Kitap Berger’in eğitimi için Viyana’ya gelmesini ve buradaki yalnızlığını konu edinmiş. Berger; yalnız, çelimsiz, fiziksel olarak güçsüz, çekingen ve kadınlara yaklaşmaktan korkan bir karakter. Yan komşusu ise Berger’in tam tersi. Dolayısıyla Berger komşusuyla arkadaşlık kurmak istemekte ve içten içe onun gibi olmak istemektedir. Zamanla arkadaşının sevgilisiyle yakınlaşmaya başlamalarıyla kendisini rahatsız hissetmiş, okul arkadaşları tarafından sevilmemiş, derslerini boşlamış; Viyana’da hiçbir yere tutunamadığını hissetmiştir. Yaşadığı apartmandaki kapıcının kızının kızıl hastalığına yakalandığını öğrenmesiyle büyük bir değişime uğramış, bu olay onun hayattaki amaçlarını hatırlamasına sebep olmuştur. Daha önce defalarca gördüğü bu kadın ve kadının kızına hiç dikkat etmediğini, onlarla hiç konuşmadığını fark etmiştir. Buraya kadar güzel tabi, kızın başında günlerce hatta haftalarca sabahlamış; onu kız kardeşi gibi sevmiştir. Ancak sonra… Berger, bu çocuğa karşı duygular beslemeye başlamış, kız iyileşsin diye dudağına masum (!) bir öpücük kondurmuştur. Artık bu çocuğun büyüyüp genç kız olacağı zamanları beklemek istemektedir. Derken kızıla yakalanır; bu hastalığı çocuklar rahatlıkla atlatabilirken, yetişkinlerin sonu ise bellidir: ölüm. Berger hasta yatağındayken başında üç kişi beklemektedir: kız kardeşi, arkadaşı ve çocuk. Yani Berger’in hayatının üç önemli simgesi, üç ayrı dönemi. Yalnızca bir kitap olduğunu düşünerek Berger pedofili acilen tedavi olması gereken bir hasta, iyi oldu öldüğü demeyeceğim. Gerçekleri bir kenara bırakarak bu karakteri biraz daha analiz etmek istiyorum. Berger; kadınların ilgisini çekebilecek güçlü bir karakterden yoksun, kendisini ezik, zayıf hissettiği için kadınlarla konuşmaktan çekiniyor. Küçük çocuğa bir şeyler hissettiğini