Adı:
Kızıl
Baskı tarihi:
Mayıs 2018
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052954539
Orijinal adı:
Scharlach
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Zweig gençlik dönemi yapıtlarından Kızıl’da öğrenim için Viyana’ya giden genç bir tıp öğrencisinin büyük kentin gerçekliğine uyum sağlama ve yetişkinliğe adım atma sürecini anlatır. Kendini birdenbire ailesinden uzakta soğuk bir odada yapyalnız bulan bu “çocuksu” genç adam, zamanla girdiği bunalımın etkisiyle hayallerinden, başlangıçta büyük bir hevesle sarıldığı tıp eğitiminden vazgeçme noktasına gelmiştir. Tam da o günlerde kızıla yakalanan ve yardımına ihtiyaç duyan bir kız çocuğu onu hayata geri çağırır… 1908 yılına ait bu anlatı, Zweig’ın daha o zamanlar çoktan bir novella üstadı olup çıktığının kanıtıdır adeta. Üstelik, yazarın sonraki yapıtlarında sıklıkla karşılaştığımız bir temanın peşine henüz kariyerinin başındayken düştüğünü; gaddar bir dünyada varoluşunu sürdüremeyecek kadar kırılgan insanların acılarını baştan beri dert edindiğini ortaya koyar.
72 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10 puan
Zweig’ın 1908 yılında yazdığı ve gençlik dönemi eserlerinden olan Kızıl, kimlik bunalımı içinde olan, hayatına yön vermeye / anlam katmaya çalışan 18 yaşındaki bir tıp öğrencisinin kısa hayatını işliyor.

Zweig hikayelerinde karakterlerin iç dünyalarını göz önüne sermeyi, ruhsal betimler yapmayı çok iyi başarıyor. Bana göre bunun en büyük nedeni kendi ruhsal durumunu yansıtıyor olma ihtimali.

Yoğun duygulara şahit olacak ve şaşıracaksınız.

İyi okumalar
72 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kızıl;

Zweig okumayı seven biri olarak ve sayfa sayısının az olmasindan kaynaklı, 1saatte bitirdiğim bir kitap oldu sıcağı sıcağına incelememi eklemek istedim.

Kitabın konusuna gelecek olursak;
18 yaşındaki tıp öğrencisi olan Berger'in Viyana'da ki yeni hayatından bahsediliyor. Yasadığı ve yaşayamadığı olaylar yüzünden bir an vazgeçmek eve geri dönmek istese de, ev sahibesinin kızıl hastalığına yakalanmış kızı sayesinde yeni bir umut kıvılcımı uyanıyor içinde.

Yalnız şöyle bir durum var ki; benim okuduğum yayınevinin ve sanırım çeviriden kaynaklı, bir diyalog ta geçen cümle dikkatimi çekti. Olayın Viyana'da geçmesi ve karakterimizin dinle alakasının bariz belli olmasindan dolayı belki de... Cümle şu;
"Allah allah bizim ufaklığa ne oldu böyle?"
Tuhaf geldi bana...

Aslında buraya kadar gayet akıcı ve kendini okutan bir Zweig novelası olsa da, Berger'in 13 yaşındaki kızı öpmesi (ki hisli bir öpücük) beynim de pedofili kavramını uyandırmaya ve beni rahatsız etmeye yetti.

Pedofili sanat değildir! Her ne kadar detaylı anlatım ve daha ilerisi düşünülmemiş olsa da bu konu da ki tavrın net. Aksini düşünmenin ruh sağlığı açısından bir problem olduğunu düşünüyorum.

Olayı sonuca bağlayacak olursak; Zweig eserlerinde bir sıralama yapsam "Kızıl" başta yer alamayacak ama yine de okunması gereken bir kitap. En azından bisey kazanmasanız da bir kaybınız da olmaz :)

Kitaplı günler....
72 syf.
·1 günde·10/10 puan
Çocukluk hayallerini süsleyen Viyana'da tıp okuyan Berger'in Viyana'da yalnız kalışı, arkadaş bulamaması ve derslerinden geri kalışını konu alıyor. Kızıla yakalan bir kız onu tekrar hayata döndürüp, hayatına mal oluyor. Sindire sindire okuyun çabucak bitiyor sonra :( Yeni hayatıma başlamama sebep olan sözün ( incipit vita nova ) geçtiği kitaptır aynı zamanda.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
72 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10 puan
1908 yılında yayımladığı; insanın en dipte yer alan duygularını harekete geçiren ve okuyanı en derinden sarsan Kızıl adlı yapıtında Stefan Zweig, bu gurbet yerde bir başına kalan Bertold Berger’ın yaşadığı yalnızlık duygusunun yankılanmasını anlatır.

Bu yönüyle Kızıl, insanın yabancısı olduğu yerde yalnızlığı yoğun bir şekilde hissetmesini, insan buhranlarını ve kadın erkek arasında gerçekleşen belli belirsiz ilişkilerini ele alır.


Bertold Berger, bir tıp öğrencisidir. Üniversiteye yeni başlayan 18 yaşındaki bu genç, Avusturya’ya öğrenim için gitmiştir. Anne babasından ve sevgili kız kardeşinden uzak bir yerde yaşamını sürdürmek zorunda kalan Berger, adeta bir kız gibi yetişmiş ve öyle büyümüştür.

Kadınlar üzerinde hiçbir deneyimi bulunmayan Berger, bu şehirde insan ilişkilerine dair kafasında önemli notlar almakta ve özellikle genç kızlarla nasıl konuşması gerektiğini öğrenmeye çalışmaktadır. Neyse ki şanslıdır, çünkü dairesinin dibinde serikanlı bir hukuk öğrencisiyle tanışır: Schramek. Bu arkadaş canlısı Schramek’le samimi bir ilişki kurar Berger. Ve Schramek’ten öğrendiği çok fazla şey olur. Schramek, kadınlar üzerinde ciddi bir etki bırakmaktadır. Hatta “şeytan tüyü var bu çocukta,” denir ya, bu arkadaşımız da bu söylemin vücut bulmuş halidir.

Berger ise arkadaşı gibi atılgan ve yumruğunu sıktı mı tam sıkan biri olmak istemektedir. Fakat Berger, yaradılışı itibariyle oldukça zayıf ve pasif biridir. Her ne kadar üniversitede bile Schramek gibi davranmaya çalışsa da doğallığından ödün verdiği için dikkate alınmaması, Berger’in ciddi derecede gururunu kırar. Bunların haricinde en çok canını sıkan noktaysa Schramek’in, dairesine Karla adında çekici mi çekici, genç ve dipdiri vücuda sahip bir kadın getirdiği gün başlar.

Karla kelimenin tam anlamıyla erkeğin zevklerini cezbeden bir görünüme sahiptir. Berger, Karla ile bir başına kalmayı içten içe dilese de kendisine hiç güvenemediği için hep bir adım geride durmaktadır. Bundan dolayı Karla ve Schramek Berger’e “çocuk,” ya da “kız çocuğu” gibi çeşitli takma adlar söylerek Berger’in gururunu kırarlar.

Bir vakit Karla ile bir başına kalan Berger, yeni tanıştığı bakir duygularını fazlasıyla hissetmeye başlayınca kendine hakim olamayıp adeta bir kaplan gibi dişisine atılmaya çalışır. Tecrübeli ve kurnaz Karla, bu azgın kaplanı dizginler ve kendi kelepçesi altına alır. O günden sonra bir daha özgüvenini toplayamayan Berger, her gün Schramek ve Karla’nın deli dolu sesleri ve haykırışlarını duysa da ne o daireye girer ne de onlara selam verir.

Kader Bertold Berger’in yüzüne bir yandan gülerken bir yandan onu pençesine çekerek onu acı dolu günlere götürür. Bu sıralarda Berger, dışarı çıkmak üzere dairesinden ayrılmaktadır. Ev sahibesini kızarmış gözlerle görünce kızının hasta olduğunu ve evine giderek ev sahibesinin yardıma ihtiyacı olduğunu düşünür. Gerçekten de öyledir. On üç on dört yaşlarında bir kız çocuğudur hasta olan. Ev sahibesini yatırarak bu bebek yüzlü kızın başına geçer. Ona sürekli bakar ve yüzünün güzelliğini okuduğu bu kızın yanında kalarak iyileşmesini ümit eder. Doktor eve geldiğinde Berger’e “çocuklar bu hastalığı atlatabiliyorlar, ama yetişkinler kızıla yenik düşüyor,” der.

Genç kıza kendini kaptıran Berger, her ne kadar onun iyileşmesini istese de taze duygularına yenik düştüğü için kız yatakta yatarken onun dudaklarına –kızın hastalıklı vücuduna rağmen- ufak buse kondurur. Gözleri açık bir vaziyette kendisine gelen öpücükleri duyumsayan kız, bundan hoşlanır. Aradan geçen zaman sonrasında yatağından fırlayan, iyileşen genç kız Berger’e kendini borçlu hisseder. Ne var ki bu borcu hiçbir vakit ödeyemeyecektir. Çünkü Bertold Berger, hayatını, son öpücüğüyle genç vücuduna karşı ödemiştir.

Artık her şey onu sıkmıştır: Karla ve Schramek’in yabanileşen sesleri; insanların belirsiz davranışları, anlayamadığı, içine kapıldığı girdabı ve kendisini bir türlü adapte edemediği bu şehrin döngüsü. Kız kardeşine ikinci mektubunu yazarak onu çağırır. Yalnızca, şehrin onu hiç umursamadığı, gelişigüzel devam ettiği ve onsuz da yapabileceği bir vakitte birlikte görür tüm sevdiklerini ve kendisiyle yakın bağ kurduğu kişileri: Kız kardeşini, Schramek ve Karla’yı...


Ah, Berger Ah! Hepimizin içerlerde bir yerlede hapsettiği fakat hiçbir zaman çıkaramadığı duygularının çığ gibi büyüdüğü, oradan oraya sürüklenirken ufalandığını zanettiği düşüncelerimize sahip dostumuz...

Hiç tatmadığınız duyguları bir anda, yabancısı olduğunuz mıknatıs gibi sizi içine çeken şehirde yaşadığınızı düşünün! Berger, genç bir kişilik. Hisleri henüz büyümekte, onlarıysa kontrol edememekteydi. Aşkı yeni yaşamış, sevgiyi yanlış duyumsamış ama tutunacak ve onu amacına götürecek yaşama dayanmaya çalışmıştı. Yapamadı, bütün bu doğallık dışı unsurlar ve ilişkiler belki de onun midesini bulandırdı. Yapmacık ilişkiler ya da karşılığını bulamadığı hisler onu yıprattı.

Bizler de böyle değil miyiz? Yaşamaktan ziyade uzaktan izlemeyi seven, hayatı bir oyun belirleyip koltuğa yerleşmekten keyif alan seyircileriz. Bize herhangi bir şey dokunmazsa risk alıp adım atmak çok zahmetli gelir, öyle değil mi? Ama Berger, hayatının verdiği heyecanla her şeye atılmak, hırslı ve her toplumda bulunan arkadaşı Schramek gibi olayların içinde bulunmak istedi. Ne var ki, alışageldiği tavırlarının aksini uygulamakta fazlasıyla zorlandı. Bocaladı, kırıldı, incindi ve yok oluşa kadar sürüklendi narin karakteri. Hal böyle olunca tutanacak bir öpücük aradı, bir sevgi veya içten bir sarılma. Onu da kendi yarattı, genç bir vücuda dokunmayı kendisine uygun gördü.

Stefan Zweig bu kısa yapıtında bir kadından ziyade genç ve canlı bir erkeğin içinde sakladığı engin duygularına ayna tutarak, yalnızca kadının sakladığını kadına has özelliklerin erkek bireyde de meydana gelerek açığa çıkabildiğini okuyucuya aktarmış. Bu yönüyle, diğer eserlerinden kendini ayıran nokta; her zamanki çizdiği kadın portresinden birazcık sıyrılarak erkeklere nefes getirmesi ve onların kırılgan noktalarına, farklı mizaçlarına değinmesi. Bundan mütevellit Kızıl, kadınlarla birlikte erkeklerin de oldukça kendine yakın bulacağı bir eser olarak bizlere dersler vermektedir.
72 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan·Ne Okusam'dan
Zweig' ı nasıl bilirdiniz?
İyi bilirdik.
İyi de zaten, o konuda hemfikiriz. Öykülerindeki karakterler histerik iç konuşmalarıyla ünlüdür. Çoğu zaman dışa vuramadığımız, ruhumuzun karanlık ve derin yerlerindeki; küçük harflerle büyük yaralar açan kelimeleri sayfalara döker Zweig. Ve bizler okuyucu olarak bunları okur, kendi yansımamızı görürüz sayfalarda ve özdeşim kurarız O'nunla. Netice itibarıyla da Zweig en çok okunan yazar olur.

Kapağında Zweig' a ait emareler olmasa, Zweig okuyanlar bu kitabın ona ait olduğunu anlar. Beni rahatsız eden sadece bir konu var ki bir okuyucu olarak asla affedemeyeceğim bir durum. Pedofili...

Hikayede asosyal bir tipleme var. Hayatında eli kadın eline değmemiş fakat içten içe dürtüleriyle tanışmak isteyen bir tıp öğrencisi var. Spoiler bu kadar yeterli olacak sizler için. Hikayenin sonunda 13 yaşındaki bir kızın dudaklarından öpüyor (hissi bir öpücük.) Rahatsız olmam için yeterliydi bu kadarı.

Şimdi geçenlerde bi tane herifin biri çıktı (Zümrüt apartmanı.)Baya gündem olmuştu. Küçük çocuğa deyim yerindeyse tecavüz etmeyi hayal eden, aklında bunu canlandıran ve yanlış hatırlamıyorsam bunu uygulayan bir karakteri anlatıyordu. Baya baya edebiyat camiasını ikiye böldü. Bir grup "canım adam sanat yapıyor, sanatta sınır yoktur" u savunurken bir grup da "pedofili içerik" i etik ve ahlaklı bulmadı. Ben ikinci kısımdayım. Tabi ki gerekçem var. Şöyle ki,

Bir yazar kesinlikle pedofiliyi içerik olarak temel alabilir. Fakat bizler içeriği oluştururken tecavüzcünün değil kurbanın bakış açısını temele almalıyız. Zaten öteki türlüsü psikaytrinin alanıdır. O da edebiyat olmaktan çıkar. Yani tıbbi bir makalede ya da kitapta tecavüzcünün bakış açısını, hislerini, kısacası davranımlarını tanımlayabilirsiniz. Edebiyatta bunu yapamazsınız.

Son olarak bir eleştiri yaparken, eleştirdiğiniz şeyin hangi tarihi dönemde ortaya çıktığını dikkate almak zorundasınızdır. Benim burda Zweig' a lafım yok. Hala benim için en değerli yazarlardandır. Zira o dönemlerde 13 yaş evlenmek için çok tercih edilmese de kabul edilebilir bir yaştı. Fakat artık bu bir hastalık olarak tanımlanıyor. Ve ben günümüz koşullarına göre rahatsızlık duyuyorum. Şikayetim tamamen pedofilinin altını çizmek ve artık neyin sanat olmadığını bir nebze olsun aktarabilmek (sinema dahil-matilda.)

Kitabı tavsiye ediyorum. En azından çocuklarınızdan uzak tutmanız şartıyla.

~~Kitapla kalınız~~
72 syf.
·4 günde·10/10 puan
"Kendimi perişan hissediyorum,hasta gibiyim,sakat gibiyim,çünkü herkesten çok farklıyım,gitgide daha kötü,daha değersiz,daha gereksiz olduğumu gözyaşları içinde hissediyorum,ben..."

Viyana'ya giden delikanlı bir tıp öğrencisi alışamadığı büyük kentin gerçekliğe uyum sağlama ve yaşayışlara karşı adım atma süreci anlatılıyor.

İçinde kalan "çocuksu" duygusuyla, girdiği bunalımlar genci tıp eğitim sürecinden vazgeçme aşamasına getirir.O zamanlarda kızıl hastalığına yakalanan ve yardıma ihtiyaç duyan kız çocuğu genci tekrar hayata geri çevirir...
Bu yaptığı yardım ile kızıl hastalığına kendisi yakalanır ve kendini hayata bırakır...

Stefan eserlerinden bu kitap bende ayrı bir yeri oldu diyebilirim.Yalnızlık,utanç,çocuksu davranışlar...Bunlarla baş etmek zor...Okurken bir an gencin yerine kendi hayatımı okuyorum sandım,hayata yeni adımlar atarken ki korktuğum olaylar hepsi bir bir beni cezbeder hale geldi...
Çabuk bitmesin diye yavaş yavaş okudum çünkü olaylar da o kadar kendinizi kaptırıp aklınızda ilişkilendiriyorsunuz ki sayfaların hızını fark edemiyorsunuz...Betimlemeler,iç dünyayı gözler önünde düşünmek çok iyi kurguyu gösteriyor...Yoğun duyguların ön planda oluşu daha iyi sonuçlar elde ettiriyor...

Tek kelimeyle çok güzel bir eser...Kesinlikle okunması gerekiyor.

Keyifli okumalar dilerim.
72 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Spoiler içerir! Hem de çok içerir! Ben baştan uyarayım dedim.Hatta 2 kitaba ait spoiler içerir.


Yeni bir inceleme daha.Kitabın adı Kızıl, kızıl hastalığından dolayı adı böyle.Zaten şöyle mükemmel bir kapağı var. Sırf kapağından dolayı okumuştum bunu, çünkü çok ilginç görünüyordu.


https://hizliresim.com/T7Vw0o



Böyle başladım kitaba. En fazla 1 saat 45 dakika sürmüştür okumam. Kısa ama yoğun, etkisi büyük bir kitaptı. 67 sayfaydı zaten.

Konu Viyana’ya tıp okumak için giden bir gencin hayatını anlatıyor gibi.Ama bence kendi ruhunu bulamamış, küçüklükten kalma travmalar yaşamış ve bu yüzden sosyal ilişkileri gelişmemiş bir genç Berger.Okursanız ya da okuduysanız fark edersiniz. Lisede de ortaokulda da hep böyle olduğundan yakınmaktadır.Sürekli arkadaşı Schramek gibi olmak istemiştir.Hatta o yolda dayak bile yemeyi göze alarak düello yapmak için birilerine sataşmış, fakat arkadaşı ona bir şey olmasın diye düelloyu iptal ettirmiştir.Kendini bir erkek olarak görmediklerini, çocuk gibi olduğunu düşünen Berger arkadaşına içerlemiştir.İşte sürekli bir kendini kanıtlama isteği.Bu konularda kendini eksik gören Berger bu sefer mesleğine yönelmiştir, ama Schramek’in kız arkadaşıyla tanıştığında okulu da bırakmıştır.Ve işte karakterimiz yoğun bir yalnızlık çeker.Ve arkadaşına da öfkelidir.Onu hem sever ama içten içe kıskanır,onun gibi olmak ister.Bunun yanında yoksuldur da Berger,bu da onun elini kolunu bağlar.Çılgınca,delice bir samimiyet arayışındadır, onu bu yalnızlıktan çekip çıkaracak bir kişinin hasretini çeker. Kız kardeşini düşünür, onun gibi şefkatli biri.Bunalım noktasına gelmiştir artık…Bir ara kız kardeşine mektup yazar, yalnızlığını anlatan.Onları özlediğini söyler.Ama mektubu yırtar ve atar sonra.Bence o mektubu göndermeliydi.Onlar üzülür diye göndermedi.Belki gönderseydi bir şeyler değişirdi…Bir umut…Ama bir gün eve geç geldiğinde kapıyı komşusu açar.Perişan haldedir,kızı kızıl hastalığına yakalanmıştır.Berger daha kızı bile bilmiyordur.Bir an neden komşusuyla tanışmadığına pişman olur ve kendine kızar.Bu yüzden kadının uyumasını ister ve kendisi kızın başında nöbet tutar.Ve işte o zaman silkinip kendine gelmiştir Berger bence.Amacını hatırlar.Hepimiz bazen böyle oluruz, bunalımda.Kasvetli günlerden bıkıp usanmışızdır.Birini ararız bizi silkeleyecek, bu durumdan çekip çıkaracak.Size kendinizi hatırlatacak.İşte Berger o kişiyi bulur.Aradığı samimiyeti, şefkati.Kendisini bu bunalımdan, yalnızlıktan kurtaracak kişi 13 yaşındaki bir kızdır.Ve o zaman kitaplarını, okulunu hatırlar.Büyük bir şevkle kitaplarına koşar.Tekrar okula devam etmeye karar verir.Kız iyileşene kadar başında bekler.Dizelerden birinde”13 yaşındaki bir kıza aşık olmuşsam ne ki yani” bir şeyler geçiyordu ama okursanız bunun aşk olmadığını anlarsınız. Sadece Berger’in kişiliğinin tamamlanma aşamalarından biriydi bu kız bence.Ve Berger’in istediği şefkat, samimiyet bence aşkta değildi.İşte kız iyileşince Berger ilk günden beri hiçbir şey yazmadığı günlüğünü açar. Ve yazar:
"Incipit vita nuova. "
"Yeni bir yaşam başladı. "
Ama o yaşam başlamadan bitecektir. Eline mürekkep bulaşmış sanar.Silmeye çalışır ama geçmez.Daha sonra bir çok yerinde bu noktaları görür ve kırmızı olduklarını anlar.Ve burada benim kitabı yere çarpasım geldi.İçimden lanet olsun! Dedim.Yazar yine yapmıştı yapacağını.Berger’in sevinci kursağında kalır.Aynı zamanda benimde gırtlağıma bir şey oturmuştur sanki.Berger’e kızıl hastalığı bulaşmıştır.İşte kaderin sillesi ,feleğin tokatı dedikleri bu olsa gerek.Berger’in aklına doktorun söyledikleri gelir:
“Bu hastalığı çocuklar yeniyor ama büyükler ölüyor.”

Aklıma Martin Eden kitabındaki şu dizeler geldi:

En ağır silleleri vursa da kader,
Ezilir belki ama eğilmez başım.

Martin Eden’ı bitirdiğimde ben şöyle demiştim.Dediğin gibi Bay Eden, en ağır silleleri yediniz ama dayanamadınız.Eğilmediniz ama yıkıldınız…
İşte bu kitapta da önce mutluluğu verip ardından ölüm döşeğine atmıştır felek Berger’i.Berger’in aklından onlarca düşünce geçer.Ve alıntıda geçtiği gibi:

"Yaşam ona eşit davranır ve onu sakınmazdı."


Sakınmadı da…Tam mutlulukla dolduğu anda ölüm döşeğine düşmüştü, ve bu hayata lanet okuyarak ölmüştür muhtemelen.
Ve komşusunu çağırdı.Ateşi çıkıyor ve başı dönüyordu.Kendisini yatırıp doktor çağırmalarını istedi.Bu dizeleri okurken daha yeni vefat eden babamın dayısı geldi aklıma.Kendisiyle küstük ama yine de baya üzüldük.Kendisi ambulansı aramış.Çok kötü bir duygu olmalı.Öleceğini hissedip ambulansı aramak…
İşte Berger’de yatıyordu.Tamamen ezilmişti başı.Ve hala dostsuz öldüğününden yakınıyordu.
Ve son 2 sayfada odaya gelen Schramek ve sevgilisi birbirini kovalıyorlardı sevişmek için.Bu nasıl arkadaşsa artık…Son anlarında kardeşi gözünün önüne geldi.Bir hiç gibi gitmişti Berger…
Ve şu dizelerle kapatıyorum:

Artık veda zamanına pek fazla kalmadı;
Yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesindeyim...

Hüseyin Nihal Atsız-Yolların Sonu(sayfa 87)
72 syf.
·10/10 puan
Merhabalar Kızıl kitabını okuyunca altı yıllık üniversite serüvenim aklıma geldi.Küçük memleketimden Gaziantep’e gelince Berger gibi bende hayallerimi süsleyen üniversiteyi görme ve okuma heyacanı içinde gittim.Gerçekten okula başlamadan önceki Berger gibi bende içine kapanık dışarıya nerdeyse hiç çıkmamış biriydim.Okulda seneler geçtikçe bende farklı çehreler ve tek bir çehrenin de farklı farklı maskeler kullandığını gördüm.İlk geldiğim günlerimden hiç bir eser almamıştı.Dönem 4 de staja başlamıştım pediatri stajında kawasaki hastalığına yakalanmış bir çocukla tanıştım.Kawasaki hastalığı da nerdeyse kızıl gibi belirtiler gösteren bir hastalıktı.Kawasaki hastalığında genelde nadir ölümlere neden oluyordu çocuğun ailesi hastalığın son evrelerinde getirebilmişlerdi.Ama gerçekten çok geçti deri döküntüleri yüksek ateş dolayısıyla beyinde hasarlar oluşmuş ishalden dolayı kilo kaybı derken kalp komplikasyonundan dolayı hayatını kaybetti benim için çok farklı bir şey olmuştu hayatımda ilk defa birinin hayatının kaybetmesine şahit olmuştum.Kitabı okumanızı tavsiye ederim iyi okumalar dilerim sağlıcakla kalın
72 syf.
·1 günde·8/10 puan
Kitapta Viyanaya okumak için giden Berger adındaki gencin yalnızlığı, içine kapanıklığı ve utangaçlığı anlatılıyor. Kendini güçsüz ve aciz hissederken derslerini de aksatıyor ve üniveristeyi bırakıyor. Büyük bir iç sıkıntıyla günlerini geçirirken kızıl hastalığına yakalanmış 13 yaşındaki bir genç kızla tanışıyor ve hayatını değiştireceğine yemin ediyor. Genç kızın da varlığıyla tam bir şeyler düzelmeye başlamışken Berger'in kızıl hastalığına yakalandığı görülüyor...
Stefan Zweig kitaplarını hep severek okumuşumdur . Bu kitap da akıcı konusuyla birkaç saatte kolaylıkla bitirilebilir. Okumanızı tavsiye ederim. :))))
72 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10 puan
Bir Zweig hayranı olarak, geçtiğimiz ay İş Bankası tarafından Türkçe'ye kazandırılmış ''Kızıl''ı okumamak elbette olmazdı. Ve hazır bugün zamanım varken okuyup bitireyim dedim. İyi ki de okumuşum dedirten de bir etki bıraktı üzerimde.

Kitabın kısaca konusuna değinmek gerekirse, kitap 17 yaşında bir gencin, Berger'in, tıp fakültesinde okumak için Viyana'ya gelmesiyle başlıyor. Peki bu Berger nasıl biri derseniz söyleyeyim; kendisini ezik, güçsüz ve değersiz hisseden biri kendince. Memlekette, taşrada arkadaşları, Viyana/ Josefsdat'ta ucuz oda bulabileceğini söylüyorlar Berger'e. Ve Berger de Viyana'ya geldiğinde Josefstadt'ta bir ev tutuyor. Bu evde Berger'in iki komşusu var. Birincisi ev sahibi, yoksulluk içinde yaşayan ve Mizzi adında 13 yaşında kızı olan zavallı bir kadın, ikincisi ise Schramek adında çete işleriyle ilgilenen, kaba saba tipli hukuk okuyan bir üniverste öğrencisi. Berger ise belirttiğim gibi bir tıp fakültesi öğrencisi. Schramek ile tanışma sürecinde, yine belirttiğim gibi kendisini hem Schramek hem de diğer tüm insanlar karşısında ezik, değersiz ve güçsüz biri olarak görüyor. Onlar gibi kadınlara yaklaşamadığını anlıyor. Ve kendini bir anlamda soyutlanmış hissediyor. Yalnızlık duygusunu yaşıyor çokça.

Ama kitabın sonlarına geldiğinizde ev sahibinin 13 yaşındaki kızı Mizzi'nin kızıl denilen ölümcül bir hastalığıa yakalanmış olduğunu öğreniyor. Ve kendini sorguluyor o an. Sadece kendini düşündüğünü, yanıbaşında ölen bu küçük kızcağaza herkese kayıtsız kaldığını anlıyor. Kendisinden çok utanıyor ve bir nevi olsun, o kıza karşı borcunu ödemek için gece gündüz onunla ilgileniyor. Onu kardeşi ile özdeşleştiriyor. Ona baktığında kardeşini hissediyor. Onunla vakit geçirirken yalnızlık diye bir şey hissetmiyor. Kız da öyle. Ve birbirlerine aşık olduklarını hissediyorlar.

Yalnız kitabın en son olayla birlikte çok kötü bir sonla bitiyor. Onu söylemeyeceğim. Mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. Çok güzel cümleleri, durum değerlendirmeleri vardı. Mutlaka Zweig'i tanımalısınız ve bu kitabını da mutlaka okumalısınız.

Alıntılar:
''Ölüm bitişikte bir kız çocuğunu pençesine almaya çalışırken, o hayvan gibi uyumuştu ve bu durumda nasıl olur da başkalarından güven bekleyebilirdi.''

''Berger'in içinde şiddetli bir duygu kabarmaya başlamıştı. İlk kez bir insana yardım edebileceğini hissetmiş, ilk kez mutluluk içinde mesleğinin parıltısını duyumsamıştı.''

''Bundan sonraki yaşamının istikametini o an açıkça gördü: Faal ve yararlı olmalıydı, o zaman insanlar onu fark eder, o da bir daha hiç yalnız kalmazdı.''

İyi akşamlar =)))
67 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Merhabalar... Bugün bir Stefen Zweig kitabı ile geldim. Dürüst olmak gerekirse en sevmediğim Zweig kitabı olabilir. İlk başlarda okurken konusu beni içeri çekti gayet güzeldi derken ilerledikçe bir ondan bir bundan tam olarak ne hissetmem ne anlamam gerektiğini anlayamadım. Konusu şu şekilde; okumaya Viyanaya giden Bertold Berger 18 yaşında olan bir tıp öğrencisidir. Hassas ve kırılgan bir yapıya sahip olan Bertold sürekli bundan yakınmakta. Özellikle yan tarafında bulunan komşusu Scramek ile kendini kıyaslayınca... Schramek Bertold’un bu hassas kırılgan yapısından ötürü ona ‘ÇOCUK’ demeye başlar hem de ilk tanışmalarından itibaren. Bertold bu çocuksu, kırılgan yapısının dışarıdan da fark edilmesiyle iyice kendine olan güvenini kaybeder. Aslında Bertold kimsenin umrunda değil. Kimse onunla sandığı kadar yakın değil, umursuyor değil. Ama ‘Çocuk’ bunu kendine o kadar kompleks yapıyor ki yolda bile yürürken herkesin ona baktığını dalga geçtiğini vs düşünüyor i. Hayatı kendine zehir ediyor. Okulunu bırakıyor, günleri boş bilinçsiz bir şekilde kendine eziyet ederek geçiriyor. Aynı zamanda birde şöyle bir durum var Schramek’in ateşli manitası ile tanışan Bertold erkeklik duygularına yenik düşer. Karla çocuk gibi gözüken Bertold ile dalga geçerken garip bir şekilde ona ilgi duymaya başlar. Bu kısım o kadar arada ve sonuçsuz kaldı ki. Daha sonra bir gün apartmanın sahibi olan kadının kızı ‘Kızıl’a yakalanır ve durumu ağırdır. Doktor adayı olduğunu hatırlayan ‘Çocuk’ kıza yardımcı olmak ister. Ve bir anda hayatının anlamını bulur. Vücudu gibi karakteri de hassas olan ve duygularını bence kontrol etmekte zorlanan Bertold 13 yaşındaki bu kıza aşık olduğunu düşünmeye başlar. Gerçekten çocuk olan hasta kız ise tıpkı bertold gibi hassas ve oturmayan karakteri ve minnet duygusuyla Bertold’un ilgisine karşılık verir. Her şeyin gayet güzel ve iyi gittiğini düşündüğü anda ‘Kızıl’a yakalanan Bertold.... Arkadaşlar kitabı size neredeyse anlattım zaten çok ince bir kitap (67 sayfa) bence başka daha güzel kitaplar okuyabilirsiniz. Size kalmış aldıysanız mutlaka okuyun eğer almadıysanız.... Siz bilirsiniz ben diyeceğimi dedim. Kitaplarla kalın
67 syf.
·108 günde·6/10 puan
Stefan Zweig ile beni tanıştıran kitap budur. Ben çok fazla betimleme seven biri değilim o yüzden kitabın ilk 30 sayfasında abicim artık sadete gel demişliğim olmuştur fakat 30. Sayfadan sonrası için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. 30. Sayfadan sonrası daha akıcı ve daha fazla olayın olduğu bölümdü bu yüzden o kısımlarını sevdim.

!SPOİLER!
Bir tek kitabı biraz pedofilik buldum. Baş karakterin 13 yaşındaki o hasta kızı dudağından öpmesi ve ona aşık olması bana biraz garip geldi pek alıştıramadım kendimi. Ama genel olarak baktığımızda ben kitabı severek okudum özellikle kız kardeşine yazdığı mektup bence çok duygusaldı...
"...Umutla beklediği harikulade şeyler kadınlarla ilintiliydi, kadınlar bütün sırların bekçisiydi; cezbeden, vaat eden, arzulayan ve aynı zamanda arzulanan onlardı."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kızıl
Baskı tarihi:
Mayıs 2018
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052954539
Orijinal adı:
Scharlach
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Zweig gençlik dönemi yapıtlarından Kızıl’da öğrenim için Viyana’ya giden genç bir tıp öğrencisinin büyük kentin gerçekliğine uyum sağlama ve yetişkinliğe adım atma sürecini anlatır. Kendini birdenbire ailesinden uzakta soğuk bir odada yapyalnız bulan bu “çocuksu” genç adam, zamanla girdiği bunalımın etkisiyle hayallerinden, başlangıçta büyük bir hevesle sarıldığı tıp eğitiminden vazgeçme noktasına gelmiştir. Tam da o günlerde kızıla yakalanan ve yardımına ihtiyaç duyan bir kız çocuğu onu hayata geri çağırır… 1908 yılına ait bu anlatı, Zweig’ın daha o zamanlar çoktan bir novella üstadı olup çıktığının kanıtıdır adeta. Üstelik, yazarın sonraki yapıtlarında sıklıkla karşılaştığımız bir temanın peşine henüz kariyerinin başındayken düştüğünü; gaddar bir dünyada varoluşunu sürdüremeyecek kadar kırılgan insanların acılarını baştan beri dert edindiğini ortaya koyar.

Kitabı okuyanlar 13bin okur

  • Prometheus
  • Sanem
  • ilayda pişkin
  • Ramazan CELAYİR
  • Canan Baygora
  • Ayşegül Kanat
  • Sibel Kocakir
  • Saygın Şahin
  • Rabia zeyrek
  • Ænima

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%0
13-17 Yaş
%4.8
18-24 Yaş
%21.4
25-34 Yaş
%26.2
35-44 Yaş
%31
45-54 Yaş
%16.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.4
Erkek
%35.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.2 (561)
9
%16.4 (647)
8
%27 (1.066)
7
%17.7 (701)
6
%6 (239)
5
%3.2 (125)
4
%1.1 (44)
3
%0.7 (28)
2
%0.4 (17)
1
%0.3 (10)

Kitabın sıralamaları