Herkese selamlar; kitap zaten çok kısa, 54 sayfalık bir kitap o sebeple kısaca görüşlerimi bildirmek istiyorum. Kitapta Viyana’ya gelen bir üniversite öğrencisinden bahsediyor.
Berger (ana karakterimiz)’in karanlık yalnızlığının arasında yalnızca tek bir ışığı var o da Schramek. Tabi yalnızca kendisi böyle düşünüyor. Schramekin ona karşı sıcakkanlı yaklaşımı Berger’i etkiliyor ve berger ona hayranlık duymaya başlıyor. Aslında Schramekin hayatı da pek hayranlık duyulacak türden değil. Kaba saba, kız peşinde, içen herifin teki desem yanlış olmam. Berger onun anlatımından o kadar etkileniyor ki erkekliğin böyle bir şey olduğunu zannediyor. Halbuki başlarda da Berger efendi, terbiyeli bir çocuk. Bunu örnek almaya başladığı için de bu herif gibi olmak istiyor.
Tam olarak neyine puan verdiğimi bilmiyorum yani etkilemesine mi başarısına mı hiçbir fikrim yok, sadece içimden geldi. Kitabın içeriği hiç hoşuma gitmediği ve içinde bana doğru gelen hiçbir şey olmadığı için de olabilir. Pedofili vakasından bahsetmek istemiyorum bile. Kitap bir yandan iğrençti ama bir yandan da bazı insanların da her zaman mantıklı düşünmeyip böyle aptalca şeyler yapabildiğini de görmüş olduk diyelim. Okumaya değer miydi tartışılır..
Kızıl;
Zweig okumayı seven biri olarak ve sayfa sayısının az olmasindan kaynaklı, 1saatte bitirdiğim bir kitap oldu sıcağı sıcağına incelememi eklemek istedim.
Kitabın konusuna gelecek olursak;
18 yaşındaki tıp öğrencisi olan Berger'in Viyana'da ki yeni hayatından bahsediliyor. Yasadığı ve yaşayamadığı olaylar yüzünden bir an vazgeçmek eve geri dönmek istese de, ev sahibesinin kızıl hastalığına yakalanmış kızı sayesinde yeni bir umut kıvılcımı uyanıyor içinde.
Yalnız şöyle bir durum var ki; benim okuduğum yayınevinin ve sanırım çeviriden kaynaklı, bir diyalogta geçen cümle dikkatimi çekti. Olayın Viyana'da geçmesi ve karakterimizin dinle alakasının bariz belli olmasindan dolayı belki de... Cümle şu;
"Allah allah bizim ufaklığa ne oldu böyle?"
Tuhaf geldi bana...
Aslında buraya kadar gayet akıcı ve kendini okutan bir Zweig novelası olsa da, Berger'in 13 yaşındaki kızı öpmesi beynim de pedofili kavramını uyandırmaya ve beni rahatsız etmeye yetti.
Pedofili sanat değildir! Her ne kadar detaylı anlatım ve daha ilerisi düşünülmemiş olsa da bu konu da ki tavrım net. Aksini düşünmenin ruh sağlığı açısından bir problem olduğunu düşünüyorum.
Olayı sonuca bağlayacak olursak; Zweig eserlerinde bir sıralama yapsam "Kızıl" başta yer alamayacak ama yine de okunması gereken bir kitap. En azından bisey kazanmasanız da bir kaybınız da olmaz :)
Kitaplı günler....
Öğrenim için Viyana'ya giden bir tıp öğrencisinin büyük kente uyum sağlamaya çalışmasını ve kendi bulma hikayesini anlatıyor.
Kendine uymayan bir karaktere sığmaya çalışması, girdiği bunalım, arkadaşım dediği insanın kız arkadaşına karşı duyduğu ilgi ve 13 yaşındaki kız çocuğunun hastalığını atlatma sürecindeki kısımda Berger'in kadınlara karşı içinde bastırmış olduğu hazzın ortaya çıktığını görüyoruz.
Umut, düş kırıklığı, sevinç, öfke, kıskançlık gibi birden fazla duyguyu barındırması, duygu geçişleri ve herkesin kendine bir pay çıkarabileceği ruhsal betimlemeler kitabı az da olsa okunası kılıyor. Yazarın beğenmediğim ikinci kitabı oldu. Bir önceki okumuş olduğum "Hayatın mucizeleri" isimli kitaptan sonra şimdi yine beğenmemiş olmak umarım kendimle alâkalı bir durumdur. Okumanız için sizi teşvik edemeyeceğim maalesef.
Hikayede asosyal bir tıp öğrencisi var. Hayatında eli kadın eline değmemiş fakat içten içe dürtüleriyle tanışmak isteyen bir tıp öğrencisi. Çekingenliği ile sürekli alay konusu olan çocuk çocuk diye dalga geçilen, kendisini sürekli yalnız hisseden biri. Her kitabında olduğu gibi iç hesaplaşma sürükleyiciliği ve psikolojik betimlemeleri harika. Ama Stefan beni bu kitabında rahatsız etti. Pedofili içeriyor asosyal karakterin kız kardeşine bile maalesef ki bir şeyler hissettiğini düşündüm. Zaten çocuğa duyduğu sevgi de onu kız kardeşine benzetmesi ile örtüşüyor. Umarım çeviri hatasıdır yada ben yanlış anlamışımdır yoksa bir Stefan hayranı olarak çok ama çok üzülürüm.
18 yaşına yeni giren bir gencin okul için Viyana'ya gitmesi ile başlıyor her şey. Onun yaşadıkları, hissettiği duyuların aktarım şekli olayın içine çekiyor.
Ezik ve çelimsiz olan Berger, insan içine karışmakta sorun yaşıyor. Tek arkadaşı olan Schramek'in ona çocuk diye hitap etmesi bu durumu tetikliyor.
Ta ki neden orada olduğunu hatırlatan bir olay yaşayana kadar. Bu olay onu umuda ve mutluluğa götürse de bir hüzün ile son buluyor.
Yazarın tüm hikayelerinde olduğu gibi bu hikayenin de dili akıcı ve anlaşılır biçimdedir. Hikayenin kısa ve dilinin akıcı olması ara vermeksizin okuyup bitirmenize neden olacaktır. Hikayemiz taşradan şehre taşınan ve büyük şehrin zor yasamina adapte olmak isteyen bir gencin büyüyüp güçlü birey olmak istemesini anlatmaktadır. Nacizane bir ifadeyle kahramanımız çocukluktan kurtulup güclü bir erkek olmak istemektedir. Fakat nasıl bir trajikomik olaydır ki kahramanın ölümü de bir çocuk hastalığından kaynaklanıyor. Bu hikayenin derin anlamına bakarsak aslında zayıflık olarak bildiğimiz yönlerimizin aslında bazen bizi güclü yapan yönlerimiz oldugunu görebiliriz. Yazar bu düşünceni bir hastalık örneğinde güzel biçimde işlemiştir. Nitekim çocuk hastalığı olarak bilinen kızıl hastalığı çocuklar için hayati risk değilken büyüklerin ölümüne neden olmaktadır.
10.11.2019 tarihinde Anıtkabir’e arkadaşım ve kuzenim ile gitmiştik. O zamanlar korona yoktu tabii. Ankara garından ev arkadaşım ile aldığımız bir kitaptı. 1 günde yutuverdim kitabı çünkü anlatımı ve sürükleyiciliği bol sayfa sayısı da bir o kadar az bir kitaptı. Eğer yeni yeni okuma alışkanlığı kazanıyor veya kazanmak istiyorsanız kesinlikle Stefan Zweig’ın kitaplarını tavsiye ederim. Hem kısa hem de sürükleyici anlatımı insanı sıkmıyor ve kısa sürede birçok kitap okuyor olmanız insanı gerçekten motive ediyor!
KIZIL
STEFAN ZWEİG
67 SAYFA
Zweıg okumayı, sanırım okurların hepsi sever. Minicik kitaplara, psikolojik vurumlarımız yansır da herkes kendinden bir şeyler bulur. Hani şu aşk şarkılarına benzer. Tıpkı bizi anlatıyor dediğimiz.
Şimdi gelelim Kızıl'a kahramanımız Berger ruhsal ve fiziksel olarak hasta on sekiz yaşında hayallerinin şehri Viyana'ya gelmiştir tıp okumak için. Asosyal bir kişiliktir. Fiziksel yetersizlikleri, ruhunada yansımış, on sekiz yaşında olmasına rağmen hastalıklı bir çocuk gibidir.
Şimdi dikkat! Zweig usta bu senin kalemine hiç yakışmadı. Şaşkınım. Sanırım yazarlarla nasıl bir bağ kuruyorsam edebi yanları haricinde, neyi nasıl yazdıkları beni etkiliyor. Onaylar gibi, normal gibi, acınası yazmış ziraaa. Berger sayfa 25 kız kardeşine hislerinden bahsederken pedofili direk göze çarpıyor. On üç yaşında hasta bir kızın dudaklarına kondurduğu buse, cinsel his le geliyor. Pedofili yi hiç bir şekilde onaylamıyorum, Zweıg Berger i zavallı acınası olarak anlatırken, iğrenç hasta ruhlu demeliydi. Suçluya hoşgörü olmaz. Zweig ustanın beni üzen bir kitabıdır bu. Sevgiyle kalın.
" Kimse beni benden daha fazla hor göremez. Kendimi perişan hissediyorum, hasta gibiyim, sakat gibiyim, çünkü herkesten çok farklıyım, gitgide daha kötü, daha değersiz, daha gereksiz olduğumu gözyaşları içinde hissediyorum."
Viyan'a ya tıp okumaya giden bir gencin var olma çabası, eskiye özlem, özüne ozlemi içerir. En nihayetinde bir kız sever ve ondan kızıl hastalığını kapar ve ölür.
“Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin; çünkü bülbül güle, karga çöplüğe götürür.” der Hz Mevlana. Kitabın özeti bu cümle... Taşralı berger in tıp okumak için viyana gitmesini anlatıyor. Kitabı okurken kendi üniversite yıllarımı hatırladım tıpkı berger gibi gunlerce kalacak bir yer bir arkadas aradım gerçektende insan okumak için farklı bir şehire gidince kendini çaresiz yalnız hissediyor bir an önce arkadaş edinmek bu boşluktan kurtulmak istiyor insan ben berger den daha şanslıydım dünya iyisi bir arkadasım vardı kardesim dediğim. Kitaptan yola cıkarak sehir dışına okumak için cıkan arkasalara önerim siz siz olun kendi özünüzden benliğinizden değerlerinizden vazgeçmeyın asıl yalnızlık vazgeçtiğinizde baslar sonra ne olmak istediğiniz gibi olabilirsiniz ne de olduğunuz gibi kalabilirsiniz.
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.