Adı:
Kreutzer Sonat
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
140
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053608929
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kreytserova Sonata
Çeviri:
Ayşe Hacıhasanoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Kreutzer Sonat (Kroyçer Sonat), Kroyçer Sonat, bir tren yolculuğu öyküsüyle başlıyor, insanoğlunun ruhunun derinliklerinde uyuyan şiddete, kıskançlığa, zavallılığa uzanıyor. Trende başlayan bir söyleşi sırasında yolcular arasında bulunan, kitabın baş kahramanı Pozdnişev, nasıl olup da böyle çöktüğünü, bezginleştiğini anlatır. Gençliğinde sefih bir hayat sürmüş, sonradan kendinden iğrenmeye başlamıştır. Terzilerin, güzellik uzmanlarının yardımıyla erkeklerin hayvansal içgüdülerini alevlendirdikleri için toplumun ve kadınların suçlu olduğu kanısına varmıştır. İçinde uyanan pişmanlık Pozdnişev’i değişime itmiş, o da bu doğrultuda evlenmiş, çocuk sahibi olmuştur. Ancak, kadınlarla erkekler arasındaki onulmaz farklar, bir yandan da Pozdnişev’in kıskançlığı nedeniyle bir süre sonra karısıyla birbirinden nefret etmeye başlamışlardır. Karısının onu bir müzisyenle aldattığından kuşkulanmasıyla birlikte Pozdnişev’in ruhunun derinlerinde yatan şiddet açığa çıkmış, geri dönüşsüz zararlara yol açmıştır. Pozdnişev’in öyküsü, Lev Tolstoy’un yaşadığı dönemin ahlâk anlayışının ve bazı değerlerin değişmesiyle yaşanan sancıların bir panoraması niteliğindedir. Kadın-erkek ilişkilerinde erdemin gerekliliğine inanan Tolstoy, kendi görüşü doğrultusunda erdemsizliğin insanoğlunu ne gibi çıkmazlara sürüklediğine işaret etmeye çalışıyor. Tabii, Beethoven’ın ünlü Kroyçer Sonat’ını dinleyip dinlememek, size kalmış.
Tolstoy’un bu eserini okumayı düşünmüyordum aslında ama kitabı okuyup, yorumlayan arkadaşlar kararımı değiştirdi. Eser hakkında yazılanlar, eserin oldukça sansasyonel olduğunu gösteriyordu ve öyle de çıktı.

Kitabın başında geçen konuşmaları bir türlü zihnim almadı, sonrasında kitaba adapte olabildim. Başlarda kitaba adapte olamayışımın sebebini, ilk defa gördüğüm, Tolstoy’un felsefe yapma gayretine bağlıyorum. Schopenhauer temalı felsefe gayretini biraz askıda ve kitaba kötü iliştirilmiş bir detay olarak görüyorum. Tolstoy’un ahlakçı tarafı, bu kitapla birlikte zirveye ulaşmış gibi gözüküyor. Vaazcı Tolstoy’u hissetmemek elde değildi. Bu yüzden de eseri ahlaki ve edebi açıdan değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum.

Yazar, hemen hemen her kitabında değindiği, toplumsal çarpıklıkların oluşmasının en büyük sebeplerinden biri olarak gördüğü, genelevlerin işleyiş tarzından bahsederek, bu kurumların toplum için ne kadar tehlikeli olduğunu belirtmiş. Bu kurumlara giden insanları ve bunlara destek veren aileleri kötülemiş. Orada çalışan kadınların ne kadar çirkin yaratık olduğundan bahsetmiş. Cinselliğin gereksiz ve özellikle böyle kurumlarda yapılması son derece yanlış bir şey olduğundan dem vurmuş. Tolstoy, sokakta, bedenini teşhir eden kadınların amacının, kendilerini erkeklere beğendirmek olduğunu söylemiş. Erkeklerin de bu kadınlara kanarak, cinsel arzu hissetmelerini ya da onlarla birlikte olma isteklerini son derece yanlış bulmuş. Doğum kontrol haplarının ve çocuk yapımının gereksizliğinden, cinsel isteğin törpülenmesi gerektiğinden, evliliklerde nasıl bir yol izlenmesi gerektiğinden bahsetmiş. Genel anlamda baktığımız zaman, Tolstoy’un söyledikleri kimilerine mantıklı gözükebilir ama bu düşünce tarzının oldukça tehlikeli tarafları mevcuttur. Bu düşüncenin neticesini şu an ülkemizde yaşıyoruz; hamile kadının sokakta dolaşmasının istenmediği ve mini etek giyen kadının dövüldüğü bir yönetime tabiiyiz. Ahlakçı anlayışın unuttuğu bir şey vardır , bu beni her zaman rahatsız eder, suç toplumda değil, bireydedir. Öncelik bireysel eğitimden geçer. Toplumdaki genelevleri kapatmak, insanı eğitmedikten sonra, istenilen neticenin oluşmasını sağlamaz. Yasakçı ve sapık zihniyetlerin tohumları her zaman ahlakçı düşüncelerde atılır. Tolstoy da bu kitabıyla maalesef en büyük ahlakçı rolüne bürünmüş ve söyledikleriyle toplumu şekillendirmeyi kendisine görev bellemiş. Yazdıklarını, özellikle kitabın son kısmında yazdıklarını, okuduktan sonra uzun bir süre düşündüm ve inanın zihnim Tolstoy’un söylediği çoğu şeyi kabullenemedi. Bütün bunları söyleyen bir yazarın, on üç çocuk sahibi olmasını da ayrıca idrak edemedim.

Tolstoy'un erkeğin, kadına bakış açısı konusunda söylediklerine hak verdim. Kadın geçmişten günümüze, erkeğin zevk aracı olarak kullanılmış ve -azalsa da- kullanılmaya devam etmektedir. Özellikle gelişmemiş toplumlarda kadın, erkek tarafından, ruhsal ve bedensel olarak sömürülmektedir. Evlilik konusunda söylediği bazı kısımlarda da yazara hak verdim. Sırf cinsel tatmini sağlamak amaçlı yapılan evlilikler olumsuz sonuçlanmakta ve bu evliliklerden doğan çocuklar yeterli sevgiden mahrum yetişmektedir.

Tolstoy, gerilimi yüksek bir yazıma imza atmış. Gerek ana karakter gerekse yan karakterler, okura, ustaca aktarılmış . Paranoyak erkek modeli ve onun yaşadıkları okurun kitabı elinden bırakamamasını sağlıyor. Kısa ama buna rağmen, oldukça doyurucu bir eser olmuş.

Edebi açıdan beğendiğim, savunduğu düşünceler bakımından sevemediğim bir Tolstoy kitabı oldu. Herkese iyi okumalar diliyorum.
Etkinlik kitapları okumaya devam diyelim önce :)
"Sen ne yapmışsın be Tolstoy!" diyerek okuyup bitirdiğim bir kitap oldu Kreutzer Sonat. Kitaba yaraşır bir okuma için, kulaklığımı taktım ve Beethoven 9 nolu sonatını dinlemeye başladım. Bir yanda müzik diğer yanda Tolstoy. Bir yanda kemana ve piyanoya giden aklım, diğer yanda kitabın Doris Lessing tarafından yazılan önsözünü okurken düştüğüm dehşet...

"Diriliş", "Anna Karenina", "Savaş ve Barış", "Ivan İlyiç'in Ölümü" gibi başyapıtlara imza atan bir Tolstoy var evet. Ama bir de "Kreutzer Sonat" yazan Tolstoy var karşımızda. Cinsellikten nefret eden, insanlığın sonu gelse bile cinsellik konusunda hayli katı olan Tolstoy'un (tabi fanatik bir Hıristiyan olduktan sonrayı kastediyorum) yazdıklarına hayret ederek okudum eseri. Cinselliği "insanın değerini düşüren" daha doğrusu "kadının değerini düşüren" bir olgu olarak görüyor Tolstoy. Bir bireyin dünyaya gelmesi cinselliğin tek iyi tarafıdır Tolstoy'a göre. (13 çocuğunun olmasının açıklaması da budur.) Bunu ve daha birçok düşüncesini zaten kitabı okuyanlar net bir şekilde göreceklerdir.

Kısaca konu şöyle; (zaten gerçek bir olaydan esinlenmiş Tolstoy) Pozdnişev adında bir kahramanımız var. Ve yaşadığı hovarda hayattan, yaptığı bir evlilikle elini eteğini çekiyor. Bir tren yolculuğunda da karşısında bulunan kişiye bu evliliğin nasıl kâbusa dönüştüğünü anlatmaya başlıyor. Ama nasıl bir anlatım! Bir durulup bir yükseliyor kitap. Biraz sakin giderken öyle bir cümle söylüyor ki Pozdnişev; hem heyecanlandırıyor hem de sarsıyor okuyucuyu. Tolstoy yapıyor Tolstoyluğunu yani!

Kitabın sonunda da Tolstoy tarafından, esere gelen sansürler ve eleştirilere cevap niteliğinde bir Sonsöz var. Ki burada yazdığı bir cümle kitap biterken daha çok sarstı beni. Cümle şu;
"İnsanlar çocuklarını hayvanların yavrularını yetiştirdikleri gibi yetiştirmemeli, onları yetiştirirken güzel, tombul bir beden dışında kendilerine başka amaçlar edinmelidirler."
Cümleye bakınca ana fikir konusunda Tolstoy'a katılsam da söyleniş biçiminin nahoşluğu farklı hisler uyandırdı bende. Tabi bu cümle sadece düşüncelerinin bir kesiti, daha neler var neler... Yani eleştiri ve sansürle karşılaşan eserindeki görüşlerini yineleyip pişmanlık duymadığını da ekler Tolstoy.

Değerli ve farklı bir kitap olduğunu düşünüyorum ben, her ne kadar bazı cümlelerden rahatsız olsam da. Başyapıtlarını okuyan biri olarak, Kreutzer Sonat'ı da ayrı bir yere koyuyorum. Hakkını vermek gerektiğini düşünüyorum eserin. Bence okuyun :)
Bu incelemeyle sevgili manevi ikiz kardeşim Yunıs ya selamlarımı iletiyorum. Kendisi öyle ince ruhlu bir insan ki aynı gün doğduğumuzu öğrenince 8 ay sonraki doğum günü hediyemi şimdiden göndermiş. Arada beni dinden imandan çıkartıyor olsa da gözardı ediyorum.

Tolstoy üstad diyor ki; genelevler kötü kötü, sokak kadınları daha kötü, erkeklerin bu kadınlara kanmaları kötüden de öte rezalet. Yine arzular ve günahlar kavga etti ve kitabın aksine kadınları değil yine erkekleri gömüyoruz mecburen. Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu kitabına da selam olsun. Her ne kadar erkeği gömsem de olan her zamanki gibi kadına oluyor.

Kadınların erkeklerle ilgili en büyük şikayeti, erkeklerin kadın ruhundan anlamamasıdır. Pozdnışev kadın ruhundan anladığını göstermek için karısına bir piyano hocası tutar ve karısıyla piyano hocası bir ilişkisi olduğuna kendisini inandırır. Karakterler güzel verilen mesaj açık.

''Cinselliğin doyurulmasıyla aşk tükenmişti ve birbirimizin karşısında gerçek duygularımızla, gerçek ilişkimizle kalmıştık, yani biri diğeri vasıtasıyla olabildiğince fazla doyum sağlamak isteyen, birbirine tamamen yabancı iki bencildik''
Küçük kankam Alex* geceleri yüksek sesle müzik dinlediğinden anne ve babasına uykuyu haram ediyor ve Ludwig Van'ın dokuzuncusunu dinlerken kendini; cıyaklayan morukların kafalarını, harika kocaman çizmeleriyle ezerken dikizliyordu hayallerinde.(* Otomatik Portakal #24810163)

Şeyhim Tolstoy ise karısını her sene hamile bırakmaktan arta kalan zamanlarda Beethoven'ın keman sonatını dinlerken, Tanrı'nın yarattığı en adi piç kurularından insanoğlunun alçakça sevişmelerini yorumluyordu nadide bulunan bir piliç gibi olan bu eserinde.

Günümüz Türkiye'sinde istatistiklere göre evlenen her beş çiftten biri boşanıyor. Bizim eski kuşaklar tarafından bunun sebebi çok okumuş yazmış olmaya bağlanıyor. Kız kısmısı okuyup mesleğini alıyor ve devamında da çalışmaya başlayıp ekonomik özgürlüğünü kazanıyor.(İşte bütün kötülüklerin anası) Okuma yazma bilmeyen, büyükbabamdan yıllarca dayak yemiş babaanneme göre bunun adı 'ahişer', yani kıyamet alameti. Bu zihniyete sahip erkekler ise kadının sırtından sopayı karnından sıpayı eksik etme inancıyla hareket etmekten gurur duyarlar adeta. Birbirlerinin yüzünü evlendikten sonra gören eşlerin durumuna ise hiç girmeyelim.

Üst paragraftaki meselelerden bahsetmemin sebebi Türkiye ve Rusya'yı toplumsal anlamda hayatın her alanında birbirlerine çok benzetmemdir. İşbu sebep Rus klasiklerinin okunmasının zaruri olduğuna inanıyorum.

Tolstoy bu eserinde evliliklerin sevgi temelinde kurulup kurulamayacağını ya da daha genel anlamda kadın erkek ilişkilerinde gerçek sevgi var mıdır? sorusuna cevap aramış diyemeyeceğim çünkü direk kendi penceresinden "ne sevgisi? Yalan onlar, inanmayın bu saçmalıklara!" modunda aksilik eden ihtiyar delikanlı, devamında da kendisiyle çelişip sevgisizce sevişen çiftlerimizi zumzuklayıp ağız burun dağıtmış adeta ey mübarek kardeşlerim!

Kitapta genelde kadınlar şeytanlaştırılırken erkeklere de az da olsa dokundurmalar yapmış. Domuzlar gibi sevişiyormuşuz mesela. Karısına göre ise kendisi tam bir ayıyı andırıyormuş.

Kadınların kendilerini cinsel meta haline getirmeleriyle alakalı eleştirilerine günümüzden bakarak Tolstoy'a katıldığımı dile getirmek isterim. Örneğin reklam sektöründe hiç alakasız ürünlerde dahi kadın bedeninin ön plana çıkarılması ya da otomobil fuarlarına giden olmuşsa görmüştür veya en azından TV'de görmüşsünüzdür; otomobilden çok kadınlar sergilenir adeta. Son zamanlarda bu konuyla alakalı feminist çevrelerden yükselen itirazlar neticesinde bazı fuarlar artık bu yanlışlığa son verileceğini açıklamış. Yine Formula 1 yarışlarında Grid kızlarının işlerine son verilmesi ve Fransa bisiklet turunda kazanan sporcuya öpücük kondurma uygulamasının sonlandırılması da alınan yeni kararlar arasında. Bunlara sebep olan zihniyet kirliliği ortadan kaldırılmadan ne kadar etkili olur bu hamleler doğrusu tartışılır.

Tolstoy'la giydirmelere devam ediyoruz: Kadınlar bir çocuk gördüklerinde "aay ne tatlı şeysin çeen kıyamaam" gibi ponçik sevgi gösterilerinde bulunurken iyi ama iş çocuk yapmaya gelince yook rahatımı ve vücudumu bozamam havalarındadırlar. Hele hele doğum kontrol yöntemlerini uygulamıyorlar mı! İşte Tolstoy'u çıldırtır bu ve dozajı baya artırıp bunu yapanlara "orospudan farkları yok" diyecek kadar cozutur. Doğum kontrol yöntemleri bizde de en üst perdeden sıkça eleştiri konusu yapılıyor ara ara. Ama sebebi Tolstoy'dan farklı tabi. Biliyorsunuz bir olur garip olur, iki olur rakip olur, üç olur denge olur, dört olur bereket olur, gerisi Allah kerim. Tolstoy Allah'ın kerim sıfatını çok sevdiğinden on üçe kadar götürmüş işi.

Yine Tanrı'ya tam teslimiyetçi Tolstoy cümlelerine ara ara rastlamak mümkün bu eserde de. Artık durumu kanıksadığımızdan mı nedir, yav he he diyerek geçiyorsunuz oraları.

Son bölümlerde ise kıskançlık meselelerine girilmiş. Açıkçası bu bölümler de sıkıldığımı söylemeliyim. Ancak bunun tamamen kendimden kaynaklandığını da belirteyim. Çünkü şu sıralar karşı cinse karşı duygularımdan arınmış bir dönemde olduğumdan, bu kısımlar beni kendine çekemedi.

Kitap kesinlikle okuyan herkeste karakteri ve duygu durumuna göre farklı etkiler bırakacaktır. Okurun evli veya bekar olması da önem arzetmekte. İleride olur da evlenirsem tekrar okuyacağım. Bakalım o zaman nasıl etkileneceğim?

İncelemeyi bitirmeden Tolstoy'a değinmek isterim. Ben Tolstoy'un önceden takıntılı bir adam olduğunu sanıyordum. Fakat bu kitabıyla birlikte onun tam bir manyak olduğuna şüphem yok artık. Manyakları da ayrı bir severim yalnız. Önceden sevemediğim adamı artık seviyorum.

Şuraya da bizden bir manyağın Beethoven'ın Kreutzer Sonat performansını bırakayım.
https://youtu.be/OF9fneQ50Us
Kadın erkek ilişkileri yıllardır tartışılagelen bir konudur ve bu tartışmalarda hep bir taraf tutulmak zorundaymış gibi ya kadının ya da erkeğin tarafı tutulur ve uzlaşma çoğu kez gözardı edilir.
Oysaki yaşamın sunduğu kaçınılmaz birliktelikte, kadın ve erkeğin uzlaşabilmesi, ortaya çıkabilecek pek çok sorunun aşılmasını sağlayacaktır.
"Kreutzer Sonat"ta da bir ilişki, erkeğin gözünden anlatılır ve erkeğin kendini aklamaya çalıştığı bir hikâyeye dönüşür.
Tolstoy'un bu eserinin temelinde Hristiyan idealinin şekillendirdiği bir ahlâk anlayışı hâkimdir.
Eseri, kendi yaşamıyla çelişkiler barındıran ahlâki bir söylev niteliğindedir.

Anna Karenina'da ağır ağır ilerleyen bir trende başlayan hikâye, Kreutzer Sonat'ta da okuyucunun karşısına çıkar. Tıpkı Anna Karenina'da olduğu gibi bu hikâyenin temelinde de kıskançlık vardır.
Evreni, kadınlar için demir parmaklıklarla örülü bir hapishane hâline getiren olguları, bu kitapta da bulabilirsiniz.
Kitapta kendini aklamaya çalışan Pozdnişev karakterinin bir sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum:
"Mahkemede benim aldatılmış bir koca olduğuma ve kırılan onurumu korurken öldürdüğüme karar verildi. Bu yüzden de beraat ettirdiler."
Bu cümleyi okuduğumda anladım ki, iyi hâl indirimleri, "Kadının hiç mi suçu yok?", "Kadın da biraz ilgilenseymiş canım kocasıyla!", "Kadın da kendisini teşhir etmeseymiş, o saatte ne işi varmış sokaklarda kadın başına?!" cümleleri geçmişte de vardı, şimdi de var ve bunları engelleyemezsek korkarım gelecekte de olmaya devam edecek.

Kitapta Pozdnişev'in eşi, onun kendi kız kardeşiyle de tartıştığını, bu kabalığı yalnızca eşine yapmadığını söylüyor.
Bu da çok önemli bir nokta. Eşinin kendisine karşı yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürerek kendini aklamaya çalışan koca, aynı tutumu kız kardeşine, annesine ya da çevresindeki herhangi bir kadına karşı da takınmaktadır.
Bunun bütün toplumda yansımalarını gördüğümüzde kanıksayışımız, şaşırmayışımız da bu sebeptendir.
Yıllar önce Taksim'de kadınlarla ilgili yapılan bir röportajda bir beyefendi, kadınlara saygı gösterilmesi gerektiğini söylüyor ve ekliyor: "Benim annem de kadın!"
https://m.youtube.com/watch?v=NBRF2SDPAAY
Bu röportajı örnek vermemin nedeni ise, kadın haklarını savunma biçimimizin "Bayan değil, kadın!"dan öteye gidemediği toplumumuzda bundan çok daha fazlasının gerektiği kanısında oluşum.

Bu kitap okunmalı mı? Elbette ki okunmalı. Böylece kadına olan bakışın, yalnızca toplumumuzda değil diğer birçok toplumda da benzer olduğunu görmüş oluruz.
Kadını yalnızca meta, yükümlülükler altında ezilen bir varlık olarak görme yanılgısının da eğitimle aşılacağı kanaatindeyim.
Birinin diğerine üstünlük kurma çabası içinde olmadığı, sağlıklı kadın ve erkek iletişiminin kurulması dileğiyle...

İyi okumalar dilerim.
Ebru Ince @black · 16 Mar 2017
KREUTZER SONATI

Ahhh sevgili Nikolayeviç .... :) karşında ki melek olsa yinede seninle anlaşamazdı...:)
Bir tren kompartmaninda Tolstoyun gözlerinin içine baka baka yüzümde bir gülümseme ile bu sözü söylemek istiyorum :)
Bütün o ihtişamlı sert duruşunun altında öyle bir insan var ki tebessüm etmeden yüzüne bakmak mümkün değil :)
Tolstoy yaşadığı buhranı bir akrep gibi kendini sokarcasına hissettiği "kıskançlık "duygusunu ..gerçek hayatta da yaşadığı müzikle olan kavgasını o kadar güzel anlatmış ki kitap bir sonat olmuş, kah duyguları notalar gibi hiddettli ..kah pişmanlığı bir keman namesi kadar lezzetli . .kitabı 18 mayıs 2015 de okudum ..daha sonra bir kez daha okumalıyım diyerek rafa kaldırdım. ...
Çünkü doğru anda okumam gerektiğini hissetmiştim ..nitekim öyle de oldu :) yeniden elime aldığımda ilk kez okurcasına tükettim, elimden birakamadim ,bitirene kadar uyumadim dün gece :)
Kitapta gercek insani buldum..kendim gibi elini kolunu sallayarak duygularını anlatmaya çalışan ,kızan ,köpüren, üzüntüsü gözlerinden akan .Etiyle kemigiyle ,sevapları, gunahlariyla yaşayan bir adam
.KREUTZER SONATINI. .
en nadide kitaplarımın yanına koydum
Biliyorum ki kütüphanenin rafında ,gözüme her ilistiginde "gulumseyecegim"bu aksi ihtiyar adama :)
Kim söylemişti hatırlamıyorum şu an ama
Tolstoy için şöyle bir tespit okumuştum .

"yazar olmak için değilde,yazar olmadan duramayacağı için eline kalemi almış bir tek kişi varsa ..o da Tolstoydur.."

Yüzünüzden gülümseme hiç eksik olmasın iyi okumalar...
Uzun bir inceleme oldu. Kitap kadın erkek ilişkilerini ele alıyor. Kıskançlık ve yarattığı psikozlar, toplum eleştirisi ve Tolstoy'un ahlak anlayışı çerçevesinde incelenmiş.

Tolstoy'un bu kitapta yaptığı şey, tıpkı bazı dramların başında olduğu gibi en veciz ve en mücmel şekilde bize fikirlerini havada uçuşturacağı bir ortam hazırlamak ve tıpkı bir "squash" sahası gibi fikirlerinin ordan oraya sekmesini izlememize imkan tanımaktı.

"Neden devam etsin ki insan soyu?" diyordu Pozdnişev, romanın ana karakteri, karısını öldüren bir cani, iyi bir hatip. Tolstoy kendi dünyasından fırlayan karakterlerinden en çok onun konuşmasına izin veriyordu. Belki de en çok hissiyatı onunla paylaşıyordu. Zaten kişi daim kendine dair olanları duymak ister, velev o velev bu şahıs hakkında konuşulsun, o bana benziyorsa istediği kadar konuşabilir. Bize kendi dünyamızı anlatan romanlara roman diyormuş Goethe, tartışılabilir: Bize bizi, bizim anlamadığımız şekilde anlatan şeylere roman denmeli aslında. Yani, Woolf'un iddia ettiği gibi roman hayatın aynası olmamalı.

Romanın başında kadınları ata benzeten yaşlı tacir ve yanında "meriç"iyle dolaşan feminist kadın avukatın aynı vagonda sohbetlerini dinlerken işler çok daha karmaşıktı. Gönül isterdi ki, Tolstoy bunu sürdürsün bu karakterleri boğuştursun, karakterler birbirini kündeye yatırmak için uğraşırken biz "müsademe-i efkardan barika-i hakîkat"ler toplayalım. Tercih etmemişti bunu Tolstoy, belki de sonunda karısını öldürdüğü bilinen bir adamın kendini aklamak için uzunca bir süre sözünün kesilmeden konuşabilmesine imkan tanımak gerekirdi. Mahkeme beraat veriyordu da acaba vicdanlarımızda beraat verebilecek miydik Pozdnişev için?

Öyle ya da böyle, Pozdnişev'in baştan beri dürüst bir insan olarak tasviri onu peşinen kınamamıza engel oluyordu. Hem zaten Pozdnişev her haliyle radikal biriydi, bir kişi evliliği zindan, cinsel birleşmeyi de hayvanvârilik olarak görüyorsa ve bunları bir şekilde temellendirebiliyorsa sonunda karısının canına kıymasını yadırgamamak gerekir.

Hem Tolstoy, nesirde bir kreşendo ustası olduğunu öyle bir isbât etmektedir ki, karısını öldüren bir karakteri anlatması, kaza yapacağınızı bildiğiniz bir yolda sizi direk duvara toslatmak yerine sert virajlardan geçerken hızı tedricen artırarak o kazayı hakettiğinizi düşündürtmesine benzemektedir.

Uçlarda bir adamı anlatmaktadır Tolstoy, karakterine her anlatırdığını tasdik ettiğini düşünmek saçmadır. Öyle olsa Balzac; aynı anda hem dünyanın en alıngan insanı hem de en cesur insanıdır demek gerekirdi, yahut Grange bir cânidir demek...

Tolstoy bir şeyi gözümüze sokmaktadır: Dünyanın en güzel gözüken şeyleri bile en kötü şeyleri olabilir. Dolayısıyla ey sevgiye iman edenler! Kurduğunuz bu hayal dünyası semâlarında âsude süzülüyorken sislerin arkasındaki koca dağlara çarpabileceğinizi unutmayın. Bunu size daha önce Werther'de olduğu gibi tersine dönen bir hikaye ile anlattılar, ben şimdi baştan beri düşüncelerinde yönünde hiç bir değişiklik olmayan, yalnızca duyduğu ızdırap gittikçe artan bir adamla anlatacağım; ızdırabı sonunda ızdırabın kaynağını kaldırmakla da sona ermeyecek, demek ki kaçınılmaz bir ızdırapdır bu onun için...

Gerçekten de ızdırabın kaçınılmazlığı vurgulanır sürekli. Pozdnişev önce; kaçmak, ayrılmak, sonra kendini öldürmek ve en son karısını öldürmeyi tasarladığı merhalelerden geçmiştir. Son merhaleye kadar, her merhalede çuvallamıştır Pozdnişev. Burada kaçınılmaz ızdırabın bir diğer veçhesi de bize bakmaktadır. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan her hangi bir kişi, Tolstoy'un bu kitapta anlattığı aile içi kavgalara az ya da çok maruz kalmıştır. Bir yandan da Tolstoy bu kavgaları en karanlık, en yoğun duygularla tasvir ederek bize umut vermektedir: "Yalnız değilsiniz, çektiğiniz ızdırap her yerdedir ve kaçınılmazdır."

Eserin ikinci kısmı diyebileceğimiz bölümde Pozdnişev'in kuvvetli kıskançlık duygusunu izleriz. Karısıyla olan her muhabbeti kavgayla bitmesine rağmen, kendisinden daha yetenekli ve çekici olduğu için, onu delicesine kıskanmaktadır. Pozdnişev için bu durumda ondan ayrılmak kendinin ona layık olamadığı intibasını bırakacağı için bu fikri sürekli kafasında ertelemektedir. İkinci olarak da ailenin onurundan bahsetmektedir, üzgün ve mutsuz bir ailenin pek kıymetli onuru... Dolayısıyla ayrılık yerine, hiç tasvip etmese de, başkalarıyla aynı hataya düşerek karısının başka erkeklerde alaka uyandırmasına izin vermektedir. Ve bu müzik aracılığıyla olmaktadır.

Bu itibarla vurguladığı şeylerden biri de sanat, bilim gibi alanların kudsiyetinin cinsler arası yakınlaşmayı ne kadar kolay hale getirdiğidir. Bunlara itiraz edildiğinde o alanların kudsiyetini anlamamış olmakla itham edilmekten de korkmaktadır bir yandan. Pozdnişev'de bir çoğumuz gibi zamanında "ben onlar gibi olmayacağım" deyip zamanı gelince onlardan biri olmaktadır hâsılı.

Tedrici ilerleyişin duraklarından biri de, ilk defa şiddet kullanma temayülüdür. Burada sarsıcı bir tespitle karşılaşırız: Kişiler ilişkilerindeki küçük olaylara yüksek perdeden cevaplar verirse, daha büyük olaylarda cevabın büyüklüğünü göstermek için şiddet kullanmak zorunda kalırlar. Dolayısıyla şiddet sanıldığı gibi sadece bir anlık bir patlamanın değil, aynı zamanda bir sürecin de ürünü. Bunu sanıyorum Ahmet Çakar'dan da duydum, âmiyâne şekilde: "Gençler, karı köpeği olun ufak konularda ki, büyük bir mesele olduğunda sizin dediğiniz olabilsin." diyordu.

Kitabın adı bir müzik eserine telmihen konulmuş. Sanıyorum bu müzik eserinin Beethoven'ın Kreutzer adlı usta bir kemancıya çalması için ithaf ettiği bir sonat olduğu çoğu kişice biliniyordur. Eserin Tolstoy'ca da övülen ilk allegro bölümü kemanın tüm dikkatleri üzerine topladığı bir bölüm. Tıpkı romandaki Trukaşevski karakterinin herkesin ve özellikle Pozdnişev'in dikkatini çekmesi gibi.

Münhasıran bir virtüözün inişler ve çıkışlarıyla tefahhur etmesi için bestelenen bu parça ise romanın ruhuna uyuyor diyebilmek güç. Ben okuyuşum ve yazışım sırasında kasvet ve hüzün getiren Brahms'ın F Majör 3 numaralı Senfoni' sini (Op.90 ) (özellikle üç ve dördüncü bölümleri) dinledim. Kendi bataklığından sürekli kaçan ve kaçtıkça daha çok batan Pozdnişev'in durumu bu müzik eseriyle gerçekten tenasüp içeriyor. Romanda Pozdnişev'in ara ara eşiyle barıştığı anlarda olduğu gibi Brahms'ın eserine ara ara güneş doğuyor, tabii bir bataklığın içinde olduğumuzu unutturmamak kaydıyla.

Sonuç olarak, Kreutzer Sonat'ın müzik eseri olanıyla edebî eser olanı arasında yaratıcılarının dahi olması dışında pek müştereklik kuramıyorum. Daha önce ifade ettiğim gibi gerilimin artışı dolayısıyla kitaba Maurica Ravel'in "Bolero" sunun ismi de gayet verilebilirdi.

Haricen Pozdnişev'in müzik hakkında yaptığı soyut değerlendirmeler de ele alınabilir. Ancak bu bahsi uzatmak yerine tek tespitine değinerek geçelim. Ahlaksız birine müzik öğretmek ne kadar yerinde olduğunu sorgularken "Bu korkunç güç herhangi, sıradan bir insana teslim edilebilir mi?" der Pozdnişev, Kreutzer Sonat icra edilirken herkes mest olduğu sıra. Bunu kendisi böyle bir yetenekten yoksun olduğu ve çalan kişiyi sevmediğinden mi, yoksa gerçekten inanarak mı söyler bilinmez. İbnülemin de benzer şeyi, ahlaksız birine ilim öğretmek eşikiyanın eline kılıç vermek gibidir diyordu. Bu üzerinde durup düşünülmesi gerekli tespitlerden yalnızca biri.

Eserin sonlarına doğru Pozdnişev'in içindeki kıskançlık, ateşini harlayan bir olayla karşılaşıyoruz. Görevi sebebiyle bir süre Moskova dışına çıkmak zorunda kalıyor Pozdnişev, ve o sırada aklına gelen vesvelerle resmen kafayı yiyor. Öbür odadayken bile karısının ne yaptığını düşünen bir adamın, onu bırakıp başka şehire seyahati gerçekten akıl kârı değil. Açıkçası Pozdnişev'in başına ne geliyorsa kendini tanımamasından ve tanısa bile bunu inkar etmesinden geliyor. Daha kendini kontrol edemeden karısını kontrol etmek istiyor ve "onun arzu etmekten kendini alıkoyamadığı şeyi arzu etmemesini istiyorum" diyor, ama yaptığı her şeyle durumu daha da kötüleştiriyor.

İşte bu bocalamalar içinde çırpınan Pozdnişev'in aklından bir anlığına karısını öldürmek geçiyor. Ve bu geçiş anında o fikre yeterince irdeleyip kökünü kurutmuyor. İşte fikrinin gemisinde açılan o küçük delik vesvese sularıyla doluyor, doluyor ve sonunda kontrol edilemez bir patlama yaşanıyor. "Delirmenin de kendi kuralları vardır." diye belirtiyor Pozdnişev "Böyle yapacağımı en baştan da bilmiyor değildim" diyor.

Buradaki durumu adli psikiyatrinin verileri ile de yorumlayabiliriz: İnsanın zıt yanları daima fikrine çeşitli ilhamlar verir. Bunlardan insanlıkdışı olanları yeri geldiğinde köküne inilip kesinlikle karşı çıkılmak gerekilen şeylerden olduğu yakîn surette ispatlanmazsa, gittikçe daha tanıdık gelirler. Bu tanıdıklık ise doğması gereken tiksintiyi azaltır, bu da kanıksamanın kapısını açar. Bu kanıksama bir kere yerleşmiş ise de câniler, pedofiller oluşur. Pozdnişev'in de meşum fiili gerçekleştirdikten sonra çektiği uyku sonrası düşündükleri geminin açılan mezkur delikten dolayı battığını tasdik eder niteliktedir. Çünkü o, karısını öldürmediğini değil onu öldürmesini gerekli kılan sebebin ortadan kalktığına dair bir rüya görmüştür.
Gandhi'ye atfedilen söz durumu özetler niteliktedir:

Düşüncelerinize dikkat edin

duygularınıza dönüşür…

Duygularınıza dikkat edin

davranışlarınıza dönüşür…

Pozdnişev'in roman sonunda beraat ettiğini okuruz. Bunun vicdanlarımıza hitap edip etmediğinin tartışılırlığını söylemiştik. Tolstoy'un bu beraati tasdik edip etmediğini de bilmiyoruz. Ancak konu kıskançlık olunca en beklenmedik tepkilere hazırlıklı olmalıyız:
Tıpkı Eminem ve Dr.Dre'nin "Guilty Conscience" şarkısında anlattığı gibi: İyi taraf ve kötü taraf; bir dükkanın soyulmasında, bir kızın ayartılmasının ahlakiliğinde ihtilafa düşerler. Ancak eve geldiğinde aldatılığını gören adamın öfkesinin fiili meşru kılabileceğinde her ikisi de müttefiktir.
Bu eserini okuduktan sonra yazarımız için tereddüt etmeden “Ahlakçı Tolstoy” ya da “Vaiz Tolstoy” nitelemesini yapmak, Tolstoyculuğun temel taşlarını idrak etmek mümkün.

Yayımlandığı dönemde Rusya’da yasaklanan, Amerika’da dağıtımı engellenen, sansasyonel diyebileceğimiz romanda kadın erkek ilişkilerini, evliliği, cinselliği kendi ahlak anlayışına göre irdeliyor yazarımız.

Yayımlanmasının ardından birçok okuyucusundan aldığı açıklama bekleyen mektuplara cevaben vermek istediği mesajı maddeler halinde anlatan bir sonsöz yazar.

Peki nedir Tolstoy’un bahsi geçen tema üzerinden vermek istediği mesajlar?

"Öncelikle erdemli, çalışkan, şehvetin her türlüsünden uzak bir hayattır gerekli olan. Karı kocanın birbirine ihaneti asla kabul edilemez.
Evlilik dışı, şehvete indirgenmiş bir aşk anlayışı son derece iğrençtir, rezildir. Hatta bu işi kolaylaştıran, evlilik dışı ilişkilere, ahlaksızlığa çanak tutan bilimsel çalışmalar, tıp buluşları bile yanlıştır yazara göre. ( Frenginin tedavisi için harcanan çabaların yüzde biri, ahlaksızlığı yok etme yolunda harcansaydı sifilisin kökü çoktan kururdu. Sayfa 26 - Can Yayınları)
Dünyaya çocuk getirmenin sevişme zevkinin engeli sayılacak bir duruma dönüştürülüp uzak durulması çok ciddi bir sorundur.Sorumluluktan, zahmetten kaçmaktır. Şehveti hayatında hedef noktasına koyan, evlilikte gebelik ve emzirme döneminde risklerine rağmen ilişkiden uzak kalamayan şehvet düşkünleri hayvandan bile aşağıdır. Çünkü hayvan bile bu dönemde eşine yaklaşmaz. Şehvet tutkunu böyle bir çiftin çocuğu da hayvan yavrusu gibi yetişir: Akça pakça, boylu boslu ama merkezi sevgi olmayan, faziletten uzak, ebeveyni gibi şehvet şekeriyle beslenmiş, her türlü sapıklığa potansiyeli olan, dışı makyajlı içi cife, hasta ruhlu bireyler...
Kadını cinsel bir meta gören erkek kadar, buna kapı aralayan kadını da suçlu bulur yazar.
Hasılıkelam aşk sözcüğüyle üstü örtülen cinselliği yaşamının ön planına koymak, ne vatan, ne insanlık, ne de bilim için faydalı ya da gereklidir. Aksine büyük bir köstektir. "

Küçük hacimli bu eseri kolayca, sıkılmadan okudum. Dilinin akıcılığı, hikayenin sürükleyiciliği, kurgusu mükemmel. Mesajlarını ise her okur meşrebine, ahlak anlayışına göre bir yerlere koyacaktır.

Keyifli okumalar...
Tolstoy'un 'İvan İlyiç'in Ölümü' adlı muhteşem eserinden sonra okuduğum ikinci eseri de dört dörtlük bir gerilim kitabı okuduğumu düşündürdü bana. Her iki eserde de bedenin arzuları, bedenin hoyrat kullanılması; arzuların, günahların ruhsal ve somut anlamda sebep olduğu ruhsal ve fiziksel bütün kötü sonuçları anlatılıyor. İçeriğinden bağımsız olarak eserin kesinlikle çok etkileyici bir gerilim, bana kalırsa bir korku hissi yarattığını söylemek isterim. Aynı hissi İvan İlyiç'i okurken de hissetmiştim. Bu anlamda eseri kesinlikle kalburüstü buluyorum, açıkçası en son 'Kafes' adlı kitabı okurken böylesine gerilmiştim. Tolstoy ahlâki bir mesele olarak evlilik dışı ilişkileri, hem erkekleri hem kadınları yererek anlatırken, cinsellik konusundaki takıntısıyla beni şaşırttı açıkçası, muhakkak ki dindarlığının ve muhafazakârlığının büyük etkisiyle yazdığı bir eser bu; ancak daha gelişmiş, nüfusu daha fazla ve kentleşmenin arttığı, her türden sosyal ilişkinin karmaşık bir hâl oluşturduğu bir toplumda insanlar arası cinsel ilişkilerin yalın,sade ve dinin talep ettiği kurallarla sürmesini beklemek safdillik olurdu herhalde. Tolstoy bu anlamda gözlemlediği karmaşıklıklara karşı ahlâki, İsevi temellere dayanan cinsel perhizler önererek çözüm getirmeye çalışıyor, baktığı şeyde ahlâksızlık ve çökmüşlük, bayağılık görüyor, ama ben sadece evlilik dışı ilişkilerden dolayı böyle gördüğünü sanmıyorum açıkçası, çünkü bu bakış bizler için son derece güncel, bağlayıcı, oldukça yakından tanıdığımız bir bakış açısı. Muazzam güzellikteki eserin acıyla kıvranan baş karakteri Pozdnişev hakikaten inanılmaz bir karaktere dönüşerek zihnimize çakılıyor. Galiba Tolstoy ızdırabı çok güzel anlatıyor. İvan İlyiç de Pozdnişev de acı çeken, pişman olan, dönüşmek isteyen, ama bunu bir şekilde yapamayan insanlar. Okumayanlara kesinlikle önerdiğim gibi, kesinlikle okuduğum en iyi kitaplar arasına koyuyorum artık yazarın bu eserini.
Tolstoy'un okuduğum ikinci kitabı Kreutzer Sonat.Dolayısıyla yazarın yaşamını,nelerden etkilendiğini,iç dünyasını vs. bilmiyorum.
Genel olarak kadına da erkeğe de eleştiriler yapmış Tolstoy,romanın baş kahramanı Pozdnişev'in ağzından.Roman erkeğin ağzından anlatıldığı için metinler ve bakış açısı erkeksi-erkek egemen.Ki zaten yazarın erkek olmasından ve o yıllarda ataerkilliğin çok fazla olmasından dolayı böyle bir üslup şaşırtıcı değil,diğer birçok kitapta olduğu gibi bize dönemin kadına bakış açısını sunuyor.
-Kitabı okumayanlar için uyarayım,kitapla ilgili önyargı oluşmaması için ve spoiler olmaması için incelememi okumayın.-
Tolstoy diyor ki:
"Cinsellik suçtur,insanın hayvani tarafına yenik düşmesidir.Evli ya da bekâr olmamız fark etmez.Cinsel ilişkinin insan sağlığı için gerekli olduğu fikri yanlıştır,sahte bilimin uydurduğu bir şeydir.Bu kanı o kadar fazla yayılmıştır ki erkekler az miktarda parayla bu suçu işlemektedirler.Erkeklerin sözde bu ihtiyacı için bir sürü kadın telef edilir.Bekar erkeklerin ihtiyacı yerine getirilirken bu aşağılık kadınların da ruhu ve bedeni mahfolur.
Cinsellik şiirlerdeki gibi aşkla yapılan bir şey değildir.Bunun yalnızca insanı alçaltan hayvanca bir eylem olduğu herkesçe bilinmelidir.
Karı-koca ilişkilerinin yegane amacı dünyaya çocuk getirmektir.Oysa şuanki tanımıyla çocuğa yanlış bakılıyor.Kaza eseri,sevişmenin engeli,zevke varabilmeyi engelleyen şey olarak görülüyor.Oysa bu yanlıştır.Kadını kısırlaştırma,hamilelikten korunma çok yanlış şeylerdir.İnsanlar bu yöntemlerle çocuğa bakma zahmetinden sıyrılıyor,bu katilliğin bir türüdür.
Hamilelikte ve emzirme döneminde karı-koca ilişkileri kesilirdi,şimdi buna aldırış eden yok.Bu kadının hem bedensel hem de ruhsal gücünün yok olmasına neden olur.
Gerek evlilikte,gerek evlilik dışında iki sevgilinin birleşmesi,istediğimiz kadar şiir havasına bürüyelim,insana layık değildir.Bir insanın amacını gerçekleştirmesine,insanlığa,vatana,bilime,sanata ya da Tanrı yolunda hizmetine ister yasal,ister yasal olmayan aşk hayatının ve cinselliğin hiçbir etkisi yoktur.
Kadının yetiştirilmesi insanlığın onu doğru anlamasından temel almalıdır.Oysa kadınlar erkekler tarafından sadece zevk aleti olarak görülmektedir.Wein,Weiber und Gesang...Şarap,kadın ve şarkı...Bu şiirlere bile girmiştir.Ona özgürlüğünü bağışlamak,erkeklerle aynı haklara sahip olmasını sağlamak bir işe yaramaz.Çocukluğundan beri zevk aleti olarak yetiştirilen kadın ileride de toplum gözünde böyle kalır.Erkekler onu daima öyle bir telkin altında bıraktığı için kadın,hep aşağılık bir mahluk olarak kalacaktır.Değişiklik ancak erkeklerin kadınlar üzerindeki görüşlerinin değişmesiyle mümkün olabilir.Bunu sağlamak için kadın bakireliğin yüksek değerini anlamalıdır.Bu gerçekleşmediği sürece,çoğu kızın tek ideali,seçimi kolaylaştırmak için mümkün olduğu kadar çok erkeği ağa düşürmek olacaktır.
Gebe kadın doğaya karşı gelerek aynı zamanda hem sütanne,hem sevgili olur.Kısacası hiçbir hayvanda rastlanamayacak bir duruma düşer.Etrafımızda isteri krizlerinin,sinir illetinin,halk arasında cin çarpmışların eksik olmaması hep bu yüzdendir.Bakirelere havale gelmez,buna yalnızca kocalı kadınlarda rastlarsınız.Hastaneler,doğanın yasalarına karşı gelenlerle doludur...
Uzmanlar erkeklerin,gebelik ve emzirme döneminde bunsuz duramadıklarını savunur.Bu da sahte bilim savunucularının sözleridir.Bir adama votkaya,tütüne ihtiyacı olduğunu telkin ederseniz,onsuz yapamaz.Dikkat ettiyseniz hayvanlar ancak üreme zamanlarında çiftleşirler,doğanın kötü ruhlu hakimi ise her aklına esişte dişisinin yanına koşar.Temiz ahlâklı kız bundan her zaman nefret eder.
Kadınlar Yahudilere benzer.Yahudiler ezilmelerinin intikamını para yoluyla alırlar.Bize yalnız ticareti bıraktınız, biz de sizi tüccar olarak vururuz derler.Kadınlar ise'Bizi sadece şehvet aleti olarak mı görmek istiyorsunuz,öyleyse size şehveti kullanarak hükmedeceğiz.'derler.Sorun cinsel ilişkilerde erkekle eşit olabilmektedir.O zaman kadın da erkek gibi arzu ettiği insanı ayıplanmadan seçebilecek ve şehvet ağlarını gerekli görmeyecektir..."
Kitap Kırmızı Pazartesi kitabında olduğu gibi başta bize ortada bir cinayet olduğunu söyler. Biz tüm kitap boyunca katilin ağzından aşama aşama cinayeti işleyene kadar neler olduğunu, ne tür bir ruh haliyle bu suçu işlediğini dinleriz bir tren yolculuğu süresince.

Öncelikle kitabın çok fazla etkisinde kaldım, Tolstoy’un bağnaz tutumu karşısında şok oldum. Kimi yerde abartılı kimi yerde istemsizce haklı bulduğum acayip buhranlı bir karakter okudum.

Evlilik ve cinsel ilişkiyi iğrenç bulması, 13 çocuk sahibi olduğu düşünüldüğünde çok ironik değil mi? Sürekli genelevler iğrenç, cinsel dürtü iğrenç, kadınlar evde aksesuar tabak çanak sadece gibi savunumlarla nefret saçmış olmasını bir bana mı ilginç geldi. Hani merhametli, adaletli naif bir adamcağızdı bu?

Öte yandan söylediği kadınların küçük yaştan itibaren iyi koca bulmak için eğitildikleri, bütün tuzakları bildikleri ve erkeğin cinsel dürtüsünü uyandırarak onu ağına düşürdükleri çok yanlış sayılmaz sanki. Bir bayan olarak pek çok hemcinsimin yaptığı her davranışın bu amaca yönelik olduğuna defalarca şahit oluyorum. Hem günümüzde de tekstil ve kozmetik sektörünün patlamış olması, dizilerde reklamlarda bize gösterilen hepsi şıkır şıkır giyinip süslenmiş kadınlar bu amaca hizmet ediyor sayılamaz mı?

Sonra kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olamadıkları için intikamlarını alma biçimi olarak yer verdiği düşünceleri ile duygusal aşırılıkların hep ihtiyaçtan fazla yemek yemekten kaynaklandığına dair fikirleri gülümsetti. #27550545 #27546817

Kitaptaki karakter ya da Tolstoy dedemiz sanki dini inançları ve bedensel arzularının arasında sıkışıp kalmış, ne birinden vazgeçebilmiş ne ötekinden bu yüzden de bunalımlardan bunalımlara sürüklenmiş. İkisinin de hakkını tam olarak veremediği hissine kapılıp gitmiş sanki. İç çatışması, sürekli kendisiyle çelişmesi, karmaşık ruh hali çok güzel aktarılmış hatta epey Zweigvari aktarılmış diyebilirim. Sanki kompartımanda hikayesini anlattığı kişi benmişimcesine elle tutulabilir derecede hissettim aksiliğini, ikilemlerini, pişmanlığını…

Kitaptaki kadın gerçekten suçlu muydu yoksa Nikolayeviç kıskançlıktan her davranışa olmayan manalar mı yükledi bilemiyoruz. Fakat son bölümde apar topar eve girmesi, odaya ilerlemesi ve gelişen olaylar sonucu ne olacak bilmeme rağmen çok gerildim. Aşk, evlililik, kadın erkek ilişkileri yönündeki düşüncelerini hala çok bağnazca bulsam da kitabın serüvenini sevdim.

Hepimizin buhranlarını kazasız belasız atlatması dileğiyle herkese keyifli okumalar dilerim.
Kreutzer Sonat Lev Nikolayeviç Tolstoy'un eseridir.
Yazar hikayenin adını Ludwig van Beethoven’in 9.Sonat'tan ( Kreutzer Sonat) esinlenmiştir. 9.Sonat ünlü kemancı, besteci ve orkestra şefi Rodolphe Kreutzer için yazmıştır. Fakat kendisinin bu sonatı hiç icra ettiği duyulmamıştır.

Erkek gözüyle anlatılan bir hikaye. Bekarlık hayatını değerlendiren erkek evlendikten sonra da kendini ve evlendiği kadının nasıl değiştiğini, değişim sürecinde yaşananların nasıl her iki tarafı da etkilediğini ve bu evliliğin nasıl bittiğini anlatan bir hikaye.

''Kitabın ikinci baskısında kullandığı dili yumuşatmıştır, Tolstoy (birinci baskı yayınlanmamıştır). Kitap ağır bir kitap. Tolstoy modern şehir hayatının ahlaksızlığını ve kadının bir meta olarak kullanılmasını anlatır. Sanat ,müzik ve edebiyatın peşinden koşan şehir erkeğinin lüks arayışı ve aynı zamanda kadının nasıl ahlaksızlaştığını anlatıyor. Aile hayatının önemini ortaya koymaya çalıştığı çok güzel bir roman.'' Nihrir
''Tolstoy bu romanında sadece kadını eleştirmez, bu bir toplum eleştirisidir. Tolstoy'un romanın çıkış noktası Hz İsa'nın 'Dağ’daki Konuşma' ile alakalıdır.
Matta 5:8 Ne mutlu yüreği temiz olanlara! Çünkü onlar Tanrıyı görecekler.
Temiz insan ve temiz toplumdan bahseder. '' Nihrir


Piyasaya çıktığı zaman kitap anında sansüre uğramış ve yayınlanmıyordu. Sansüre uğraması ve yayınlama yasağı kitabın çekiciliğini artırmıştı. Ancak yazarın eşi Sofya Andreevna Tostaya Çar III. Aleksandr ile özel görüşme esnasında kitabın yayınlanmasına izin alabilmişti.

Bu kitap hem Kreutzer Sonat hem Krouçer Sonat isimli rastlayabilirsiniz, tereddütünüz olmasın bu tek bir eserdir. Hayata dair çok şey bulabilir ve farklı düşüncelere tanık olabilirsiniz. Klasik müzik sevenlere Bethovenın bestelediği sonat eşliğinde kitabı okumanızı tavsiye ediyorum.
Bir insanın bir ömür boyu seveceğini söylemek bir mumun ömür boyu yanacağını iddia etmekle aynı şeydir.
Ama gelin görün ki, özgürlüğünü veriyorlar kadına, erkeğe özgü her türlü haktan yararlanmasını benimsiyorlar, öte yandan hâlâ onu bir zevk aracı olarak görmeyi sürdürüyorlar. Çocukluğunda da, toplum içinde de böyle eğitiyorlar onu. İşte böylece kadın hep öyle aşağılanmış, ahlâksız bir köle, erkek ise gene öyle ahlâksız bir efendi olmayı sürdürüyor.
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 69 - İletişim Yayınları, Çeviri: Ergin Altay, Epub
Balayı rahatsız edici, utanç verici, çirkin, aşağılık, iğrenç, en önemlisi de son derece can sıkıcı bir şeydir!
İnsan şehirde yüz yıl yaşar da çoktan ölüp çürüdüğünün farkına bile varmaz.
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 62 - Can Yayınları
Birbirini sevmeyen insanlar evleniyorlar. Sonrada geçinemeyişlerine hayret ediyorlar. Aslında sahiplerinin isteği üzerine sadece hayvanlar çiftleşebilir, insanlarsa kendi hevesleri, istekleri, sevgileri vardır, -dedi; heralde tüccarın kalbini kırmak istemiyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kreutzer Sonat
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
140
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053608929
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kreytserova Sonata
Çeviri:
Ayşe Hacıhasanoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Kreutzer Sonat (Kroyçer Sonat), Kroyçer Sonat, bir tren yolculuğu öyküsüyle başlıyor, insanoğlunun ruhunun derinliklerinde uyuyan şiddete, kıskançlığa, zavallılığa uzanıyor. Trende başlayan bir söyleşi sırasında yolcular arasında bulunan, kitabın baş kahramanı Pozdnişev, nasıl olup da böyle çöktüğünü, bezginleştiğini anlatır. Gençliğinde sefih bir hayat sürmüş, sonradan kendinden iğrenmeye başlamıştır. Terzilerin, güzellik uzmanlarının yardımıyla erkeklerin hayvansal içgüdülerini alevlendirdikleri için toplumun ve kadınların suçlu olduğu kanısına varmıştır. İçinde uyanan pişmanlık Pozdnişev’i değişime itmiş, o da bu doğrultuda evlenmiş, çocuk sahibi olmuştur. Ancak, kadınlarla erkekler arasındaki onulmaz farklar, bir yandan da Pozdnişev’in kıskançlığı nedeniyle bir süre sonra karısıyla birbirinden nefret etmeye başlamışlardır. Karısının onu bir müzisyenle aldattığından kuşkulanmasıyla birlikte Pozdnişev’in ruhunun derinlerinde yatan şiddet açığa çıkmış, geri dönüşsüz zararlara yol açmıştır. Pozdnişev’in öyküsü, Lev Tolstoy’un yaşadığı dönemin ahlâk anlayışının ve bazı değerlerin değişmesiyle yaşanan sancıların bir panoraması niteliğindedir. Kadın-erkek ilişkilerinde erdemin gerekliliğine inanan Tolstoy, kendi görüşü doğrultusunda erdemsizliğin insanoğlunu ne gibi çıkmazlara sürüklediğine işaret etmeye çalışıyor. Tabii, Beethoven’ın ünlü Kroyçer Sonat’ını dinleyip dinlememek, size kalmış.

Kitabı okuyanlar 685 okur

  • Ömer Gelebek
  • Esra
  • benselinim
  • İrfan Çiftçi
  • SULE SARPKAYA
  • Bariton Mitropolski
  • Serhat Alchemist
  • Sude Çelik
  • betül
  • Simge Küçük

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.3
14-17 Yaş
%5.5
18-24 Yaş
%24.1
25-34 Yaş
%37.1
35-44 Yaş
%24.1
45-54 Yaş
%6.2
55-64 Yaş
%0.3
65+ Yaş
%0.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47.6
Erkek
%52.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.3 (68)
9
%27.4 (71)
8
%25.1 (65)
7
%14.7 (38)
6
%3.5 (9)
5
%1.9 (5)
4
%0.4 (1)
3
%0.4 (1)
2
%0.4 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları