Kreutzer Sonat

8,5/10  (185 Oy) · 
490 okunma  · 
151 beğeni  · 
3.254 gösterim
Kreutzer Sonat (Kroyçer Sonat), Kroyçer Sonat, bir tren yolculuğu öyküsüyle başlıyor, insanoğlunun ruhunun derinliklerinde uyuyan şiddete, kıskançlığa, zavallılığa uzanıyor. Trende başlayan bir söyleşi sırasında yolcular arasında bulunan, kitabın baş kahramanı Pozdnişev, nasıl olup da böyle çöktüğünü, bezginleştiğini anlatır. Gençliğinde sefih bir hayat sürmüş, sonradan kendinden iğrenmeye başlamıştır. Terzilerin, güzellik uzmanlarının yardımıyla erkeklerin hayvansal içgüdülerini alevlendirdikleri için toplumun ve kadınların suçlu olduğu kanısına varmıştır. İçinde uyanan pişmanlık Pozdnişev’i değişime itmiş, o da bu doğrultuda evlenmiş, çocuk sahibi olmuştur. Ancak, kadınlarla erkekler arasındaki onulmaz farklar, bir yandan da Pozdnişev’in kıskançlığı nedeniyle bir süre sonra karısıyla birbirinden nefret etmeye başlamışlardır. Karısının onu bir müzisyenle aldattığından kuşkulanmasıyla birlikte Pozdnişev’in ruhunun derinlerinde yatan şiddet açığa çıkmış, geri dönüşsüz zararlara yol açmıştır. Pozdnişev’in öyküsü, Lev Tolstoy’un yaşadığı dönemin ahlâk anlayışının ve bazı değerlerin değişmesiyle yaşanan sancıların bir panoraması niteliğindedir. Kadın-erkek ilişkilerinde erdemin gerekliliğine inanan Tolstoy, kendi görüşü doğrultusunda erdemsizliğin insanoğlunu ne gibi çıkmazlara sürüklediğine işaret etmeye çalışıyor. Tabii, Beethoven’ın ünlü Kroyçer Sonat’ını dinleyip dinlememek, size kalmış.
  • Baskı Tarihi:
    2013
  • Sayfa Sayısı:
    140
  • ISBN:
    9786053608929
  • Orijinal Adı:
    Kreytserova Sonata
  • Çeviri:
    Ayşe Hacıhasanoğlu
  • Yayınevi:
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
DUA 
 01 Şub 12:41 · Kitabı okudu

Bu incelemeyle sevgili manevi ikiz kardeşim Yunus ya selamlarımı iletiyorum. Kendisi öyle ince ruhlu bir insan ki aynı gün doğduğumuzu öğrenince 8 ay sonraki doğum günü hediyemi şimdiden göndermiş. Arada beni dinden imandan çıkartıyor olsa da gözardı ediyorum.

Tolstoy üstad diyor ki; genelevler kötü kötü, sokak kadınları daha kötü, erkeklerin bu kadınlara kanmaları kötüden de öte rezalet. Yine arzular ve günahlar kavga etti ve kitabın aksine kadınları değil yine erkekleri gömüyoruz mecburen. Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu kitabına da selam olsun. Her ne kadar erkeği gömsem de olan her zamanki gibi kadına oluyor.

Kadınların erkeklerle ilgili en büyük şikayeti, erkeklerin kadın ruhundan anlamamasıdır. Pozdnışev kadın ruhundan anladığını göstermek için karısına bir piyano hocası tutar ve karısıyla piyano hocası bir ilişkisi olduğuna kendisini inandırır. Karakterler güzel verilen mesaj açık.

''Cinselliğin doyurulmasıyla aşk tükenmişti ve birbirimizin karşısında gerçek duygularımızla, gerçek ilişkimizle kalmıştık, yani biri diğeri vasıtasıyla olabildiğince fazla doyum sağlamak isteyen, birbirine tamamen yabancı iki bencildik''

Tolstoy’un bu eserini okumayı düşünmüyordum aslında ama kitabı okuyup, yorumlayan arkadaşlar kararımı değiştirdi. Eser hakkında yazılanlar, eserin oldukça sansasyonel olduğunu gösteriyordu ve öyle de çıktı.

Kitabın başında geçen konuşmaları bir türlü zihnim almadı, sonrasında kitaba adapte olabildim. Başlarda kitaba adapte olamayışımın sebebini, ilk defa gördüğüm, Tolstoy’un felsefe yapma gayretine bağlıyorum. Schopenhauer temalı felsefe gayretini biraz askıda ve kitaba kötü iliştirilmiş bir detay olarak görüyorum. Tolstoy’un ahlakçı tarafı, bu kitapla birlikte zirveye ulaşmış gibi gözüküyor. Vaazcı Tolstoy’u hissetmemek elde değildi. Bu yüzden de eseri ahlaki ve edebi açıdan değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.

Yazar, hemen hemen her kitabında değindiği, toplumsal çarpıklıkların oluşmasının en büyük sebeplerinden biri olarak gördüğü, genelevlerin işleyiş tarzından bahsederek, bu kurumların toplum için ne kadar tehlikeli olduğunu belirtmiş. Bu kurumlara giden insanları ve bunlara destek veren aileleri kötülemiş. Orada çalışan kadınların ne kadar çirkin yaratık olduğundan bahsetmiş. Cinselliğin gereksiz ve özellikle böyle kurumlarda yapılması son derece yanlış bir şey olduğundan dem vurmuş. Tolstoy, sokakta, bedenini teşhir eden kadınların amacının, kendilerini erkeklere beğendirmek olduğunu söylemiş. Erkeklerin de bu kadınlara kanarak, cinsel arzu hissetmelerini ya da onlarla birlikte olma isteklerini son derece yanlış bulmuş. Doğum kontrol haplarının ve çocuk yapımının gereksizliğinden, cinsel isteğin törpülenmesi gerektiğinden, evliliklerde nasıl bir yol izlenmesi gerektiğinden bahsetmiş. Genel anlamda baktığımız zaman, Tolstoy’un söyledikleri kimilerine mantıklı gözükebilir ama bu düşünce tarzının oldukça tehlikeli tarafları mevcuttur. Bu düşüncenin neticesini şu an ülkemizde yaşıyoruz; hamile kadının sokakta dolaşmasının istenmediği ve mini etek giyen kadının dövüldüğü bir yönetime tabiiyiz. Ahlakçı anlayışın unuttuğu bir şey vardır , bu beni her zaman rahatsız eder, suç toplumda değil, bireydedir. Öncelik bireysel eğitimden geçer. Toplumdaki genelevleri kapatmak, insanı eğitmedikten sonra, istenilen neticenin oluşmasını sağlamaz. Yasakçı ve sapık zihniyetlerin tohumları her zaman ahlakçı düşüncelerde atılır. Tolstoy da bu kitabıyla maalesef en büyük ahlakçı rolüne bürünmüş ve söyledikleriyle toplumu şekillendirmeyi kendisine görev bellemiş. Yazdıklarını, özellikle kitabın son kısmında yazdıklarını, okuduktan sonra uzun bir süre düşündüm ve inanın zihnim Tolstoy’un söylediği çoğu şeyi kabullenemedi. Bütün bunları söyleyen bir yazarın, on üç çocuk sahibi olmasını da ayrıca idrak edemedim.

Tolstoy'un erkeğin, kadına bakış açısı konusunda söylediklerine hak verdim. Kadın geçmişten günümüze, erkeğin zevk aracı olarak kullanılmış ve -azalsa da- kullanılmaya devam etmektedir. Özellikle gelişmemiş toplumlarda kadın, erkek tarafından, ruhsal ve bedensel olarak sömürülmektedir. Evlilik konusunda söylediği bazı kısımlarda da yazara hak verdim. Sırf cinsel tatmini sağlamak amaçlı yapılan evlilikler olumsuz sonuçlanmakta ve bu evliliklerden doğan çocuklar yeterli sevgiden mahrum yetişmektedir.

Tolstoy, gerilimi yüksek bir yazıma imza atmış. Gerek ana karakter gerekse yan karakterler, okura, ustaca aktarılmış . Paranoyak erkek modeli ve onun yaşadıkları okurun kitabı elinden bırakamamasını sağlıyor. Kısa ama buna rağmen, oldukça doyurucu bir eser olmuş.

Edebi açıdan beğendiğim, savunduğu düşünceler bakımından sevemediğim bir Tolstoy kitabı oldu. Herkese iyi okumalar diliyorum.

Kreutzer Sonat benzeri kitaplar

Rogojin 
 19 Şub 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tolstoy'un 'İvan İlyiç'in Ölümü' adlı muhteşem eserinden sonra okuduğum ikinci eseri de dört dörtlük bir gerilim kitabı okuduğumu düşündürdü bana. Her iki eserde de bedenin arzuları, bedenin hoyrat kullanılması; arzuların, günahların ruhsal ve somut anlamda sebep olduğu ruhsal ve fiziksel bütün kötü sonuçları anlatılıyor. İçeriğinden bağımsız olarak eserin kesinlikle çok etkileyici bir gerilim, bana kalırsa bir korku hissi yarattığını söylemek isterim. Aynı hissi İvan İlyiç'i okurken de hissetmiştim. Bu anlamda eseri kesinlikle kalburüstü buluyorum, açıkçası en son 'Kafes' adlı kitabı okurken böylesine gerilmiştim. Tolstoy ahlâki bir mesele olarak evlilik dışı ilişkileri, hem erkekleri hem kadınları yererek anlatırken, cinsellik konusundaki takıntısıyla beni şaşırttı açıkçası, muhakkak ki dindarlığının ve muhafazakârlığının büyük etkisiyle yazdığı bir eser bu; ancak daha gelişmiş, nüfusu daha fazla ve kentleşmenin arttığı, her türden sosyal ilişkinin karmaşık bir hâl oluşturduğu bir toplumda insanlar arası cinsel ilişkilerin yalın,sade ve dinin talep ettiği kurallarla sürmesini beklemek safdillik olurdu herhalde. Tolstoy bu anlamda gözlemlediği karmaşıklıklara karşı ahlâki, İsevi temellere dayanan cinsel perhizler önererek çözüm getirmeye çalışıyor, baktığı şeyde ahlâksızlık ve çökmüşlük, bayağılık görüyor, ama ben sadece evlilik dışı ilişkilerden dolayı böyle gördüğünü sanmıyorum açıkçası, çünkü bu bakış bizler için son derece güncel, bağlayıcı, oldukça yakından tanıdığımız bir bakış açısı. Muazzam güzellikteki eserin acıyla kıvranan baş karakteri Pozdnişev hakikaten inanılmaz bir karaktere dönüşerek zihnimize çakılıyor. Galiba Tolstoy ızdırabı çok güzel anlatıyor. İvan İlyiç de Pozdnişev de acı çeken, pişman olan, dönüşmek isteyen, ama bunu bir şekilde yapamayan insanlar. Okumayanlara kesinlikle önerdiğim gibi, kesinlikle okuduğum en iyi kitaplar arasına koyuyorum artık yazarın bu eserini.

Ebru Ince 
21 Şub 21:53 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Ebru Ince @black · 16 Mar 2017
KREUTZER SONATI

Ahhh sevgili Nikolayeviç .... :) karşında ki melek olsa yinede seninle anlaşamazdı...:)
Bir tren kompartmaninda Tolstoyun gözlerinin içine baka baka yüzümde bir gülümseme ile bu sözü söylemek istiyorum :)
Bütün o ihtişamlı sert duruşunun altında öyle bir insan var ki tebessüm etmeden yüzüne bakmak mümkün değil :)
Tolstoy yaşadığı buhranı bir akrep gibi kendini sokarcasına hissettiği "kıskançlık "duygusunu ..gerçek hayatta da yaşadığı müzikle olan kavgasını o kadar güzel anlatmış ki kitap bir sonat olmuş, kah duyguları notalar gibi hiddettli ..kah pişmanlığı bir keman namesi kadar lezzetli . .kitabı 18 mayıs 2015 de okudum ..daha sonra bir kez daha okumalıyım diyerek rafa kaldırdım. ...
Çünkü doğru anda okumam gerektiğini hissetmiştim ..nitekim öyle de oldu :) yeniden elime aldığımda ilk kez okurcasına tükettim, elimden birakamadim ,bitirene kadar uyumadim dün gece :)
Kitapta gercek insani buldum..kendim gibi elini kolunu sallayarak duygularını anlatmaya çalışan ,kızan ,köpüren, üzüntüsü gözlerinden akan .Etiyle kemigiyle ,sevapları, gunahlariyla yaşayan bir adam
.KREUTZER SONATINI. .
en nadide kitaplarımın yanına koydum
Biliyorum ki kütüphanenin rafında ,gözüme her ilistiginde "gulumseyecegim"bu aksi ihtiyar adama :)
Kim söylemişti hatırlamıyorum şu an ama
Tolstoy için şöyle bir tespit okumuştum .

"yazar olmak için değilde,yazar olmadan duramayacağı için eline kalemi almış bir tek kişi varsa ..o da Tolstoydur.."

Yüzünüzden gülümseme hiç eksik olmasın iyi okumalar...

A.A 
21 Şub 13:16 · Kitabı okumadı · 8/10 puan

Uzun bir inceleme oldu. Kitap kadın erkek ilişkilerini ele alıyor. Kıskançlık ve yarattığı psikozlar, toplum eleştirisi ve Tolstoy'un ahlak anlayışı çerçevesinde incelenmiş.

Tolstoy'un bu kitapta yaptığı şey, tıpkı bazı dramların başında olduğu gibi en veciz ve en mücmel şekilde bize fikirlerini havada uçuşturacağı bir ortam hazırlamak ve tıpkı bir "squash" sahası gibi fikirlerinin ordan oraya sekmesini izlememize imkan tanımaktı.

"Neden devam etsin ki insan soyu?" diyordu Pozdnişev, romanın ana karakteri, karısını öldüren bir cani, iyi bir hatip. Tolstoy kendi dünyasından fırlayan karakterlerinden en çok onun konuşmasına izin veriyordu. Belki de en çok hissiyatı onunla paylaşıyordu. Zaten kişi daim kendine dair olanları duymak ister, velev o velev bu şahıs hakkında konuşulsun, o bana benziyorsa istediği kadar konuşabilir. Bize kendi dünyamızı anlatan romanlara roman diyormuş Goethe, tartışılabilir: Bize bizi, bizim anlamadığımız şekilde anlatan şeylere roman denmeli aslında. Yani, Woolf'un iddia ettiği gibi roman hayatın aynası olmamalı.

Romanın başında kadınları ata benzeten yaşlı tacir ve yanında "meriç"iyle dolaşan feminist kadın avukatın aynı vagonda sohbetlerini dinlerken işler çok daha karmaşıktı. Gönül isterdi ki, Tolstoy bunu sürdürsün bu karakterleri boğuştursun, karakterler birbirini kündeye yatırmak için uğraşırken biz "müsademe-i efkardan barika-i hakîkat"ler toplayalım. Tercih etmemişti bunu Tolstoy, belki de sonunda karısını öldürdüğü bilinen bir adamın kendini aklamak için uzunca bir süre sözünün kesilmeden konuşabilmesine imkan tanımak gerekirdi. Mahkeme beraat veriyordu da acaba vicdanlarımızda beraat verebilecek miydik Pozdnişev için?

Öyle ya da böyle, Pozdnişev'in baştan beri dürüst bir insan olarak tasviri onu peşinen kınamamıza engel oluyordu. Hem zaten Pozdnişev her haliyle radikal biriydi, bir kişi evliliği zindan, cinsel birleşmeyi de hayvanvârilik olarak görüyorsa ve bunları bir şekilde temellendirebiliyorsa sonunda karısının canına kıymasını yadırgamamak gerekir.

Hem Tolstoy, nesirde bir kreşendo ustası olduğunu öyle bir isbât etmektedir ki, karısını öldüren bir karakteri anlatması, kaza yapacağınızı bildiğiniz bir yolda sizi direk duvara toslatmak yerine sert virajlardan geçerken hızı tedricen artırarak o kazayı hakettiğinizi düşündürtmesine benzemektedir.

Uçlarda bir adamı anlatmaktadır Tolstoy, karakterine her anlatırdığını tasdik ettiğini düşünmek saçmadır. Öyle olsa Balzac; aynı anda hem dünyanın en alıngan insanı hem de en cesur insanıdır demek gerekirdi, yahut Grange bir cânidir demek...

Tolstoy bir şeyi gözümüze sokmaktadır: Dünyanın en güzel gözüken şeyleri bile en kötü şeyleri olabilir. Dolayısıyla ey sevgiye iman edenler! Kurduğunuz bu hayal dünyası semâlarında âsude süzülüyorken sislerin arkasındaki koca dağlara çarpabileceğinizi unutmayın. Bunu size daha önce Werther'de olduğu gibi tersine dönen bir hikaye ile anlattılar, ben şimdi baştan beri düşüncelerinde yönünde hiç bir değişiklik olmayan, yalnızca duyduğu ızdırap gittikçe artan bir adamla anlatacağım; ızdırabı sonunda ızdırabın kaynağını kaldırmakla da sona ermeyecek, demek ki kaçınılmaz bir ızdırapdır bu onun için...

Gerçekten de ızdırabın kaçınılmazlığı vurgulanır sürekli. Pozdnişev önce; kaçmak, ayrılmak, sonra kendini öldürmek ve en son karısını öldürmeyi tasarladığı merhalelerden geçmiştir. Son merhaleye kadar, her merhalede çuvallamıştır Pozdnişev. Burada kaçınılmaz ızdırabın bir diğer veçhesi de bize bakmaktadır. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan her hangi bir kişi, Tolstoy'un bu kitapta anlattığı aile içi kavgalara az ya da çok maruz kalmıştır. Bir yandan da Tolstoy bu kavgaları en karanlık, en yoğun duygularla tasvir ederek bize umut vermektedir: "Yalnız değilsiniz, çektiğiniz ızdırap her yerdedir ve kaçınılmazdır."

Eserin ikinci kısmı diyebileceğimiz bölümde Pozdnişev'in kuvvetli kıskançlık duygusunu izleriz. Karısıyla olan her muhabbeti kavgayla bitmesine rağmen, kendisinden daha yetenekli ve çekici olduğu için, onu delicesine kıskanmaktadır. Pozdnişev için bu durumda ondan ayrılmak kendinin ona layık olamadığı intibasını bırakacağı için bu fikri sürekli kafasında ertelemektedir. İkinci olarak da ailenin onurundan bahsetmektedir, üzgün ve mutsuz bir ailenin pek kıymetli onuru... Dolayısıyla ayrılık yerine, hiç tasvip etmese de, başkalarıyla aynı hataya düşerek karısının başka erkeklerde alaka uyandırmasına izin vermektedir. Ve bu müzik aracılığıyla olmaktadır.

Bu itibarla vurguladığı şeylerden biri de sanat, bilim gibi alanların kudsiyetinin cinsler arası yakınlaşmayı ne kadar kolay hale getirdiğidir. Bunlara itiraz edildiğinde o alanların kudsiyetini anlamamış olmakla itham edilmekten de korkmaktadır bir yandan. Pozdnişev'de bir çoğumuz gibi zamanında "ben onlar gibi olmayacağım" deyip zamanı gelince onlardan biri olmaktadır hâsılı.

Tedrici ilerleyişin duraklarından biri de, ilk defa şiddet kullanma temayülüdür. Burada sarsıcı bir tespitle karşılaşırız: Kişiler ilişkilerindeki küçük olaylara yüksek perdeden cevaplar verirse, daha büyük olaylarda cevabın büyüklüğünü göstermek için şiddet kullanmak zorunda kalırlar. Dolayısıyla şiddet sanıldığı gibi sadece bir anlık bir patlamanın değil, aynı zamanda bir sürecin de ürünü. Bunu sanıyorum Ahmet Çakar'dan da duydum, âmiyâne şekilde: "Gençler, karı köpeği olun ufak konularda ki, büyük bir mesele olduğunda sizin dediğiniz olabilsin." diyordu.

Kitabın adı bir müzik eserine telmihen konulmuş. Sanıyorum bu müzik eserinin Beethoven'ın Kreutzer adlı usta bir kemancıya çalması için ithaf ettiği bir sonat olduğu çoğu kişice biliniyordur. Eserin Tolstoy'ca da övülen ilk allegro bölümü kemanın tüm dikkatleri üzerine topladığı bir bölüm. Tıpkı romandaki Trukaşevski karakterinin herkesin ve özellikle Pozdnişev'in dikkatini çekmesi gibi.

Münhasıran bir virtüözün inişler ve çıkışlarıyla tefahhur etmesi için bestelenen bu parça ise romanın ruhuna uyuyor diyebilmek güç. Ben okuyuşum ve yazışım sırasında kasvet ve hüzün getiren Brahms'ın F Majör 3 numaralı Senfoni' sini (Op.90 ) (özellikle üç ve dördüncü bölümleri) dinledim. Kendi bataklığından sürekli kaçan ve kaçtıkça daha çok batan Pozdnişev'in durumu bu müzik eseriyle gerçekten tenasüp içeriyor. Romanda Pozdnişev'in ara ara eşiyle barıştığı anlarda olduğu gibi Brahms'ın eserine ara ara güneş doğuyor, tabii bir bataklığın içinde olduğumuzu unutturmamak kaydıyla.

Sonuç olarak, Kreutzer Sonat'ın müzik eseri olanıyla edebî eser olanı arasında yaratıcılarının dahi olması dışında pek müştereklik kuramıyorum. Daha önce ifade ettiğim gibi gerilimin artışı dolayısıyla kitaba Maurica Ravel'in "Bolero" sunun ismi de gayet verilebilirdi.

Haricen Pozdnişev'in müzik hakkında yaptığı soyut değerlendirmeler de ele alınabilir. Ancak bu bahsi uzatmak yerine tek tespitine değinerek geçelim. Ahlaksız birine müzik öğretmek ne kadar yerinde olduğunu sorgularken "Bu korkunç güç herhangi, sıradan bir insana teslim edilebilir mi?" der Pozdnişev, Kreutzer Sonat icra edilirken herkes mest olduğu sıra. Bunu kendisi böyle bir yetenekten yoksun olduğu ve çalan kişiyi sevmediğinden mi, yoksa gerçekten inanarak mı söyler bilinmez. İbnülemin de benzer şeyi, ahlaksız birine ilim öğretmek eşikiyanın eline kılıç vermek gibidir diyordu. Bu üzerinde durup düşünülmesi gerekli tespitlerden yalnızca biri.

Eserin sonlarına doğru Pozdnişev'in içindeki kıskançlık, ateşini harlayan bir olayla karşılaşıyoruz. Görevi sebebiyle bir süre Moskova dışına çıkmak zorunda kalıyor Pozdnişev, ve o sırada aklına gelen vesvelerle resmen kafayı yiyor. Öbür odadayken bile karısının ne yaptığını düşünen bir adamın, onu bırakıp başka şehire seyahati gerçekten akıl kârı değil. Açıkçası Pozdnişev'in başına ne geliyorsa kendini tanımamasından ve tanısa bile bunu inkar etmesinden geliyor. Daha kendini kontrol edemeden karısını kontrol etmek istiyor ve "onun arzu etmekten kendini alıkoyamadığı şeyi arzu etmemesini istiyorum" diyor, ama yaptığı her şeyle durumu daha da kötüleştiriyor.

İşte bu bocalamalar içinde çırpınan Pozdnişev'in aklından bir anlığına karısını öldürmek geçiyor. Ve bu geçiş anında o fikre yeterince irdeleyip kökünü kurutmuyor. İşte fikrinin gemisinde açılan o küçük delik vesvese sularıyla doluyor, doluyor ve sonunda kontrol edilemez bir patlama yaşanıyor. "Delirmenin de kendi kuralları vardır." diye belirtiyor Pozdnişev "Böyle yapacağımı en baştan da bilmiyor değildim" diyor.

Buradaki durumu adli psikiyatrinin verileri ile de yorumlayabiliriz: İnsanın zıt yanları daima fikrine çeşitli ilhamlar verir. Bunlardan insanlıkdışı olanları yeri geldiğinde köküne inilip kesinlikle karşı çıkılmak gerekilen şeylerden olduğu yakîn surette ispatlanmazsa, gittikçe daha tanıdık gelirler. Bu tanıdıklık ise doğması gereken tiksintiyi azaltır, bu da kanıksamanın kapısını açar. Bu kanıksama bir kere yerleşmiş ise de câniler, pedofiller oluşur. Pozdnişev'in de meşum fiili gerçekleştirdikten sonra çektiği uyku sonrası düşündükleri geminin açılan mezkur delikten dolayı battığını tasdik eder niteliktedir. Çünkü o, karısını öldürmediğini değil onu öldürmesini gerekli kılan sebebin ortadan kalktığına dair bir rüya görmüştür.
Gandhi'ye atfedilen söz durumu özetler niteliktedir:

Düşüncelerinize dikkat edin

duygularınıza dönüşür…

Duygularınıza dikkat edin

davranışlarınıza dönüşür…

Pozdnişev'in roman sonunda beraat ettiğini okuruz. Bunun vicdanlarımıza hitap edip etmediğinin tartışılırlığını söylemiştik. Tolstoy'un bu beraati tasdik edip etmediğini de bilmiyoruz. Ancak konu kıskançlık olunca en beklenmedik tepkilere hazırlıklı olmalıyız:
Tıpkı Eminem ve Dr.Dre'nin "Guilty Conscience" şarkısında anlattığı gibi: İyi taraf ve kötü taraf; bir dükkanın soyulmasında, bir kızın ayartılmasının ahlakiliğinde ihtilafa düşerler. Ancak eve geldiğinde aldatılığını gören adamın öfkesinin fiili meşru kılabileceğinde her ikisi de müttefiktir.

Onur Erol 
 31 Eki 2016 · Kitabı okumayı düşünüyor · Beğendi · 10/10 puan

Yine uzun olacağını düşündüğüm bir inceleme ile beraberiz dostlar. Bu kitap hakkında niye bu kadar yazı yazdığımı incelemeyi okuyunca olayın hangi boyutlarda olduğunu anlayacağınızı umuyorum. Şimdi kalkıp Tolstoy’un ne kadar büyük bir yazar olduğundan bahsetmeyeceğim. Onu zaten siz biliyorsunuz. Ama Tolstoy’un neden büyük bir yazar olduğunu kitabı okuyunca veya bu inceleme ile birlikte kafanızda bir şeyler canlanmış olacaktır sanırım. Lafı daha fazla uzatmadan hemen kitaba geçelim isterseniz. Zira çok sabırsızlanıyorum.

Kreutzer Sonat ne demektir? İsterseniz önce kitabın isminden başlayalım. Ludwig van Beethoven’ın Piyano ve Keman sonatı olan Kreutzer Sonat’ı Beethoven önce George Bridtower’a adadığını ancak daha sonra iki sanatçı arasında bir kadın yüzünden çıkan tartışma sonucu Beethoven bu kararından vazgeçip, sonatı ünlü Fransız Kemancı Rodolphe Kreutzer’a adadığı bilinmektedir.

Kitap normal sakinlikte başlayıp, sizi yükselen bir temponun içine öyle bir alıyor ki, adeta yakanıza başınıza yapışarak yapıyor bunu. Siz daha ne olduğunu anlamadan trenin içinde oraya buraya koşturan yolcular gibi piyanonun tuşlarına delice basarcasına kitabı büyük bir heyecanla okumaya devam ediyorsunuz. Arada biraz yumuşar gibi olurken birden o sert vuruşlarını gösterip sizi diri tutmaya devam ediyor. Şahsen ben kitabı biraz okuduktan sonra aman Allah’ım bu nasıl bir kitap demeye başladım. Gözlerim büyüdü ve heyecandan dilim damağım kurumaya başladı. Özellikle son bölümlerinde neredeyse kitabı yere fırlatacak kadar oldum. Kitap bence Tolstoy’un köşede kenarda kalmış bir başyapıtı değerinde. Anna Karenina’nın temellerinin atıldığı bu kitap, gizliden gizliye bağlantılarda kurmuş. Bu yüzden Tolstoy’u okuyacak olanlar kronolojik sırayı takip etmeleri her şeyi daha iyi anlamaları açısından önem taşıyor. Bunu bir kez daha tekrar etme isteğini özellikle bu kitabı okuduktan sonra daha iyi anladım diyebilirim.

Tolstoy kitabında ana temayı kıskançlık, cinsellik ve aile kavramlarını yoğun ve çarpıcı bir biçimde işlemiş. Aslında buna çarpıcı demek yetersiz kalıyor yani öyle şiddetli bir şekilde işlemiş ki, bir anda kendinizi bir Kasırga’nın içinde buluveriyorsunuz.

Pozdnışev (telaffuz etmekte zorlandığım bir isim ama aklımdan hiç çıkmayacak) yani başkahramanımız bir evlilik yapıyor. Ve anlatıcıya evliliğini anlatmaya başlıyor. Şimdi bazı detayları veremiyorum. Gerçi başta bunun sebebi söylense de bu bir sürpriz olarak kalsın. Kitap bir trende başlıyor. Eminim siz bunu normal bir tren yolculuğu zannediyorsunuzdur. :) Bende öyle zannediyordum. Ama değil işte! İsterseniz gerisini kitaptan dinleyin! Hikâye hakkında en ufak bir ipucu vermeyi düşünmüyorum. Tolstoy son sözde bu kitabı niye yazdığını gelen tepkilere cevap olarak uzun bir metin olarak sunuyor.

Kreutzer Sonat aynı zamanda bir ahlak kitabı. Toplum normlarını bir kez daha hatırlatırcasına derin bir darbe gibi içten içe yüzünüze çarparak bu olayların niye olduğunu ve nasıl olduğunu en iyi şekilde açıklıyor. Kitabın az ilgi görmüş olmasının sebebi önce Savaş ve Barış veya Anna Karenina gibi eserlere üşüşülüp doyum sağlandıktan sonra başka eserlerine göz atmayı ihmal edilmesinden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Buradaki yanlışta böyle eserlerin kaybı ile sonuçlanıyor. Benden şimdilik bu kadar. Sonuç olarak Kreutzer Sonat mutlaka okunması gerekir diye söylemiyorum. Siz zaten okursunuz :)) Keyifli okumalar :))

Nina 
 02 Şub 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Kreutzer Sonat Lev Nikolayeviç Tolstoy'un eseridir.
Yazar hikayenin adını Ludwig van Beethoven’in 9.Sonat'tan ( Kreutzer Sonat) esinlenmiştir. 9.Sonat ünlü kemancı, besteci ve orkestra şefi Rodolphe Kreutzer için yazmıştır. Fakat kendisinin bu sonatı hiç icra ettiği duyulmamıştır.

Erkek gözüyle anlatılan bir hikaye. Bekarlık hayatını değerlendiren erkek evlendikten sonra da kendini ve evlendiği kadının nasıl değiştiğini, değişim sürecinde yaşananların nasıl her iki tarafı da etkilediğini ve bu evliliğin nasıl bittiğini anlatan bir hikaye.

''Kitabın ikinci baskısında kullandığı dili yumuşatmıştır, Tolstoy (birinci baskı yayınlanmamıştır). Kitap ağır bir kitap. Tolstoy modern şehir hayatının ahlaksızlığını ve kadının bir meta olarak kullanılmasını anlatır. Sanat ,müzik ve edebiyatın peşinden koşan şehir erkeğinin lüks arayışı ve aynı zamanda kadının nasıl ahlaksızlaştığını anlatıyor. Aile hayatının önemini ortaya koymaya çalıştığı çok güzel bir roman.'' Nihrir
''Tolstoy bu romanında sadece kadını eleştirmez, bu bir toplum eleştirisidir. Tolstoy'un romanın çıkış noktası Hz İsa'nın 'Dağ’daki Konuşma' ile alakalıdır.
Matta 5:8 Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Çünkü onlar Tanrıyı görecekler.
Temiz insan ve temiz toplumdan bahseder. '' Nihrir


Piyasaya çıktığı zaman kitap anında sansüre uğramış ve yayınlanmıyordu. Sansüre uğraması ve yayınlama yasağı kitabın çekiciliğini artırmıştı. Ancak yazarın eşi Sofya Andreevna Tostaya Çar III. Aleksandr ile özel görüşme esnasında kitabın yayınlanmasına izin alabilmişti.

Bu kitap hem Kreutzer Sonat hem Krouçer Sonat isimli rastlayabilirsiniz, tereddütünüz olmasın bu tek bir eserdir. Hayata dair çok şey bulabilir ve farklı düşüncelere tanık olabilirsiniz. Klasik müzik sevenlere Bethovenın bestelediği sonat eşliğinde kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.

Kadın erkek ilişkileri yıllardır tartışılagelen bir konudur ve bu tartışmalarda hep bir taraf tutulmak zorundaymış gibi ya kadının ya da erkeğin tarafı tutulur ve uzlaşma çoğu kez gözardı edilir.
Oysaki yaşamın sunduğu kaçınılmaz birliktelikte, kadın ve erkeğin uzlaşabilmesi, ortaya çıkabilecek pek çok sorunun aşılmasını sağlayacaktır.
"Kreutzer Sonat"ta da bir ilişki, erkeğin gözünden anlatılır ve erkeğin kendini aklamaya çalıştığı bir hikâyeye dönüşür.
Tolstoy'un bu eserinin temelinde Hristiyan idealinin şekillendirdiği bir ahlâk anlayışı hâkimdir.
Tolstoy, var olan Hristiyanlık inancının, kilise inancıyla karıştırıldığını vurgular ve insanın ulaşması gerekenin Hristiyan ideali olduğunu söyler.
Bu yüzden eseri, kendi yaşamıyla çelişkiler barındıran ahlâki bir söylev niteliğine bürünür.


Anna Karenina'da ağır ağır ilerleyen bir trende başlayan hikâye, Kreutzer Sonat'ta da okuyucunun karşısına çıkar. Tıpkı Anna Karenina'da olduğu gibi bu hikâyenin temelinde de kıskançlık vardır.
Evreni, kadınlar için demir parmaklıklarla örülü bir hapishane hâline getiren olguları, bu kitapta da bulabilirsiniz.
Kitapta kendini aklamaya çalışan Pozdnişev karakterinin bir sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum:
"Mahkemede benim aldatılmış bir koca olduğuma ve kırılan onurumu korurken öldürdüğüme karar verildi. Bu yüzden de beraat ettirdiler."
Bu cümleyi okuduğumda anladım ki, iyi hâl indirimleri, "Kadının hiç mi suçu yok?", "Kadın da biraz ilgilenseymiş canım kocasıyla!", "Kadın da kendisini teşhir etmeseymiş, o saatte ne işi varmış sokaklarda kadın başına?!" cümleleri geçmişte de vardı, şimdi de var ve bunları engelleyemezsek korkarım gelecekte de olmaya devam edecek.


Kitapta Pozdnişev'in eşi, onun kendi kız kardeşiyle de tartıştığını, bu kabalığı yalnızca eşine yapmadığını söylüyor.
Bu da çok önemli bir nokta. Eşinin kendisine karşı yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürerek kendini aklamaya çalışan koca, aynı tutumu kız kardeşine, annesine ya da çevresindeki herhangi bir kadına karşı da takınmaktadır.
Bunun bütün toplumda yansımalarını gördüğümüzde kanıksayışımız, şaşırmayışımız da bu sebeptendir.
Yıllar önce Taksim'de kadınlarla ilgili yapılan bir röportajda bir beyefendi, kadınlara saygı gösterilmesi gerektiğini söylüyor ve ekliyor: "Benim annem de kadın!"
Bu röportajı örnek vermemin nedeni ise, kadın haklarını savunma biçimimizin "Bayan değil, kadın!"dan öteye gidemediği toplumumuzda bundan çok daha fazlasının gerektiği kanısında oluşum.


Bu kitap okunmalı mı? Elbette ki okunmalı. Böylece kadına olan bakışın, yalnızca toplumumuzda değil diğer birçok toplumda da benzer olduğunu görmüş oluruz.
Kadını yalnızca meta, yükümlülükler altında ezilen bir varlık olarak görme yanılgısının da eğitimle aşılacağı kanaatindeyim.
Birinin diğerine üstünlük kurma çabası içinde olmadığı, sağlıklı kadın ve erkek iletişiminin kurulması dileğiyle...

İyi okumalar dilerim.

Yunus 
 22 Oca 23:09 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitap baştan sona bir tren yolculuğunda geçiyor. Olayın baş karakteri olan Pozdnişev, eşiyle olan sorunlarını dile getirirken kitabın giriş ve girişme kısımlarında çok keyifli bir kadın erkek arasındaki farklılıkların bulunduğu bir tartışmasının içinde buluyorsunuz kendinizi.

Karısının kendisini aldattığını düşünen Pozdnişev, kıskançlığın verdiği psikolojiyle kadınla erkeğin durumunu ifade etmeye çalışıyor.

Tolstoy'un zaman zaman romanı gözlemci bakış açısından kahraman bakış açısına çektiğini gördüm. Yani bazen kendi dilinden konuşur gibi yazmıştı.

Sonuç kısmında ise temel olarak asıl üzerinde durmak istediği noktaya getiriyor olayı. Yani kadın ve erkek arasındaki erdemsizliğin olmayışında inanın başına neler açacağını ve nelere götüreceğinden söz ediyor.

Dili zaman zaman yabancı kelimelere yer verse de oldukça sadedir. Kadınla erkek arasındaki ilişkiden kendisine biraz olsun farkındalık katmak isteyenlere kesinlikle tavsiye ederim.

Pars Kieslowski 
 22 Tem 2017 · 7/10 puan

Öncelikle genel olarak klasik eserleri incelerken şahsi fikrimizi açıkça beyan etmememizin daha doğru olduğu kanısındayım.Çünkü klasik eserlerden herkes farklı bir tat alır ve herkes farklı bir yönünden yakalar diye düşünüyorum.Kısaca kitap hakkında genel bilgi vereyim: olay bir trende geçiyor bir yolcunun(pozdnişev) diğer yolcuya anlattığı kendi eşini öldürme hikayesi çerçevesinde kadın erkek ilişkilerini ,ayrılıkları, kıskançlığı ,bekaret durumunu , karşılıklı şüpheyi ve daha bir çok ilişki içindeki temel konuları doğrudan, detaylı bir şekilde oldukça yalın bir dille ahlak ve din penceresinden anlatıyor. Bu kitap yazıldıktan sonra bayağı tartışma konusu olmuş bundan mütevellit kitap sonunda tolstoyun kitap hakkında açıklama yaptığı kısa bir yazısı da mevcut, kısa bir kitap bir günde bitirilebilir ve altı çizilecek oldukça fazla yer var tavsiye ederim her klasik severe..

5 /

Kitaptan 276 Alıntı

Bir insanın bir ömür boyu seveceğini söylemek bir mumun ömür boyu yanacağını iddia etmekle aynı şeydir.

Kreutzer Sonat, Lev TolstoyKreutzer Sonat, Lev Tolstoy
Pars Kieslowski 
22 Tem 2017 · İnceledi · 7/10 puan

Aşk;bir kadın ya da erkeğin geri kalan diğer herkes
karşısında özel olarak tercih edilmesidir.

Kreutzer Sonat, Lev TolstoyKreutzer Sonat, Lev Tolstoy
Yunus 
21 Oca 19:29 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Bugün herkes fazla âlim."

Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 12 - Sistem matbaacılık)Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 12 - Sistem matbaacılık)
Onur Erol 
29 Eki 2016 · Kitabı okumayı düşünüyor · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Birbirini sevmeyen insanlar evleniyorlar. Sonrada geçinemeyişlerine hayret ediyorlar. Aslında sahiplerinin isteği üzerine sadece hayvanlar çiftleşebilir, insanlarsa kendi hevesleri, istekleri, sevgileri vardır, -dedi; heralde tüccarın kalbini kırmak istemiyordu.

Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 6 - İş Kültür)Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 6 - İş Kültür)
Yasemin 
01 Şub 2017 · Puan vermedi

İnsan şehirde yüz yıl yaşar da çoktan ölüp çürüdüğünün farkına bile varmaz.

Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 62 - Can Yayınları)Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 62 - Can Yayınları)
Yunus 
22 Oca 22:05 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

O gemi gelecek...
"Gelmiyor, gelmiyor. Sabaha karşı dalıyorum. Uyandığım vakit bakıyorum; gelmemiş."

Kreutzer Sonat, Lev TolstoyKreutzer Sonat, Lev Tolstoy
Book 
19 Nis 2017 · Beğendi

Toplumumuzda benimsenen görüş , erkeğin kadını bir zevk aracı olarak görmesidir .
Kadına verilen eğitim de toplumun görüşü ile paralel oluyor .

Kızların bütün dikkatleri bu çekicilik konusunda yoğunlaştırılıyor . Kölelerin efendilerini memnun etmek için yetiştirilmeleri gibi , bütün kadınlar da erkekleri elde etmek için yetiştiriliyorlar .

Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 63)Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 63)
Yasemin 
01 Şub 2017 · Puan vermedi

Hayatımız böyle sisli bir hava içinde geçip gidiyor, etrafımızı bir türlü göremiyorduk.

Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 61 - Can Yayınları)Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 61 - Can Yayınları)
Yunus 
21 Oca 19:41 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Ben varlığımla geçinirim."

Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 23 - Sistem matbaacılık)Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 23 - Sistem matbaacılık)
Yasemin 
01 Şub 2017 · Puan vermedi

Güzellik insana her şeyi iyi gösterip nasıl da aldatıyor!

Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 29 - Can Yayınları)Kreutzer Sonat, Lev Tolstoy (Sayfa 29 - Can Yayınları)