Adı:
Ecinniler
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
904
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053605669
Orijinal adı:
Ecinniler
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye Kültür İş Bankası Yayınları
Cinler, insanoğlunun yazabildiği en sarsıcı yedi-sekiz romandan biri, hiç şüphesiz, gelmiş geçmiş en büyük siyasal romandır. İlk okuduğumda, yirmi yaşımdayken kitabın üzerimdeki etkisini, sarsılmak, hayret etmek, inanmak ve korkmak kelimeleriyle özetleyebilirim. O zamana kadar okuduğum hiçbir roman beni böylesine derinden sarsmamış, hiç bir hikaye insan ruhu ve şahsiyeti hakkında bana bu kadar sarsıcı bir bilgi vermemişti. Sarsıcı olan şey insanın iktidar isteğinin ve affetme gücünün, kendini ve başkalarını kandırma yeteneğinin ve bir inanç bulma azminin, sevmenin ve nefretin, en kutsal olana ilgiyle en bayağı olana düşkünlüğün boyutlarının genişliğini görmek, bu özelliklerin aslında hep yanyana bulunduğunu kavramak ve bütün bu duygu ve ruh durumlarını kitabın ölüm, siyaset ve aldatmacanın şiddetiyle yüklü olay örgüsüyle birlikte yaşamaktı. (Orhan Pamuk)

Dostoyevski sanatçılık bakımından Shakespeare’in hemen yanında yer alır.
Freud
904 syf.
·19 günde·10/10
Dostoyevski'ye, onun herhangi bir eserine nasıl inceleme yazılır, bilmiyorum. Daha önce hiç denemedim, çünkü genelde onun düşüncelerini ve eserlerini kendi içimde çözümlemeye ve özümsemeye çalışırım. Kitaplarındaki karakterleri hayatıma indirgerim ve itiraf ediyorum, her kitap karakteriyle hayatımdaki bir insanı özdeşleştiririm :) Okurken hem mutlu olduğum hem de huzursuz olduğum tek yazar diyebilirim şahsım adına. Zira, Cemal Süreya'ya söylettiği gibi bana da "Dostoyevski okuduğumdan beri huzurum yoktur." dedirtti :)

Biraz yanlış zamanda okumaya başladığım için uzun süre elimde dolaştı durdu. İyi ki de kapılıp kısa bir sürede okumamışım zaten, uzun birçok eserini okumuş olmamla beraber, en uzun soluklu okuduğum ve okurken kendimi kaybettiğim ilk eseri oldu belki de. Dolu dolu, oldukça doyurucu; sorgulamayla, düşünmeyle ve keyifle geçen bir yirmi günün sonunda tekrar Dostoyevski'ye hayran kaldığımı gördüm.

Karakterler, olay örgüsü ve biçem yine bildiğim gibiydi; tanıdığım, alışkın ve hayran olduğum Dostoyevski'nin kaleminden. Okurken içinde kayboluyorsunuz ve o dönemin Rusya'sını Dostoyevski'nin gözünden analiz edebiliyorsunuz. Aslında bizim Batı dünyası ve Batılı dünya görüşlerinin eleştirilerini içeren Tanzimat sonrası romanları gibi. Batının ideolojileri altında benliğini kaybetmeye başlayan Rus halkının yozlaşmasını ele almış Dostoyevski ve bence bunu ustalıkla başarmış. Dostoyevski'nin zaman içinde değişen düşüncelerini de kitapta hissetmek mümkün. Sanki daha milliyetçi, daha tutucu bir fikir dünyasında geçmiş; bunu fark etmek için diğer eserlerini de okumuş ve tahlil etmiş olmak gerekir diye düşünüyorum.

"Ölmeden Önce Okunacaklar" listemin başlarındaydı. Ölmeden önce okuyun, derim :)

Ecinniler - Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
904 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Ecinniler ile Dostoyevski etkinliğine giriş yapıyorum dostlarım :) 896 sayfalık bu yüce eseri Sibirya sürgünü sonrası iki yılda (1870-1872) tamamlamış Dostoyevski.

Bu kitabı yazarken gerçek bir olaydan esinlenmiş. Kısaca gerçek olaydan bahsedelim;
1869'da Moskova Üniversitesi'nde okuyan Sergey Nechayev, çevresindekileri bir devrim için örgütlemeye başlar. "Halkın Öcü" adıyla bilinir örgüt ve Neçhayev'in elinde örgütü destekleyenler tarafından verilen bir mühür ile belge vardır. 1869'da Dostoyevski'ye karısı Anna'nın abisi tarafından bahsedilir bu örgütten ve Ivanov adlı bir öğrenciden. Ivanov, Neçhayev'in elindeki belgenin gerçekliğinden şüphe eder ve ona karşı çıkar. Bu da hızlıca dünyaya yayılır. Birkaç ay sonra Ivanov, üniversitenin arka bahçesinde ölü bulunur. Çok geçmeden Ivanov'u öldürenlerin "Halkın Öcü" örgütü üyeleri olduğu ve bunu ele verilmekten korktukları için yaptıkları ortaya çıkar. Tabi ki Neçhayev işin başındadır. Üç kişi tutuklanır ancak Neçhayev İsviçre'ye kaçar. Olay sonrası Sağ ve Sol'dan tepkiler gelir. Anlatılan olaydan etkilenen Dostoyevski de Sağ'dan gelen (devrimci akımın gözden düşmesi) tepkilere katılır. Ve böylece olayda geçen isimleri değiştirerek Ecinniler'i yazar. (Albert Camus - Ecinniler Oyun) Camus'un bir de kısa açıklamalarını Türkçe altyazı ile kendi sesinden dinledim ve bunu da meraklısı için paylaşmak istiyorum. ( https://youtu.be/Q9-RcReHwHA )

Sergey Nechayev, romanın baş kahramanı Pyotr Stepanoviç Verhovenski ve Ivanov ise Şatov olarak çıkıyor karşımıza. Sosyalizmin, nihilizmin ve ateizmin sıklıkla işlendiği bir olay örgüsü var Ecinniler'de. Her karakterin betimlemesi, ruhsal durumu ayrıntılarıyla anlatılıyor. Karakterlerin zamanla değişen fikirlerini, evrimlerini inceleme imkanı sunuyor okuyucuya Dostoyevski.

Pyotr Stepanoviç'in küçümsenemeyecek zekasını, her istediğini bu şekilde elde etmesinin ne derece kolay olduğunu sayfalar boyunca hissediyoruz. Şatov'un sosyalist bir insanken zamanla dine yakınlaşması ve Tanrı hakkındaki görüşlerini hatta bazı durumlardaki saflığını keskin cümlelerle anlatıyor Dostoyevski. Kitaptaki ölümlerin nedenlerini uzun süre düşünme gereği hissettim. Rus halkının inançlarını ve kitap boyunca yapılan eleştirilerini de ilgiyle okudum.

Konudan ve karakterlerin tamamından bahsetmek yersiz olacak. Çünkü ayrıntı vermeden karakter isimleri vermek bu kitap için imkânsız. Bu nedenle hiç girişmeyeceğim böyle bir şeye. Kendi görüşlerime gelecek olursam;
Bence okuma sürecim bu kez uzun sürdü. Çünkü önce karakterleri benimsemem gerekti. Çok fazla isme rastladım birçok Dostoyevski romanında olduğu gibi. Bu nedenle not alma gereği hissettim karakter isimlerini. Kısa kısa notlar alarak okumaya başladım. Önce biraz zorlandım evet ama okuduğum kitabın ağırlığının farkında olarak ara vererek sonuca ulaşmayı tercih ettim. Sadece Ecinniler'i okumayıp iki kitapla daha destekledim süreci. Böylece sayfalar ilerledikçe çok rahatladım, hızlandım. Konuyu da karakterleri de benimseyince heyecanla çevirdim sayfaları, hatta favori karakterim bile oldu :) Nikolay'a hayran kaldım ben :) Biraz serseri biraz durgun bir karakter ile birçok Dostoyevski romanında karşılaştım ve her seferinde hayran oldum ona. Nikolay da onlardan biri oldu benim için.

Okuyacaklara tavsiyelerim var elbette. Öncelikle karakterleri iyice hazmetmek gerekiyor. Not almanız taraftarıyım. Biliyorsunuz Rus isimleri birbirini çok andırıyor. Bu sayede karışıklığı önlemiş olacaksınız. Yavaş yavaş okuyun eseri. Çünkü biraz ağır gelecektir önce. İlk kısımlardaki olay örgüsü kavranırsa akıp gidecektir kitap, göreceksiniz. Diğer Dostoyevski eserlerinden farklı bir eserle karşı karşıyasınız, bunu bilerek okumanız taraftarıyım. Bu şekilde okursanız; siyasi, felsefik, realist ve bolca betimlemeden oluşan eseri seveceksiniz. Ve çeviriye değinip bitireyim. Ben yine Mazlum Beyhan çevirisi okudum. Akıcı bir çeviriydi her zaman olduğu gibi. Okuyacaklar için sorun oluşturur mu bilmem ama Fransızca cümlelere çok rastlayacaksınız. Orjinal metindeki haliyle yapılan çevirilerde bunların doğal olduğunu kabul etmek lazım. Okunması gereken Dostoyevski başyapıtlarından birini daha okumanın keyfini yaşamak isteyenlere tavsiyedir :)
904 syf.
·40 günde·10/10
Dostoyevski'nin muhteşem bir romanı..
İncelemesi çok zor bir kitap, fakat kesinlikle okunması gerekir.
Okumam uzun zaman aldı, (hastalık, tatil vb nedenlerle) yine de ondan kopamadım. Heyecanlı ve sürükleyici bir kitap. Karakterlerin fazlalığı kafa karıştırıcı olabilir ama dikkatli okunduğunda onun önünde geçilebilir. Herkese kesinlikle tavsiye ederim...
İyi okumalar.
904 syf.
·8 günde·6/10
Ilk kez dostoyevski okumuş biri olarak yorum yapma haddini pek kendimde bulamadım arkadaşlar. .Kitap kolay ilerleyen bir roman niteliğinde değil tabiiki üstelik yorucu bir fransızca diyalog trafiği var benim okuduğum baskıda (öteki yayınları ) çok güçlü karakter olan bayan Stavrogin in diyalogları bir tiyatro sahnesi gibi gözümün önünde en sasirdigim detay ise ağlayan ve sayfalar dolusu mektuplar yazan rus erkekleri ,üstelik karakterlerin hemen hepsi intihara meyilli . tabiiki dönem itibarı ve rus elit tabakasının arasında geçen romanda siyasi çalkantılar , haklı galeyana getirecek entrikalar anlatılıyor bu uğurda işlenen cinayetlere kadar varıyor olaylar ....bir halk evinde geçen bölüm beni en etkileyen bölüm oldu ki bir kez daha anladım "rus'un köylüsü beni daha çok cezbediyor yaşam tarzı olarak ..Dostoyevski 'nin bir kitabını daha okuduktan sonra daha detaylı bir bilgi sahibi olacağım yazar in üslubu hakkında ..yanlız şöyle bir tesadüfi detay az önce dikkatimi çekti tabii tesadüfmu yoksa etkileşimmi onu bilemiyorum o da şu ki ..Dostoyevkinin kuramı olan ve bu kitaptada bahsedilen "insanoğlu Tanrı Olacak"düşüncesi homo deus'in yazarının dilindende hemen hemen aynı cümlelerle bir söyleşide iletiliyor bugün. .

Sevgiyle ve kitapla kalın "iyi okumalar "
742 syf.
19. yy Rusya'sı...
Rusya için kaos çağı...
Birbirinden farklı siyasi ve ideolojik fikirler, akımlar...
Değişen devir ve buna ayak uydurmakta zorlanan yönetim...
Neticede ileride Rusya tarihinde 300 yıl saltanat sürmüş Romanov hanedanının hazin sonu ile başlayacak yeni devir...
Ama öncesinde Dostoyevski'nin harika siyasi romanı Ecinniler...

***

19. yy Rusya'sındaki belli başlı düşünceler, akımlar:
- Devrimci demokratlar
- Slavcılar
- Batıcılar
- Petraşevski çevresi
- Rus sosyalizmi
- Popülist ideolojiler
- Anarşizm

Tüm bu birbirinden farklı görüşlerin gayri resmi savaşında Dostoyevski, yazarlık kariyerinde de biraz geri plana düştüğü zamana rastgelen periyotta, Petraşevski çevresi ile temasta bulunmuş; bu grubun çalışmalarına katılmış. Sonra önce idam cezası sonra bunun bozulması neticesinde gelen sürgün cezasını almış.

Dostoyevski, eserlerinde izlerini gördüğümüz sosyalizm ile girdiği tartışma veya polemiğin arka planında bu gruptaki arkadaşlarıyla yaşadığı tartışmaların izlerinin olduğu söylenmiş. Dostoyevski'nin bu fikre getirdiği eleştirilerinin temelinde ise sosyalizmin toplumsal adaletten çok, insanı Tanrı yerine koyarak bir düzen kurma gayesi yatmaktadır. Batı düşünceleri ve de sosyalizm yazara göre insanları Tanrı inancından uzaklaştıran başlıca unsurlar olarak görülüyor.


Dostoyevski'nin Ecinniler romanını, üstüne kurguladigi olay ise Necayev'in İvanov'u öldürmesidir. Necayev, anarsizm düşüncesinden oldukça etkilenmiş bir üniversite öğrencisidir. Gelecekteki bir devrim için arkadaşlarını örgütler, hayali bir örgüte arkadaşlarını inandırır. Onu farklı kılan özellik ise uygulamayı düşündüğü yöntemlerdir: Acımasız ve dürüst olmayan yöntemler. Bu çerçevede salt kendi ülküsüne karşı fikirde olduğu ve Necayev'in örgütünün sahte olduğu yönündeki fikirlerinden dolayi başka bir üniversite öğrencisi olan İvanov'u 21 Kasım 1869'da Necayev ve arkadaşları öldürürler. Bir insanı öldürmek hakkının meşru görülmesi hususunda, bu konu Necayev açısından şu şekilde görülür: Onun için söz konusu olan, kendi fikirlerine zarar veren her şeyi yok etme fikridir. Ve bunu uygulamış. Sağ ve sol her çevreden tepki alan olayın baş kişisi olan Necayev, Ecinniler romanında karşımıza Peter Verhovenski olarak, İvanov ise Şatov olarak çıkar. Romanda gerçek adı ile verilen Şigalev ise Necayev'in fikirlerini dayandirdigi tek kişi olmak durumudandir. Şigalevcilik, bir nevi her şeyi yakıp yıkarak herkesi eşitlemedir ancak eşitliğin sonucunda bir diktatörlük vardır. Çünkü insanlar ikiye ayrılır bir nevi bu akımda, sürü ve yönetenler. Kitapta bunun geçtiği yerlerde aklıma Platon'un ideal devlet düzeni gelmişti.

Bunlara ek olarak liberal Batıcılar'i temsil eden bir karakter de vardır: Peter'in babası Stepan Trimofic Verhovenski. Dostoyevski, 1860 nihilistlerinin, 1840'lardaki radikal idealistlerin sonucu olduğunu düşünmüş ve bu karakteri de bu doğrultuda oluşturmusa benziyor.

Romanın üst planında her zamanki gibi çeşitli entrikali olaylar mevcut durumdadır. Ben bunlara deginmeyecegim yine. Ancak kitabı okurken hissettiğim yoğun karmaşa ve kaos haliydi. Dostoyevski adeta yer yer beni sıkan o olaylar zincirinde 19. yy Rusya'nın hissiyatini okuyucuyla geçirmeyi hedeflemis gibi ve bunu başarmış. Bu yogun kaos ortamında Peter Verhovenski'nin çetesinin Şatov'u kendi fikirlerine düşman bildiği ve de kendilerini ihbar edeceğini düşündüğü için öldürtme amacı vardır. Tabi arka planda da temel hedef gelecekteki devrimin mini provası var diyebiliriz. Şatov demişken bu karaktere egilelim biraz:

Şatov karakteri, yazardan izler barındıran bir yapıdadır. Dostoyevski gibi Şatov da bir zamanlar toplumcu(Petraşevski çevresi) olmuştur. Dostoyevski gibi değişime uğramıştır, nihilizme karşı safta yer almış ve Slavci olmuştur. Rusya'nın kurtulusunu ne Batı'da ne de nihilist ve sosyalist akımlarda görür. Nitekim "Ben Rusya'ya inanıyorum." der. Devamında Rus Tanrisina, Rus ortodoksluguna. İsa çevresinde toplanacak halkın İsa'nın onların maneviyatinda yer edip birlik beraberliğini sağladığı bir temel oluşturup ayağa kalkacagini düşünüyordur. Bu pasajlarda, tarihte her milletin kendi milli Tanrısı olduğu ve olmasi gerektiği söylenir ve böyle olduğunda bir milletin diğer milletlerin Tanrılari ile kavga edilme hedefi çerçevesinde geliştiği söylenir. Tabi burada amaç savaşmak değil bence, meşhur dış güçlere karşı birlik olma duygusunun verilmesidir.

Peter Verhovenski devriminin başına ise yeni bir Çar düşünür. Bu da Dostoyevski'nin kitaplarında hidayete erdirdigi karakterlerinden biri diyebileceğimiz ve idealize etmeye çalıştığı hedef insanının bu romandaki prototipi Stavrogin'dir. Stavrogin, geçmişinde gerek özel hayatında gerekse düşünsel hayatında gelgitler ve sorunlar yaşamış ve boşlukta sallanan bir durumdadır. Sanki herkes onu kendi açısından kurtarıcı olarak görüyor gibidir. Romanın odak noktasinda bulunur ancak kendisi ise içten içe inancı aramaktadır. Düşünsel hayatının bir döneminde bu devrimci gençleri etkilemiştir. Ancak iki farklı şekilde etkilemiştir. Bir uçta Peter diğer uçta ise Şatov. Nitekim Şatov kendisini şaşırtanin nasıl olur da bir insan iki farklı düşünce çerçevesinde insanları şekillendirir noktasıdır. Ancak buna karşın Peter gibi Şatov da Stavrogin'i bir nevi kurtarıcı olarak görür. Stavrogin'i akıbetini kitabı okuyunca kendinizin görmesini söyleyip, kitabın felsefi faktörü olan Kirillov karakterine geçmek istiyorum.

Peter'in planında Şatov öldürülünce suç Kirillov'a yikilacaktir. Ancak garip olan bunun yapılış şeklidir: Kirillov, Şatov'un öldürülmesinin akabinde arkasında bir not bırakarak intihar edecektir. Bunu Kirillov kendisi istemektedir. Kirillov'un geçtiği pasajlar Dostoyevski'nin her kitabında varolan varoluşsal sancılardan ve sorgulamalardan birisidir. Kirillov'a göre Tanrı var olmalıdır ancak yoktur. Tanrı insanının acılarının ürünüdür. İnsanın düşmanını kutsallastirip pasifize etmesidir. Ancak insan acılarını kabul edecektir ve Tanrının olmadığının farkına varacaktir. O zaman mutlak kaos olacaktır. Bunu fark eden özgürlesecektir bir nevi ancak bu durumda insanın elinde intihardan başka yüce yol kalmayacaktir. İşte bu noktada Kirillov öncü olmak ister. Öncü olup insanlara yeni bir yol açmak: Kendini öldür ve özgür ol, insan- Tanrı ol. Tanrı yoksa Tanrıyı var et; kendin Tanrı ol.

Sonuç olarak: Farklı farklı akımlar ve fikirlerin kavgasında Rusya'yı kurtaracak filizin yazara göre Rus'larin milli tanrısı etrafında kurulacak düzende sağlanacağı yorumu yapılabilir. Bu esnada kitabın isminin de kaynağı olan Luka incilinden şu pasaji vermeliyiz: ‘...cinler bu adamdan çıktılar, domuzlara girdiler, sürü de uçurumdan aşağı, göle atılıp boğuldu. Onlar da vaki olanı görmek için dışarı uğrayıp İsa’ya geldiler; kendisinden cin çıkmış olan adamı, İsa’nın ayağı dibinde, giyinmiş ve akıllanmış olarak oturmakta buldular ve korktular...’

Cinlerin içinden çıktığı insanlar Rus halkıdır. Güçsüzlükleri ve her türlü hataları ile bu Rus halkı İsa'nın ayağı dibine oturmali ve bu şekilde iyileşmelidir.


**

Kitap, Dostoyevski'nin büyük eserlerinden olmasına karşın fazla ilgi görmemiş gibi geldi. Kitaba insanların ilgisini çekebilirim belki bir ölçüde ve okumak isteyenlere kitabı okurken faydali olacak birtakım bilgiler vermiş olurum diye umuyorum. Ayrıca kitabı okumadan evvel romanın geçtiği zamanki Rusya hakkında araştırma yapmanızdir. Nitekim siyasi kitaplardan önce bunun yapılması elzem gözüküyor yoksa kitabın okunmasının ve de kitaptan sağlanacak faydanin verimi düşüyor. Diğer tavsiyem de Albert Camus'un, Dostoyevski'nin bu romanını oyunlastirdigi Ecinniler oyununu okumanizdir. Nitekim incelemeyi yazarken faydasını gördüğüm bir eser oldu o da.


Keyifli okumalar.


Bir ekleme ancak kitap hakkında bilgi içerecek bir ekleme olacak:

Dostoyevski'nin bu eserindeki idealize edilmeye çalışılan prototipi Stavrogin karakterinin akıbeti intihar ile sonuçlanır. Stavrogin, yukarıda biraz degindigim gibi farklı fikirlere sahip olmuş ve bu fikirler çerçevesinde de idealist insanlar yetişmesine neden olmuş. Ancak bu fikirlerin neticesinde kendisinde tahribat yaşanmış. Özel hayatına da yansıyan tahribatlar... Aynı zamanda bu karakterden iki farklı görüş kurtarıcı olmasını beklemektedir. Ancak kurtarıcınin öncelikle kurtarılması gerekmektedir. Bir yerde inanirsam intihar ederim demişti zannederim. İyi takip edecek olursak, boşlukta sallanan potansiyel barındıran bir insandır Stavrogin. Kitap boyu yaşanılan olaylar neticesinde anlıyor ki kendisi kurtarıcı değildir. Salt kendini kurtarabilmistir inancı bularak. Ancak başkalarını kurtaracak bir kişilik değildir. Onun intiharı bir nevi Dostoyevski'nin kurtarıcı olarak idealize edilmiş İsa'sinda bir deneme gibidir. Üzerine etüt edilmiştir. Stavrogin karakteri bünyesinde bir kişi kurtarılmistir. Ancak tüm Rus halkını kurtaracak milli İsa ise Karamazov Kardeşler'deki Alyosa olacaktır.
904 syf.
·15 günde·Beğendi·9/10
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski'nin dünya edebiyatına kazandırdığı en önemli klasiklerden biri olan Ecinniler, oldukça merak ettiğim ve gözümü korkuttuğu halde zor da olsa bitirmeyi başardığım bir kitap oldu. Göz korkması kitabın aşırı kalınlığından ziyade son derece ağır bir dille yazılmış olmasından aslında, eski klasikler pek sade olmuyor. Yazarın zamanında örgüt üyesi olma gerekçesiyle tutuklanıp, Sibirya'ya sürgün edilmesinin ardından yazdığı bu önemli eser bize dönemin Rusya'sı hakkında önemli bilgiler veriyor. Kitap başlarda eğlenceli ve komik gibi geliyor fakat sonlara doğru şiddetini arttıran karamsarlık ve trajediler ruh halinizi aşırı depresif bir havaya sokuyor. Bitirdikten sonra üzerimden ağır bir yük kalkmış gibi hissettim ve büyük mutluluk verdi. Dostoyevski'nin bildiğimiz o uzun uzun cümleleri, aşina olmadığımız uzun kişi adlarının verdiği karmaşıklık, derin karakter incelemeleri, aşırı detaylı olay anlatımları ve durağan hikaye akışı, kısacası Rus edebiyatı denince aklımıza gelen bütün özellikler Ecinniler kitabında mevcut. Kitabımız 19. yüzyılın ikinci yarısında filizlenen sosyalizm, ateizm ve nihilizm hakkında eleştiriler sunarken, bu düşüncelerin Rusya, Rus halkı ve yüksek mevkili kişiler üzerindeki etkilerinden bahsediyor. Kendisi profesör olan Stepan Trofimoviç isimli eski bir liberalin, general kızı Varvara Petrovna ile olan uzun ilişkisiyle başlayan hikayemiz, onların ayrı kişilerden sahip olduğu oğulları Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin ve Pyotr Stepanoviç'in içlerinde bulunduğu ihtilalci bir örgütün yapılanması, eylemleri ve birbirleriyle olan rekabetiyle devam ediyor. Yazarın içinde pasif olarak yer alıp fazla rol üstlenmediği eserde aydın kesimin yozlaşması, sıradan halkın çıkarcılığı, devlet düzenindeki aksamalar ince ince işleniyor. Bu tip konuları içinde barındıran kitapta cinayetler, intiharlar, delirmeler, kundaklamalar, hırsızlıklar ve daha aklımıza gelebilecek her türlü ahlak dışı hareket mevcut elbette. Ecinniler kolay bir kitap değil kesinlikle, okurken kendinizi vermeniz gerekiyor. Çaba gösterince gerçekten eserdeki olayları idrak ediyor ve derin edebiyat hissini fazlasıyla içinize çekiyorsunuz. Dostoyevski, Karmazinov isimli karakterle Turgenyev'in Babalar ve Oğullar adlı kitabındaki Bazarov adlı karaktere bir eleştiri yapmaktadır. Turgenyev'in yanı sıra hayranı olduğu Gogol'a da gönderme yapar yazarımız. Stavrogin'in itiraflarının yer aldığı bir bölüm var ki kitabın en can acıtıcı kısımlarından biri belki, bir insanın nasıl böylesine bayağılaşarak kendini kaybedebileceğini bizlere gösteriyor o bölüm hatta zamanında sansürlenmiş ve uzun yıllar sonra kitaba ek bölüm olarak konulmuştur. Kitabın isminin geldiği yer oldukça ilginç ama bunu söylemeyeyim ve sadece İncil'de yer aldığını belirtmekle kalayım. Stepan Trofimoviç, Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin ve Pyotr Stepanoviç en çok beğendiğim ve okumaktan keyif aldığım karakterler oldu. Anlatılacak çok şey var aslında fakat böyle bir kitap için ne kadar anlatsam yetmez diye düşünüyorum. Son olarak Nobel ödüllü ünlü Fransız yazar Albert Camus'nün bu kitaptan uyarladığı ve yönettiği bir tiyatro oyununun olduğunu belirtmek isterim.
904 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
Dostoyevski’nin kitaplarını bitirdiğimde Kafka’nın sözü kulaklarımda çınlamaya başlar: "Bir kitap, içimizdeki donmuş denize inen balta gibi olmalı." Bir romancı düşünün, her kitabında kalp atışlarınızı hızlandıran, aklınızı çalıştırıp düşüncelerinizle çatışmaya sürükleyen, hassas duygularınıza hitap eden, toplumsal eleştiride bulunup psikolojik çözümlemeler yapan, karakterleri kitap bittiğinde bile hiç susmayan, gelecek kuşaklara da hitap eden, güncelliğini koruyan yazılar kaleme alan… İşte o romancı benim için Dostoyevski’dir.

2019’um Dostoyevski’nin Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları ile bitti ve 2020’yi Ecinniler ile açıyorum, ne kutlu bir bitiş, ne kutlu bir başlangıç…

Duygularıma bu kadar hitap eden bir yazarın kitabı hakkında incelemeye başlamadan önce duygularımı açıklamadan duramıyorum, şimdiyse kitaba dönmeliyim:
Kitapta yaşananlar siyasi bir olaydan esinlenerek kaleme alınmıştır. 1869 yılında Neçayev adlı bir devrimci, öğrenci arkadaşlarını devrim için örgütlemeye başlar. Halkın Öcü adıyla bilinen bir örgütün kurucusudur. Neçayev, radikal bir devrimcidir ve Devrimci Kateşizm adlı kitapçığında geçen alıntı oldukça acımasızdır: “Devrimci, yerleşik toplumsal ahlâktan tiksinip ondan nefret eder; onun için yolu devrimin zaferine açan her şey ahlâka uygundur, onun yolunun karşısına dikilen her şeyse ahlâka aykırıdır.”

Dostoyevski, karısının ağabeyi vasıtasıyla bu gençlerin yaşamlarını, devrim üzerine düşüncelerini öğrenir. İvanov isminde bir öğrenciyi dikkatle anlatır. İvanov, Neçayev’in düşüncelerine karşı çıkan bir örgüt üyesidir. Karşı çıkmanın bedelini hayatıyla ödeyecektir İvanov. Neçayev’in kışkırtmalarıyla örgüte ihanet edeceği ve hainlik yapacağı gerekçesiyle İvanov öldürülür. Neçayev İsviçre’ye kaçar, diğer örgüt üyeleri ise tutuklanır.

Ecinniler, siyasi atmosferle beraber diğer romanlarına kıyasla daha yavaş ilerlemektedir fakat sona yaklaştıkça etkisi de yavaş ilerlemesinin acısını çok kuvvetli bir şekilde çıkaracaktır. Yer yer kalbimin atışlarını durduramayıp temiz hava almak için dışarıya kendimi attığım sahneler oldu, bu derece etkileyici olması bütün ağırlığı unutturacak cinsten.

Karamazov Kardeşler, Suç ve Ceza gibi eserlerle karşılaştırılıp, sıkıcı bir siyasi roman gibi görenlere hiçbir şekilde katılamıyorum. Şayet sadece siyasi bir roman olsaydı, Kirillov, Şatov ve Stravrogin gibi karakterler, Neçayev ile özdeşleştirilen Pyotr Stepanoviç’in elinden ana karakterliği almak için yarışı hâle gelmezlerdi. Her ne kadar siyasi ve toplumsal bir olayı konu alan roman gibi gözükse de, söz konusu Dostoyevski olunca, doğa ve toplumsal konular her zaman arka planda kalmaktadır. Bu siyasi atmosferin içinde öyle derin psikolojik çözümler ve bu çözümlemelerden de derin duygu aktarımları gerçekleştirilmiş. Yer yer gerildim (hem de ne gerilme!), hüzün duydum, kalbim hızla atmaya başladı ve endişelendim.. hepsini oldukça yoğun yaşadım. Duygusal anlamda, her zaman olduğu gibi oldukça doyurucu bir romandı. Yeri geldi Kirillov’un tedirginliğini, yeri geldi Şatov’un karısını görmesiyle birlikte yaşadığı sevinci yaşadım, sanki onlarla birlikte, onların içine girerek yaşamışım gibi hem de..

Roman yazım tekniğinde iki bakış açılı anlatım vardır: İlk anlatımda ilahi bakış açısı hâkimken zaman zaman olayın içindeki kahramanın gözünden okuruz yaşananları.

"Dostoyevski'nin romanları azgın girdaplar, dönerek ilerleyen kum fırtınaları, kaynayıp savrulan hortumlar gibidir; bizi içlerine çekerler. Madde ve ruhun bütünleştiği, katışıksız yapılardır bunlar. İrademiz dışında sürüklenir, etraflarında döner, körleşir ve nefessiz kalırken; sersemletici bir esriklik kaplar tüm benliğimizi."
-Virginia Woolf

Dostoyevski Ecinniler’de yaşadığı toplumdaki siyasi çalkantılara sessiz kalmayıp muhafazakâr bakış açısıyla sosyalizmi, nihilizmi ve batı düşkünlüğünü eleştiri yağmuruna tutmuştur. Dostoyevski, Batı düşkünü, inançsız ve halkı aşağılayan düşüncelere sahip Turgenyev’e yarattığı Karmazinov karakteri ile saldırmıştır.

Dostoyevski, Petraşevski Grubu’nun üyesiyken katıldığı sohbetlerden edindiği çıkarımlara göre sosyalistlerce ve nihilistlerce öne sürülen Tanrı-insan modelini reddetmiş ve bu düşünceyi savunan karakterleri gayet sistematik bir şekilde, tutarlı olarak aktarmıştır.

Dostoyevski, çoğu romanında kendi yaşantısından izler yerleştirir. Bana göre Şatov karakteri, Dostoyevski’den birçok izler taşır. İlk zamanlarında toplumcu olması, baskı makinesinden sorumlu olması ve daha sonra nihilizme tövbe etmesi, radikal devrimcilere cephe alıp örgütten ayrılmak istemesi, karısına olan yürekten sevgisi bana Dostoyevski’nin yaşantısını hatırlatıyor.

Kirillov karakterinden bahsetmek istiyorum: Kirillov Tanrı’nın varolması gerektiğini, onun gerekli olduğunu hisseder. Hemen ardından ise varolmadığını ve varolmayacağını savunur. İşte bu karakter Albert Camus’un besinidir, ‘saçma’ felsefesinin somut örneğidir. Camus’de eserlerinde bu karakteri kullanacaktır.

Sessiz, sakin bir örgüt üyesi olan Virginskiy, kendisini terk eden karısına, “Seni şimdiye dek yalnızca seviyordum, dostum; şimdiyse sana saygı duyuyorum.” demişti. Bu sözün ardından iki hafta geçmişken bir piknikte dans ederken hiçbir sebep yokken karısının yeni sevgilisine saldırmıştı, daha sonrasında çığlıklar atarak gözyaşlarına boğulmuştu.

“Nikolay Vsevolodoviç hayatta bazı tatsızlıklar ve çok sayıda dönüşüm yaşamak zorunda kaldı ve tüm bunlar onun akıl sağlığını etkiledi.” (sf.123)

Yaşadığımız çevre, karşılaştığımız sorunlar ve insanın tutarsız hâli bizi birçok dönüşüme, değişime sürüklüyor. Bu dönüşümler elbette ağır bedellerle, sancılı bir süreç eşliğinde oluyor. Nikolay da bu sancılı süreci en derinden yaşayan karakterimiz.

“-Tanrı da ölüm korkusundan duyulan acıdır. Acıyı ve korkuyu alt eden, Tanrı olur. Bu, yepyeni bir hayat, yepyeni bir insan demektir, her şeyin yeni olması demektir. Tarih de iki döneme ayrılacak o zaman: Gorillerden Tanrı'nın yok olmasına ve Tanrı'nın yok olmasından...
-Gorillere mi?” (sf.144)

Gülmekten kendimi alamadığım alıntı… O kadar güzel açıklarken birden tek kelimeyle, hem de çok etkileyici bir anlamda sözün kesilmesi takdire şayan..

“Soruna nihai bir çözüm getirmek üzere insanların eşit olmayan iki gruba ayrılmasını öneriyor. Toplumun onda biri hem kişisel özgürlüklerine, hem de kalan onda dokuz üzerinde sınırsız egemenlik hakkına sahip olacak. Bu onda dokuzluk kesim kişiliğini kaybederek bir tür sürüye dönüşecek ve sınırsız bir boyun eğişle birlikte ilkel dönemlere ait masumiyetini yeniden kazandığı gibi, bir tür ilkel dönem cennetine de kavuşacak, ancak bu cennete çalışmaya da devam edeceklerdir.” (sf.508)

Karakterimiz Şigalov’un Şigalovculuk adı verilen fikirleri.. Şigalov gerçek bir kişidir. “Sınırsız özgürlük deyip yola çıktım, sınırsız despotizme vardım.” (sf.507) ifadesinin açıklanmış hali olsa gerek. Bu da yetmiyor: “Cicero’ların dili kesilir, Kopernik’lerin gözleri oyulur, Shakespeare’lerse taşlanır; Şigalovculuk işte budur!” (sf.526) Gerçekten korkutucu…

“Toplumun bütün üyeleri birbirini gözetliyor ve herkes birbirini ihbar etmek zorunda. Tek tek her birey bütüne, bütün de tek tek bireylere ait. Herkes köle ve herkes kölelikte birbirine eşit.” (sf.526)

Bu alıntı bana Orwell’in 1984 romanını hatırlattı. Orwell, şayet okuduysa, bu alıntılardan oldukça etkilenmiş olmalı.

“Ah, proletarya olmaması ne acı! Ama olacak, o da olacak, iş oraya doğru gidiyor…” (sf.530)

Hem de ne oldu be Dostoyevski! İktidarı bile ele geçirdiler.

“Evet efendim, kargaşa başlayacak! Dünyanın bugüne dek bir benzerini daha görmediği bir sarsıntıdan söz ediyorum… Rusya’nın üzerine kalın bir sis çökecek, toprak oturup eski Tanrılarına gözyaşı dökecek.” (sf.531)

Toprak, eski Tanrılarına 1917 yılına gelindiğinde ortaya çıkan kargaşa ile birlikte gözyaşlarını dökmeye başladı…

“Shakespeare ve Rafaello köylülerin özgürleşmelerinden de, milliyetçilikten de, sosyalizmden de, genç kuşaktan da, kimyadan da, hatta tüm insanlıktan da yücedir, çünkü onlar artık meyvedir, tüm insanlığın gerçek meyvesi, belki de insanlığın verebileceği en yüce meyve! Güzellikte doruk noktasına erişmiştir onlar; buna erişmedikçe ben yaşamak bile istemem...” (sf.611)

Şigalov’un Shakespeare’leri taşlamasının ardından Stepan Trofimoviç hızlıca yetişip değerini veriyor. Sınıfta kaldın Şigalovculuk!

“Dostlarım, bilir misiniz Tanrı neden gereklidir bana? -diye mırıldandı.- Çünkü sonsuza dek sevilebilecek tek varlık odur.” (sf.833)

Sevgiye oldukça değer veren Dostoyevski, sevginin sonsuzluğunu, insanın ölümsüzlüğünü Tanrı sevgisinde olduğunu düşünüyor.

“Ben kendimin efendisiyim; kendimle ilgili isteyip de yapamayacağım şey yoktur. Böylece... herkesin bilmesini isterim ki, suçlarım için ne ortam, ne de sorumsuzluk hastalığı gibi açıklamalar bulmak peşindeyim.” (sf.871)

Buralar mis gibi varoluşçu felsefe koktu efendim; yetişin Kierkegaard, Sartre, Nietzsche!!

Ecinniler birçok okur ve eleştirmen tarafından takdir toplamayı başarmıştır. Orhan Pamuk’a göre: “Cinler dünyanın en iyi yedi sekiz romanından biri hiç kuşkusuz en iyi siyasi romanıdır.”

Keyifli okumalar diliyorum :)
904 syf.
·Beğendi·9/10
Ecinniler, Dostoyevski'nin suç ve ceza ile budala dan sonraki üçüncü büyük romanıdır. Roman, Rusya 'da önceden beri var olan liberal düşüncelerinin yeni nesil arasında ateşli bir şekilde yayılması üzerine yazılmıştır.
Genç nesil bu düşüncelerle öylesine aklını yitirmiştir ki olay cinayetlere kadar varmıştır. Ayrıca nihilist düşünceyle beraber intihar vakaları da yadsınamayacak derecede artmıştır. Bu toplumsal sıkıntılar karşısında Dostoyevski Ecinniler romanını kaleme almış, siyasi düşüncelerini açık açık yazmış, gençler arasında yayılan yeni düşünceleri yetkin kalemiyle eleştirmiştir.

Roman eski bir liberalin hayatıyla başlar, ilerleyen bölümlerde yeni nesil yerini alır ve olaylar hızlanır. Dostoyevski nin karakter işleme de ki ustalığı yıne ön plandadır. Ayrıca romanda gözden kaçmayan bir diğer unsur da Dostoyevski nin ilk yazarlık döneminde beri çekişme halinde olduğu Turgenyev in romanda yerini bulmasıdır (karmizanov).

Romanın dili, çeviri ve zorluk seviyesine gelecek olursak. Benım okudugum eser iletişim yayınları tarafından basılmış, Ergin Altay çevirisiydi. Kitap da bazı yazım hataları olmakla beraber, ben bunun yayınevınden kaynaklandığını düşünüyorum. Bana göre çeviri gayet başarılıydı. Zaten çevirmen de Hasan Ali Ediz ve Mazlum Beyhan ile beraber beğendiğim en iyi üç çevirmen arasında.
Eserin dili (okuyucudan okuyucuya değişmekle beraber) okuru zorlayacak bir seviyede değildi. Kitabın içeriği felsefe, siyasi düşünce içermekle beraber daha çok olay kurgusundan oluşmakta. Birçok kısımda da diyaloglar mevcut bu da okur açısından ayrı bir kolaylık sağlıyor.

Meraklılarına keyifli okumalar dilerim.
"Artık hiçbir şey anlayamaz oldum. Neden herkes kimseden beklemediği şeyleri benden bekliyor? Kimsenin katlanmadığı şeylere ben neden katlanayım? Kimsenin kaldıramadığı bir yükün altına ben neden gireyim?"
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İnsan ne kadar zor koşullar altında yaşıyorsa ya da halk ne kadar ezilmiş, bitkin, yoksulluk içindeyse, o kadar büyük bir inatla cennette ödüllendirilmeyi bekler; hele bir de bu arada yüz bin papaz, din adamı, vs. birtakım spekülasyonlarla onların bu hayallerini kışkırtacak çalışmalar yürütülürse...
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski
Sayfa 264 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ecinniler
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
904
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053605669
Orijinal adı:
Ecinniler
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye Kültür İş Bankası Yayınları
Cinler, insanoğlunun yazabildiği en sarsıcı yedi-sekiz romandan biri, hiç şüphesiz, gelmiş geçmiş en büyük siyasal romandır. İlk okuduğumda, yirmi yaşımdayken kitabın üzerimdeki etkisini, sarsılmak, hayret etmek, inanmak ve korkmak kelimeleriyle özetleyebilirim. O zamana kadar okuduğum hiçbir roman beni böylesine derinden sarsmamış, hiç bir hikaye insan ruhu ve şahsiyeti hakkında bana bu kadar sarsıcı bir bilgi vermemişti. Sarsıcı olan şey insanın iktidar isteğinin ve affetme gücünün, kendini ve başkalarını kandırma yeteneğinin ve bir inanç bulma azminin, sevmenin ve nefretin, en kutsal olana ilgiyle en bayağı olana düşkünlüğün boyutlarının genişliğini görmek, bu özelliklerin aslında hep yanyana bulunduğunu kavramak ve bütün bu duygu ve ruh durumlarını kitabın ölüm, siyaset ve aldatmacanın şiddetiyle yüklü olay örgüsüyle birlikte yaşamaktı. (Orhan Pamuk)

Dostoyevski sanatçılık bakımından Shakespeare’in hemen yanında yer alır.
Freud

Kitabı okuyanlar 1.464 okur

  • Halil Asi
  • Bekir ÇAVUŞ
  • Orochimaru
  • Zeynep K.
  • Uehalfhauefh
  • Apo Sırtlan
  • Berfin Polat
  • Mütemadi Edebiyat
  • ümit kara
  • Banu Baltacı

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.7
14-17 Yaş
%2.9
18-24 Yaş
%24.4
25-34 Yaş
%32.4
35-44 Yaş
%25.6
45-54 Yaş
%8.4
55-64 Yaş
%2.1
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%35.3
Erkek
%64.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.4 (139)
9
%25.6 (113)
8
%17.6 (78)
7
%4.8 (21)
6
%2.5 (11)
5
%0.7 (3)
4
%0.9 (4)
3
%0
2
%0.2 (1)
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları