1000Kitap Logosu
Tutunamayanlar

Tutunamayanlar

Bütün Eserleri 1

Okuyacaklarıma Ekle
TAKİP ET
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!

Hakkında

724 sayfa ·
Tahmini okuma süresi: 20 sa. 31 dk.
Adı
Tutunamayanlar
Alt başlık
Bütün Eserleri 1
Tasarımcı
Basım
Türkçe · Türkiye · İletişim Yayınları · Kasım 2020 (İlk yayınlanma: 1971) · Karton kapak · 9789754700114
Diğer baskılar
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
The Disconnected
Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar'ı Berna Moran, " hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak niteler. Moran'a göre "Oğuz Atay'ın mizah gücü, duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar'ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, yapıttaki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır." Küçük burjuva dünyasını zekice alaya alan Atay "saldırısını, tutunanların anlamayacağı, red edeceği türden bir romanla yapar." Tutunamayanlar, 1970 TRT Roman Ödülü'nü kazanmıştı.
Fiyatlar
Kitapyurdu.com
75TL ve üzeri tüm siparişlerde Kargo Bedava!
İdefix
idefix.com

Okurlar

Kadın
% 65.5
Erkek
% 34.5
0-12 Yaş
13-17 Yaş
18-24 Yaş
25-34 Yaş
35-44 Yaş
45-54 Yaş
55-64 Yaş
65+ Yaş
8.9
10 üzerinden
13,2bin Puan · 2342 İnceleme
724 syf.
·
Beğendi
·
7/10 puan
Kitaplarla Hayata Tutunun :)
"Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok." demiş Oğuz Atay. Biliyoruz ki zaten insanlar hayal dünyasında hayal kırıklıklarına yer vermezler. Selim ve Turgut hayallerinde olmayan şeyleri yaşadılar. Ölmeden birkaç defa öldüler. Bu yüzden incelememe alıntılardan başladım çünkü bazı kitaplar insan hayatlarından birer alıntı, alıntıların da birer yaşam tecrübesinden doğan duygular olduğuna inanıyorum. Oğuz Atay'ın en özel ve bilindik eserlerinden biri olan Tutunamayanlar hayata tutunamayan Selim karakterinin hayatından kalan anılarını ve yaşama olan bağlılığını ama var olan, yok edemediği mutsuzluk, bekleyiş, umut havuzunu kaleme almıştır. Selim'in hayatı çatlak bardakdaki su gibiydi. Yaşasa da yaşamasa da hayatı tükendi çünkü tutunamadı hayata. Aşk, sadakat, ölüm, saygı, güven, yalnızlık, iş hayatı, hayat koşulları kısaca sanki doğumdan ölüme kadar sık elenip ince dokunan bir eser olmuş. Her karakterin, kitabı okuyan okuyucuda bir etkisi bırakılmak istercesine duygular yoğunlaştırılmış. Karakterler yazarın dediği gibi ölmeden öldürülmüş fakat hala yaşayan insanlar. Dost kelimesinin sözlükteki anlamı olabilen Turgut', Selim karakterinin hayatında önemli yeri vardı çünkü şimdilerde de eskilerde de dost kavramı bulunamayacak kadar değerli. Turgut, hayata tutunamayan arkadaşı Selim'in hayatından kopup gitmesi ile psikolojik sorunlar yaşamış hatta bir süre arkadaşının ölümüne inanmamıştır. Sevgi ne kadar büyükse bıraktığı hasar da o kadar büyük olabiliyor. Hayat doğumdan ölüme bir kitap gibidir, anılara gelince; o da o kitabı ölmeden göz önünde izlemek gibi... Turgut'un hayatından bahsedecek olursam; ilk okulda sınıfın zeki öğrencisi, itileni, kakılanı ve duygusal olanı. Kendini kitaplara veren, okumayı seven belki de hayatını bir kitapta arayan insandı. Hayatının orta yaşlı dönemlerinde dostunun acısı ile ne yapacağını bilemedi. İnanamadığı ölüm delillerle karşısında durur gibiydi. insanların sevdiği birini kaybetmesinde bıraktığı en büyük etki öldüğüne inanamaması olduğunu biliyoruz. Hayattan her duygu kitabın sayfalarını, satırlarını süslemiş. Arkadaşından kalan yazılar, mektuplar tutunamamış hayatın son izleri. Turgut, o kelimelerde kendini boğdu ve arkadaşının ölümüne inandı. Bir hayata değer veriyordu o hayatta değere inanmıyordu. Oğuz Atay'ın bir sözü var; Gel seninle bir kez daha ağlayalım. Yaşanmışlara, yaşanmamışlara, bir de hiç yaşanmayacaklara... İşte insan bütün hayatı boyunca bu cümleyi yaşar. O yüzden ağlamak bile bir yere kadar çünkü ağlamayı yaşıyoruz. Eser o kadar derinden işlenmiş ki, karakterler ölümü bekler gibi yaşıyor ama ölmekten korkuyor. İnsanı çatlak bardakdaki su yerine koyarsak eksildikçe eksiliyor. Selim hayata tutunamadıkça eksildi. Turgut, tutundukça. Hayata nasıl tutunamadığı hakkında yorum yapmayacağım çünkü kitabın asıl konusu. İnceleme hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Kitabı yaklaşık bir ayda zor okudum, ilk defa aklımı bu kadar zorlayan ve beni düşündüren bir eserle karşılaştım. Şunu söyleyebilirim ki; kısa kısaya özetlenecek bir eser değil. Her kelimesinde bir yaşam izi, her satırında bir duygu fark ettim. Çok alıntı paylaştım. Bir başka incelememde; okuduğunuz kitapta paylaşacağınız alıntı, altını çizebileceğiniz yorum yoksa boşuna zaman ayırmayın demiştim ve şuan bu esere iyi ki bir ayımı ayırdım diyorum. Yazar hakkında yorum yapmak istiyorum; en sevdiğim yazarlardan biri ancak yazım hatasını sık yapan bir yazar ya da teknik hata bilmiyorum. Bazı eserlerinde dört beş kelime birleşik yazılmış ama genel anlamda çok derinden düşünen ve yazabilen yazar gibi yazar dediğim biri. Okunmaya, inceleme yazmaya ve alıntı paylaşmaya, üzerine düşünmeye değen bir eser. Okumanızı tavsiye eder, huzurlu günler dilerim.
Tutunamayanlar
8.9/10 · 44bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
724 syf.
·
7 günde
·
10/10 puan
Türkiye'nin En Çok Yarım Bırakılan Kitabı!
YouTube kitap kanalımda Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar kitabını yarım bırakmamak için neler yapabileceğinizi anlattım: youtu.be/Q9SFqgGWSX4 Demek bir hevesle o herkesin konuştuğu Oğuz Atay'a Tutunamayanlar kitabıyla başladın ve seni hiç sarmadı? Hatta Tutunamayanlar kitabı sana çok ağır geldiği ve akıcı gelmediği için bir köşeye atıp bir daha kapağını bile açmak istemiyorsun? O zaman şu an doğru incelemeyi okuyorsun demektir. Türkiye'nin en çok yarım bırakılan kitabını yarım bırakmamanız amacıyla kaleme alınmış bu yazıda kendi Tutunamayanlar ve Oğuz Atay deneyimlerimden yola çıkarak sizin için bir "yapılacaklar listesi" oluşturdum. Böylece bu harika kitabı yarım bırakmamanız için çabalayacağım. Çünkü 700 küsür sayfalık bir kitaba harcayacağınız günlerinizin boşa gitmiş gibi hissettirmemesini ve bu kitaptan tam bir verim almanızı istiyorum. Tutunamayanlar'ı yarım bırakmamak için yapılacaklar listesi: 1- Oğuz Atay serüveninize Tutunamayanlar kitabıyla başlamayın, bunun yerine Korkuyu Beklerken kitabıyla başlayın. Çünkü Oğuz Atay'ın dert edindiği bütün konuların hepsi neredeyse Korkuyu Beklerken öykülerinde var zaten. Yani aydın eleştirileri, ironiler, iç hesaplaşma, monolog, korku ve oyun gibi Oğuz Atay kitaplarının karakteristik özelliklerinin hepsini görmek açısından Korkuyu Beklerken kitabından başlamalısınız diye düşünüyorum. 2- Oğuz Atay'ın okuduğu yazarları okumuş olmak size büyük bir avantaj kazandırır. Dostoyevski ve Kafka külliyatındaki Yeraltından Notlar, Suç ve Ceza, Dönüşüm ve Dava gibi en önemli kitapları ve özellikle de Gonçarov'un Oblomov kitabını okumuş olmak Tutunamayanlar'daki karakterlerin hayat biçimlerini, düşüncelerini ve neden tutunamadıklarını anlamak açısından büyük önem taşıyor. 3- Yıldız Ecevit'in Ben Buradayım: Oğuz Atay'ın Biyografik ve Kurmaca Dünyası rehber kitabı yanınızda bir dost olarak bulunmalı. Böylece Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar kitabındaki karakterlerle, yazım biçimiyle, toplumcu gerçekçi edebiyata bireyci edebiyat ile karşı çıkışıyla neyi amaçladığını daha iyi anlarsınız ve böylece Tutunamayanlar kitabının neden tutunamayanları anlattığını daha iyi kavramış olursunuz. 4- Tutunamayanlık kavramı üzerine düşünmek oldukça önemli. Bu yüzden Türkiye'nin 60lı yıllarındaki Demokrat Parti döneminin özelliklerini bilmek, iktidar, toplum ve birey arasındaki etkileşimler perspektifinden düşünmek, dünya savaşlarından sonra dünyanın kaydığı bireyci çizgi hakkında bilinçlenmek gibi siyasi zihniyet perspektifleri sizi Tutunamayanlar kitabına karşı ısındıracak yönler olacaktır. 5- Tutunamayanlar kitabını okuduğunuz sırada Selim, Turgut, Günseli gibi karakterleri gerek toplumcu gerçekçi köy romanlarındaki karakterlerle gerekse de dünya edebiyatındaki edebiyat ürünleriyle karşılaştırmanızı tavsiye ederim. Bu size karşılaştırmalı bir edebiyat incelemesi yapma fırsatı da tanıyacaktır. Peki "seni tanımadan önce ağaçların çiçek açtığı ve yaprak döktüğü mevsimleri hep kaçırırdım" ile başlayan ve 76 sayfa noktalamasız bir şekilde soluksuz süren bölümü nasıl okuyacağız? diye de soruyor ve bir Rap parçası gibi okunabilen bu kısmı merak ediyor olabilirsiniz: instagram.com/p/CNvHizDJ1Xm/ 6- James Joyce, William Faulkner, Yusuf Atılgan gibi bilinçdışı ile bilinci sıklıkla kullanan ve kitaplarında bilinç akışı bölümlerine sıklıkla yer veren yazarları okumuş olmanız size yine büyük bir avantaj kazandıracaktır. Ama bu yazarları okumamış olarak da Oğuz Atay okuyabilirsiniz. Sadece bilincin dışavurulduğunu, en saf haliyle göründüğünü ve anlatıcı değişiminin Atay tarafından nasıl ustalıkla işlendiğini bu bölüm için aklınızda tutmanız gereken yönler olarak tavsiye ederim. 7- Tutunamayanlar kitabını Freudyen ve libido temelli bir psikanaliz yorumuyla değil de daha çok Jungiyen yani gölge ve persona benliklerin çarpıştığı bir psikanaliz yöntemiyle yorumlamanızı tavsiye ederim. Yıldız Ecevit de bunu öneriyor. 8- Oğuz Atay'ın kitaplarını "Sonunda ne olacak?" acaba düşüncesiyle okumayın. Çünkü Tutunamayanlar'ın 447. sayfasında Oğuz Atay bu kaygınızı kendi cevaplamıştır: "Hayatımın, başı ve sonu belliydi; hiç olmazsa ortasını kaçırmamalıydım." Oğuz Atay kitaplarının ve Tutunamayanlar'ın da başı ve sonu bellidir, hiç olmazsa ortasını kaçırmayın. 9- Oğuz Atay'ın kitaplarını akıcı ve sürükleyici olması klişelerinizle okumayın. Oğuz Atay zaten edebiyatımızda klişeleri en çok yıkmış yazarlarımızdan biridir. Belki de en değerlisidir. Artık akmayan, sizi zorlayacak ve bunun sonucunda da sizin okuma çıtanızı yükseltecek kitapların arayışında olmalısınız, o yüzden Tutunamayanlar kitabındaki viskoziteyi bir de böyle düşünmenizi tavsiye ederim. 10- Sadece bu kitabı değil, başladığınız hiçbir işi bir tutunamayan olmamak adına yarım bırakmayın. Nikos Kazancakis'in Zorba adlı kitabında 261. sayfada yazan o harika cümleleri hatırlayın: "Dünyayı bugünkü durumuna getiren nedir, bilir misin? Yarım işler, yarım konuşmalar, yarım günahlar, yarım iyiliklerdir. Sonuna kadar git be insan, avara et ve korkma!" İsterseniz bütün bu yazdıklarımı ve Oğuz Atay hakkındaki diğer detayları bir video olarak da izleyebilirsiniz: youtu.be/INZw0WFskak Daha çok okurun bu Tutunamayanlar rehberinden faydalanabilmesi için bu incelemeyi paylaşabilirsiniz. Keyifli ve Oğuz Atay'ın tutunamadığı şeyler arasındaki tehlikeli oyunlarınızın ihtimallerini daha çok keşfetmeye yakınlaşabileceğiniz, oyunlarla yaşadığınız ve korkularınızı beklerken bu arada kendinizi de unutmadığınız meraklı okumalar dilerim.
Tutunamayanlar
8.9/10 · 44bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
724 syf.
·
21 günde
·
8/10 puan
Yarım Bırakılanlar:)
Oğuz Atay
Oğuz Atay
sadece 43 sene yaşamış.Özellikle
Fyodor Dostoyevski,
Fyodor Dostoyevski,
James Joyce
James Joyce
dan etkilendiği çok aşikar.Dostoyevski den romanında çok sık bahsederken, Joyce un ise meşhur bilinç akışı tekniği kullandığını görüyoruz.Aynı zamanda kendisi Postmodernist bi yazar.Bunu kısaca sorunsallaştırma, yadsınma olarak 20.yıl ve sonrası için kabul edebiliriz.
Orhan Pamuk
Orhan Pamuk
,
Italo Calvino
Italo Calvino
,
Jorge Luis Borges
Jorge Luis Borges
,
Umberto Eco
Umberto Eco
örnek verilebilir buna.
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
kitabı ile Trt Roman Ödülü kazanmıştır.Özel bir jürinin sectiği oylamadaen iyi 2.Türk romanı seçilmiştir.Ayrıca Unesco ise en iyi Türk eseri seçmiştir.Türkiye nin Ruhu isimli kitabını yazarken erken yaşta ve az eseriyle tümör nedeniyle vefat etmiştir.Orhan Pamuk gibi aslında postmodernist diğer sonradan gelecek Türk yazarları etkilemiştir.Yani aslında baktığımız vakit bir Nobel ödülü alacak yazarın alt yapısında onunda izleri vardır.Bilinç akışını kullanan ilk Türk kendisidir.Bunu
James Joyce
James Joyce
ve
William Faulkner
William Faulkner
gibi zor değil, daha basit bir anlatış stili ile uygulamıştır.
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
kitabında peki neyi hissederiz? Aslında kitapta kendisi de bahsetmiştir.Kötü yaşama riskinin kabulü ile hiç yaşamayıp bu riskten kurtuluyum kafa yapısının yazıya dökümünü görürüz.Kitapta benim net bi şekilde gördüğüm ve okuyunca sizin de göreceğiniz bir durum vardır. O da kitap belli bir olayı anlatmaz. Her 30 40 sayfada 1 konu değişir. O esnada aklına Olric ile konuşmak gelir onu yapar. Ev hayatına dönmek ister onu yapar. Arkadaş özlemi çeker geçmişi anlatır. Tanıştığı birini anlatır. Vs vs.Ayrıca ironik bir anlatımı, aşağılayıcı, mizah yönü yüksek cümleleri,yer yer düzen eleştirileri, başkaldırıları, duyarlılıkları kitabın bu kadar başarılı olma nedenlerinden bazılarıdır. Konu aslında basittir. Selim Işık ın neden intihar ettiğini araştıran en yakın dostu Turgut Özben in hikayesi.Turgut, geçmişine inmeye ve onun intihara sürükleyen nedeni bulmaya çalışır. Geçmişte Selim e temas eden herkese bir şekilde ulaşmaya ve neden hayata tutunamadığını araştırma görevini üstlenir. Selim, çok düşünen, sorgulayan bir kişidir.İntihar nedenleri bana kalırsa saçmadır.Fazla hassas bir insandır. Daha büyük ne derdi olan insanlar var. Bana nedenler basit geldi. Fazla sorgulaması ve endişeleri onun kendi sonunu hazırlamasına vesile olmuştur.Sorgulamak pek tabi iyi bir şeydir.Ama kendini kaybetmeden, takıntı haline getirmeden bunu yapmak bence gerekmektedir.Diğer türlü hayatınızda kitaptaki psikolojik olumsuz anlamdaki geri dönüş kaçınılmaz olacaktır. Roman Trt ödülü alır evet doğru ama 2 sene geçmeden Oğuz Atay'ın
Günlük
Günlük
de bahsettiği gibi "Ben yaşarken unutulmuş biriyim." cümlesinde de anlayacağımız üzere kıymet görmemiş ve kitabı pek satmamıştır.Tanınmasına vesile olan yayınevi şu anda okuduğumuz yayınevi olan İletişim dir.Vesile olan ise Enis Batur ve Ömer Madra dır.Ki onlarda zaten kitabın girişine önsöz yazmışlardır.Şu anki durumu hepimiz biliyoruz.Kitap her zaman en çok satan, hatta en çok alıntı paylaşılan, hatta hatta en çok yarım bırakılan, hatta hatta hatta en çok anlaşılamayan roman olarak günümüze kadar gelmiştir. Şimdi neden yarım bırakılıyor hadisesine gelelim.Önemli konu çünkü.Kitap, çok dağınık, çok kaliteli ve herkesin kolay anlayamacağı bir edebi dili var, bilinç akışı tekniği hadisesi var ki zaten başlı başına bir sıkıntı.Bir içindekini konuşturuyor, bir ağzından çıkanlar, bir karşısındakinin söylediği, bir karşısının aklından geçirebilecekleri, bir genel eleştiri, bir Olric derken hooop ortalık yangın yeri. Yarım bırakılma nedenini insanların kimse kusura bakmasın ama ben saygı ile karşılıyorum.Değerli bir eser.Edebi yönden birçok farklı denenmemişlikler var.Çok kaliteli bir kalem.Şu bu tamam.Bunları bir köşeye bırakalım.Konu daldan dala ilerliyor.Mantığa yatmayan kısımlar oluyor.Şiir irdelemesi kısmı.Günseli nin mektubu falan mesala çok uzun ve yorucu.Zevk vermiyor yani.Yarım bırakanlar eminim şiir kısmında bırakmıştır.Sayfa sayfa irdelendi.Atlayasım gelmedi desem yalan olur. 2.si de Günseli nin noktalama, büyük küçük kullanmadan yazdığı mektup.Anlatılan çok kısa.Yazılan çok kelime.Bit babam, bit artık dedim durdum. Olric konusuna da tabiki de gireceğim.Ya arkadaş, neden bu kadar bu hayali karakteri şişirdiniz anlamak mümkün değil.Adam kendi kendine konuşuyor.Tamam.Olric de bu adama sürekli efendimiz diyor.O da tamam.Ama sitede bir bakıyorum kitapta olmayan Olric li 1000 tane cümle.Eminim Oğuz Atay görse çoğuna kızar.Ben böyle kalitesiz cümleler yazacak adam mıyım diye üzülür. -.................. Olric. -.................. efendimiz. Millet kafasına göre yukarıdaki boşluğu dolduruyor.Ve alıntı ve ileti paylaşıyor.Aslında kitapta Olric li güzel bi alıntı bana göre yok. Ortalıkta gezen o cafcaflı sözler varya ha işe onların hepsi sahte. Bi emeğe bu kadar yazık etmeyin. Kitap yazmak zor iş, buna saygı duyun lütfen. İsim seçimi konusuna da değinmeden geçemeyeceğim.Tutunamayanlar ismi.Ne doğru bi seçim arkadaş. Herkes aslında biraz tutunamayan.Ama önemli olan senin yaşadıklarını bir sınav olarak görüp dirençli bir geri dönüş gösterebilmen.Çünkü malumunuz kolay olsa hiçbir şey sınav olmaz değil mi? Oğuz Atay bence siz Selim gibi yapmayın sakın ha.Savaşmaya devam edin.Güçlü olun.Kaybedenlerden, pes edenlerden olmayın demiştir bu eserinde. Tam tersi bence düşünülemez. Oğuz Atay ın bazen yanlış bilgiler kitapta vererek araştırmamazı ve doğruyu bulmamızı istediğini düşünüyorum.Bu kısım önemli ve farklı.İlginç, meraklandırıcı, dikkat çekici bir hikayeyi anlatıp onun araştırılmasına teşvik etmek.Yapan pek görmedim.Mesela yazar isimleri, onların hikayeleri,bazı nesnelerin adını yanlış vermiştir.Bunu bilmeden okumak sıkıntı yaratabilir yada dalga geçebilirsiniz Oğuz Atay la.Ama bence kastidir. Ayrıca tiyatro,anı,mektup,76 sayfalık noktalamasız cümle,ansiklopedi,günlük gibi farklı ve birden çok edebiyat türüne 1 eserde girmeyi ve başarmayı sağlayan ender yazarlardan olabilir. Oğuz Atay ın çok biliyor olması aslında kitabı sıkıcı yapmıştır.Herşeyi anlatacağım,herşeyi biliyorum diyerek yola çıktığı için çok zıplama oluyor konudan konuya.Anlatmak istiyor çünkü dolu.Derdi var.Ama sıkıyor işte. Şunu da söylemeliyim ki..18 yaş altı ve edebiyat konusunda tecrübeli olmayanlar kitaba girişmesin.Çünkü yarıda bırakanlar furyasına katılırsınız. Kısaca diyeceklerim bu kadar.Kitap özel bi eser.Ve böyle eserleri özel okurlar yani kaliteli okurlar okumalı diyor.Sözlerime son veriyorum. Puanım 8.
Tutunamayanlar
8.9/10 · 44bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
724 syf.
·
21 günde
·
10/10 puan
#Sicim#
Selim tutunamadı! Hayata değil, insanlara tutunamadı! Topluma, kurallara tutunmaya, Ellerinden tutulmaya ihtiyacı vardı. Kimse anlamadı... ∆∆∆∆∆∆∆∆∆ Biyografik bir dille yazılmış şaheserin bu kadar çok okunmasının, bu kadar çok yarıda bırakılmasının, bu kadar çok beğenilmesinin, bu kadar çok eleştirilmesinin ve bu kadar çok bu kadar çok.. hepsinin nedeni yazarın kitapta yeni bir bölüm hatta yeni bir sayfa yazarken önceden yazdığı sayfayı adeta unuturmuşcasına yeni duygulara, yeni olaylara başlıyormuş hissi vermesidir. Bu nedenle kitap hem çok çekici hem çok korkutucu görünür. İnsanlar bu kitabın içine girmeden, kitabın bir parçası olmadan bakınca ölen arkadaşı Selim'in arkasından düşüncelerini, duygularını, özlemlerini..vb. durumları anlatan turgutun hikayesi için gerçekten yedi yüz küsür sayfa gerekli miydi diye düşünür ama gelin görün ki kitabı bitirmeye yakın olan şanslı kesim bu kitabın bitmemesi gerektiğini ve daha anlatılması gereken çok fazla şeyin olduğunu düşünür. Hani bazı kitaplar vardır okunması insanı zorlar ama bitirince insan iyiki okumuşum buna fazlasıyla değdi der işte bu kitapların en başında gelen kitaptır TUTUNAMAYANLAR. Bazı insanlar yaşar, bazıları ise yaşamayı beceremez. Yaşayan insanları anca taklit eder. Bu insanlarda Selim gibi anca yirmi beş yaşına kadar yaşar. Selim herkesin hayatına dokunmuştu, her anlatan farklı anlattı onu, belki de birilerine, birşeye tutunmak için herkese farklı anlatırdı kendini. Tutunabilmek için! Kitabın sonlarına doğru kitap beni o kadar içine çekmiştiki, Selim'in 2-3 gün arayla yazdığı günlük kısmında aradaki yazılmayan günlerde olan olayları merak etmeye bile başlamıştım. :)
Tutunamayanlar
8.9/10 · 44bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
724 syf.
Selam arkadaşlar, gelirleriyle ve giderleriyle tüm insanlığa faydamın dokunduğu youtube linkini aşağı bırak... yok yok öyle bir derdim, merak etmeyin. Bu yalnızca kamusal bir incelemedir, dileyen okur, dileyen okumaz. Sizi birer araç olarak görmüyorum, birbirimize katacağımız çok şey var. Hepimizin içinde bir nebze de olsa kendini bulabildiği ''meşhur'' Tutunamayanlar'ı okuyalı baya oldu. O vakitten beri hakkında birçok inceleme, araştırma yazısı gördüm ancak değinilenler değinilmeyenlere hakaret ediyor adeta. Oğuz Atay bu kitabı bir yarışma için derlemiş olabilir evet fakat yazarımızın dillere destan bir dileği vardı hepimizden: ANLAŞILMAK... Birçok yazarda vardır bu. Bestseller olmak, çok okunmak, dillere düşmek hem ekonomik hem de ego açısından önemli. Her kesimde olmasa çoğunun öz amacı anlaşılmak. Kutsal kitapların bile amacı budur, değil mi? :) Tutunamayanlar barındırdığı teknikler, başvurulan edebi akımlar, kitaplar, yazarlar olarak bütünsel olarak ele alınamaz. Bu hem yazara hem de 724 sayfaya ihanettir! Bir yerden başlamak gerekirse bu kitap bir deneydir. Hızlıca postmodern kalıbına sığdırmadan ne demek istediğimi izah edeyim: Türk edebiyatında bir çığır gerçekleştirmiştir! Bilinç akışı tekniği mi yalnızca bu çığırın hammaddesi, elbette hayır. Yusuf Atılgan Oğuz Atay'dan önce bunun başarılı bir örneğini zaten vücuda getirmişti. O halde; nedir bu eserin Türk edebiyatı için ilk ya da özel kılan? 70 sayfalık bir noktalama işareti olmayan bir kısım var. Bunun örneğini James Joyce'un Ulysses'inde görmüştük, o zamanlara gidince Ulysses'in okunma oranına bir bakarsak okuyucu için çıkılmamış bir yolculuk değeri taşıyor. Evet yanlış duymadınız Ulysses'in Türk okuyucusu arasındaki ''tanınırlığının evveliyatı'' öyle çok da öncelere dayanmaz. Bu açıdan bakınca o 70 sayfalık bölüm 70'li yıllarda bu eseri okuyan için tam bir sürprizdir. Atay, ''taklitler aslını yaşatır''cıdan çok bilinen bir eserin ışığında yürüyen biridir. Derdi kopya değil esindir. Neredeyse tüm yazar ve şairler Mitoloji'den beslenmiştir ve beslenmektedir. O halde Oğuz Atay için ''ithal edip kendi harmanında yoğuran yazar'' dersek kesin bir yargı oluşturmuş oluruz. O kadar çok yazarın soluğu hissedilir ki bu eserde, okur için bir şanstır ayrıca. Eco, Schopenhauer gibi dünyaca bilinen araştırmacı - yazarlar da kendi fikirlerini kabul görmüş yazarların (düşünürlerin) ocağından çıkarıp tartışır, ele alır. Bununla alakalı şimdiye dek hiçbir eleştiri okuduğumu hatırlamıyorum. Kimse sonsuz bir tecrübe ve yaşam olanağına sahip değildir. Hindistan'ı gidip Hindistan'da göremezsiniz ama orada yaşamış yazarlardan okuyarak fikir sahibi olabilirsiniz. Oğuz Atay için Eco ve Schopen örnekleri biraz uç örnekler aslında. Çünkü Oğuz Atay her ne kadar tekniklerine ve yazım şekillerine göre yazarlardan faydalanmışsa da bunu açık açık dile getirmez. Shakespeare dile gelir örneğin ancak Osric - Olric benzerliğinden bahsetmez efendimiz. 70 sayfalık noktalamasız (tali yol) için de James Joyce'u dilegetirmekteolangillerdenolmaz. Turgut, Selim'in ölümünü araştırırken Selim'in birçok arkadaşı ile karşılaşır ve hepsi Atay'ın hayal dünyasındaki konuştuğu yazar ve şairlerdir. (bana kalırsa) Turgut'un her girdiği yol okuyucu için de yeni bir yoldur. Hayal dünyasının sınırsızlığı içinde tam kitabın içindeki dile ısınırken meşakkatli bir yolla karşılaşır, boşluk içindeki boşluk büyür doğal bir sonuç ile Türk Edebiyatı'nın en çok yarım bırakılan kitabı sıfatını alır. Sorun yok. Atay yaşasa ve bunları görse bunları hiç sorun etmezdi. Birini kolayca anlıyorsanız ya size içini açmıyordur ya da derinliği yok demektir. Dostoyevski'nin meşhur İnsancıklar'ı, Franz Kafka'nın bitmeyen (yayınlanmasına razı olmadığı halde özel hayatına cumburlok daldığımız özel hayatı) mektupları, Pessoa'nın hayal kırıklığının başkentine oturan Ophelia'ya mektupları... Bir sürü örneği vardır mektupların edebiyatta. İş bu eserimizde de uzun uzun yollar kat ettikten sonra Selim'in Güntülü'ye olan mektubuyla karşılaşırız. Yazarın onca deneyi arasında ''denek'' sıfatının yazı değil biz olduğunu da anlamış oluruz. :) Bir okur ne kadar sabırlıdır ve yeni olan bir türe karşı ne kadar dayanıklıdır. Okudum bitti deyip cengaverler gibi kitabı kitaplığımıza yerleştirip kapıyı açıp başka bir dünyaya rahatça adapte oluyorsak biten sadece sayfalardır Efendimiz. Sen o sayfaları yalnızca görev bilinciyle çevirdin ve sona ulaştın. Yazık! Sana kitaptan ne anladın diye sorduklarında Turgut Özben, Selim Işık ve Güntülü'nün çevrelediği olay örgüsünü dile getiriyorsan bir sorun var demektir. Çünkü bu karakterler birer simgedir, anlatılan izlenimlerin, çağrışımların, taşlamaların, ayrıntıların, ruhsal çözümlemelerin, boşlukların, anlamların birer taşıyıcılarıdır. Atay, bu karakterler üzerinden kendini açar bize. Olaylara nasıl yaklaştığını anlam içinde anlamsızlıkların büyüdüğünü, varoluşsal krizlerin aslında kahkahalarımızdan bile türeyeceğini, mutlu bir insanın bir anda başına silah dayayıp bir saniyede kendi hükmünü kendisi verebileceğini, cümlelerin içinde saçmalarca kelimeler yükleyip yine de çağrışımlar şeklinde seni yakalayabildiğini, bir anlam edinebildiğini... Neler neler. Yaşarken anlamak zorunda olduğunuz insanlar var hayatınızda. Bunun bilincini elbette taşıyoruz, her insanın aklının mola verdiği, ruhunun pes ettiği noktalar var. Şöyle bakıyorum da ''hissiz insan kalabalığından'' öteye gidemediğimizi görüyorum. Soruyorum: Ölmedik ama yaşıyor muyuz? youtube.com/watch?v=FyBPkblzZNw...
Tutunamayanlar
8.9/10 · 44bin okunma
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.