Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat

8,6/10  (182 Oy) · 
365 okunma  · 
145 beğeni  · 
2.228 gösterim
Başka Yayınevlerinden;

Bir Kadının Yirmi Dört Saati (Oda Yayınları)

Bir Kadının Hayatından Yirmi Dört Saat (Akılçelen Kitaplar, Kırmızı Kedi Yayınevi)

şeklinde yayınlanmıştır.

Zweig bu novellası’nda bir kadının yaşamını bütünüyle değiştiren yirmi dört saatlik deneyimini anlatırken, insanda içkin saplantıların ve dayanılmaz arzuların sınırlarında gezinir. Özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılan bir kadının bu kısa ve yoğun hikâyesi, kadın kalbinin sırlarına ermiş ustanın kaleminde olağanüstü bir anlatıya dönüşür. Yapıtı için mekân olarak muhteşem atmosferiyle Fransız Riviera’sını seçen Zweig, 1920’li yılların sonlarında Avrupa’nın “kibar” tabakasının ikiyüzlü ahlak anlayışına yönelik eleştirel tavrıyla dikkat çeker.
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2016
  • Sayfa Sayısı:
    80
  • ISBN:
    9786053324225
  • Orijinal Adı:
    Vierundzwanzig Stunden aus Dem Leben Einer Frau
  • Çeviri:
    Mahmure Kahraman
  • Yayınevi:
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Muzaffer Akar 
02 Haz 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Bir kadının hayatını değiştiren yirmidört saatinin anlatıldığı kısa hikayenin aynı zamanda edebi doyuruculuğundan da bahsetmek gerekir. Biyografi yazarlığında uzmanlaşmış olan Zweig'ın bu eserinde bence yaşanmışlık da var zira bir erkeğin, kadın duygularını bu kadar güzel anlatabileceğini zannetmiyorum. Kaliteli bir kitap.

Nurhan Işkın 
10 Ara 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir kadın ömrünün sadece yirmi dört saatine neler sığdırabilir?

Bayan Henriette'nin ortadan kaybolmasının ardından başlayan dedikodu ve kınamaların ortasında Mrs. C. sessizliğini koruyup sadece konuşulanları dinliyordu...

İngiliz bir aristokrat aileden olan Mrs.C.kitapta adı geçmeyen genç bir adama (muhtemelen yazarın kendisi) onunla konuşmak istediğini söyler. Nedeni ise sadece bu genç adamın Bayan Henriette'yi savunması ve herkese karşı çıkmasıdır...

Mrs.C kendi hayatın da yirmi dört yıl öncesinde yaşadığı bir yirmi dört saatini anlattığında genç adam, tutkunun ve bir kadının neler yapabilineceğini sessizce dinler...

Stefan Zweig bu eserin de insanın tutkularına nasıl esir olabileceğini bir kadının ağzından muhteşem bir tasvir ile anlatıyor...

70 sayfalık bu kitabı birkaç saat içinde okumuş olsanız da etkisinin uzun süreceğine emin olun...

Hasan G. 
15 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Zweig okumaya başladığınızda seriye bağlayıp diğer kitaplarına da devam etme isteği uyanıyor bünyede. Her kitabının malzemesi benzer, lezzeti farklı fakat keyfi aynı; bu da psikoloji yoğun bir yazımın etkisi sanırım.
Kitap; bir kadının; geçmişinde beklemediği bir anda, tanımadığı bir adam ile beklemediği bir olay çerçevesinde yaşadığı 24 saatlik sarsıcı olayları, bir yük gibi senelerce üzerinde taşımasının akabinde bunu bir zehir gibi kusmasını etkili bir üslupla anlatmaktadır. Hatta bazen öyle etkilidir ki; bir an için zihninizde, kumarhanede genç adamın ellerine bakarken kendinizi bulabilirsiniz. Aşkın, tutkunun kurtarıcı rolünün yanında yıkıcı etkilerini de gözden kaçırmamak lazım.
Kısa ama derin bir öyküdür, tavsiye ederim.

mustafa tamer akder 
21 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

Zweig amca'nın eşsiz eserlerinden biri daha bitti. Ayakkabı kutusuyla (Bir an için dolarcıklar veya eurocuklar çıkar diye heyecanlandım. :D) gelen Seray'ın kütüphanesinden gelen değerli kitaplardan biri daha bittiğini ve elektronik ortamdan okumayı düşündüğüm kitabı sevdiğim şekilde okumam da katkısı olan Seray'a teşekkür ederim. Gelelim kitaba bu kitapta kurgusu ayrı bir hoşuma gitti. Yazar adeta sizi ana konuya hazırlıyor. Bir kadının iç dünyası, gelgitleri, gizli duyguları ve fedakarlığını çok güzel yansıtmış. Zweig amca'yı bu kitabında ayrı bir kıskandım. Ya kadınlar hakkında bu kadar güzel bir şekilde empati yapabiliyor yada bu kitaptaki ana karakter gibi ilginç karakteri tanışmasından dolayı kıskançlığım(Bu cümleyi kurmama yorumundan dolayı neden olan Muzaffer abi'ye selamlar. :D). Zweig amca'nın öykülerinden yada biyografilerinden birini okumadan bu dünyayı terk etmeyin derim.

Zweig'in ikinci kitabıydı okuduğum ve tüm kitaplarını okumaya karar verdim anlatımı, olay örgüsü çok hoşuma gitti.

Riviera'da bir pansiyonda tatil yapan bir grup insan vardır. Olay Henriette'nin kocasını ve çocuklarını bırakarak başka bir adamla gidişi üzerine başlar herkes eleştirir sadece içlerinden bir kişi yargısız infaz yapmaz ve tüm bu topluluğa karşı Henriette'yi savunur.

24 saat içinde yaşadıklarının etkisini bir ömür boyu süreceğini bilmeyen Mrs. C. Henriette'yi savunan önyargısız, eleştirisiz bu bayana yıllar önce yaşadığı, kendi içinde psikolojik savaşa neden olan yargılamasını, kimseye anlatamadığı sırrını eksiksiz ve yalansız bir şekilde anlatmaya karar verir.

Henriette'nin hikayesini dinleyeceğimi sanırken Mrs. C'nin hikayesiyle bir solukta okuyacağınız kitabı çok bekletmeyin derim.

İyi okumalar dilerim.

mehmet temiz 
12 Şub 14:25 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Stefan Zweig bu defa bize bir pansiyonda kalırken karşılaştığı,yaşlı bir kadının,geçmişte yaşadığı bir 24 saatini anlatıyor.tabiiki her zamanki o usta uslubuyla.kadının geçmişte yaşadığı o 24 saatte neler mi oldu? yine insanlara birer ders olacak ilginç olaylar.her zamanki gibi harika bir Stefan Zweig kitabı.okuyun.

kays el ecer 
31 Oca 08:59 · Kitabı okudu · 72 günde · Beğendi · 9/10 puan

Abi neden intihar ettin ya ne güzel yazıyordun tamam sen kendi canını erken kurtardın ama dünya okuyacak çok şey kaybetti.
Bir kadını bir kadın bile bu kadar tahlil edemez . altını çizeceğimiz çok taktik var.

Rogojin 
 31 Mar 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hayatımın en güzel hastalık dönemlerinden birini yaşadım; zira az önce bu hastalığım süresince 3.Stefan Zweig kitabımı da bitirmiş oldum...

Kitap acaba beni şaşırtacak mı, abartmış olabilir miyim, belki de üst üste en iyi eserlerini okuduğum için böyle söylüyorum, diye düşünürken Zweig beni bir kez daha ikna etti: neden 45 yaşımı yaşarken okuyorum ilk kez, diye sordum kendime, sonra da, eğer ömrüm varsa ve nasipse, beni bekleyen klasikleri düşündüm: Anna Karenina, Karamazov Kardeşler, Madam Bovary ve daha nicesi..onlar da böyle, insanın doyamadığı bir edebiyat tadıyla başımı döndürecek, dilimden damağımdan izi, hatırası gitmesin diye ümit edeceğim o lezzetle beni şaşırtacaklar mı? Kimbilir...

Zweig bu eserinde de insanın ruhuna bir pencere açıyor ve bize insanı insan yapan şeyler onun zaaflarıdır, diyor: zaaflarımız bizi yaralayan, bizi acıtan yanlarımızdır, ama onlar bizi biz yapan yanlarımızdır bir yandan da; zira zaafı, yarası olmayanın kimbilir hikâyesi de olmaz belki. Bu ağrıyan, acıyan, bizi acıtan yanlarımız, yaralarımız yüzünden seviyoruz belki bu edebiyat karakterlerini; onların zaaflarında, acılarında bizlerde olan şeyleri görüyoruz; dik olanların, kahraman olanların değil; yapamayan, beceremeyen, hisseden, yaralanan ve acı çeken insanların hikâyelerini seviyoruz belki de...düşünüyorum da; başarmış, yenmiş, hayatı çözmüş edebiyat karakterlerinden kimseyi hatırlamıyorum ve onlar edebiyat anılarımın bir parçası değiller: Salvatore'un Drizzt Do'Urden'ı bile kötülük ve ihanetle beslenmiş kara elf toplumuna sırtını dönmüş, kendi ilkelerini, kendi hayatını, kendi inancını ve tanrısını arayan bir kaybolmuşun hikâyesiydi. Vasconcelos'un Zeze'si bize küçük yaşta acının ne olduğunu öğrenmiş olarak anlatıyordu hikâyesini; Joyce'un Gabriel'i İrlanda mezarlarına, bütün yaşayanların ve ölülerin üzerine yağan kara bakarak az önce aslında kendisini hiç bir zaman o anlamda sevmediğini öğrendiği eşinin yanında uykuya dalarken bütün içe kapanıklığı, bütün çekingenliği ve başarısızlığıyla ne kadar da trajikti...Sâmiha Ayverdi'nin Âdli'si ise bütün temizliği, lekesizliği içinde kendi anne babasını sevgi ve ilgisini bilmeyen bir dışlanmıştı yine de... Peki ya Martin Eden? Onun gibi leke süremeyeceğimiz, dil uzatamayacağımız bir karakter ne olmuştu da okyanusta hakikatin yüzüne bakmış ve o kararı vermişti?

Zweig ve karakterleri de, sonları mutlu biten hikâyelerinde dahi örselenmiş insanlardan söz ediyor bize. Bu yaralar, bu zaaflar insanları insan yapıyor, biz gibi yapıyor, ya da bizler de onlar gibiyiz ve onlarda bunu görüyor ve bunu seviyoruz. Zweig'ın anlatımındaki şeffaflık yine dikkat çekici, üslûbun ve dilin insanı etkilememesi imkânsız... bu maharetin üstün görülmemesi, övülmemesi imkânsız; çünkü uyduruk, saçma sapan, proje gibi yazılan, çöp değeri dahi taşıyamayacak nice edebiyat kılıklı migros kitabının yanında Zweig gibi gerçek edebiyatçılar bize pazarlanamayan ve yok edilemeyen bir hakiki edebiyattan söz ediyor ve bizi bu muhteşem çeşmeden kana kana içmeye davet ediyorlar... davete icabet gerek. Bu yüzden okumayan herkese mutlaka ama mutlaka kitabı okumalarını öneriyorum.

"İnsanları yargılamaktan değil, anlamaya çalışmaktan zevk alıyorum..."

Hikayede bir kadının yıllarca herkesten sır gibi sakladığı bir gününü , tanımadığı bir adama anlatması konu alınmış

Şu ana kadar okuduğum tüm Zweig kitaplarındaki karakterler hep tanıdık, ya haberlerde duyduğumuz, ya bir komşunun, arkadaşın anlattığı biri. O hikayelerin çoğunda hep tutkularının peşinden koşan insanlar var ve o tutkuları genelde onları o bilinmez sona sürüklüyor...

Hasan KILIÇ 
25 May 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 9/10 puan

Stefan Zweig... Başlangıçta yine bir karakter yanıltması var... Bu ustanın kitabında her daim dinleyici ya da üçüüncü bir gözsünüz... Betimlemeler can alıcı...

Eser Madam Bovary'nin kısa bir değerlendirmesi gibi... Ama hoş bir değerlendirme...
İnsanın hayatı 24 saatte nasıl değişir... Kadınlar neler hisseder, nasıl yaşar ? En asil kadınar dahi bir sevda uğruna neleri feda edebilir ? Muhteşem bir kitap...

Tavsiye ederim...

Kitaptan 116 Alıntı

Yonca 
11 Kas 2016 · Kitabı okuyor · Beğendi

"Pencereden bakıldığında,kayaların ince ince süslediği sahilin ne dayanılmaz bir güzelliği vardı!"

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 8 - Roman Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 8 - Roman Yayınları)
Nurhan Işkın 
10 Ara 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Beni unutmuştu, bana bir dakika önce verdiği sözü unuttuğu gibi ettiği yemini de unutmuştu.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 65 - İş Bankası Kültür Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 65 - İş Bankası Kültür Yayınları)
Yonca 
11 Kas 2016 · Kitabı okuyor · Beğendi

"Hayal gücü adı verilen şey insanların çoğunda az da olsa keskinliğini yitirmiştir."

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 7 - Roman Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 7 - Roman Yayınları)
Nurhan Işkın 
10 Ara 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Öne doğru eğilip hazan yaprağı gibi hafifçe titreyen solgun elini saygıyla öptüm.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 71 - İş Bankası Kültür Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 71 - İş Bankası Kültür Yayınları)
Esra B. 
11 Tem 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

Minnet ifadesi insanlarda çok nadir görülen bir şeydir, özellikle de minnet duygusu büyük olanlar duygularını açığa vuracak ifadeye bulamazlar; şaşkın şaşkın susarlar, utanırlar, zaman zaman da duygularını saklamak için yüzlerini asarlar.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan ZweigBir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig
Nurhan Işkın 
10 Ara 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Bu sırılsıklam yabancı insanın yanında daha fazla dikilip duramazdım.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 33 - İş Bankası Kültür Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 33 - İş Bankası Kültür Yayınları)
Birsen Ergün 
16 Oca 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · Puan vermedi

"...ben bir bireyim, neden gönüllü olarak savcı rolünü üstlenmem gerektiğini anlamıyorum. Ben savunmadan yanayım. Şahsen insanları infaz etmektense onları anlamayı seviyorum."

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 16 - Kırmızı Kedi)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 16 - Kırmızı Kedi)