemiştim bu vesileyle hasret gidermiş oldum. Bu karakterlerin yaratım aşamasında ne gibi fikirlerin fırtınalar estirdiğini görmek, Atay'ın zihnine zamanda geri giderek astral seyahat yapmak gibiydi.

Oğuz Atay, batıyı eleştirmekten hiç çekinmeyen fakat aynı zamanda oldukça Avrupalı bir yazar olarak beni çok şaşırtmıştır. Günlüklerinden de anladığım kadarıyla batının fikir emperyalizmine ve kültür sömürüsüne sonuna kadar karşı.Körü körüne taklitçilik yerine batı edebiyatının omuzlarına basarak yükselen ama öz değerlerini kaybetmeyen çağdaş ve modern bir Türk edebiyatının peşinde.

Çok can alıcı bir nokta atışı yaparak, ülkemiz maddi anlamda zayıflamış olsa bile geri kalmış değildir, tezini kuvvetle savunuyor Oğuz Abi. Hepimiz, çoğu zaman refah seviyesi çok yükseldiğinde kültürün de aynı oranda arttığı yanılgısına kapılıyoruz. Bu bağlamda değerli yazarımızın lümpenproleteryadan köy romanlarına kadar fikirlerini okumak benim için ufuk açıcı bir eylemdi.

Eylem demişken Eylembilim ve Türkiye'nin Ruhu projelerinin yarım kalmışlığı çok yaktı ciğerimi. Özellikle hastane günleri ve zamanın bir şeylere yetmeyeceği duygusu gözlerimi yaşarttı.Oğuz Abi'nin bu kadar erken ölmüş olması ülkemiz için gerçekten bir kayıp.Üstelik yaşasa belki yeni nesiller tarafından okunduğunu görüp mutlu olurdu kim bilir?

Yaklaşık 1,5 aydır külliyatına girdiğim ve çok çok sevdiğim için de içselleştirdiğim için belki haddimi aşarak Oğuz Abi diyorum affola. Bana ve düşünce dünyama çok şeyler kattığın için sonsuz teşekkürlerimi sunarım.

Saygı,hürmet ve sevgiyle

Oğuz Abi…
“İnsanın içinde ifade edilmez bir eksiklik duygusu kalır. Her şey başka türlü olabilirdi sanki. Bütün bu oyunlar bu kadar kötü oynanmayabilirdi.”
Kimse dinlemiyorsa beni ya da istediğim gibi dinlemiyorsa, günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar sonunda bana bunu da yaptınız!
Galiba evde oturmaya o kadar alışmışım ki sanki evden çıkınca gerçek bir dünyada yaşamıyorum. Evin dışında her yer sanki aynı, sanki bütün insanlar birbirine benziyor. Ne acıklı değil mi?
Saatlerce hiç bir şey yapmadan evde oturuyorum; sonra tam çıkarken, evde kalsaydım bir şeyler yapabilirdim gibi hissediyorum. Galiba ben hep acele ettim...
İnsanın içinde ifade edilmez bir eksiklik duygusu kalıyordu. Her şey başka türlü olabilirdi sanki... Bütün bu oyunlar bu kadar kötü oynanmayabilirdi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Günlük
Alt başlık:
Bütün Eserleri 6
Baskı tarihi:
Haziran 2018
Sayfa sayısı:
306
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700350
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Oğuz Atay'ın edebiyatla ilgili herkes için sürekli merak konusu olmuş günlüğünün bütünü. "Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana bunu da yaptınız" sözleriyle başlayan Günlük boyunca okur, yazarın son yıllarındaki yalnızlığını paylaşmakla kalmıyor, Oyunlarla Yaşayanlar'ın oluşum sürecini adım adım izliyor, bir edebiyat laboratuvarındaymış gibi.

Kitabı okuyanlar 1.797 okur

  • Duygu Aydın
  • İdris ULUDAĞ
  • Rabia erol
  • Mehmet Toyran
  • Şiir Ceketli Adam
  • nida
  • Gözde
  • Oblomovun Düşü
  • Tubağ
  • Burak DEMİR

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.1
14-17 Yaş
%5.7
18-24 Yaş
%34.5
25-34 Yaş
%35.8
35-44 Yaş
%14
45-54 Yaş
%3.1
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.7
Erkek
%47.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%53.8 (273)
9
%18.3 (93)
8
%15.4 (78)
7
%7.5 (38)
6
%3 (15)
5
%1.2 (6)
4
%0.4 (2)
3
%0.4 (2)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları