Oyunlarla Yaşayanlar (Bütün Eserleri 3)

·
Okunma
·
Beğeni
·
7.143
Gösterim
Adı:
Oyunlarla Yaşayanlar
Alt başlık:
Bütün Eserleri 3
Baskı tarihi:
Mart 2007
Sayfa sayısı:
108
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754702101
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Tanzimat'tan bu yana sürekli değişen politik ve toplumsal değerler karşısında tutunmaya çalışan Türk okur-yazarının kara güldürüsü. Eylemsizlikle geçmiş bir yaşamın getirdiği beceriksizlik ve gülünç olma korkusundan Atay sürükleyici bir oyun çıkarmış.
(Tanıtım Bülteninden)
Oyunlarla Yaşayanlar, Oğuz Atay’ın tiyatro eseri. Kısacık toplamda 108 sayfa ama her bir sayfası dolu dolu. Tehlikeli Oyunlar eserine oldukça benziyor ama daha çok içinden bir bölüm gibi… Hani deseler; “Oyunlarla Yaşayanlar, Tehlikeli Oyunlar’ın yayınlanmayan bir bölümüdür, ilk kez iletişim yayınlarından okurun beğenisine sunulmuştur.” Vallahi inanırım… Aynı sorgulamalar, eleştiriler, hicivler, şakalar… Tam bir Oğuz Atay kitabı öyle ki okuyanlar bilir bu adamın nasıl şahsına münhasır bir anlatımı olduğunu ya da bütünüyle kendine özel bir dünyası olduğunu. Ben çok keyif alıyorum bu herifin kitaplarının dünyasında solumaktan, gerçekten öyle diyaloglara denk geliyorum ki arada bir espri de ben patlatayım istiyorum, bir eleştiri de ben yapayım istiyorum hatta üstatlar; “Ben gelecekten geliyorum çok değişen bir şey yok yine insanlar yalnız, yine yarım, yine rezil hayatlar sürüyorlar bunlardan biri de benim hayatımdır.” Demek istiyorum ama olmuyor okuduğumla kalıyorum işte.

Kitabın genel hatları emekli tarih öğretmeni Coşkun Ermiş üzerine kuruludur. Bir şekilde erken emekliye ayrılan ve oyunlar yazmaya başlayan yani hayallerinin peşinden koşan bir aydının hikayesine şahit oluyoruz. Keman dersleri alır, okur, yazar. Yazar dedik lakin yazmak kolay iş değildir elbette. Ülkemizde elle tutulur garanti işler yapmak gerekir; öğretmenlik, memurluk, doktorluk gibi… İşte bu sebeple sanata yönelik meslekler şayet aileniz zengin değilse hayalperestlik olarak görülür. Önünüze ailenizden, arkadaşlarınızdan, çevrenizden engeller konur ve psikolojik baskıya dahi maruz kalırsınız. Coşkun Bey de bu baskılara maruz kalan kanlı canlı bir Oğuz Atay karakteridir. Bilmiyorlardı ki yanlış adama baskı yapıyorlar bilselerdi yapmazlardı elbet. Oğuz Atay karakterleri sonuna kadar gider, tutunamazlar ama olsun bir amaç uğruna feda ederler kendilerini. Kimi karakterleri gerçek benliği adına çoğu şeyden vazgeçer (Hikmet Benol), kimileri de Oyunlar yazmak adına. (Coşkun Ermiş) Soy isimlere dikkat edelim lütfen birisi Benol diğeri Ermiş. Birinin sonu kendi benliğini bulduğunda, diğerinin ise bir şeylerin farkındalığını insanlığa yansıttığında gelir.

Coşkun Bey üzerinden devam edelim o zaman. Coşkun Bey tıpkı yaşamında olduğu gibi, oyunlarına da yarım kalmışlığını bulaştırır. Oyunların asla sonu gelmez, sonu gelmediği gibi karakterlere dahi acır kimisini işten çıkaramaz kimisini ise ölüme mahkûm edemez. Öyle ki bir zamansa sonra oyun ve gerçek iç içe geçer. Hani hep denir ya Oğuz Atay bilinç akışı yöntemini kullanır hangisi gerçekte oluyor hangisi zihninde yaşanıyor, ayırt etmek okur nezdinde zorlaşır diye, Coşkun Bey’in yaşamı da Oğuz Atay’ın anlatımı gibi karmaşıklaşır. Bu noktada bir örnek alıntı ekleyeyim de daha açıklayıcı olsun.

Sayfa 40.
“SAFFET: Bence hiç olmazsa bu sütçüyü kaldırabiliriz. (Kapı çalınır. Coşkun kalkar.)
COŞKUN: Sütçü geldi galiba. Merak etme onu kaldırdığımızı söylerim kendisine. (Kapıyı açar. Servet ve Emel görünür.)”

Çok değerli eleştiriler var kitapta hani belki hepsini burada açık edemem ama aklımda kalanlara değinmeden de asla geçebileceğimi zannetmiyorum. Örneğin, Saffet diye bir karakter var, bu da bir hayalperest benim gözümde lakin Coşkun Bey’e nispeten daha muzip. İşte bu Saffet sürekli bir yerlerden ya da birilerinden alıntı yaparak konuya dair fikirlerini söylerken hep unutuyor. Bu çabaları beni gülümsetse de daha çok düşündürüyor. Düşünürken aklıma hemen Bilge Karasu geliverdi. Karasu der ya hep anlamanın bir adım ötesi kavramaktır. Önce anlamak sonrasında kavramak hemen akabinde de fikir üretmek gelir. Saffet anlamadan alıntılamaya çalıştığı için hep unutuyor. Peki biz ne yapıyoruz, bir tartışma olduğunda gerçekten fikirlerimiz var mı yoksa alıntı düşüncelerle mi idame ettiriyoruz tartışma fasıllarımızı! Sorguluyor olmak kendi fikirlerimizin sahibi olmak yanlış dahi olsa bunu savunuyor olmak benim nazarımda alıntı bir düşüncenin savunulmasından daha değerli bir eylemdir. Kendi fikirlerimiz bizi eninde sonunda gerçeğe götürür ama alıntılar yanlışa da götürebilir.

Az daha unutuveriyordum; günümüze dair çok güzel bir eleştiriyi es geçmekle ayıp etmiş olacaktım. Önce alıntıya göz atalım.

Sayfa 58.
“SAFFET(Okur): Ey nefer-i bihaber! Muharebeyi azamın bu şedit lahzasında bu denlu gaflet ve delalet ve hatta hıyanet içinde ne halt ediyorsun?
COŞKUN: Düşman topçusunu gözlüyom paşam.
SAFFET(Güler): Bu cahil nefer, paşanın sözlerini nasıl anladı?
COŞKUN: Fakire yalnız son iki kelimesi yetti. Okumuş yazmış takımı genellikle halkın anlayacağı birkaç söz ederler nutuklarının sonunda.”

Aslında alıntıyı yaptıktan sonra daha fazla değinme gereği duymadığımı fark ettim şu an!

Eleştiriler, şakalar, hicivler derken keyifli geçen her bir sayfayı arattırır olur son sayfalarına doğru Oğuz Bey. Oyun birden dramatikleşir, olaylar ciddileşir, birileri ölür derken hayatın kendisiyle karşı karşıya kaldığımızı ivedilikle fark ederiz.

Oğuz Bey sana ne diyeceğimi bilemiyorum. Güldürürken ağlatan aynı zamanda düşündüren bir adamsın değerini bu kadar geç anladığım için senden defalarca özür diliyorum umarım beni affedebilirsin. Aa bir dakika sanırım mesaj geldi. Yoksa Oğuz Bey’den “Affedildin kardeşim.” Mesajımı dersiniz!

Keyifli okumalar dilerim herkese.
Oyunlarla Yaşayanlar, okuduğum beşinci Atay kitabı.
Oğuz Atay sevdiğim yazarlar arasında yer aldığını belirtmek isterim.
'Oyunlarla Yaşayanlar.' Kitabı okurken ara sıra Tutunamayanlar'dan Selim'i, Turgut'u, Tehlikeli Oyunlar'dan Hikmet'i düşündüren bir kitap oldu benim için.

Oğuz Atay'ın da hayatı belki de Selim gibi, Hikmet gibi ve Coşkun gibi bir oyundan ibaretti. Ya da o hayatını öyle görüyordu. "Hayat zaten bir oyundan ibaret değil midir?"(Tehlikeli oyunlar) Ve bu yüzdendir ki kitaplarında farklı karakterlerle kendini anlatmıştır, diye düşünüyorum. Ve böylece Atay'ı daha iyi anlıyoruz.

Bu kitabında da hem oyunları yazan Coşkun ve bu oyunları yazarken aynı zamanda bu oyunları yaşıyorlar. Çünkü böyle demişti Coşkun; "Biz oyunları yazarken aynı zamanda yaşıyoruz bu oyunları." demişti.
Güldürücü-acıklı iç içe geçmiş senaryo-oyun kitabı.

Ve Atay, Atay ve yine Atay... Keşke yaşasaydı da onunla tanışma fırsatım olsaydı. Ve yine keşke yaşasaydı da daha nice iz bırakan kitaplar yazsaydı.
Oğuz Atay'ın kitaplarının etkisinden kolay kolay kurtulamayacağınız yine muazzam bir kitap. Okumamış olanlara hiç tereddütsüz okumalarını tavsiye ederim. Kitapla kalın.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.951 Oy)19.880 beğeni45.543 okunma3.538 alıntı192.445 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.928 Oy)9.200 beğeni30.192 okunma923 alıntı146.458 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.115 Oy)13.939 beğeni36.117 okunma3.797 alıntı153.467 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.724 Oy)9.687 beğeni27.201 okunma2.009 alıntı125.890 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (4.201 Oy)4.575 beğeni13.443 okunma2.808 alıntı75.468 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.768 Oy)8.380 beğeni23.975 okunma954 alıntı95.600 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.613 Oy)4.097 beğeni13.637 okunma1.537 alıntı56.337 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.899 Oy)9.441 beğeni26.577 okunma1.809 alıntı135.743 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.729 Oy)8.189 beğeni22.284 okunma4.514 alıntı136.767 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.241 Oy)9.233 beğeni27.558 okunma2.929 alıntı121.490 gösterim
"Oğuz Atay'ın kitaplığımdaki son kitabınıda okumuş oldum. Lakin son derken daha iki kitabı var. Hayırlısıyla onlarıda alırsam okumaya başlarım. Oğuz Atay, Oğuz Atay, ve yine Oğuz Atay. Üstadın ismi bile ayrı güzel. Ölmeseydininiz keşke görebiseydiniz okurlarınızı. Yazsaydınız yeni yeni, oyunlar ama izler bıraktınız giderken Selim'ler Hikmet'ler Emekli Çoşkun'ları bıraktırdınız bize Mekanınız Cennet olsun."^^

Kitap:
Çoşkun Ermiş emekli tarih öğretmeni kendisi kendi kafasından oyun yazar, ve yazdıklarını ise tiyatro haline getirir. Böylece bir sürü oyun yazmış olur. Oyunlar Çoşkun için bir ölüm kalım meselesiydi. Başka türlü yapamazdı hayatını hatta ölümünü bile büyütmek zorundaydı. Oyunlarla geri kalan hayatını yaşardı...

Ne güzel demiş Atay: Hayır hayır, beni sevmeyin. Ben hep endişe içinde yaşamak istiyorum. Böylesi daha iyi geliyor bana.

Kitap yine harika Atay yazarsa tabii harika olur.
Herkese keyifli okumar...
Oğuz Atay yaşarken beklediği değeri çevresi ve okurları tarafından göremediğini bildiğim, anlaşılamayan, kitaplığımızda popüler kültürce Olric sayıklamalarından etkilenilerek alınmış Tutunamayanlar kitabıyla tanıdığım bir yazardı. Birçok okur gibi Tutunamayanlar kitabıyla başlayıp, yarıda bırakmış tekrar başlamış, tekrar bırakmış hüsrana uğrayanlardan biriydim. Ta ki üç gün öncesine kadar. İstanbul okur buluşması kapsamında seçilmiş olan Oyunlarla Yaşayanlar benim için ilklerin kitabı, ilk Oğuz Atay ve ilk tiyatro eseri kitabım.

Tür olarak yabancı olduğum ve bilgimin izlemek dışında kısıtlı olduğu tiyatro, kitap olarak bana biraz uzak olsa da Oğuz Atay ‘ı tanımada güzel bir başlangıç olduğunu düşünüyorum. Bana göre; diğer kitaplarının ana teması insanların hayata tutunma çabalarını konu edinmek ve eserlerinin tamamında bir bütünlük var ise bu kitapla kendinizi çok yormadan Atay ‘ın dünyasına adım atabilirsiniz.

Oyunlarla Yaşayanlar adıyla birebir bütünlük oluşturacak bir konuya sahip. Kitapta oyunlarla(tiyatro) yaşayan bir aileyi; en ufak bir diyaloğu piyese çeviren, tiyatro ile nefes aldığını hissedebilen emekli öğretmen Çoşkun Ermiş ‘in varoluş çabalarıyla kötü bir sona vardığı trajikomik dünyasını ele almakta.

Kitap Çoşkun Ermiş ‘in evini betimleyerek başlıyor ve tüm anlatı hemen hemen bu evde geçiyor. Ara ara bu sahne karartılarak diğer mekanlara geçişler olsa da bu geçişlerin amacı da yine Çoşkun Ermiş ‘in ruh halini okura tam anlamıyla hissettirmek. Kitaba başladıktan birkaç sayfa sonra tüm karakterlerin analizini yapabilecek bilgiyi edinmenize rağmen Çoşkun karakteri için aynısını söylemek zor. Zaten kitabın oturtulduğu ana zeminde bu varoluş sancılarını, hayatı anlamlandırma çabasını, sorgulama ve hayata tutunma çırpınışlarını Çoşkun karakteri üzerinden okuyucuya yaşatmak. Bu yüzden kitap boyunca adeta deli mi bu adam diyebileceğiniz gerçek yaşam ile yazmakta olduğu tiyatro eseri arasında sıkışıp kalmış bir karakterin sizleri de bu oyuna dahil etmeye ve sorgulamaya sevk ettiğini görüyorsunuz. Çoşkun Ermiş ‘in ruhunun anlam bulduğu bu oyuna neredeyse tüm karakterler; Çoşkun ‘un oğlu Ümit, kaynanası Saadet Nine, arkadaşı Saffet, tiyatro eseri yazmasını destekleyen Emel ve tiyatro sahibi Servet de dahil olsa da neyin gerçek neyin oyun olduğunu anlayamayacak okuyucuyu oyundan uzaklaştıran biri var kitapta. Hayatın gerçek misyonunu üstlenmiş konuşmaları ve realitesiyle Çoşkun ‘un zoraki evlendiği karısı Cemile.

‘’-Oyun oyun. Biraz da gerçek oyunlarla ilgilensen iyi olur. Mesela benim para kazanmak, evi için sahneye koyduğum şu dikiş dikme oyunlarımla, Ümit ‘in her sınıfı iki yılda geçme oyununu düzeltsen biraz. Ya da paralarını içkiye yatırma oyununu adam etsen. Erken emekli olma oyununun bize neye mal olduğunu bir düşünsen… Ne dersin? ‘’

Kitabın ana teması dışında; Oğuz Atay ‘ın yaşadığı dönemde kendisinin de içinde bulunduğu aydın kesimin, batıya dönük yaşam biçimini benimsemeye başladığı yıllarda yaşadıkları abartıları, avam bir şekilde yabancılaşmalarını, toplumun alt kesimlerine duymuş oldukları küçümseme ve aşağılanmaları, okumuş kesimin ben oldum havalarını ince ince ironi yaparak eleştirmekte olduğunu görüyorsunuz.

‘’-çizgi çizmesini bilmeyenler hemen meşhur oluyorlar. Sanatı öldürdüler! ‘’
‘’-Ey milletim dinle! (Durur. ) Şu anda, hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında, az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim! Neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmek yüzünden, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Bu milletin hali ne olacak diye hayatı kendimize zehir ediyoruz. Fakir fukaranın hayatını anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne sermeye çalışan meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar…’’
‘’-Olsun. Önce film artisti olursunuz o zaman, sesiniz hemen güzelleşir. ‘’
‘’-Yabancı ülkelerden getirilen Bunalım Tanrılarının ülkemize bir oyunudur bu. Ülkede kötü günlerin habercisi rüzgarlar esiyordu. Aslında büyük dalgalanmaların başlangıcıydı bu. Ülkenin insanları daha insan olduklarını yeni anlıyorlardı. Millet olmanın heyecanından duydukları bir sarsıntıydı bu. Bu heyecanın içinde ithal malı bir bunalımın yeri yoktu. İşte ne yazık ülkenin aydınları, ülkenin göz bebekleri, binbir sıkıntıyla yetiştirilen, adam başına düşen yıllık gelirden oldukça yüksek pay alan okumuş takımı Ecnebi Bunalım Tanrısının büyüsüne kapıldı: Dünya Nimetlerinden usandığını haykırmaya başladı; dünya nimetlerini yaşamadan, onlardan usandığı kuruntusuna kapıldı. Meyhaneleri ithal malı bunalımlarla doldurdu. Daha biz doyasıya yaşmamıştık ki; büyük ve güzel şeylerin özlemini çekiyorduk henüz. Biz daha feraha çıkmamıştık ki, dünya nimetlerinden bıkalım, bunalımlar geçirelim…’’


Bu kitabı; yaşadığı dönemde çevresine küskün, günlüğüne ‘’Benden haberleri bile yok’’ diye yazan Atay’ın kırgın ruhuyla sadece burjuva kesimi eleştirmek, iğnelemek amacıyla yazdığını iddia etmek diğer eserlerini ve Atay ‘ın edebi kimliğini bilmemek olur. Oğuz Atay ‘ın birkaç kitabını ya da sadece Tutunamayanları okuyan herkes yazarın amacının bu olmadığını Çoşkun Ermiş gibi gerçek hayatın ona sunmadığı huzuru, çoğu zaman ön plana çıkardığı çirkin yüzünü görmek istemeyip; aslında hobi olarak edinebileceği tiyatro eseri yazma uğraşını hayatının merkezine alarak fazlaca kendini kaptırması ve bu yanılsamada kötü bir sona varmasını, hayata tutunamayan bütün insanların bir örneği olarak ele aldığını anlayacaktır. Zaman zaman hemen her insanın içine düştüğü bu durum bazen konunun kitaplar, bazen spor, bazen iş, bazen aşk, bazen alışveriş vs gibi hayatta araç olacak birçok unsurun amaç olarak sahiplenilip hedef alındığı her hayatta görülebilir.


Hayatın hep bir tek düzeliğe çoğu zaman kalıplara oturma çabasından alıkoyup renklendirmeye, değiştirmeye çalıştığımız dünyamızda Çoşkun Ermiş ‘in dediği gibi ‘’belki de insanlar aynı oyunları oynuyorlar, hayatlarını birbirine benzer oyunlarla geçiriyorlar. ‘’ Bu yüzden çoğu zaman düştüğümüz boşluklardan çıkma çabamız da kendimizi kandırıp inandığımız başka bir oyuna adım atışımızı getiriyor.
‘’-insanların hayatı zaten daha önceden yazılmış oyunlarla geçiyormuş. Belki biz yani siz demek istiyorum, bizim için yazılmış oyunları değiştirmek, yani kaderimizi değiştirmek yani oyunlarımıza anlam vermek için, onları yeni baştan kendimize göre yazmak için…’’

Bir an Çoşkun Ermiş ‘cesine;
Hayat bir oyunsa ve her büyük tiyatro oyuncusu gibi sahnede öleceksek; büyük meseleler yüzünden harcamış olalım hayatımızı, küçük meseleler yüzünden yıpranıp ölerek değil.
İlk Oğuz Atay okumamı Oyunlarla Yaşayanlar adlı tiyatro oyunu ile yaptığıma çok memnunum. İstanbul Okuma grubuna da bu kitabı seçtiği için çok teşekkürler. Eğlenerek zevkle okudum.

Erken emekli olmuş bir tarih öğretmeni Coşkun Ermiş'in oyun yazma denemelerinin ve hayatı da oyunlaştırmasının oyununu yazmış Oğuz Atay.

Oyun içinde oyun içinde oyun. Espiriler, taşlamalar ve dram. Hangisi daha zor diye soruyor, güldürmek mi ağlatmak mı?

Güldürürken ağlatmak olmuş onunki...
Atay'da gördüğüm dünyayı sizlerle paylaşmaya çalışacağım.
Seviliyorsunuz.

Atay yaşarken değeri bilinmeyen, -ki öldükten sonra bile bu uzun bir süre devam etti - okur-yazar kesim tarafından bile yanlış anlaşılan bir yazardır.
Atay gibi üst - kurmaca yapıtlar ortaya koyan bir yazarın önemi gözardı edilmemelidir.
Eserlerinde batının umutsuzluğu yoktur. Aksine en umutsuz cümlelerinde bile bir umut barındırmıştır hep.
Hayatı olduğu gibi önümüze sermiş, bildiğimiz ama yaşamımız boyunca umursamak istemediğimiz şeyleri yazmıştır.
Atay'ın metinlerinde ironinin çok yönlü işlevselliği vardır.

Düşüncelerin aynı olmaması, duyguların özgürce ve kendi anlamına bağlı kalarak ilerleyebilmesi için yapılan bir ironi.
Tatlı bir güldürünün sonunda bırakılan buruk bir tat...
Türk ve dünya edebiyatıyla kurduğu ilişki romanlarında yoğun bir anlatımı / anlamı bizlere hediye etmiştir.
Yazılarında kullandığı post - modem kuramı türk edebiyatını, çağdaş edebiyatla aynı seviyeye getirmiştir.
Atay, atay ve yine Atay diyorum.
Kitaplarını okudukça onunla ilgili bilgiler vermeye devam edeceğim.

Incelememi, bu kitabında Coşkun adlı karakterin ağzından verdiği cümleyle bitirmek isterim:

" Bütün dünya çıldırmış ve onları yazmak üzere ben gönderilmişim."

Kitapla kalın, canlar !
"İnsanların hayatı zaten daha önceden yazılmış oyunlarla geçiyormuş."

İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=wmJ66RtZUdw

Biz insanlarız değil mi? Yaşıyoruz, nefes alıyoruz ve yavaş yavaş ölüyoruz.

Peki hiç dönüp etrafınıza baktınız mı? Her insanın aslında aynı olduğunu bir anda fark edebildiniz mi? Her insan aynı...

Benzer duyguları hissedip benzer hayatları yaşıyorlar. Aynı arabalara binip aynı giysileri giyiyorlar. Aşkları da aynı hayatları da fikirleri de...
Oğuz Atay ne güzel demiş be! Oyunlarla Yaşıyoruz! Hepsi aslında oyun; kalkın,uyanın!

Başta da Oğuz Atay'ın dediği gibi, hayatımız önceden yazılmış oyunlarla geçiyor. Bunu kabul edelim.
Peki neden, "insanlar aynı oyunları oynuyorlar, hayatlarını birbirine benzer oyunlarla geçiriyorlar." Neden...

Bazıları çıkıyor. Farklı hayatlar yaşamak ve başka başka insanların hayatlarına dokunmak istiyor. Birilerine bir şey katayım diye birilerini mutlu edeyim diye...

Belki de onlar insan değil, belki de bütün her şey boş bir çabadan ibaret...

Coşkun Ermiş'te bu insanlardan birisi. Oyunlarda yaşamış ve bir gün "Yeter artık!" diyerek erkenden emekli olmuş. Herkesin oynadığı o oyunu oynamak istemiyorum demiş ve kendi oyununu yazmaya kalkmış. İnsanları bilgilendireyim bir şeyler öğreteyim ve bu hayatımın bi' amacı olsun demiş.

Coşkun aslında ne istiyor biliyor musunuz?
"insanlar arasındaki engelleri kaldıralım, bütün oyunları birlikte oynayalım, birlikte seyredelim, kendimize isimler vermeyelim, yaptığımız işlerle varolalım,bunun dışında kalan bütün sahte unvanları, kurumları, insanın kendini üstün bir şey saymasına yolaçan düzenleri yok sayalım..."

Çok güzel değil mi sizce de söyledikleri? Bütün engelleri kaldırsak ne de güzel olur oysaki...

Ama olmuyor ya! En başta karısı Cemile yalnız bırakıyor Coşkun'u... Doğru düzgün bir işe girsen, önce bizi düşünsen! diyor.

"Yalnız insan kendine acır." değil mi Oğuz Atay... Bunu da sen söyledin ama ben inanmak istemiyorum. Başkaları için de yaşamak lazım bu hayatta. Dünyayı da aydınlatmaya çalışmamız lazım.

Bütün o aydın insanlar sizlere sesleniyorum. Kitaplarının arasında boğulurken, durmadan çalışırken ve hiç ama hiç pes etmeden DÜNYAYI AYDINLATMAYA çalışan aydın insanlar!
Biliyorum, "...kahramanlar oyunlarını ve kaderlerini yalnız yaşarlar." Bu yüzden hepimiz yalnız yaşayacağız ve yalnız öleceğiz.

Komik... ölüm de demişken, "Hayat nerede bitiyor, ölüm nerede başlıyor?"

Bana bu kitabı hediye eden Özlem Hanım'a (özlem) çok teşekkür ederim. Oğuz Atay bana hep pes etmemem gerektiğini hatırlatıyor. Umarım sizlere de hatırlatır...

Herkese İyi Okumalar Dilerim :)
Hem okuduğum ilk tiyatro oyunu hemde ilk Oğuz Atay eseri oldu . Oğuz Atay tiyatro oyunlarını bir tiyatro oyunu ile anlatmış .

Oyunun içindeki karakterler ciddi anlamda oyunları sadece tiyatro oyunu olarak görmüyor yaşıyorlar. Oyunlarla Yaşayanlar ismini ciddi anlamda yansıtıyor . Eserde hem bir komedi hem de bir ailenin dramı bir arada aynı eserde yer alıyor.

Karakterler gibi sizde okurken oyunlarda yaşayacaksınız . Okumanızı tavsiye ederim . Şimdiden size iyi okumalar dilerim :)
Tek kelime ile muazzam bir başyapıt. En sevdiğim yerli oyunlar arasında ilk üçte yer alıyor. Oyunu herhangi bir insan okuduğunda tiyatroyu çok seven bir adamın adım adım delirmesi olarak görür. Ancak benim gibi tiyatroya aşık insanlar için öyle etkileyici cümleler yazılmış ki oyunda, insanın hayran olmaması elde değil! Bu kitabı okuduktan sonra "herhalde daha güzel bir yerli oyun bulamam" demiştim ve en az bu oyun kadar güzel iki oyunla karşılaştım. Böyle güzel oyunların okunması, sahnelenmesi ve gişesinin eksik olmaması dileğiyle...
Yine bir oğuz atay ve yine çok özel cümleler.insanı hem düşündürüp hem güldüren aynı zamanda fikirleri yenileyen bir insan olan oğuz atay bu kitabı ile de aynı şekilde ön sıralarda. Daima okunması gereken bir yazar diye düşünüyorum. Tabi ki ilk olarak da Tutunamayanalar kitabı ile tanışmak gerekir
Bu kitap benim okuduğum ilk Oğuz Atay kitabıydı ve bu nedenle başlarda biraz sahne geçişlerini garipsedim. Fakat insanların neden Oğuz Atay'ı bu kadar sevdiklerini anladım çünkü o kadar güzel mesajları o kadar basit yerlerde yazıyordu ki çok ince ince düşünülmüş yazılmış bir kitap olduğunu görmemek elde değildi. Açıkçası kitabı incelemeyi değilde Atay'ın yazımı ilgimi çekti. Anlatımı o kadar temiz ve düşündürücü ki hemen başka bir kitabını daha okuma kararı aldım. Atay'ın kitaplarına devam etmeyi düşünüyorum.
"Taşı delen suyun kuvveti değil, sürekliliğidir." derler ya hani, işte sağdan soldan çıkan ve sürekli tekrarlayan "Albayım"lar, "Olric"ler, "Efendimiz"ler yüzünden benim de Atay'ın okuma hevesi taşım delindi. İşte bu yüzden çoğu kişi gibi "Tutunamayanlar" ile başlamak yerine farklı bir yol tercih etmek istedim ve bu tiyatro eserini aldım. Buyursunlar, inceleme gelsin:

Tanzimat Fermanı'nın imzalanmasından sonra değişen toplumsal ve politik değerlerin Türk aydınlarını nasıl bir buhrana sürüklediğini anlatan yer yer güldürüp, yer yer de(özellikle de son sayfalarda) insanın boğazına taşı koyan bir eser. Karakterleri şöyle kısaca gösterelim.

Coşkun Ermiş - Emekli Tarih Öğretmeni Cemile - Karısı
Ümit - Coşkun'un oğlu
Saffet Söylemezoğlu - Tiyatro Oyuncusu
Servet Duygulu - Tiyatro Sahibi ve Oyuncusu
Emel Sevinir - Tiyatro Oyuncusu
Saadet Nine - Cemile'nin Annesi

Cemal Süreya, Edip Cansever için "Fazla şiirden öldü." diyecek kadar nasıl doluysa Cansever şiirle, Coşkun ve bir o kadar da etrafındakiler oyunla doludur. Bir kundurası gerçeklikte, öteki oyunda olan, ama kendilerinin nerede olduğunu belli olmayan insanların hikâyesidir bu kitap.

Velev ki olur da kitabı beğenmezseniz bile, Atay'ın mezarlıklarla ilgili muazzam tespiti bile yeterlidir kimilerine göre. Tabiki de söylemeyeceğim, alınız okuyunuz!
"Önce şiirden anlamı kaldırdılar, sonra müzikte melodiyi öldürdüler...Sanatı öldürdüler."
Coşkun: Birden senin bir sözün geldi aklıma ve birden ölüm filan anlamını kaybetti. Birden senin yanında olmak istedim. Yalnız bunu istedim. Ben de ölümcül bir hastalığa tutulsam dedim, bu hastalığa tutulduğumu bilsem dedim, bu ölümcül hastalık yüzünden her şey birden önemini kaybetse dedim, korkularımdan bile kurtulsam dedim... Ve artık her şey bana vız gelse dedim, hemen ona gitsem dedim...
Emel:Evet?
Coşkun: İşte geldim. Ve seni seviyorum.
“Yeter artık Coşkun! Her şeyi oyunlarınıza benzettiniz.”
(Cemile, s. 13)

“Fakat Cemile, sayın eşiniz önemli bir oyun yazarı olmak ve hatta bütün oyunlarda devrim yapmak üzeredir.
(Saffet, s. 13)

“Şey, canım… oyun yazıyorlar da…”
(Cemile, s. 16)

“Evet, gerçek değil canım, oyun işte. Bildiğimiz oyun.”
(Coşkun, s. 16)

“Siz de böyle oyunlar yazarak asıl kendinizi rezil ediyorsunuz.
(Saffet, s. 16)

“Daha yeni oyun yazmaya başladık.”
(Coşkun, s. 17)

“Canım oyun kahramanlarından söz ediyoruz.”
(Saffet, s. 17)

“Hem oyunları ciddiye almıyor muyuz?”
(Coşkun, s. 17)

“Ama biliyorsun ki biz oyunlar yazıyoruz ve seyirci de düşünceye karşı…”
(Saffet, s. 18)

“Hayır biz oyun yazmıyoruz, biz yaşıyoruz oyunları yazarken.”
(Coşkun, s. 18)

“Tarihi oyunumuz ne durumda?”
(Saffet, s. 18)

“Hayatınızı da oyunlara çevirdiniz.”
(Saffet, s. 18)

“Hiç olmazsa bu kusurlarınızı oyun kahramanlarına bulaştırmayın.”
(Saffet, s. 18)

“Küçük bir oyunla. Göreceksin…”
(Saffet, s. 19)

“Oyunlara biraz ara verelim beyler!”
(Ümit, s. 19)

“Ona güzel bir oyun oynayacağız.”
(Saffet, s. 22)

“Sen bu oyunları ciddiye alıyor musun?”
(Saffet, s. 22)

“Oyunlar yazıyor.”
(Emel, s. 23)

"Oyun mu yazıyor?"
(Servet, s. 23)

“Nasıl yerli oyun sıkıntısı çektiğimi bilmiyor musun?”
(Servet, s. 23)

“Oyun yazarıymış.”
(Servet, s. 23)

“Nerde oyununuz dedim.”
(Servet, s. 23)

“Artık oyunlardan konuşma kaldırılmış, öyle söyledi.”
(Servet, s. 23)

“Oyunlarda tanrılar çizerdi soyluların kaderini; insanlar daha oyunlara karışmıyordu.”
(Servet, s. 25)

“Taştan koltuklarına kurulmuş kralların hemen karşısında, onlarla aynı seviyede oynardık oyunlarımızı.”
(Servet, s. 25)

“… aşağılık oyunları için sahneyi aşağı indirdiler.”
(Servet, s. 25)

“… oyunu daha fazla durduramam, oyunun her şeye rağmen devam etmesi gerekiyor”
(Servet, s. 25)

“Oyun yeniden başladı.”
(Servet, s. 25)

“Bize kötü bir oyun oynadınız, Saffet Bey.”
(Müzik Hocası, s. 32)

“Siz ne hakla oyunumu kötü buluyorsunuz, zevksiz adam?
(Saffet, s. 32)

“Beğeneceğinizi sanıyordum, oyunumu.”
(Saffet, s. 32)

“Neden oyun yazmayı denemiyorsunuz, Coşkun Bey?”
(Saffet, s. 33)

“Oyun mu, nasıl olur?”
(Coşkun, s. 33)

“Hem bir oyun için bütün kadrosuyla koca bir tiyatro gerek, oyuncular, dekorlar…”
(Müzik Hocası, s.33)

“Geçmişimle ilgimi keserken bunu, bir kenara atılacak oyunlar yazmak için yapmadım.”
(Coşkun, s. 33)

“İster keman sesi olsun, ister oyun sesi; yeni bir ses getirmeliyim bu dünyaya!”
(Coşkun, s. 33)

“Oyun sesi!”
(Saffet, s. 34)

“Oyun bozuldu, gerçeği oynuyorum artık.”
(Saffet, s. 34)

“Kendiliğinden gelişen bir oyunu prova ediyorduk.”
(Saffet, s. 34)

“Şey… daha medenî bir oyun düşünmüştük aslında.”
(Coşkun, s. 34)

“Oyun oyun. Biraz da gerçek oyunlarla ilgilensen iyi olur.”
(Cemile, s. 34)

“Meselâ benim para kazanmak, evi geçindirmek için sahneye koyduğum şu dikiş dikme oyunlarımla, Ümit’in her sınıfı iki yılda geçme oyununu düzeltsen biraz.”
(Cemile, s. 35)

“Ya da paralarını içkiye yatırma oyununu adam etsen.”
(Cemile, s. 35)

“Erken emekli olma oyununun bize neye mâl olduğunu bir düşünsen…”
(Cemile, s. 35)

“İşte sana başka bir oyun daha.”
(Cemile, s. 35)

“Yeter! Oyun istemiyorum artık.”
(Cemile, s. 35)

“Sorma birader, geçen gün bir arkadaşa bu oyun yazma hikâyesinden söz edecek olmuştum.”
(Coşkun, s. 36)

“Dinle bak, bunu da belki oyunlarının bir yerinde kullanırsın,” diye anlatıyor.
(Coşkun, s. 36)

“Kendimi bazan öylesine kaptırıyorum ki, hayalimde yazdığım oyun bitiyor; bir tiyatronun patronu, oyunu âdetâ yalvararak elimizden alıyor…
(Coşkun, s. 36)

“Oyunun ilk gecesinde büyük bir kıyamet kopuyor, bütün seyirciler göz yaşları içinde…”
(Coşkun, s.36)

“Oyundan sonra alkışlar bir türlü dinmek bilmiyor…”
(Coşkun, s. 36)

“…bütün oyunları birlikte oynayalım.”
(Coşkun, s. 37)

“Ve o anda istiyorum ki dünyadaki bütün insanlar da benim gibi oyunlar yazsınlar ve benim gibi alkışlansınlar.”
(Coşkun, s. 37)

“Zaten azizim, ‘Napolyon’un Sonu’ adlı oyununuzda figüranların dışında tam kırk dört oyuncu var.”
(Saffet, s. 38)

“Belki de oyunları bir yana bırakmak gerekiyor.”
(Coşkun, s. 38)

“İşte bunun için oyunlar yazmalısın.”
(Saffet, s. 38)

“İnsanlarla oyunlarda karşılaşacaksınız artık Coşkun Bey.”
(Saffet, s. 38)

“İnsanların hayatı zaten daha önceden yazılmış oyunlarla geçiyormuş.”
(Saffet, s. 39)

“… bizim için yazılmış oyunları değiştirmek…”
(Saffet, s. 39)

“… yani oyunlarımıza bir anlam vermek için…”
(Saffet, s. 39)

“Peki, oyunlar?”
(Servet, s. 39)

“Önceleri çok korkuyormuş oyun yazmaktan.”
(Emel, s. 39)

“Romantik oyunlar yazıyormuşsunuz.”
(Servet, s. 41)

“Nasıl oyunlar yazıyorsunuz?”
(Servet, s. 41)

“Şimdilik zararsız oyunlar yazıyoruz, yani tehlikesiz şeyler.”
(Coşkun, s. 41)

“Yani, ne tür oyunlar demek istiyorum.”
(Servet, s. 41)

“Hangisinin beğenileceğini bilmediğimiz için şimdilik her tür oyunlar yazıyoruz.” (Coşkun, s. 41)

“Son oyunda bana bu kelimeyle hitap ediyordu da.”
(Saffet, s. 43)

“Oyun yazmaktan olmuştur.”
(Saffet, s. 46)

“Belki de insanlar aynı oyunları oynuyorlar, hayatlarını birbirine benzer oyunlarla geçiriyorlar.”
(Coşkun, s. 46)

“Peki, senin istediğin gibi yapalım, bir oyun gibi koyalım meselemizi.”
(Coşkun, s. 49)

“Yazmağa çalıştığım yarım yamalak oyunlarda değil, gerçekten hesaplaşmak istiyorum kendimle.”
(Coşkun, s. 52)

“Bizim gibiler ancak oyunlarda ölür.”
(Saffet, s. 53)

“Oyunlar yüzünden geldi bunlar başınıza üstad.”
(Saffet, s. 53)

“Bu oyunları başımıza sarmasaydın…”
(Coşkun, s. 53)

“Hayat kadar büyük oyunlar yazacaksın artık.”
(Emel, s. 54)

“Yalnız şunu iyi biliniz ki kahramanlar oyunlarını ve kaderlerini yalnız yaşarlar.” (Coşkun, s. 55)

“Artık yerli oyunlar yazmaya başladım.”
(Coşkun, s. 57)

“Daha önce yabancı oyunlar mı yazıyordun?”
(Saffet, s. 57)

“Evet, şu zavallı milletime yabancı gelen oyunlarla uğraşıyordum.”
(Coşkun, s. 57)

“Bu oyunda, bir şairimizin çok yerinde olarak belirttikleri gibi…”
(Coşkun, s. 59)

“Canım bana yeni bir oyun vermiştin ya…”
(Coşkun, s. 59)

“Yani, oyunda soyutlama var.”
(Saffet, s. 59)

“Ben bu oyunu tutmadım.”
(Saffet, s. 66)

“Siz de oyunlarımıza katılmak istemez misiniz?”
(Saffet, s. 69)

“… bütün kahvelerde, arabalarda, oyun yerlerinde onun kahredici sesi duyuluyor.”
(Coşkun, s. 70)

“Fakat bana acıyın, çünkü oyunlara ihtiyacım var.”
(Coşkun, s. 72)

“… oyunlarım hep yarıda kalıyor.”
(Coşkun, s. 72)

“Yazacağım oyunda onu rezil edeceğim.”
(Coşkun, s. 73)

“Ona gerçek oyunlar yazacağım artık.”
(Coşkun, s. 74)

“Beni de bu oyuna karıştırmayın rica ederim.”
(Komiser, s. 76)

“… gidin oyununuzu evinizde oynayın.”
(Komiser, s. 76)

“Oyun provası yapıyordum.”
(Coşkun, s. 77)

“Bir oyun hazırlıyorum da.”
(Coşkun, s. 78)

“Yazdığım oyunları…”
(Coşkun, s. 79)

“Hayır, oyunlarımı sürdüreceğim ben.”
(Coşkun, s. 79)

“Oyunlarla geçirilecek vakti yok insanların."
(Cemile, s. 79)

“…şey yazıyordu… oyun…”
(Saadet Nine, s. 81)

“Birilerine oyun oynuyordu, galiba.”
(Saadet Nine, s. 81)

“Bizim oyunlarla geçirilecek vaktimiz yok, Saadet Hanım.”
(Coşkun, s. 81)

“Bu oyunda ben yokum.”
(Cemile, s. 81)

“Gürültülü oyununuz bitmedi mi?”
(Cemile, s. 82)

“Kocam oyunlar yazıyor da…”
(Cemile, s. 84)

“Oyun ya da gerçek, bir yolunu bulup gitmem gerekiyor Doktor.”
(Coşkun, s. 84)

“Canım bir oyun yazmıştık ya.”
(Coşkun, s. 84)

“İstersen oyuna devam ederiz.”
(Coşkun, s. 84)

“Oyunlarıma katlanacak kadar sevmiyor musun beni?”
(Coşkun, s. 85)

“Bugünlerde yerli oyun sıkıntısı çekiyoruz zaten.”
(Servet, s. 85)

“Yabancı ülkelerden getirtilen Bunalım Tanrılarının ülkemize bir oyunudur bu.”
(Servet, s. 86)

“Aman patron, sen hep böyle yüksek seviyede oyunlar istemez miydin?”
(Saffet, s. 88)

“Bu oyunda herkese göre bir şeyler var.”
(Coşkun, s. 88)

“Bırak da, oyuna devam edelim.”
(Saffet, s. 88)

“Yazarlarımızdan yerli bir oyun yazmasını sen istedin.”
(Saffet, s. 88)

“Kendi kendine oynadığın oyunlarla avunmaya çalışıyorsun.”
(Koro, s. 88)

“… kendini tehlikeli oyunlardan koru.”
(Koro, s. 89)

“Oyun nerede bitiyor, hayat nerede başlıyor, hiç anlamıyorum.”
(Coşkun, s. 90)

“… ben de ürkütücü bir oyun seyrettiğimi düşünüyordum, hattâ bu oyunu yaşıyordum.”
(Coşkun, s. 96)

“Şu anda yaşadığımızın da bir oyun olduğunu düşünemez misin?”
(Emel, s. 98)

“Yazmaya cesaret edemeyeceğin kadar büyük ve müthiş bir oyunun kahramanı olabilirsin istersen.”
(Emel, s. 98)

“Şimdi müthiş oyunlarda insanların çaresizliği daha önemli bir yer tutuyor”. (Coşkun, s. 98)

“Yeni oyunlarda korkaklar da önemli bir yer tutuyor.”
(Coşkun, s. 98)

“Ben yeni oyun filân istemiyorum; hayallerimi gerçekleştiren oyunlar istiyorum.”
(Emel, s. 98)

“Oyunları değiştirmek elimden gelmez, çünkü ben de oyunun içinde bulunuyorum.”
(Coşkun, s. 98)

“Bu sözler de oyunlarından birinde mi yazıyor?”
(Cemile, s. 99)

“Senin hiçe saydığın oyunlar benim için ölüm kalım meselesi.”
(Coşkun, s. 100)

“Canım, hani eskiden oyunların sonundan biraz önce…”
(Coşkun, s. 103)

“Seni beklerken düşündüğüm oyun tutmadı galiba.”
(Coşkun, s. 105)

“Oyun bitti mi?”
(Coşkun, s. 106)

“Modern oyunların, modern kahramanları gibi silik bir hayat yaşamasaydım.”
(Coşkun, s. 107)

“Sonu acıklı da bitse esaslı bir oyun olacak.”
(Coşkun, s. 107)

“Olmaz olsun böyle oyun.”
(Saffet, s. 107)

“Onu, istediği gibi büyük bir oyunla uğurluyoruz.”
(Saffet, s. 108)

“Eski bir oyunun provasını yapıyordu.”
(Saffet, s. 108)

“Herkesin bildiği gibi üstad, oyunları fazla büyütürdü, gereğinden çok ciddiye alırdı.”
(Saffet, s. 108)

“Hayat oyunlarını gereğinden fazla ciddiye alan merhum…”
(Saffet, s. 108)

“Çünkü oyunlar, onun için bir ölüm kalım meselesiydi.”
(Saffet, s. 108)

“Oyun bitti, seyirciyi selâmlayacağız.”
(Saffet, s. 109)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Oyunlarla Yaşayanlar
Alt başlık:
Bütün Eserleri 3
Baskı tarihi:
Mart 2007
Sayfa sayısı:
108
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754702101
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Tanzimat'tan bu yana sürekli değişen politik ve toplumsal değerler karşısında tutunmaya çalışan Türk okur-yazarının kara güldürüsü. Eylemsizlikle geçmiş bir yaşamın getirdiği beceriksizlik ve gülünç olma korkusundan Atay sürükleyici bir oyun çıkarmış.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 961 okur

  • Ayşe İNCE
  • Mustafa Shakur
  • Zeynep Kaya
  • Rojgül DEMİREL
  • Éomer
  • Ozan Baran DİLEK
  • Lavarrah
  • Ssu
  • Erhan Yakut
  • Şevval Bayraktar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.1
14-17 Yaş
%8.8
18-24 Yaş
%31.8
25-34 Yaş
%32.1
35-44 Yaş
%15.3
45-54 Yaş
%3.6
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%53.5
Erkek
%46.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%48.4 (166)
9
%21.6 (74)
8
%16.3 (56)
7
%9.3 (32)
6
%2 (7)
5
%1.5 (5)
4
%0.6 (2)
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları