Oyunlarla Yaşayanlar (Bütün Eserleri 3)Oğuz Atay

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.599
Gösterim
Adı:
Oyunlarla Yaşayanlar
Alt başlık:
Bütün Eserleri 3
Baskı tarihi:
Mart 2007
Sayfa sayısı:
108
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754702101
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Tanzimat'tan bu yana sürekli değişen politik ve toplumsal değerler karşısında tutunmaya çalışan Türk okur-yazarının kara güldürüsü. Eylemsizlikle geçmiş bir yaşamın getirdiği beceriksizlik ve gülünç olma korkusundan Atay sürükleyici bir oyun çıkarmış.
(Tanıtım Bülteninden)
Oyunlarla Yaşayanlar, Oğuz Atay’ın tiyatro eseri. Kısacık toplamda 108 sayfa ama her bir sayfası dolu dolu. Tehlikeli Oyunlar eserine oldukça benziyor ama daha çok içinden bir bölüm gibi… Hani deseler; “Oyunlarla Yaşayanlar, Tehlikeli Oyunlar’ın yayınlanmayan bir bölümüdür, ilk kez iletişim yayınlarından okurun beğenisine sunulmuştur.” Vallahi inanırım… Aynı sorgulamalar, eleştiriler, hicivler, şakalar… Tam bir Oğuz Atay kitabı öyle ki okuyanlar bilir bu adamın nasıl şahsına münhasır bir anlatımı olduğunu ya da bütünüyle kendine özel bir dünyası olduğunu. Ben çok keyif alıyorum bu herifin kitaplarının dünyasında solumaktan, gerçekten öyle diyaloglara denk geliyorum ki arada bir espri de ben patlatayım istiyorum, bir eleştiri de ben yapayım istiyorum hatta üstatlar; “Ben gelecekten geliyorum çok değişen bir şey yok yine insanlar yalnız, yine yarım, yine rezil hayatlar sürüyorlar bunlardan biri de benim hayatımdır.” Demek istiyorum ama olmuyor okuduğumla kalıyorum işte.

Kitabın genel hatları emekli tarih öğretmeni Coşkun Ermiş üzerine kuruludur. Bir şekilde erken emekliye ayrılan ve oyunlar yazmaya başlayan yani hayallerinin peşinden koşan bir aydının hikayesine şahit oluyoruz. Keman dersleri alır, okur, yazar. Yazar dedik lakin yazmak kolay iş değildir elbette. Ülkemizde elle tutulur garanti işler yapmak gerekir; öğretmenlik, memurluk, doktorluk gibi… İşte bu sebeple sanata yönelik meslekler şayet aileniz zengin değilse hayalperestlik olarak görülür. Önünüze ailenizden, arkadaşlarınızdan, çevrenizden engeller konur ve psikolojik baskıya dahi maruz kalırsınız. Coşkun Bey de bu baskılara maruz kalan kanlı canlı bir Oğuz Atay karakteridir. Bilmiyorlardı ki yanlış adama baskı yapıyorlar bilselerdi yapmazlardı elbet. Oğuz Atay karakterleri sonuna kadar gider, tutunamazlar ama olsun bir amaç uğruna feda ederler kendilerini. Kimi karakterleri gerçek benliği adına çoğu şeyden vazgeçer (Hikmet Benol), kimileri de Oyunlar yazmak adına. (Coşkun Ermiş) Soy isimlere dikkat edelim lütfen birisi Benol diğeri Ermiş. Birinin sonu kendi benliğini bulduğunda, diğerinin ise bir şeylerin farkındalığını insanlığa yansıttığında gelir.

Coşkun Bey üzerinden devam edelim o zaman. Coşkun Bey tıpkı yaşamında olduğu gibi, oyunlarına da yarım kalmışlığını bulaştırır. Oyunların asla sonu gelmez, sonu gelmediği gibi karakterlere dahi acır kimisini işten çıkaramaz kimisini ise ölüme mahkûm edemez. Öyle ki bir zamansa sonra oyun ve gerçek iç içe geçer. Hani hep denir ya Oğuz Atay bilinç akışı yöntemini kullanır hangisi gerçekte oluyor hangisi zihninde yaşanıyor, ayırt etmek okur nezdinde zorlaşır diye, Coşkun Bey’in yaşamı da Oğuz Atay’ın anlatımı gibi karmaşıklaşır. Bu noktada bir örnek alıntı ekleyeyim de daha açıklayıcı olsun.

Sayfa 40.
“SAFFET: Bence hiç olmazsa bu sütçüyü kaldırabiliriz. (Kapı çalınır. Coşkun kalkar.)
COŞKUN: Sütçü geldi galiba. Merak etme onu kaldırdığımızı söylerim kendisine. (Kapıyı açar. Servet ve Emel görünür.)”

Çok değerli eleştiriler var kitapta hani belki hepsini burada açık edemem ama aklımda kalanlara değinmeden de asla geçebileceğimi zannetmiyorum. Örneğin, Saffet diye bir karakter var, bu da bir hayalperest benim gözümde lakin Coşkun Bey’e nispeten daha muzip. İşte bu Saffet sürekli bir yerlerden ya da birilerinden alıntı yaparak konuya dair fikirlerini söylerken hep unutuyor. Bu çabaları beni gülümsetse de daha çok düşündürüyor. Düşünürken aklıma hemen Bilge Karasu geliverdi. Karasu der ya hep anlamanın bir adım ötesi kavramaktır. Önce anlamak sonrasında kavramak hemen akabinde de fikir üretmek gelir. Saffet anlamadan alıntılamaya çalıştığı için hep unutuyor. Peki biz ne yapıyoruz, bir tartışma olduğunda gerçekten fikirlerimiz var mı yoksa alıntı düşüncelerle mi idame ettiriyoruz tartışma fasıllarımızı! Sorguluyor olmak kendi fikirlerimizin sahibi olmak yanlış dahi olsa bunu savunuyor olmak benim nazarımda alıntı bir düşüncenin savunulmasından daha değerli bir eylemdir. Kendi fikirlerimiz bizi eninde sonunda gerçeğe götürür ama alıntılar yanlışa da götürebilir.

Az daha unutuveriyordum; günümüze dair çok güzel bir eleştiriyi es geçmekle ayıp etmiş olacaktım. Önce alıntıya göz atalım.

Sayfa 58.
“SAFFET(Okur): Ey nefer-i bihaber! Muharebeyi azamın bu şedit lahzasında bu denlu gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde ne halt ediyorsun?
COŞKUN: Düşman topçusunu gözlüyom paşam.
SAFFET(Güler): Bu cahil nefer, paşanın sözlerini nasıl anladı?
COŞKUN: Fakire yalnız son iki kelimesi yetti. Okumuş yazmış takımı genellikle halkın anlayacağı birkaç söz ederler nutuklarının sonunda.”

Aslında alıntıyı yaptıktan sonra daha fazla değinme gereği duymadığımı fark ettim şu an!

Eleştiriler, şakalar, hicivler derken keyifli geçen her bir sayfayı arattırır olur son sayfalarına doğru Oğuz Bey. Oyun birden dramatikleşir, olaylar ciddileşir, birileri ölür derken hayatın kendisiyle karşı karşıya kaldığımızı ivedilikle fark ederiz.

Oğuz Bey sana ne diyeceğimi bilemiyorum. Güldürürken ağlatan aynı zamanda düşündüren bir adamsın değerini bu kadar geç anladığım için senden defalarca özür diliyorum umarım beni affedebilirsin. Aa bir dakika sanırım mesaj geldi. Yoksa Oğuz Bey’den “Affedildin kardeşim.” Mesajımı dersiniz!

Keyifli okumalar dilerim herkese.
Oyunlarla Yaşayanlar, okuduğum beşinci Atay kitabı.
Oğuz Atay sevdiğim yazarlar arasında yer aldığını belirtmek isterim.
'Oyunlarla Yaşayanlar.' Kitabı okurken ara sıra Tutunamayanlar'dan Selim'i, Turgut'u, Tehlikeli Oyunlar'dan Hikmet'i düşündüren bir kitap oldu benim için.

Oğuz Atay'ın da hayatı belki de Selim gibi, Hikmet gibi ve Coşkun gibi bir oyundan ibaretti. Ya da o hayatını öyle görüyordu. "Hayat zaten bir oyundan ibaret değil midir?"(Tehlikeli oyunlar) Ve bu yüzdendir ki kitaplarında farklı karakterlerle kendini anlatmıştır, diye düşünüyorum. Ve böylece Atay'ı daha iyi anlıyoruz.

Bu kitabında da hem oyunları yazan Coşkun ve bu oyunları yazarken aynı zamanda bu oyunları yaşıyorlar. Çünkü böyle demişti Coşkun; "Biz oyunları yazarken aynı zamanda yaşıyoruz bu oyunları." demişti.
Güldürücü-acıklı iç içe geçmiş senaryo-oyun kitabı.

Ve Atay, Atay ve yine Atay... Keşke yaşasaydı da onunla tanışma fırsatım olsaydı. Ve yine keşke yaşasaydı da daha nice iz bırakan kitaplar yazsaydı.
Oğuz Atay'ın kitaplarının etkisinden kolay kolay kurtulamayacağınız yine muazzam bir kitap. Okumamış olanlara hiç tereddütsüz okumalarını tavsiye ederim. Kitapla kalın.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.612 Oy)18.146 beğeni41.136 okunma2.643 alıntı172.992 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.176 Oy)8.480 beğeni27.190 okunma752 alıntı132.572 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.316 Oy)12.869 beğeni32.925 okunma3.103 alıntı138.341 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.836 Oy)8.776 beğeni24.035 okunma1.605 alıntı111.530 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (3.767 Oy)4.063 beğeni11.859 okunma1.990 alıntı64.892 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.091 Oy)7.659 beğeni21.512 okunma754 alıntı84.014 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.238 Oy)7.574 beğeni20.473 okunma3.668 alıntı122.308 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.766 Oy)5.142 beğeni16.442 okunma917 alıntı56.818 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.511 Oy)8.463 beğeni24.974 okunma2.265 alıntı107.793 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.187 Oy)3.248 beğeni9.905 okunma4.709 alıntı89.914 gösterim
"Oğuz Atay'ın kitaplığımdaki son kitabınıda okumuş oldum. Lakin son derken daha iki kitabı var. Hayırlısıyla onlarıda alırsam okumaya başlarım. Oğuz Atay, Oğuz Atay, ve yine Oğuz Atay. Üstadın ismi bile ayrı güzel. Ölmeseydininiz keşke görebiseydiniz okurlarınızı. Yazsaydınız yeni yeni, oyunlar ama izler bıraktınız giderken Selim'ler Hikmet'ler Emekli Çoşkun'ları bıraktırdınız bize Mekanınız Cennet olsun."^^

Kitap:
Çoşkun Ermiş emekli tarih öğretmeni kendisi kendi kafasından oyun yazar, ve yazdıklarını ise tiyatro haline getirir. Böylece bir sürü oyun yazmış olur. Oyunlar Çoşkun için bir ölüm kalım meselesiydi. Başka türlü yapamazdı hayatını hatta ölümünü bile büyütmek zorundaydı. Oyunlarla geri kalan hayatını yaşardı...

Ne güzel demiş Atay: Hayır hayır, beni sevmeyin. Ben hep endişe içinde yaşamak istiyorum. Böylesi daha iyi geliyor bana.

Kitap yine harika Atay yazarsa tabii harika olur.
Herkese keyifli okumar...
İlk Oğuz Atay okumamı Oyunlarla Yaşayanlar adlı tiyatro oyunu ile yaptığıma çok memnunum. İstanbul Okuma grubuna da bu kitabı seçtiği için çok teşekkürler. Eğlenerek zevkle okudum.

Erken emekli olmuş bir tarih öğretmeni Coşkun Ermiş'in oyun yazma denemelerinin ve hayatı da oyunlaştırmasının oyununu yazmış Oğuz Atay.

Oyun içinde oyun içinde oyun. Espiriler, taşlamalar ve dram. Hangisi daha zor diye soruyor, güldürmek mi ağlatmak mı?

Güldürürken ağlatmak olmuş onunki...
Oğuz Atay yaşarken beklediği değeri çevresi ve okurları tarafından göremediğini bildiğim, anlaşılamayan, kitaplığımızda popüler kültürce Olric sayıklamalarından etkilenilerek alınmış Tutunamayanlar kitabıyla tanıdığım bir yazardı. Birçok okur gibi Tutunamayanlar kitabıyla başlayıp, yarıda bırakmış tekrar başlamış, tekrar bırakmış hüsrana uğrayanlardan biriydim. Ta ki üç gün öncesine kadar. İstanbul okur buluşması kapsamında seçilmiş olan Oyunlarla Yaşayanlar benim için ilklerin kitabı, ilk Oğuz Atay ve ilk tiyatro eseri kitabım.

Tür olarak yabancı olduğum ve bilgimin izlemek dışında kısıtlı olduğu tiyatro, kitap olarak bana biraz uzak olsa da Oğuz Atay ‘ı tanımada güzel bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Bana göre; diğer kitaplarının ana teması insanların hayata tutunma çabalarını konu edinmek ve eserlerinin tamamında bir bütünlük var ise bu kitapla kendinizi çok yormadan Atay ‘ın dünyasına adım atabilirsiniz.

Oyunlarla Yaşayanlar adıyla birebir bütünlük oluşturacak bir konuya sahip. Kitapta oyunlarla(tiyatro) yaşayan bir aileyi; en ufak bir diyaloğu piyese çeviren, tiyatro ile nefes aldığını hissedebilen emekli öğretmen Çoşkun Ermiş ‘in varoluş çabalarıyla kötü bir sona vardığı trajikomik dünyasını ele almakta.

Kitap Çoşkun Ermiş ‘in evini betimleyerek başlıyor ve tüm anlatı hemen hemen bu evde geçiyor. Ara ara bu sahne karartılarak diğer mekanlara geçişler olsa da bu geçişlerin amacı da yine Çoşkun Ermiş ‘in ruh halini okura tam anlamıyla hissettirmek. Kitaba başladıktan birkaç sayfa sonra tüm karakterlerin analizini yapabilecek bilgiyi edinmenize rağmen Çoşkun karakteri için aynısını söylemek zor. Zaten kitabın oturtulduğu ana zeminde bu varoluş sancılarını, hayatı anlamlandırma çabasını, sorgulama ve hayata tutunma çırpınışlarını Çoşkun karakteri üzerinden okuyucuya yaşatmak. Bu yüzden kitap boyunca adeta deli mi bu adam diyebileceğiniz gerçek yaşam ile yazmakta olduğu tiyatro eseri arasında sıkışıp kalmış bir karakterin sizleri de bu oyuna dahil etmeye ve sorgulamaya sevk ettiğini görüyorsunuz. Çoşkun Ermiş ‘in ruhunun anlam bulduğu bu oyuna neredeyse tüm karakterler; Çoşkun ‘un oğlu Ümit, kaynanası Saadet Nine, arkadaşı Saffet, tiyatro eseri yazmasını destekleyen Emel ve tiyatro sahibi Servet de dahil olsa da neyin gerçek neyin oyun olduğunu anlayamayacak okuyucuyu oyundan uzaklaştıran biri var kitapta. Hayatın gerçek misyonunu üstlenmiş konuşmaları ve realitesiyle Çoşkun ‘un zoraki evlendiği karısı Cemile.

‘’-Oyun oyun. Biraz da gerçek oyunlarla ilgilensen iyi olur. Mesela benim para kazanmak, evi için sahneye koyduğum şu dikiş dikme oyunlarımla, Ümit ‘in her sınıfı iki yılda geçme oyununu düzeltsen biraz. Ya da paralarını içkiye yatırma oyununu adam etsen. Erken emekli olma oyununun bize neye mal olduğunu bir düşünsen… Ne dersin? ‘’

Kitabın ana teması dışında; Oğuz Atay ‘ın yaşadığı dönemde kendisinin de içinde bulunduğu aydın kesimin, batıya dönük yaşam biçimini benimsemeye başladığı yıllarda yaşadıkları abartıları, avam bir şekilde yabancılaşmalarını, toplumun alt kesimlerine duymuş oldukları küçümseme ve aşağılanmaları, okumuş kesimin ben oldum havalarını ince ince ironi yaparak eleştirmekte olduğunu görüyorsunuz.

‘’-çizgi çizmesini bilmeyenler hemen meşhur oluyorlar. Sanatı öldürdüler! ‘’
‘’-Ey milletim dinle! (Durur. ) Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında, az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz. Fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar…’’
‘’-Olsun. Önce film artisti olursunuz o zaman, sesiniz hemen güzelleşir. ‘’
‘’-Yabancı ülkelerden getirilen Bunalım Tanrılarının ülkemize bir oyunudur bu. Ülkede kötü günlerin habercisi rüzgarlar esiyordu. Aslında büyük dalgalanmaların başlangıcıydı bu. Ülkenin insanları daha insan olduklarını yeni anlıyorlardı. Millet olmanın heyecanından duydukları bir sarsıntıydı bu. Bu heyecanın içinde ithal malı bir bunalımın yeri yoktu. İşte ne yazık ülkenin aydınları, ülkenin göz bebekleri, binbir sıkıntıyla yetiştirilen, adam başına düşen yıllık gelirden oldukça yüksek pay alan okumuş takımı Ecnebi Bunalım Tanrısının büyüsüne kapıldı: Dünya Nimetlerinden usandığını haykırmaya başladı; dünya nimetlerini yaşamadan, onlardan usandığı kuruntusuna kapıldı. Meyhaneleri ithal malı bunalımlarla doldurdu. Daha biz doyasıya yaşmamıştık ki; büyük ve güzel şeylerin özlemini çekiyorduk henüz. Biz daha feraha çıkmamıştık ki, dünya nimetlerinden bıkalım, bunalımlar geçirelim…’’


Bu kitabı; yaşadığı dönemde çevresine küskün, günlüğüne ‘’Benden haberleri bile yok’’ diye yazan Atay’ın kırgın ruhuyla sadece burjuva kesimi eleştirmek, iğnelemek amacıyla yazdığını iddia etmek diğer eserlerini ve Atay ‘ın edebi kimliğini bilmemek olur. Oğuz Atay ‘ın birkaç kitabını ya da sadece Tutunamayanları okuyan herkes yazarın amacının bu olmadığını Çoşkun Ermiş gibi gerçek hayatın ona sunmadığı huzuru, çoğu zaman ön plana çıkardığı çirkin yüzünü görmek istemeyip; aslında hobi olarak edinebileceği tiyatro eseri yazma uğraşını hayatının merkezine alarak fazlaca kendini kaptırması ve bu yanılsamada kötü bir sona varmasını, hayata tutunamayan bütün insanların bir örneği olarak ele aldığını anlayacaktır. Zaman zaman hemen her insanın içine düştüğü bu durum bazen konunun kitaplar, bazen spor, bazen iş, bazen aşk, bazen alışveriş vs gibi hayatta araç olacak birçok unsurun amaç olarak sahiplenilip hedef alındığı her hayatta görülebilir.


Hayatın hep bir tek düzeliğe çoğu zaman kalıplara oturma çabasından alıkoyup renklendirmeye, değiştirmeye çalıştığımız dünyamızda Çoşkun Ermiş ‘in dediği gibi ‘’belki de insanlar aynı oyunları oynuyorlar, hayatlarını birbirine benzer oyunlarla geçiriyorlar. ‘’ Bu yüzden çoğu zaman düştüğümüz boşluklardan çıkma çabamız da kendimizi kandırıp inandığımız başka bir oyuna adım atışımızı getiriyor.
‘’-insanların hayatı zaten daha önceden yazılmış oyunlarla geçiyormuş. Belki biz yani siz demek istiyorum, bizim için yazılmış oyunları değiştirmek, yani kaderimizi değiştirmek yani oyunlarımıza anlam vermek için, onları yeni baştan kendimize göre yazmak için…’’

Bir an Çoşkun Ermiş ‘cesine;
Hayat bir oyunsa ve her büyük tiyatro oyuncusu gibi sahnede öleceksek; büyük meseleler yüzünden harcamış olalım hayatımızı, küçük meseleler yüzünden yıpranıp ölerek değil.
Hem okuduğum ilk tiyatro oyunu hemde ilk Oğuz Atay eseri oldu . Oğuz Atay tiyatro oyunlarını bir tiyatro oyunu ile anlatmış .

Oyunun içindeki karakterler ciddi anlamda oyunları sadece tiyatro oyunu olarak görmüyor yaşıyorlar. Oyunlarla Yaşayanlar ismini ciddi anlamda yansıtıyor . Eserde hem bir komedi hem de bir ailenin dramı bir arada aynı eserde yer alıyor.

Karakterler gibi sizde okurken oyunlarda yaşayacaksınız . Okumanızı tavsiye ederim . Şimdiden size iyi okumalar dilerim :)
Tek kelime ile muazzam bir başyapıt. En sevdiğim yerli oyunlar arasında ilk üçte yer alıyor. Oyunu herhangi bir insan okuduğunda tiyatroyu çok seven bir adamın adım adım delirmesi olarak görür. Ancak benim gibi tiyatroya aşık insanlar için öyle etkileyici cümleler yazılmış ki oyunda, insanın hayran olmaması elde değil! Bu kitabı okuduktan sonra "herhalde daha güzel bir yerli oyun bulamam" demiştim ve en az bu oyun kadar güzel iki oyunla karşılaştım. Böyle güzel oyunların okunması, sahnelenmesi ve gişesinin eksik olmaması dileğiyle...
Yine bir oğuz atay ve yine çok özel cümleler.insanı hem düşündürüp hem güldüren aynı zamanda fikirleri yenileyen bir insan olan oğuz atay bu kitabı ile de aynı şekilde ön sıralarda. Daima okunması gereken bir yazar diye düşünüyorum. Tabi ki ilk olarak da Tutunamayanalar kitabı ile tanışmak gerekir
Bu kitap benim okuduğum ilk Oğuz Atay kitabıydı ve bu nedenle başlarda biraz sahne geçişlerini garipsedim. Fakat insanların neden Oğuz Atay'ı bu kadar sevdiklerini anladım çünkü o kadar güzel mesajları o kadar basit yerlerde yazıyordu ki çok ince ince düşünülmüş yazılmış bir kitap olduğunu görmemek elde değildi. Açıkçası kitabı incelemeyi değilde Atay'ın yazımı ilgimi çekti. Anlatımı o kadar temiz ve düşündürücü ki hemen başka bir kitabını daha okuma kararı aldım. Atay'ın kitaplarına devam etmeyi düşünüyorum.
"Taşı delen suyun kuvveti değil, sürekliliğidir." derler ya hani, işte sağdan soldan çıkan ve sürekli tekrarlayan "Albayım"lar, "Olric"ler, "Efendimiz"ler yüzünden benim de Atay'ın okuma hevesi taşım delindi. İşte bu yüzden çoğu kişi gibi "Tutunamayanlar" ile başlamak yerine farklı bir yol tercih etmek istedim ve bu tiyatro eserini aldım. Buyursunlar, inceleme gelsin:

Tanzimat Fermanı'nın imzalanmasından sonra değişen toplumsal ve politik değerlerin Türk aydınlarını nasıl bir buhrana sürüklediğini anlatan yer yer güldürüp, yer yer de(özellikle de son sayfalarda) insanın boğazına taşı koyan bir eser. Karakterleri şöyle kısaca gösterelim.

Coşkun Ermiş - Emekli Tarih Öğretmeni Cemile - Karısı
Ümit - Coşkun'un oğlu
Saffet Söylemezoğlu - Tiyatro Oyuncusu
Servet Duygulu - Tiyatro Sahibi ve Oyuncusu
Emel Sevinir - Tiyatro Oyuncusu
Saadet Nine - Cemile'nin Annesi

Cemal Süreya, Edip Cansever için "Fazla şiirden öldü." diyecek kadar nasıl doluysa Cansever şiirle, Coşkun ve bir o kadar da etrafındakiler oyunla doludur. Bir kundurası gerçeklikte, öteki oyunda olan, ama kendilerinin nerede olduğunu belli olmayan insanların hikâyesidir bu kitap.

Velev ki olur da kitabı beğenmezseniz bile, Atay'ın mezarlıklarla ilgili muazzam tespiti bile yeterlidir kimilerine göre. Tabiki de söylemeyeceğim, alınız okuyunuz!
Oğuz Atay'a bence bu kitabıyla başlanmalı.Kitap karakterlerinin tiyatrocu halleri diyebileceğimiz bir oyun kitabı.Bu kitaptan sonra inanılmaz bir çekim gücü sizi, Oğuz Atay'ın diğer kitaplarına doğru sürükleyecek.
"Önce şiirden anlamı kaldırdılar, sonra müzikte melodiyi öldürdüler...Sanatı öldürdüler."
Coşkun: Birden senin bir sözün geldi aklıma ve birden ölüm filan anlamını kaybetti. Birden senin yanında olmak istedim. Yalnız bunu istedim. Ben de ölümcül bir hastalığa tutulsam dedim, bu hastalığa tutulduğumu bilsem dedim, bu ölümcül hastalık yüzünden her şey birden önemini kaybetse dedim, korkularımdan bile kurtulsam dedim... Ve artık her şey bana vız gelse dedim, hemen ona gitsem dedim...
Emel:Evet?
Coşkun: İşte geldim. Ve seni seviyorum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Oyunlarla Yaşayanlar
Alt başlık:
Bütün Eserleri 3
Baskı tarihi:
Mart 2007
Sayfa sayısı:
108
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754702101
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Tanzimat'tan bu yana sürekli değişen politik ve toplumsal değerler karşısında tutunmaya çalışan Türk okur-yazarının kara güldürüsü. Eylemsizlikle geçmiş bir yaşamın getirdiği beceriksizlik ve gülünç olma korkusundan Atay sürükleyici bir oyun çıkarmış.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 867 okur

  • Ayşe
  • Tuna Yüksel
  • İlyas Tortcu
  • Onur horoz
  • Kübra Çakır
  • Fevi Akargöl
  • Hcrt.ct
  • Ahmet Aydın
  • Ferhat Uludere
  • Gülnur Kapucu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.1
14-17 Yaş
%8.8
18-24 Yaş
%31.8
25-34 Yaş
%32.1
35-44 Yaş
%15.3
45-54 Yaş
%3.6
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.5
Erkek
%46.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%47.2 (145)
9
%21.8 (67)
8
%17.6 (54)
7
%9.1 (28)
6
%2.3 (7)
5
%1.3 (4)
4
%0.7 (2)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları