Adı:
Üç Ölüm
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
116
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053609940
Çeviri:
Günay Çetao Kızılırmak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Üç Ölüm
Üç Ölüm
Üç Ölüm
Üç Ölüm
Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910): Anna Karenina, Savaş ve Barış, Diriliş, Kreutzer Sonat'ın büyük yazarı, yaşamının son otuz yılında edebiyatın yanı sıra insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük, boyun eğme, başkaldırma, sanat ve estetik konularında kuramsal çalışmalara yöneldi. Bu dönemde yazdığı roman ve öykülerde yıllarca üzerinde düşündüğü insanlık sorunlarını edebi bir kurguyla ele aldı. Bu kitapta yer alan Holstomer, Çömlek Alyoşa, Balodan Sonra, Köyde Şarkılar, Üç Ölüm hikâyeleri Tolstoy'un sade ve çarpıcı anlatımının doruğa çıktığı en güzel örneklerdendir. Bir atın hikâyesinin aktarıldığı Holstomer Türkçeye ilk defa çevrilmiştir.
(Tanıtım Bülteninden)
İnsan Neyle Yaşar eserinden sonra Tolstoy'un ikinci okuduğum hikayeleri. Güzel mi? Evet. Ancak aman aman değil, çok tatmin olamadım. Bu demek değildir ki mesaj yok, sıradan hikayeler var. Tabiki de değil. Bende yine çok derin anlamlar uyandırdı. Her okuduğum kitap, ayrı anlamlar yüklüyor içerime...

Tüm hikayelere aynı pencereden bakıp, yorum yapmayı kendimce uygun gördüm. Ana tema yine insanlık...

Sürekli dışlanan ve hor görülen insanlar var hayatta. Bedensel olarak ya da maddi olarak yetersiz görülenler hep izole mi edilmeli? Bunu düşündürdü bana.

Üniversitede staj yaptığım Uygulama Okulunda engelli öğrencileri gözlemlemiştik. O kadar masum ve iyilerdi ki. Bir de kendime baktım, utandım. Masum kalamadığım, aksi ve agresif, her önüne gelene kusan bir tip olduğum için.
Hepimiz önyargılı insanlarız. Fakat onlar öyle değiller. Herkese bir anda sevgi duyan, bunu farkında olmadan bazen şiddetsel( saç çekme arkadan omzuna, sırtına tokat patlatma vb.) olarak bazen de sarılma öpme gibi kolayca gösteren mükemmel insanlar. Biz ise ne yapıyoruz; onları görünce kaçıyoruz. Onların da duyguları olduğunu, üzülüp hatta bizden çok derin yara alabileceklerini aklımıza getirmiyoruz. Neyse ki unutabiliyorlar. Ama biz de unutuyoruz. Her şey unutuluyor. Yeter mi kırmayalım kimseyi. Unutuluyor bile olsa yarası derinde kalıyor....

Bunlar kusurlu olarak değerlendirilen insanlar. Diğer canlıları hiç söylemiyorum bile. Peki hiçbir sebep yokken dışlananlar? Sebepsiz olmaz diyebilirsiniz. Haklısınız...
Açıksözlü olmak, sahte olmamak, yalaka olmamak, kimseye el-pençe durmamak vb.
İşte tüm bunlar, toplumda dışlanma sebebi. Ne yazık... Şimdi şaşarlar. "Aaa! Aceba kim? Öyle şey mi olurmuş canım?" gibi cümleler sıralanır peş peşe. Oluyor arkadaşlar. Bu toplumu oluşturan bizleriz. Biz yapıyoruz hepsini. Başkalarını suçlamadan, kendimize, bize bakabilsek, belki toplum böyle olmayacak.
Neyse çok dağıttım gene. Tolstoy'a dönelim:
Kitapla ilgili başta da söyledim. Çok bir şey beklenmeden okuyun. Beklenti az olursa hayal kırıklığı az olur ya da olmaz. Ben çok hayal kırıklığı yaşamadım. Hoşuma gitti hikayeler.
Ve kitaptan en sevdiğim alıntı ile noktalıyorum, sağlıcakla kalın...
" İnsan hayatını işler değil sözler yönlendirir."
Syf. 23
Tolstoy'a gizli bir hayranlık beslemeye başladım. Dostoyevski'ye kıyasla daha sıcak betimlemeleri,soğuk bir kış gecesinde sobanın dibinde kitap okumak kadar ısıttı beni.
Konuları bellidir Tolstoy'un: Vicdan,ölüm,din,sevgi,çalışma,adalet.

Tolstoy'un ilk öyküsünde dünyayı atların gözünden görüyoruz.
Atlar...
Acımasız insanlar tarafından her türlü şiddete maruz kalırlar.
Atlar da anlar.Yaptıklarımızı,yapacağımız iğrenç davranışlarımızı anlarlar.Bizler gibi kendini bu davranışlara şartlarlar.Çünkü canlıdır.Canlılar şartlanır.

Empati yöntemiyle betimlemeler,rüyalara ansızın giren sakallı dedenin ki gibi öğütler.Hiçbir işe yaramayan sorgulamalar ve göze çarpan kadınlar...

"Erkekler yer,içer,zengin olur.Kadınlar ise erkeği aldatır." düşüncesi bu öyküde süregeliyor.İnsanlar çalışma,düşünme ve adaletten yoksun, "din" ise hepsinin üzerinde baskın.Açıkçası bu durumdan rahatsız oldum.Hatta Tolstoy'la tartışasım bile geldi,sonra vardır bir nedeni diyerek pek üstelemedim.Bir gün tartışacağız ama,sözünü aldım.

Tolstoy'un ölüme hayranlık duyduğunu fark ettim.Ana karakter olan at yani Tolstoy, her durumda öleceğini biliyor,ona göre davranıyor.Hatta ölümün güzelliğini açıkça belirtmese de ayrıntılara serpiştiriyor.


Benim en sevdiğim öykü,Çömlek Alyoşa idi.Öykünün kısalığı ve tamamen şartlanmış kişiliği konu alması bunda etkendi.

Hayatınızda hiç sorgu nedir bilmeyen,çalıştığı kişilerin kölesi olan birisiyle karşılaştınız mı? Bilinçli kölelik denir buna.Bu kişilere göre özgürlük,her denileni yapmaktır.Sevgi evliliktir.Ölümden sonraki yaşam,şimdiki yaşam gibi olacaktır.Bu kişilere anlam veremesem de,benden senden,ondan,bundan mutludur.Ama ben mutluluğu besi hayvanı olarak kazanmak yerine,kitap okuyarak,yaşayarak kazanmayı tercih ederim.

Keyifli okumalar.Sevgiyle kalın,mutlulukla kalın...
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.577 Oy)8.857 beğeni28.801 okunma849 alıntı140.088 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.348 Oy)19.113 beğeni43.529 okunma3.020 alıntı183.511 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.494 Oy)7.901 beğeni21.440 okunma4.030 alıntı129.843 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.315 Oy)9.279 beğeni25.725 okunma1.838 alıntı119.173 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.367 Oy)3.469 beğeni10.552 okunma5.355 alıntı95.862 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.481 Oy)8.068 beğeni22.874 okunma844 alıntı90.130 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.676 Oy)5.782 beğeni19.727 okunma845 alıntı101.555 gösterim
  • Beyaz Geceler
    8.4/10 (1.701 Oy)1.555 beğeni5.315 okunma1.623 alıntı33.772 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.748 Oy)13.459 beğeni34.639 okunma3.415 alıntı146.529 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.919 Oy)8.875 beğeni26.405 okunma2.682 alıntı115.159 gösterim
Ben kitabı İletişim Yayınları'ndan okudum. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'ndaki gibi bu kitap da beş öyküden oluşuyor. Kitabın adı olan 'Üç Ölüm' öyküsü dışındaki diğer öyküler, iki yayınevi karşılaştırıldığında, tamamen farklılık gösteriyor. İletişim Yayınları'nda kitabın içerisindeki bu beş öykü "Üç Ölüm, İki Süvari Subayı, Korney Vasilyev, Çilekler ve Albert" şeklinde. İletişim Yayınları kitabın yeni baskısını yapmıyor sanırım artık. Bunun yerine Üç Ölüm kitabındaki beş öyküyü de kapsayan, "Tipi, Efendi ile Uşağı, Polikuşka" öyküleri de eklenerek bir araya getirilen, çevirisini yine Mehmet Özgül'ün yaptığı "Öyküler" ismiyle yayımlanan yeni bir baskısı var. Okumak isteyenlere o kitabı öneriyorum.

Kitaptaki öykülerin hepsini çok beğendim. Kitabın içeriğiyle ilgili söyleyeceklerim var ama tadını kaçırmak da istemiyorum. Sadece Üç Ölüm öyküsüyle ilgili bir şeyler söyleyeyim. Adı üstünde Üç Ölüm. Okumaya başlayınca birilerinin ölmesini bekliyorsunuz. Ve birinci kişi ölüyor, ikinci ölüyor; üçüncü de ise siz yine bir insanın ölmesini beklerken, Tolstoy tek canlının insan olmadığı gerçeğini zihninize tokat gibi yapıştırıyor. En azından bana öyle yapıyor. Ve bunu hep yapıyor. İnsandan başka canlıların olduğunu elbette ilk defa Tolstoy'dan duymuyor ve öğrenmiyorum. Fakat bu gerçeği neden hep unutuyorum. İnsanın insanı unuttuğu hatta tabiri caizse insanın insanı yediği menfaat dünyasında yaşayan birinin tek canlıyı kendisi olarak görmesi ve öyle yaşaması ne kadar normal bir hâl alıyor. Bu menfaat, çıkar, bencillik duygusu insanı ne kadar da duyarsızlaştırıyor. Tolstoy'un öyküsünün sonunda bir adam elinde balta ile ağaç kesiyor efendim. Ve ben, yani üçüncü ölüyü bekleyen ben, ormanın içinden bir kurdun gelip adamı yemesini ya da adamın kendi kestiği ağacın altında kalıp ölmesini falan bekliyorum. Hikayenin bitmesine yarım sayfa var. Yani o adam illa ölecek. Fakat öyle olmuyor. Ağaç ölüyor. Bunu hikaye bitince fark ediyorum. Ve utanıyorum. Yaşadığını unuttuğum, hatırlayamadığım için; köşe kapma, beton dikme, maden çıkarma çabalarıyla hayatlarını katlettiğimiz için ağaçlardan mı utanıyorum? Bilemiyorum.

Hikayeyi bitirince oturduğum yerden kalkıp, cama doğru yaklaşıp pencereyi açıyorum, karşımda bir Karaçam ve bir Çınar Ağacı, yan yanalar, yaşıyorlar, nefes alıyorlar. Daha bir canlı, daha bir güzel görünüyorlar gözüme. Bende derin bir nefes alıp ciğerlerimi mis gibi temiz havayla dolduruyorum. Tekrar ağaçlara doğru bakıp "Bu temiz hava hep sizin sayenizde" diyorum ve gülümsüyorum. Rüzgarın da etkisiyle ağaçların dalları, yaprakları biraz daha sallanıyor, daha fazla hareket ediyor, sanki bana bir şeyler demek istiyorlar. Daha dikkatli dinlediğimde Karaçam'ın öfkeyle gürleyerek seslendiğini işitiyorum "Ulan soyumuzu, sopumuzu kurutacaksınız!" diyor sanki. Pencereyi kapatıp tekrar oturuyorum, kitap okumaya devam etmek istiyorum ama kitabın kapağını açmaya korkuyorum. Endişeliyim. Tolstoy'un yazdıklarının, Karaçam'ın gürlemesinin yarattığı kafa karışıklığının üstüne kitabın yapraklarının dile gelip "Takoz olup teker altında kalaydım, kütük olup fukaranın evini ısıtaydım da senin gibi kot kafalının eline kitap olmayaydım!" demesinden çekiniyorum. Evdeki mobilyalar, sehpalar, dolaplar yani tüm ölü ağaçlar hep birlikte üstüme üstüme gelmeye başlıyor. Tekrar ayağa kalkıyorum, yapımında ölü ağaç kullanılmadığını düşündüğüm, fakat ne öldürülerek yapıldığını o anda hatırlayamadığım parkamı giyiyorum ve evden telaş içinde kaçıyorum.

Öykünün bende uyandırdığı hisler bu yönde. Kim bilir başka okurlar ne hissedecek ve neleri sorgulayacak. Keyifli okumalar.
Kitaplığımda bulunmasını çok mukteza görmediklerimi Youtube'dan sesli kitap versiyonu olarak dinliyorum. Bu da onlardan biriydi. Üç ölüm, dinlediğim versiyonda da üç öykü olarak geçiyor fakat kitapta beş öykü var diyeni görmüştüm bir ara. Sesli kitapta mı, yazan kişide mi bir iş var bilemiyorum. Kitabını almadığım için pişman değilim. Uzandım, yamacıma koydum telefonu açtım dinledim. Birbirinden farklı üç öykü ve üç ölüm. Akıcı mı? Akıcı. Yolda herhangi bir yerde kulaklığı takın açın dinleyin göz yormaya lüzum yok diyorum ve kapıyorum.
Kitabın ilk bölümü Tolstoy'un Biyografisine ayrılmış. Edebiyat ustasının hayranlıkla okuduğum hayat hikayesinden hemen sonra gelen 2 öykü, beklentilerimi karşılamakta yetersiz kaldı. Yazıldıkları dönemi düşünerek değerlendirdiğimde ise kurgu ve anlatım gücü mükemmeldi diyebilirim.
3 hayat ve 3 farkli hikaye ve 3 aynı son. Toplumda hangi makam veya mevkide olursa olsun mutlaka ölümün kaçınılmaz son olacağını hatırlatan eser. Tolstoy un Az ve Öz anlatımıyla insanı daima düşüncelere ve gerçeklere çeken hikayeler bulunmakta. Bana göre anlatılan hikayelerden daha etkilisi kıtabin başındaki Tolstoy un hayati.
Holstomer’de dünyaya artık yaşlanmış alaca bir atın gözünden bakıyor. Alaca iğdiş at Holstomer, yaşlılığından dolayı genç atlar tarafından küçümsenir. İtilip kakılır. O da bir gün onlara hayat hikâyesini anlatır. Biz insan olarak kendi kurduğumuz dünyayı anlayamazken onun bir at olarak kafasının hayli karışık olması doğaldır. Bir canlı diğer bir canlı üzerindeki mülkiyet hakkını nereden alır? Onun için benim atım denmesine isyan eder. O sadece Tanrı’ya ve kendisine aittir. Oysa insan her şey üzerinde mülkiyet iddiasındadır. Holtstomer’in acılarla dolu yaşamı hüzünlüdür ve ona bakışı bize de hayatı ve dünyayı algılayışımızı sorgulatır.
Üç Ölümde de sıradan insan hikayelerini trajik bir şekilde anlatır. İnsanlığın değerleri, ön yargıları üstü kapalı şekilde eleştirilir bu hikayede.
İş Bankası basımındaki Çömlek Alyoşa kitaptaki en iyi öyküydü. Holstomer isimli öyķü de kendini okutuyor, anlamasını bilene çok şey anlatıyor. Aynı isimli Üç Ölüm öyküsünü ise pek sevemedim. Bazı şeyler eksik kalmış, üstünkörü anlatılmış.
Aptal olan ivan ın saflığı ve yardım severliği kısmından etkilendim kardeşlerinin mal mülk aşıklığı yüzünden başına gelenleri ve ivan ın başına gelenleri anlatıyor kitapta hikayeye başlamadan önce tolstoy un hayatı anlatılıyor
Yine Tolstoy yine mükemmel bir kitap.
Kitap kırk dokuzuncu sayfaya kadar Tolstoy' un hayatını anlatıyor bunu çok sevdim. Daha sonra iki güzel hikaye yer alıyor.
İlk hikayede öleceği kesin olan zengin bir kadınla yaşlı fakir bir adamın son anları, İkinci hikayede de dört farklı kardeşten üçünün hayata bakış açıları gayet akıcı bir dille anlatılıyor.
Hümanizma ruhunun ilk anlayış ve duyuş merhhalesi insan varlığının en müşahhas şekilde ifadesi olan sanat eserlerinin benimsenmesiyle başlıyor.. M. A Stahoviç in anısına..
Hah, buyurun size zamane gençliği.
Vücuttan başka bir şey görmezsiniz ki.
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 60 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 4.Basım
Başkalarının keyfi için acı çekmek yeni bir şey değil benim için.
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 6 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 4.Basım
— Doğrudur, anne kalbinin kıymetini kimse ölçemez.
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 89 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 4.Basım
— Evet, dedi.- Bütün ömrüm bir gece daha doğrusu bir sabah içinde değişti.

— Nasıl oldu bu yahu?

—Nasıl olacak, sırılsıklam âşık oldum.
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 57 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 4.Basım
Aşkım kuvvetlendikçe, o gözümde bedensizleşiyordu.

Siz şimdilerde bacaklara, ayak bileklerine falan bakıyor, âşık olduğunuz kadınları soyuyorsunuz.

Biz soymak bir yana, çıplaklığı gizlemeye çalışırdık. Eh, anlamazsınız siz.
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 60 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 4.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Üç Ölüm
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
116
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053609940
Çeviri:
Günay Çetao Kızılırmak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Üç Ölüm
Üç Ölüm
Üç Ölüm
Üç Ölüm
Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910): Anna Karenina, Savaş ve Barış, Diriliş, Kreutzer Sonat'ın büyük yazarı, yaşamının son otuz yılında edebiyatın yanı sıra insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük, boyun eğme, başkaldırma, sanat ve estetik konularında kuramsal çalışmalara yöneldi. Bu dönemde yazdığı roman ve öykülerde yıllarca üzerinde düşündüğü insanlık sorunlarını edebi bir kurguyla ele aldı. Bu kitapta yer alan Holstomer, Çömlek Alyoşa, Balodan Sonra, Köyde Şarkılar, Üç Ölüm hikâyeleri Tolstoy'un sade ve çarpıcı anlatımının doruğa çıktığı en güzel örneklerdendir. Bir atın hikâyesinin aktarıldığı Holstomer Türkçeye ilk defa çevrilmiştir.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 272 okur

  • M. Ayhan Tokgözlü
  • seer derler
  • Serkan
  • Enes Taskin
  • Berkay
  • Fevzi Akargöl
  • Emrah Umaç
  • Yusuf Kadri Şirinkan
  • Drkitapsever
  • Miray Doğan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.5
14-17 Yaş
%5.2
18-24 Yaş
%23.7
25-34 Yaş
%31.9
35-44 Yaş
%22.2
45-54 Yaş
%9.6
55-64 Yaş
%4.4
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%35.9
Erkek
%64.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19 (15)
9
%13.9 (11)
8
%20.3 (16)
7
%31.6 (25)
6
%8.9 (7)
5
%3.8 (3)
4
%1.3 (1)
3
%0
2
%0
1
%0