Adı:
Ecinniler
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
904
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053605669
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye Kültür İş Bankası Yayınları
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı İnsancıklar 1846’da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Byelinski bu eser üzerine Dostoyevski’den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan öykü ve romanları, çağımızda edebiyat klasikleri arasında yer alsa da, o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849’da I. Nikola’nın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Dostoyevski Ecinniler’de ihtilâlci örgütlerin yapısı ve üyelerinin karakterini gerçekçi bir gözle ve alaycı bir ifadeyle sergilemiştir.

Mazlum Beyhan (1948): Dostoyevski’den Suç ve Ceza ve Budala, Tolstoy’dan Sanat Nedir?, Çocukluk, İlkgençlik, Gençlik, Gogol’den Bir Delinin Anı Defteri, Burun, Palto Mazlum Beyhan’ın çevirdiği başyapıtlararasında yer alır. Ayrıca Çernişevski, Byelinski,Kropotkin ve Şçedrin’den Türkçeye kazandırdığı eserlerle hiç tartışmasız son 35 yılın en önemli Rus Edebiyatı çevirmenlerinden biridir.
904 syf.
Dostoyevski'ye, onun herhangi bir eserine nasıl inceleme yazılır, bilmiyorum. Daha önce hiç denemedim, çünkü genelde onun düşüncelerini ve eserlerini kendi içimde çözümlemeye ve özümsemeye çalışırım. Kitaplarındaki karakterleri hayatıma indirgerim ve itiraf ediyorum, her kitap karakteriyle hayatımdaki bir insanı özdeşleştiririm :) Okurken hem mutlu olduğum hem de huzursuz olduğum tek yazar diyebilirim şahsım adına. Zira, Cemal Süreya'ya söylettiği gibi bana da "Dostoyevski okuduğumdan beri huzurum yoktur." dedirtti :)

Biraz yanlış zamanda okumaya başladığım için uzun süre elimde dolaştı durdu. İyi ki de kapılıp kısa bir sürede okumamışım zaten, uzun birçok eserini okumuş olmamla beraber, en uzun soluklu okuduğum ve okurken kendimi kaybettiğim ilk eseri oldu belki de. Dolu dolu, oldukça doyurucu; sorgulamayla, düşünmeyle ve keyifle geçen bir yirmi günün sonunda tekrar Dostoyevski'ye hayran kaldığımı gördüm.

Karakterler, olay örgüsü ve biçem yine bildiğim gibiydi; tanıdığım, alışkın ve hayran olduğum Dostoyevski'nin kaleminden. Okurken içinde kayboluyorsunuz ve o dönemin Rusya'sını Dostoyevski'nin gözünden analiz edebiliyorsunuz. Aslında bizim Batı dünyası ve Batılı dünya görüşlerinin eleştirilerini içeren Tanzimat sonrası romanları gibi. Batının ideolojileri altında benliğini kaybetmeye başlayan Rus halkının yozlaşmasını ele almış Dostoyevski ve bence bunu ustalıkla başarmış. Dostoyevski'nin zaman içinde değişen düşüncelerini de kitapta hissetmek mümkün. Sanki daha milliyetçi, daha tutucu bir fikir dünyasında geçmiş; bunu fark etmek için diğer eserlerini de okumuş ve tahlil etmiş olmak gerekir diye düşünüyorum.

"Ölmeden Önce Okunacaklar" listemin başlarındaydı. Ölmeden önce okuyun, derim :)

Ecinniler - Fyodor Dostoyevski
904 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar dünyanın en iyi yazarlarından Dostoyevski’nin Ecinniler diğer eserlerinde olduğu gibi bunda da psikolojik tahlilleri ve karakterleri işleyiş şekliyle kusursuzdu.Dostoyevski bu eseri yazarken gerçek olaylardan esinlenerek yazmış.Suç ve Ceza’dan sonra en büyük romanlarından biridir.Siyasi roman türünde yazılmıştır.Konu olarak üniversite de okuyan Sergey Nechayev örgütlenmeleri anlatılmaktadır.Ayrıca karakter olarak Pyotr Stepanoviç Verhovenski ve Ivanov ise Şatov olarak karşımıza çıkmaktadır.Genelde ateizm,nihilizm,Hristiyanlık üzerinde durulmuştur.Bolşevik ihtilali öncesi toplum yapısını, oluşan gizli örgütlenmeleri ve bu örgütlerdeki kişilerin profillerini en ince ayrıntısına kadar anlatırken bir taraftan da entrikalar, menfaatler, aşklar işin içine girince konu epey bir yayılıyor aslında. Dönemin siyasi gelişmeleri, 1861de çıkan kölelik yasasının toplum üzerindeki etkileri çok iyi bir şekilde kaleme almış.O dönemi resmen bir ayna gibi yansıtan şaheser
Keyifli Okumalar Dilerim
904 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
Ecinniler ile Dostoyevski etkinliğine giriş yapıyorum dostlarım :) 896 sayfalık bu yüce eseri Sibirya sürgünü sonrası iki yılda (1870-1872) tamamlamış Dostoyevski.

Bu kitabı yazarken gerçek bir olaydan esinlenmiş. Kısaca gerçek olaydan bahsedelim;
1869'da Moskova Üniversitesi'nde okuyan Sergey Nechayev, çevresindekileri bir devrim için örgütlemeye başlar. "Halkın Öcü" adıyla bilinir örgüt ve Neçhayev'in elinde örgütü destekleyenler tarafından verilen bir mühür ile belge vardır. 1869'da Dostoyevski'ye karısı Anna'nın abisi tarafından bahsedilir bu örgütten ve Ivanov adlı bir öğrenciden. Ivanov, Neçhayev'in elindeki belgenin gerçekliğinden şüphe eder ve ona karşı çıkar. Bu da hızlıca dünyaya yayılır. Birkaç ay sonra Ivanov, üniversitenin arka bahçesinde ölü bulunur. Çok geçmeden Ivanov'u öldürenlerin "Halkın Öcü" örgütü üyeleri olduğu ve bunu ele verilmekten korktukları için yaptıkları ortaya çıkar. Tabi ki Neçhayev işin başındadır. Üç kişi tutuklanır ancak Neçhayev İsviçre'ye kaçar. Olay sonrası Sağ ve Sol'dan tepkiler gelir. Anlatılan olaydan etkilenen Dostoyevski de Sağ'dan gelen (devrimci akımın gözden düşmesi) tepkilere katılır. Ve böylece olayda geçen isimleri değiştirerek Ecinniler'i yazar. (Albert Camus - Ecinniler Oyun) Camus'un bir de kısa açıklamalarını Türkçe altyazı ile kendi sesinden dinledim ve bunu da meraklısı için paylaşmak istiyorum. ( https://youtu.be/Q9-RcReHwHA )

Sergey Nechayev, romanın baş kahramanı Pyotr Stepanoviç Verhovenski ve Ivanov ise Şatov olarak çıkıyor karşımıza. Sosyalizmin, nihilizmin ve ateizmin sıklıkla işlendiği bir olay örgüsü var Ecinniler'de. Her karakterin betimlemesi, ruhsal durumu ayrıntılarıyla anlatılıyor. Karakterlerin zamanla değişen fikirlerini, evrimlerini inceleme imkanı sunuyor okuyucuya Dostoyevski.

Pyotr Stepanoviç'in küçümsenemeyecek zekasını, her istediğini bu şekilde elde etmesinin ne derece kolay olduğunu sayfalar boyunca hissediyoruz. Şatov'un sosyalist bir insanken zamanla dine yakınlaşması ve Tanrı hakkındaki görüşlerini hatta bazı durumlardaki saflığını keskin cümlelerle anlatıyor Dostoyevski. Kitaptaki ölümlerin nedenlerini uzun süre düşünme gereği hissettim. Rus halkının inançlarını ve kitap boyunca yapılan eleştirilerini de ilgiyle okudum.

Konudan ve karakterlerin tamamından bahsetmek yersiz olacak. Çünkü ayrıntı vermeden karakter isimleri vermek bu kitap için imkânsız. Bu nedenle hiç girişmeyeceğim böyle bir şeye. Kendi görüşlerime gelecek olursam;
Bence okuma sürecim bu kez uzun sürdü. Çünkü önce karakterleri benimsemem gerekti. Çok fazla isme rastladım birçok Dostoyevski romanında olduğu gibi. Bu nedenle not alma gereği hissettim karakter isimlerini. Kısa kısa notlar alarak okumaya başladım. Önce biraz zorlandım evet ama okuduğum kitabın ağırlığının farkında olarak ara vererek sonuca ulaşmayı tercih ettim. Sadece Ecinniler'i okumayıp iki kitapla daha destekledim süreci. Böylece sayfalar ilerledikçe çok rahatladım, hızlandım. Konuyu da karakterleri de benimseyince heyecanla çevirdim sayfaları, hatta favori karakterim bile oldu :) Nikolay'a hayran kaldım ben :) Biraz serseri biraz durgun bir karakter ile birçok Dostoyevski romanında karşılaştım ve her seferinde hayran oldum ona. Nikolay da onlardan biri oldu benim için.

Okuyacaklara tavsiyelerim var elbette. Öncelikle karakterleri iyice hazmetmek gerekiyor. Not almanız taraftarıyım. Biliyorsunuz Rus isimleri birbirini çok andırıyor. Bu sayede karışıklığı önlemiş olacaksınız. Yavaş yavaş okuyun eseri. Çünkü biraz ağır gelecektir önce. İlk kısımlardaki olay örgüsü kavranırsa akıp gidecektir kitap, göreceksiniz. Diğer Dostoyevski eserlerinden farklı bir eserle karşı karşıyasınız, bunu bilerek okumanız taraftarıyım. Bu şekilde okursanız; siyasi, felsefik, realist ve bolca betimlemeden oluşan eseri seveceksiniz. Ve çeviriye değinip bitireyim. Ben yine Mazlum Beyhan çevirisi okudum. Akıcı bir çeviriydi her zaman olduğu gibi. Okuyacaklar için sorun oluşturur mu bilmem ama Fransızca cümlelere çok rastlayacaksınız. Orjinal metindeki haliyle yapılan çevirilerde bunların doğal olduğunu kabul etmek lazım. Okunması gereken Dostoyevski başyapıtlarından birini daha okumanın keyfini yaşamak isteyenlere tavsiyedir :)
703 syf.
·9 günde·10/10 puan
Dostoyevski’nin 1871 yılında tamamladığı Cinler romanı okuduğum ağır bir kitap oldu. Ağır olmasının nedeni siyasi olması ve içerdiği mesajlar. Bu kitabı okumayı düşünüyorsanız yazarı ve dönemi hakkında kesinlikle bilginiz olmalı, ayrıca siyasi bilginiz de elbette olmalı yoksa anlamak zor oluyor.

Dostoyevski kitaplarında dini illa ele alır ve sürekli diyaloglar soru cevaplarla din hakkında bir takım iğnemeleri olur. Rus toplumunun inançlarını analiz eder ve değerlendirir bu konu hakkında açıklık getirir, tabi bunu çoğu zaman doğrudan değil dolaylı yoldan yapar. Dostoyevski'nin okuduğum yedinci kitabı ve bazen düşünüyorum da acaba Dostoyevski'nin inanç/Tanrı konusunda çözemediği bir şey olabilir mi?..

Orhan Pamuk'un dediğine göre: "O zamanlar Rusya’da pek moda olan ve bugün yarı anarşist, yarı liberal diyebileceğimiz Nihilistlere (Hiççilere) öfke duyuyor, onların Rus geleneklerine düşmanlıklarına, Batıcılıklarına ve dinsizliklerine karşı alaycı bir siyasal roman yazıyordu” (Dostoyevski, 2000, s. 10). Gençlerde baya yaygınlaşmış olan bu Nihilistlere Dostoyevski çok karşı çıkmış, zaten kitabında diyaloglarda bunu çokça belirtir. Bu Nihilist 'Babalar ve Oğullar' romanında çıkmış deniliyor. Dostoyevski kitabın yazarı olan İvan Turgenyev'yi sorumlu tutmuş çünkü bu romdan sonra gençler Nihilistliğe yöneliyor. (Bu arada Nihilist 'Hiç' liktir.) Kitap elbette Nihilistliği içeriyordu.

Dostoyevski romanları denildimi elbette bilinç ve psikoloji akla gelir. Diyaloglarla beraber kahramanların bilinçleri başlar.

Kitapta elbette bir olay var ancak burada önemli olan kitabın anlatıklarıdır yani şöyle desek daha doğru olur 'yazarın bir şeyleri göstermesi' dir.

(Sosyalizm, din, Nihilist, yönetim vs. konular olan siyasi bir kitap ona göre okuyun.)

Bu kitaba inceleme yazmak elbette haddime değil çünkü bu kitaba inceleme yazmak iyi bir donanım gerektiriyor. Ben sadece şuna dikkat çekmek istiyorum, Dostoyevski okuyun, okutturun çünkü değerli yazarın ne kadar zeki, başarılı ve gerçekçi olduğunu bu kitapta daha iyi anladım. "UYANMAK/UYANDIRMAK İÇİN OKU/OKUT"

"Evet sevgili okuyucum, elveda! Elveda, okuyucum." (s. 474)

Keyifli okumalar sevgili okurlar. :))
904 syf.
·18 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ailesiyle birlikte hâlâ yurtdışında bulunan Dosto, Ebedi Koca'yı teslim etmesinin hemen ardından, edebiyat hayatının belki de en büyük yapıtı olmaya aday olan ve kafasında beş roman olarak tasarladığı "Büyük Bir Günahkârın Hayatı" için kolları sıvarken, eşi Anna'nın üniversitede okuyan kardeşi Snitkin'in yanlarına gelmesiyle birlikte üniversitedeki gençler arasında hızla yayılan yeni düşünceler ve özellikle nihilizm akımlarından geniş ve detaylı bir şekilde haberdar olur. Ancak, yeni düşüncelere karşı siyasi bir yergi olan Ecinniler'i yazmaya karar vermesinin en büyük nedeni, Snitkin'in de büyük bir hayranlık beslediği öğrenci İvanov'un, Neçayev ve dört adamı tarafından öldürülmesidir.

Ecinniler'in çıkış nedeni belli olsa bile sadece yazılmasına neden olayın çevresinde yükselen bir yapıya sahip değil. Dosto, Öğrenci İvanov'un öldürülmesini anlatırken bir yandan da bu kitap nedeniyle kenara bıraktığı Büyük Bir Günahkârın Hayatı'nın belli bir kısmına, geçmişten beri kafasını kurcalayan düşüncelere, sorunlara ve çekişmelere de bu kitapta yer vermiştir. Suç ve Ceza ile direkt olmasa bile dolaylı bağlantılar da mevcut. Ecinniler'de de tıpkı Budala'da olduğu gibi gereksiz uzatmalar, gelişime ve sonuca zerre etki etmeyen bazı karakterler ve olaylar sık şekilde bulunuyor. Mevzubahis sorunun Dostoyevski'de nedeni belli. Öte yandan Dosto'nun romanlarında konudan ziyade karakterler ve temsil ettikleri fikirler önemlidir. Pürdikkat odaklanılması gereken bana göre dört karakter var. Bu dört karakter ve temsil ettikleri düşünceler kavranıldıktan sonra, okur kitaptan yer yer aşırı kopsa bile anlatılmak istenen noktaların kaçırılmasının mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu karakterler: Stavrogin, Pyotr Verhovenski, Şatov ve Kirillov.

Ecinniler'in yazılma kararı sonrası bir kenara bırakılan ama bir kısmının da bu romana adapte edildiği Büyük Bir Günahkârın Hayatı projesinden ve Dosto'nun dini inancından bahsetmekte fayda var. Dostoyevski'de muhteşem bir bağnazlık örneği sayılabilecek İsa inancı mevcuttur. Bu romanda da geçen bir cümle, Sibirya dönemlerinde Dostoyevski tarafından bizzat kurulmuştur. Dosto, İsa diye birinin olmadığı net ve kaçınılmaz şekilde kendisine kanıtlansa bile İsa'ya inanmaya devam edeceğini söylemiştir. Anlaşılacağı üzere inancında zerre düşünce, mantık ve altyapı yoktur. Her şeyi geçtim, teoloji kökenli bir inanca bile sahip değildir. Zaten inancının herhangi bir temelden yoksun olması Dostoyevski'yi hayatı boyunca yoran ve aşırı zorlayan bir soruna neden olmuştur. Acaba kendisi tanrıyla birlikte olan bir İsa'ya mı yoksa tanrısız bir İsa'ya mı inanmaktadır? Bu sorun önemli. Çünkü romanda her iki seçenek de iki karaktere yüklenilmiştir.

Büyük Bir Günahkârın Hayatı'nda ise kendi hayatına ve düşüncelerine geniş ölçüde egemen olan bir sorunu ele almayı planlar: Tanrının varlığı. Planladığı eserinde bir ateist inanç yoluna girip girip çıkar. İkinci kitapta ise manastırda yaşayan bir ermiş baş karakter olacaktır. Dosto'nun, Ecinniler'in kitaplaşmış hâlinde göremediği, sonradan dahil edilen ek bölümünden anlaşılacağı üzere ateist Stavrogin, ermiş ise Tihon'dur. Bu ek bölüm olmadan Stavrogin hakkında fikir yürütmek imkansız. Çünkü karakter tam bir muamma. Çevresine ve ailesine karşı davranışları Raskolnikov'u andırsa bile ek bölüm olmadan düşünce anlamında direkt bir bağlantı kurmak zor. Stavrogin ve Raskolnikov arasındaki ortak nokta her ikisinin de birer kural yıkıcı olmasıdır. Ama Dosto iki karakter arasındaki farkı çok güzel özetler: “Raskolnikov, inandığı vakit, inandığına inanıyor. İnanmadığı vakit de, inanmadığına inanıyor. Stavrogin, inandığı vakit, inandığına inanmıyor. İnanmadığı vakit de inanmadığına inanmıyor.”

Verhovenski karakteri büyük ölçüde Neçayev üzerinden kurgulansa bile Petraşevski grubundan bazı isimlerin izlerini de taşır. Çarlık karşıtı, devrim yanlısı olan ve Dostoyevski'nin çizdiği portreye göre yeni fikirlerin karşılığı olan bu karakter özünde iktidar düşkünü bir karakterdir. Derdi toplum değil yeni düzende elde edeceği güçtür. Düşünce öldürülecek, aşk ve neden olduğu aile bitirilecek dolayısıyla mülk isteği de bitirilecektir. Bu dönüşüm sırasında ona göre ve tabii ki Dosto'nun yeni düşüncelere bakış açısına göre aslında öldürülecek tek şey dindir. Dünyanın sahibi tekrar insanlar olacaktır. Ancak Dosto'ya göre Verhovenski karakterinin bile kendinden daha yüksek bir güce boyun eğme ihtiyacı vardır. Verhovenski'nin boyun eğeceği yüksek güç ise Stavrogin karakteridir. Sibirya sonrası çarlığa ve İsa'ya inancı tavan yapan Dosto, tüm yerleşik fikirlerinin karşıtlıklarını bu karaktere yükler.

Şatov karakteri ise gerçekte Neçayev tarafından öldürülen İvanov'dur. Cinayetin işlendiği yere çağrılma sebebinden tutun, öldürülme şekli ve cesedinin yok edilmesine kadar birebir benzerlik gösterir. Çocuğu olduğunda girdiği hâl ve durumlar Dostoyevski'nin hayatına aittir. Düşünce anlamında da Dostoyevski'ye en çok benzeyen karakter heralde Şatov'dur. Hayatı boyunca Dosto'nun kafasını en çok kurcalayan iki seçenekten biri olan 'tanrı ile birlikte olan İsa' seçeneğini karşılayan karakterdir. Tıpkı Dostoyevski'nin Petraşevski grubuna katılması gibi Şatov karakteri de farklı fikirlere kapılmış, bir gruba girmiş ve pişman olmuştur. Dosto'nun sosyalizme bakış açısında olduğu gibi, Şatov'a göre de sosyalizmin karşılığı ateizmdir. Şatov'a göre en güçlü ulus kendine özgü tanrıyı arayan ve bulandır. Diğer uluslarla ortak bir tanrı kabul edilirse bu ulusun gerileyişi ve yok oluşu olur. Bu nedenle, çare Rusya, der Şatov. Ee Avrupa ile ortak tanrıya sahip değiller mi, sorusu akla gelse bile, Dosto'nun taşıdığı en büyük inançlardan birisi de Avrupa'nın hıristiyanlığı medeniyet eşliğinde kirlettiğidir. Dosto'ya göre İsa inancının bozulmadığı ve kurtarıcı payesi biçilebilecek tek yer biricik Rusya'sıdır.

Son olarak da Dostoyevski'nin tüm romanlarında bulunan sayısız karakterler arasında zirveyi zorlama potansiyeline sahip olan Kirillov'a gelelim. Yan karakter olarak tasarlanmasına rağmen tüm karakterleri bana göre ezip geçen Kirillov. Bir ateist olan Kirillov'a göre eğer şayet tanrı olsaydı her şey onun buyruğu neticesinde olurdu. Kendisi onun buyrukları hariç hiçbir şey yapamazdı. Eğer yoksa kendi iradesini ve bağımsızlığını kanıtlamanın tek yolu kendi yaşamına son vermesi gerektiğidir. Hayata nasıl girdiğine karar veremese bile nasıl çıkacağına kendisi karar verdiği ve uyguladığı an tanrı kendisi olacaktır. Dosto'nun tüm hayatının en kritik sorunundaki diğer seçenek, yani tanrısız İsa seçeneğinin karşılığı Kirillov'dur. Kirillov tanrıyı kesinlikle reddetse bile İsa inancı onda tastamam durur. Tıpkı İsa'nın çarmıha gerilmesi, insanlık adına kanını dökmesi gibi o da kendini çarmıha gerip, kanını dökerek diğer insanlara kapıyı açan kişi olacağını düşünür. Dosto'nun hayatı boyunca cebelleştiği en büyük sorunundaki iki seçeneğe denk düşen Şatov ve Kirillov karakterlerinin, Amerika'ya gidip sırt sırta uyuması ve Rusya'ya döndüklerinde bile dip dibe oturması da hoş bir ayrıntı olmuş. Son olarak Kirillov'dan şu alıntıyı da bırakayım:

#75656372




Ecinniler romanı o dönem için pek bir şey ifade etmediğinden feci şekilde topa tutuluyor. Ancak yazıldıktan birkaç on yıl sonra bu romanın gelecekte olacaklar hakkında kehanet niteliğinde doğrular içerdiği anlaşılabiliyor. Ecinniler, iyi bir psikolog olan Dosto'nun öte yandan iyi bir sosyolog olduğunun da kanıtıdır.
904 syf.
·Ne Okusam'dan
Gece ve sessizlik yeterli midir bir şeyler yazabilmek için? Ya da derinlemesine hissetmek bir kitabı, satırları? Bunlar bana yeterli olmuyor bazen. Çünkü kelimeler dökülmüyor bazen satırlara. Ne yazsam ne şekilde becermeye çalışsam da olmuyor diye düşündürüyor. Ben ise yetersiz ve önemsiz olacağını bilerek bir şeyler yazmam gerektiğini düşündüm artık. Çünkü bu kitabı ikinci kez ve sindirerek okuyuşumun bir tarifi olmalıydı.

Sanki sandala atladım da süzüle süzüle yol aldım, sessiz ve huzurlu bir yolculuk oldu bu ve de uzun. Diğer eserlerinde ufak tefek rastlasak da siyasi olaylara bu kitapta dönemin siyasal izleri kendini çokça ele veriyor. Çok fazla değinmeyeceğim çünkü şimdi internette araştırmaya başlayalım bu kitabı herkes her yerde aynı şeyleri yazıp da anlatmış zaten. Ben neye değineyim öyleyse?
Bunu ben de bilemiyorum. Kendimi bıraktım yazıyorum yine kendime. Ne de olsa artık yazdıklarımızın öyle pek önemi kalmadı. Zaten insan en çok kendisi için yaşamalı yazmalı öyle değil mi? Peki ya insan kendisi için neleri göze alabilir?

Oturdum dinledim karakterleri tek tek en ince ayrıntısına kadar. Sahi dedim ben hangisi olabilirim? Ama hiçbirinde kendimi göremedim. Sadece bir yandan çok övündüğüm bir yandan da derinlere gömüldüğüm empati yeteneğim ile hissetmeye, onlar gibi düşünmeye çalıştım. Hepsinin ortak özelliği dünyaya bakış açılarını başkalarında görme isteği. Bu dediğim şey kitabı okuyan diğer okurlar için ya da okuyacaklar için tuhaf gelebilir. Koskoca kitaptan bunu mu çıkardın diyebilirsiniz. Ama dediğim gibi en çok kendim için yazıyorum kendi için yaşayan Ecinniler karakterleri gibi. Tek tek hangi birinin derinliklerini anlatayım ki? Kirillov'un tanrısızlığından mı bahsedeyim yoksa Stepan Trofimoviç'in vazgeçmeden tapındığı Tanrısından mı? Hangisi doğru hangisi yanlış kazanan kim kaybeden kim? Patır patır dökülürken kitabın sonunda insanlar, geriye kalan yalanlar ve ıstıraplar oldu. Her fırsatta sevgi derdik ama nefret kaldı elimizde.

Derin bir iç çektim şu an düşündüm yazılanlardan birçoğu var etrafımızda parazit yaşamlar ucuza kaçmış söylemler yalanlar iftiralar suyu çıkmış siyasi ayaklanmalar tecavüzler kirli ilişkiler çıkarcı dostluklar insanların duyguları ile dalga geçmeler alay etmeler tuzak kurmalar ölümler say da say...Tüm bunların yanında kitabın kapağını kapatınca "eden bulur" yaklaşımı ile son sözü söylüyoruz zihnimize. Çünkü ya ölüyorlar ya hapsi boyluyorlar. Mutlu mutlu yaşayan kimseyi göremedim masum olan da kimse yok. Herkes cinleri ile yaşıyor. Onlarla yollarında ilerliyor. Herkesin cini farklı. Kimisi siyasal özgürlük için yarışan dava cinine sahip kimisi parazit bağımlı yaşam cinine. Ama öyle bir cin var ki kitap bitince sonuna ekleme yapılmış, ana karakter olan Nikolay Vsevolodoviç Stavrogin'in günah çıkararak öğrendiğimiz "vicdan" cini. Bu bölüm döneminde sansüre uğradığı için kısaltılmış ancak yine de eklenmemiş, sonradan yayıncıların eklediği bölüm. Çünkü burada çocuğa tecavüz olayı var...Bu bölüm eksik ve çarpık da olsa iyiki eklenmiş dedim ben. Çünkü karaktere olan bakış açım değişti ve davranış biçimlerinin sebepleri ortaya çıkmış oldu. Ecinni kelimesi anlamını kazanmış oldu böylelikle.

Siyasetten pek bahsetmeyeyim dedim ama Pyotr Stepanoviç'den bahsetmesek olmaz. Kendi örgütünü kuran, Rus devrimini savunan bu karakterimiz ile ilgili kitabın son bölümünde yargıya varılmış olup şu alıntıyı paylaşmak istiyorum:

"Toplumun temellerini ve bu temeller üzerinde yükselen ana yapıyı sistemli bir şekilde sarsmak, toplumda bir çözülmeye ve ayrışmaya neden olmak, herkesin cesaretini kırarak insanlarda toplu bir umutsuzluk yaratmak, böylece de bu hastalıklı, çürümüş, ahlaksız ve dinsiz...- ama aynı zamanda da kendini koruyacak ve yönlendirecek yüce bir düşünceye aç- toplumu bütünüyle silkeleyerek bir anda açılacak isyan bayrağıyla iktidarı ele geçirmek."

Tüm karakterlerin ortak özelliği sanırım farkına varsalar da varmasalar da varoluş sancısıyla kıvranmaları. Dostoyevski biliyoruz ki bunu çok güzel yazıyor ve bizi kitabın içine alarak o hisleri yaşatıyor. Bu durumdan dolayı bazen içine girdiğimiz karakteri dövesiniz gelebiliyor, bazen de acıyarak sarıp sarmalayasımız... Ha bir de şunu da eklemem gerekir ki her türlü birbirleri üzerinden entrikalar üreten karakterler bir yerde toplanıp edebiyat sohbetleri ve şiir okumaları yapmayı da başardılar. Bu bölüm yine beynimizi zorladı Dostoyevski. Çelişkiler içinde kavrulduk.

İncelemeyi burada sonlandırırken Albert Camus 'un bu kitabı tiyatroya çevirip aynı isimle yayınladığını ve kitabın özeti niteliğinde olduğunu da belirtmeliyim. Herkese hayırlı cinler dilerim.:)
904 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Şunu söyleyeyim bu kitap ciddi manada psikoloji bozuyor ama amaç zaten bu. ''Goşist'' tarzda, azınlık tarafından yapılacak siyasi komplo ve cinayetler düzeni yıkar ama daha iyi bir düzeni getirmez fikri var. Tamam da nereden geldi yazarın aklına bu hikaye örgüsü derseniz sizi hemen Neçayev ile tanıştırayım. 1847'de doğan bu kişi bireyi ve toplumu yadsıyan, kimilerine göre nihilist, kimilerine göre anarşist, kimilerine göre öfkesini kusabileceği bir yol arayan ve bunun için de kitleleri manipüle etmeyi sevip her türlü şiddet eylemini meşrulaştıran bir kaçık. Kitabın baş karakterlerinden Pyotr Stepanoviç Verhovenski de Neçayev'i temsil ediyor. Nitekim Neçayev'i bildiğimden ötürü bu kitabı aldım ve hiç pişman olmadım. Neçayev'in devrime ihanet ettiği gerekçesiyle öldürdüğü üniversite öğrencisi de bu kitapta anlatılıyor ve hakikaten ürpertici.

Peki Dostoyevski nihilistleri, Batıcıları, ütopikleri eleştirirken haklı mı? Ülkelerdeki muhafazakar tarzda siyasi yaklaşımı benimseyenlerin anlamadığı nokta şu: Dışarıdan ithal edilen fikirler, zaten içeride fikir çıkabilecek siyasi ortam olmamasından kaynaklı. Muhafaza edilen düzen devam etsin diye ket vurulan fikirler, insanları hazır fikirlere konmaya itiyor. Suç kimde? Ayrıca hastalık derecesindeki fikirlere sahip insanlar, zaten o ilerici hamlelere karşı olanların muhafaza etmek istedikleri bozuk yapının içinden çıkıyor. Örneğin kilisenin baskısı, ülkeyi yöneten bir kaç kişiye hizmet eden kurumların insanları dışlaması buna yol açıyor. Hal böyleyken yenilikçileri eleştirirken hala hakim kurumlara sarılmak anlamsız. Mesela Raskolnikov sonunda dine dönmüştü. Bu kitapta da Stepan Trofimoviç Verhovenski son bölümde dine dönüş sinyalleri veriyor. Peki herkesi mutlu edemeyen, yıkıcı, Tanrısal mertebeye ulaştırılan ideolojiler tehlikeli de toplumun pek azına mutluluk sağlayan zenginlerin dini çok mu meşru? Tanrı mertebesine ulaşarak her alanı kontrol eden sermayedarlar çok mu insancıl?

Ayrıca kitaptaki Kirilov karakterinin intihara dair fikirleri de çok çarpıcı. Üzüldüğü, acı çektiği, başka yol kalmadığı için değil, özgür olmak amacıyla, korkuyu öldürüp Tanrı olmak maksadıyla intihar etme felsefesi okunmalı.

Son olarak kitaptaki Karmazinov, Turgenyev'i temsil ediyor ve eleştiriliyor. Ecinniler isminden kasıt içine şeytan girmiş anarşistleri tanımlamak. Yıllar sonra Le Guin o anarşistler şeytan değil hiçbir şeyleri olmayanlar diyecek ve Mülksüzler kitabını yazacak. İyi okumalar.
904 syf.
·40 günde·10/10 puan
Dostoyevski'nin muhteşem bir romanı..
İncelemesi çok zor bir kitap, fakat kesinlikle okunması gerekir.
Okumam uzun zaman aldı, (hastalık, tatil vb nedenlerle) yine de ondan kopamadım. Heyecanlı ve sürükleyici bir kitap. Karakterlerin fazlalığı kafa karıştırıcı olabilir ama dikkatli okunduğunda onun önünde geçilebilir. Herkese kesinlikle tavsiye ederim...
İyi okumalar.
904 syf.
·8 günde·6/10 puan
Ilk kez dostoyevski okumuş biri olarak yorum yapma haddini pek kendimde bulamadım arkadaşlar. .Kitap kolay ilerleyen bir roman niteliğinde değil tabiiki üstelik yorucu bir fransızca diyalog trafiği var benim okuduğum baskıda (öteki yayınları ) çok güçlü karakter olan bayan Stavrogin in diyalogları bir tiyatro sahnesi gibi gözümün önünde en sasirdigim detay ise ağlayan ve sayfalar dolusu mektuplar yazan rus erkekleri ,üstelik karakterlerin hemen hepsi intihara meyilli . tabiiki dönem itibarı ve rus elit tabakasının arasında geçen romanda siyasi çalkantılar , haklı galeyana getirecek entrikalar anlatılıyor bu uğurda işlenen cinayetlere kadar varıyor olaylar ....bir halk evinde geçen bölüm beni en etkileyen bölüm oldu ki bir kez daha anladım "rus'un köylüsü beni daha çok cezbediyor yaşam tarzı olarak ..Dostoyevski 'nin bir kitabını daha okuduktan sonra daha detaylı bir bilgi sahibi olacağım yazar in üslubu hakkında ..yanlız şöyle bir tesadüfi detay az önce dikkatimi çekti tabii tesadüfmu yoksa etkileşimmi onu bilemiyorum o da şu ki ..Dostoyevkinin kuramı olan ve bu kitaptada bahsedilen "insanoğlu Tanrı Olacak"düşüncesi homo deus'in yazarının dilindende hemen hemen aynı cümlelerle bir söyleşide iletiliyor bugün. .

Sevgiyle ve kitapla kalın "iyi okumalar "
742 syf.
19. yy Rusya'sı...
Rusya için kaos çağı...
Birbirinden farklı siyasi ve ideolojik fikirler, akımlar...
Değişen devir ve buna ayak uydurmakta zorlanan yönetim...
Neticede ileride Rusya tarihinde 300 yıl saltanat sürmüş Romanov hanedanının hazin sonu ile başlayacak yeni devir...
Ama öncesinde Dostoyevski'nin harika siyasi romanı Ecinniler...

***

19. yy Rusya'sındaki belli başlı düşünceler, akımlar:
- Devrimci demokratlar
- Slavcılar
- Batıcılar
- Petraşevski çevresi
- Rus sosyalizmi
- Popülist ideolojiler
- Anarşizm

Tüm bu birbirinden farklı görüşlerin gayri resmi savaşında Dostoyevski, yazarlık kariyerinde de biraz geri plana düştüğü zamana rastgelen periyotta, Petraşevski çevresi ile temasta bulunmuş; bu grubun çalışmalarına katılmış. Sonra önce idam cezası sonra bunun bozulması neticesinde gelen sürgün cezasını almış.

Dostoyevski, eserlerinde izlerini gördüğümüz sosyalizm ile girdiği tartışma veya polemiğin arka planında bu gruptaki arkadaşlarıyla yaşadığı tartışmaların izlerinin olduğu söylenmiş. Dostoyevski'nin bu fikre getirdiği eleştirilerinin temelinde ise sosyalizmin toplumsal adaletten çok, insanı Tanrı yerine koyarak bir düzen kurma gayesi yatmaktadır. Batı düşünceleri ve de sosyalizm yazara göre insanları Tanrı inancından uzaklaştıran başlıca unsurlar olarak görülüyor.


Dostoyevski'nin Ecinniler romanını, üstüne kurguladigi olay ise Necayev'in İvanov'u öldürmesidir. Necayev, anarsizm düşüncesinden oldukça etkilenmiş bir üniversite öğrencisidir. Gelecekteki bir devrim için arkadaşlarını örgütler, hayali bir örgüte arkadaşlarını inandırır. Onu farklı kılan özellik ise uygulamayı düşündüğü yöntemlerdir: Acımasız ve dürüst olmayan yöntemler. Bu çerçevede salt kendi ülküsüne karşı fikirde olduğu ve Necayev'in örgütünün sahte olduğu yönündeki fikirlerinden dolayi başka bir üniversite öğrencisi olan İvanov'u 21 Kasım 1869'da Necayev ve arkadaşları öldürürler. Bir insanı öldürmek hakkının meşru görülmesi hususunda, bu konu Necayev açısından şu şekilde görülür: Onun için söz konusu olan, kendi fikirlerine zarar veren her şeyi yok etme fikridir. Ve bunu uygulamış. Sağ ve sol her çevreden tepki alan olayın baş kişisi olan Necayev, Ecinniler romanında karşımıza Peter Verhovenski olarak, İvanov ise Şatov olarak çıkar. Romanda gerçek adı ile verilen Şigalev ise Necayev'in fikirlerini dayandirdigi tek kişi olmak durumudandir. Şigalevcilik, bir nevi her şeyi yakıp yıkarak herkesi eşitlemedir ancak eşitliğin sonucunda bir diktatörlük vardır. Çünkü insanlar ikiye ayrılır bir nevi bu akımda, sürü ve yönetenler. Kitapta bunun geçtiği yerlerde aklıma Platon'un ideal devlet düzeni gelmişti.

Bunlara ek olarak liberal Batıcılar'i temsil eden bir karakter de vardır: Peter'in babası Stepan Trimofic Verhovenski. Dostoyevski, 1860 nihilistlerinin, 1840'lardaki radikal idealistlerin sonucu olduğunu düşünmüş ve bu karakteri de bu doğrultuda oluşturmusa benziyor.

Romanın üst planında her zamanki gibi çeşitli entrikali olaylar mevcut durumdadır. Ben bunlara deginmeyecegim yine. Ancak kitabı okurken hissettiğim yoğun karmaşa ve kaos haliydi. Dostoyevski adeta yer yer beni sıkan o olaylar zincirinde 19. yy Rusya'nın hissiyatini okuyucuyla geçirmeyi hedeflemis gibi ve bunu başarmış. Bu yogun kaos ortamında Peter Verhovenski'nin çetesinin Şatov'u kendi fikirlerine düşman bildiği ve de kendilerini ihbar edeceğini düşündüğü için öldürtme amacı vardır. Tabi arka planda da temel hedef gelecekteki devrimin mini provası var diyebiliriz. Şatov demişken bu karaktere egilelim biraz:

Şatov karakteri, yazardan izler barındıran bir yapıdadır. Dostoyevski gibi Şatov da bir zamanlar toplumcu(Petraşevski çevresi) olmuştur. Dostoyevski gibi değişime uğramıştır, nihilizme karşı safta yer almış ve Slavci olmuştur. Rusya'nın kurtulusunu ne Batı'da ne de nihilist ve sosyalist akımlarda görür. Nitekim "Ben Rusya'ya inanıyorum." der. Devamında Rus Tanrisina, Rus ortodoksluguna. İsa çevresinde toplanacak halkın İsa'nın onların maneviyatinda yer edip birlik beraberliğini sağladığı bir temel oluşturup ayağa kalkacagini düşünüyordur. Bu pasajlarda, tarihte her milletin kendi milli Tanrısı olduğu ve olmasi gerektiği söylenir ve böyle olduğunda bir milletin diğer milletlerin Tanrılari ile kavga edilme hedefi çerçevesinde geliştiği söylenir. Tabi burada amaç savaşmak değil bence, meşhur dış güçlere karşı birlik olma duygusunun verilmesidir.

Peter Verhovenski devriminin başına ise yeni bir Çar düşünür. Bu da Dostoyevski'nin kitaplarında hidayete erdirdigi karakterlerinden biri diyebileceğimiz ve idealize etmeye çalıştığı hedef insanının bu romandaki prototipi Stavrogin'dir. Stavrogin, geçmişinde gerek özel hayatında gerekse düşünsel hayatında gelgitler ve sorunlar yaşamış ve boşlukta sallanan bir durumdadır. Sanki herkes onu kendi açısından kurtarıcı olarak görüyor gibidir. Romanın odak noktasinda bulunur ancak kendisi ise içten içe inancı aramaktadır. Düşünsel hayatının bir döneminde bu devrimci gençleri etkilemiştir. Ancak iki farklı şekilde etkilemiştir. Bir uçta Peter diğer uçta ise Şatov. Nitekim Şatov kendisini şaşırtanin nasıl olur da bir insan iki farklı düşünce çerçevesinde insanları şekillendirir noktasıdır. Ancak buna karşın Peter gibi Şatov da Stavrogin'i bir nevi kurtarıcı olarak görür. Stavrogin'i akıbetini kitabı okuyunca kendinizin görmesini söyleyip, kitabın felsefi faktörü olan Kirillov karakterine geçmek istiyorum.

Peter'in planında Şatov öldürülünce suç Kirillov'a yikilacaktir. Ancak garip olan bunun yapılış şeklidir: Kirillov, Şatov'un öldürülmesinin akabinde arkasında bir not bırakarak intihar edecektir. Bunu Kirillov kendisi istemektedir. Kirillov'un geçtiği pasajlar Dostoyevski'nin her kitabında varolan varoluşsal sancılardan ve sorgulamalardan birisidir. Kirillov'a göre Tanrı var olmalıdır ancak yoktur. Tanrı insanının acılarının ürünüdür. İnsanın düşmanını kutsallastirip pasifize etmesidir. Ancak insan acılarını kabul edecektir ve Tanrının olmadığının farkına varacaktir. O zaman mutlak kaos olacaktır. Bunu fark eden özgürlesecektir bir nevi ancak bu durumda insanın elinde intihardan başka yüce yol kalmayacaktir. İşte bu noktada Kirillov öncü olmak ister. Öncü olup insanlara yeni bir yol açmak: Kendini öldür ve özgür ol, insan- Tanrı ol. Tanrı yoksa Tanrıyı var et; kendin Tanrı ol.

Sonuç olarak: Farklı farklı akımlar ve fikirlerin kavgasında Rusya'yı kurtaracak filizin yazara göre Rus'larin milli tanrısı etrafında kurulacak düzende sağlanacağı yorumu yapılabilir. Bu esnada kitabın isminin de kaynağı olan Luka incilinden şu pasaji vermeliyiz: ‘...cinler bu adamdan çıktılar, domuzlara girdiler, sürü de uçurumdan aşağı, göle atılıp boğuldu. Onlar da vaki olanı görmek için dışarı uğrayıp İsa’ya geldiler; kendisinden cin çıkmış olan adamı, İsa’nın ayağı dibinde, giyinmiş ve akıllanmış olarak oturmakta buldular ve korktular...’

Cinlerin içinden çıktığı insanlar Rus halkıdır. Güçsüzlükleri ve her türlü hataları ile bu Rus halkı İsa'nın ayağı dibine oturmali ve bu şekilde iyileşmelidir.


**

Kitap, Dostoyevski'nin büyük eserlerinden olmasına karşın fazla ilgi görmemiş gibi geldi. Kitaba insanların ilgisini çekebilirim belki bir ölçüde ve okumak isteyenlere kitabı okurken faydali olacak birtakım bilgiler vermiş olurum diye umuyorum. Ayrıca kitabı okumadan evvel romanın geçtiği zamanki Rusya hakkında araştırma yapmanızdir. Nitekim siyasi kitaplardan önce bunun yapılması elzem gözüküyor yoksa kitabın okunmasının ve de kitaptan sağlanacak faydanin verimi düşüyor. Diğer tavsiyem de Albert Camus'un, Dostoyevski'nin bu romanını oyunlastirdigi Ecinniler oyununu okumanizdir. Nitekim incelemeyi yazarken faydasını gördüğüm bir eser oldu o da.


Keyifli okumalar.


Bir ekleme ancak kitap hakkında bilgi içerecek bir ekleme olacak:

Dostoyevski'nin bu eserindeki idealize edilmeye çalışılan prototipi Stavrogin karakterinin akıbeti intihar ile sonuçlanır. Stavrogin, yukarıda biraz degindigim gibi farklı fikirlere sahip olmuş ve bu fikirler çerçevesinde de idealist insanlar yetişmesine neden olmuş. Ancak bu fikirlerin neticesinde kendisinde tahribat yaşanmış. Özel hayatına da yansıyan tahribatlar... Aynı zamanda bu karakterden iki farklı görüş kurtarıcı olmasını beklemektedir. Ancak kurtarıcınin öncelikle kurtarılması gerekmektedir. Bir yerde inanirsam intihar ederim demişti zannederim. İyi takip edecek olursak, boşlukta sallanan potansiyel barındıran bir insandır Stavrogin. Kitap boyu yaşanılan olaylar neticesinde anlıyor ki kendisi kurtarıcı değildir. Salt kendini kurtarabilmistir inancı bularak. Ancak başkalarını kurtaracak bir kişilik değildir. Onun intiharı bir nevi Dostoyevski'nin kurtarıcı olarak idealize edilmiş İsa'sinda bir deneme gibidir. Üzerine etüt edilmiştir. Stavrogin karakteri bünyesinde bir kişi kurtarılmistir. Ancak tüm Rus halkını kurtaracak milli İsa ise Karamazov Kardeşler'deki Alyosa olacaktır.
Yaşamakla yaşamamak arasında hiçbir fark kalmadığında özgürlüğüne kavuşur insan.
Fyodor Dostoyevski
Sayfa 143 - Türkiye iş bankası kültür yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ecinniler
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
904
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053605669
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye Kültür İş Bankası Yayınları
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı İnsancıklar 1846’da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Byelinski bu eser üzerine Dostoyevski’den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan öykü ve romanları, çağımızda edebiyat klasikleri arasında yer alsa da, o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849’da I. Nikola’nın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Dostoyevski Ecinniler’de ihtilâlci örgütlerin yapısı ve üyelerinin karakterini gerçekçi bir gözle ve alaycı bir ifadeyle sergilemiştir.

Mazlum Beyhan (1948): Dostoyevski’den Suç ve Ceza ve Budala, Tolstoy’dan Sanat Nedir?, Çocukluk, İlkgençlik, Gençlik, Gogol’den Bir Delinin Anı Defteri, Burun, Palto Mazlum Beyhan’ın çevirdiği başyapıtlararasında yer alır. Ayrıca Çernişevski, Byelinski,Kropotkin ve Şçedrin’den Türkçeye kazandırdığı eserlerle hiç tartışmasız son 35 yılın en önemli Rus Edebiyatı çevirmenlerinden biridir.

Kitabı okuyanlar 2.410 okur

  • neri
  • Tuğba Caner
  • Serdar şeker
  • Kemal Tuncar
  • Şahhüseyin Kocaman
  • silindi
  • YASE
  • BATUHAN
  • Onur Saban
  • Hülya Ataş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%1.7
13-17 Yaş
%2.9
18-24 Yaş
%24.4
25-34 Yaş
%32.4
35-44 Yaş
%25.6
45-54 Yaş
%8.4
55-64 Yaş
%2.1
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%35.3
Erkek
%64.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30 (229)
9
%25.7 (196)
8
%17.5 (134)
7
%4.8 (37)
6
%2.5 (19)
5
%0.7 (5)
4
%0.5 (4)
3
%0.3 (2)
2
%0.1 (1)
1
%0.3 (2)

Kitabın sıralamaları