·
Okunma
·
Beğeni
·
16337
Gösterim
Adı:
Bitmeyen Kavga
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
316
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755707648
Kitabın türü:
Orijinal adı:
In Dubious Battle
Çeviri:
Gün Zileli
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayınları
Eserlerinde işçi sınıfının gündelik ilişkilerini, yaşam koşulları ve mücadelelerini, çağımızın toplumsal meselelerini tüm insani ayrıntılarıyla resmederek haklı ününe kavuşmuş olan John Steinbeck, büyük romanı Bitmeyen Kavga’da destansı bir direnişi konu alıyor. 


Son derece zor koşullarda yaşayan ve aldıkları ücretle karınlarını bile doyuramayan meyve toplayıcıları örgütlenerek ellerindeki yegâne silah olan greve başvururlar. Kapitalist toprak sahipleri ise mücadelenin yayılmasını engellemekte kararlıdır. Çok güçlü ve kendilerinden emindirler, işçilerin örgütlenmesini yeri gelirse kanla, yeri gelirse grev liderlerini satın alarak yıkmaya hazırdırlar, fakat hesaba katmadıkları bir unsur vardır. 

 

İnsanlığın bitmeyen kavgasını tüm gerçekliğiyle resmederek bir destana dönüştüren Steinbeck, kapitalist düzenin dayanaklarını derinden sarsan, kuşaklar boyunca başkaldıranlara esin kaynağı olan bir roman yaratırken mücadelenin açmazlarını da sergilemekten geri durmuyor.  

.
453 syf.
Bu kitabı okurken kafamın içinde sürekli Grup Yorum’un “Madenci” şarkısı çaldı.

“İndim maden ocağına, kara elmas diyarına, yeryüzü sıcak kalsın diye dost.”

Beni en çok duygulandıran kısmı, “oysa bizim evde gülen yok” dizesidir ki her zaman buraya gelince de burnumun direği sızlar.

Linkini de bırakalım.

https://www.youtube.com/watch?v=qzDBD7XKYuQ

Steinbeck’in “Bitmeyen Kavga”sı, okurken beni nerelere götürdü bilseniz. Sene 1995, yirmi dört yaşımdayım, Ankara’da bir basın yayın kuruluşunda bilgisayar operatörü olarak asgari ücretin biraz üstüne çalışıyorum. O zamanlar da durumlar bugünkünden çok farklı değil aslında. Kendinizi ne kadar yetiştirmiş olursanız olun, iş imkanları Ankara’da çok kısıtlı. Ya devlet kapısını zorlayacaksınız ya da özel bir kurumda düşük ücretle çalışmaya razı olacaksınız.

Çalıştığım yerin patroniçesi, gezip, tozmayı, para harcamayı çok seviyor. Fakat takip etmesi gereken siyasal gündemi izlemiyor. Onun yerine biz üç kişi 'Teke Tek' senin, 'Siyaset Meydanı' benim, politik ne kadar televizyon programı varsa izliyoruz ve kaydettiğimiz içerikleri deşifre edip, düzenleyerek okuması için hanımefendiye gönderiyoruz, işimiz bu. Ama çalışma saatleri çok düzensiz. Gecemiz, gündüzümüz yok. Sürekli ya televizyon başında kayıttayız ya da bilgisayar başında yazımda. Baktık ki bu böyle olmayacak, şartlarımızın iyileştirilmesi için gidelim, konuşalım diye anlaştık. Çaldık sorumlu müdürün kapısını. Dikildik karşısına. Peki konuşmanın açılışını kim yapacak? Durur muyum, tabii ki ben.

“Aldığımız para, yaptığımız işin yanında çok az kalıyor. Bizi bu kadar uzun çalışma saatlerinde çalıştıramazsınız.” diye, direk konuya girdim. Tabii ben direk konuya girince, o da direk konuya girdi ve “Çalışmak istemeyenin yerine dışarıda çalışmak isteyen bir sürü insan var” diyerek söze noktayı koydu. Baktım diğer ikisine sus pus olmuşlar. Hiç sesleri çıkmıyor. Çaresiz ofise döndük ve direnişimizin havası, bir sabun köpüğü gibi hemencecik sönüverdi. Direne direne kazanamadık anlayacağınız. Sendikamız da yok ki kapısını çalalım, hatta bırak sendikayı, sigortamızın yatıp yatmadığından bile emin değiliz. O kadar acınacak haldeyiz. Ama haklıyız. Haklıyız, fakat kazanamıyoruz. Çünkü dışarıda çok işsiz var ve emeğin fiyatı sürekli düşüyor. Ekmek artık aslanın ağzında değil, ta o zamanlar midesine inmişti.
Sonuçta ertesi ay başında beni işten çıkardılar, yerime de asgari ücretle başka birini işe aldılar. Diğer iki kişi de sanki ben orada daha önce hiç olmamışım gibi, hayatlarına kaldıkları yerden devam ettiler.

Şimdi bu anlattıklarının kitapla ne alakası var derseniz, kavga aynı kavgadır ve bu kavgayı dünyanın her yerinde alın teri sermayeye köle olmuş tüm emekçiler vermektedir. Jim ve Mac’in yaşadıklarının yanında benim yaşadıklarımın esamesi bile okunmaz. Onların düşük ücretle çalışan elma toplayıcılarının ücretlerinin artması için öncülük ettikleri örgütlü bir mücadeleleri var. Yeri geldiğinde canlarını bile verebilecekleri çok çetin geçen bir mücadele bu. Üstelik sadece işverenle, sermayeyle ve kapitalist düzenle değil, grev kırıcılarla, yani kavganın bozguncularıyla da ayrıca bir mücadeleye girmeleri gerekiyor ki, eğer onlara fırsat verecek olurlarsa biliyorlar ki, belli bir yere kadar elde ettiklerinin hepsi boşa gidecek.

Ve bana yirmi altı yıl önce kaybettiren bozguncular, bu kitaptaki grev kırıcılardır. Her ne kadar emeğin, alın terinin bir gün galip geleceği, kapitalist düzenin yok olacağı, barış ve umudun hakim olacağı bir dünya düzenine inancımı sürdürsem de, biliyorum ki bu düzene en büyük zararı, ona çomak sokan dönekler verecektir. O yüzden diyorum ki, onlardan uzak durun ve her zaman yola kiminle çıkacağınızı çok iyi seçin. Ve incelememi kitaptan beğendiğim bir alıntıyla sonlandırıyorum.

“Sonunda kazanan meyve bahçesinin sahibi olduktan sonra, seninle benim yarışmam neye yarar ki?”
316 syf.
·Puan vermedi
Herkese merhaba..inceleme kısmıyla pek ilgim alakam olmasa da bu kitaba inceleme yazmak istedim =)))
zira emekciler,isciler,koyluler bizim isimiz ....
Neresinden baslayıp nerde bitircem bilmiyorum .Ama burda biraz kopya ceken sinsi ogrenci kılıgına burunup sevgili Tuco 'nun izinden gitmeyi planlıyorum =)))) zohahahhahaha ..
Suraya birkac KEY WORDS bırakayım...

#mercimek
#tarla
#gunes
#traktor
Bunlar bizimle ilgili olanlar

#elma
#kamyon
#grev
#fakirlik (diz boyu olandan hani =)

Bunlar da kitapla iligili kısım
---------------------------------------------
Gel gelelimmm bunları cumle icinde kullanıp olan bitenle bagdastırmaya!!!!!!
Arkadas hani koyde yasanır koylu olunur daa bu kadarı da fazla...Bizimkisi abartılı feodalite (bknz :Yozgat Koyluleri)

Bizim buralarda gecim tarzı bellidir...Guzun eker yazın bicersin..

Ne demis Asık Veysel " Kazma ile dovmeyince kıt verdi.."

Uretim tarzı topraga dayalı..

Okuyup kendini kurtaranlari saygı ile tenzih ediyoruz.. bizimkilerde mercimek,nohut,bugday iklimin kaldıracagı seyler ekiyorlar...Mercimek korkulu ruyamız...Oyle zorlar ki adamı ...hani imkan bulsan mercimek mevsimi denizasırı memleketlere kadar daha da donemezsin...biz de gelenegi bozmadık bu sene haddinden fazla zorlandik tarlada..eeeee EMEK'siz para kazanılmıyor...
Tepede gunes altında biz un helvası gibi kavuruyor bizi ...
Oyle sıcak oyle sıcak kii ici katkı maddesi dolu margarinler gibi eriyoruz ...En sonunda dayanamadik ...hayır orda orgutu toplum kurup isi greve goturcez..ama gel gor ki yapamıyoruz ucundaki babamız....

Neyse efenimmmmm zar dedik zor dedik hergun traktorumuze binip tarlaya gittik isimizi hallettik cok sukur ...
!!!!!!!!!!!!!!!
Gelelim kitaptaki garibanlara...
Onlarda bizden hallice..ac karnını doyurmaya calısıyor millett..
Patron zalimm..
Emek veriyorsun aldıgın karsılık hic niteliginde ...
Biz mercimek isine daldıkkkk ..Onlarda mevsimi gelince elma toplamaya gidiyolar.. bir deli bir kuyuya tas atıyor kırk akıllida cıkarmaya calısıyor ..
Bizim isguzarlar milleti orgutleyip greve goturuyor ...Elde silah yokkk kapitalistler tum guclere sahip..Yuregini ortaya koyuyor halk ..
Kamyonunu,evini,bahcesini bu ugurda feda ediyorlar... Aldı basını gidiyor bir kavgaaa ..Kıyıdan koseden doktor, onder bir yerde orgutleniyorlar ..
Mucadele son gazz ...Emekcileri doyurmak icin kız tavlayan mı dersin (inek ,domuz vs yiyecek bir seyler koparıyor )
..
Posta kutularına mektup koyanlar miii ???

Kan dokmeden devrim olur muuu ?
Kan da akıyor mezarda kaziliyor ...

Bu kavga boyle surup gidiyor ...kazan kim derseniz ...
Kazanan Kapitalizm her zaman oldugu gibi...

Birazda kitabin diline degineyim ...kitabı ikinci el almıstım ve yayınevi cok kotuyduuu ..Oyle kelimeler vardi ki birden kitaba Nasrettin Hoca kactı sandım (ye kurkum ye dunyası vardı bir yerde )
bazi yerlede cevirmenin Yozgatlı oldugu kanısına vardım =))))) ( yel yeperek )
...
Dili guzeldi ,ceviri kotu olsada...
Ama sonu pek umdugum gibi bitmedi ...
Belki biraz daha devam edebilirdi kitap..Farkli bir sonla bitebilirdi ...
Esen kalın ..Kitapla kalın ..

