Günlük (Bütün Eserleri 6)Oğuz Atay

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.058
Gösterim
Adı:
Günlük
Alt başlık:
Bütün Eserleri 6
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
306
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700350
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Oğuz Atay'ın edebiyatla ilgili herkes için sürekli merak konusu olmuş günlüğünün bütünü. "Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana bunu da yaptınız" sözleriyle başlayan Günlük boyunca okur, yazarın son yıllarındaki yalnızlığını paylaşmakla kalmıyor, Oyunlarla Yaşayanlar'ın oluşum sürecini adım adım izliyor, bir edebiyat laboratuvarındaymış gibi.
(Tanıtım Bülteninden)
1k etkinlikleri iyi ki var! Farklı türleri keşfet etkinliği kapsamında, yine uzun zamandır aklımda olan bir kitabı okumuş bulunmaktayım. Etkinlik için Necip Gerboğa’ya
ayrıca teşekkürler.

Oğuz Atay’ı tam olarak anlamayı, özümsemeyi çok isterdim. Nitekim bunun içinde epey gayret gösterdim. Ne derece başarılı olduğum meçhul olsada bu yolda sarf ettiğim çaba için bile mutluyum diyebilirim. Oğuz Atay’la ilk tanışmamış yaklaşık bir buçuk sene evvel Tutunamayanlar’la oldu. Çok iyi bir tanışma oldu diyemem maalesef çünkü kitabı yarıda bırakmıştım. Fakat pes etmedim, muhakkak anlayamadığım bir şeyler olmalı diye düşünerekten kısa bir aradan sonra Tehlikeli Oyunları okudum. Tehlikeli Oyunları, Oyunlarla Yaşayanlar izledi ve son olarak da Günlük. Her kitaptan sonra Oğuz Atay’a inen kanallarım biraz daha genişledi sanki.

Günlük 1970-1977 yılları arasında yazılmış.Daha ilk sayfasından “Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana, bunu da yaptınız” gibi bir cümleyle sarsıyor bizi.
Günlük dedimse, yazarın kendiyle ilgili bir şeyler öğrendiğim bir kitap gelmesin aklınıza. Günlüğün en önemli özelliği belki de kişinin hayatından izler taşımasıyken bu kitapta bu izlere pek rastlanmıyor. Daha çok kitaplarının oluşum aşamalarından, içeriklerinden bahseden bir taslak demek yanlış olmaz sanırım. Eserlerini nasıl bir titizlikle yazdığına tanık oluyoruz. Tehlikeli Oyunlar ve daha ziyade Oyunlarla Yaşayanlar’ın oluşum sürecine yer verilmiş uzun uzun. Tehlikeli Oyunları okurken takıldığım, anlayamadığım bir çok yer olmuştu Günlük sayesinde taşlar biraz daha yerine oturdu benim açımdan. Bu yüzden Günlük, Oğuz Atay’ın en son okunması gereken kitabıymış izlenimi de verdi bana.


Yazdıklarını kimsenin anlamadığına içerleniyor Atay. Belki önemsenecek şeyler yazmadım, diyor. Kitaplarının şuanki okunma durumunu görse duygulanır sanırım. Bugün yazdıklarını anlayan kitle genişledi mi bilmem ama anlamak için çabalayan bir topluluğun olduğu esas.

Kitabın en sevdiğim kısmı arkasında yer alan Oğuz Atay’ın fotoğrafları, anıları ve mektuplarından oluşan “Albüm” bölümü oldu. Üniversite yıllığında yer alan bir bölümde keman sanatçısı Suna Kan’ı çok beğendiğini, üç gece art arda rüyasında Suna Kan’ın konserini dinlediğini duyunca pijamalı oluşundan utanıp ertesi gece takım elbiseyle yattığına dair söylentiler çıkmış. :) Bu olayın gerçek olup olmadığına dair çok söylentiler olsa bile böyle bir konuya dahil olmak için bile incelikli bir ruha sahip olmak gerek diye düşünüyorum. Bir başka ilgimi çeken şey ise kızı Özge ile olan mektuplaşmaları oldu. Sürekli kızının yazım yanlışlarını düzeltmeye çalışması aklıma annemle olan mesajlaşmalarımızı getirdi, tebessüm ettirdi. :) Albüm kısmının biraz daha uzun olmasını ve Oğuz Atay hakkında daha çok şey öğrenmiş olmayı dilerdim bu sebeple albümde yer alan yazıları dönüp dönüp okudum, tadı damağımda kaldı :)

Yazarın kendinden pek iz barındırmasa da eserlerini anlamak bakımından fayda sağlayacak bir kitap olduğunu düşünüyorum, o nedenle Oğuz Atay severlere tavsiye ederim. Herkese keyifli okumalar :)
Ah Oğuz'cum Atay Ah! Nasıl özlemişim, neden bu kadar beklemişim, neden bu kadar ara vermişim kitaplarına? Neden ihmal ettim en sevdiğim yazarı? Yine her satırda etkileyen satırlarını okudum ya yok benden mutlusu!

"Selim (Tutunamayanlar kahramanı) gibi günlük tutmaya başlayalım bakalım. Sonumuz hayır değil herhalde onun gibi."
Bu satırlar karşıladı beni ve karşımda insanlar tarafından anlaşılmamış, eserleri değer görmemiş bir Oğuz Atay... Bu satırlarla bir kez daha üzüldüm ve kızdım değerini bilmeyenlere!

1970 yılında başlıyor yazmaya Oğuz Atay. Tehlikeli Oyunlar'dan Hikmet ve Albayım Hüsamettin Bey ile karşılaştık, onları da özlemişim. E biraz hasret giderdim. Oyunlarla Yaşayanlar'dan Coşkun da vardı, (laf aramızda) onu da Hikmet ve Hüsamettin Bey kadar olmasa da özlemişim. Bu güzel eserlerin yazım aşamalarını okumak ayrı bir zevkti benim için. Unuttuğum ayrıntıları birer birer hatırlattı adeta...

Bu günlük ile Oğuz Atay'ın bilmediğim birçok yönünü ve düşüncelerini öğrenmiş oldum. Yer yer eleştirdi, yer yer isyan etti insanlar tarafından anlaşılmamaya. Siyasiler, sözde aydınlar ve Batı da eleştirilerden nasibini almış tabii. Türk romanının sorunlarından bahsettiği satırlar da okunmaya değerdi doğrusu. Bilim, fizik, tarih ve matematiğe dair okuduğu kitaplardan da bahsediyor yazar. Kemal Tahir'i anma programında yapacağı konuşmayı da günlüğüne not etmiş. Dostoyevski, Tolstoy, John Steinbeck gibi sevdiğim yazarları Oğuz Atay'ın da okuyor olmasından büyük mutluluk duydum.

Halit Ziya Uşaklıgil'in eserlerinden de bahsetmiş ve hatta çok severek okuduğum, Mai ve Siyah'ın Ahmet Cemil karakterinin de bir tutunamayan olduğunu düşünmüştür. Yazarın yakın arkadaşı Halit Ziya'nın eserleri ve karakterleri ile ilgili de bir röportajı var. İzlemek isteyenler için bağlantıyı ekliyorum buraya. https://youtu.be/I2X6UWLnFJs

Yazmış olduğu bütün kitaplardan bahsetmiş, ama yoğunluk olarak Tehlikeli Oyunlar ve Oyunlarla Yaşayanlar vardı. Kitabın sonlarına doğru yazarın okumadığım tek eseri olan Eylembilim'e dair detaylar vardı. Gecikmeden Eylembilim'i de okumak istiyorum. Kitabın sonunda Oğuz Atay ve anılarına dair güzel bir albüm vardı. Çok iyi düşünülmüş, çok sevindim albümü görünce.

"SADECE YAZI DENİLEN ÇAMURA BULAŞTIM , YENİ ÖFKELER EDİNDİM O KADAR ." demiş Oğuz'cum Atay. Ama iyi ki de bulaşmış yazı denilen çamura, bu kadar değerli bir adamı tanımaktan mahrum kalmamışız. İyi ki geçmişsin bu dünyadan canım Atay... Değerinin bilinmesi dileğiyle...

Yazarın kendi sesinden bir röportaj daha bırakmak isterim.
https://youtu.be/zyrchN1budU

İyi seyirler, keyifli okumalar...
  • Oyunlarla Yaşayanlar
    9.0/10 (265 Oy)330 beğeni726 okunma208 alıntı5.404 gösterim
  • Eylembilim
    8.6/10 (186 Oy)205 beğeni493 okunma158 alıntı3.691 gösterim
  • Oblomov
    9.0/10 (699 Oy)677 beğeni1.550 okunma926 alıntı18.050 gösterim
  • Büyük Saat
    8.9/10 (181 Oy)247 beğeni627 okunma605 alıntı5.483 gösterim
  • Huzursuzluğun Kitabı
    9.2/10 (306 Oy)447 beğeni664 okunma2.737 alıntı22.956 gösterim
  • Ziyan
    8.8/10 (247 Oy)227 beğeni691 okunma274 alıntı4.826 gösterim
  • Malafa
    8.1/10 (209 Oy)180 beğeni594 okunma150 alıntı3.390 gösterim
  • Sisifos Söyleni
    8.5/10 (183 Oy)193 beğeni658 okunma368 alıntı8.474 gösterim
  • Canistan
    8.0/10 (174 Oy)143 beğeni543 okunma74 alıntı3.474 gösterim
  • Korkuyu Beklerken
    8.7/10 (761 Oy)906 beğeni2.271 okunma775 alıntı15.919 gösterim
Oğuz Atay'ın düşüncelerini doğrudan onun ağzından okumak gerçekten çok hoş. Genel olarak ''Tehlikeli Oyunlar" ve "Oyunlarla Yaşayanlar"ı kurguladığı, karakterleri hakkındaki düşüncelerini yazdığı bir günlük. Ancak bu oyunların kurgusunu yaparken toplumu, doğu-batı arasında sıkışmış insanı, bazen de kendisini eleştirmiş. Yetmişlerin Türkiyesini anlattığı satırlar, günümüzde de geçerliliğini korur nitelikte: “Bir başka nokta daha: öyle bir yarım yamalaklığımız var ki, bizim dramımız, bizim trajedimiz, akıl almaz bir biçimde gelişiyor. Ayrıca bir trajedinin içinde olduğumuzun farkında bile değiliz. Çok güzel yaşayıp gittiğimizi sanıyoruz. İktidardaki adamlar da, bu sanıyı bütün millet adına dile getiriyorlar. Birkaç aydın dışında bunu anlayan yok gibi. O aydınlar da, sosyal bir takım sözler ediyorlar. Psikolojik yönü boşlukta kalıyor bu meselenin. İnsanlarımız, bu kötü yaşantıyı dile getirmenin, ‘muhalefet yapmak’ olduğunu sanıyorlar. Yapanlar bile, ‘muhalefet yaptıklarını’ sanıyor bir bakıma. Aslında bir yanlış anlama olduğu halde, anlaşıp gidiyorlar. Bir ‘mış gibi yapmak’ tutturmuşlar; arabalar yürüyor ya, ekmek yapılıyor ya, iyi kötü suyumuz geliyor ya… Mesele yok.” (sayfa 26)
Günlüğün bir çok yerinde Tanzimat Dönemi'nden beri süregelen doğu-batı kavramları hakkında kendi düşüncelerini dile getirmiş Oğuz Atay. Daha fazla Eski Türk Edebiyatı okumak gerektiğini ve geleneği öğrenmenin önemini sık sık vurgulamış olması ilgimi çekti. Günlüğünde kendi eserinin planını çıkarırken de parantezler içinde meddah geleneğini vurgulamış. Zaten gelenekten beslenmeyen birinin bu denli önemli bir isim olması beklenemez. Ayrıca bir çok bölümde dönemin edebiyatını değerlendirmiş, haklı eleştirilerde bulunmuş.
"Türk romanının sorunu kişiliktir. İnsanımızın kişilik kazanma savaşının önemini henüz kavramamış olmasıdır. Kendisiyle hesaplaşma diye bir kavramın varlığından habersiz oluşundandır. Bunun için romanımız düzmecedir." (Sayfa 226)
Yani nasıl anlatılır bu kitap bilmiyorum. İnsanın kendini bulduğu çok az kitap vardır, bu kitap onlardan biri. Çok sevdim şiddetle tavsiye ediyorum.
Yazarın okunma kaygısı gütmeden kaleme aldığı,kendisiyle iç hesaplaşmaları diyebiliriz sanırım Günlüğe.Ve yazarın "Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız." cümleleriyle kendimi bir yalnızlık girdabında buluverdim.İnsanların korkularını,yenilgilerini,tutunamayışlarını okudum satırlarda.Bunun yanı sıra Oğuz Atay'ın eserlerinin oluşum süreçleri hakkında da fikir edindim.Ve kahramanların hesaplaşmalarına da şahit oldum.Kesinlikle okunması gereken bir eser diye düşünüyorum...
"Biz buradayız Sevgili Yazar, siz neredesiniz acaba?"
Yine yeniden seninle bir gün geçirmenin tadı başka hiçbir şeyde yok sevgili Oğuz.. Düşünüyorum da bir yazardan ziyade abisin, dostsun, kardeşsin bana. İyikisin..
Kitabi edindiğim de beklentim Türk edebiyatında en beğendiğim yazarlardan olan Oğuz Atay'ın okunma kaygısı olmayan samimi duygularını yakalamak, ruhsal bunalımlarını hissetmek, özel hayatına az da olsa dokunabilmekti.
Kitabın giriş cümlesini çok beğenmemle beraber genel olarak kitap beklentilerimi karşılayamadı. Kitap günlükten ziyade Oğuz Atay 'ın eserlerini yazarken yaptıgı taslak çalışmalardan oluşuyordu. Ayrıca bir makale çalışması, korkuyu beklerken kitabında yer alan babasına mektubu ve küçük bir kısımda da Türk edebiyatında bazı yazarlara ilişkin fikirler ve Türk edebiyatının kişilik sorunu yer almaktaydı.
Kitap Oğuz Atay' ın kalemının değmiş olması, sonunda bir fotograf albümünün bulunması bakımından değerli olmakla beraber, benim gibi beklentileri olup kitabı okumak isteyen arkadaşların hayal kırıklığına uğramamak için bu beklentilerinden sıyrılarak kıtaba başlamalarını tavsiye ederim.
Herkese iyi okumalar dilerim.
En güzel tarafı günlüğün bire bir olarak geçirilmiş olması “kimse dinlemiyorsa beni yada istediğim gibi dinlemiyorsa günlük tutmaktan başka çare kalmıyor ey insanlar “
Duygularıyla düşünceleriyle Oğuz Atay orada, günlüğünde.. Günlüğü okurken keşke dedim keşke kurguladığı kitapları da yazma şansı olsaydı.
Günlükleri normal bi pr günlükten ibaret değil muhteşem anıları,hikayeleri,hayatı,daha doğrusu doğu ve batının ele aldığı düşünceleri yaşam tarzlarıyla daha iyi bir kitap sunuyor bize!
Oğuz Atay'ın kendi romanlarını tasarlayıphenüz yazmadan önceki düşüncelerini, fikirlerini ana hatlarıyla kaleme aldığı bir çeşit taslak diyebiliriz bu 'günlük' kitabına.
Bu kitapla ilgili verebileceğim tek tavsiye : Oğuz Atay'ın tüm kitaplarını okuduktan sonra okumanız. Oğuz Atay 'ın günlüğünü okurken yazmakta olduğu ,yazmayı düşündüğü eserlerin taslağını incelerken buluyoruz kendimizi . Evet insanlar onu anlamadığı için yahut istediği gibi anlamadığı için günlük tutmaktan başka çaresi kalmamıştı Oğuzcuğum Atay'ın. Heyhat! İnsanlar onu hâlâ anlamıyor.
“İnsanın içinde ifade edilmez bir eksiklik duygusu kalır. Her şey başka türlü olabilirdi sanki. Bütün bu oyunlar bu kadar kötü oynanmayabilirdi.”
Kimse dinlemiyorsa beni ya da istediğim gibi dinlemiyorsa, günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar sonunda bana bunu da yaptınız!
Galiba evde oturmaya o kadar alışmışım ki sanki evden çıkınca gerçek bir dünyada yaşamıyorum. Evin dışında her yer sanki aynı, sanki bütün insanlar birbirine benziyor. Ne acıklı değil mi?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Günlük
Alt başlık:
Bütün Eserleri 6
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
306
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700350
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Oğuz Atay'ın edebiyatla ilgili herkes için sürekli merak konusu olmuş günlüğünün bütünü. "Kimse dinlemiyorsa beni -ya da istediğim gibi dinlemiyorsa- günlük tutmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda bana bunu da yaptınız" sözleriyle başlayan Günlük boyunca okur, yazarın son yıllarındaki yalnızlığını paylaşmakla kalmıyor, Oyunlarla Yaşayanlar'ın oluşum sürecini adım adım izliyor, bir edebiyat laboratuvarındaymış gibi.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 589 okur

  • Hercaiokumalar
  • Ender M
  • zehra karababa
  • Ayşenur Doğruer
  • B. Bulut Sağlam
  • Tekin Güllü
  • Zeynep Orakçı
  • İzgi Ekinci
  • ŞEYMA
  • Abdullah Akyol

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.1
14-17 Yaş
%5.7
18-24 Yaş
%34.5
25-34 Yaş
%35.8
35-44 Yaş
%14
45-54 Yaş
%3.1
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%52.7
Erkek
%47.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%54.1 (99)
9
%19.1 (35)
8
%14.2 (26)
7
%6.6 (12)
6
%3.3 (6)
5
%2.2 (4)
4
%0.5 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları