Tutunamayanlar (Bütün Eserleri 1)

·
Okunma
·
Beğeni
·
459,5bin
Gösterim
Adı:
Tutunamayanlar
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Kasım 2020
Sayfa sayısı:
724
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700114
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar'ı Berna Moran, " hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak niteler. Moran'a göre "Oğuz Atay'ın mizah gücü, duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar'ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, yapıttaki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır." Küçük burjuva dünyasını zekice alaya alan Atay "saldırısını, tutunanların anlamayacağı, red edeceği türden bir romanla yapar." Tutunamayanlar, 1970 TRT Roman Ödülü'nü kazanmıştı.
724 syf.
·73 günde·Beğendi·9/10 puan
"Hayatım hayatımın romanı olsun.." diyerek başlayalım..

En çok yarım bırakılan kitaplar arasında 1, En çok okunacak kitaplar arasında 3. sırada olması bile bir çelişki teşkil etmiyor mu? Meraklanıp, kitaba başlayıp, kitaba tutunamayanlar: (Selim olsa hepinizden tiksiniyorum derdi :)) )

Kitap hakkında fikir ve naçizhane tavsiyelerime gelirsek:
1. Kitaba korku ile başlamayın ( "Yok bu kadar insan iyi kitabı neden yarım bıraksın ki?" gibi)
2. Hiçbir olumsuz yorum sizi yıldırmasın;
3. Kitabın kalınlığı, sayfa sayısı gözünüzde dağ olmasın;
4. Kitaba başlamadan önce akıcı bir roman olacak diye düşünmeyin;
5. Ve sonda yeni ve hiç bilmediğin türden kapılar açmak senin elinde..

İlk başlarda okuduğumda biraz afallamıştım. Bir çok okurun dediği "anlaşılmamazlık, akıcılık" kısmı bende yoktu. Ama bunlar güzel günlerimdi. Kitap bir yerden sonra karmakarışık olmaya başladı. Karakterler belleğimde kayboldular. Kitabın gelgitleri beni yormaya başladı. Okuduğum kısımların üzerinden iki kere geçmek zorunda olduğum bile oldu.

Sonra yavaş yavaş taşlar yerinde durmaya başladı.
* Okumadığım zamanlarda okumak için içimden gelen talep;
* Her an Selim`in yerine kendimi koymam;
* Bir okumaya başladım mı ne kadar çok okuduğuma kendimin bile şaşması, vs.vs.

Bir süre sonra kendinizden geçiyor, ara sıra Turgut çokça Selim oluyorsunuz. Altını çizdiğiniz alıntıları okudukça anlıyorsunuz ki aslında bu çaba boşuna değildi.

Kitabı akıcı bir roman olarak değil, piskolojik ve felsefik yönden ele alırsak daha az hata yapmış olur, daha çok okumak için yol kat etmiş oluruz.

*En sıkıldığım nokta (1 ay o bölüm yüzünden aksadım) Günseli`in Selim hakkında konuştuğu bölümdü. İlk kez kitapta o bölümde sıkıldım. Paragraf boyunca bir tek virgül, nokta işaretine rastlamadım. Bu beni yıldırmadı desem yalan olur.

Bundan başka,
* "Tutunamayanlar Ansklopedisi" ilginçti;
* Karekter analiz ve seçimi başarlıydı;
* Yazarın kelime cambazlığı harükuladeydi;
* Alıntılar mükemmeldi;
* Olric fikri orjinaldi benim alemimde (en azından isim konusunda)

*En akıcı nokta: Selim`in günlükleriydi. Selimi en iyi anladığımız kısımlar o kısımlardı çünkü.

Bir puanı- Günseli`nin anlatım biçimi ve bir de bende saklı kalacak bir sebep yüzünden kesiyorum. Bunlardan başka okumanız için elinizde mükemmel bir roman mevcut.

Hiçbir şey için değilse bile, merakımı giderdiğim için bile değer diye düşünüyorum.:)
Mükemmel bir dibe vuruş hikayesi için kolları sıvayın derim.
Tabiri caiz ise:
"Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok." diyenlerin romanı.

"Tanrı, tutunamayanlardan rahmetini esirgemesin..."
Kitaba ve hayata tutunmanız dileği ile..
724 syf.
·7 günde·10/10 puan
YouTube kitap kanalımda Oğuz Atay'ın hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/INZw0WFskak

Demek bir hevesle o herkesin konuştuğu Oğuz Atay'a Tutunamayanlar kitabıyla başladın ve seni hiç sarmadı? Hatta Tutunamayanlar kitabı sana çok ağır geldiği ve akıcı gelmediği için bir köşeye atıp bir daha kapağını bile açmak istemiyorsun? O zaman şu an doğru incelemeyi okuyorsun demektir.

Türkiye'nin en çok yarım bırakılan kitabını yarım bırakmamanız amacıyla kaleme alınmış bu yazıda kendi Tutunamayanlar ve Oğuz Atay deneyimlerimden yola çıkarak sizin için bir "yapılacaklar listesi" oluşturdum. Böylece bu harika kitabı yarım bırakmamanız için çabalayacağım. Çünkü 700 küsür sayfalık bir kitaba harcayacağınız günlerinizin boşa gitmiş gibi hissettirmemesini ve bu kitaptan tam bir verim almanızı istiyorum.

Tutunamayanlar'ı yarım bırakmamak için yapılacaklar listesi:

1- Oğuz Atay serüveninize Tutunamayanlar kitabıyla başlamayın, bunun yerine Korkuyu Beklerken kitabıyla başlayın. Çünkü Oğuz Atay'ın dert edindiği bütün konuların hepsi neredeyse Korkuyu Beklerken öykülerinde var zaten. Yani aydın eleştirileri, ironiler, iç hesaplaşma, monolog, korku ve oyun gibi Oğuz Atay kitaplarının karakteristik özelliklerinin hepsini görmek açısından Korkuyu Beklerken kitabından başlamalısınız diye düşünüyorum.

2- Oğuz Atay'ın okuduğu yazarları okumuş olmak size büyük bir avantaj kazandırır. Dostoyevski ve Kafka külliyatındaki Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Dönüşüm ve Dava gibi en önemli kitapları ve özellikle de Gonçarov'un Oblomov kitabını okumuş olmak Tutunamayanlar'daki karakterlerin hayat biçimlerini, düşüncelerini ve neden tutunamadıklarını anlamak açısından büyük önem taşıyor.

3- Yıldız Ecevit'in Ben Buradayım: Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası rehber kitabı yanınızda bir dost olarak bulunmalı. Böylece Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar kitabındaki karakterlerle, yazım biçimiyle, toplumcu gerçekçi edebiyata bireyci edebiyat ile karşı çıkışıyla neyi amaçladığını daha iyi anlarsınız ve böylece Tutunamayanlar kitabının neden tutunamayanları anlattığını daha iyi kavramış olursunuz.

4- Tutunamayanlık kavramı üzerine düşünmek oldukça önemli. Bu yüzden Türkiye'nin 60lı yıllarındaki Demokrat Parti döneminin özelliklerini bilmek, iktidar, toplum ve birey arasındaki etkileşimler perspektifinden düşünmek, dünya savaşlarından sonra dünyanın kaydığı bireyci çizgi hakkında bilinçlenmek gibi siyasi zihniyet perspektifleri sizi Tutunamayanlar kitabına karşı ısındıracak yönler olacaktır.

5- Tutunamayanlar kitabını okuduğunuz sırada Selim, Turgut, Günseli gibi karakterleri gerek toplumcu gerçekçi köy romanlarındaki karakterlerle gerekse de dünya edebiyatındaki edebiyat ürünleriyle karşılaştırmanızı tavsiye ederim. Bu size karşılaştırmalı bir edebiyat incelemesi yapma fırsatı da tanıyacaktır.

Peki "seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri hep kaçırırdım" ile başlayan ve 76 sayfa noktalamasız bir şekilde soluksuz süren bölümü nasıl okuyacağız? diye de soruyor ve bir Rap parçası gibi okunabilen bu kısmı merak ediyor olabilirsiniz: https://www.instagram.com/p/CNvHizDJ1Xm/

6- James Joyce, William Faulkner, Yusuf Atılgan gibi bilinçdışı ile bilinci sıklıkla kullanan ve kitaplarında bilinç akışı bölümlerine sıklıkla yer veren yazarları okumuş olmanız size yine büyük bir avantaj kazandıracaktır. Ama bu yazarları okumamış olarak da Oğuz Atay okuyabilirsiniz. Sadece bilincin dışavurulduğunu, en saf haliyle göründüğünü ve anlatıcı değişiminin Atay tarafından nasıl ustalıkla işlendiğini bu bölüm için aklınızda tutmanız gereken yönler olarak tavsiye ederim.

7- Tutunamayanlar kitabını Freudyen ve libido temelli bir psikanaliz yorumuyla değil de daha çok Jungiyen yani gölge ve persona benliklerin çarpıştığı bir psikanaliz yöntemiyle yorumlamanızı tavsiye ederim. Yıldız Ecevit de bunu öneriyor.

8- Oğuz Atay'ın kitaplarını "Sonunda ne olacak?" acaba düşüncesiyle okumayın. Çünkü Tutunamayanlar'ın 447. sayfasında Oğuz Atay bu kaygınızı kendi cevaplamıştır: "Hayatımın, başı ve sonu belliydi; hiç olmazsa ortasını kaçırmamalıydım."

Oğuz Atay kitaplarının ve Tutunamayanlar'ın da başı ve sonu bellidir, hiç olmazsa ortasını kaçırmayın.

9- Oğuz Atay'ın kitaplarını akıcı ve sürükleyici olması klişelerinizle okumayın. Oğuz Atay zaten edebiyatımızda klişeleri en çok yıkmış yazarlarımızdan biridir. Belki de en değerlisidir. Artık akmayan, sizi zorlayacak ve bunun sonucunda da sizin okuma çıtanızı yükseltecek kitapların arayışında olmalısınız, o yüzden Tutunamayanlar kitabındaki viskoziteyi bir de böyle düşünmenizi tavsiye ederim.

10- Sadece bu kitabı değil, başladığınız hiçbir işi bir tutunamayan olmamak adına yarım bırakmayın. Nikos Kazancakis'in Zorba adlı kitabında 261. sayfada yazan o harika cümleleri hatırlayın:

"Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avara et ve korkma!"

İsterseniz bütün bu yazdıklarımı ve diğer detayları bir video olarak da izleyebilirsiniz: https://youtu.be/Q9SFqgGWSX4

Daha çok okurun bu Tutunamayanlar rehberinden faydalanabilmesi için bu incelemeyi paylaşabilirsiniz. Keyifli ve Oğuz Atay'ın tutunamadığı şeyler arasındaki tehlikeli oyunlarınızın ihtimallerini daha çok keşfetmeye yakınlaşabileceğiniz, oyunlarla yaşadığınız ve korkularınızı beklerken bu arada kendinizi de unutmadığınız meraklı okumalar dilerim.
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (24,6bin Oy)29,2bin beğeni88,8bin okunma130,9bin alıntı942,8bin gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (23,6bin Oy)25,5bin beğeni92bin okunma155,7bin alıntı473,9bin gösterim
  • 1984
    8.9/10 (25,6bin Oy)26,9bin beğeni86,3bin okunma99bin alıntı363,5bin gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (18,9bin Oy)16,8bin beğeni68,2bin okunma47,3bin alıntı244bin gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (23,8bin Oy)25,1bin beğeni98,2bin okunma63,7bin alıntı503,5bin gösterim
  • Sefiller
    9.2/10 (12,8bin Oy)15bin beğeni51,7bin okunma74,9bin alıntı344,9bin gösterim
  • Dönüşüm
    8.1/10 (31,3bin Oy)29,9bin beğeni128,1bin okunma25,6bin alıntı2,4milyon gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (14,8bin Oy)13,5bin beğeni55,5bin okunma108,2bin alıntı393,4bin gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.1/10 (34,8bin Oy)39bin beğeni128bin okunma90,8bin alıntı624,1bin gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.7/10 (23,7bin Oy)23,5bin beğeni90,5bin okunma28,6bin alıntı352,5bin gösterim
724 syf.
·14 günde·10/10 puan
İncelemeye ben de sitedeki en çok beğenilen incelemedeki gibi "Hayatım hayatımın romanı olsun.." diyerek başlayayım.

