Oyunlarla Yaşayanlar (Bütün Eserleri 3)

·
Okunma
·
Beğeni
·
14712
Gösterim
Adı:
Oyunlarla Yaşayanlar
Alt başlık:
Bütün Eserleri 3
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
108
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754702101
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Tanzimat'tan bu yana sürekli değişen politik ve toplumsal değerler karşısında tutunmaya çalışan Türk okur-yazarının kara güldürüsü. Eylemsizlikle geçmiş bir yaşamın getirdiği beceriksizlik ve gülünç olma korkusundan Atay sürükleyici bir oyun çıkarmış.
108 syf.
·2 günde·10/10
Oyunlarla Yaşayanlar, Oğuz Atay’ın tiyatro eseri. Kısacık toplamda 108 sayfa ama her bir sayfası dolu dolu. Tehlikeli Oyunlar eserine oldukça benziyor ama daha çok içinden bir bölüm gibi… Hani deseler; “Oyunlarla Yaşayanlar, Tehlikeli Oyunlar’ın yayınlanmayan bir bölümüdür, ilk kez iletişim yayınlarından okurun beğenisine sunulmuştur.” Vallahi inanırım… Aynı sorgulamalar, eleştiriler, hicivler, şakalar… Tam bir Oğuz Atay kitabı öyle ki okuyanlar bilir bu adamın nasıl şahsına münhasır bir anlatımı olduğunu ya da bütünüyle kendine özel bir dünyası olduğunu. Ben çok keyif alıyorum bu herifin kitaplarının dünyasında solumaktan, gerçekten öyle diyaloglara denk geliyorum ki arada bir espri de ben patlatayım istiyorum, bir eleştiri de ben yapayım istiyorum hatta üstatlar; “Ben gelecekten geliyorum çok değişen bir şey yok yine insanlar yalnız, yine yarım, yine rezil hayatlar sürüyorlar bunlardan biri de benim hayatımdır.” Demek istiyorum ama olmuyor okuduğumla kalıyorum işte.

Kitabın genel hatları emekli tarih öğretmeni Coşkun Ermiş üzerine kuruludur. Bir şekilde erken emekliye ayrılan ve oyunlar yazmaya başlayan yani hayallerinin peşinden koşan bir aydının hikayesine şahit oluyoruz. Keman dersleri alır, okur, yazar. Yazar dedik lakin yazmak kolay iş değildir elbette. Ülkemizde elle tutulur garanti işler yapmak gerekir; öğretmenlik, memurluk, doktorluk gibi… İşte bu sebeple sanata yönelik meslekler şayet aileniz zengin değilse hayalperestlik olarak görülür. Önünüze ailenizden, arkadaşlarınızdan, çevrenizden engeller konur ve psikolojik baskıya dahi maruz kalırsınız. Coşkun Bey de bu baskılara maruz kalan kanlı canlı bir Oğuz Atay karakteridir. Bilmiyorlardı ki yanlış adama baskı yapıyorlar bilselerdi yapmazlardı elbet. Oğuz Atay karakterleri sonuna kadar gider, tutunamazlar ama olsun bir amaç uğruna feda ederler kendilerini. Kimi karakterleri gerçek benliği adına çoğu şeyden vazgeçer (Hikmet Benol), kimileri de Oyunlar yazmak adına. (Coşkun Ermiş) Soy isimlere dikkat edelim lütfen birisi Benol diğeri Ermiş. Birinin sonu kendi benliğini bulduğunda, diğerinin ise bir şeylerin farkındalığını insanlığa yansıttığında gelir.

Coşkun Bey üzerinden devam edelim o zaman. Coşkun Bey tıpkı yaşamında olduğu gibi, oyunlarına da yarım kalmışlığını bulaştırır. Oyunların asla sonu gelmez, sonu gelmediği gibi karakterlere dahi acır kimisini işten çıkaramaz kimisini ise ölüme mahkûm edemez. Öyle ki bir zamansa sonra oyun ve gerçek iç içe geçer. Hani hep denir ya Oğuz Atay bilinç akışı yöntemini kullanır hangisi gerçekte oluyor hangisi zihninde yaşanıyor, ayırt etmek okur nezdinde zorlaşır diye, Coşkun Bey’in yaşamı da Oğuz Atay’ın anlatımı gibi karmaşıklaşır. Bu noktada bir örnek alıntı ekleyeyim de daha açıklayıcı olsun.

Sayfa 40.
“SAFFET: Bence hiç olmazsa bu sütçüyü kaldırabiliriz. (Kapı çalınır. Coşkun kalkar.)
COŞKUN: Sütçü geldi galiba. Merak etme onu kaldırdığımızı söylerim kendisine. (Kapıyı açar. Servet ve Emel görünür.)”