Kiraz Tadında okumalar a dostlar.. =)))
316 syf.
·4 günde
‌John Steinbeck'in okuduğum 4.kitabı. Yine bu romanda da diğerlerinde olduğu gibi kapitalizmin kızgın sopasına karşı çıkan, kendini ortaya koyan, ezilen ve düştükçe daha güçlü bir şekilde ayağa kalkmaya çalışan işçiler görüyoruz. Bir de işçilerin dizlerinin üzerine çöküp itaat etmesini engellemeye çalışan birkaç bilinçli adam. İçinde bulundukları durumu bir kavganın, bitmeyen bir kavganın sadece küçük bir parçası ve kendilerini de o direnişin önemsiz uzuvları olarak gören insanlar. Onlar kavganın bitmeyeceğine inanıyor. Bu kavganın da savaşın içinde küçük bir muharebe olduğunu biliyor ve insanlara anlatıyorlar. Düzenin değişmeyeceğini biliyorlar ama düzene karşı ya olacağız ya öleceğiz düsturunu da bırakmıyorlar. Baş karakterimiz de bu yaşam içinde kendisine ulvi bir sebep belirlemeye çalışan ve o sebebe de insanların aynı safta yer alacağı çokluktan ortaya çıkacak birlikle olacağına inanan biri. Adı Jim. Bunun yanında Mac ve doktor karakterleri de kendini sevdirmeyi başarıyor. Özellikle Mac ve Jim'in arasındaki bağın bu denli güçlü oluşu da ikisinden hareketle işçiler arasında yer alması gereken bağa bir örnek oluşturmuş gibiydi. Ben kitabı çok beğendim ama bir Gazap Üzümleri kadar akıcı bulmadığım için bu puanı verdim. Steinbeck okumak isteyenlerin ilk tercihi bu yüzden Gazap Üzümleri olmalı bence. Steinbeck okumaya devam edeceğim. O zamana kadar karakterin ağzından "Birkaç gün son­ra şehre döneceğiz, o zaman başka bir kargaşaya katılmak için tırnaklarımızı yiyeceğiz." deyip diğer kitabını okumayı bekleyeyim. Çünkü muharebe bitse de savaş asla bitmiyor. Buna rağmen bir yanım da bu kavga bir gün son bulur diye umuyor. Gazap Üzümleri'nde geçtiği üzere, "O zaman karanlıkta bile olsam, sana yakınım, hem de çok yakınım demektir. Nerede istersen oradayım, baktığın yerdeyim demektir. Nerede açların karnını doyuracak bir kavga varsa ben oradayım, demektir. Bir adam polisten dayak mı yiyor, polisi mi dövüyor, ben oradayım. Yollarda aç adamlar mı bağırıyor, ben onlarla birlikteyim. Aç çoçuklar yemeğin hazır olduğunu hissedip gülümsüyorlar mı, ben oradayım. Ve benim memleketlilerim, kendi evlerine yerleşip, evlerinin önünde istediklerini yetiştirdikleri zaman, ben yine orada olacağım."
294 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Şimdi ben nasıl anlatsam bu kitabı gerçekten bilmiyorum. İçimde bir hüzün... Kitabın son cümlesini okudum. Kitabı kapattım ve yazıyorum. Özellikle son 2 sayfa beni mahvetti... Cem Karaca'nın "İşçisin sen! İşçi kal..."ı yankılanıyor kulaklarımda...

Kitaba başlamadan önce fikir edinmek amacıyla birkaç inceleme okumuştum. Kitabı sıkıcı bulanlar, beğenmeyenler de vardı. Sıkıcı bulanların nasıl sıkıcı bulduğuna dair hiçbir fikrim yok. Tabi herkesin görüşüne saygım sonsuz. Bir "grev", "başkaldırı" ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi bana göre. John Steinbeck'in dilini, anlatışını zaten çok seviyorum. Bu kitapta da düşüncem değişmedi.

Bundan önce de böyleydi. Günümüzde de böyle. Bundan sonra da böyle devam edecek... Sistem hep aynı... Emeğinin hakkı verilmeyen emekçiler! Emekçiyi sömüren, kendisi hep daha çok kazanan, bencil işverenler! İnsanlar sadece karın tokluğuna susmaya alışmış, başına gelebileceklere korkuyor ve hakkını arayamıyor. Bu düzen böyle gelmiş böyle gidiyor.. Ne kadar grevler olsa da başkaldırılar olsa da değişmiyor, değişemiyor. Güçlü hep daha güçlü. Zengin hep daha zengin! Emek verenler ise kabullenmiş, yaşayabildiklerine şükrediyolar sadece.

Keşke herkesin hakkını aldığı, emeğinin karşılığını aldığı bir dünya olabilseydi. Ama gerçekten hiç umudum yok. Teşekkürler Steinbeck bu konulara değindiğin ve çarpıcı bir şekilde dile getirdiğin için.

Okunmalı...

Kitapla kalın hoşçakalın... :)
333 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Daha da önemlisi eğer Steinbeck kişisel görüşlerine yer verdiyse bunlar Mac'in değil, Doktor Bruton'ın ağzından çıkanlar. Doktor ne sermayedar ne de mavi yakalı. Ne kapitalizm ne de komünizm aklına yatıyor. O işin biraz daha felsefi tarafında. Bu bitmeyen kavgayı insanın içindeki iyi ve kötünün savaşı olarak görüyor. Kızılların aksine bireye önem veriyor. Grevde siyasi olayları, işçi sınıfının hareketlerini değil, bireyin toplum içindeki hareket tarzını ve kötü ile iyi arasındaki mücadelesini gözlemliyor. Grev kampında çalışmasının tek nedeni "insan"a şahit olma hevesi. Çünkü ona göre bu da onun bitmeyecek savaşlarından biri. İnsanın içinde kendine duyduğu sevgi ve nefret bir arada bulunuyor, sürekli çatışıyor ve biri diğerini dengeliyor. Bütün bunlar insanın kendi içindeki çekişmenin yansıması belki. Bu yüzden insan ancak son bir birey (kendisi) kalıncaya kadar herkesi yok ettiğinde huzur bulabilir. Bütün bunlar kitaba siyasiden çok felsefi bir alt metin kazandırıyor
468 syf.
·2 günde·7/10
Sömürü sistemi devam ettiği sürece, kapitalizm devam ettiği sürece bu kitap ölmez bu sistemde bitmez yani bu kitap ölümsüzdür. işçi patron çatışmasını tüm çıplaklığıyla okuyacağınız bir roman. işçilerin ne zor şartlarda çalıştığını yaşadığını hissedeceksiniz.
Benim emekçi kardeşlerime gelince çalışır çırpınır sadece uçkurunu doyurabilir kazandığı bütün parayı yemeğine verir.

(Akşam yemeğinde sıcacık bir çorba içseydim çok iyi olurdu. İçinde küçük et parçaları bulunan /etin kilosu kırk beş lira canım ülkemde/ bu arada buram buram tüten bir çorba . Sıcak ekmeği içine doğradın mı,mmm! Yanında da haşlanmış yumurta .. Ormanda şehire indiğimde elime para geçerdi.. Bazen yarım düzüne yumurta alır, sütte bir güzel pişirirdim Sonda da ekmeği içine batırır yumurta ile yapardım Hey gidi günler Hey)


ne sinemaya gidebilir ne eğlenebilir hep aynı elbiseyi giyer dışarda yemek yiyince bunu lüx sayar okurken çok üzüldüğüm gerçekleri yüzümüze yüzüme tokat gibi vuran, hissettiren bir roman.
JOHN STEINBECK sana gelince sen her toprağın çocuğusun
453 syf.
·1 günde·Puan vermedi
#Spoiler olabilir#
Gazap Üzümleri, Fareler ve İnsanlardan şu bizim tanıdık ahbap John Steinbeck hani neredeyse aileden olan yazarımız kitabında emeğinin karşılığını almaya çalışan, ekmeğinin peşinde koşan tarım işçilerinin hayatlarındaki zorlukları işlemiş.Mac ve Jim adlı baş karakterlerimiz elma bahçesinde çalışan işçilerin gözünü açarak onları grev yapmaya ikna eder. Haklı bir hak mücadelesinden bahsedilen bu kitabın günümüz gibi gelecek yüzyıllarda da güncelliğini koruyacağı gün gibi açık görünüyor. Adı üstünde Bitmeyen Kavga sömürü olduğu sürece de bitmeyecek...
İyi okumalar dilerim
Unutmadan kitap arkadaşıma teşekkürlerimle
228 syf.
·26 günde·Beğendi·7/10
Açıkça söylemem gerek, kitaptan beklentim büyüktü. Büyük bir hevesle başlamıştım fakat bitirdiğim de aynı duyguları maalesef hissedemedim, aksine biraz da sinirliyim doğrusu. Kim bilir, belki de bu benim eksimliğimdir.

Kitap, grevde ki işçilere öncülük etmeye çalışan iki devrimci'nin başından geçenleri anlatıyor. Evet neredeyse diyaloglar birkaç kişi etrafında dolaşıp durmuş desem sanırım haksızlık etmiş olmam. Farklı karakterler, grev kırıcılar, mülk sahipleri vb arasında ki diyaloglara da yer verilse daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Bu yanıyla bence eksik kalmış. Bunun dışın da okuyanı pek sıkmayan akıcı bir dille yazılmış.

Okuyacak olanlara haksızlık etmemek için kitabın içeriğine pek girmek istemiyorum. Ancak kitap hakkın da genel olarak birkaç şey söylemesem olmaz.
Doğası gereği hiçbir grev sadece ücretler artırılsın, şartlar iyileştirilsin veya hiçbir anlamda uzlaşamayacak iki sınıf şiddete başvurmadan mutabık kalsın diye yapılmaz. Asıl amaç; ezilen emekçilerin birliğini sağlamak, dostu düşmanı ayırt edebilmesi için bilinçlendirmek ve kavganın meşruluğunu kavratmaktır. Tabii bunun yanın da birkaç tali neden de sayılabilir ki, bunlar da ender olarak zamana ve mekana göre önceden sezilemeyen gereksinimlerden kaynaklanabilir.

Kitap da anlatılan iki devrimcinin asıl amacı da bu, buraya kadar hiçbir sorun yok. Fakat devrimcilik, zafere giden yolda her yol mübahtır mantığı ile icra edilemez, edildiğin de ise adı devrimcilik olmaz. Emeği için grev kararı almış emekçi kitlesi en cesur kararı vermiş demektir ki devrimci kişilik için sağlam bir potansiyeldir bu. Sırada ki görev onları bilinçlendirmek, öfkelerini doğru hedefe yönlendirmektir, bir kaç kişiyi düşmana katlettirip kargaşa yaratmak değil. Fakat kitapta öyle bir anlatılmış ki, sanırsınız halktan değil bir hayvan sürüsünden bahsediliyor. Kargaşa çıksın, düşmana saldırılsın da nasıl olursa olsun mantığı yansıtılmış. Devrimci diye nitelendirilen kişilerin, eğer eylem başarısız olursa kaçacak yerleri bile hazır...

Daha yazacak çok fazla şey var fakat bunları inceleme de ele almak istemiyorum. Hem kitabın ''Talihsiz'' karakteri Jim her şeyi açıklamış gibi;
''Hayır... Düşünüyorum... Şimdi bir dövüş kazandık ve bizimkilere barikatları anırttık ama yine de her zamandan çok yakınız yenilgiye. biz buraya bir şeyler yapmaya gelmiştik Mac. Her şeyi bombok mu ettiik yoksa''

Kitabın ismi ''Ne yapmamalı?'' olsa sanırım daha iyi olurdu.
Bu yazıyı yazmadan önce, kitabın yazıldığı tarih de başta olmak üzere birçok şeyi inceledim acaba haksızlık etmiş olurmuyum diye, ama şu an haksızlık etmediğimin farkındayım.
Yazarın okuduğum ilk kitabı olduğunu da belirtmeliyim, bir başka kitabı ''Gazap Üzümleri''ni aldım ve yazarı da tanımak için onu da yakın zaman da okuyacağım.
316 syf.
·Beğendi·10/10
lisedeyim artık. liseli olmuşum okulda. dünyanın kralıyım diye düşünüyorum. sonra sorumluluklar geliyor. abiler ablalar anlatıyor da çok umurumda olmuyorlar. sonra bir abla bir kitap veriyor al oku diyor. zaten o zamana kadar ne kadar geyik takılmış olsam da bizim zamanımızın en büyük eğlencesi, en büyük zihin geliştiricisi her daim kitaplar olmuştu.2 günde okuduğumu hatırlıyorum. iki gece klozetin üstünde kitabı okuyarak sabahlamıştım. ne de olsa derste uyurum gerekirse diye düşünmüştüm. ama elimden bırakamadığım için ancak bitirdikten sonra akşamdan sabaha uyuyup kendime gelmiştim. ve "bitmeyen kavga"yı okumuştum ve artık solcuydum. ....bütün bu haksızlıkları yapanları karşıma getirin de hepsinin aklını alayım tarzında ergen düşüncelerim olmuştu. ama bu kitabın hayatıma ektiği solculuğu hiç bir zor benden alamadı!
316 syf.
·Puan vermedi
J.Steinbeck yapıtlarında çoğu zaman olayları bütün çıplaklığıyla anlatarak okuyucusuyla buluşturdu. Fakat aynı zamanda kendi görüşlerini de yarattığı karakterlere ustaca yerleştirmiştir. Yaklaşım ve hislerini net bir şekilde gözlemleyebiliyoruz eserlerinde. Bitmeyen Kavga'da ise yazar, işçi sınıfı arasındaki bağı kuvvetlendirmek, onları birlik ve dayanışmaya teşvik etmek adına 2 devrimci öncülüğünde başlattıkları greve sahip çıkmalarını sağlamak amacıyla daha çok Jim ve Mac'in başından geçenlere odaklıdır.Olaylar silsilesi bir yana bence kitabın özü insanın kendisine doğru yaptığı yolcukukta iyi ve kötüye yaklaşımlari, gösterdikleri uyum ve yaptıkları tercihtir. Bitmeyen kavgamız ilk önce kalabaliklar içinde bile kendimizle vermiş olduğumuz devamlı mücadelemizdir. Beğenerek okuduğum bir kitaptı. Yazar sorunlara doğru yaklaşimlarla ilerlemis bence.Herkese tavsiye ederim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bitmeyen Kavga
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
316
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755707648
Kitabın türü:
Orijinal adı:
In Dubious Battle
Çeviri:
Gün Zileli
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayınları
Eserlerinde işçi sınıfının gündelik ilişkilerini, yaşam koşulları ve mücadelelerini, çağımızın toplumsal meselelerini tüm insani ayrıntılarıyla resmederek haklı ününe kavuşmuş olan John Steinbeck, büyük romanı Bitmeyen Kavga’da destansı bir direnişi konu alıyor. 


Son derece zor koşullarda yaşayan ve aldıkları ücretle karınlarını bile doyuramayan meyve toplayıcıları örgütlenerek ellerindeki yegâne silah olan greve başvururlar. Kapitalist toprak sahipleri ise mücadelenin yayılmasını engellemekte kararlıdır. Çok güçlü ve kendilerinden emindirler, işçilerin örgütlenmesini yeri gelirse kanla, yeri gelirse grev liderlerini satın alarak yıkmaya hazırdırlar, fakat hesaba katmadıkları bir unsur vardır. 

 

İnsanlığın bitmeyen kavgasını tüm gerçekliğiyle resmederek bir destana dönüştüren Steinbeck, kapitalist düzenin dayanaklarını derinden sarsan, kuşaklar boyunca başkaldıranlara esin kaynağı olan bir roman yaratırken mücadelenin açmazlarını da sergilemekten geri durmuyor.  

.

Kitabı okuyanlar 1.877 okur

  • Narkissos
  • Birgün tek başına
  • Serkan
  • Bekir ÇAVUŞ
  • Uehalfhauefh
  • Hüseyin dilen
  • Cumhur Salcı
  • Süleyman Tastan
  • Ayşe Çalışkan
  • ümit kara

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.5
14-17 Yaş
%2.9
18-24 Yaş
%14.1
25-34 Yaş
%29.6
35-44 Yaş
%31.4
45-54 Yaş
%14.8
55-64 Yaş
%2.9
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%46.1
Erkek
%53.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.1 (158)
9
%25 (151)
8
%23 (139)
7
%10.1 (61)
6
%2.3 (14)
5
%0.8 (5)
4
%0.5 (3)
3
%0
2
%0.3 (2)
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları