Tutunamayanlar (Bütün Eserleri 1)

·
Okunma
·
Beğeni
·
313483
Gösterim
Adı:
Tutunamayanlar
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
724
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700114
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar'ı Berna Moran, " hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak niteler. Moran'a göre "Oğuz Atay'ın mizah gücü, duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar'ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, yapıttaki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır." Küçük burjuva dünyasını zekice alaya alan Atay "saldırısını, tutunanların anlamayacağı, red edeceği türden bir romanla yapar." Tutunamayanlar, 1970 TRT Roman Ödülü'nü kazanmıştı.
724 syf.
·73 günde·Beğendi·9/10
"Hayatım hayatımın romanı olsun.." diyerek başlayalım..

En çok yarım bırakılan kitaplar arasında 1, En çok okunacak kitaplar arasında 3. sırada olması bile bir çelişki teşkil etmiyor mu? Meraklanıp, kitaba başlayıp, kitaba tutunamayanlar: (Selim olsa hepinizden tiksiniyorum derdi :)) )

Kitap hakkında fikir ve naçizhane tavsiyelerime gelirsek:
1. Kitaba korku ile başlamayın ( "Yok bu kadar insan iyi kitabı neden yarım bıraksın ki?" gibi)
2. Hiçbir olumsuz yorum sizi yıldırmasın;
3. Kitabın kalınlığı, sayfa sayısı gözünüzde dağ olmasın;
4. Kitaba başlamadan önce akıcı bir roman olacak diye düşünmeyin;
5. Ve sonda yeni ve hiç bilmediğin türden kapılar açmak senin elinde..

İlk başlarda okuduğumda biraz afallamıştım. Bir çok okurun dediği "anlaşılmamazlık, akıcılık" kısmı bende yoktu. Ama bunlar güzel günlerimdi. Kitap bir yerden sonra karmakarışık olmaya başladı. Karakterler belleğimde kayboldular. Kitabın gelgitleri beni yormaya başladı. Okuduğum kısımların üzerinden iki kere geçmek zorunda olduğum bile oldu.

Sonra yavaş yavaş taşlar yerinde durmaya başladı.
* Okumadığım zamanlarda okumak için içimden gelen talep;
* Her an Selim`in yerine kendimi koymam;
* Bir okumaya başladım mı ne kadar çok okuduğuma kendimin bile şaşması, vs.vs.

Bir süre sonra kendinizden geçiyor, ara sıra Turgut çokça Selim oluyorsunuz. Altını çizdiğiniz alıntıları okudukça anlıyorsunuz ki aslında bu çaba boşuna değildi.

Kitabı akıcı bir roman olarak değil, piskolojik ve felsefik yönden ele alırsak daha az hata yapmış olur, daha çok okumak için yol kat etmiş oluruz.

*En sıkıldığım nokta (1 ay o bölüm yüzünden aksadım) Günseli`in Selim hakkında konuştuğu bölümdü. İlk kez kitapta o bölümde sıkıldım. Paragraf boyunca bir tek virgül, nokta işaretine rastlamadım. Bu beni yıldırmadı desem yalan olur.

Bundan başka,
* "Tutunamayanlar Ansklopedisi" ilginçti;
* Karekter analiz ve seçimi başarlıydı;
* Yazarın kelime cambazlığı harükuladeydi;
* Alıntılar mükemmeldi;
* Olric fikri orjinaldi benim alemimde (en azından isim konusunda)

*En akıcı nokta: Selim`in günlükleriydi. Selimi en iyi anladığımız kısımlar o kısımlardı çünkü.

Bir puanı- Günseli`nin anlatım biçimi ve bir de bende saklı kalacak bir sebep yüzünden kesiyorum. Bunlardan başka okumanız için elinizde mükemmel bir roman mevcut.

Hiçbir şey için değilse bile, merakımı giderdiğim için bile değer diye düşünüyorum.:)
Mükemmel bir dibe vuruş hikayesi için kolları sıvayın derim.
Tabiri caiz ise:
"Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok." diyenlerin romanı.

"Tanrı, tutunamayanlardan rahmetini esirgemesin..."
Kitaba ve hayata tutunmanız dileği ile..
724 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
İncelemeye ben de sitedeki en çok beğenilen incelemedeki gibi "Hayatım hayatımın romanı olsun.." diyerek başlayayım.

Sadece 1000kitap'ta bu kitap için şimdiye dek 233 inceleme yazılmışsa üzerine daha söylenebilir diye düşündüm. Tabii 233 incelemenin tümünü okumadım ama yine de kendimce bir kaç şey söylemek istedim.

Şimdi efenim kitap için bir sürü madde sıralanmış öyle yapın böyle yapmayın, kimisi gitmiyor demiş, ağır kitap demiş yarım bırakmış. Tabi benzeri yorumları ben de daha önce okuduğum için ilk başlarken gözüm korkmuyor değildi. Sürekli okumak isteyip de bitiremem korkusuyla başlamaya cesaret edemediğim bir kitaptı. Baktım ortam çok müsait tam sindire sindire okunabilecek bir zamandayım, hadi bir cesaret başlayalım Olric dedim ve başladım okumaya.

Şimdi sözüm okumak isteyip de benim gibi yukarıdaki yorumlardan dolayı kararsız kalan okur arkadaşlarıma.

Kimseyi dinlemeyin ve kitaba dair görüşünüzü kendiniz oluşturun. Kitap hiç de büyütüldüğü gibi gelgitlere sebep olan, kitap karakterlerinin karmakarışık hale geldiği, yoran üzen bir kitap değildi. Konuları toparlamakta olayları bir arada tutmakta zorlanıyor insan denilmiş yalan inanmayın. Yarım bırakanlar bence kitabın içine girememişler, ilk başlarda bu ne şimdi ne saçmalıyor, kim kiminle konuşuyor gibi hafif bir bocalama yaşayabilirsiniz; ama bırakmayın. Kitabın minnacık bir kısmı ile koca kitabı yargılamayın. Zaten sonrasında siz anlamadan karakterler sizi olayın içine çekiverecek. Gayet akıcı, gayet samimi bir kitap.

Severek okuduğum "Canım Selim" diye kahrola kahrola ilerlediğim bir kitap oldu. Ne araya giren eski Osmanlıca gibi olan dil, ne noktalama işareti olmayan bölüm kırdı hevesimi. İçim cız ede ede, burnumun direği sızlaya sızlaya bitirdim kitabı. Hani bir bu kadar daha uzasa sıkılmadan okumaya devam ederdim.

Selim anlatamadı kimseye kendini, aklından geçenleri kelimelere dökemedi. Dökemedi diye de kimse onu anlamadı. Sormadan sorgulamadan kabul etsinler onu istedi, tanımlar bulmaya, kalıplara sokmaya uğraşmasınlar olduğu gibi kabul etsinler istedi. Olmadı,yapmadılar.

'Hangi onlar Selim?'
'Onlar işte,'... 'Onlar canım. Onlar, onlar, onlar.'

Sanki Selim herkese fazla fazla koşmuş da kimse Selim'i yeteri kadar önemsememiş. Etrafındaki herhangi bir gruba benzeyebilmek için hep rol yapmış, ama aslında hiç birine dahil olamamış, hep bir eksiklik duymuş, sonunda da tüm bu oyunlardan yorulmuş. Selim dünyanın en güzel Selim'iydi belki ama anlatmakla tanıtamam size Selim'i. Onu tanımak için kitabı okumalısınız,zaten ne demişti Selim "Hayatım hayatımın romanıdır."(s.398).

Turgut ise bir tutunandır aslında kitabın başında bana göre,Selim’in intiharıyla Selim’i anlamak için Selim’in hayatını araştırmaya başlar.Selim’in ölümü Turgut ‘un ÖZBENliğini arama macerasının başlangıcı olur. Yavaş yavaş fark eder etrafındaki oyunlarla sürdürülen sahte yaşamları. Herkesten rahatsızlık duymaya başlar.

Fark eder de kimseye anlatamaz, kimsenin kendisini anlayamayacağını düşünerek sürekli Selim’e özlem duyar. İnsan etrafta kendisini dinleyecek kimseyi bulamadığında ne yapar? Kendi kendisiyle konuşur sürekli, kendisi sorar kendisi cevaplar. Zihninde tartışır durur aklı ve duyuları. Böylece ortaya Olric çıkar.

O kadar inandırıcı bir kurgusu var ki bazı yerlerinde gerçek mi kurgu mu emin olmak için internete başvurdum. :) Dandini ve Dastana kısmı süperdi mesela itiraf edeyim kontrol ettim. :)) Güzel bir mizahı, güzel bir felsefesi olan farklı bir kitap.

Son olarak kitap bitmez/bitmiyor diye yakınanlara söylemek istediğim bir şey var. Kitap bitmiyor kısmı doğru, çünkü o kadar çok seviyorsunuz ki dönüp baştan okumak istiyorsunuz ya da açıp açıp ordan burdan bir kaç pasaj okuyup kapatıyorsunuz. Kitap bitse de bitiremiyorsunuz yani.

Şimdiye kadar okumadığım için pişman değilim, kendime göre doğru zamanda keyfine vararak okudum. Belki ileride özler,tekrar okurum.

Doğru zaman geldiğinde siz de bu kırmızı kapaklı kara kitabı açıp okumak için tereddüt etmeyin. Muhtaç olduğunuz kudret beyninizdeki asil kıvrımlarda mevcuttur.
  • Yeraltından Notlar
    8.6/10 (10.523 Oy)11.267 beğeni38.618 okunma28.166 alıntı564.306 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (16.422 Oy)20.112 beğeni59.774 okunma28.096 alıntı739.333 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (14.722 Oy)16.376 beğeni56.021 okunma24.099 alıntı292.978 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (16.960 Oy)18.225 beğeni55.666 okunma13.950 alıntı229.441 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (12.483 Oy)11.314 beğeni44.214 okunma7.325 alıntı161.751 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (15.783 Oy)16.932 beğeni63.509 okunma9.772 alıntı364.413 gösterim
  • Sefiller
    9.2/10 (8.885 Oy)10.573 beğeni36.604 okunma18.395 alıntı234.708 gösterim
  • Dönüşüm
    8.1/10 (21.782 Oy)21.523 beğeni87.072 okunma4.347 alıntı2.246.969 gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (9.039 Oy)8.391 beğeni33.622 okunma24.736 alıntı270.673 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.1/10 (22.447 Oy)25.746 beğeni82.230 okunma11.347 alıntı411.698 gösterim
724 syf.
BİR OKUMA SERÜVENİ OLARAK TUTUNAMAYANLARA BAŞKA BİR BAKIŞ

1979 kışıydı. Kağıthane askeri kışlasının büyükçe bir salonunda oturuyorduk. Tiyatro ve sinema salonuydu galiba. Toplu gözaltıların en büyüklerinden biriydi. Galiba birkaç yüz kişi vardık. İTÜ-Maden binasından derdest edilmiştik. Sahnede bir arkadaşımız çaldığı sazın yanık sesine melodik sesiyle eşlik ediyordu. “Aldırma Gönül”ü söylüyordu. İsmini çoktan unuttuğum, galiba Halkın Kurtuluşundan bir arkadaşım, bu şarkı beş para etmez, dedi, hapis yatmaya, mücadele etmemeye teşvik ediyor.

Parça hakkında öyle düşünmesek de yaşama bakışımız bu minvaldeydi. 1970’lerin başından itibaren düşünsel hayat tamamen Sosyalist, Marksist politizasyonun hegemonyasına girmişti. Kitaplardan sadece toplumsal gerçekçileri okurduk. Sadece biz öğrenciler değil, Türk aydınlarının çoğu öyleydi.

İşte bu havada yayınlandı Tutunamayanlar’ın ilk cildi. Yayınlanır yayınlanmaz kendini eleştirel bir suskunluğun içinde buldu. Belli ki yazar anlaşılamamış belki de yok sayılmak istenmişti.

Eğer TRT roman ödülünü almasa satın alıp kapağını açan olmazdı eminim. Elimde istatistikleri yok ama çok az satılmış olmalı. Çünkü 1982-83 yılına kadar koskoca okul çevresinde okuyan hiç tanıdığım olmamıştı.

Peki neden? Çünkü Tutunamayanlar’da küçük burjuvaziden, onun hayata bakışından, bunalımlarından bahsederken onlar kötülenmiyor, devrimci olmamakla suçlanmıyor, lümpenlik yaftası yapıştırılmıyor ve hatta onlardan sevgi ve anlayışla söz ediliyordu. İşte tüm bunlar Zeitgeist’e tersti. Aydınlar bir yandan dinin sunduğu öbür dünya cennetini aptalca bir ütopya olarak görürken, diğer yandan dünyada bir cennet olan Komünizmi zorunlu bir gerçeklik, bir toplumsal final olarak yüceltiyorlardı. Memleketi kurtarma modası vardı o zamanlarda ve bu eseriyle yazar, işte onları hicv ediyor, tiye alıyordu. Bu kitap aslında, kendine kadar olan, kendilerine "ülkeyi kurtarmayı" şiar edimiş yazarlara ağır bir eleştiriydi.

Sanata, edebiyata, bilime bir misyon yüklenmiş, bir görev verilmişti. Onların icracılarına da tabii. Estetik geri plana atılmıştı. Galiba Birikim’deydi. Oğuz Atay ve Tutunamayanlar hakkında Murat Belge sert bir eleştiri yazmıştı. Bizlerin okumaması için bu yazı bile kafiydi o zamanlar.

Ya Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Orhan Kemal gibi yerlileri ya yabancı Marksist yazarları ya da sosyalist ülkelerin devrimci kahramanlı yazarlarını okurduk. O. Atay, A.H.Tanpınar dahil, kimse ilgimizi çekemedi.

80’lerde özellikle 2.yarısından sonra, hızla artmaya başladı okuyanları.
Bu kitabı okuduğum yıl 1984 başıdır. Aslında 1983 yılında bir arkadaşım satın almıştı ilk. Sen alma, bitirirsem veririm, demişti.

Cuma ö.sonraları kahvede briç oynardık. Goren'den Beşli Majöre geçiş günleriydi. İnanmazsınız ama en az altı ay koltuğunun altında taşıdı adam kitabı. Bir türlü bitmek bilmedi. Yılın 2. yarısında "Sessiz Ev" yayınlandı. Baktım ki kitaptan sıra gelmeyecek, ona başladım. Kullandığı anlatıcı tekniği ve iç diyaloğlara hayran olmuştum. Orhan Pamuk iyi yazar oldu gözümüzde. Sonraları bu iki yazarı birbirine çok benzetmiştim.

Arkadaşım, nihayet 1984 Ocak'ında verdi "Tutunamayanlar"ı. Bir iki ay da benim elimde sürünmüştür. Fakat üstünde o kadar çok konuştuk ki, adeta çok kez okumuş gibi olmuştuk.

Garipsedik ilkin. Konusu yoktu sanki. Konu değil sadece kahramanlardan oluşuyordu adeta. Romanda yazarlık kurumundan, gerçekliğin aktarımı olarak romandan ve bu temsilin olanaklarından, olanaksızlıklarından, onları sorunsallaştırarak bahsediliyordu.

Yabancılaşma, sürekli ve iç içe geçmiş, sınırları yitmiş ve birbirine karışmış rüya-gerçek, duygu-düşünce aktaran, kahramanların psikolojisini çok başarılı veren yoğun iç konuşmalar bizim için yeniydi. Kahramanların yabancılaşma süreci bizim tanıdık kahramanlar gibi toplumcu bir bakış açısıyla değil, sanki bir oyun için yaratılmış da okura tanıtılıyorlardı.

İroni örgüsünün yoğunluğu, söylemlerin iç içe geçmiş haliyle o güne kadar okumadığımız bir anlatım şekline sahipti roman. Romanda kendini çok yoğun hissettiren benlik arama, kendini sorgulama duygusu biz okura da sirayet etmişti. Turgut-Olric ilişkisi çok etkileyiciydi.

Türk edebiyatında müstesna yeri ve bir başyapıt olduğu inkar edilemez artık. Fakat son yıllarda fetişleştirilmesini de anlamıyorum.
724 syf.
·Beğendi·10/10
Kitap hakkında 12 ay 10 hafta 16 gün 6 saat 20 saniye konuşabilirim..'
Bu kitabı okuyan herkes bir "TUTUNAMAYAN" olduğunu fark eder..'
Gerçek "tutunamayanlara" saygım büyüktür Onları bir ansiklopedide toplamak isterim ;
12 fasikül bir cilt 3 fasikül 1 harf 3 harf bir kelime'
.
Okuduğumdan beri içim eziliyor bir şeyler yapmak lazım diyorum en azından hala yaşayan ama "Tutunamayanlar için"..
.
.
Oğuz Atay , Aylak Adam kitabındaki bir paragraftan etkilenerek Tutunamayanlar ' ı yazar ve kitabı
Yusuf Atılgan ' a gönderir yazardan herhangi bir yorum gelmeyince yakın çevresine üzüntüyle "kitabımla ilgilenmedi" der ..
Yusuf Atılgan bunu Oğuz Atay ' ın vefatının ardından öğrenir ve kitabı yakın zamanda okuma fırsatını bulabildiğini , çok keyifle okuduğunu ve böyle eser yazabilen birinin onun yorumuna ihtiyacı olmadığını düşündüğünü dile getirir..
.
.
En çok yarım bırakılanlarda 1.ci En çok okunanlarda 3.cü sırada yer alan bu kitabı eğer ilk 100 sayfada falan bıraktıysanız "gücenirim ama bir şey diyemem" bir yerden duyup okumaya başlamışsınızdır ağır gelmiştir.. olabilir fakat ; popüler kültüre alet edildiğini düşünerek okuyorsanız ! "OKUMAYIN KARDEŞİM '
Kürk Mantolu Madonna ile kahve ikilisi Instagrama atmaktan zevk aldığınız hayatınıza dönebilirsininiz '
Eğer 250 lerde bıraktıysanız kendinize bir iyilik edin gidin alın yeniden okuyun " Tutunabilmiş misiniz? " Bir de siz karar verin
.
.
" Tutunamayanlar " kitabı "BİZE ATILMIŞ BİR TOKATTIR" sarıldığımızı sandığımız hayata nasıl da "Tutunamamış" ama .. '
.
.
Öyle bir kitap ki edebi değer kelimesinin beynimde yeni bir çığır açtığı edebiyatın her kelimesini ilmek ilmek işlediği , ilmekleri sağlamlaştırmak için kurgu ile eşsiz bir hayal gücüyle düğüm atıldığı milat ki ; öncekileri sonrakileri silip süpüren..'
.
Olaydan çok psikolojik tahlillerin ön planda olduğu, bireyin iç dünyasını ve psikanaliz diyalog , taklit , parodi, yabancılaştırma gibi postmodern teknikler kullanılmıştır yazarın sivri zekası , kıvrak dili ile ironiler oldukça çekici..

Ve kitap konusu ; Selim ışık bütün hayatı boyunca düşüncelerinden kaçmıştı son olarak odasına sığındı sığındığı son yerde onu cansız halde buldular 28 yaşındaydı tabancayı aldı başına götürdü ve üç el ateş etti.. Ah Selim !
Selim Işık ; insanların yorduğu , hayatın cılız gölgesi, silinmeye yüz tutmuş , şövalye romanları okuya okuya kendini "Don Kişot" sanan zırhı paslanmış kahraman..
Ah Selimciğim .. Nasıl anlayamadık seni nasıl tutamadık elinden .. Turgut'un kalp ağrısı, vicdanı susmayan deli...
.
.

Bu kitap 'İtiharın' değil tutunamayanlar'ın katillerinin arandığı bir 'Cinayet' kitabıdır
herkesten farklı bir incelemede bulunarak "Olric'ten" bahsetmek istemedim.
herkesin bir Olric'i var ama herkes iç dünyası ile yüzleşme cesareti gösteremez bu kitap sayesinde herkesten farklı olarak ben "Tutunabildiğimi" fark etmiş oldum ..

~The end~


Hayata ve kitaba tutunmanız dileği ile hoş kalın ' (:
724 syf.
·23 günde·Beğendi·9/10
DİKKAT BOL MİKTARDA –HUZURKAÇIRAN-GÖZYORAN-SİNİRBOZAN- İÇERİR

Tutunamayanların,unutulanarın,kenara itilenlerin,üzerine basılanların,takdir edilmeyenlerin,paranın değerini bilmeyenlerin,vaktinde yatıp vaktinde kalkmayanların,eşini dostunu satmayanların,prim için doğruya yalan katmayanların romanıdır bu.Yetişemeyenlerin,yetinemeyenlerin,kendine yetmeyenlerin..Yarım kalanların,yarıda bırakılanların romanıdır bu..Bu yüzden en çok yarım yarım bırakılan romandır..Mısra:2016

Bozuk bir sokak lambası..Gündüz yanan,kimsenin farketmediği Selim bir Işık..Farkedilmeyen,fotoğrafların kenarında,hayatın dışına çıkan Selim Işık..Herkes oradayken orada olmayan,tutunacak tek dalı olmayan..ÖzTürkçe’yle diline biber sürülen,kafasında bitler aranan,tırnaklarına sanki uzamışçasına cetvel(ölçtürgeç)le vurulan..Borç aldığı değil,borç verdiği insanların yanından geçmeye utanan Selim..Kadınların yanında efendiliğinden,çekingenliğinden tedirgin davranan bu yüzden sevdiğini bile karakteriz karakterlere kaptıran Selim..Çekici olup itici zannedilen,zeki olup aptal zannedilen,bu duruma inandırılan,inanmak zorunda bırakılan,ölmek zorunda bırakılan Selim..

O Selim ki “Sokak Çocuğu” şiirindeki gibi “uçurtması gökyüzünde asılı kalan,bilyelerini rüyalarında unutan ve oyuncaklarını masal kahramanlarına kaptıran”…O Selim ki Don Kişot misali dünyaya iyilik getirmek isterken,rezil edilen,herkese iyilik etmek isterken kendine tek iyiliği dahi dokunmadan,intiharın omuzlarında çitelenen onuruyla dünyayı terkeden.O Selim ki dünyanın yükünü taşırken kendi yükünün altında can verip,Selim gibilere canından can alarak can veren..Ahh Selim sana nasıl kıydılar..

Ya sen Turgut Özben? Sen ki dostların en vefalısı,en güzeli..Nazım’ın şiirde dediği gibi herkes 20. Asırda 3-5 gün ölüm acısı yaşarken,ızdırapla bahtsız bir bedeviymişçesine bölgesiz diyarlara,gölgesiz bir Işık uğruna kendini vurmadın mı? Sen ki ÖzBen’liğine bir ışık tutmak uğruna nice karanlıklarda asılı kalmadın mı? Hadi Selim’i öldükten sonra sevdik,sen neden kayboldun Selimi ararken çıkıp gittin.Bak biz hala Selim’i arıyoruz,okuduğumuz her kitapta..Biz belki Selim ölmemiştir,Oğuz Atay bir sürpriz yapar diye beklerken,adını “Oğuz Atay Destanı” koyacakken şimdi de sen kayboldun..Biz ne yapalım şimdi? Bak eğer sadece kaybolmakla,saklanmakla kaldıysan eğer ölmediysen gel beraber arayalım Selimi..Bir Selim daha yok ama Selim gibiler var..Bir çok Disconnectted Erectus var.Gel yeni bir İktidarsızlık kuralım.Gel güçsüzlerin gücü,sessizlerin çığlığı olalım..Gel seninle Selim’le yazamadığın olmayan kitapların önsözleri gibi 1000kitap’ta incelemeler yapalım.Gel seninle “Metin” denen hergeleye bir kez daha hesap soralım.Olmasa ağzını burnunu kıralım.Oğuz Atay seni başka bir romanda tekrar ortaya çıkacak dediydi Uğur Hocam ama Oğuz Atay’a güvenme,oyun oynayıp ızdırap çektirir sana.Seni de bir gün öldürecek nasılsa gel de paylaşalım ızdırabını..Olriç de perişan olmuştur şimdi.Karını hiç saymıyorum bile…
Seni unuttum sanma Oğuz Atay! Madem bu kadar sevdirecektin neden en başta öldürdün Selim’i? Madem öldürdün neden bu kadar sevdirdin? Hadi sevdirdin Selim’i peki ya Turgut Reyize sırra kadem bastırmana ne demeli? Hani sen sayfa 199’da Allah’a neden diye yakarıyordun,isyan ediyordun Selim konusunda.Peki sen neden Turgut ve Selim’in canını esirgeyip Metin gibi değersiz birine can bağışladın.Oysa bu yaşama dürtüsünü sayfabilmemkaçtaki kerhanedeki Turgut'un dalga geçtiği kadından bile esirgemedin.Tabi ya..Aslında Selim sensin.Turgut da sensin..Onlar gibi yaşamayanlar,onları anlatamazlar.Kafka böcek gibi hissetmese kendini yazabilir miydi Dönüşüm’ü?Bunu herkes biliyor.Oyunlarla Yaşayanlar’dansın.Ama en Tehlikeli Oyunları neden bize oynuyorsun? Neden “Selim ölmedi aslında bu en baştan planlanmıştı,bu Selim’in bir sosyal deneyiydi” demedin kitabın sonunda?Selim öyle bir şey yapmaz diyeceksin.Evet sen benden iyi tanıyorsun.Sanma ki sana kızgınım ya da nefret doluyum.Sadece öfkeliyim.Öfke sevgiden gelir bilirsin.Bak seni taklit edip çocukluktaki gibi seni kızdırmaya çalışıyorum ama kızmıyorsun.Çünkü sen oyunları benden çok seviyorsun.Bunun için o kadar sayfa maç anlattın bize,bunun için 50 sayfa boyunca tek nokta koymadan bağlaçları harç yapıp kelimelerin tuğlalarından evler yaptın bize.Bunun içindir ki intiharın psikopatolojisini kahgüldürüp kah ağlatarak anlattın bize.Bari sen gelde intiharın(özöldürüm) kendisini intihar ettirelim.Gel bu oyunu icad edelim diğer Selimgiller kurtulsun.Ama bilirsin ne kadar çocuk varsa o kadar oyun vardır diyorlar.Belki mahşerde cennettekilerle yasakmeyveyedirmece oyunu oynarız.O oyun milyar yol önce oynandı diyorsan yeni bir şeyler icat ederiz.Ya da Turgut gibi birer Olriç de biz bulur okey oynarız en kötü.Gelki biz sansüre uğrarız Olriç koydurmazlar bizimkinin adını,Hırvatçaya benziyor.Zaten hepimizin bir Olriçi var kütüğe kaydolmayan,kimliksiz dolaşan.İsimleri belki farklıdır ama Olriçgillerdendir.Kaçak yaşarlar,antidepresanlar,akinetonlar,nörodollar,psikologlar,psikiyatristler en büyük düşmanlarıdır.Gel meydan okuyalım psikolojiye(ruhbilim)oğuz baba.Deliliği doktrin yapalım,cogito virüsünü yayalım tüm dünyaya..Neyse sen gelemiyorsun elbet biz gelecez yanına sakın 40 yaşında olacam diye oyun oynamam sanma..Turgut Selim’i aramaktan vazgeçti diye ben de seni aramaktan vazgeçerim sanma.Cehennemde de olsan zebanilere çaktırmadan sobelerim seni..Oğuz Baba..Dünydan mısra 2016’dan,insanların oyun alanı yapıldığı,tüm oyunların insanların üstünde oynandığı,batdünyabat dünyadan selamlar..Nur içinde yat üstad..
724 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle söze hiç Atay okumamış biri bu kitabıyla başlayıp da yarım bırakma gafletine düşmesin diye başlamak istiyorum.

Atay'ı okumaya başlamadan önce biraz araştırma yapmak gerekiyor. Nasıl bir dönemde yaşamış, kimlerle birlikte olmuş, kimlerden etkilenmiş vs. Tabii bu durum bütün yazarlar ve kitaplar için geçerli ama eğer Tutunamayanlar'ı okuyorsanız daha da önemli. Onun için şu video buna bir nebze olsun fayda sağlar diye düşünüyorum. https://youtu.be/ZdmXbXkJBcI

Yazıldığı dönem itibariyle de Türk Edebiyatında çığır açmıştır. Tabii o dönemde anlaşılamamıştır bu da ayrı bir ironidir.
Yalnız 1970 TRT Roman ödülünü de alıyor. O dönemde böyle bir ödül almış romanın görmezden gelinmesi de başka bir konu. O dönemin sözde aydınlarına da bolca söz söylemiş. Aydın olmak sadece okumak ile olmayacağını, gerçek hayatın, gerçek oyunun, gerçek dünyanın bambaşka kuralları olduğunu anlatmış.

Kitabın içinde rastladığım kitapların ve yazarların çoğunu önceden okumuş olmak da beni ayrıca mutlu etti ve tabii ki anlatılanları ona göre yorumlayabilmemi sağladı.
Atay ilk dönemlerinde Oscar Wilde ile baya haşır neşir olmuş. Sonrasında Maksim Gorki hayatına girmiş.
Tabii ki en sevdiği iki yazar Franz Kafka ve Dostoyevski
Bunlar dışında kitapta geçen bazı yazarlar ve kitaplar
Panait Istrati - Akdeniz
Cervantes - Don Kişot
Robert Louis Stevenson - Dr. Jekyll ile Bay Hyde...


Kitabın içinde bazı bölümler var ki tam ders niteliğinde.
En çok da "Ne Yapmalı" bölümü.

Şarkılar ve Şarkıların açıklamasının yapıldığı bölümler ile Selim Işık'ın hayatına bir mercekle bakıyoruz. Tüm detaylarıyla işliyor.
Bu bölümde kısım kısım bazı yerler zorlayıcı ve anlaşılmaz geldi. İroni dolu mesajları ise tadından yenmez.

Turgut'un devlet dairesine evrak almak için gittiği bölümler ise Gogol ve Bulgakov'un sistemin absürtlüğünü ironi ve hiciv dolu anlatımlarıyla gözler önüne serdiği Müfettiş ve Şeytani eserlerini akla getiriyor.

Noktalama işareti olmadan yazılan 76 sayfalık bir bölüm var 14. bölüm. İşte burası tam manasıyla kendinizi vereceğiniz bölüm.
Eğer bu bölümü okuyacaksanız bütün işi gücü bırakıp tek seferde okumalısınız. Başka türlü anlam kazanmaz.

Kitabın en net tanımı ise yine kitap içinde verilmiştir.
"Bu kitap ne ciddi kavgaların, ne büyük ve yaygın sıkıntıların, ne de ezilen insanların romanıdır; bu kitap, mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır. Sizlere hizmetten şeref duyan yayınevimiz iftiharla sunar: Tutunamayanlar"


Kitabı okumaya başladığımda ortalarına doğru aklıma şöyle bir düşünce geldi. Bu kitap bitse de Oğuz Atay'ın en sevdiğim kitabı yine Tehlikeli Oyunlar olacak diye. Kitap bitti yine aynı görüşteyim. Birbirinin devamı gibi görülse de Tutunamayanlar çok daha kapsamlı ve Tehlikeli Oyunlar'a göre daha kapalı. Kapalıdan kasıt anlaşılması güç. Ve ayrıca ironi ve hiciv yönü Tehlikeli Oyunlar'da daha fazla.


Oyun kavramı Oğuz Atay'ın hayatının temel noktası.
"Hayat bir oyun sahnesi ve bizler oyuncularız..."
Ve aklıma direkt Truman Show geliyor. Belki de şu kitabı en iyi anlatacak filmlerden biri.

Tutunamayanlar aslında her şeyin farkında olanlar, hassas ruhlu insanlar, hayal ettikleri dünyayı, yaşamı gerçekte bulamayanlar, insanlara tüm içtenliğiyle gönlünü açan ancak yine de hor görülen, anlaşılamayan, dalga geçilen, umursanmayan...

Reşat Nuri diyor ya Acımak kitabında; "Arkadaşların nezaketimi, uysallığımı ne gözle gördüklerini anladıktan sonra lâubaliliklerine tahammül edememeye başladım." işte bu evreden sonra işler çığrından çıkıyor. Bunun Tutunamayanlar'la ne alakası var diyorsanız ben de, bu insanlar boşuna bu hale gelmiyor diyorum.

Bu evderen sonra insanlara tahammül edememeye başlarsınız, sinirli bir insan olup çıkarsınız, etrafınızda çok kimse kalmaz, anlaşılmama korkusu (aslında bu korku da değil bana göre) ne söyleseniz boşa gidecek hissi oluşur. Çünkü herkes bildiğini okuyordur.

Ve bunlara ek olarak da şu alıntıyı bırakıyorum.

"Masum insanlara kötülük ediyorlar, gerçek olaylara karşı güvenimizi sarsıyorlar. İnanarak dinlememizi güçleştiriyorlar. İnsan her sözü kuşkuyla karşılıyor artık. Gerçekle düş birbirine karışıyor; yalanın nerede bittiğini anlayamıyoruz. Tutunacak bir dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz."

Benden bu kadar sevgili okuyucu. Atay'ın dünyası seni bekliyor, geç olmadan yolculukta yerini alman dileğiyle. Aslında kafamın içinde yazıya dökemediğim binlerce düşünce dolaşıyor. Zaman zaman kayıplara karışma isteği doğsa da Selim Işık cesareti gösteremiyoruz. Mecbur yaşayacağız.
"İnsan korktuğu halde yaşıyor. Bir şeyler yapmak istediği için, korkunun gölgesinde kendini oradan oraya vuruyor. Çok acıklı durumlara düşüyor insan, dostlarım!"

Nacizane şu yazımı da bir Tutunamayan olarak şuraya eklemek istiyorum.
#38174696

Not:
Yoruma yazdım ancak buraya da şu bilgileri eklemek istiyorum.

Tutunamayanlar'ın yazıldığı ev https://twitter.com/...405088410206210?s=19

Bu ev ve romanın ithaf edildiği kişiler hakkında da ufak bir şeyler yazmak istiyorum.

Tutunamayanlar'daki Selim Işık Atay'ın Ural adındaki intihar eden arkadaşıdır. Tutunamayanlar'da Ural'ın hatırasına diyerek atıf yapıyor.

Ayrıca Tutunamayanlar'da "Sevin için" ve Tehlikeli Oyunlar'da ise Sevin'e diyerek bu iki kitabı da Sevin Seydi'ye ithaf ediyor. Peki bu Sevin Seydi kim ki bu iki kitap da ona ithaf edilmiş.

Sevin Seydi Oğuz Atay'ın en yakın arkadaşlarından biri olan Uğur Ünel'in eşi. 1967'de Atay ve Seydi eşlerinden ayrılmışlar ve sonrasında da yukarıda paylaştığım evde yaşamaya başlamışlar. Roman da Seydi'nin desteği ile burada yazılmaya başlanmış. Bu bilgilerden sonra ise Tutunamayanlar'daki Günseli ile Tehlikeli Oyunlar'daki Bilge'nin Seydi olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.
Roman yazıldıktan sonra Seydi İngilizce'ye çevirisini yapmış ancak o dönemde yayımlanamamış ama yine de yaklaşık 35 yıl sonra İngilizce olarak yayımlanmış.
Detaylara indikçe çok fazla şey çıkıyor. Oğuz Atay dünyası çok derin.
724 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
“Ural’ın hatırasına” diye başlamış.
Rumeli Hisarı’ndan kendini atan bir arkadaşıymış. Kurgu muydu okuduklarım, gerçek mi? Ne önemi var? Yaşadıklarımız değil mi yazdıklarımız?

Evet, burada acı çekiyoruz. Acıyı öyle oturduğumuz yerden değil, “sıradan” insanların parçalanıp etrafa dağılmış hayatlarını izleyerek çekiyoruz. Aslında hepimiz biraz kendimizi görüyoruz izlerken.

Örneğin, benim de bir “Olric”im var. “Orlick” veya “Yorick” de diyebilirsiniz, sorun etmez kendisi. “Sanço Panza” da olabilir bakın… Neyse, isimlere takılmayalım.
Yalnız benim Olric’im hep kendi konuşur, ben dinlerim. Çünkü o bir “tutunabilen”dir. Bazen ortalarda görünmez; o zaman bilin ki işler yolundadır.

En son geçenlerde çıktı ortaya:
“Yeter artık, aslında her gün kaytardığı halde çok çalışıyormuş izlenimi veren sahtekâr mesai arkadaşına neden selâm vermeye devam ediyorsun?” diye çıkıştı bana.
“Ama ne yapabilirim? O kadar çoklar ki… Hem sonra tutunduğum yerden savrulursam ne olacak?” demeye çalıştıysam da dinlemedi beni.

Can sıkıcı bir sessizlikten sonra, tepemi attıranlara verip veriştirdim. Ne de olsa tutunduğum yerden beni duyamazlar.

Dost görünen hainlere,
Yüreğimizde yaralar açıp gidenlere,
Söz verip de gelmeyenlere,
Geç gelip de bekletenlere,
Hakkımızı yerken namuslu geçinenlere,
Selâmımızı almayıp kendimizi kötü hissettirenlere,
Yüzümüze bakmadan konuşanlara,
Sıramızı gasp edenlere,
Çelme takmak için fırsat kollayanlara,
İş görüşmesinde bizi saf dışı bırakanlara,
Garsona tepeden bakan terbiyesizlere,
Soru sormaktan çekindiğimiz rahatsız öğretmenlere,
Çocuğunu hunharca azarlayan ebeveynlere,
...
(Yeter, dedi Olric. Bu liste bitmez!)

İnsanlık olarak hâlâ şansımız varsa, bir gün tüm bunlar yüzünden utanacağız. İşte biz o vakit tutunacağız.

Farkındayım, biraz bol keseden iyimserlikle dolu oldu bu cümle; söylenmemiş de sayabilirsiniz. Ama buraya yazmak bana iyi geldi.

Gerçekçi olmaya devam derseniz, ben de size bir soru sorarım o zaman:
Hiçbir şeyden çekinmeseniz, şu an yaşadığınız hayatı sürdürür müsünüz?
Yoksa Selim gibi intiharı, Turgut gibi kaçmayı mı tercih edersiniz?

Onlar da birer “aydın” değil miydi? Onlar; “tutunamayanlar”.
Toplumu, hayatı, kendini eleştirenler… Sonunda durumu düzeltmek yerine kaçmayı tercih edenler.

“Sen düzeltebildin mi?”
“Yeter artık! Olric misin, Sanço musun, her neysen; yüzüme vurup durma. Ben sakin, dürüst, saf, sağduyulu ve aydın biriyim. Bana zavallı muamelesi yapma! Göreceksin, bu alçak tutunanların arasından bireysel irademle ve de yüzümün akıyla çıkıp yükseleceğim! ”

“Önce iç yolculuğundan dönmeyi başar da, sonra bireysel var olursun.”

Yeter Olric. Sen, o, diğerleri… Beni rahat bırakın. Sizinle baş edemem ben. Başka bir yerlerde yabancılaşmaya gidiyorum.

Yola bensiz devam edin…
724 syf.
·61 günde·Puan vermedi
''Oğuz Atay bir söyleşide bu kitabında insanın bizatihi ta kendisini anlattım demiş...Birçok yazardan anlatım tekniği bakımından ayrıştığının altını kırmızı kalemle çizmek ister gibi...O birçok yazar kendi belirlediği sularda yüzdürür "insan"ı. Atay bunu beceremediğini yine şu sözlerle anlatır."Ben, kahramanlarımın iplerini istediği gibi oynatarak insanlardan kuklalar yaratan büyük romancıların yeteneklerinden yoksunum. Roman kahramanlarına uygulayacak büyük nazariyelerim, onları peşinden koşturacağım büyük ülkülerim yok."derken Tutunamayanlar'la Türk romancılığında yeni bir çağın başladığını muştular.'' /alıntı/

Bazı insanlar, hayata dair kuralları maddelerini yazarlar, yazmayı yetinemeyip o maddeleri mutlaka hayata geçirmeye çalışırlar. Sonra herkes gibi yaşamayı çalışırlar ve yapamayıp tıkandıklarını hissederler … ve o maddeler başkalarına kalır; Selim’den Turgut’a kaldığı gibi. Babadan oğula geçiyormuş gibi değil, onlar birbirinin kopyasıdır diye.
Selim’in intiharı üzerinde zaman geçiyor ve arkadaşı Turgut, onu intihara hangi sebepler sürüklemiş diye araştırmaya başlıyor. Selim’den duyduğu ama hiç tanımadığı arkadaşları ile buluşuyor. Onunla ilgili hiç bilmediği detayları öğreniyor. Turgut, Selim’i zamanında iyi tanımadığı ve en önemli anda yardımcı olamadığı için kendini suçluyor. Selim, dünyaya kafa tutmuş, ama karşı koymaya gücü yetememiş. Turgut, Selim’den kalanları toplarken, kendisinin de Selim’den farklı olmadığını anlıyor.

Kitabın başkahramanı bence Selim. Hayatta olmadığı halde bile, Turgut'un hatıralar ve araştırmalardan oluşan anlatımından hep Selim çıkıyor. Kitabın sonunda, Selim kendisi bize, okurlara, takdim ediyor ve sadece arkadaşlarının onunla ilgili düşündükleri değil, direkt kendisinden onun tam portresinin son noktası ile tamamlıyor. Selim’in günlüklerini Turgut'un okuma fırsatı çok sonradan doğuyor ve o zamana kadar diğer ‘’tanıkların ifadelerini’’alıyor. Selim’in arkadaşları da tutunamayanlar… boşuna dememişler bana arkadaşını söyle…

Ve Olriç. Hepimizin bir Olriç’i vardır…

Okuduğum kitaplardan hiç birine benzemiyor Tutunamayanlar. Farklı. Güzel mi? Evet veya hayır diyemiyorum, kitabın başka kimyası var. Çevremdekilere çok daha dikkatli bakabiliyorum artık ve yanımda ‘’onlardan’’ var olduğunu görebiliyorum. Hayat boyu acı çekmeye mahkum olan tutunamayanlar, onlar olmazsa bize ‘’bat dünya bat’’ demek kalıyor.
724 syf.
·34 günde·10/10
Tutunamayanlar

“Bu kitap ne ciddi kavgaların ne büyük ve yaygın sıkıntıların ne de ezilen insanların romanıdır; bu kitap, mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır. “

Oğuz Atay-Tutunamayanlar, 1970

Ben de yazarın hissiyatı, kelimeleri ve bilhassa üslubuyla sizlere seslenmek istiyorum. Kitabı, anlatılmaz bir duygu ile okudum. Sahiden neye benziyordu bu kitap? Nasıl yazıya dökebilirim, en ufak bir fikrim yok. Karakterlerin tutunamayan ve kaybolup giden hayatlarını gözümün önünden silmeden, bir bakıma boş vermişlikle yazıyorum. Beni de kötü yetiştirdiler dostum! Güzeli ifade gücünden yoksun bıraktılar. Tıpkı filmlerdeki gibi diyebiliyorum ancak. Ne acıklı değil mi?

Her insan, esasında hayata atılmakla Tehlikeli bir Oyuna atılmış oluyordu. Bu tehlikeli oyunun birilerince koyulmuş kuralları vardı elbet. Seçime zorlanıyorduk. Maskeler dağıtılmıştı. Ya gidip kurallara uyacak, istenildiği gibi yaşayacak ya da kaybolup gidecektik iç çekişlerimizle. Güzel ödüllerle aldatılıyorduk, iş, mal, mülk veya evlilik gibi aldatıcı kurumların çatısı altında seslerimiz kısılsın isteniyordu. Maskeler takıyorduk yanlarında, sevilmek başarılı olmak istiyorduk. Hırslarımız her geçen gün daha da artıyordu, yükselmek hep yükselmek istiyorduk. Hep daha fazlası diyorduk. İstemekle geçiyordu günlerimiz, aylarımız ve yıllarımız. Ta ki tutunamayanlar tarafından yargılanana dek.

Bir anda sahne kuruldu kendimi mahkeme salonunda buldum. Sesleri çıktı, ihtimal yalnız ben duydum… Bana dediler ki; Bir gün bütün değer yargıları değişecek ve yargılananlar yargıç, eziyet edenler de suçlu sandalyesine oturacaklardır ve onlar o kadar utanacaklar, o kadar utanacaklardır ki utançlarının ve suçlarının ağırlığı yüzünden ayağa kalkamayacaklardır. Kalkamadım… Devam ettiler; Hesaplaşma günü geldi şimdiye kadar yalnız din kitaplarında yargılandınız. Biz fakirler zavallılar, yarım yamalaklar, bu kitapları okuyup teselli olurken içinizden güldünüz. Ve çıkarlarınıza baktınız. Her ne kadar bugün siz suçlu, biz yargıç sandalyesinde oturuyorsak da gene acınacak durumda olan bizleriz. Herkes bir şeyler yapabilsin diye biz, bir şey yapmamak suretiyle, hep sizler için bir şeyler yapmaya çalıştık. Bütün bunlar olurken birtakım adamlar da anlayamadığımız sebeplerle anlayamadığımız davalar uğruna yalnız başlarına ölüp gittiler. Böylece bugüne kadar iyi (siz) kötü (biz) geldik.

Aralarında hukukçu olmadığı için söz uzatılmadı, sanık olan bana savunma izni verilmedi. Gereği düşünüldü. Sanık Anıl’ın elinden başarılarının alınmasına oybirliğiyle karar verildi.

Hayatları, ciddiye alınmasını istedikleri bir oyundu. Tehlikeli bir oyundu. Oyunlarla yaşayan bu insanları anlamak, fark etmek fazlasıyla zordu. Zira kendilerini kolaylıkla gizleyebiliyorlardı. Kendileri ile dalga geçildiğinde içselleştirmiş olmalarına rağmen herkesle beraber gülüyorlardı. Nitekim bu hataya Selim özelinde Turgut da düşmüştü. Bu nedenle onları anlamak, fark etmek için yapılacak en kolay iş Oğuz Beyi okumaktı, ben de öyle yaptım. Oğuz Beyin anlatımı diğer yazarlara nispeten daha farklıydı, dikkatli olmak, çalışkan olmak ve anlattıklarından kopmamak gerekiyordu. Düşüncelerini dile getirirken bir iç sesin daha ona eşlik ettiğini, karşılık verdiğini fark ettim, dalgınlığa yer yoktu. Kendisi konuşuyor, iç sesi konuşuyor bir de sahnedeki diğer kişiler konuşuyordu. Sahne bir anda ev, ev bir anda sahne oluyordu. Anlatı, aniden tiyatro oyununa evirilebiliyordu. Mahkeme salonu kuruluyor, yargıçlar, sanıklar doluşuyor birileri yargılanabiliyordu. Aslında ciddiye alınması gereken oyunlar sahneleniyordu. Tutunamayanları, kaybetmemek adına ciddiye almak gerekiyordu. Kaç tutunamayanın, farkında olmayan kaç katili vardır aramızda, kim bilir… bilebilir?

Haşarı çocuklar vardır, her şeyi kurcalayan, sorgulayan ve hep eğlencesinde olan çocuklar. Oğuz Bey de tıpkı otuzlarında olan haşarı bir çocuk gibiydi. Deşeleyen aynı zamanda toplumu, sabit düşünceleri ve bireyleri sorgulayan, tespitlerde bulunan fazlasıyla zeki, nüktedan bir çocuk ruhu taşımaktaydı. Türk toplumuna fazla bir eğlencesi vardı, gülümseten ve sevecen bir dili en çekici yanıydı. İroniktir ki karakterleri eğlenceden yoksundu. Mayaları tutmamıştı. Kendisi de tutunamayan karakterlerini çok yerinde simgesel anlatımlarla okuruna yansıtıyordu. O muhteşem simgesel anlatı şöyledir;

Sürekli akan çeşmenin yanına geldi. Selim, böyle çeşmelerde her tarafını ıslatırdı; suyu da içemezdi istediği kadar. Oysa, bazı insanlar vardır; en çamurlu yerlerden bile kolalı beyaz gömleklerini ve açık renk pantolonlarını kirletmeden çıkarlar. Böyle adamlar hayatta başarıya ulaşırlar Olric. Selim nereye tutunacağını bilemezdi. Bir eliyle çeşmenin duvarına dayanmaya çalışırken, öbür elini suya uzatır: dengesini bulamaz bir türlü. Ayakları çamura batar, dudakları suya yetişmez. Islanırız, gene kururuz; ne yapalım? derdi.

O, toplumda bir hücreydi, “Anarşist Hücre” tıpkı Bay C. gibi fakat yazarından farklı olarak Oğuz Beyin beyninde gerçek bir anarşist hücre vardı!.. 43 yaşında 34. Ağır Ceza Mahkemesince yargılanması sonucu aramızdan ayrıldı.

Şimdi tekrardan bana sesleniyorlar.

- Bizler için kapı kapı dolaşıp bizleri anlatma yetkisini sana kim verdi Anıl?
- (Onlar gibi cevap vermeliyim!) Ruhsatsız çalışıyorum beyler!

İstediği gibi yaşayamayıp istediği gibi ölenlere,
Tutunamayanlara,

12.01.2020
Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim" dedi: Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: "Seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda..."
''Kitapçıların ve çiçekçilerin bazı özellikleri olmalıdır Olric. Gelişigüzel insanlar bu mesleklerin içine girmemeli. Kitaplar ve çiçekler özel itina isteyen varlıklardır. Ne yazık, bu meslekler de artık olur olmaz kimselerin elinde, sattıklarıyla ilgileri olmayan kişilerin. Durmadan kitaplara ve çiçeklere eziyet ederler, onlara nasıl davranılacağını bilmezler. Bana kalırsa, bir “kitapları koruma derneği” kurmalı ve kitaplara kötü muamele edilmesini önlemeli...''

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tutunamayanlar
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
724
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700114
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar'ı Berna Moran, " hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak niteler. Moran'a göre "Oğuz Atay'ın mizah gücü, duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar'ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, yapıttaki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır." Küçük burjuva dünyasını zekice alaya alan Atay "saldırısını, tutunanların anlamayacağı, red edeceği türden bir romanla yapar." Tutunamayanlar, 1970 TRT Roman Ödülü'nü kazanmıştı.

Kitabı okuyanlar 22.181 okur

  • Beyza Aydın
  • Maria Rose
  • İbrahim Can Polat
  • Kitap Sever Psikolog
  • Canser Karakavuk
  • Sümeyra Sibel Altungök
  • Merve Balıkçılar
  • sariay
  • Rojda Kapar
  • Mustafa KIRAN

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%17.6
14-17 Yaş
%12.5
18-24 Yaş
%19.1
25-34 Yaş
%21.5
35-44 Yaş
%17.3
45-54 Yaş
%7.8
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60
Erkek
%40

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55.1 (4.041)
9
%20.8 (1.521)
8
%11.8 (864)
7
%5.5 (402)
6
%2.5 (182)
5
%1.7 (124)
4
%0.6 (46)
3
%0.6 (44)
2
%0.5 (35)
1
%0.8 (61)

Kitabın sıralamaları