Çok değerli eleştiriler var kitapta hani belki hepsini burada açık edemem ama aklımda kalanlara değinmeden de asla geçebileceğimi zannetmiyorum. Örneğin, Saffet diye bir karakter var, bu da bir hayalperest benim gözümde lakin Coşkun Bey’e nispeten daha muzip. İşte bu Saffet sürekli bir yerlerden ya da birilerinden alıntı yaparak konuya dair fikirlerini söylerken hep unutuyor. Bu çabaları beni gülümsetse de daha çok düşündürüyor. Düşünürken aklıma hemen Bilge Karasu geliverdi. Karasu der ya hep anlamanın bir adım ötesi kavramaktır. Önce anlamak sonrasında kavramak hemen akabinde de fikir üretmek gelir. Saffet anlamadan alıntılamaya çalıştığı için hep unutuyor. Peki biz ne yapıyoruz, bir tartışma olduğunda gerçekten fikirlerimiz var mı yoksa alıntı düşüncelerle mi idame ettiriyoruz tartışma fasıllarımızı! Sorguluyor olmak kendi fikirlerimizin sahibi olmak yanlış dahi olsa bunu savunuyor olmak benim nazarımda alıntı bir düşüncenin savunulmasından daha değerli bir eylemdir. Kendi fikirlerimiz bizi eninde sonunda gerçeğe götürür ama alıntılar yanlışa da götürebilir.

Az daha unutuveriyordum; günümüze dair çok güzel bir eleştiriyi es geçmekle ayıp etmiş olacaktım. Önce alıntıya göz atalım.

Sayfa 58.
“SAFFET(Okur): Ey nefer-i bihaber! Muharebeyi azamın bu şedit lahzasında bu denlu gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde ne halt ediyorsun?
COŞKUN: Düşman topçusunu gözlüyom paşam.
SAFFET(Güler): Bu cahil nefer, paşanın sözlerini nasıl anladı?
COŞKUN: Fakire yalnız son iki kelimesi yetti. Okumuş yazmış takımı genellikle halkın anlayacağı birkaç söz ederler nutuklarının sonunda.”

Aslında alıntıyı yaptıktan sonra daha fazla değinme gereği duymadığımı fark ettim şu an!

Eleştiriler, şakalar, hicivler derken keyifli geçen her bir sayfayı arattırır olur son sayfalarına doğru Oğuz Bey. Oyun birden dramatikleşir, olaylar ciddileşir, birileri ölür derken hayatın kendisiyle karşı karşıya kaldığımızı ivedilikle fark ederiz.

Oğuz Bey sana ne diyeceğimi bilemiyorum. Güldürürken ağlatan aynı zamanda düşündüren bir adamsın değerini bu kadar geç anladığım için senden defalarca özür diliyorum umarım beni affedebilirsin. Aa bir dakika sanırım mesaj geldi. Yoksa Oğuz Bey’den “Affedildin kardeşim.” Mesajımı dersiniz!

Keyifli okumalar dilerim herkese.
108 syf.
·2 günde·8/10
Oyunlarla Yaşayanlar; emekli tarih öğretmeni Coşkun Ermiş etrafında şekilleniyor.
Mizahi bir dille yazılmış, içinde bolca göndermeler barındıran bir eser.
Ben tiyatro metinlerini okurken sahneler gözümün önünde canlanıyor. Oğuz Atay'ın eserinde de okumadım sahnede izlemiş gibi oldum.
Eserde bu oyun mu yoksa gerçek miydi? diye sorgulatan yerler çokca vardı.
Diğer eserlerinde olduğu gibi bu kitabında da toplumsal değerlerdeki değişmelerden dolayı bunalıma girmiş bir adamın hikayesi anlatılıyor.

*büyük kalpler nedense çok zayıf oluyor..
108 syf.
·Puan vermedi
Oyunlarla yaşayanlar, Oğuz Atay'ın tiyatro oyunu olarak yazdığı tek eser.Toplam 108 sayfadan oluşan hüzünlü bir güldürü olarak nitelendirilebilir.

Kitabın baş karakteri Çoşkun Ermiş, erken emekliliğe ayrılmış bir tarih öğretmenidir.Kişilik olarak diğer burjuva aydınlarının aksine halka sırtını dönmez ve iki kültür arasında sıkışır kalır. Eşi Cemile hanım ise kocasının emekliliğinden sonra evin geçimini dikiş dikerek sağlamaya çalışan,pazara giden kendisini ailesine adamış bir ev hanımıdır.

Kitabı genel olarak değerlendirecek olursak,dışlanan Türk aydınlarının kaygılarını,korkularını ve duygularını anlatıyor. Sade ve temiz bir dil kullanılan kitapta satır aralarında dikkat çekici sosyal mesajlar bulabilmek mümkün.
İncelemeyi kitaptan bir cümleyle bitirmek istiyorum;

“Belki de insanlar aynı oyunları oynuyorlar, hayatlarını birbirlerine benzer oyunlarla geçiriyorlardır.''
108 syf.
·Beğendi·10/10
Oguz Atayla bir akrabalığım varmış gibi düşünüyorum. Kan bağı olarak değil asla mecburen oluşan bir sevgi saygı bağıyla değil hayır ruh ve duygu bakımından yani.Okurken yine kendi kafamın içinde olanları, hislerimi görürken mutlu mu oldum bilmiyorum ama huzurlu hissediyorum her seferinde ondan bir şeyler okuyunca herhangi bir insanla konuştuğumda açıkçası bu tam olarak oluşmuyor. Halil Cibranin deyimiyle "aynı dertten muzdarip olan ruhlar aynı fikirde olanlar karşilastiginda huzur bulur"Sanırım huzur buldum cam kırıklıklarını yutarken bile. yine dolu geçen bir muhabbet oldu. iki tutunamayan olarak iyi anlaşıyoruz.

Neyse esere geleceksek;

Eser Oğuz Atayin günlüğünde bahsettiği tek tiyatro oyunudur.mizah yüklü dil ve diğer eserlerinden izlenimleri barindan yoğun cümleleri okurken göreceksiniz.Aglarken gülmek gibi bir hal oyun oynamak..

Oğuz atay bütün eserlerinde neredeyse anlaşılmamaktan yakındigi gibi burda da bu izlenim var ve okuyucusunun “ kendisinden haberi bile olmadığından “ bahsederek cümlelerinde o kırık kalbi yine görürüz.

"Artık benim sesimi de dinlemeli insanlar! İster keman sesi olsun, ister oyun sesi; yeni bir ses getirmeliyim bu dünyaya!"(syf/37)
Bu alıntı gibi..

Oyunlarla Yaşayanlar bir yandan, sanatı oyunla koşutlayan postmodern biçimciliğin izleriyle doludur; gerçeğin oyunsulaştırıldığı, belirsizleştirildiği, iç içe yansıyan aynalar örneğinde olduğu gibi iç içe geçmiş oyun düzlemleri içinde yankılanarak çoğullaştırıldığı biçimsel özelliklerle donatılmıştır.

"Toplum, çevre, salonlar, dünya denilen şey, sefil bir tiyatro oyunudur"
Schopnehauer'un dediği gibi bu eserde bunu görmek fazlasıyla mümkün.Tiyatro içinde hayatın gerçekliği çıkmazlığı karakterler üzerinden görmek pek tabi mümkün.Zaten canım Yazar buna değiniyor şu alıntıyla;
"Hayır biz oyun yazmıyoruz, biz yaşıyoruz oyunları yazarken"

hayat bir oyun mu? nerede baslayip nerede bitiyor? biz neresindeyiz? kendi yarattigimiz oyunlara kendimizi ne kadar hapsediyoruz?

Oyunda tutanamayanlarin izlenimini karakterler içinde olan parçalar görmek mümkün.Kitap konu olarak ;Toplumun halktan kopuk yari burjuva aydinini eleştirileri var, bireyin icsel hesaplasmalarini ve varolusculugunu sorgulamasiyla, gerceklerle yuzlesmeye yakinlastirmasiyla, toplumsal meseleleri ele almasiyla, arzularimiza vurgu yapmasiyla ve hayatin ne oldugunu dusundurmesiyle tam bir enlightenment yasatan bir eser.Okurken Sartre ve Kürk mantolu madonna izlenimini gördüğümü düşündüm.

Olay örgüsü kısaca şu şekilde;

Coskun ermis, emekli bir tarih öğretmendir Hayatini istemedigi sekilde heba ettigini düşünüp erken emekliye ayriliyor ve oyunlar yazmaya basliyor. yazdigi oyunlari o kadar ciddiye aliyor ki, hayat ve yazdigi oyunlar arasinda gidip geliyor. ne yazdigi oyunlara ait olabiliyor ne de gerceklere. cemile'yle yaptigi basarisiz bir evliligi var. bu basarisiz evlilik coskun'un gittikce karisindan uzaklasmasina sebep oluyor. acik acik da soyluyor cemile'yi sevmedigini. coskun, kendisi gibi ortak paydasinin tiyatro oldugu genc ve guzel kadin emel'e kaptiriyor gonlunu. arada kacip kacip gidiyor emel'in yanina. onu sevdigini de itiraf ediyor ona. emel, bir roman kahramani ol ve al beni gotur buradan diyor ama coskun o kadar basarisiz ki ne cemile'yle acik acik konusmayi basarip evliliginden gidebiliyor ne de emel'e ait olabiliyor. bir gun yine gidiyor emel'in yanina, bu kez tamamen onunla olacagini da soyluyor ama emel artik onu beklemedigini soyluyor. zaten coskun'un arada tekleyen kalbi artik dayanmiyor daha fazla.yani coskun tam bir tutunamayan.

Sadece kendi hayati konusunda basarisiz degil, yazdigi oyunlari bile tam olarak bitiremeyen basarisiz bir yazar. soyadi gibi ''ermis''lige ulasmis ancak gerceklerle oyunlar arasinda sıkışıp kalmis bir karakter.
kaybolmusluk, tutunamamislik, sıkışıp kalmislik ve basarisizlik coskun ermis karakteri uzerinden yuzunuze çarpa çarpa anlatiliyor.

Bu şekilde Eser ;içinde bulunduğu toplumun değer yargılarını aşmayı başarmış fakat geldiği noktadaki yalnızlığı kaldıramayacak kadar güçsüz aydının portresini çizer. Batılılaşma sürecini henüz tamamlayamamış ve belki de hiç tamamlayamayacak olan bir toplumda, tutunamayan, yalnızlaşan, anlaşılmama kaygıları güden duyarlı aydın, içine düştüğü boşluktan, yalnızlığından çıkardığı oyunlarla kurtulmaya çalışır.
Icerisinde Hem Osmalı hem de cumhuriyeti eleştiren kısımlar vardır.

Kitabı okuduktan sonra şu makaleleri okuyup çok fazla istifade ettim tavsiye ederim;

Oğuz Atay’ın Oyunlarla Yaşayanlar Oyununda Teatrallik(M. Elif TÜFEKÇİ)

http://omerkutlu.blogspot.com/...alamnda-bir.html?m=1

Okuyun okutun...
Tavsiye eder iyi okumalar dilerim.
108 syf.
Oyunlarla Yaşayanlar, okuduğum beşinci Atay kitabı.
Oğuz Atay sevdiğim yazarlar arasında yer aldığını belirtmek isterim.
'Oyunlarla Yaşayanlar.' Kitabı okurken ara sıra Tutunamayanlar'dan Selim'i, Turgut'u, Tehlikeli Oyunlar'dan Hikmet'i düşündüren bir kitap oldu benim için.

Oğuz Atay'ın da hayatı belki de Selim gibi, Hikmet gibi ve Coşkun gibi bir oyundan ibaretti. Ya da o hayatını öyle görüyordu. "Hayat zaten bir oyundan ibaret değil midir?"(Tehlikeli oyunlar) Ve bu yüzdendir ki kitaplarında farklı karakterlerle kendini anlatmıştır, diye düşünüyorum. Ve böylece Atay'ı daha iyi anlıyoruz.

Bu kitabında da hem oyunları yazan Coşkun ve bu oyunları yazarken aynı zamanda bu oyunları yaşıyorlar. Çünkü böyle demişti Coşkun; "Biz oyunları yazarken aynı zamanda yaşıyoruz bu oyunları." demişti.
Güldürücü-acıklı iç içe geçmiş senaryo-oyun kitabı.

Ve Atay, Atay ve yine Atay... Keşke yaşasaydı da onunla tanışma fırsatım olsaydı. Ve yine keşke yaşasaydı da daha nice iz bırakan kitaplar yazsaydı.
Oğuz Atay'ın kitaplarının etkisinden kolay kolay kurtulamayacağınız yine muazzam bir kitap. Okumamış olanlara hiç tereddütsüz okumalarını tavsiye ederim. Kitapla kalın.
108 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
"Oğuz Atay'ın kitaplığımdaki son kitabınıda okumuş oldum. Lakin son derken daha iki kitabı var. Hayırlısıyla onlarıda alırsam okumaya başlarım. Oğuz Atay, Oğuz Atay, ve yine Oğuz Atay. Üstadın ismi bile ayrı güzel. Ölmeseydininiz keşke görebiseydiniz okurlarınızı. Yazsaydınız yeni yeni, oyunlar ama izler bıraktınız giderken Selim'ler Hikmet'ler Emekli Çoşkun'ları bıraktırdınız bize Mekanınız Cennet olsun."^^

Kitap:
Çoşkun Ermiş emekli tarih öğretmeni kendisi kendi kafasından oyun yazar, ve yazdıklarını ise tiyatro haline getirir. Böylece bir sürü oyun yazmış olur. Oyunlar Çoşkun için bir ölüm kalım meselesiydi. Başka türlü yapamazdı hayatını hatta ölümünü bile büyütmek zorundaydı. Oyunlarla geri kalan hayatını yaşardı...

Ne güzel demiş Atay: Hayır hayır, beni sevmeyin. Ben hep endişe içinde yaşamak istiyorum. Böylesi daha iyi geliyor bana.

Kitap yine harika Atay yazarsa tabii harika olur.
Herkese keyifli okumar...
108 syf.
·2 günde
Çook uzun süre sonra kitap incelemesi yapmak istedim. Hem de okuduğum ilk tiyatro eserine, hem de Oğuz Atay'ınkine.

Sıradan bir oyun nasıldır bilmiyorum ama Oğuz Atay'ın sıradan bir oyun yazmayacağını bilerek başlamıştım okumaya. Okudukça da anladım eserin adının neden "Oyunlarla Yaşayanlar" olduğunu. Eserin içinde Tutunamayanlar'dan Selim ve Turgut'u bile gördük.

Kaba bir girişten sonra, biraz daha özüne geçmek istiyorum eserin. Ana karakterimiz Coşkun Ermiş, emekli bir tarih öğretmeni. Emekli olduktan sonra oyunlar yazmaya başlamaktadır. Ve bu oyunları bir zaman sonra o kadar ciddiye alır ki adeta "oyunlarla yaşar". Karısı Cemile ise bir o kadar farklıdır Çoşkun'dan. Derdi geçimdir, ailedir, "bunamış" olan annesidir; yani hayatın gerçek yüzüdür. Eşi Çoşkun'un yazdığı oyunları hiçbir zaman ciddiye almaz hatta anlamaz bile. Ve hepsi birbirinden farklı anlamlarla yüklü diğer karakterler: Saadet Nine, Ümit, Servet Duygulu, Saffet Söylemezoğlu, Emel Sevinir ve "hepsi birbirinin aynısı" olan ismi farklı karakterler.

Her köşesinde eleştiri ve mizahla karşılar bizi yazar:
"Ey zavallı milletim dinle! Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında, az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz."

Kimi zamansa aydınlara yöneliktir bu eleştiri:
"Saffet (okur): Ey nefer-i bihaber! Muharebe-yi azamın bu şedit lâhzasında bu denlu gaflet ve delalet ve hatta hiyanet içinde ne haltediyorsun?
Coşkun: Duşman topçusunu gozluyom paşam.
Saffet (güler): Bu cahil nefer, paşanın sözlerini nasıl anladı?
Coşkun: Fakire yalnız son iki kelimesi yetti. Okumuş yazmış takımı genellikle halkın anlayacağı birkaç söz ederler nutuklarının sonunda. (Düşünür.) Nasıl diyorlar? Halkla aramızdaki 'diyalog' kurulsun diye. Neyse."

İki örnekle geçtiğim eleştiri meselesi elbette bu kadarla sınırlı değildir. Ama benim asıl ilgimi çeken şey başlarda da belirttiğim oyunlarla yaşama mevzusuydu. Karakterimiz Çoşkun'un bir zaman sonra kendini yazdığı oyunlara kaptırdığından ve artık oyunların içinde yaşadığından bahsetmiştim. Peki ya biz? Biz bir okuyucuyuz. "Oyun" türünde bir eser okuyoruz, bu eserin içinde ana karakterimiz "oyun"lar yazıyor. Ve yazdığı oyunların bir kısmını yazmakla kalmayıp üstüne "yaşıyor". Yani biz bazen bir oyunu okuyoruz, bazen oyunlar yazan bir adamın oyununu, oyun olarak okuyoruz, bazense oyunlar yazan bir adamın oyunu oynayışını oyun olarak okuyoruz. Ve tam da Oğuz Atay'ın olmamızı istediği yerde kalıyoruz: Gerçek olan ne, oyun olan ne?

Tutunamayanlar'dan bir alıntıyla bitirmek istiyorum: “Hayatım, ciddiye alınmasını istediğim bir oyundu.”
108 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Oğuz Atay yaşarken beklediği değeri çevresi ve okurları tarafından göremediğini bildiğim, anlaşılamayan, kitaplığımızda popüler kültürce Olric sayıklamalarından etkilenilerek alınmış Tutunamayanlar kitabıyla tanıdığım bir yazardı. Birçok okur gibi Tutunamayanlar kitabıyla başlayıp, yarıda bırakmış tekrar başlamış, tekrar bırakmış hüsrana uğrayanlardan biriydim. Ta ki üç gün öncesine kadar. İstanbul okur buluşması kapsamında seçilmiş olan Oyunlarla Yaşayanlar benim için ilklerin kitabı, ilk Oğuz Atay ve ilk tiyatro eseri kitabım.

Tür olarak yabancı olduğum ve bilgimin izlemek dışında kısıtlı olduğu tiyatro, kitap olarak bana biraz uzak olsa da Oğuz Atay ‘ı tanımada güzel bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Bana göre; diğer kitaplarının ana teması insanların hayata tutunma çabalarını konu edinmek ve eserlerinin tamamında bir bütünlük var ise bu kitapla kendinizi çok yormadan Atay ‘ın dünyasına adım atabilirsiniz.

Oyunlarla Yaşayanlar adıyla birebir bütünlük oluşturacak bir konuya sahip. Kitapta oyunlarla(tiyatro) yaşayan bir aileyi; en ufak bir diyaloğu piyese çeviren, tiyatro ile nefes aldığını hissedebilen emekli öğretmen Çoşkun Ermiş ‘in varoluş çabalarıyla kötü bir sona vardığı trajikomik dünyasını ele almakta.

Kitap Çoşkun Ermiş ‘in evini betimleyerek başlıyor ve tüm anlatı hemen hemen bu evde geçiyor. Ara ara bu sahne karartılarak diğer mekanlara geçişler olsa da bu geçişlerin amacı da yine Çoşkun Ermiş ‘in ruh halini okura tam anlamıyla hissettirmek. Kitaba başladıktan birkaç sayfa sonra tüm karakterlerin analizini yapabilecek bilgiyi edinmenize rağmen Çoşkun karakteri için aynısını söylemek zor. Zaten kitabın oturtulduğu ana zeminde bu varoluş sancılarını, hayatı anlamlandırma çabasını, sorgulama ve hayata tutunma çırpınışlarını Çoşkun karakteri üzerinden okuyucuya yaşatmak. Bu yüzden kitap boyunca adeta deli mi bu adam diyebileceğiniz gerçek yaşam ile yazmakta olduğu tiyatro eseri arasında sıkışıp kalmış bir karakterin sizleri de bu oyuna dahil etmeye ve sorgulamaya sevk ettiğini görüyorsunuz. Çoşkun Ermiş ‘in ruhunun anlam bulduğu bu oyuna neredeyse tüm karakterler; Çoşkun ‘un oğlu Ümit, kaynanası Saadet Nine, arkadaşı Saffet, tiyatro eseri yazmasını destekleyen Emel ve tiyatro sahibi Servet de dahil olsa da neyin gerçek neyin oyun olduğunu anlayamayacak okuyucuyu oyundan uzaklaştıran biri var kitapta. Hayatın gerçek misyonunu üstlenmiş konuşmaları ve realitesiyle Çoşkun ‘un zoraki evlendiği karısı Cemile.

‘’-Oyun oyun. Biraz da gerçek oyunlarla ilgilensen iyi olur. Mesela benim para kazanmak, evi için sahneye koyduğum şu dikiş dikme oyunlarımla, Ümit ‘in her sınıfı iki yılda geçme oyununu düzeltsen biraz. Ya da paralarını içkiye yatırma oyununu adam etsen. Erken emekli olma oyununun bize neye mal olduğunu bir düşünsen… Ne dersin? ‘’

Kitabın ana teması dışında; Oğuz Atay ‘ın yaşadığı dönemde kendisinin de içinde bulunduğu aydın kesimin, batıya dönük yaşam biçimini benimsemeye başladığı yıllarda yaşadıkları abartıları, avam bir şekilde yabancılaşmalarını, toplumun alt kesimlerine duymuş oldukları küçümseme ve aşağılanmaları, okumuş kesimin ben oldum havalarını ince ince ironi yaparak eleştirmekte olduğunu görüyorsunuz.

‘’-çizgi çizmesini bilmeyenler hemen meşhur oluyorlar. Sanatı öldürdüler! ‘’
‘’-Ey milletim dinle! (Durur. ) Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında, az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz. Fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar…’’
‘’-Olsun. Önce film artisti olursunuz o zaman, sesiniz hemen güzelleşir. ‘’
‘’-Yabancı ülkelerden getirilen Bunalım Tanrılarının ülkemize bir oyunudur bu. Ülkede kötü günlerin habercisi rüzgarlar esiyordu. Aslında büyük dalgalanmaların başlangıcıydı bu. Ülkenin insanları daha insan olduklarını yeni anlıyorlardı. Millet olmanın heyecanından duydukları bir sarsıntıydı bu. Bu heyecanın içinde ithal malı bir bunalımın yeri yoktu. İşte ne yazık ülkenin aydınları, ülkenin göz bebekleri, binbir sıkıntıyla yetiştirilen, adam başına düşen yıllık gelirden oldukça yüksek pay alan okumuş takımı Ecnebi Bunalım Tanrısının büyüsüne kapıldı: Dünya Nimetlerinden usandığını haykırmaya başladı; dünya nimetlerini yaşamadan, onlardan usandığı kuruntusuna kapıldı. Meyhaneleri ithal malı bunalımlarla doldurdu. Daha biz doyasıya yaşmamıştık ki; büyük ve güzel şeylerin özlemini çekiyorduk henüz. Biz daha feraha çıkmamıştık ki, dünya nimetlerinden bıkalım, bunalımlar geçirelim…’’


Bu kitabı; yaşadığı dönemde çevresine küskün, günlüğüne ‘’Benden haberleri bile yok’’ diye yazan Atay’ın kırgın ruhuyla sadece burjuva kesimi eleştirmek, iğnelemek amacıyla yazdığını iddia etmek diğer eserlerini ve Atay ‘ın edebi kimliğini bilmemek olur. Oğuz Atay ‘ın birkaç kitabını ya da sadece Tutunamayanları okuyan herkes yazarın amacının bu olmadığını Çoşkun Ermiş gibi gerçek hayatın ona sunmadığı huzuru, çoğu zaman ön plana çıkardığı çirkin yüzünü görmek istemeyip; aslında hobi olarak edinebileceği tiyatro eseri yazma uğraşını hayatının merkezine alarak fazlaca kendini kaptırması ve bu yanılsamada kötü bir sona varmasını, hayata tutunamayan bütün insanların bir örneği olarak ele aldığını anlayacaktır. Zaman zaman hemen her insanın içine düştüğü bu durum bazen konunun kitaplar, bazen spor, bazen iş, bazen aşk, bazen alışveriş vs gibi hayatta araç olacak birçok unsurun amaç olarak sahiplenilip hedef alındığı her hayatta görülebilir.


Hayatın hep bir tek düzeliğe çoğu zaman kalıplara oturma çabasından alıkoyup renklendirmeye, değiştirmeye çalıştığımız dünyamızda Çoşkun Ermiş ‘in dediği gibi ‘’belki de insanlar aynı oyunları oynuyorlar, hayatlarını birbirine benzer oyunlarla geçiriyorlar. ‘’ Bu yüzden çoğu zaman düştüğümüz boşluklardan çıkma çabamız da kendimizi kandırıp inandığımız başka bir oyuna adım atışımızı getiriyor.
‘’-insanların hayatı zaten daha önceden yazılmış oyunlarla geçiyormuş. Belki biz yani siz demek istiyorum, bizim için yazılmış oyunları değiştirmek, yani kaderimizi değiştirmek yani oyunlarımıza anlam vermek için, onları yeni baştan kendimize göre yazmak için…’’

Bir an Çoşkun Ermiş ‘cesine;
Hayat bir oyunsa ve her büyük tiyatro oyuncusu gibi sahnede öleceksek; büyük meseleler yüzünden harcamış olalım hayatımızı, küçük meseleler yüzünden yıpranıp ölerek değil.
108 syf.
·3 günde
İlk Oğuz Atay okumamı Oyunlarla Yaşayanlar adlı tiyatro oyunu ile yaptığıma çok memnunum. İstanbul Okuma grubuna da bu kitabı seçtiği için çok teşekkürler. Eğlenerek zevkle okudum.

Erken emekli olmuş bir tarih öğretmeni Coşkun Ermiş'in oyun yazma denemelerinin ve hayatı da oyunlaştırmasının oyununu yazmış Oğuz Atay.

Oyun içinde oyun içinde oyun. Espiriler, taşlamalar ve dram. Hangisi daha zor diye soruyor, güldürmek mi ağlatmak mı?

Güldürürken ağlatmak olmuş onunki...
108 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
"İnsanların hayatı zaten daha önceden yazılmış oyunlarla geçiyormuş."

İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=wmJ66RtZUdw

Biz insanlarız değil mi? Yaşıyoruz, nefes alıyoruz ve yavaş yavaş ölüyoruz.

Peki hiç dönüp etrafınıza baktınız mı? Her insanın aslında aynı olduğunu bir anda fark edebildiniz mi? Her insan aynı...

Benzer duyguları hissedip benzer hayatları yaşıyorlar. Aynı arabalara binip aynı giysileri giyiyorlar. Aşkları da aynı hayatları da fikirleri de...
Oğuz Atay ne güzel demiş be! Oyunlarla Yaşıyoruz! Hepsi aslında oyun; kalkın,uyanın!

Başta da Oğuz Atay'ın dediği gibi, hayatımız önceden yazılmış oyunlarla geçiyor. Bunu kabul edelim.
Peki neden, "insanlar aynı oyunları oynuyorlar, hayatlarını birbirine benzer oyunlarla geçiriyorlar." Neden...

Bazıları çıkıyor. Farklı hayatlar yaşamak ve başka başka insanların hayatlarına dokunmak istiyor. Birilerine bir şey katayım diye birilerini mutlu edeyim diye...

Belki de onlar insan değil, belki de bütün her şey boş bir çabadan ibaret...

Coşkun Ermiş'te bu insanlardan birisi. Oyunlarda yaşamış ve bir gün "Yeter artık!" diyerek erkenden emekli olmuş. Herkesin oynadığı o oyunu oynamak istemiyorum demiş ve kendi oyununu yazmaya kalkmış. İnsanları bilgilendireyim bir şeyler öğreteyim ve bu hayatımın bi' amacı olsun demiş.

Coşkun aslında ne istiyor biliyor musunuz?
"insanlar arasındaki engelleri kaldıralım, bütün oyunları birlikte oynayalım, birlikte seyredelim, kendimize isimler vermeyelim, yaptığımız işlerle varolalım,bunun dışında kalan bütün sahte unvanları, kurumları, insanın kendini üstün bir şey saymasına yolaçan düzenleri yok sayalım..."

Çok güzel değil mi sizce de söyledikleri? Bütün engelleri kaldırsak ne de güzel olur oysaki...

Ama olmuyor ya! En başta karısı Cemile yalnız bırakıyor Coşkun'u... Doğru düzgün bir işe girsen, önce bizi düşünsen! diyor.

"Yalnız insan kendine acır." değil mi Oğuz Atay... Bunu da sen söyledin ama ben inanmak istemiyorum. Başkaları için de yaşamak lazım bu hayatta. Dünyayı da aydınlatmaya çalışmamız lazım.

Bütün o aydın insanlar sizlere sesleniyorum. Kitaplarının arasında boğulurken, durmadan çalışırken ve hiç ama hiç pes etmeden DÜNYAYI AYDINLATMAYA çalışan aydın insanlar!
Biliyorum, "...kahramanlar oyunlarını ve kaderlerini yalnız yaşarlar." Bu yüzden hepimiz yalnız yaşayacağız ve yalnız öleceğiz.

Komik... ölüm de demişken, "Hayat nerede bitiyor, ölüm nerede başlıyor?"

Bana bu kitabı hediye eden Özlem Hanım'a (özlem) çok teşekkür ederim. Oğuz Atay bana hep pes etmemem gerektiğini hatırlatıyor. Umarım sizlere de hatırlatır...

Herkese İyi Okumalar Dilerim :)
108 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Oğuzcuğum Atay'ın okuduğum üçüncü kitabı ve tek tiyatro eseri... Sadece 108 sayfadan oluşan okurken de sizi güldüren-hüzünlendiren ve bu ikilemde bırakan bir kitap. Oğuzcuğum Atay'ın hep kendine özgü anlatımı, fikirleri, ve esprileri vardır ve bunu her kitabında farklı bir karakterle harmanlar, karakterleri unutturmaz. Tutunamayanların Selim'ini ve Turgut'unu nasıl unutmadıysam Oyunlarla Yaşayanların Coşkun Ermiş emekli tarih öğretmenini de unutmayacağım: ) Size Coşkun Ermiş'i biraz tanıtmak isteriiim tabiki: ) Kendi isteğiyle emekli olmuş ve kendini oyun yazmaya adamış bir aydın. Yazmaya adamış derken kendi hayatı gibi onları da yarım bırakan, asla tamamlayamayan bir oyun yazarı: ) Kendini öyle adıyor ki bu işe yazmak bir yana oynuyorda, sürekli tiyatro oynar gibi gündelik hayatında rollere bürünüyor. Tabii destekçisi Saffet ve deli oğlu Ümit'le birlikte (karısı Cemile'nin çıldırmasına rağmen) :)) Evin Saadet ninesini de unutmayalım tabiii :) Okurken güldüren ve eleştiren bir yanı olan bu kitabı tabiki okuyun bi kaç saatte biter... Oğuzcuğum Atay'a gelecek olursak, mümkün olsaydı onu ve deliliğini çok tanımak isterdim. Şöyle bu hayat üstüne esprili bir hasbihal ederdik :) Eminim çoook gülerdim, baya eğlenirdim. Oğuzcuğum Atay bütün kitaplarını okumak ve seninle delirmek istiyorum. Keşke erken gitmeseydin, huzurla uyu...
108 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Hem okuduğum ilk tiyatro oyunu hemde ilk Oğuz Atay eseri oldu . Oğuz Atay tiyatro oyunlarını bir tiyatro oyunu ile anlatmış .

Oyunun içindeki karakterler ciddi anlamda oyunları sadece tiyatro oyunu olarak görmüyor yaşıyorlar. Oyunlarla Yaşayanlar ismini ciddi anlamda yansıtıyor . Eserde hem bir komedi hem de bir ailenin dramı bir arada aynı eserde yer alıyor.

Karakterler gibi sizde okurken oyunlarda yaşayacaksınız . Okumanızı tavsiye ederim . Şimdiden size iyi okumalar dilerim :)
Coşkun: Birden senin bir sözün geldi aklıma ve birden ölüm filan anlamını kaybetti. Birden senin yanında olmak istedim. Yalnız bunu istedim. Ben de ölümcül bir hastalığa tutulsam dedim, bu hastalığa tutulduğumu bilsem dedim, bu ölümcül hastalık yüzünden her şey birden önemini kaybetse dedim, korkularımdan bile kurtulsam dedim... Ve artık her şey bana vız gelse dedim, hemen ona gitsem dedim...
Emel:Evet?
Coşkun: İşte geldim. Ve seni seviyorum.
Daha iyi. Çünkü şimdi bütün gençler sanata karşı. Kendini genç sanan ihtiyarlar da sanata karşı. Herkes sanata karşı. Önce şiirden anlamı kaldırdılar, sonra müzikte melodiyi öldürdüler. Ya resim? çizgi çizmesini bilmeyenler hemen meşhur oluyorlar. Sanatı öldürdüler!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Oyunlarla Yaşayanlar
Alt başlık:
Bütün Eserleri 3
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
108
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754702101
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Tanzimat'tan bu yana sürekli değişen politik ve toplumsal değerler karşısında tutunmaya çalışan Türk okur-yazarının kara güldürüsü. Eylemsizlikle geçmiş bir yaşamın getirdiği beceriksizlik ve gülünç olma korkusundan Atay sürükleyici bir oyun çıkarmış.

Kitabı okuyanlar 2.577 okur

  • Özgüç Çoruh
  • mel
  • Mehmet Atar
  • Uğur Ateşer
  • Ahmet Tosun
  • Suna Yenişehirli
  • Nur altunışık
  • Pınar Kaçmaz
  • muradgibi
  • Reyhan Türkyılmaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.1
14-17 Yaş
%8.8
18-24 Yaş
%31.8
25-34 Yaş
%32.1
35-44 Yaş
%15.3
45-54 Yaş
%3.6
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.5
Erkek
%46.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.7 (353)
9
%22.8 (180)
8
%17.1 (135)
7
%9.8 (77)
6
%3.5 (28)
5
%1.3 (10)
4
%0.6 (5)
3
%0.1 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları