Ecinniler (Cinler)Dostoyevski

·
Okunma
·
Beğeni
·
9.819
Gösterim
Adı:
Ecinniler
Alt başlık:
Cinler
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
904
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053605669
Orijinal adı:
Ecinniler
Çeviri:
Mazlum Beyhan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye Kültür İş Bankası Yayınları
Baskılar:
Ecinniler
Cinler
Ecinniler
Ecinniler
Cinler, insanoğlunun yazabildiği en sarsıcı yedi-sekiz romandan biri, hiç şüphesiz, gelmiş geçmiş en büyük siyasal romandır. İlk okuduğumda, yirmi yaşımdayken kitabın üzerimdeki etkisini, sarsılmak, hayret etmek, inanmak ve korkmak kelimeleriyle özetleyebilirim. O zamana kadar okuduğum hiçbir roman beni böylesine derinden sarsmamış, hiç bir hikaye insan ruhu ve şahsiyeti hakkında bana bu kadar sarsıcı bir bilgi vermemişti. Sarsıcı olan şey insanın iktidar isteğinin ve affetme gücünün, kendini ve başkalarını kandırma yeteneğinin ve bir inanç bulma azminin, sevmenin ve nefretin, en kutsal olana ilgiyle en bayağı olana düşkünlüğün boyutlarının genişliğini görmek, bu özelliklerin aslında hep yanyana bulunduğunu kavramak ve bütün bu duygu ve ruh durumlarını kitabın ölüm, siyaset ve aldatmacanın şiddetiyle yüklü olay örgüsüyle birlikte yaşamaktı. (Orhan Pamuk)


Dostoyevski sanatçılık bakımından Shakespeare’in hemen yanında yer alır.
Freud
#27324883
Bu incelememde yazan her şey, buradaki için de geçerlidir. Hatta başlangıç kısmı budur. Yeni bir şekilde deneyemezdim. Denemezdim. Düşündüm. Çok düşündüm ve düşünmeye devam edeceğim. Ancak size söyleyemem. İstesem de yapamam. Birazdan okuyacaklarınızın ne olduğunu ben de bilmiyorum. Gerçeğe yakın değillerse eğer, benim sanrılarımdan kurtulmaya çalışırken dökülen parçalardır. Hepsi bu. Şu an ne buradayım, ne de orada. Ne yaşıyorum, ne de ölüyüm. Dostoyevski'deyim. Dostoyevski'de...


+ Hay, aksi! Yine Dostoyevski'yi anlatmaya çalışmalıyım. İyi de nasıl anlatacağım? Diyebilecek bir şeyim var mı ki? Dostoyevski şöyle büyük bir yazar, şöyle güzel şeyler yazmış, böyle güzel anlatmış vb. ıvır zıvırı mı anlatacağım? İçimdeki bir su damlacığında, okyanusun gizli olduğunu fark etmemi sağlamasını nasıl anlatacağım? İlk kitabını -Yeraltından Notlar- okuduğumda kendimi hiç bilmediğimi fark ettirmesini mi anlatacağım? Bir sonraki romanında -Budala- hiç kimseyi gerçekten tanımamış olduğumu fark ettirmesini mi anlatacağım? Yoksa en büyük eseri olarak görülen ve bundan önce okuduğum romanı -Karamazov Kardeşler- sayesinde hâlâ ne kendimi ne de başka birini gerçekten anlamamış olduğumu anlatacağım? Ya da bu romanında insanların düşüncelerinin, insanların önüne nasıl geçtiğini göstermeni mi anlatayım? Ne anlatabilirim Dostoyevski? İnsanların düşüncelerinin; kendi derinliklerinde Yağmur Ormanları'ndaki bitkiler gibi, kendisinden kopanın kendini ve diğer tüm bitkileri sırf güneşe ulaşmak ve ulaştıktan sonra daha da fazla sahip olmak için ezmeye çalışmasını mı anlatayım? Düşüncesel tutkunun köklerinin de yeraltında büyürken, nasıl diğer düşünce köklerini engellemeye çalıştığını mı anlatayım? Ya da birinin tüm varoluşu ile başka birinin üzerinden parazit bir şekilde yaşamasını mı anlatayım? Veya bu düşüncelerinin peşinde büyüyenlerin nasıl diğerlerini de kendine basamak yaptığını mı anlatayım? Senin söylemediğin ne söyleyebilirim ki? Yaşamış olduğun acıların ve başkalarının yaşadığı acıların sana yansımalarından nasıl böyle güzel bir şekilde çıkmış olabileceğini mi anlatayım? Hepsi bir yana, senin tüm bunları nasıl anlamış olduğunu çözümleyememe mi anlatayım? Veya tüm bunların arasında kaybolmayacak ve yok olmayacak kadar güçlü oluşunu nasıl anladığımı mı anlatayım? Bir baba veya anne, çocuğuna dair hiçbir şey anlayamazken senin nasıl her insanı en ince parçasına kadar çözümleyebildiğini mi anlatayım? Veya insanların birbirleri ile olan tüm görünmez bağları nasıl görünür kıldığını mı anlatayım? Yine soruyorum, senin anlatmadığın ne anlatabilirim ki? Senin anlamamış olduğun insanı -kendim de dahil- nasıl anlamış olabilirim ki? Senin değerini anlayabildim mi sence? Seni geçtim, acının değerini anlayabildim mi sence? Bu kelimeleri dışarıya döken ben miyim sence? Doğruyu söylüyor muyum? Doğruyu geçtim, yalan bile olsa bir şey söylüyor muyum?

— Dostum, ömrüm boyunca hep yalan söyledim. Doğruyu söylerken bile yalan söyledim. Hiçbir zaman gerçek adına bir şey söylemedim, söylediğim her şey kendim içindi; bunun böyle olduğunu eskiden de bilirdim, ama ancak şimdi görüyorum... Ah, ömrüm boyunca dostluğumla incittiğim dostlar neredeler? Hepsi... hepsi! Savez-vous[Biliyor musunuz], belki şu anda da yalan söylüyorum; evet, sanırım yine yalan söylüyorum. En önemlisi de kendi yalanlarıma inanmam. Dünyada en zor şey, yalan söylemeden yaşamak... ve... ve kendi yalanlarına inanmamak... evet evet, bu en zor şey dünyada! Ama durun hele, bütün bunlar daha sonra... –durdu, coşkuyla ekledi:– Birlikteyiz, birlikteyiz!

+ Ben de yalan söyledim. Seninkinden ne farkı mı vardı? Farkı yoktu. Hemde hiç. En büyük yalanımı söylediğimde 6 yaşındaydım. Yalanın tüm pisliğini de daha ilkinde görmüştüm. Kutsanmış olduğumu düşünebilirsin. Hâlbuki aksine, lanetlenmiştim. Neden mi lanetli olduğumu düşünüyorum? Bugün olduğu gibi ilkbaharın tüm güzellikleri ile ortaya çıktığı bir günde olmuştu. Bu güzel günde olacak bir olayın önce zihnime, sonra tüm hayatıma ölü ve çıkmaz bir koku gibi sineceğini nereden bilebilirdim? Senin kitaplarının yaptığı yüce tesiri ve en küçük hücrelerime dahil işlediğin acıdan daha büyüktü bu tesir. Sabahın erken saatleriydi. Annem, her zamanki gibi ev işleri ile uğraşıyordu. Bizim ile olan ilgisi ancak alışkanlıkların ve temel görevlerin gerektirdiği kadardı. Kız kardeşim henüz üç yaşındaydı. Algısı keşfetmek için vardı. Her yerde bilgi arıyordu. Ben de öyleydim, ama ondan önce keşfe başlamanın getirdiği büyüklük vardı. Belli başlı objeleri, olayları ve duruma göre insanları anlayabiliyordum. Empati yeteneğim oluşmuş ya da oluşmaya başlamıştı. Emin değilim. Fakat yakın olduğum insanların hiçbir düşüncesini anlamıyor olsam da, duygusal durumlarını iyi anlıyordum. Her çocuğun beyninde bolca olan ayna nöronlardan mı kaynaklı yoksa, benimle alâkalı farklı bir olağandışı durumdan mı kaynaklıydı bilmiyorum. Hâlâ da öyle çünkü. Algıladığım hiçbir insanın düşünce durumunu çözemiyorken, duygu durumunu tek yumurta ikizi gibi anlayabiliyor ve onunla birlikte hissedebiliyordum. Annem, cüzdanını evin girişindeki ayakkabılığa bırakmıştı. Mutfakta kim bilir ne yapıyordu. Karnı tok ve enerjisi olan biz ise oyun arıyorduk. Kovalamaca ile başlamıştık. Ancak kardeşim çok küçüktü; yakalama ve kaçma konusunda beceriksiz olunca erken sıkılmış ve oyunu bitirmiştim. Gözlerim arayış içindeydi. Annemin cüzdanını gördüm. İçinde ne var diye bakmak istedim. Anahtar, nüfuz cüzdanı, bir tane kağıt 5.000.000 ve biraz da bozuk para vardı. Kağıt parayı alıp ben dokunmadan cüzdan nasıl duruyorsa, aynı şekilde bıraktım. İçindeki bir kağıt parçasının yokluğu hariç az önceki ile aynıydı. Bu değişim de dışarıdan belli olmuyordu. Neyse, hızlıca salona koştum. Kardeşime gösterdim. Üzerindeki resim ve silinik sarı rengi ilgisini çekmişti. Gülmeye başladı. Dokunmak istedi ve verdim. İncelemeye başladı. Ne olduğunu ve neye yaradığını sordu. Oyunumuz için gerekli son parça olduğunu söyledim. Annem hâlâ aklımda olduğu için onun parayı görmesinden deli gibi korkuyordum. Burada annem hakkında ufak bir bilgi vermem lazım. 12 yaşından beri zorunluluklar ve sorumluluklar altında ezilmiş ve ezilmeye devam eden bir kadındı. Ailesinin hiçbir sözünden çıkmamış, çıkamamış ve her görevi yerine getirmek zorunda kalmış fedakâr biriydi. Böyle uzun yıllardır sürekliliği olan çaresizliklerin oluşturduğu sessizlik ve baskı altında, gün geçtikçe daha fazla sıkışarak daralıyordu. Bu da onu bir nevi sinir hastası yapmışı. Gerçeklik, kafasındaki plandan ufacık farklı olunca hemen parlıyordu. Kendini kontrol edemeyen bir öfkeye sahipti. Anlayacağınız fiziksel ve sözsel olarak sevgi ve güçle gelen şiddete sık sık maruz kalıyorduk. Annemden korkuyordum. Tüm benliğimle korkuyordum. Yine de bu işe girişmiştim. Bir şey olmayacağını umuyorum. Fakat temkinliliği de elden bırakmamak lazımdı. Camın önüne koltuğu çektim. Kardeşimle beraber üzerine çıkıp birlikte camdan bakmaya başladık. Bu sayede annem parayı göremeyecekti. Kızsa bile parayı saklayacak zamanım olacaktı. Parayı kardeşimden istedim. Ona rüzgârın gücünü göstermek istedim. İki parmağımla paranın bir ucundan tutmuştum. Diğer ucu rüzgârla dans ediyordu. Rüzgâr uçurmaya çalışıyordu ve ben bu uçuşa engel oluyordum. Rüzgâr, bu şekilde parayla temas hâlinde iken; paranın serbest ucu ezişip büzülür katlanır ve kendi kendine çarpıp düzelmeye başlar. Bu sırada da çıkan sesler olur. Görüntü ve ses, kardeşimin ilgisini çekmişti. Gülmeye başladı. Ben de yapacağım, diye heyecanla söylenmeye başladı. Parayı ona verdim. Mutluluğu daha fazla artmıştı. Belli bir zaman geçtikten sonra parayı ondan aldım. Ben de yapmak istedim. Bir süre daha ben yaptım. Sonra yine istedi. İşte, o anda vermek istemedim. Farklı bir şey göstererek parayı daha fazla tutmak istedim. Ona, parayı bırakırsam ne olacağını biliyor musun, diye sordum. Bilmiyorum, dedi. Görmek ister misin, diye sordum. Evet, dedi. Gözlerinin önünde yatay bir çizgide parayı getirdim ve götürdüm. Sonra heyecanlandığını görünce biraz farklı şekillerde devam ettirdim. Sihirbaz tarafından etkilenen izleyici gibiydi. Birazdan olağandışı bir şey gerçekleştirebileceğim objeye takılı kalmış ve sihirbazın ne yaptığına dikkat etmeyen birine dönmüştü. Sadece parayı izliyordu. Gülümseyerek ona baktım. O sırada parayı da bıraktım. Ben sadece kardeşime bakarken, o paranın havada uçuşunu izliyordu. Ben gülümsüyordum, o ise şaşkın bir yüz ifadesine sahipti. Bakışlarını bana çevirdi ve şimdi ne olacağını sordu. O anda gerçeklik beni çarptı. Para gitmişti. Ne yapmıştım ben, demeye kalmadan annem bağırdı. Ne yapıyorsunuz, dedi. Korku bir anda beynime hücum etti. Tüm benliğimi sarması ise yaklaşık iki saniye sonra annemin soruyu yinelemesi ile oldu. Ben öylece donuk bir vaziyette kalmışken, kardeşim söze girdi. Para uçuruyorduk, anne, dedi. Ne parası, diye sordu. Ama cevap beklemeden ayakkabılığa doğru gitmeye başladı. Cüzdanını kontrol edeceğini ve paranın yokluğunu fark edeceğini anladım. Kurtuluş yolları aramaya başladım. Ne yapabilirim diye düşünürken, aklıma yalan söylemek geldi. Ama nasıl bir yalan beni kurtarabilirdi? Kardeşimi fark ettim. Annem geri dönmüştü. Para nerede diye bağırıp duruyordu. Söyleyin yoksa ikinizi de döveceğim, dedi. Bir an tereddüte düştüm, ancak korkum, sevgimin üstüne geçti. Kardeşim yaptı, dedim. Annemin bunu duymasıyla öfkesinin dışa vurması arasında bir saniye bile geçmemişti. Kardeşimin kolundan sıkıca tuttu ve sol tarafına bir tokat bastı. Kardeşim, ilk darbeyi hisseder hissetmez ağlamaya başladı. Tıpkı basınçla sıkıştırılmış suyun, üzerinden basıncı sağlayan etmenin kaldırılması ile suyun sahip olduğu güçle patlaması gibi; annem de öfkeyi dışarı atabilecek alanı bulunca şiddeti çoşmuştu. Kardeşime elleriyle, ayaklarıyla ve imkânı olduğu her şekilde vuruyordu. Kardeşim gözyaşlarına boğulmuştu. Ağlama sesi gittikçe artmıştı. Uzun bir süre böyle geçtikten sonra kardeşimin ciğerleri mi yorulmuştu yoksa gözyaşları mı bitmişti ya da acıyı hissetmez hâle mi gelmişti bilmiyorum, ama ağlama sesi kısılmaya ve direnç göstermeye başladı. Tüm bu süreç boyunca sadece izledim. Utanmıştım. Acı çekiyordum. Küçülüyordum. Kardeşime baktığımda içim parçalanıyordu. Ama korkudan bir şey diyemiyor ve yapamıyordum. Artık çok geç diye düşünüyordum. Söylesem ne olacaktı ki? Annem aynı hınçla beni de dövecekti. Belki daha fazla dövecekti. Yalan söylemem de fazladan dayak sebebiydi. Bu düşüncelerimin sonunda anneme baktım. Tüm hücrelerim öfke ve nefretle dolmuştu. Bir anne çocuğuna nasıl bunu yapabiliyordu, anlamıyordum. Sanki tüm acıların ve dertlerin kaynağı kardeşimdi veya tüm mutlulukların ve huzurun kaynağı o 5.000.000 lira idi. Anneme olan sevgimi bitireceğime yemin etmiştim. Kardeşimi de ilk önce kendimden, sonda diğer herkesten koruyacağıma dair yemin etmiştim. Zaman o an benim için durmuş olduğundan, ne kadar süre kardeşim dayak yedi ve birlikte ağladık bilmiyorum. Ancak annem durmuştu. Enerjisi bitmişti. Bir daha sakın cüzdanıma ve paralara dokunmayın, diye son bir hınçla bağırdı. Bizi bıraktı ve gitti. Kardeşimin gözleri şişmişti ve yüzü kıpkırmızıydı. Hıçkırıyordu sadece. Yere çökmüş öylece hıçkırıyordu. Yanına oturdum ve sarıldım. Ağlamaya yeni başlamış gibi gözyaşlarım şiddetli bir yağmur şeklinde akmaya devam ediyordu. Sonra ağlamam durdu ve kendime geldim. Onu da alıp yatak odasına gittim. Kapıyı kilitledim ve yatağa uzandık. Sonra da uyumuşuz. İşte, böyle Dostoyevski. Hayatımdaki en büyük hatam ve en büyük acı buydu. Bu olaydan sonra 19 sene yaşadım ve hâlâ yaşıyorum. Kendime ve başkalarına daha neler yaşattım, nelere tanık oldum ve bana neler yapıldı dersen binlerce sayabilirim. Ancak hiçbiri bunun kadar tesirli değildi. O gün nasıl biri olacağımı değil, ama nasıl biri olmayacağımı, daha doğrusu olmak istemeyeceğimi görmüştüm. Acı ve sevdiğime yaşattığım acı, empati gücümü besledi. O gün bugündür sevdiğim veya sevmediğim hiç kimseye bu ve buna benzer acılar yaşatmayacağıma karar vermiştim. Gerekirse kardeşime yaptığım gibi suçsuz yere suçun cezasını çekecektim, ama kimseye isteyerek acı çektirmeyecektim. Özellikle benim çekmem gereken acıyı.

— Ah, bağışlayalım, bağışlayalım, her şeyden önce bağışlayalım... herkesi, her zaman bağışlayalım... Kendimizin de bağışlanacağımızı umalım. Çünkü herkes, hepimiz tek tek, ötekinin önünde suçluyuz. Herkes suçlu!

+ Bağışladım, Dostoyevski. Önce annemi bağışladım. Uzun yıllar ondan nefret ettim, ama onu gerçekten anlamaya başlayınca affettim. Ancak kendimi bağışlayamadım. Kardeşime yıllar sonra bu olayı anlattığımda hatırlamıyordu. Ağlayarak anlattım ve affını istedim. Affettiğini söyledi. Gözyaşları ile parıldarken gözleri, gülümsemeye başladı ve tekrar etti. Affettim abi, dedi. İşte, ben de ondan sonra kendimi bağışlayabildim.

— Sevgiden daha değerli ne olabilir? Sevgi, var olmaktan, yaşamaktan daha önemlidir; sevgi varoluşun tacıdır; öyleyse, varoluşun sevginin önünde baş eğmemesi mümkün müdür?


+ : Ben.
— : Kitaptan alıntı, yani Dostoyevski.

Dip Not: İmla hatalarımın canı cehenneme!
Ecinniler ile Dostoyevski etkinliğine giriş yapıyorum dostlarım :) 896 sayfalık bu yüce eseri Sibirya sürgünü sonrası iki yılda (1870-1872) tamamlamış Dostoyevski.

Bu kitabı yazarken gerçek bir olaydan esinlenmiş. Kısaca gerçek olaydan bahsedelim;
1869'da Moskova Üniversitesi'nde okuyan Sergey Nechayev, çevresindekileri bir devrim için örgütlemeye başlar. "Halkın Öcü" adıyla bilinir örgüt ve Neçhayev'in elinde örgütü destekleyenler tarafından verilen bir mühür ile belge vardır. 1869'da Dostoyevski'ye karısı Anna'nın abisi tarafından bahsedilir bu örgütten ve Ivanov adlı bir öğrenciden. Ivanov, Neçhayev'in elindeki belgenin gerçekliğinden şüphe eder ve ona karşı çıkar. Bu da hızlıca dünyaya yayılır. Birkaç ay sonra Ivanov, üniversitenin arka bahçesinde ölü bulunur. Çok geçmeden Ivanov'u öldürenlerin "Halkın Öcü" örgütü üyeleri olduğu ve bunu ele verilmekten korktukları için yaptıkları ortaya çıkar. Tabi ki Neçhayev işin başındadır. Üç kişi tutuklanır ancak Neçhayev İsviçre'ye kaçar. Olay sonrası Sağ ve Sol'dan tepkiler gelir. Anlatılan olaydan etkilenen Dostoyevski de Sağ'dan gelen (devrimci akımın gözden düşmesi) tepkilere katılır. Ve böylece olayda geçen isimleri değiştirerek Ecinniler'i yazar. (Albert Camus - Ecinniler Oyun) Camus'un bir de kısa açıklamalarını Türkçe altyazı ile kendi sesinden dinledim ve bunu da meraklısı için paylaşmak istiyorum. ( https://youtu.be/Q9-RcReHwHA )

Sergey Nechayev, romanın baş kahramanı Pyotr Stepanoviç Verhovenski ve Ivanov ise Şatov olarak çıkıyor karşımıza. Sosyalizmin, nihilizmin ve ateizmin sıklıkla işlendiği bir olay örgüsü var Ecinniler'de. Her karakterin betimlemesi, ruhsal durumu ayrıntılarıyla anlatılıyor. Karakterlerin zamanla değişen fikirlerini, evrimlerini inceleme imkanı sunuyor okuyucuya Dostoyevski.

Pyotr Stepanoviç'in küçümsenemeyecek zekasını, her istediğini bu şekilde elde etmesinin ne derece kolay olduğunu sayfalar boyunca hissediyoruz. Şatov'un sosyalist bir insanken zamanla dine yakınlaşması ve Tanrı hakkındaki görüşlerini hatta bazı durumlardaki saflığını keskin cümlelerle anlatıyor Dostoyevski. Kitaptaki ölümlerin nedenlerini uzun süre düşünme gereği hissettim. Rus halkının inançlarını ve kitap boyunca yapılan eleştirilerini de ilgiyle okudum.

Konudan ve karakterlerin tamamından bahsetmek yersiz olacak. Çünkü ayrıntı vermeden karakter isimleri vermek bu kitap için imkânsız. Bu nedenle hiç girişmeyeceğim böyle bir şeye. Kendi görüşlerime gelecek olursam;
Bence okuma sürecim bu kez uzun sürdü. Çünkü önce karakterleri benimsemem gerekti. Çok fazla isme rastladım birçok Dostoyevski romanında olduğu gibi. Bu nedenle not alma gereği hissettim karakter isimlerini. Kısa kısa notlar alarak okumaya başladım. Önce biraz zorlandım evet ama okuduğum kitabın ağırlığının farkında olarak ara vererek sonuca ulaşmayı tercih ettim. Sadece Ecinniler'i okumayıp iki kitapla daha destekledim süreci. Böylece sayfalar ilerledikçe çok rahatladım, hızlandım. Konuyu da karakterleri de benimseyince heyecanla çevirdim sayfaları, hatta favori karakterim bile oldu :) Nikolay'a hayran kaldım ben :) Biraz serseri biraz durgun bir karakter ile birçok Dostoyevski romanında karşılaştım ve her seferinde hayran oldum ona. Nikolay da onlardan biri oldu benim için.

Okuyacaklara tavsiyelerim var elbette. Öncelikle karakterleri iyice hazmetmek gerekiyor. Not almanız taraftarıyım. Biliyorsunuz Rus isimleri birbirini çok andırıyor. Bu sayede karışıklığı önlemiş olacaksınız. Yavaş yavaş okuyun eseri. Çünkü biraz ağır gelecektir önce. İlk kısımlardaki olay örgüsü kavranırsa akıp gidecektir kitap, göreceksiniz. Diğer Dostoyevski eserlerinden farklı bir eserle karşı karşıyasınız, bunu bilerek okumanız taraftarıyım. Bu şekilde okursanız; siyasi, felsefik, realist ve bolca betimlemeden oluşan eseri seveceksiniz. Ve çeviriye değinip bitireyim. Ben yine Mazlum Beyhan çevirisi okudum. Akıcı bir çeviriydi her zaman olduğu gibi. Okuyacaklar için sorun oluşturur mu bilmem ama Fransızca cümlelere çok rastlayacaksınız. Orjinal metindeki haliyle yapılan çevirilerde bunların doğal olduğunu kabul etmek lazım. Okunması gereken Dostoyevski başyapıtlarından birini daha okumanın keyfini yaşamak isteyenlere tavsiyedir :)
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.601 Oy)18.138 beğeni41.098 okunma2.635 alıntı172.882 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.172 Oy)8.473 beğeni27.166 okunma751 alıntı132.497 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.428 Oy)5.535 beğeni18.769 okunma766 alıntı96.001 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.736 Oy)6.046 beğeni15.904 okunma2.616 alıntı82.126 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.507 Oy)8.457 beğeni24.950 okunma2.261 alıntı107.714 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.182 Oy)3.694 beğeni12.232 okunma1.110 alıntı50.144 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.090 Oy)7.657 beğeni21.503 okunma751 alıntı83.949 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (4.185 Oy)4.940 beğeni16.438 okunma3.153 alıntı105.425 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.312 Oy)12.864 beğeni32.908 okunma3.102 alıntı138.277 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.833 Oy)8.773 beğeni24.015 okunma1.605 alıntı111.456 gösterim
Ilk kez dostoyevski okumuş biri olarak yorum yapma haddini pek kendimde bulamadım arkadaşlar. .Kitap kolay ilerleyen bir roman niteliğinde değil tabiiki üstelik yorucu bir fransızca diyalog trafiği var benim okuduğum baskıda (öteki yayınları ) çok güçlü karakter olan bayan Stavrogin in diyalogları bir tiyatro sahnesi gibi gözümün önünde en sasirdigim detay ise ağlayan ve sayfalar dolusu mektuplar yazan rus erkekleri ,üstelik karakterlerin hemen hepsi intihara meyilli . tabiiki dönem itibarı ve rus elit tabakasının arasında geçen romanda siyasi çalkantılar , haklı galeyana getirecek entrikalar anlatılıyor bu uğurda işlenen cinayetlere kadar varıyor olaylar ....bir halk evinde geçen bölüm beni en etkileyen bölüm oldu ki bir kez daha anladım "rus'un köylüsü beni daha çok cezbediyor yaşam tarzı olarak ..Dostoyevski 'nin bir kitabını daha okuduktan sonra daha detaylı bir bilgi sahibi olacağım yazar in üslubu hakkında ..yanlız şöyle bir tesadüfi detay az önce dikkatimi çekti tabii tesadüfmu yoksa etkileşimmi onu bilemiyorum o da şu ki ..Dostoyevkinin kuramı olan ve bu kitaptada bahsedilen "insanoğlu Tanrı Olacak"düşüncesi homo deus'in yazarının dilindende hemen hemen aynı cümlelerle bir söyleşide iletiliyor bugün. .

Sevgiyle ve kitapla kalın "iyi okumalar "
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski'nin dünya edebiyatına kazandırdığı en önemli klasiklerden biri olan Ecinniler, oldukça merak ettiğim ve gözümü korkuttuğu halde zor da olsa bitirmeyi başardığım bir kitap oldu. Göz korkması kitabın aşırı kalınlığından ziyade son derece ağır bir dille yazılmış olmasından aslında, eski klasikler pek sade olmuyor. Yazarın zamanında örgüt üyesi olma gerekçesiyle tutuklanıp, Sibirya'ya sürgün edilmesinin ardından yazdığı bu önemli eser bize dönemin Rusya'sı hakkında önemli bilgiler veriyor. Kitap başlarda eğlenceli ve komik gibi geliyor fakat sonlara doğru şiddetini arttıran karamsarlık ve trajediler ruh halinizi aşırı depresif bir havaya sokuyor. Bitirdikten sonra üzerimden ağır bir yük kalkmış gibi hissettim ve büyük mutluluk verdi. Dostoyevski'nin bildiğimiz o uzun uzun cümleleri, aşina olmadığımız uzun kişi adlarının verdiği karmaşıklık, derin karakter incelemeleri, aşırı detaylı olay anlatımları ve durağan hikaye akışı, kısacası Rus edebiyatı denince aklımıza gelen bütün özellikler Ecinniler kitabında mevcut. Kitabımız 19. yüzyılın ikinci yarısında filizlenen sosyalizm, ateizm ve nihilizm hakkında eleştiriler sunarken, bu düşüncelerin Rusya, Rus halkı ve yüksek mevkili kişiler üzerindeki etkilerinden bahsediyor. Kendisi profesör olan Stepan Trofimoviç isimli eski bir liberalin, general kızı Varvara Petrovna ile olan uzun ilişkisiyle başlayan hikayemiz, onların ayrı kişilerden sahip olduğu oğulları Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin ve Pyotr Stepanoviç'in içlerinde bulunduğu ihtilalci bir örgütün yapılanması, eylemleri ve birbirleriyle olan rekabetiyle devam ediyor. Yazarın içinde pasif olarak yer alıp fazla rol üstlenmediği eserde aydın kesimin yozlaşması, sıradan halkın çıkarcılığı, devlet düzenindeki aksamalar ince ince işleniyor. Bu tip konuları içinde barındıran kitapta cinayetler, intiharlar, delirmeler, kundaklamalar, hırsızlıklar ve daha aklımıza gelebilecek her türlü ahlak dışı hareket mevcut elbette. Ecinniler kolay bir kitap değil kesinlikle, okurken kendinizi vermeniz gerekiyor. Çaba gösterince gerçekten eserdeki olayları idrak ediyor ve derin edebiyat hissini fazlasıyla içinize çekiyorsunuz. Dostoyevski, Karmazinov isimli karakterle Turgenyev'in Babalar ve Oğullar adlı kitabındaki Bazarov adlı karaktere bir eleştiri yapmaktadır. Turgenyev'in yanı sıra hayranı olduğu Gogol'a da gönderme yapar yazarımız. Stavrogin'in itiraflarının yer aldığı bir bölüm var ki kitabın en can acıtıcı kısımlarından biri belki, bir insanın nasıl böylesine bayağılaşarak kendini kaybedebileceğini bizlere gösteriyor o bölüm hatta zamanında sansürlenmiş ve uzun yıllar sonra kitaba ek bölüm olarak konulmuştur. Kitabın isminin geldiği yer oldukça ilginç ama bunu söylemeyeyim ve sadece İncil'de yer aldığını belirtmekle kalayım. Stepan Trofimoviç, Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin ve Pyotr Stepanoviç en çok beğendiğim ve okumaktan keyif aldığım karakterler oldu. Anlatılacak çok şey var aslında fakat böyle bir kitap için ne kadar anlatsam yetmez diye düşünüyorum. Son olarak Nobel ödüllü ünlü Fransız yazar Albert Camus'nün bu kitaptan uyarladığı ve yönettiği bir tiyatro oyununun olduğunu belirtmek isterim.
Ecinniler, Dostoyevski'nin suç ve ceza ile budala dan sonraki üçüncü büyük romanıdır. Roman, Rusya 'da önceden beri var olan liberal düşüncelerinin yeni nesil arasında ateşli bir şekilde yayılması üzerine yazılmıştır.
Genç nesil bu düşüncelerle öylesine aklını yitirmiştir ki olay cinayetlere kadar varmıştır. Ayrıca nihilist düşünceyle beraber intihar vakaları da yadsınamayacak derecede artmıştır. Bu toplumsal sıkıntılar karşısında Dostoyevski Ecinniler romanını kaleme almış, siyasi düşüncelerini açık açık yazmış, gençler arasında yayılan yeni düşünceleri yetkin kalemiyle eleştirmiştir.

Roman eski bir liberalin hayatıyla başlar, ilerleyen bölümlerde yeni nesil yerini alır ve olaylar hızlanır. Dostoyevski nin karakter işleme de ki ustalığı yıne ön plandadır. Ayrıca romanda gözden kaçmayan bir diğer unsur da Dostoyevski nin ilk yazarlık döneminde beri çekişme halinde olduğu Turgenyev in romanda yerini bulmasıdır (karmizanov).

Romanın dili, çeviri ve zorluk seviyesine gelecek olursak. Benım okudugum eser iletişim yayınları tarafından basılmış, Ergin Altay çevirisiydi. Kitap da bazı yazım hataları olmakla beraber, ben bunun yayınevınden kaynaklandığını düşünüyorum. Bana göre çeviri gayet başarılıydı. Zaten çevirmen de Hasan Ali Ediz ve Mazlum Beyhan ile beraber beğendiğim en iyi üç çevirmen arasında.
Eserin dili (okuyucudan okuyucuya değişmekle beraber) okuru zorlayacak bir seviyede değildi. Kitabın içeriği felsefe, siyasi düşünce içermekle beraber daha çok olay kurgusundan oluşmakta. Birçok kısımda da diyaloglar mevcut bu da okur açısından ayrı bir kolaylık sağlıyor.

Meraklılarına keyifli okumalar dilerim.
Okurlarımızın bir hayli haşır neşir olduğu, on dokuzuncu yüzyıl Rus edebiyatından bilindiği üzere bu köleliğin kaldırılması hikayesinden sonra ülkede bir yığın toplumsal komplikasyonlar ve muhtelif siyasi görüşler vücut bulmuştur. Bu siyasi fikirlerin en göze çarpanı kuşkusuz 'sosyalizm' fikridir, fakat şimdi burada ben, bu sosyalizmin bu ülkeye getirdiği olumsuzlukları uzun uzadıya yazmayacağım zira bu konulara hakim olabilmek için Rus tarihini ve sosyolojisini iyi bir irdelemek ve araştırmak gerekiyor ki bunlara vakit ayıracağımı zannetmiyorum... Velhasıl kelam, edebiyatın zirvesindeki isim Dostoyevski, hayatının bir döneminde bu doğrultudaki bir siyasi grupla senli benli olmuş sonra efendim görülmemesi yaşanmaması gereken olaylara şahit olmuş ve bu dönem hayatını bir hayli olumsuz etkilemiştir. Sonra sonra buradaki yaşadıklarını elimizdeki bu 'Ecinniler' romanında anlatmış ki bunlar son derece sıradışı ve trajik olaylar, okuyanlar şaşırıyor derken bu romanın edebi özelliği ise klasik Dostoyevski tarzıdır; yani karakter analizleri ve psikolojik (zaman zaman psikiyatrik) durumların tasvirleri olağanüstü başarılıdır.

Okumadan geçmeyiniz derim.
İyi okumalar.
Güncelliğini hiçbir zaman yitirmeyecek bir kitap.

Halkı bir eğlence ile oyalayip, bir şehri yakmaya çalışmak... Günümüze ne kadar çok benziyor.

Her karakter için ayrı bir kitap daha yazılabilir. Bu denli derin bir içeriği var. Ayrıca Dostoyevski' nin kendine özgü üslubu ile okudukça zevk veren bir kitap.

Anlatıcı, olayların bir kısmının içinde olan ama her şeyi tamamen bilmeyen biri olarak anlatıyor. Bu bazı kısımlarda çok zevkli oluyor ama bana göre bazı yerlerde yazıya varsayım havası kattığı için, metnin gerçekliğini azaltıyor.

İlerde tekrardan okuyacağım bir kitap. Çok beğendim.
Yeryüzünde hiçbir Dostoyevski kitabı yoktur ki, hayranlık duyulmadan okunsun. Yeryüzünde hiçbir Dostoyevski karakteri yoktur ki ateşler içinde yanmasın, heyecanlanmasın.

Dostoyevski'nin okumadığım tek hacimli eserini okumanın sevincini ve üzüntüsünü aynı anda yaşıyorum. 897 sayfalık bu devasa eseri yazan "Ateş Fedya'ya" hayran olmamak elde değil. Bir sayfası dahi heyecansız olmayan, sürekli hareketliliğin olduğu müthiş bir eser. Her cümlede deha parıltılarını görmek mutluluğuna bizi eriştiren Dostoyevski iyi ki bu dünyaya geldin ve iyi ki lanet olası askerlikten nefret edip, yazar olmaya karar verdin.

Dostoyevski yeryüzünün en iyi yazarıdır. Bu tartışmaya dahi kapalı bir konudur. Bu kesinliğe kanıtınız nedir diye soranlara, "Karamazov Kardeşler" kitabının gösterilmesi yeterlidir.

Daha önce başlayıp yarım bıraktığım bir kitaptı Ecinniler. Kurgusu biraz karmaşık ve dağınık gelmişti o sıralar bana. Şimdi anlıyorum ki bazı kitaplar, bazı
özel zaman dilimlerinde okunmalıdır. Dostoyevski'nin belki de en siyasi kitabı Ecinniler. Belki de Sosyalizm'i ve onun getirdiği dinsizliği en sert şekilde eleştirdiği eser. Kitap okunduğu zaman da görüleceği gibi Sosyalizm, bir Ecinnidir. Fikirsel aşaması dahi kitabı kana bulamaya yetmiştir. İçerikle ilgili özellikle belirtmek istediğim şey; okurken ağladığım tek kitap olma özelliğine sahip olması. Ağlatan olayı hemen aşağıda verdim.
Spoiler - - -
Ah Şatov! Ne mükemmel adamsın sen! Aşkınla ağlattın beni! Sen nasıl bir aşıksın ki eski karının açılan üstüne bakmadan onu örtmeye çalışıyorsun, sen nasıl bir aşıksın ki evinde çay olmadığı için ve eski karın çay istediği için tek savunman olan silahını anında rehin vermeyi düşünürsün hayatını tehlikeye atmayı göze alarak?
Spoiler - - -

Ayrıca böyle bir kitapta Aleksey Niliç Kirillov gibi bir isimden bahsetmemek olmaz. Ah iyi yürekli Aleksey Niliç! Müthiş fikirlerin var Aleksey müthiş! Kitaptaki en güçlü karakter sensin Aleksey Niliç. Kendinin Tanrı'sısın sen Aleksey Niliç! Çok ama çok etkilendim senden Aleksey Niliç! Seninle hayati bir ortak noktamız olabilir Aleksey Niliç!

Okurken dikkatimi çeken şeylerden biri; Pyotr Stepanoviç'in Nikolay Stavrogin'e olan hayranlığı. O olmadan kendini bir hiç gibi hissetmesi. Karamazov Kardeşler'i okuyanlar hemen göreceklerdir bu hayranlığın Smerdyakov'un, İvan Karamazov'a duyduğu hayranlığın aynısı olduğunu.

Sonuç itibariyle her Dostoyevski kitabı olduğu gibi bu kitabın da mutlaka ama mutlaka okunması gerekir. Dostoyevski okumayan biri eksiktir, aynı kitap okumayan birinin eksik olduğu gibi...
Açıkçası başlarken sayfa sayısı ve yazıların küçüklüğü çekimser olmama sebep olmuştu ancak o kadar kolay ve sıkılmadan okudum ki!
Gerçekten çok güzeldi, konusu da karakterleri de son derece başarılı ve ilgi çekiciydi. Romanların en önemli noktalarından biri de karakterleri hissetmek ve onlara inanmaktır ki Ecinniler' de bunu fazlasıyla bulabilirsiniz. Her karakter çok sağlamdı ve çok güzel anlatılmış. Kitabı okurken kendimi olayların içinde gibi hissedip karakterlerle aynı duyguları paylaştım. Özellikle Stavrogin ve Şatov karakterlerini çok sevdim.
Anlatıldığı dönemi kesinlikle çok iyi yansıtıyordu. O zamanlar Rusya da hakim olan akımlar bunların etkilerini bir çok yönden görmek mümkün.
Okurken çok zevk aldım ve çok beğendim. Mutlaka okunması gerek.
Tartışmasız şimdiye dek yazılmış en iyi siyasi roman. Bize kalsa hepimiz kendi lambamızdan sorumlu birer ciniz oysa kendimize ait bir şey yok, aynı dünyayı aydınlatıyoruz.
Kitap çok kapsamlı ve geniş. Yani akıcılık beklemeyin:) Dostoyevski din, ateizm, nihilizm vb. konularını karakterlerin ruhlarına çok güzel işlemiş,ayrıca dönemin ideolojik ve siyasi yapısına da ışık tutmuş. Okuyunuz efendim..
Rus halkının daha çok düşünür ve sosyete kesiminin eleştiride bulunulduğu , çeşitli entrikalar döndüğü , kibir konusunun üzerinde durulduğu ve son kısımlarda suç ve cezayı anımsattığı güzel bir kitap. Birde benim hissettiğim kendisi hakkında öz eleştiri yaptığını bir kitap.
Konuşmayı bilenler, hep kısa konuşur.
Dostoyevski
Sayfa 302 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında özgürlüğüne kavuşur insan.
Dostoyevski
Sayfa 155 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İnsan ne kadar zor koşullar altında yaşıyorsa ya da halk ne kadar ezilmiş, bitkin, yoksulluk içindeyse, o kadar büyük bir inatla cennette ödüllendirilmeyi bekler; hele bir de bu arada yüz bin papaz, din adamı, vs. birtakım spekülasyonlarla onların bu hayallerini kışkırtacak çalışmalar yürütülürse...
Dostoyevski
Sayfa 264 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
...bugünlerde kimse kendi aklıyla düşünmüyor.
Dostoyevski
Sayfa 575 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Alışkanlık... Neler yaptırmaz insana!
Dostoyevski
Sayfa 6 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Kitap okumak ve kitabı ciltlemek, insanın gelişme çizgisinde birbirinden ayrı iki büyük evredir. İnsan yavaş yavaş kitap okumayı öğrenir, bu kuşkusuz yüzyıllar sürer, ama okuduğu kitaba hiç özen göstermez, onu değersiz bir şey olarak görür. Kitap ciltletmekse kitaba saygının belirtisidir, yalnızca kitap okumayı sevmenin değil, kitap okumayı bir uğraş kabul etmenin belirtisidir.
Dostoyevski
Sayfa 796 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
İnsanın kendi olmasından daha kurnazca ne olabilir? Çünkü kimse inanmaz onun kendisi olduğuna.
Dostoyevski
Sayfa 301 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ecinniler
Alt başlık:
Cinler
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
904
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053605669
Orijinal adı:
Ecinniler
Çeviri:
Mazlum Beyhan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye Kültür İş Bankası Yayınları
Baskılar:
Ecinniler
Cinler
Ecinniler
Ecinniler
Cinler, insanoğlunun yazabildiği en sarsıcı yedi-sekiz romandan biri, hiç şüphesiz, gelmiş geçmiş en büyük siyasal romandır. İlk okuduğumda, yirmi yaşımdayken kitabın üzerimdeki etkisini, sarsılmak, hayret etmek, inanmak ve korkmak kelimeleriyle özetleyebilirim. O zamana kadar okuduğum hiçbir roman beni böylesine derinden sarsmamış, hiç bir hikaye insan ruhu ve şahsiyeti hakkında bana bu kadar sarsıcı bir bilgi vermemişti. Sarsıcı olan şey insanın iktidar isteğinin ve affetme gücünün, kendini ve başkalarını kandırma yeteneğinin ve bir inanç bulma azminin, sevmenin ve nefretin, en kutsal olana ilgiyle en bayağı olana düşkünlüğün boyutlarının genişliğini görmek, bu özelliklerin aslında hep yanyana bulunduğunu kavramak ve bütün bu duygu ve ruh durumlarını kitabın ölüm, siyaset ve aldatmacanın şiddetiyle yüklü olay örgüsüyle birlikte yaşamaktı. (Orhan Pamuk)


Dostoyevski sanatçılık bakımından Shakespeare’in hemen yanında yer alır.
Freud

Kitabı okuyanlar 472 okur

  • aslıhan tekin
  • Naci Sarıtaş
  • Gülşah Cansever
  • Drkitapsever
  • Okan K.
  • Emre Alemdar
  • Hasan Sabbah
  • veysel demirkol
  • Bahar Demirkıran
  • Olcay Erdoğan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.7
14-17 Yaş
%2.9
18-24 Yaş
%24.4
25-34 Yaş
%32.4
35-44 Yaş
%25.6
45-54 Yaş
%8.4
55-64 Yaş
%2.1
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%35.3
Erkek
%64.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.6 (59)
9
%28.7 (45)
8
%19.1 (30)
7
%5.1 (8)
6
%3.8 (6)
5
%1.9 (3)
4
%0
3
%0
2
%0.6 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları