Adı:
İnsan Neyle Yaşar
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053607038
Orijinal adı:
Чем люди живы
Çeviri:
Koray Karasulu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910): Anna Karenina, Savaş ve Barış, Kreutzer Sonat ve Diriliş'in büyük yazarı, yaşamının son otuz yılında kendini insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük, boyun eğme, başkaldırma, sanat ve estetik konularında kuramsal çalışmalara verdi. Bu dönemde yazdığı öykülerde yıllarca üzerinde düşündüğü insanlık sorunlarını edebi bir kurgu içinde ele aldı. Tolstoy, insan sevgisi ve inanç konularını ustalığının bütün inceliğiyle işlerken, İnsan Neyle Yaşar? ile gerçek hayatı yansıtan tabloların içinde yeni bir ahlak anlayışını ortaya koydu.
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

RED ARMY VS ARMY OF UNEMPLOYMENT!!!

Herkeşe selam Canikolar!! İşte bir etkinlikle daha arz- ı endam ediyoruz ..Normalde okunacak epey kitabım olmasına ve bu ay için yaptığım planlarda hiç rus edebiyatı olmamasına rağmen Ebru Ince ısrarla "SAVAŞICAZ" diyip gaz verince tamam dedim =)) Etkinliği düzenleyen inci arkadaşımız da gayet açık fikirli ve sevdiğim bir arkadaşım .. Bu iki ismin yüzü suyu hürmetine "bindik imamın kayığınaaaa" .. Niçin imamın kayığı diyorum açıklıcam az sonra ..Bu incelemeyi aslında bir anlık cinnetle yapayım desem de sonrasında vazgeçmiş idim .. Ta ki az önce elime geçen 92 evet yanlış okumadınız yazıyla DOKSAN İKİ LİRALIK su faturasını görene kadar .. Evde tek başına kalan ve günün 14 saati işyerinde ikamet eden bana reva gördükleri faturadaki miktardı bu .. Dile kolay.. Portakal bahçelerini geç , Konya ovasına pirinç eksem musluğu açıp 3 aylığına Honolulu ' ya gitsem, dönüşte kendimi kara deliklere ışınlasam dahi bu rakama yine ulaşamazdım .. Bu fatura sayesinde kendi kendime sordum : "İnsan Neyle Yaşar diye!! Bu kabaran öfke tekrar tetikledi beni bu incelemeyi yazmam için.. Madem SAVAŞ istediniz, alın size SAVAŞ !!! Sen yeter ki iste , aklına getir ..Ben kapına getiririm söz konusu muhabbet "bu" olunca ..

Hiç uzatmadan hemen bodoz konuya giriyorum ! Eski bir topçu subayına da kendisine yaraşır bir şekilde cevap verelim tankla, topla, tüfekle .. Arkadaşım beni takip ediyorsan , yazdıklarımı da okuduysan neyin ne olduğunu üç aşşağı beş yukarı zaten biliyorsun .. Bilmeyenler için tekrar edeyim : Repeat after me !! Daha kitabına yaptığım inceleme de belirttiğim gibi ( #16611051 ) dünya sevgi saygı çerçevesinde dönüyor goygoylarına benim karnım tok .. Bu bir yalan ...Keşke öyle olsaydı ama değil !! Dünya Güneş'in etrafında dönüyor.. Kesin olan bu ..Ha ama bu şu demekte değil !! Sen kır dök hiç sonrasını hesap etmeden sonra sevgi dilen .. Sevgi ,saygı ve hoşgörüyü HAKEDENE ve HAK ETTİĞİ KADAR göster .. İyiliği de kötülüğü de KENDİNDEN bil .. Bambaşka faktörlerden ya da yukardakilerden değil ...Ben bu kitabı İş Bankasından aldım okudum.. Altı adet kısa hikayeden oluşan eserde genele hakim olan hava şu diyaloglarda gizli ..
Kafam yarıldı?
Niye ?
Şeytan taş attı?
Ama niye ?
Tanrı böyle istedi !!

Bu mudur yani Tolstoy ?!

Dediler ki sonradan çocuklar için yazdı .. Peki madem..Öyle olsun! Bu eserin çocuklar için yazıldığını belirten hiç ama hiçbir ek not görmedim ben..Sitede islama olan yatkınlığı için bu adama bu kadar methiyeler düzen ve müslüman olduğuna adım gibi emin olduğum bunca insan (ki şu an 8.902 kişi) var .. Bir kişi de çıkıp şunu demiyor : yahu arkadaş bana kötülük yapan adama ben niçin diğer yanağımı döneyim ? Ve bu incelemeleri yapan insanlar müslümanlar ?!!? İnanılır gibi değil! İslam dininde benim bildiğim kadarıyla zulme ve zulum edene her zaman başkaldırı vardır..İsteyen açsın okusun Hüseyin ile Muaviye ' nin savaşını .. Bir ordunun üstüne 60 kişiyle giden bu insanları HİÇ Mİ okumadınız ? Kitapta bir feodal beyin taşeronu kahya köylüye kök söktürüyor.. Köylü toplanıyor ..Kimi diyor karşılık verelim , kimi diyor allahından bulsun .. Sonuçta hepsi korkuyor ve içlerinden biri mum yakıp saban sürüyor , sabanın üstüne de mumu koyuyor..Sonra mum ters dönüyor falan ertesi gün bir bakıyorlar zındık ölmüş =)) Yani şurdaki hurafe gazına bir bakar mısınız ? Hiç mi rahatsız olmuyorsunuz şunları okurken ? Sevgiymiş !?! PEEEEH!! Gökten düşen melek hikayesi zaten beynimin içinde piknik tüpü patlatıp geçti .. Ona hiç girmiyorum .. Said Nursi risaleleri okudum.. Fesli Tarihçi Kadir Mısıroğlu okudum ..Mustafa Armağan falan dahi okudum .. Ömrümde hiçbir kitabı okurken bu denli sıkıldığımı , yeter bitsin artık dediğimi hatırlamıyorum .. Bunun bir klasik olduğunu iddaa ediyorsanız cevabım yukarda ..Yok çocuklar için yazılmış diyorsanız , çocuklarınıza biat etmeyi değil HAKLARINI ARAMASINI öğretin!!!

Bir adam gözünüzün önüne getirin .Bitmez tükenmez sandığı altınları var..Bu altınları har vurup harman savuruyor..Durmadan ceplerini boşaltıyor , iki dolu avucundaki altınları o yana bu yana serpip, atıp duruyor...Ama bu altınlar yalnız kendisi için , kendinde kaldıkça altın..Bunlar öyle büyülü altınlar ki , sahibinin eliyle savruldumu hiçbir işe yaramayan toz olup savrulup gidiyorlar .. İşte bu kitap burda sözünü ettiğim altınlar .. Tolstoy ' un kendisi ise bu manada tam bir dram .. KİMSE BAKMAZKEN GÖRÜNMEZ OLAN ŞEYH falan diyebiliriz ona .. Bizim işyerinde bilmem kaç tane fatiha , üstüne 800 bakara , yatmadan önce 200 kulfu oku yat rüyanda peygamber Muhammed' i göreceksin diyen Muharrem abiden bir farkı yok benim gözümde onun..

Bu incelemenin fix dejenere olmuş soru başlığını ben de sorayım .. Öyle yaa benim başım kel mi?!?!? İnsan ne ile yaşar ? İnsan AKLIYLA yaşar .. Aklı olmayanın fikri , fikri olmayanın zikri olmaz .. Aklı olmayan , araştırmayan , biat eden , körü körüne inanan , sorgulamayan insanın içinde zaten sevgi olmaz..

İşbu 50. incelemeyi burada noktalamadan önce soruyoruz ..Peki Tuco Herrara ne ile yaşar ? İŞSİZLİK ! İŞSİZLİK ! İŞSİZLİK!!!!

Şanlı İşsizlik Orduları Mareşali , CEHENNEM Ordularının yenilmez baş kumandanı ve silah arkadaşları zafer geçidiyle selamlıyor sizleri ..

Marşımız !!! : https://www.youtube.com/watch?v=7TKrIFVP-Qs
(WALLA KORKUNÇLU MÜZİK DEĞİL!! )

İşte geliyorlaaaaaaaaar !!! Cehennemin kapıları açıldı ve salındı yeryüzüne tüm kötülükler!!!

En önde SİNYALCİLER !! Halk arasındaki tabiriyle "abi bi milyon versene" diyen piyade ve lojistik sınıfı askerlerimiz !!! Sakladığın , vermek istemediğin parayı vücudunun röntgenini çekmek sureti ile belirleyen yılmaz işsizlik neferleri .. Ordumuzun bel kemiği ve olmazsa olmazları ...
Hemen ardından AÇLAR geliyor!!! Yediğin patates kızartmasının son tanesini , içtiğin sigaranın son fırtını , son lokma için sakladığın kolanın son yudumunu gözünü dahi kırpmadan yokeden bu elit askerler , dişinizin kovuğunda kalmış minik kıyma partiküllerinin kokusunu dahi tam 5 km öteden alabilecek donanıma ve öz güvene sahip !!
Onları TEKELCİLER takip ediyor !!! Bu korkusuz yiğitler akşam 10 dan sonra konan yasağı delip evlerinize "mutluluk" ulaştırıyorlar ŞİŞE ŞİŞE !!! Tankımızın , topumuzun , tüfeğimizin hammaddesi ,mühimmatımızın asıl kaynağı , ordumuzun gözbebeği , görünmeyen ama EN kahraman birliklerimiz onlar ..Nice olurdu onlar olmayaydı halimiz !!!
Ve onları İşportacılar , yere kitap açanlar izliyor .. Umulmadık anlarda umulmadık işlere imza atan , tabiri caiz ise intihar savaşçıları olarak adlandırılan yüce savaşçılar .. Sokaktaki sesimiz ,soluğumuz , ordumuzun beraber atan yüreği bu birlikler ..
Karşı istihbarat ve espiyonaj için canlarını feda eden CAPS bölüğü de uygun adım selamlıyor BAŞKUMANDANI !!! 50 gigabytlık adil kullanım kotalarına acımaksızın bir KELOĞLAN filminden CAPS almak için tam 12 gigabytelık filmi umarsızca indiren yağız askerlerimiz !!! VAR OLUNNNN!!!!!

COME AND JOIN THE "DARKSIDE "!!! TUCO NEEDS YOU!!! HE CANNOT DO IT ALONE !! ENLIST TODAY!!!
Bu yaz tatilinde çok eskiden okuduğum kitapları tekrar okudum. İnsan Neyle Yaşar da bunlar arasında. Rus yazarlarından dünya edebiyatına en kıymetli klasikleri kazandıran Tolstoy' un en popüler kitaplarından biri.


İnsan niçin yaşar diye sorsak hemen hemen herkesin cevabı birbirine yakındır. İnsan ailesi, anne-babası, eşi, çocukları için yaşar. Daha iyi bir gelecek, daha parlak bir kariyer için yaşar. Hayatta uğruna mücadele verdiği değerleri için savaşıp mağlup olmamak için yaşar. Kimi Allah' a ibadet edip, cennetine mazhar olmak için yaşar. Kimi de onuru, gururu, belki de vatanını korumak için yaşar. " Yaşamak dediğimiz nedir? Sana göre, bana göre? "Göresi" var bu işin." Göresi varsa peki, insan neyle yaşar? Bu soruyu yıllar önce, 19. yy' da pek tanıdık bir isim, kalem erbabı sormuştu. Bugün, 21. yy' da bide biz soralım kendimize. İnsan Neyle Yaşar?


İnsan hep daha fazlasıyla, doymak bilmeyen bir nefisle yaşar. Bir evi olsun ister, evi olunca çok daha gösterişlisini, lüksünü ister. Para ister, sahip olunca daha da fazlasını ister. Hani 50 kuruşunu kaybeden bir çocuk vardı, yolda ağlıyordu. Çocuğun ağladığını gören amca " Neyin var evlat, neden ağlıyorsun?" diye sormuş, çocukta "50 kuruşum vardı, kayboldu" demişti. Adam çıkarıp vermişti de çocuk bu defa daha çok ağlamaya başlamıştı. " Şimdi niye ağlıyorsun? " diye sorunca, " 50 kuruşumu kaybetmemiş olsam, bununla birlikte 100 kuruşum olacaktı." diye cevap vermişti. İnsan budur işte, doymak bilmez, azla yetinmez, hep daha fazlasını ister. Bu soruyu tanıdığım birçok insana sordum. Neyle yaşacaklar, tabiki parayla. Bu devirde paran olmadan tuvalete bile gidemiyorsun, adam yerine konmuyorsun, paran olmadan hiçsin cevabını aldım. Sonuç olarak insan parayla, mal mülke yaşar, kanaatine vardım. Ama Tolstoy hayır arkadaş para sevdiklerin olmadıktan sonra seni mutlu etmez, insan asıl sevgiyle yaşar diyor. Sevgi diyor, iyi gelelim birbirimize diyor. Evet, para ile, servet ile yaşar insan sanırız ama asıl olan, insanı yaşatan sevgidir, iyiliktir Tolstoy' a göre. Bu kitapla ahlaki değerleri, sevgiyi, yaşama amacını, erdemi sorgulatıyor, dersler veriyor bize de yazar.


Ona göre; insan ahlakla, sevgi, dürüstlük gibi erdemlerle yaşar. İnsan severek, sevilerek, sevgi umarak yaşar hep. Annesinin kendisini sevmediğini düşünen çocuk annesinin sevgisi, aşık olan biri maşuğunun aşkı için ağlar, bu sevgiyi kaybetmemek için yaşar. Ve Tolstoy' a göre sevgi sadece insana karşı değil bütün varlığa ve varlığı var edene de olmalı. İnsan hep bir umutla yaşar. Bir iş bulma umudu olur bu bazen, bazen birini sevme, sevilme onunla mutlu olabilme umudu olur ya. Sevgiyle, umutla, huzurla, anne-baba,eş, ahbapla yaşıyor insan. İnsan bir hal çaresi, yolu bulunur diyerek yaşar. Sıkma canını, hallederiz ya diyerek, değer verdiği insanın yanında olarak, birlikte yokluğun çaresini arayıp şükrederek, kanaatle yaşar. Hayallerine ulaşmak için çıktığı engebeli, zor yolda, takati kesilince yol üstünde içtiği bir su ve bir nefes molayla yaşar. Bakışlarla yaşar insan. Kucağına aldığı bebeğe merhametle bakarken, otobüste yerini verdiği yaşlı amcanın yüzündeki mutlulukla mutlu olurken, eski bir dost yüzünü özlemle seyrederken, bir baba, korkmasına rağmen dürüstlüğü bırakmayan, yalan söylemeyen, doğrudan vazgeçmeyen çocuğuna gururla bakarken yaşar. Ansızın çekip gitmelerle de yaşıyor insan. Şaşkınlıkları, bakakalışları, tutunamayışlarıyla da yaşıyor. Reddedişleri ya da kabul ettikleriyle yaşıyor. Dünü, bugünü, yarını, bilineni ve bilinmeziyle yaşıyor insan. Kimi sevgiyle yaşıyor, kimi hırs, tutku ve nefretle. Bazen korku bazen ümitle yaşıyor insan... Kısacası insan paradan önce duygularıyla, seçimleriyle, inancı, ahlakı, bakış açısı ve yüreğiyle yaşıyor.


Tolstoy da bu kitapta insanın neyle yaşadığını, okunması çok kolay, yalın, ders verici, sorgulatan 6 hikayeyle soruyor, cevaplıyor. Tolstoy' u duymayan, bilmeyen bir okur yoktur sanırım. Klasikler içinde en farklı olan, bakış açınızı değiştirebilen en özel yazarlardan. Tolstoy insan hakkında yazar, insan hakkındaki hemen hemen her konuya değinir. Bunu yaparken de çok özel bir bakışla, çok hümanist, insancıl bir bakış açısıyla yaklaşır konuya. Benim çok beğendiğim ve hiç sıkılmadan defalarca okuduğum bir kitap.


İnsan Neyle Yaşar bundan 2 asır önce yazılmış olduğu halde hikâyelerin özündeki duygular insanoğlunun varoluşundan beri süregelen duygular ve bu yüzden aradan asırlar, binlerce yıl geçse bile evrenselliğini koruyabilecek, her çağa, her okura hitap edecek, payidar kalacak bir eser. Son olarak kitabı İş Bankası Yayınları ' ndan tavsiye ederim yine. Şimdi her klasikle ilgili incelemesinde İş Bankası' nın reklamını yapıyor diyeceksiniz. :) Ama gerçekten klasikleri en iyi çeviren ve neredeyse tam metin veren tek yayınevi İş Bankası Yayınları.
Çünkü diğer yayınlar 3, 4 ya da 5 öyküyü verirken, bu yayın 6 öyküyü de yayımlamış. Sadece bir gününüzü ayırarak okuyabilirsiniz...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.905 Oy)19.820 beğeni45.345 okunma3.499 alıntı191.802 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.084 Oy)13.888 beğeni35.970 okunma3.783 alıntı152.936 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.898 Oy)9.170 beğeni30.042 okunma922 alıntı146.034 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.699 Oy)9.646 beğeni27.048 okunma2.000 alıntı125.382 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.211 Oy)9.196 beğeni27.436 okunma2.935 alıntı121.030 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.876 Oy)9.412 beğeni26.462 okunma1.791 alıntı135.136 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (9.973 Oy)11.754 beğeni29.489 okunma1.680 alıntı154.402 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.743 Oy)8.358 beğeni23.856 okunma942 alıntı95.152 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.895 Oy)6.004 beğeni20.525 okunma912 alıntı106.681 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.709 Oy)8.170 beğeni22.213 okunma4.424 alıntı136.288 gösterim
İnsan neyle yaşar? diye sordunuz mu kendinize.

İnsan tabi ki sevgiyle ve tanrı inancıyla yaşar. Kitabımızda bunu kanıtlayan 6 muhteşem hikayeden oluşuyor. Spoiler belki vardır belki yoktur. Ana fikirleri açıklamaya çalıştım.

Birinci hikayemiz İnsan Neyle Yaşar?:
Tanrı katından kovulan bir meleğin, yeryüzündeki insanların sevgisiyle tanrı tarafından affedilmesi;

İkinci hikayemiz Kıvılcımı Söndüremeyen Ateşi Zapt Edemez:
Bir yumurta yüzünden köyün savaş alanına dönmesi ve tanrıya olan inanç sayesinde barışın sağlanması;

Üçüncü hikayemiz Mum:
Zalim bir yöneticiye halkın düşündüğü kötülük ve sonradan tanrı inancı nedeniyle kötülükten vazgeçilmesi nedeniyle kavuşulan mükafatı;

Dördüncü hikayemiz Kızlar Büyüklerden Akıllıymış:
İki kız çocuğunun kavgası yüzünden birbirine giren köy halkının, kızların birbirlerine olan sevgisini görünce gerçeği anlamalarını;

Beşinci hikayemiz İnsana Çok Toprak Gerekir mi?
insanın aç gözlü bir yaratık olduğunu, Dünya malına doymadığını;

Altıncı hikayemiz İlyas:
Yine insan sevgisinin insanın hayatını nasıl olumlu yönde etkilediği anlatılmaktadır.
Sabahın o sessiz ve soğuk ayazında telaşlı adımlarımla yürüyorum. Ellerimi ısıtmayı düşünüyorum bir ara zira eldivenlerle aramız pek iyi değil.. sonra vazgeçip o küçük sıcaklıktan, soğuğu yaşamı daha çok hissedebilmek adına ellerimi boşlukta dans ettiriyorum. Biraz mavilik alıyor gökyüzünden parmaklarım ve gün ışığının o küçük mektuplarını...

...

Haftanın en yoğun günlerinden biri ve üstelik ben henüz gelmeden işe benden önce gelenler mevcut. Ve içlerinden biri var ki, soğuğun o kaskatı hali desem onu böylesine eğip büken.. biliyorum değil. Gözlerini gözlerimden ayırmıyor. Gözleri buz tutmuş derya gibi.. üstelik mavi, gökyüzü gibi...

Buyrun oturun deyip çay istiyorum biraz ısınabilmeleri için. Paltomu çıkarırken gözlerimi ayırmıyorum özellikle o gökyüzü gibi gözleri olan kişiden..
Bir derdi var belli.. ve içimden dahi olsa çözemiyorum.
İnceliyorum eski, katkat giyindiği elbiseler içinde kendisini..
Ellerine bakıyorum, nakış nakış.. yaşı belki 35 ama ruhundan bedenine sızan o çizgileri " Ben burada, bu dünyada bin yıldır varım! " der gibi...

Çay geliyor ve parıldayan mavi gözlerinde dumanını içine çekiyor..
Yaşam gibi çizgi çizgi, dolu dolu olan parmakları açılıyor ve kavrıyor bardağı..
Tek bir dikişte içiyor..

Bardağıma dokunuyorum, çay soğuk mu geldi ya da içilebilir mi gerçekten diyerek..
Ateş gibi, dokunulmuyor bile.

" Bir çay daha içer misiniz? " diyorum sonra,
Ve çay gelmeden, onun istediği o kişi geliyor
Gözlerini takip edince, beklediği yedi kat gökten görülen...


- Evet Ahmet Abi ya! Değiştirdim arabayı.. Altı ayda insan bile değişir, arabamı kalır?
Bak ben aynı mıyım mesela?
Uyanığım tabi!!
Hahaha sonra görüşürüz! Tamaaam!!!


Çay geliyor, önüne bırakılıyor mavi gözlü adamın ve çaya uzun uzun bakıp, çaydaki suyu derdiyle buharlaştırıp yavaşça doğruluyor. Ve kalkışı 35 yaşlarındaki bir adamın kalkışı değil.. bahar dallı bir ağacın habersiz yerinden sökülüşü gibi..

Durduruyorum o an,
Gözlerine bakıp, tek kelime etmeden ve sonra;
" Müsait mi bir bakalım, belki telefonla konuşuyordur " diye.

Bin yıldır birbirimizi tanır gibi onaylıyor söylediklerimi ve söyleyemediklerimi.
O ağacın bir kenarda kaderini beklemesi gibi sessizce bekliyor beni..
Gözleri hâlâ mavi,
Gökyüzü gibi...

...

Kapısını tıklatıp yanına gidiyorum ve durumu anlatıyorum,
Beklenildiğini..

Kapıyı usulca kapatıp yanına gidiyorum onun ve bekleyen diğer kişilerin..
" Zaman " diyorum,
" görüşeceksiniz bir bir " ...


İtirazlar, onaylar,
Ben daha öncede geldim göremedimler eşliğinde yerime oturuyorum..
Notlara bakıyorum, gerçekleşmemiş 4 görüşme..
Kimliklerine, vasıflarına sonra..
Yeni yapılan ve o çok konuşulan heybetli binanın işçileri..
Karşımda duran ise o binanın elektrikçisi..
Duymuştum ismini, yeteneklerini.. ondan daha iyisi yokmuş bu şehirde..
Alanında birinciymiş kendisi.

" Demek elektrikçisin Abi " diyorum ve başlıyor muhabbetimiz...
Sohbet koyulaştıkça esas nedene, gelişine bağlanıyor konu.


Ama orada susuyor, geçilmez bir duvarın önünde durur gibi!
Gözleri doluyor, en derinlerde.. görebiliyorum saklasada...
Öksürüyor ve bana doğru olan yüzünü çeviriyor,
Çayını kavrıyor parmakları, çayı hâlâ sıcak....

...

Telefon konuşmaları eşliğinde ve telaşlarıyla malum kişi çıkıyor odasından..
Sigara içmem ama biliyorum, parmakları arasında duran sigara, en fiyakalısından...
Bana bakıyor "Durumu idare et" gibi...
Sonra işçilere bırakıyor gözlerini, hissiz..

Gözlerim tutunacak bir yer arıyor, bakıyorum hepsine mavi bir derinlik eşliğinde
" Birazdan görüşeceksiniz, hafta içi yoğunlukları, evraklar, dosyalar " diye...

Sözüm bir yağmur damlası gibi teselli oluyor umuda ve umman o yağmur damlasını sabırla karşılıyor...

Belli bir zaman geçiyor,
Öğle arası vakti..
Bekliyorum işçilerle..

" Hâlâ hayatta mıdır o odaya kapanıpta yaptığı telefon görüşmelerinde? " diye düşürek...

Bir adam, elinde hazır yemeklerle bezenmiş bir tepsiyle..
... Adresi midir burası? Telefon geldi sipariş var diye..

Yemeklerin kokusu tüm işçilerin aklını başından almış..
Dumanını bıraka bıraka gösterdiğim odaya geçiyor...

Garson gidiyor ama o yemek kokusu, o açlık, o yoksulluk bu insanlardan gitmiyor.

Mavi gözlü adama bakıyorum, heykel gibi başını önüne eğmiş,
Bekliyor...

...

Vakit geçiyor..
Saatler sürüyor..
Ayakta durmaktan, oturmaktan, beklemekten yorgun düşmüş umutlar belki son defa hiç olmadığı kadar,
" Dayanmalı " diyerek bekliyor..

İşçilerin maaşı 1 ay'ı geçmiş, verilmemiş meğer..

" Bu insanlardan kısılır mı diyorum..
Ve belli bir bütçe varken, nasıl olurda verilmez?
Arabalar yenilenirken belli olan bir maaşla,
Ve sigara içilirken en kaliteli, nasıl olurda o soluk borusunda kalmaz? "


Neyi unutturmaya çalışır eğlencesi insanın ve yaptıkları zamanla bir tokat gibi karşısına çıkmaz..


Malum kişi karnı tok, sırtı pekliğiyle ve kahkahaları eşliğinde,
Birkaç kişiyle odadan çıkıyor..

Onlara bakıyorum..
Hepsi aynı ışıksızlığı taşır gibi yüzlerinde.

Malum duvar; gülüşlere çarpıyor sonra, hayat gerçeğine...

Saatine bakıyor..
Mesai bitmiş..
Bir sigara daha yakıp, eliyle savuşturup ve kırık bir tebessümle,

" Yarına artık " diyor...

İşçiler bana bakıyor,
Mavi gözlü adam dahi..
Ben hariç herkes, insan olan herkes bana bakıyor...

...


O an, sakince kaderini bekleyen köklerinden sökülmüş o ağaç, kendi elleriyle köklerine varıp rüzgarın karşısına çıkıyor ve biliyor tek bir esinti onu yerle bir edecek...
Mavi gözlerine ateş düşmüş gibi ve hiç duymadığım bir sesle:

" Durun!! " diyor..

Giden dostlarının eşliğinde tek başına kalmış, sigarasını yarılamış o kişiye..

" Dur! Söyleyeceklerim var!!! "


İşçinin hemen yanında belirerek ve olabilecek bir tartışmayı önlemek için sessizlikte bekliyorum..
Diğer işçiler gitmiş..
Birtek o ve biz...

...

Ceplerini gösteriyor, ağaç parmaklarıyla,
Yırtık, boş ceplerini...
Bir paranın sığamayacağı diğer ceplerini sonra..
Ve öylece bırakıyor herşeyi...

" Kendim değil! Kendim için burada değilim!!
Ve ben karım hastayken, benim karım hastayken..
Sevdiğim..
Onu iyi bir hastaneye götüremiyorum..
Buradaki doktor, kapsamlı aletlerle muayene olmasını söyledi karımın, o aletlerin ise burada olmadığını. Yapacaklarımı...
Ben onu oraya götüremiyorum.
Çocuklarım, ben ekmek kazanmak için çalışırken, evde onlara can olan, baba olan annesini soruyorlar..
İyileşecek mi diye..
Cevap veremiyorum.. Bir umut çıkacakken evden, minik elleriyle tutuyorlar paçalarımı,
Ahada şuradan!!
Reklamlarda senin sigara parana gelmeyen çikolatadan istiyorlar,
Alamıyorum...

Baba mısın sen? Eş misin?
Ve biliyorum hepsi..
Görüyorum sizi ailenle gezerken, arabanda..

Baba olamamak, eş olamamak ve hiç utanmadığın kadar varlığından utanmak ne demek biliyor musun?
Beni boşver adam..
Ben yaşamıyorum ama o çocukların, ailemin hakkını yedirtmem sana ve bu ellerin hakkını istiyorum. "
...


Hiçkimse söyleyecek birşey bulamadı ve o malum kişi hiçbir şey demeden, yarı onaylayan bir bakışla anahtarını, marka telefonunu alıp arabasına atlayıp gitti..
Gözlerime bir bakış bırakıp..
Sen halledersin gibi...
İşçiyle bir ben kaldım
dokunsam varlığına tuzla buz olur
Dokunamadım..

Yerine oturdu, dağlar yerine oturur gibi.. gökyüzünden düşen...

Etrafı kontrol ettim, paltomu hiç olmadığı kadar zorlukla giyip işçinin tam karşısına oturdum..
Ellerinden tutum sonra, bir çay sıcaklığı veremez belki.. varolmaya çalıştığım insan sıcaklığıyla..

Gidelim mi?
Çocukların bekler, hâlâ..
Eşin..
Ve güçlü olmalısın.. diyerek..

Hafif doğruldu, omuzlarım sağanak yağmur..
Tedbirsizim..
Çatısız bir ev gibi..
Işıksız bir sokak..
Ellerinde sıcaklığım, omuzlarımda yağmur..
Tek kelime etmeyen
....


Gözlerime baktı sonra, kuruyana kadar yağarken..
Gözlerimde bir işçinin gözleri,
gözlerimde yağmur..
Onun o ilk hali gibi..
Yağmayan bir umman..
Avuçlarıma yokluğunu, sıcaklığını, insanlığını bırakıp gitti...

...

Ve ben gidemedim..
Saatler geçti, gün geceye vurdu..
Yıldızlar parladı
" Gel " diyen.
Gidemedim...



Ay ışığı bulutlarda birikirken ve herşey alabildiğine sessizken,
saat kaç bakmadan çıkabildim..

Ve sabah bulduğum gökyüzünden aldığım o mavilik, o güneş mektuplarını ceplerimde dahi bulamadım.



Aç sokak köpeklerinin sesinde ve sessizliğimde eve doğru, geceyle..
Yıldızların duası eşliğinde yürüdüm...

...

Uyandığımda, gün doğmadan.. güneşli bir mektup selamıyla,
İnsanın göz yaşlarıyla ıslanmış yıldızlar buldum avuçlarımda...

Dokunduğum herşeyi kalem denen sihirli değnekle altın eden ve altın gözyaşlarını silen bir değenek..


Nasıl yürüdüm, nasıl yolumu buldum sormayın.
Hep o mavilikle....

***

İnsan Neyle Yaşar? Ey bu satırları okuyan, İnsan?
Verdiğin nefes sonrası aldığın hayatın amacı nedir?
O nefesi nefes kılan,
Ve o nefes ki sadece senin hayatını mı kapsar?


" İnsan, İnsanla yaşar... "


Tüm varoluşların kaynağı..
Gözleri derya, gözleri bir damla su,
İnsanla.

***

Yaşamın sonsuzluk melodisi daima kalbimizde..
İnsanın o sesini
Duyman, yeter...

~* https://m.youtube.com/watch?v=EFJ7kDva7JE


Okuyan gözlerinize, Yüreklerinize,
Varlığınıza sağlık..

Sevgiyle..
İnsan Ne İle Yaşar? uzun zamandır merak ettiğim okuması bugüne kısmet olan kitapmış :)
İlk önce kitap roman kitabı değil 4 kısa sayılacak öyküden ibarettir. Kitaba ismini vermiş ilk hikaye kitabın ismini teşkil ediyor.

Bu hikayeden başka daha üç hikaye var kitabda. Hikayeler, dini ve ahlaki açıdan öğüt verecek şekilde seçilmiş. Hikayelerden açık konuşmak gerekirse yeni bir şeyler öğrenmiyorsunuz. Çünkü siz zaten kötülüğe iyilik ile karşılık verilmesi gerektiğini, açgözlü olmamayı, insanları sevmeyi ve diğer insani davranışları biliyorsunuz. Yine de eğer elinizde okunacak çok kitap varsa, okuduğunuz kitaplardan yorulduysanız bu kitabı kolaylıkla okursunuz.
Hikayeler kısa, kafa yormayan türde olduğundan ne zaman bittiğini bile anlamazsınız.

Kendinizden ilave çocuklarınıza da okuya bilirsiniz. Onların içinde iyiliği, dürüstlüğü, hakkı yeşertmek için ideal kitaptır.

Okumadan önce kendinize sorun İnsan Ne İle Yaşar? :)
O klasik soruyu bende sormadım değil aslında, Tolstoy'un bu eseri ilk dikkatimi çektiğinde. Hakikaten insan ne ile yaşar, dedim kendi kendime. Kitabı okumadan önce çeşitli fikirlere sahiptim. Kitabı okuduktan sonra bu fikirlerin hiçbirinin insanın ne ile yaşayacağına dair bir cevap olmadığını anladım. Tolstoy'un yalnızca Anna Karenina'sını okumuş biri olarak bu eserinde de Tolstoy kendini ele vermiş kanımca. "Ele vermek" ne kadar doğru bir terim oldu bilemiyorum, bir başka deyişle bu kitabın kapağını görmeseniz, direkt hiçbir şey bilmeden okumaya başlasanız bu eserin kesinlikle Tolstoy eseri olduğunu anlarsınız. İnsanların inançsal bakımdan iç dünyaları, iç dünyasındaki bu çatışmaları, yine inanç sayesinde bazı anlar ayakta kalabileceğini anlatmış bizlere Tolstoy. Bunlar elbette ki Tolstoy'un kendi düşünceleri, din ve inanç konusu Tolstoy'da önemlidir. Ayrıca basit fakat yoğun mekan tasvirleri özellikle son hikayede (Bey ile Uşağı) sıkça kullanılmış. O kar fırtınası, tipi tasvirleri kitabı okurken öylesine etkiliyor ki sizleri, üşümek istiyorsunuz siz de, o rüzgar sizin de yüzünüze çarpmasını istiyorsunuz istemsizce. Benim okuduğum yayınevi fazlaca bilinen bir yayınevi olmadığı için İnsan Ne ile Yaşar dahil üç adet hikaye bulunuyordu kitapta. İş Bankası Kültür Yayınları'nda bu hikaye sayısının altı olduğunu duydum. Bu açıdan bir kaybım olmuş, bu yüzden o yayınevinden çıkan İnsan Ne ile Yaşar'ı da gelecek zamanda okuyacağım. Bu arada, o klasik cevabı bende vermek isterim: Sevgi ile yaşar insan. Ayrıca bu bir "öz sevgi" de değildir, kendinden başka herkese duyulan bir sevgidir. İnsan sevgisi bir nevi. Peki insan kendine sevgi duymayacak, kendinden nefret mi edecek? Hayır, fakat bunun bir derecesi olmalı tabii ki de. Kendini sevmediği kadar başkalarını sevmek bir fedakarlıktır zannımca. Bu fedakarlığı alan, kazanan insanlar anlatılıyor üç öyküde de. Ayrıca insanlığın kimi bencil davranışları da gözler önüne serilmiş. Bu çağda da devam eden ve her çağda da devam edecek olan, insanın "daha" sevdası irdelenmiş büyük oranda. Bu sevgiyi göze alabilmeye fedakarlık dedik, hani derler ya insanin asıl dostları kötü günlerinde yanında olanlardır diye, elbette ki bu doğru. Fakat ben şunu diyorum, kötü günlere gerek kalmadan dahi o fedakarlığı göze alabilmeli insan. Bu açıdan, insanlığın arasına sevgi tohumları yayılması dileğiyle bitiriyorum bu incelemeyi. Bu fedakarlığı insanlık olarak göze alabilmemiz dileğiyle...
Merhaba arkadaşlar:)
Etkinlikle birlikte yoğun bir Tolstoy okuma temposuna girdim.Şu sıralar bu etkinliği fırsat bilip çokça Tolstoy eseri okuyup diğer okurların incelemelerini değerlendirmek ,alıntılarını okumak ,belki hiç ilgimizi çekmeyecek kitaplardan birine ilgimizi uyandıracak .Bu güzel etkinlik için sevgili inci ' ye teşekkür ederim :) İlk etkinliğimin ilk incelemesine başlayalım ...

Aslında yazar hakkında kısa bir araştırma yaparak işe başladım .Okuduğum bilgiler beni yazara daha da yaklaştırdı .İçimde inanan ,affeden ,nedensiz seven taraflarımın önceliklerim arasında olduğunu anladım .Bu düşüncelerle yazara ilgim daha da arttı .

Elimde 'İnsan Neyle Yaşar ' vardı ve onunla başladım.Kitap dört kısa hikayeden oluşuyor ve adını ilk hikayeden alıyor.

Kitabı okurken altını çizdiğim ve defalarca okuduğum ,çok beğendiğim cümleler oldu.Bunlarla ilgili alıntı yapmadım çünkü kitabın büyüsünü bozacağını düşündüm.Zaten kısa hikayelerden oluşuyor ve yapacağım alıntılar kitaptan ip ucu olmasın diye tüm çabam :) Yoksa sizlerle paylaşmaya can attığım neler neler var ...

Bir zamanlar TV de sır kapısı adında bazı kısa filmler olurdu :) Tamda o tarz hikayeler var. Sayfaları çevirirken ister istemez ürpermeler oluyor :) Tabi filmler kadar amatör değil :))) bu sizi yanıltmasın .

Hikayeler genellikle din,vicdan,sevgi,ahlak vb.. değer yargılarını tereyağından kıl çeker gibi yumuşacık anlatıyor.Çok tatlı ve akıcı bir anlatımı var hemen bitiveriyor :)

Bittiğinde huzur hissettim kendimde...Kendimi sorguladım. Kitapta bazı sorular vardı onları kendime sordum! Cevap verdiklerim oldu ,hiç cevap veremeyeceklerim de vardı... İnce ama çok dolu bir kitaptı. Bazen tüylerim ürpererek ,bazen gözlerim nemlenerek,bazen de korkarak okuduğum anlar oldu ...

Ben çok beğendim ...Okuyacak her kişiye birşeyler katacak türden kıssadan hisse dediklerimizden...

Sevgiler...Saygılar...
Sitede katıldığım ilk okuma etkinliği olan inci Hanım'ın sayesinde ilk Tolstoy kitabımı okumuş bulunuyorum.
İtiraf ediyorum siteye gelmeden önce dünya klasiklerine karşı ön yargım vardı. Bu kitapları çok ağır dilde yazılmış ağır kitaplar zannediyordum.
Tolstoy'dan hiç bu kadar güzel ve hafif bir kitap beklemiyordum. Hafif derken bu kadar akıcı ve güzel bir kitap, kesinlikle geç kaldığım bir kitap olmuş (özelleştiri: ne kadar önyargılıymışım)

Siz bakmayın benim bu kitabı etkinlik de olsa bu kadar geçiktirdiğime işte ne kadar okumak istesem de bir türlü okuma isteği içime gelmemesi, temin edememem ve bir sürü türlü olaylar sonucu kitabı altı çizili yerleriyle eski sahibinin de kişiliğini düşünerek okudum altı çizili yerlerde aa ne kadar da kendini anlatan cümleleri bulmuş dedim ve böylelikle daha eğlenceli bir okuma oldu benim için (Duyuru: altı çizili kitaplarınızdan kabul edilir =D)

Kitaba gelirsek 5 hikayeden oluşmuş hatta kıssadan hisse de diyebileceğimiz şekilde yazılmış hepsi birbirinden güzel birbirinden akıcıydı. Tolstoy'un öbür kitaplarını okumadım ama bu başlangıç için güzel bir kitap olabilir hatta çok rahat ilk öğretim 7/8 sınıflarda bile okunabilir olacağını düşünüyorum.

Şimdi kitabın adını aldığı "insan neyle yaşar" sorusunu herkes sormuştur kendine elbet ve herkesin kendince verdiği cevabı olmuştur.
Ben okurken aklıma birden şu şarkı geldi ve sitedeki şu sıralar hız kesmeyen kavgalaradan sonra buraya da bırakmak istedim...

https://youtu.be/NK5luf8amrk

Şu dünyadaki en mutlu kişi
Mutluluk verendir
Şu dünyadaki sevilen kişi
Sevmeyi bilendir
Şu dünyadaki en bilge kişi
Kendini bilendir
Şu dünyadaki en soylu kişi
İnsafa gelendir


İncelememi bitirirken benim etkinlikle kitabı öne almamı sağlayan etkinliği düzenleyen ve etkinlikte emeği geçenlere teşekkür ediyorum

Herkesciklere keyifli okumalar =)
Yaşıyoruz öylesine; derine inmeden, hiç düşünmeden... Varoluşumuzun nedenini bile bilmeden...
En son ne zaman sorduk kendimize "Yaşama amacımız ne?" diye! Hikayenin sonuna geldiğimizde ne olacak diye! Cevaplardan mı korkuyoruz yoksa soru sormaktan mı kaçınıyoruz sence?
Gerçek hayatta kaçındığımız sorular ve/veya korktuğumuz cevapları kitaplardan okumayı yeğliyoruz belki de.

İnsan Neyle Yaşar daha önce üzerine çokça düşünmediğimiz konular üzerinde duruyor öncelikle. "İnsanda ne var? İnsana ne verilmemiştir? İnsan neyle yaşar?" Tolstoy, bu soruları hikayelerin içinde anlamlı bir hale getirerek cevaplandırıyor.
"İnsana çok toprak gerekir mi?" ise açgözlülük üzerine okunması gereken temel hikayesidir zannımca.

Kitapta sunulan birtakım öğretiler ise şu şekilde;
-Biri sana kötü bir şey mi söyledi, aldırmayacak doğrusunu göstereceksin.
-Hıncı uzatırsanız daha kötü olur.
-Kin tutmamak iyidir.
-Kötülük eden kötülük bulur.
-Biri seni güçlendirirse Tanrı'nın emrine uy affet onu; hem hayatın dertsiz kaygısız, hem de vicdanın hep rahat olur.

Ayrıca Tolstoy'un bu eserinde İncil'den birtakım alıntılar yaptığını da söylemek mümkün. Bkz.
-"Biz kardeşleri sevdiğimiz için ölümden yaşama geçtiğimizi biliyoruz. Sevmeyen ölümde kalır." (1. Yuhanna 3:14. bap)
-"Sevmeyen kişi tanrıyı tanımaz. Çünkü Tanrı sevgidir." (1. Yuhanna 4:8. bap)
-""Göze göz, dişe diş" dendiğini duydunuz. Ama ben size diyorum ki, kötüye karşı direnmeyin." (Matta, 5:38-39. baplar)
-"Kötülük yapana karşı koyma; sağ yanağına vurana öbür yanağını da çevir." (Matta 5:39. bap)
Özellikle Matta'da geçen ifadeler tartışılabilirliği oldukça yüksek konuları teşkil etmektedir.

Eserdeki en anlamlı cümle ile incelememi sonlandırmam gerekirse;

DÜNYADA BARIŞ, İNSANDA İYİ NİYET OLMALI.
Tolstoy dedenin kıssadan hisse minvalli öykülerini okuduğumuz bu kitabında bol bol Tanrı, iyilik - ödül, kötülük - ceza temalı hikayeler okuyoruz. Kötülük yapanı affedin İsa olsa affederdi ya da iyilik yap denize at gün gelir seni bulur düşüncesi hakim kitabın hemen hemen tümüne.

*İhtiyacı olana yardım et...
*Yardımsever ol..
*Komşunla iyi geçin...
*Açgözlü olma, açgözlülük iyi değil..
*Sana kötü davranana sen kötülük yapma.. Bırak Allah'ından bulsun. :) gibi öğütler vermiş.

Dedeye sahip çıkalım, öğütlerini dinleyip iyi çocuklar olalım. =)

Son olarak da şunu bırakıp saçmalamaya devam etmeden bitiriyorum.

https://youtu.be/TtmPYw3DY4g
Çok okumak istediğim İnsan Neyle Yaşar'ı nihayet okuyabildim. Beni etkileyen nadir kitaplar arasında. Ve artık başucu kitaplarımdan birisi.
Kitabın içinde küçük hikayeler yer almakta. Bu hikayelerin en önemli özelliği; bize, mutluluk, aç gözlülük, dostluk yani kısacası hayatla ilgili çok mühim dersler vermesi ve sizi oldukça fazla düşündürmesi.
Tabiki favori hikayem İnsan Neyle Yaşar.
Hepinize keyifli okumalar.
Gecikmiş bir incelemeden daha herkese selamlar. Sanırım bir süre daha böyle devam edicem (:
Yazar ile tanıştığınız ilk kitap önemlidir bence. Çünkü genelde insan ilk okuduğu kitaba göre o yazarın diğer kitaplarına bakıp bakmamaya karar veriyor. Bu kitapta benim için öyle oldu. Ve başka kitaplarını da okumam gerektiğini söyledi. (:
Ana fikir olarak kısa kısa hikayeler içinde insanın manevi gelişim sürecinde kat ettiği yol ile dünyevi hayatında erdemli bir birey olmanın birbiriyle olan ilişkisinden bahsediyor. Hırslarımızın, sabırsızlığımızın ve doyumsuzluğumuzun dizginlenmesi gerektiğini anlatıyor ve temel de şu üç soruya cevap veriyor.
Bunlar; İnsana yön veren şey nedir?
İnsana ne verilmemiştir? ve İnsan ne ile yaşar?
Okuduğunuza pişman olmayacağınız bir kitap. Keyifli okumalar diliyorum (:
''Adam bir yıl sonrasına hazırlanıyor, ama akşama varmadan öleceğini bilmiyor'' diye düşündüm...
Allah beni 3 hakikati öğrenmem için Dünyaya yolladı.
Allah'ın bana söylediği ilk soru şuydu. 'İnsanın kalbine ne hükmeder?' ve anladım ki insanın kalbine sevgi hükmeder. ikinci soru ise 'İnsana ne verilmemiştir ? ' İnsana kendi ihtiyaçlarının bilgisi verilmemiştir. ve üçüncü soru ise 'İnsan ne ile yaşar?' ve anladım ki İnsanın elinde hiç bir şey olmasa bile Allah sevgisi olsun yeter. Yani insan Allah'a inanmadan yaşayamaz..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İnsan Neyle Yaşar
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053607038
Orijinal adı:
Чем люди живы
Çeviri:
Koray Karasulu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Lev Nikolayeviç Tolstoy (1828-1910): Anna Karenina, Savaş ve Barış, Kreutzer Sonat ve Diriliş'in büyük yazarı, yaşamının son otuz yılında kendini insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük, boyun eğme, başkaldırma, sanat ve estetik konularında kuramsal çalışmalara verdi. Bu dönemde yazdığı öykülerde yıllarca üzerinde düşündüğü insanlık sorunlarını edebi bir kurgu içinde ele aldı. Tolstoy, insan sevgisi ve inanç konularını ustalığının bütün inceliğiyle işlerken, İnsan Neyle Yaşar? ile gerçek hayatı yansıtan tabloların içinde yeni bir ahlak anlayışını ortaya koydu.

Kitabı okuyanlar 16.541 okur

  • Nida KAYHAN
  • Emirhan Gündoğan
  • Sümeyye
  • Fa.
  • Hakan Kerem Yıldırım
  • Dilek Dmrc
  • Yakup Özyurt
  • Nazende
  • Derya Akgul
  • Çağrı Yıldız

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%28
14-17 Yaş
%22.7
18-24 Yaş
%19
25-34 Yaş
%14.1
35-44 Yaş
%10.4
45-54 Yaş
%2.5
55-64 Yaş
%0.3
65+ Yaş
%2.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.4
Erkek
%33.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.1 (1.248)
9
%20.6 (917)
8
%22.4 (996)
7
%11.3 (502)
6
%4.8 (212)
5
%2.7 (122)
4
%0.8 (35)
3
%0.6 (28)
2
%0.3 (12)
1
%0.3 (14)

Kitabın sıralamaları