Sadece 1000kitap'ta bu kitap için şimdiye dek 233 inceleme yazılmışsa üzerine daha söylenebilir diye düşündüm. Tabii 233 incelemenin tümünü okumadım ama yine de kendimce bir kaç şey söylemek istedim.

Şimdi efenim kitap için bir sürü madde sıralanmış öyle yapın böyle yapmayın, kimisi gitmiyor demiş, ağır kitap demiş yarım bırakmış. Tabi benzeri yorumları ben de daha önce okuduğum için ilk başlarken gözüm korkmuyor değildi. Sürekli okumak isteyip de bitiremem korkusuyla başlamaya cesaret edemediğim bir kitaptı. Baktım ortam çok müsait tam sindire sindire okunabilecek bir zamandayım, hadi bir cesaret başlayalım Olric dedim ve başladım okumaya.

Şimdi sözüm okumak isteyip de benim gibi yukarıdaki yorumlardan dolayı kararsız kalan okur arkadaşlarıma.

Kimseyi dinlemeyin ve kitaba dair görüşünüzü kendiniz oluşturun. Kitap hiç de büyütüldüğü gibi gelgitlere sebep olan, kitap karakterlerinin karmakarışık hale geldiği, yoran üzen bir kitap değildi. Konuları toparlamakta olayları bir arada tutmakta zorlanıyor insan denilmiş yalan inanmayın. Yarım bırakanlar bence kitabın içine girememişler, ilk başlarda bu ne şimdi ne saçmalıyor, kim kiminle konuşuyor gibi hafif bir bocalama yaşayabilirsiniz; ama bırakmayın. Kitabın minnacık bir kısmı ile koca kitabı yargılamayın. Zaten sonrasında siz anlamadan karakterler sizi olayın içine çekiverecek. Gayet akıcı, gayet samimi bir kitap.

Severek okuduğum "Canım Selim" diye kahrola kahrola ilerlediğim bir kitap oldu. Ne araya giren eski Osmanlıca gibi olan dil, ne noktalama işareti olmayan bölüm kırdı hevesimi. İçim cız ede ede, burnumun direği sızlaya sızlaya bitirdim kitabı. Hani bir bu kadar daha uzasa sıkılmadan okumaya devam ederdim.

Selim anlatamadı kimseye kendini, aklından geçenleri kelimelere dökemedi. Dökemedi diye de kimse onu anlamadı. Sormadan sorgulamadan kabul etsinler onu istedi, tanımlar bulmaya, kalıplara sokmaya uğraşmasınlar olduğu gibi kabul etsinler istedi. Olmadı,yapmadılar.

'Hangi onlar Selim?'
'Onlar işte,'... 'Onlar canım. Onlar, onlar, onlar.'

Sanki Selim herkese fazla fazla koşmuş da kimse Selim'i yeteri kadar önemsememiş. Etrafındaki herhangi bir gruba benzeyebilmek için hep rol yapmış, ama aslında hiç birine dahil olamamış, hep bir eksiklik duymuş, sonunda da tüm bu oyunlardan yorulmuş. Selim dünyanın en güzel Selim'iydi belki ama anlatmakla tanıtamam size Selim'i. Onu tanımak için kitabı okumalısınız,zaten ne demişti Selim "Hayatım hayatımın romanıdır."(s.398).

Turgut ise bir tutunandır aslında kitabın başında bana göre,Selim’in intiharıyla Selim’i anlamak için Selim’in hayatını araştırmaya başlar.Selim’in ölümü Turgut ‘un ÖZBENliğini arama macerasının başlangıcı olur. Yavaş yavaş fark eder etrafındaki oyunlarla sürdürülen sahte yaşamları. Herkesten rahatsızlık duymaya başlar.

Fark eder de kimseye anlatamaz, kimsenin kendisini anlayamayacağını düşünerek sürekli Selim’e özlem duyar. İnsan etrafta kendisini dinleyecek kimseyi bulamadığında ne yapar? Kendi kendisiyle konuşur sürekli, kendisi sorar kendisi cevaplar. Zihninde tartışır durur aklı ve duyuları. Böylece ortaya Olric çıkar.

O kadar inandırıcı bir kurgusu var ki bazı yerlerinde gerçek mi kurgu mu emin olmak için internete başvurdum. :) Dandini ve Dastana kısmı süperdi mesela itiraf edeyim kontrol ettim. :)) Güzel bir mizahı, güzel bir felsefesi olan farklı bir kitap.

Son olarak kitap bitmez/bitmiyor diye yakınanlara söylemek istediğim bir şey var. Kitap bitmiyor kısmı doğru, çünkü o kadar çok seviyorsunuz ki dönüp baştan okumak istiyorsunuz ya da açıp açıp ordan burdan bir kaç pasaj okuyup kapatıyorsunuz. Kitap bitse de bitiremiyorsunuz yani.

Şimdiye kadar okumadığım için pişman değilim, kendime göre doğru zamanda keyfine vararak okudum. Belki ileride özler,tekrar okurum.

Doğru zaman geldiğinde siz de bu kırmızı kapaklı kara kitabı açıp okumak için tereddüt etmeyin. Muhtaç olduğunuz kudret beyninizdeki asil kıvrımlarda mevcuttur.
724 syf.
·23 günde·Beğendi·10/10 puan
28 yaşındaydı...
“Tabancayı aldı ve ateş etti.”
Selim...
Selim Işık...
Hayatın cılız gölgesi...
Silinmeye yüz tutmuş...
Mütereddit...
Şövalye romanları okuya okuya kendini Don Kişot sanan zırhı paslanmış bir kahraman...
Tutunamayan...
Kitaplarda yaşayan hezeyan...
İnsanların aldattığı...
Yorduğu...
Yaşamayı kimsenin öğretmediği Selim...
Turgut’un kalp ağrısı...
Vicdanı susmayan deli...
28 yaşındaydı...
“Tabancayı aldı ve ateş etti.”
Hayatı boyunca dinlenmedi...
Akıl edemedi...
Cesaret edemedi...
Suçlu hissetti...
Istırap çekti...
Korktu...
Endişe etti...
Tedahülden kalkan para gibi...
Terk edilmiş virane gibi...
Arkasından taşlanan ve kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp inleyerek kaçan bir köpek gibi hayattan gitti...
Hayatını sağa sola dağıttı...
Ciğerini itler yedi...
Soluğu kesildi...
Geveze, bütün hayatı boyunca susmadan konuştu ve tek bir söz çıkarabildi ortaya ...
Çoğul bir kelime...
Tutunamayanlar...
Kapalı kapıların ardında kilitli bırakılan buhranlı genç...
Ölümü bekliyor...
Ölmeye yatıyor...
Ölümü planlıyor...
28 yaşındaydı...
Yaşamaktan yorulmuş...
Herkes sorumlu ölümünden...
Sen de sorumlusun...
Ben de...
Tutunamayan herkesten, herkes sorumlu...
Biraz ilgi...
Biraz şefkat...
Biraz merhamet...
Biraz sevgi...
....................
Turgut Özben :
Unutamayan...
Ve tutunamayan...
Unutulmayı ölümden beter sayan...
Eski bir albümün soluk resmi...
Selim’in ölerek yalnız bıraktığı Turgut...
“ Beni de al Selim.” diye sızlıyor içi...
“Ölmekle bana haksızlık ettin.”

Kimdir TUTUNAMAYANLAR?
Kaybedenler...
Kazanıp yine kaybedenler...
Kazanmaya çalışırken hırpalananlar...
Anlaşılmayanlar...
.................
Bu kitap:
Mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır...
Sevilmek ve özlenmek için yaygara koparan küçük bir çocuğun küsüp oyundan çıkmasının romanıdır...
Hepimizin içinde bir “tutunamayan” var...
Trajediyi ve mizahı iç içe kullanan bu dahi Oğuz Atay 70’li yıllarda milenyum çağının buhranlarını postmodernin zirvesinde insan ruhunun mahzenlerine hapsediyor. Varoluşçuluğu nabızlarda hissetmek mümkün...
Bilinç akışına can ve ses veren Olric Türk edebiyatının sevimli hayali kahramanı...
...............,.,
Bu kitap:
Bir intiharın değil tutunamayanların katillerinin arandığı bir CİNAYET romanıdır...
Katil kim?
Aynaya bakalım ...
Giderek yalnızlaşıyoruz...
Yalnız...
Çaresiz...
Ve umutsuz...
Ve dayanaksız...
Aldatılarak...
Yoksun...
TUTUNAMADAN...
724 syf.
·Puan vermedi
En yakın arkadaşınızın öldüğünü düşünün. Ne yaparsın veya ne yapabilirsiniz ? Hiçbir şey. Hiçbir şey yapamazsınız, Oğuz da hiçbir şey yapamadı. Sadece oturup bu kitabı yazdı. Bu kitabı yazarken ne oldu, kendini bir nevi öldürdü. Neden? Hiç denediniz mi bilmiyorum ama yazmak, insan beyninin en çok yorulduğu anlardan biri. Çok hevesle başladığım bir çok kitabın beş on sayfasına gelince bıraktım, devam edemedim. Oğuz bırakmadı, beyninde tümör varken bile, eline kalem aldı ve yazdı. Ölen arkadaşına bir karakter giydirdi. Ve onu yaşatmaya, onu aramaya başladı kelimelerle. Bazen yetmedi kelimeler, o zaman duraksadı konudan konuya atladı. Sonra yine döndü, başladı aramaya onu. Bir şekilde bitirdi kitabı, dönüp ben ne yazdım diyemedi. Bazı hatıralara dönemezsiniz. Geçmişinden korkan insanları anlattı o. Geçmişten korkmak nedir ? Geçmişten korkmak, o ana dönersem o anı bozma korkusu demektir. Bir yakınınızı kaybettiğiniz ana dönemezsiniz, o an hep zaten sizinle bir yerlerde oturup, sizi seyrediyordur. Veya ilk aşık olduğunuz kadına, erkeğe de dönemezsiniz çünkü o da sizinle koşuyordur yol boyu. Selim dedi o hatıralarına, bir yanda da Turgut çıktı. Başladılar birbirlerini aramaya, bulmak hiçkimseye nasip olmamış buralarda. Turgut Selim'i aradı. Oğuz, Ural'ı aradı. Sonra hayat verdi ya kitaba, konudan konuya atladı. Ne başı oldu ne sonu. Burada elendi tutunabilenler. Kitabı bıraktılar ellerinden, ama dillerinden düşmedi kelimeler. Bu tutunabilenler, hayattan istediğini almış insanlardı. Yani onlara anları değil, sonuçları vermeniz gerekirdi. Başı ve sonu olmalıydı her kitabın ve mümkünse de mutlu son olsundu. Oğuz işte bunlar elensin diye yazdı, belki bir kaç Selim'e, bir kaç Oğuz'a , bir kaç Ural'a bir dal olma ümidiyle. Yayınlandığı dönemde hiç okunmayan, eline kalemi alan herkesin eleştirdiği kitap, edebiyatımızın en iyi kitabı oldu. Çünkü dal oldu arayan ve bulmakla da çok işi olmayan insanlara. Çok satanlarda oldu, en okunmayan kitap. Oğuz zaten böyle olmasını istiyordu. Oğuz kendisiyle konuşmak için hayali karakterler oluşturdu, tüm gerçeklerden. O hayali karakterler de, kendi hayali karakterlerini oluşturdular, tüm gerçekliklerinden. Oğuzun ki Selim, Turgut. Turgutun ki Olric, Olric'in ki de kimdir acaba. Oğuz kendisiyle konuştu. Turgut kendisiyle. Olric de kendisiyle. Hepimiz yalnızdık bu aramaya geldiğimiz dünyada ama bazıları şanslıydı ki gülünç buldu derdini. Ve Oğuz çıktı elinde sihirden kelimelerle, diğer elinde de izmarit olmuş sigarasıyla: Yalnız mısın, bulsana Olric'ini.
724 syf.
BİR OKUMA SERÜVENİ OLARAK TUTUNAMAYANLARA FARKLI BİR BAKIŞ

1979 kışıydı. Kağıthane askeri kışlasının büyükçe bir salonunda oturuyorduk. Tiyatro ve sinema salonuydu galiba. Toplu gözaltıların en büyüklerinden biriydi. Galiba birkaç yüz kişi vardık. İTÜ-Maden binasından derdest edilmiştik. Sahnede bir arkadaşımız çaldığı sazın yanık sesine melodik sesiyle eşlik ediyordu. “Aldırma Gönül”ü söylüyordu. İsmini çoktan unuttuğum, galiba Halkın Kurtuluşundan bir arkadaşım, bu şarkı beş para etmez, dedi, hapis yatmaya, mücadele etmemeye teşvik ediyor.

Parça hakkında öyle düşünmesek de yaşama bakışımız bu minvaldeydi. 1970’lerin başından itibaren düşünsel hayat tamamen Sosyalist, Marksist politizasyonun hegemonyasına girmişti. Kitaplardan sadece toplumsal gerçekçileri okurduk. Sadece biz öğrenciler değil, Türk aydınlarının çoğu öyleydi.

İşte bu havada yayınlandı Tutunamayanlar’ın ilk cildi. Yayınlanır yayınlanmaz kendini eleştirel bir suskunluğun içinde buldu. Belli ki yazar anlaşılamamış belki de yok sayılmak istenmişti.

Eğer TRT roman ödülünü almasa satın alıp kapağını açan olmazdı eminim. Elimde istatistikleri yok ama çok az satılmış olmalı. Çünkü 1982-83 yılına kadar koskoca okul çevresinde okuyan hiç tanıdığım olmamıştı.

Peki neden? Çünkü Tutunamayanlar’da küçük burjuvaziden, onun hayata bakışından, bunalımlarından bahsederken onlar kötülenmiyor, devrimci olmamakla suçlanmıyor, lümpenlik yaftası yapıştırılmıyor ve hatta onlardan sevgi ve anlayışla söz ediliyordu. İşte tüm bunlar Zeitgeist’e tersti. Aydınlar bir yandan dinin sunduğu öbür dünya cennetini aptalca bir ütopya olarak görürken, diğer yandan dünyada bir cennet olan Komünizmi zorunlu bir gerçeklik, bir toplumsal final olarak yüceltiyorlardı. Memleketi kurtarma modası vardı o zamanlarda ve bu eseriyle yazar, işte onları hicvediyor, tiye alıyordu. Bu kitap aslında, kendine kadar olan, kendilerine "ülkeyi kurtarmayı" şiar edimiş yazarlara ağır bir eleştiriydi.

Sanata, edebiyata, bilime bir misyon yüklenmiş, bir görev verilmişti. Onların icracılarına da tabii. Estetik geri plana atılmıştı. Galiba Birikim’deydi. Oğuz Atay ve Tutunamayanlar hakkında Murat Belge sert bir eleştiri yazmıştı. Bizlerin okumaması için bu yazı bile kafiydi o zamanlar.

Ya Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Orhan Kemal gibi yerlileri ya yabancı Marksist yazarları ya da sosyalist ülkelerin devrimci kahramanlı yazarlarını okurduk. O. Atay, A.H.Tanpınar dahil, kimse ilgimizi çekemedi.

80’lerde özellikle 2.yarısından sonra, hızla artmaya başladı okuyanları.
Bu kitabı okuduğum yıl 1984 başıdır. Aslında 1983 yılında bir arkadaşım satın almıştı ilk. Sen alma, bitirirsem veririm, demişti.

Cuma ö.sonraları kahvede briç oynardık. Goren'den Beşli Majöre geçiş günleriydi. İnanmazsınız ama en az altı ay koltuğunun altında taşıdı adam kitabı. Bir türlü bitmek bilmedi. Yılın 2. yarısında "Sessiz Ev" yayınlandı. Baktım ki kitaptan sıra gelmeyecek, ona başladım. Kullandığı anlatıcı tekniği ve iç diyaloğlara hayran olmuştum. Orhan Pamuk iyi yazar oldu gözümüzde. Sonraları bu iki yazarı birbirine çok benzetmiştim.

Arkadaşım, nihayet 1984 Ocak'ında verdi "Tutunamayanlar"ı. Bir iki ay da benim elimde sürünmüştür. Fakat üstünde o kadar çok konuştuk ki, adeta çok kez okumuş gibi olmuştuk.

Garipsedik ilkin. Konusu yoktu sanki. Konu değil sadece kahramanlardan oluşuyordu adeta. Romanda yazarlık kurumundan, gerçekliğin aktarımı olarak romandan ve bu temsilin olanaklarından, olanaksızlıklarından, onları sorunsallaştırarak bahsediliyordu.

Yabancılaşma, sürekli ve iç içe geçmiş, sınırları yitmiş ve birbirine karışmış rüya-gerçek, duygu-düşünce aktaran, kahramanların psikolojisini çok başarılı veren yoğun iç konuşmalar bizim için yeniydi. Kahramanların yabancılaşma süreci bizim tanıdık kahramanlar gibi toplumcu bir bakış açısıyla değil, sanki bir oyun için yaratılmış da okura tanıtılıyorlardı.

İroni örgüsünün yoğunluğu, söylemlerin iç içe geçmiş haliyle o güne kadar okumadığımız bir anlatım şekline sahipti roman. Romanda kendini çok yoğun hissettiren benlik arama, kendini sorgulama duygusu biz okura da sirayet etmişti. Turgut-Olric ilişkisi çok etkileyiciydi.

Türk edebiyatında müstesna yeri ve bir başyapıt olduğu inkar edilemez artık. Fakat son yıllarda fetişleştirilmesini de anlamıyorum.
724 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Belki de Oğuz Atay'ı geç okumak diye bir şey yoktur. Bu kitabı okuduktan sonra, ilk kez okuyanları kıskanacağımı düşündüğüm yeni bir dünya yaratmama neden oldu.
Hayatın içeriğine ve biçimine katlanamayan bizlerin kendi kendimize konuşma şeklimizi değiştirecek kadar iliklerimize işleyen bir kitap..Söyleyecek çok şey varken bir o kadar da susma isteği uyandıran Tutunamayanlar. ''Düsünmek başka, insanin aklina bir takim kelimeler gelmesi baska dedirtiyor.''
Ne kadar ince düşünceliyiz.. Daha beter olalım.. :)
724 syf.
·10/10 puan
"Birlikte tutunamayalım."
Sanırım benim için kitabı özetleyen cümle bu oldu. Nereden başlayacağımı bilemiyorum ancak önce şunu söylemeliyim ki, kitaba 'Turgut, Selim ve diğerleri' gibi kurgusal karakterler üzerinden bakmamak gerek. Kitabın perde arkasında gerçek bir intihar söz konusu. Ural.. Oğuz Atay'ın intihar etmiş olan sevgili arkadaşı Ural.. Böyle düşünüldüğünde kitabın vermek istediği mesajları, ve yazarın bir nebze de olsa hissettiklerini hissetmek daha bir mümkün oluyor.

Evet kitap da gerçekten de üstten bakıldığında bazı yerler için 'bu ne alaka şimdi' diye sorular sorulabilir. Ancak kitap içselleştirildiğinde bana kalırsa o kısımlar da anlaşılır hale geliyor. Yazarın hayatının araştırıldıktan sonra okunması daha doğru olur. Örneğin benim en çok hoşuma giden şeylerden biri; Atay bir hastanede tedavi görürken kızından aldığı mektupları cevapladığı zaman, kızının mektubunda yapmış olduğu yazım hataları konusunda onu uyarırmış. Bu benim için çok duyarlı bir hareket.. ve bu şekilde ince düşünen bir adamın kitabında kullandığı yazım teknikleri, hitap şekilleri ve karakter analizleri de elbette fazlasıyla titiz olacaktır.

Kadınların geri planda tutulduğu ve iki erkek arkadaşın birbirlerine bağlılığını 'intihar' üzerinden işlenerek anlatılması kitabın en can alıcı noktası bence. Ve 'her intihar bir cinayettir' sözünden yola çıkarak da şunu söyleyebilirim; bir kişinin intiharının altında çok büyük yıkımlar özellikle maddi olarak çöküşler aranmamalı, ki kitap Selim'in asıl tutunamamasının nedenini insanların onu yargılaması ve en önemlisi anlamaması yüzünden olduğu çok güzel bir şekilde anlatıyor. Ve bence kitap bu noktada çok önemli bir öğüt veriyor.. Hiçbirimiz, hayatımızda yer alan insanların gülüşlerine, dertsiz gibi görünmelerine aldanmamalıyız. İçlerindeki savaşı hatta belki bizim sorumsuzluğumuz yüzünden verdiği savaşı kimse bilemez çünkü.. Ve yukarıda geçen 'birlikte tutunamayalım' sözünü aksi olarak düşünürsek; birlikte tutunabilirdiler de.. Şayet Selim fark edilseydi, görüşleri yüzünden dışlanıp alay konusu olmasaydı belki de hayata ve insanlara tutunabilirdi.

Onun dışında kitapta, inanç ve ilişkiler üzerinden değişik göndermeler yapılmış. Ki bu cidden ilgi çekici. Bir insanın ölümünün yarattığı duygusal çöküş kitaptaki herkese fazlasıyla yansıtılmış. Sanki asıl olan Selim’di de o gidince herkes ve her şey benliğini yitirdi gibi.. Ve okuyan herkesin karakterlerden kendilerinde benzer özellik yakalayacağına eminim çünkü kitap olaylar üzerine kurulu bir kitap değil.. Duygular, insan ruhunun ihtiyaçları, insanların insanlardan beklentisi üzerine inşa edilmiş bir kitap. Anlamak, inanmak, güvenmek, bağlanmak, sevmek.. ve daha nice duyguyu barındıran bir eser. Bakıldığında da bu sayılanlar insanlığın genel problemi! O yüzden kitabın okunması insana fazlasıyla hassasiyet kazandırıyor.. İnce düşünmeyi ve yargıyı en aza indirgemeyi öğretiyor. Kesinlikle hikayeden roman okumaya terfi etmiş ve bu konuda bağışıklık kazanmış kişilerin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.

{Aslında daha yazmak çok isterdim ancak kitabı incelemek önce anlamaktan geçiyor ve ne yalan söyleyeyim sindiremediğim bir kitabın incelemesinin de profesyonel olması beklenemez bence.. Ama içimden geldiği için yazmak istedim.}

»Okuyacak herkese şimdiden keyifli okumalar diliyorum..
»Ve kitabın kesinlikle yarıda bırakılmamasını tavsiye ediyorum..

»İnsanların tutunabileceği bir dal olmamız dileğiyle..«
724 syf.
·14 günde·10/10 puan
Hakkında çok şey söylenebilecek fakat benim konuşmaya başlarsam bitiremeyeceğim bir eserdi. İki haftada ancak bitirebildim çünkü sindirerek ilerlemeyi daha uygun gördüm.

Birçok eserden izler barındıran, okurken kafamı dağıtayım düşüncesine girilmemesi gereken, okurken düşündüren, düşündürürken insana kendini sorgulatan muhteşem bir yapıt.
Okunma isteğinin yüksek olduğu kadar yarım bırakılma oranının da onu takip ettiği, şaşırtıcı bir istatistiğe sahip bir kitap Tutunamayanlar. Neyse ki yarım bırakanlardan olmayıp sonunu görebildim. Evet, ağır bir kitap; tutunması zor bir kitap ama kitapları yarım bırakmayı sevmeyen biri olarak asla böyle bir düşünce geçmedi kafamdan. Bitirme tarihimin kitabın 50. yıldönümü olması da beni ayrıca mutlu etti.

Bir daha okur muyum? Kesinlikle. Tutunamayanlar tek seferde anlaşılacak bir kitap değil. Çoğu klasik eser gibi zamanla düşündürdüğü şeyler de değişiyor. Yaş grubuna, ruh haline ve birçok değişen şeye göre her okumanızda dikkatinizi çeken yerler mutlaka farklılık gösterecektir.
724 syf.
·23 günde·Beğendi·9/10 puan
DİKKAT BOL MİKTARDA –HUZURKAÇIRAN-GÖZYORAN-SİNİRBOZAN- İÇERİR

Tutunamayanların,unutulanarın,kenara itilenlerin,üzerine basılanların,takdir edilmeyenlerin,paranın değerini bilmeyenlerin,vaktinde yatıp vaktinde kalkmayanların,eşini dostunu satmayanların,prim için doğruya yalan katmayanların romanıdır bu.Yetişemeyenlerin,yetinemeyenlerin,kendine yetmeyenlerin..Yarım kalanların,yarıda bırakılanların romanıdır bu..Bu yüzden en çok yarım yarım bırakılan romandır..Mısra:2016

Bozuk bir sokak lambası..Gündüz yanan,kimsenin farketmediği Selim bir Işık..Farkedilmeyen,fotoğrafların kenarında,hayatın dışına çıkan Selim Işık..Herkes oradayken orada olmayan,tutunacak tek dalı olmayan..ÖzTürkçe’yle diline biber sürülen,kafasında bitler aranan,tırnaklarına sanki uzamışçasına cetvel(ölçtürgeç)le vurulan..Borç aldığı değil,borç verdiği insanların yanından geçmeye utanan Selim..Kadınların yanında efendiliğinden,çekingenliğinden tedirgin davranan bu yüzden sevdiğini bile karakteriz karakterlere kaptıran Selim..Çekici olup itici zannedilen,zeki olup aptal zannedilen,bu duruma inandırılan,inanmak zorunda bırakılan,ölmek zorunda bırakılan Selim..

O Selim ki “Sokak Çocuğu” şiirindeki gibi “uçurtması gökyüzünde asılı kalan,bilyelerini rüyalarında unutan ve oyuncaklarını masal kahramanlarına kaptıran”…O Selim ki Don Kişot misali dünyaya iyilik getirmek isterken,rezil edilen,herkese iyilik etmek isterken kendine tek iyiliği dahi dokunmadan,intiharın omuzlarında çitelenen onuruyla dünyayı terkeden.O Selim ki dünyanın yükünü taşırken kendi yükünün altında can verip,Selim gibilere canından can alarak can veren..Ahh Selim sana nasıl kıydılar..

Ya sen Turgut Özben? Sen ki dostların en vefalısı,en güzeli..Nazım’ın şiirde dediği gibi herkes 20. Asırda 3-5 gün ölüm acısı yaşarken,ızdırapla bahtsız bir bedeviymişçesine bölgesiz diyarlara,gölgesiz bir Işık uğruna kendini vurmadın mı? Sen ki ÖzBen’liğine bir ışık tutmak uğruna nice karanlıklarda asılı kalmadın mı? Hadi Selim’i öldükten sonra sevdik,sen neden kayboldun Selimi ararken çıkıp gittin.Bak biz hala Selim’i arıyoruz,okuduğumuz her kitapta..Biz belki Selim ölmemiştir,Oğuz Atay bir sürpriz yapar diye beklerken,adını “Oğuz Atay Destanı” koyacakken şimdi de sen kayboldun..Biz ne yapalım şimdi? Bak eğer sadece kaybolmakla,saklanmakla kaldıysan eğer ölmediysen gel beraber arayalım Selimi..Bir Selim daha yok ama Selim gibiler var..Bir çok Disconnectted Erectus var.Gel yeni bir İktidarsızlık kuralım.Gel güçsüzlerin gücü,sessizlerin çığlığı olalım..Gel seninle Selim’le yazamadığın olmayan kitapların önsözleri gibi 1000kitap’ta incelemeler yapalım.Gel seninle “Metin” denen hergeleye bir kez daha hesap soralım.Olmasa ağzını burnunu kıralım.Oğuz Atay seni başka bir romanda tekrar ortaya çıkacak dediydi Uğur Hocam ama Oğuz Atay’a güvenme,oyun oynayıp ızdırap çektirir sana.Seni de bir gün öldürecek nasılsa gel de paylaşalım ızdırabını..Olriç de perişan olmuştur şimdi.Karını hiç saymıyorum bile…
Seni unuttum sanma Oğuz Atay! Madem bu kadar sevdirecektin neden en başta öldürdün Selim’i? Madem öldürdün neden bu kadar sevdirdin? Hadi sevdirdin Selim’i peki ya Turgut Reyize sırra kadem bastırmana ne demeli? Hani sen sayfa 199’da Allah’a neden diye yakarıyordun,isyan ediyordun Selim konusunda.Peki sen neden Turgut ve Selim’in canını esirgeyip Metin gibi değersiz birine can bağışladın.Oysa bu yaşama dürtüsünü sayfabilmemkaçtaki kerhanedeki Turgut'un dalga geçtiği kadından bile esirgemedin.Tabi ya..Aslında Selim sensin.Turgut da sensin..Onlar gibi yaşamayanlar,onları anlatamazlar.Kafka böcek gibi hissetmese kendini yazabilir miydi Dönüşüm’ü?Bunu herkes biliyor.Oyunlarla Yaşayanlar’dansın.Ama en Tehlikeli Oyunları neden bize oynuyorsun? Neden “Selim ölmedi aslında bu en baştan planlanmıştı,bu Selim’in bir sosyal deneyiydi” demedin kitabın sonunda?Selim öyle bir şey yapmaz diyeceksin.Evet sen benden iyi tanıyorsun.Sanma ki sana kızgınım ya da nefret doluyum.Sadece öfkeliyim.Öfke sevgiden gelir bilirsin.Bak seni taklit edip çocukluktaki gibi seni kızdırmaya çalışıyorum ama kızmıyorsun.Çünkü sen oyunları benden çok seviyorsun.Bunun için o kadar sayfa maç anlattın bize,bunun için 50 sayfa boyunca tek nokta koymadan bağlaçları harç yapıp kelimelerin tuğlalarından evler yaptın bize.Bunun içindir ki intiharın psikopatolojisini kahgüldürüp kah ağlatarak anlattın bize.Bari sen gelde intiharın(özöldürüm) kendisini intihar ettirelim.Gel bu oyunu icad edelim diğer Selimgiller kurtulsun.Ama bilirsin ne kadar çocuk varsa o kadar oyun vardır diyorlar.Belki mahşerde cennettekilerle yasakmeyveyedirmece oyunu oynarız.O oyun milyar yol önce oynandı diyorsan yeni bir şeyler icat ederiz.Ya da Turgut gibi birer Olriç de biz bulur okey oynarız en kötü.Gelki biz sansüre uğrarız Olriç koydurmazlar bizimkinin adını,Hırvatçaya benziyor.Zaten hepimizin bir Olriçi var kütüğe kaydolmayan,kimliksiz dolaşan.İsimleri belki farklıdır ama Olriçgillerdendir.Kaçak yaşarlar,antidepresanlar,akinetonlar,nörodollar,psikologlar,psikiyatristler en büyük düşmanlarıdır.Gel meydan okuyalım psikolojiye(ruhbilim)oğuz baba.Deliliği doktrin yapalım,cogito virüsünü yayalım tüm dünyaya..Neyse sen gelemiyorsun elbet biz gelecez yanına sakın 40 yaşında olacam diye oyun oynamam sanma..Turgut Selim’i aramaktan vazgeçti diye ben de seni aramaktan vazgeçerim sanma.Cehennemde de olsan zebanilere çaktırmadan sobelerim seni..Oğuz Baba..Dünydan mısra 2016’dan,insanların oyun alanı yapıldığı,tüm oyunların insanların üstünde oynandığı,batdünyabat dünyadan selamlar..Nur içinde yat üstad..
724 syf.
·8 günde·9/10 puan
Bu kitap benim için çok farklı bir deneyim, farklı bir bakış açısı, farklı bir tat oldu.

Kitabın ilk başlarında içimden bu kitaba neden TRT 1970 ödülünü vermişler diye geçirdim. Sonradan sonraya Oğuz Atayın yazarlığın hakkını verdiği ve içten içe konuşmalarıyla, kendine özgü anlatımlarıyla bu ödülü sonuna kadar hak ettiğini anladım. Tutunamayanlar benim Oğuz Atayla ilk tanışmamdı bu kitaptan sonra da tüm eserleri okunacak yazarlarım arasında ilk sıralara Oğuz Atayı hiç çekinmeden, zerre kadar tereddüt etmeden koyuyorum.

Peki Tutunamayanlar eserinin bana katkıları neler ?

Şöyleki onca kitap okumuşluğum üzerine şu huyumdan vazgeçemiyorum; Kitaba ilk başlarken olaylar daha yerli yerine oturmamışken kitap hakkında olumsuz düşüncelere kaptırıyorum kendimi. Tutunamayanlarda da böyle bir yanılgıya düştüm.

Bu kitapta en çok karşılaşılan sorunlardan birine değineyim. -Yarım Bırakmak-

Bakın bu kitabı şöyle düşünün; Hani bazı yiyecekler vardır ağzınıza attığınızda ilk bir acı tat verir sonrasında tatlanır, işte Tutunamayanları okumak böyle bir his verir okura.

Ha bazı bilirkişi okurlarımız şöyle diyecekler şimdi - Ya arkadaş 720 sayfa kitap biter mi böyle, zaman kaybından başka bir şey değil resmen pişmanlık - gibi bir düşünceye kapılacaklar.

Arkadaşlar Tutunamayanlar hakkında size söyleyeceklerim:
- Tutunamayanları okumayıp pişman olacağınıza okuyup pişman olun derim.

Çünkü yapmadıklarımızın pişmanlığı peşimizi hiç bir zaman bırakmıyor. Hep şu sözler: Ya kabul ederse... Ya güzelse... Ya oda seviyorsa...

Tutunamayanlara son bir kişi daha eklemek istiyorum :)
Bilal YÜCEL ...
Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim" dedi: Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: "Seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda..."
''Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel itina isteyen varlıklardır. Ne yazık, bu meslekler de artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıklarıyla ilgileri olmayan kişilerin. Durmadan kitaplara ve çiçeklere eziyet ederler, onlara nasıl davranılacağını bilmezler. Bana kalırsa, bir “kitapları koruma derneği” kurmalı ve kitaplara kötü muamele edilmesini önlemeli...''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tutunamayanlar
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Kasım 2020
Sayfa sayısı:
724
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700114
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar'ı Berna Moran, " hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak niteler. Moran'a göre "Oğuz Atay'ın mizah gücü, duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar'ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, yapıttaki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır." Küçük burjuva dünyasını zekice alaya alan Atay "saldırısını, tutunanların anlamayacağı, red edeceği türden bir romanla yapar." Tutunamayanlar, 1970 TRT Roman Ödülü'nü kazanmıştı.

Kitabı okuyanlar 33,4bin okur

  • Erkan Bozgeyik
  • Hülya Ataş
  • Mervenur Dağ
  • İmam Bakır Kömürücüoğlu
  • Tutku Tekirdağlı
  • büşra nur
  • ilkim
  • İntegra
  • Fatma çiftcibaşı
  • Musa Ekici

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%22.6
13-17 Yaş
%12.4
18-24 Yaş
%19.6
25-34 Yaş
%18.6
35-44 Yaş
%16.6
45-54 Yaş
%7.7
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66
Erkek
%34

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55.5 (5,9bin)
9
%20.5 (2.191)
8
%11.8 (1.262)
7
%5.3 (563)
6
%2.4 (253)
5
%1.8 (187)
4
%0.6 (64)
3
%0.6 (68)
2
%0.4 (47)
1
%0.8 (85)

Kitabın sıralamaları