Adı:
Diriliş
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
637
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944886666
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Воскресение
Çeviri:
Ayşe Hacıhasanoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Diriliş
Diriliş
Diriliş
Zengin ve yakışıklı bir Rus prensi olan Nehlüdof, halalarının hizmetindeki güzel köylü kızı Katyuşa'yı baştan çıkardıktan sonra bırakıp gider. Bir sonraki karşılaşmaları, yıllar sonra bir mahkeme salonunda olur: Katyuşa kötü yola düşmüştür ve adam öldürmek suçuyla yargılanacaktır. Katyuşa'nın durumundan kendini sorumlu tutan prens, vicdanının ezici baskısıyla baştan ayağa değişecek, yaşadığı dünyaya farklı gözlerle bakmaya başlayacaktır. İnsan ruhunun, vicdanının, inancının ve 19. yüzyıl Çarlık Rusyası'nın gerçekçi bir portresini çizen bu başyapıt, Tolstoy'un ateist ilan edilmesine ve 1901 yılında Kilise'den aforoz edilmesine sebep olmuştur.
DİRİLİŞ
Tolstoy'un üç büyük romanından biri. 1899 yılında yayımlanan Diriliş'te Tolstoy, kiliseye ağır eleştirilerde bulunduğundan 1901 yılında kitabın ve Tolstoy'un Rus Ortodoks Kilisesi tarafından aforoz edilmesine neden olmuştur. Tolstoy eserlerinde tinsel konulara ağırlık vererek, bulunduğu dönemin toplumsal sorunlarını irdeleyen ve bu sorunlara ışık tutmuş bir yazardır. Dirilişte ise bu konular fazlasıyla hakimdir. Uykuda yaşarken, uyanma hali denilebilir buna. Ahlaki mutluluğa erişme arzusu, kilisenin eksiklikleri ve Rus toplumunun çürümüşlüğü anlatılmıştır kitapta.

Öncelikle Diriliş'in ilham kaynağına değinecek olursam: Tolstoy'un evinde misafir olan hukukçu Anatolii Koni'nin kendi başından geçen bir hikayeyi anlatmasıdır. Savcı olarak görev yapan Koni'nin ofisine iyi giyimli, genç bir adam gelir. Ve Rozalia Oni adında bir hayat kadını hakkında Koni'den yardım ister. Hapishanede olan Rozalia ile evlenmek istiyordur. Ve kadında çok isteklidir bu evlilik için. Fakat savcı mutlu olamayacaklarını söyleyerek vazgeçirmeye çalışmıştır... (Devamı kitap hakkında ipucu sayılabilir.) Koni'nin hikayesi böyleydi.

Tolstoy'un bir diğer hassas olduğu konu cinsellik ve kadın erkek ilişkileri değil midir Peki? O dönemde yazılmış Kroyçer Sonat'a da uygun düşmektedir bu konu. Her iki hikayede de kontrolsüz duyguların tehlikesi gözler önüne seriliyor. Sonrasında Tolstoy Koni'den bu hikayeyi kullanabilmek için izin istemiştir. Ve Savcı Koni'nin hikayeyi anlatmasından iki sene sonra aniden yazmaya başlamıştır Tolstoy. Bu hikaye sadece bir çıkış noktası olabilir. Ama Tolstoy bu sefer daha öfkeli ve çarpa çarpa dile getiriyor o dönem gördüklerini. Mahkemeye, devlet görevlilerine, ceza sistemine ve kiliseye ağır eleştirilerde bulunarak, sadece yargılananların suçlu olmadığını bu kararlarda etkili olanların da olayın içinde ve daha çirkin olduklarını dile getirmekte.

''Ağır çalışma koşullarının hasta ettiği, bozduğu; sarhoşluğun, ahlaksızlığın serseriliğe sürüklediği, sersemleştirdiği bu çocuk işsiz güçsüz sokaklarda dolaşırken akılsızlığından bir ambara girdi, hiç kimsenin işine yaramayacak iki üç yolluk kilim aşırdı diye bizler, bütün bu okumuş, zengin, geleceklerine güvenle bakan insanlar yakalamışız; onu bu duruma düşüren nedenleri ortadan kaldırmaya çalışacağımıza, bu çocuğu cezalandırmakla her şeyi düzeltebileceğimizi sanıyoruz.''

''Suçlu saydığınız insanları birkaç yüzyıldır öldürüyorsunuz. Bitirebildiniz mi onları? Ne gezer! Üstelik çoğaldılar. Cezalarınızın iyice kötüleştirdiği suçlular doldurdu her yanı. Oturdukları yerde adam cezalandıran kendileri de suçlu yargıçlarınız, savcılarınız, sorgu yargıçlarınız, cezaevi yöneticileriniz de onlardandır aslında.''


Kitap Yekaterina Maslova (Katyuşa) adındaki bir hayat kadınının o gece birlikte olduğu adamı zehirleyerek öldürmesi ve parasını çalmış olduğu iddiasıyla bir mahkeme salonunda başlıyor. Prens Dmitri İvanoviç Neflüdof ise bu davada jüri üyesidir. Yıllar sonra Katyuşa'yı bir mahkeme salonunda görüp hatırlamasıyla Neflüdof'un dirilişi başlamaktadır. Neflüdof yıllar önce halalarının evinde bu hizmetçi kızı iğfal ettiği için bu kötü hayata ve cezaevine kendi yüzünden düştüğüne inanarak derin bir vicdan azabıyla sarsılır. Ve bu uyanışla birlikte tüm çaba ve vaktini Katyuşa için sarfetmeye hazırdır. Nereye giderse gitsin hangi cezayı alırsa alsın peşinden gitmeye razıdır. Ve evlenmek istediğini her fırsatta dile getirmektedir. Neflüdof'un zengin ve saygın yaşamını böylesine değiştiren sadece Katyuşa değildir elbet. Bu ahlaki ruhsal dirilişte birçok suçlu ondan yardım beklemektedir. Fakat Neflüdof'un varoluşsal duruşu, ahlaksız hale gelmiş bir toplum karşısında dürüst olma ve doğru yolu bulma çabaları epey sancılı geçecektir.

''Bu çeşit uyanmalardan sonra yaşayışına bir daha hiç ayrılmamaya kararlı olduğu bir yön verirdi. Günlük tutmaya başlardı. Ömrünün sonuna dek süreceğini umduğu yepyeni bir yaşam olurdu bu. Ama dünya nimetleri her keresinde avlardı onu. Kendi de farkında olmadan gene düşerdi. Üstelik bir öncekinden daha kötü bir düşüş olurdu bu.''

Kafasındaki sorulara sürekli yanıt arayan Neflüdof, Katyuşa'nın bu halinden artık tümüyle kendini sorumlu tutmaktadır. Ve Neflüdof şöyle düşünür:

''İki gülümsemede de aynı anlam vardı. Yalnız tek ayrılık var aralarında. Bu açık açık, 'Bana gereksinimin varsa al beni. Yoksa çek arabanı,' diyor. Ötekiyse bunları düşünmüyormuş, birtakım soylu duyguları varmış gibi göz boyamaya çalışıyor. Numara yapıyor. Oysa ikisinin de hamuru aynı. Bu hiç değilse yapmacık değil. Öteki yalancı. Dahası var, bunu yoksulluk düşürdü bu duruma; oysa öteki bu hoş, iğrenç, korkunç tutkuyla oynuyor, eğleniyor.''

Kitapta Rus toplumu anlatılsa da 'evrensel' konuların yer aldığını düşünüyorum. Resmi batıl inançlara karşı çıkmak, ceza sistemi, soylu ya da aşağı sınıf olmak, köylü, toprak sahibi, devrimciler, siyasi suçlular, kadın erkek, aşk, vicdani duygular... Ve daha fazlası. Kitabın Suç ve Ceza'yı ya da Ölüler Evinden Anılar'ı hatırlatacağını düşünüyorum yer yer. Ben Tolstoy'un vicdani duyguları böylesine açık ve net anlatmasından çok etkilendim. Tolstoy'un yaşamının son yıllarında din konularına ağırlık vererek, kilisenin batıl inançlarını ayıklayarak geçirdiğini düşününce kitabın sonu her ne kadar eleştiriye açık olsa da belki Tolstoy'a göre böyle bitmesi gerekiyordu. Onun tek amacı Katyuşa Ve Neflüdof'un hikayesini anlatmak değildi çünkü. Bir vicdan muhasebesiydi. Kitabı baştan sona, sadece Katyuşa ile Neflüdof'a ne olacak diye merak edip okuyanların az da olsa hüsrana uğrayacağını düşünüyorum.
Kimsenin tümüyle suçsuz ve masum olmadığını dile getiren, insan olmanın önemine dikkat çeken Tolstoy'un bu eseri okunmalı bence. Tavsiye ederim. Kitap hakkında bahsedilecek çok konu var. Aynı cümleler ile tekrara düşmek istemem. Son olarak: İyi ki böyle eserler var diyorum! Var ki; hatırlattığı başka değerli eserleri tekrar tekrar okutturma arzusu hissettiriyor insana...
Keyifli okumalar dilerim.
Tolstoy bende baya etki bıraktı bu eseri ile...
Etkilerinden şöyle bahsetmek isterim:

Başta kadın olmak... Geçmişte ve günümüzde hatta bu zihniyet iyileşmedikçe gelecekte de, dünyanın neresinde olursan ol, küçümsenecek, hor görülecek, dalga geçilip aşağılanacak insanlarız biz. Açık giyiniriz, güleriz; böylece göze batar, erkeklerin aklına girip, onları yoldan çıkartmak ile suçlanırız. Kapalı giyinir, ciddi oluruz; bu sefer de aceba bunun içinden ne çıkacak diye( sanki süpriz yumurta!) yine erkeklerin aklına fitne sokmakla suçlanırız.

Suç mu kadın olmak diye soruyor insan. O kadar değersiz isek neden varız bu hayatta? Tabiki özür dilerim unuttum. Üreyip, çoğalmak için!

Katyuşa daha gencecik kızken, masumca bir sevgi ve aşkla duygular besleyip saygı duyduğu Nehlüdov tarafından,ki Nehlüdov da ona aşık ama kendine engel olamadığından dolayı aldığı yaralar ile, beraberinde sefil bir hayat sürmüş.

Bu bize yabancı mı? Hayır. Hele bana hiç değil. Tanıdığım o kadar çok örnek var ki çevremde. Hatta aynısı bile var diyebilirim. Anlatayım:

Sevdiği adam askere gitmeden önce onunla nişanlanıp hamile kalan, askerden sonra da istenmeyen bir kadın tanıyorum. O haliyle ailesi de kapı dışarı etmiş. Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışırken, ruhsal sağlığı zarar görmüş bir kadın... Oğlu şimdi 20 yaşında. Çalışıyor, hayatını bir şekilde devam ettiriyor. Ancak çevrede öyle pis yaklaşanlar var ki ona. Deli damgası da vuruyorlar ekstradan. İnsanlar empati yapmazlar. İnsanlar sadece yargılayıp, etiket yapıştırmayı bilirler. Sözde insanlar... Bu hep böyle mi devam eder? Nereye kadar? Gerçekten insan olana kadar...

Nehlüdov mahkemede karşılaşınca Katyuşa ile, "vicdan" muhasebesi yapıyor. Sonunda kendi vicdanını rahatlatmak için, biraz da bencilce yardım etmek istiyor Katyuşa'ya. Bunun doğruluğu tartışılır.

Tabiki es geçilmeyecek noktalarımız da var: Adaletsizlik...Her dönemde sorun teşkil ediyor, mahkemelerin haksız hüküm vermesi, güçlünün yanında olup, güçsüzü daha çok ezmesi... Değişmeyen şeylerden.

Kitabın sonlarına doğru Devrimcilere sempati duyan Tolstoy, bunu bize güzel bir üslupla hissettirmiş. Onların uğradıkları zulüm ve baskıları aktarmış.
Genel olarak eser sade ve akıcı olduğu için çabucak bitti. Okuyacak listemde yer alan bu eseri, Sevgili inci Hanımın düzenlediği etkinlik sayesinde öne çekmiş oldum. Teşekkürlerimi sunarım:)
Keyifli ve bol kitaplı okumalar dilerim...
Kalınca bir kitap olması gözünüzü korkutabilir. Bi de klasiklerden olunca sıkılmayı düşünmeniz olası. Ama kendi adıma söyleyeyim okuduğum sayfalar arasında tekinde bile sıkılmamışımdır. 553 sayfa su gibi akıp gitdi.

Kitapta Nehlüdov`un vicdan muhasebesiyle karşı karşıya kalıyor, o her kendini, hükumeti sorguladığında siz de farketmeden kendinizi sorguluyorsunuz. Peki Nehlüdov neden vicdan azabı çekiyor? Kısaca anlatayım:
Maslova ( kitap boyunca kadının adı Nehlüdov`un dilinden Katyuşa diye geçer) kötü yola düşmüş, katil olmuştur. Katil olmasında aslında suçu olmasa da mühakeme olunur ve Sibir`e sürgün cezası alır. Nehlüdov da bu mahkemede tesadüfen jüri üyelerinden biridir. Katyuşa`nı görür tanır ve başına gelen bütün bu olaylardan kendini sorumlu tutar. Haksızda değildir aslında. Zira Katyuşa Nehlüdov`un teyzelerinin evinde hizmetçiyken ( 17 yaşında ) Nehlüdov onu yoldan çıkarır, hiçbir şey olmamış gibi yürür yoluna gider, olan Katyuşa`a olur, evden atılır. Kötü yola düşer. Nehlüdov onu koşulsuz sevdiğini gün geçtikçe anlar ve Katyuşa için elinden geleni eder. Onunla Sibir`e sürgünü de göze alır.

Kitap yazıldığı dönemde kilisede yasaklılar arasına alınmış. Buna başlarda anlam verememiştim çünkü Tolstoy kitaplarında şahid olduğumuz, ibretlik anlatım, Tanrıdan çok Allah demesi hatta bu kitapta sonuncu sayfalarda İncil`den alıntılar yaparak kapanışı yapmış. Okuduğum ve anladığım kadarıyla Tolstoy kilise adamlarını eleştirmiş, onları insanların saf dini inanclarından süiistimal ettiğini yoğun zekasıyla işlemiş. Bu kiliseleri kızdırabilir. :)

Kitapta yalnızca din konusunda değil, suç-ceza gibi toplumsal meselelerle ilgili de eleştiriler bulunuyor. Bazen Nehlüdov karakterinin ağzından bazen Nehlüdov’un karşılaştığı bir delinin ağzından Tolstoy eleştiriyi vermeyi başarıyor.

Ayrıntılar çok çok ama bir tane de boş yere anlatımın şahidi olmadım.

Yorumum çok uzun oldu. Bunun yanı sıra hiçbir şey anlatamamışım gibi hissediyorum :)

Keyifli okumalar.
Diriliş ...Nehludov'un Katyusa'yi igfal etmesiyle kötü yola düşen Katyusa'nin; hırsızlık ve katil olma suçundan yargilanma sürecini konu alır kısacası kitap ...Nehludov da bu dava da jüri üyesi olarak yıllar sonra yüzüstü bıraktığı Katyusa ile yuzlesecektir .


Esasen kitap çok derin ,konusu itibariyle "evrensel",zamansız bir kitap .Kitabın baş kahramanları Nehludov ve Katyusa...Konusu itibariyle dönemin hukuk sistemine ağır eleştiriler içerir .Hırsızlık,rüşvet ahlaksızlık ve hukuksuzlugun meşru görüldüğü,manevi değerlerin erozyona uğradığı bir dönem .
Tam bir toplumsal bir curumusluk söz konusu .Toplumsal felc hali ,sarıp sarmalamış herkesi .Nasıl felç bir organa geldiğinde onu islevsiz birakiyorsa;bu topluma indirgendiginde insanı diri tutan duyguların uyusturuldugunu ,islevsiz halini açıkça görüyoruz .Maalesef toplum içinde bunu bilerek ve isteyerek rıza gosterenler de var .Insanlar duyguları uyusturularak hayatta kalma,ayakta kalma çabası içindeler .Duyguları diri tutulursa altında ezilecekleri korkusu var .Bundan dolayı bakmıyorlar,görmüyorlar ,hatirlamamak için kendilerini sarhoslukla,bohemlikle uyusturuyorlar .Hakikatin sesi duyulmasın diye kasten çıkarılmış gürültü var.Bu gürültüyle insanlar görmesinler,isitmesin,dusunmesinler istiyorlar .Sürekli gündem degistiriliyor,surekli dikkatler başka tarafa çekilmeye başlanıyor .

Din sadece insanların pazarda "patates,domates" gibi haykirislari gibi "Bağışla" sloganları içinde kelimenin darligina hapsolunan,dilden kalbe inmeyen ,taklitten ibaret olan,yozlasmis,geçim kaynağı olarak sık sık anma törenleri yapılarak bagislanacagini düşünen ,ahlaksizligin onu alinamayam ticari bir meta ...Biliyoruz ki Ahlakı olmayan din,din değildir .Ahlak hırsızlık,rüşvet ,zinayi şahıslara,siyasilere,hakimlere vs göre meşru kilmaz,kayirmaz onları yani .Ahlaki terk edenler bırakın dindar olmayı,insan da olamaz.Bundan dolayı insana merhamet de edemez .

İşte Nehludov böyle bir toplumsal curumusluk içerisinde neşet etmiş, uyusturulmus milyonlarca insandan sadece birisi .Öyle ki alintida da belirtildiği gibi "Gereksinimlerini kısıtlama gereği duyduğu, eski paltosunu giymeye devam ettiği ve içki içmediği zamanlar herkes bu yaptıklarını tuhaşık olarak görüyor, av için ya da çok süslü bir çalışma odası için büyük paralar harcadığında ise herkes onun zevkini övüyor, pahalı eşyalar armağan ediyordu. Henüz bakir olduğu ve evlenene kadar da öyle kalmak istediği zamanlarda yakınları sağlığından kaygı duyuyorlardı." zevkin,sehvetin,paranın peşinde koştuğu an toplum tarafından alkislaniyor,tersi durumunda dislaniyor,hor görülüyor .

Ne zaman ki Nehludov'un ,Katyusa ile karşılaşmasında içindeki ilahi ben dirilmeye başladığında ,acıma hissi vücudunu bütün bütün sardığında ;onu çepeçevre etkisi altına alan hayvani yönün ceperlerini yirttiginda,karanlıkta bıraktığı perdenin hafif aralanmasiyla içeriye giren ışık huzmesinin kalbini sarıp sarmalamasiyla şefkat aşka galip gelmiştir .Bundan dolayı vicdanı diriliş gerçekleşmiştir artık Nehludov için..

Vicdan kelime anlamı itibariyle vecede kökünden gelir.Bulmak anlamına gelir .Insanın kendi içinde kurulan adalet ve ahlak terazisi , kendini duyma,iç bilis,kendini yorumlama...Vicdanı anneyle bebeğin beslenmesi için bir kordon gibi de düşünebilirsiniz.Şayet beslenme kaynakları Hakk'a ve hakikate açık tutulabilirse iyiye,ahlaklı olmaya,vicdanlı olmaya itebilir insanı .Bundan dolayı beslenme kaynaklarimizi tikayacak her türlü bohemlikten uzak tutmamız lazım vicdanimizi.Zaten Nehludov'un hikayesini okudugunuzda gerek ailede,toplumda ,askerlikte hep paranın ,hazzin,sehvetin ,yalanın vicdan kordonunu tikadigi bir bogulmusluk ,nefes alamamislik söz konusu .Hayat boş ,eğlen coş felsefesi hakim ...Haz ile hız arasında bir girdaba suruklenmislik söz konusu .Başkasının acısına ,yarasına,haksızlığa bakmamaya çalışıyor ,bakarsa etkilenecek.Neden başkalarına üzelerek kendi dünyamı mahv edeyim ki,benim dünyam da etkilensin ki diyor !..O yüzden hissetmeden yaşıyor ,ötekini görmeden ,kendi hazlari için yaşıyor .

Halbuki duymayı denese vicdanı bir iç ses olarak surekli hakikati haykirmakta.Iç ses konuşuyor ,konuşuyor ...O "kendi nefsani ben'ini muhafaza etmek için iç sesin ikazlarina kulaklarını tıkayıp ;diş sesini yükselterek dikkatini başka şeylere çekiyor .Hakikat ona yaptığı günahlardan,ahlaksizliklardan dolayı acı veriyor .Suçluluk duygusu oluşturuyor.Bununla yüzleşmek istemiyor .

Son olarak arkadaslar okuyanlar hatirlayacaktir.Faust incelemem de #26263363
altını çizmeye çalıştığım gibi ; Dr.Faust mutlu olmanın sırlarını arar .Şeytanla pazarlığa oturur .Mutlulugun yolunu bulmak için ...Şeytan da aşktan saltanata her türlü nefsani lezzetli tattirir.Faust tıpkı Nehludov gibi hiçbir lezzet almaz.Dr Faust'un lezzet duyduğu yer bir şehri sular altında kalmaktan kurtardığı yani bir fedakarlık yapabildiği nokta ...Neden bunu anlattı demeyin şimdi ? Nehludov 'un hapishanedeki mahkumlar için hizmet etmesi,Katyusa için yaptığı fedakarlıklar,mahkumlara acıma hissi,yardimseverligi,kimisinin masumiyetini ispat etmek için basvurdugu,yol katettigi onlarca merci ...İşte asıl lezzet,ruhani haz Nehludov için bu şekilde gerçekleşti .Tüm iyiliklerin nasıl vicdan genişliğine vesile oluyor ,kötülükler ise insanı nasıl vicdan darligina surukluyorsa;Nehludov da gerçek mutluluğu fedakarlikta,baskalarinin acısına kör kalmamakta,sağır kalmamakta buldu .

Aslında kitapta verilen altını çizmeye çalıştığım en önemli mesaj ;Vicdan bir insanın ne kadar insan olduğunu gösteren bir terazi... 3 gramlik mi 5,grlik mi ya da 5 tonluk mu ...Ne kadar insansın ???

Vicdan durulugunu koruyup da insan kalabilmek ümidiyle ...

Keyifli okumalar ....
Merhabalar, hayırlı akşamlar...

---Uyarı: Spoiler İçerir---

Yaklaşık 29 gün sonra( ne süre ama  ) şükür ki kitabı bitirebildim. İncelemeye geçmeden önce sizden bir ricam olacak. Emek verip, zaman harcadığım bu incelemeyi sonuna kadar okumayacaksanız, lütfen hiç beğenmeyin. Bazen denk geliyorum uzun bir kitap incelemesi eklenmiş siteye daha 1 dk dolmamış onlarca beğeni yahu ne ara incelemeyi okudun, not aldın da sonra hemen beğeni butonuna tıklıyorsun bu resmen kolpalıktır.


Hiç şüphe yok ki, ‘’ Diriliş’’ Rus ve dünya edebiyatının en usta yazarlarından olan, Tolstoy’un, çoğu dilde sayısız kez basılan, milyonlarca okur tarafından okunan, beğenilen ve yazarı ölümsüzleştiren başyapıtlarından biridir.
Söz konusu Tolstoy ise, zaten eserleri damak tadı verecek, düşündürecek, sorgulatacak, hafızalara kazılacak…
Çünkü Tolstoy Aristokrasi sınıfı soyundan gelmesine rağmen bu sınıfı reddedip, halkın arasına karışan biridir. Naçizane fikrim şu ki Tolstoy bir sokak fotoğrafçısıdır. (Sevgi dolu bir fotoğrafçı…) Eseri okuduğunuz da fark edeceksiniz o sokak fotoğrafında prensler, generaller, ihtiyar hanımefendiler, köylüler ve mahkûmlar olacak.

Diriliş eseri kalın bir kitap bu sizi korkutmasın. Acaba sıkılacak mıyım? Hayır kesinlikle sıkılmayacaksınız, aksine hiç bitmesin diyeceksiniz. (Ricardo hani Vatansız Ricardo dediği gibi ) Günlerce, haftalarca kim bilir belki benim gibi aylarca…(ki öyle de oldu  )

***Bir vicdani mahkemeyle başlar her şey …***

Prens Nehludov günlerden bir gün teyzesinin evine ziyaret eder. Teyzesinin evinde çalışan kadınlardan birinin yeğeni olan Katyuşa’ya aşık olur. Katyuşa 17 yaşında genellikle duygularıyla hareket eden biri.
Sonuç itibariyle Katyuşa hamile kalır. Prens evden gidince Katyuşa’ya bıraktığı sadece birkaç ruble para.
Tabi bu olanlar hakkında ev halkının haberi yok. Ta ki karnı şişen Katyuşa’yı gördükleri zaman.
Ev halkı Katyuşa’yı sokağa atar.
Katyuşa, köyde bir tanıdığının evine sığınır. Çocuğunu burada dünyaya getirir ve aileye daha fazla yük olmamak için evden ve köyden ayrılır. Şehire gitmeye karar veren Katyuşa çocuğunu kimsesiz çocuklar yurduna yerleştirir.( Ne yazık ki çocuk ölür )

Burada dikkatli olunması gereken şu ki bu olaydan hemen sonra Katyuşa hayat kadını olmadı.
Katyuşa gururlu bir kadındı. Evlere temizliğe gider ama erkeklerin , sarkıntılıklarına uğrar. İşten çıkar.
Katyuşa bir polisin yanında hizmetçi olarak çalışmaya başlar yine aynı senaryo.
Katyuşa yaşamak için bu kadar uğraşıp durduğu hayatta ne yazık ki ….
Meşakkatli ve acımasız hayat koşulları Katyuşa’yı bir hayat kadını yapar. Randevuevi sahibi bir kadınla tanışır ve burada çalışmaya başlar. Bir gün çalıştığı randevuevinin zengin müşterilerinden biri soyulur ve öldürülür. Olaydan bir gece önce Katyuşa işi gereği adamla birlikte bir otelde birlikte olmuştur. Adam Katyuşa’ya onun memnun etmesi için döver. Yan odaya gidip ağlayan Katyuşa’nın gönlünü almak için odaya giren soytarı Katyuşa’ya bir yüzük hediye eder.
Hediye etmez olaydı, bu tesadüf olaydan bir gün sonra soytarı adamın soyulup öldürülmesi haberi ortaya çıkar. Tüm gözler Katyuşa’ya döner ve iftiralar sonucunda tutuklanır. Hapse akabinde mahkemeye….

Mahkemede bir jüri var, sırada ki mahkemenin ne olduğunu ve kime ait olduğunu mahkeme esnasında öğrenen Prens Nehludov’dan başkası değildir.
Karşısına çıkartılan Katyuşa’nın , zavalı, çaresiz, o güzelliğinin halinde ki masumiyet ve çaresizliğini görür. Mahkeme kararı kızı suçlu bulup hapis cezası ve sonrasında Sibirya’ya gönderilmek üzere başlatılacak kürek mahkumiyeti verilir.
Bu görüş sonrası artık vicdanı bir azap başlar. Kızı bu hale gelmesindeki en büyük etkeni kendisi olduğunu belirten Prens, bir zamanlar aşık olduğu kıza yardım etmeye bazı olayların seyrini değiştirmeye karar verir.

Yaptığı ilk iş Katyuşa’nın yaşadığı eve gitmesi belki bir ümitle çocuğunu görmeye…
Çocuğun ölüm haberini alan Prens üzülür, vicdani azap daha da baskılanır.
Etrafına bakar ne görsün ?
Etrafını saran , sefalet içerinde olan halkı.
Halk dertlerini anlatmaya başlar. Borçlar içinde kaldıklarını, kendilerine ait olmayan toprakları ekip biçip, gelirinin çoğunu soylu sınıfa verdiklerini tek tek anlatırlar.
Kendi karınlarını doyurmak için, ormanlarda ağaç kestikleri esna da yakalanıp ağır cezalara kaldıklarını anlatır. Adalet eşitlik ister halk.
Prens saraylarda kalmanın etkisiyle, zevkleriyle bu köylü sınıfın yaşantısından haberdar değildir. Şaşırıp durur, kahyasına döner ağzından şu kelimeler çıkar.
‘’Nasıl oluyor da, tabii, ben de dahil olduğum halde, hiçbirimiz bu kadar meydanda olan gerçekleri görmemişiz ? Halk gerilemiş ve bu gerileme ile bağlılık kurmuş. İçinde yuvarlandığı yoksulluğa yavaş yavaş sürüklenirken sesini çıkarmamış, adeta göz yummuş, kadınları zorla çalıştırmış, susmuşlar; bu yüzden özellikle çocuklara bakılmamış...
Bu insanları alçaltan durum ile o derece bağdaşmışlar ki, bizde doğup büyürken hep bu hali göre göre onu doğal görmeye alışmışız.’’


Bu sefaletleri gördükten sonra halka topraklarına dağıtmaya başlar. Gariban halk ilk başta korkuyorlar çünkü şuana kadar hep çalıştırmışlar birer köle gibi. Bu davranışında kendilerini denedikleri konusunda düşünmüşler ve Prens’in itirazı ve ricaları üzerine toprakları almaya razı olurlar.
Prens bu karelerden sonra artık kendisi sorgulamaya karar verir. Kulaktan gelecek bilgilere kulağını kapatıp kendisi görecek, analiz edecek.
Katyuşa’nın da cezasına itiraz etmek, temyiz kararı için bir üst merciye başvurur, dilekçe verir.

Prens orda dönen oyunları da görür. Yapılan haksızlıklara sessiz kaldıklarını, kendi sefalarının derdine düştüklerini görür. Katyuşa’nın Sibirya’ya gönderilmesi kararına bu yaptıklarının yanlış olduğunu vurgular. Lakin sonuç adaletsizlikle bağlanılacak.
En son Çar’a bir dilekçe mektubu yazıp Sibirya’ya gitme hazırlığına başlar.
Sıra mahkumların Sibirya’ya gönderilme işlemlerinde, Prenste malının yarısını harcayıp Katyuşa’yla beraber yola çıkar.

***Tanrı aşkına bu sahne tam anlamıyla can yakıcıydı. Evet hepsi birer mahkumdu bu doğru lakin hala insanlar.
Sıcağın ortasında yürümeleri, susuz kalmaları, dövülmeleri, veremli olan mahkumlarla beraber yol almaları…***

Prens bu sahne de hükümete kiliseye müthiş bir eleştiri yapar.( Bu eleştiri Tolstoy’un Diriliş kitabının yasaklanmasına ve toplatılmasına neden olacak)
Sibirya’ya kalacakları yerlere yerleştiren mahkumları gören Prens müthiş bir vicdanla sarsılır.
Ölenler, delirenler, sakat kalanlar…
Ve beklenilen an Çar Katyuşa’nın haksız olduğunu cinayetin onunla bir alaka olmadığına hele şükür karar verir.
Kararı alan Prens, sevinçli şekilde Katyuşa’ya koşar.
Fakat bu zaman dilimin de Katyuşa’ya bir şeyler olmuştur. O kendi kafilesinde bulunan Simonson adında ki mahkuma aşık olur.
Prens defalarca evlenme teklisi yapmasına hep susan Katyuşa, tekrar evlenme teklifi alacağı hissine varır. Doğru bir his …
Prens’e haklı bir cevap gelir. Sen vicdanın için, hatanı onarmak için benimle evlenmeyi istiyorsun ama Simonson beni olduğu gibi kabul ettiği için, sevgi için seviyor.
Prens her şeyin farkında ve ağzında çıkan tek kelime. Nehlüdov yaptığıdavranışların sevgisizlik olduğunu sonunda gördü
Ağzından çıkan tek kelime

- Affedildi mi peki onu söyle?

+ Tanrı bilir.....


Bu devasa eseri kendi yaşamımızla ve toplumumuzla bir ilişkilendirirsek.
• Diriliş, burjuvaziye, kapitalizme olan öfkedir
• Diriliş, kolpa dincilere olan eleştiridir.
• Diriliş, haksızlılların sesidir.
• Diriliş, köylü sınıfına, işçiye, emekliye olan propagandadır.
• Diriliş, ötekileştirmenin karşıtıdır.
• Diriliş, haksızlık sonucunda hapishaneye yollanılan mahkumların sessiz bağırışıdır.
• Diriliş asgari ücrete olan protestodur.

*** DİRİLİŞ VİCDAN MAHKEMESİNİN SESİDİR, BAĞIRIŞIDIR !!!
Kitapsever dostlar bu kitabı mutlaka okuyun, çünkü bu kitap bir romandan daha fazlasıdır.

Keyifli okumalar…
Bu kitap ile Tolstoy okuma etkinliğinin sonuna gelmiş bulunmaktayım. Böyle etkinlikler düzenlediği için Hakan S. hocama teşekkür ederim.

Diriliş deyince ben kitabın konusunu savaş ile ilgili sanmıştım.(Turgut Özakmanın kitabına gitti aklım.)Bir nevi savaşla ilgili kitap aslında. Nehlüdof'un kendi içinde vicdanen verdiği bir savaş.

Normalde kitapları karşılaştırmaktan hoşlanmam ama kitabı okurken Suç ve ceza, İki Şehrin Hikayesi kitapları geldi aklıma. Mahkeme sahneleri nedeniyle İki Şehrin Hikayesini; Nehlüdof'un gençken yaptığı şeyler nedeniyle vicdanen rahatsız olması açısından ise Suç ve Cezayı hatırlattı bana.

Genel olarak güzel bir kitap. Okurken yer yer sıkılsam da (Diğer karakterlerin hayatlarından bahsetmesinden dolayı.) akıcı bir kitaptı. Okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Diriliş, vicdan azabının ezici baskısını anlatırken, ceza hukukuna da ağır eleştiriler yöneltiyor. Eserlerinde ahlaki değerlere vurgu yapan Tolstoy, bu kitabında insan ruhunun, vicdanının ve inancının toplum tarafından öldürüldüğünü dile getirip, bunların yeniden dirilişinin mümkün olup olmadığını sorguluyor. Güzel bir Tolstoy klasiği tavsiye ederim
Bir günah bir hayata mal olacak cinsten.
Peki tövbe kapısı açık mı?
Bu günahın affı var mı?
Menzilimiz af, yolumuz çetin.
Affın yolu "yeniden doğmak"tan mı geçmekte?
Var mısınız DİRİLİŞ'e?

"İçimde uyanan bir kurt var" diyordu, öncesinde zevklerinin peşinde koşan, gününü gün eden, varlıklı, toprak sahibi, soylu Nehlüdov.

Aslında saf, temiz sevmişti en başında şehla gözlü güzel Katyuşa'yı. Ne olmuştu peki, şeytan mı girmişti içine? Nefis miydi onu günaha çeken?
Malesef olmuştu işte.
Günah gelmişti.
Hayat bitmişti.

Yıllar değil, bir ömür geçti diyordu Katyuşa. Evet senin umrunda olmadan geçen yıllar ona bir ömür demekti. Ama sen nerden bilecektin ki, sen sadece kendin için yaşıyordun, zevklerin için. Tanrı diyordun, iyilik diyordun hep kendin için, tatmin olmak için. Oysa umrunda mıydı çekilen acılar, yapılan işkenceler. Cebin doluyordu, bundan daha önemlisi ne olabilirdi? Makamın var, itibarın var, kralsın bu alemde. Ucu bucağı görünmeyen toprakların var. Sahi ne için inandığını bile bilmediğin Tanrı senin için yaratmıştı dimi o toprağı, sana bahşetti diğerlerini sömür diye, tekmele diye. Güç sendeydi ne de olsa. Sana tapardı ezdiğin halk, güce tapardı.

Bir değil, beş değil, yüz milyonlarlasın malesef koyun gibisin kardeşim. Gocuklu celep kaldırınca sopasını sürüye katılıverirsin hemen. Bu dünyada bu zulüm senin sayende. Hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak kabahatin çoğu senin canım kardeşim.

Bu cehalet, bu korku ne zaman sona erecek? Ne zaman bilgiye erişeceksin ve ne zaman dirileceksin? Gelmedi mi zamanı?

"Yok biz böyle iyiyiz sen Nehlüdov'a bak."

Alevini üflediği hayatın karşısında daha fazla direnemedi, vicdanının sesini durduramadı ve öldürdü kendini de yeniden dirilmek için Nehlüdov.

Yolunu seçmişti artık. Adalete, iyiliğe adadı kendini. Kahraman olmak değildi niyeti olmadı da zaten. İnsan olmak yeterliydi. Sevgiye ulaşmak için elinden geleni yapmalı, başaramazsa da o yolda yürümeliydi en azından.

Topraklarını halka dağıtmakla başladı işe. Çünkü inanıyordu ki hava kadar, su kadar, güneş ışığı kadar hakkıydı toprak insanoğlunun. Öğüt veren bol olur bu yolda. Ana babası yoktu ama kardeşi el olur adama. Üstün! sınıfından vazgeçiyorsun, arkadaş bildiklerin döner sırtını. Kolay olmayacak elbet ama direniyor dönmüyor kararından Nehlüdov.

Hapishanelerde çekilen çilelere şahit oluyor, sürgüne giden mahkumlara yol arkadaşı oluyor, haksızlığa ve zulme canlı canlı tanıklık ediyordu. Kulaktan duymadı, farkı olurdu çünkü duymakla yaşamanın.

Kim kime ceza veriyordu, kim kimi ıslah ediyordu?
Var mıydı hapisten çıkıp da düzelen? Tam tersi düzgün giren bozuluyordu.
Çünkü sevgi yoktu, günah boldu.
Suçlu suçluyu yargılayamazdı, günahkar günahkarı.

Olsun günah çıkartırdı papazlarımız. Klasik ayinlerini eda ederlerdi. Tertemiz olurdu gönüller. Öyle inanıyorduk. Adetlerimiz öyle gerektiriyordu, sorgulayamazdık, bağnazdık.

Din adamlarımızı da düşünmek lazım. Onlar da ekmeğinin derdinde.
Boş kalmasın cepleri, kalkmaz semaya elleri.

Sus ses etme, görmezden gel yoksa aforoz edilirsin tıpkı Tolstoy gibi. Daha da iflah olmaz artık Tolstoy.
Öyle mi?
Halk arkasında.
Çar bile bu halk sevgisini karşısına alamadı. Yoksa o da biliyordu dirilişi engellemeyi.
Sevginin gücü galip geldi.

Peki Nehlüdov ne oldu Nehlüdov?

Nehlüdov çıktığı yolda bütün meselelerin kaynağının sevgisizlik olduğunu gördü, anladı, idrak etti.

Affedildi mi onu söyle?

Tanrı bilir...
Rus Edebiyatı'nın hep bir Prensleri olur. Bunlar: Mișkin, Raskolnikov, Nekliudof gibi isimler... Iște Nekliudof "Diriliș" eserinin Prensi.

Nekliudof, kalbi son derece yumușak, iyilik dolu, saf ve temiz bir insan. Fakat genç yașında orduya girmesi ile birlikte bu iyiliği, istemeden de olsa kötülüğe dönüșüyor. Ordudan dönmesi ile birlikte bir mahkemede bulunuyor Prens. Bu mahkemede Maslova adlı bir genç kadının bașından geçenler birer birer anlatılıyor; Prens bu sırada Maslova'nın, orduya gitmeden önce taptaze duyguları ile safça așık olduğu Maslova olduğunu tüm canlılıği ile görüyor. Prens öyle bir hata etmiștir ki, bu kızcağız neler çekmiștir neler: Prensten olma çocuğun ölümü, hizmetçi olarak iș yaptığı hanelerden kovulma, yıllarca süregelen fahișelik ve beș parasızlık...

Mahkemede Prens'in de gözden kaçırdığı bir hata olur, Maslova cinayet ișlemediği halde kűrek cezasına çarptırılır. Prens, bunu geç de olsa fark eder. Ve Maslova'yı kurtarmayı, gerekirse onunla Sibirya'ya kadar gitmeyi görev halina getirir.

Iște Prens yukarda bahsettiğim detayları kendince hatırlar ve ettiklerine pișman olur. Ve hayatını tümüyle değiștirecek olan bir kararı enine boyuna düșünür. "Onunla evleneceğim, onun bu yașamını zehir eden benim; mutlu etmesini de ben bileceğim!" der. Ve der demez de uygulamalara koyulur.

Tolstoy, o dönemin Rusyası'nı harikaca betimlemiș. Özellikle mahkemelerdeki önemsemezliği, hükümetin baștansavmalıklarını, kapitalistliği, burjuva yașamını mükemmel bir anlatım ile bizlere aktarmıș.

Kitabın kurgusu beklediğim sekilde ilerlemedi.. Maslova'nın Prens' e karșı duyguları net değildi. Maslova'nın Prens'e olan yakınlığının bie sarılma ile bir duygu patlaması ile yansıtılmasını dilerdim. Ama Tolstoy bambașka bir deyiș ile yazmıș bu romanı. Așktan öte! Bir sistem eleștisi bu, sistem dostlar!
Çok güzel bir Tolstoy klasiği... Hapishanelerde yaşananlar, insanlar arasındaki sınıf farklılıkları, suç ve ceza kavramları üzerine gerçekten çok güzel tespitlerin yapıldığı sürükleyici bir roman. Nehlüdov'un vicdanını rahatlatması amacıyla başlayan serüven harikulade bir akışla güzel bir şekilde bitiyor. İşleyiş sırasında dini değerlerin de sorgulandığı bölümler de ayrı keyifliydi. Kesinlikle tavsiye ediyorum.
Tolstoy'un okuduğum ilk eseridir. Kurgusunda en ufak bir pürüz bile yoktu. Yer ve kişi betimlemeleri akıcı ve insanı romanın içinde hissettirmektedir. Ayrıca romanın acaba nasıl biteceğinin merak unsuru kurulmuştur.
Romanda Dimitriy adında asilzade bir Prens, gençlik yıllarında iken Katyuşa adında bir hizmetçiyle birlikte olur. Sonrasında onu ortada bırakıp başka yerlere gitmiş ve yıllar geçince unutur olmuştur. Kader onları 10 yıl sonra bir mahkeme salonunda yine karşılaştıracaktır. Katyuşa'nın Dimitriy'den sonra yaşamının alt üst oluşu ve Dimitriy'nin bu gerçeği 10 yıl sonra görüp kendisini suçlu hissedip onu düşmüş olduğu bataklıktan çıkarmaya çalışması anlatılmaktadır.
Yazarın bize vermek istediği iletiler ise Dimitriy'nin düşünceleri çerçevesinde aktarılmıştır. Dimitriy'nin topraklarını yoksul halka eşit biçimde dağıtmak istemesi, hapisaneye düşmüş insanların topluma kazandırılması gerekirken onları toplumdan daha çok dışlamanın zararı, haksız yere uzun süre hapis yatan insanları ve asıl suçluların onların suç işlemesine ortam hazırlayan kişiler olduğu benim romandan çıkarmış olduğum iletilerdir.
Dostoyevskinin ölüler evinden anılarını okuduktan sonra okunacak en güzel kitaptı herhalde. vicdan muhasebesi, ne kadar dışında kalırsa kalsın insan hayatlarının birbiriyle ilişkinliğini, duyguların varlığı ve çevreyle olan uyumu müthiş bir olay örgüsü sayesinde çok iyi ve akılda kalıcı anlatılmış.
"Cennete gitmeyi kim istemez canım, gel gör ki günahlar izin vermiyor."
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 196 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Sevgide daima bir an vardır ki o zaman bu duygu adeta doruğuna erişir, böyle bir anda da bilinç, düşünce, şehvet diye bir şey kalmaz.
''Halk can çekişiyor. Alıştırmış kendini bu yaşama. Yadırgamıyor. Çocuklarının ölmesi, kadınların güçlerinin yetmeyeceği işleri yapmak zorunda bırakılmaları, herkesin, özellikle yaşlıların kötü beslenmeleri olağan geliyor onlara. Halk yavaş yavaş öylesine alışmış, benimsemiş ki bunu, yaşayışının korkunçluğunu göremiyor, yakınmıyor. Bu yüzden biz de bu durumun olağan olduğunu sanıyoruz.''
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 292 - İletişim Yayınları
Evlenme düzensiz bir cinsel yaşama son vererek, insana aile ocağının hoş yanlarını, ahlaka uygun bir yaşam sürme olanağı veriyordu. Ve asıl önemlisi de buydu.
"Ne yiyeceksiniz ?"

"Ne mi yiyeceğiz ? Gönlümüzün çektiği her şeyi. Önce ekmekle çorba sonra da çorbayla ekmek yeriz."
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 206 - İskele Yayıncılık, Birinci Baskı Temmuz 2005 Çevirmen:Elanur Bahar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Diriliş
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
637
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944886666
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Воскресение
Çeviri:
Ayşe Hacıhasanoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Diriliş
Diriliş
Diriliş
Zengin ve yakışıklı bir Rus prensi olan Nehlüdof, halalarının hizmetindeki güzel köylü kızı Katyuşa'yı baştan çıkardıktan sonra bırakıp gider. Bir sonraki karşılaşmaları, yıllar sonra bir mahkeme salonunda olur: Katyuşa kötü yola düşmüştür ve adam öldürmek suçuyla yargılanacaktır. Katyuşa'nın durumundan kendini sorumlu tutan prens, vicdanının ezici baskısıyla baştan ayağa değişecek, yaşadığı dünyaya farklı gözlerle bakmaya başlayacaktır. İnsan ruhunun, vicdanının, inancının ve 19. yüzyıl Çarlık Rusyası'nın gerçekçi bir portresini çizen bu başyapıt, Tolstoy'un ateist ilan edilmesine ve 1901 yılında Kilise'den aforoz edilmesine sebep olmuştur.

Kitabı okuyanlar 2.089 okur

  • Mehmet eşref gümüş
  • Ramazan Hırkalı
  • Esra Demir
  • İmran Yaren Balta
  • Canine
  • İzgi Ekinci
  • Ömer Çalık
  • Nazlı Erdoğan
  • OnlineTez- Dr. Öğr.Gör.
  • Rümeysa Yılmaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.1
14-17 Yaş
%3.9
18-24 Yaş
%19.3
25-34 Yaş
%31.4
35-44 Yaş
%26.6
45-54 Yaş
%10.5
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.3
Erkek
%42.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (197)
9
%27.5 (163)
8
%19.8 (117)
7
%11.8 (70)
6
%4.1 (24)
5
%2.4 (14)
4
%0.3 (2)
3
%0.3 (2)
2
%0
1
%0.5 (3)

Kitabın sıralamaları