Metro kalabalıktı. İnsanlar kendi dünyalarına gömülmüş, bir yerden bir yere yetişmenin telaşı içindeydi. Ben de onlardan biriydim. Ankara metrosunda, yetişmem gereken bir randevunun sıkıntısıyla saatime bakıp duruyordum.
Bir süre sonra bir şey dikkatimi çekti. Karşı tarafta duran bir adam, gözlerini bana dikmişti. İlk başta önemsemedim. İnsan bazen dalar, farkında olmadan bir noktaya bakar. Ama bu öyle değildi. Bakışı sabitti. Israrcıydı. Rahatsız ediciydi.
Dakikalar geçti. Metro tünelleri birbiri ardına yutarken adamın bakışı yerinden kıpırdamadı. En sonunda dayanamadım.
“Hayırdır dostum?” dedim sakin bir sesle. “Birine benzettin sanırım.”
Adamın yüzünde hafif ukala bir ifade belirdi.
“Yooo,” dedi umursamaz bir tavırla. “Böyle bir güzelliğin benzerini gördüğümü hatırlamıyorum.”
Sözleri havada asılı kaldı. Bir an durdum. Gerçekten anlamak için değil, sinirimi kontrol etmek için sordum:
“Af buyur… algılayamadım.”
Adam bu kez daha da rahatladı.
“Çok güzelsin diyorum.”
Sinirlerim o anda gerilmeye başladı. Ama ses tonumu bozmadım. Yüzümde küçük bir ifade bile değişmedi.
“Yakından bakmak ister misin?” dedim.
Sanki beklediği daveti almış gibi, sazan gibi iki adımda önüme geldi. Daha ağzını açmaya fırsat bulamadan, başımı sertçe öne doğru savurdum.