Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat

8,4/10  (804 Oy) · 
1.929 okunma  · 
717 beğeni  · 
7.516 gösterim
Başka Yayınevlerinden;

Bir Kadının Yirmi Dört Saati (Oda Yayınları)

Bir Kadının Hayatından Yirmi Dört Saat (Akılçelen Kitaplar, Kırmızı Kedi Yayınevi)

şeklinde yayınlanmıştır.

Zweig bu novellası’nda bir kadının yaşamını bütünüyle değiştiren yirmi dört saatlik deneyimini anlatırken, insanda içkin saplantıların ve dayanılmaz arzuların sınırlarında gezinir. Özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılan bir kadının bu kısa ve yoğun hikâyesi, kadın kalbinin sırlarına ermiş ustanın kaleminde olağanüstü bir anlatıya dönüşür. Yapıtı için mekân olarak muhteşem atmosferiyle Fransız Riviera’sını seçen Zweig, 1920’li yılların sonlarında Avrupa’nın “kibar” tabakasının ikiyüzlü ahlak anlayışına yönelik eleştirel tavrıyla dikkat çeker.
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2016
  • Sayfa Sayısı:
    80
  • ISBN:
    9786053324225
  • Orijinal Adı:
    Vierundzwanzig Stunden aus Dem Leben Einer Frau
  • Çeviri:
    Mahmure Kahraman
  • Yayınevi:
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Oğuz Aktürk 
 08 Nis 23:24 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Zweig, Zweig, Zweig. 24 saate düşünemeyeceğimiz kadar ruhsal devinim sığdırmayı olağanüstü bir şekilde başarabilen adam. Biz fani insanlar olarak günün yarısını yatmakla geçirdiğimiz sürece Zweig medeniyetleri seviyesine ulaşamayız muhtemelen. Kendisine ait okuduğum 4. kitap ve Zweig'a kendimi bu kadar yakın hissetmemin nedeni, anlattıklarında geçmişime dair parçalar bulmam oluyor. Bu parçalarım, Zweig'ın kitaplarını o kadar iyi anlayabilmemi sağlıyor ki adeta yaşıyorum onları.

Zweig'ın bugüne kadar okuduğum 4 kitabında da kilit karakterlerin isimleri ya tek harfliydi ya da hiç verilmemişti. Dr. B, Mrs. C, R. gibi. Bu olayı vermek istediği mesajı isimlere takılmadan vermek istemesinden dolayıdır diye düşünüyorum. Dava kitabında da K. vardır mesela, isimsiz ve bilinmeyen bir kişilik gibi ruhunu arar ve sorgular durur.

Kitaba geçmek gerekirse; 1920'li yılların sonunda yazılmış olan kitabın bazı kısımlarında siyasi göndermeler yapıldığını düşünüyorum. Mesela yemek masasında çıkan tartışmanın esas sebebi yazarın da belirttiği gibi birbirine düşman dünya görüşlerinin öfke içeren karşıtlıklarını ortaya koyma isteği diye düşünüyorum. Bunu bir Hayvan Çiftliği sonu gibi düşünebiliriz aslında. İnsanları, hayvanları ülkeler gibi düşünüp onların yaptığı tartışmayı ülkeler bazında açıklayabiliriz. Mesela bu kitapta da İngiliz Mrs.C hakkında bahsi geçen, "Varlığı hissedilmese de, hepimiz üzerinde özel bir güce sahipti." söylemi bence çok şey ifade ediyor bu konuda. I. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra yazılmış bu kitabın bu örnekler gibi bazı kısımları İngiltere'nin kozları elinde tuttuğunun bir göstergesi olarak düşünülebilir. Mesela farklı bir bakış açısı olarak, kumar masasında olanları savaşın tarafları gibi düşünecek olursak, savaşı kimse kazanamıyor. Çünkü her zaman kumarhane kazanıyor ihtimaller kumarhane lehinde olduğu için. İşte belki Zweig da kumar üzerinden savaşmanın saçmalığını böyle bir betimlemeyle bize anlatmış olabilir diye düşünüyorum. Bir krupiyer var, tamamen ruhsuz. Sadece işini yapıyor, ruleti döndürüyor ve savaşı başlatmış oluyor. Bu savaş için de insanlar her şeyini verip sonucunda da yine her şeyini kaybetmiş oluyorlar. Zaten Zweig da Satranç kitabında olduğu gibi insanların psikolojik hegemonyasını siyasi konularla rahatlıkla birleştirebilecek türden bir yazar.

Esas konuya gelecek olursak. Kumar ya da kitapta bahsi geçtiği gibi rulet oynarken insanların ellerinin ve vücutlarının hareketlerinin nasıl olduklarını çok iyi bildiğimden dolayı, Zweig'ın bu kitabını da çok çok iyi bir şekilde özümsedim. 0 sayısı olduğu sürece ihtimalin sadece kırmızı veya siyahla ibaret olmadığı (yani %50-%50 değil) bir oyun olduğu için her zaman kumarhane daha avantajlı. Kitapta geçmişime benzettiğim diğer bir konu ise zamanında yanıma oturmuş bir adamın o masa başında kaybettiği sürece Lehçe bir şeyler söylemesi, sürekli Lehçe kötü sözler ve karışık cümleler kurmasıydı. Ellerini gerçekten de çok kullanırdı, hırslıydı ve masaya da sürekli vururdu. İşte ben bu adam sayesinde bu kitaptaki adamı anlayabiliyorum. Kitaptaki adamın gidip kiliseye Lehçe karışık sözlerle dua etmiş olmasını yanımdaki adamın Lehçe küfürleriyle eşit tutuyorum. Çünkü, kumar öyle bir şeydir ki siz istemeseniz de o sizin peşinizden gelir. Kiliseye gidip böyle bir şey için dua ederseniz o size aynı dilde küfür olarak geri döner. Kitapla ve benim hayatımla bağdaştırdığım gibi. Bu konuda bir garip yön ise Mrs. C'nin Anglikan mezhebinde olması. Bu mezhepte papazla vaftiz değil de insanlara derdini anlatarak ve insanlarla konuşarak gelen bir vicdan vaftizi var. O yüzden kitabın sonunda her şeyini anlatabileceği bir kişi bulduğu için kendi vicdanını bu konuda temize çektiğini düşünüyorum.

Mrs. C'nin yardım etme niyetiyle ileriye doğru yürüme düşüncesi ve herkese öğretildiği gibi kuşaktan kuşağa aktarıldığı kadarıyla sokakta yabancı bir erkekle konuşmanın ayıp olduğu düşüncesi arasında kaldığı ikilem kitabın dönüm noktası. Fakat şöyle garip bir şey var aslında bu iki seçenekten herhangi birisi çıksa da adamın kaderi etkilenmeyecekmiş gibi. Sonuçta olan sadece Mrs. C'ye oluyor ve adam C ile tanışmasaydı da yapacağı şeyi yapıyor. Burada Mrs. C'nin çabası, vicdanı ve fedakarlığı ön planda. Sonucunun olumlu olmayacağı ihtimali bile olsa verilen manevi çaba çok iyi anlatılıyor.

Psikolojinin uç noktalarını da hissettiğim bir kitap oldu yine. Merakın, mistisizmin, fedakarlığın uç noktaları. Zweig'a anılarımı kitaplarda yaşattığı için minnettarım.

Damla Köseoğlu 
04 Nis 20:05 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 7/10 puan

Genel yargı şudur ki, herkes kendi cinsinin hissettiklerini, davranışlarını anlamaya daha yatkındır. Yani bir kadın bir başka kadının içinde bulunduğu durumu, yaşadıklarına verdiği tepkileri daha iyi anlayabilecekken bir erkek de hemcinsini kadınlara oranla daha iyi anlayacak, duygu durumunu daha iyi bilecektir. İşte, Stefan Zweig bu noktada önemli bir şey yapıyor. Okuduğum iki kitabında da ana karakterlerini kadınlardan oluşturan Zweig, karşı cinslerinin zihinlerine çıktığı yolculuklarını, bir erkek olarak kadını, kadınların hayatının belirli dönemlerini başarılı bir şekilde ele alıp, yine aynı başarıyla cümlelere döküyor.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'te aynı yaşam alanını paylaşan bir grubun içinde yer alan, aynı zamanda zengin bir fabrikatörün karısı olan Henriette'nin, kocası ve iki küçük kızını geride bırakarak kendisinden oldukça genç bir adamla kaçması olayların başlangıç noktasını oluşturuyor. Pansiyon sakinleri bir araya gelip, bu olayla ilgili fikirlerini beyan ederlerken bir kişi Henriette'yi yargılamak yerine anlamaya çalışıyor. Pansiyonun en özel konuklarından biri olan Mrs. C, bu kişiye yıllar önce 24 saatlik bir sürede yaşadıklarını anlatmaya karar veriyor. Ve evet, işte bu kitapta okuduğumuz o 24 saat, Mrs. C'nin 24 saati.

Kitabı bitirdiğimde aklıma gelen ilk düşünce, pansiyon sakinlerinden biri olsam Henriette'nin yaptığı bu eyleme benim vereceğim tepkinin ne olabileceğiydi. Mrs. C'nin sırlarını açtığı karakterin aksine ben, bazı durumlarda bireyi anlamaya çalışmanın bir süre sonra yanlış olan bu durumu meşrulaştırabileceği görüşündeyim. Kitapta verilen örnek gibi, kocasını aldatan bir kadın veya karısını aldatan bir erkeğin düşüncelerini öğrenmek için dinlemek ayrı ancak bu durumu anlamaya çalışıp, bunu kaçış olarak görmek, nedenlerini sıralamaya çalışmak  bir süre sonra bu eylemleri normalleştirmiş gibi gelecektir. Ve bence bu durum toplumlarımızda en son ihtiyacımız olan şeylerden biri.

Tutkularının esiri olan bir insanın başına gelebileceklerin 71 sayfaya sığdırıldığı Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat yaklaşık 1-1 buçuk saatte bitirebileceğiniz bir kitap. Açıkçası ben kitaba başlarken bir kadının bir gününün ortalama olarak ne şekilde geçtiğiyle ilgili bir hikaye beklerken, içinde olay örgüsü ve anılar olan bir kitapla karşılaştım. Stefan Zweig sıradan bir hayatı olan bir kadının 24 saatini yazıya dökse nasıl olurdu diye düşünmüyorum değil. Şu ana kadar iki kitabını okuduğum Zweig, az sayfa sayısına sahip kitaplarında verdiği mesajlarla beğenimi kazandı. Korku ile "korku" hissi, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat ile fiil-yargı ve her zaman duyguların ardından gidilmemesi gerektiği konularında düşünmüş oldum. Tutkularının esiri olan bir kadın ve erkeğin bir gün içinde yaşadıklarını ve 24 saat içinde psikolojilerinde meydana gelen iniş çıkışların akıcı bir anlatımla okuyucuya aktarıldığı bu kitabı sizlere de tavsiye ediyorum. Stefan Zweig okumaya Clarissa, Bir Çöküşün Öyküsü gibi kitaplarıyla devam edeceğim. Keyifli okumalar.

Delfin Ö. 
21 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · 9/10 puan

| Merhaba,
Kitaptan önce belki de en çok dile getirmek istediğim: Stefan Zweig. Hakkında bir şeyler söylemezsem içim rahat etmez biliyorum. Hayranlık uyandıracak yazarlarla tanıştıkça, Edebiyata olan sevgim benim için özel ve derin bir hâl alıyor. Zweig, hayatıma çok taze dahil olan yazarlardan. Şimdilik beş kitabını okudum ve diğerleri için sabırsızlanıyorum. Anlatacağı olayın ya da bir duygunun betimlemelerinden seçtiği sözcüğe kadar gönlümde taht kuruyor. Kitabı elimden bırakamıyorum diye klişe bir söz vardır ya,Zweig bu etkiyi yaratıyor insan üzerinde. Sevdiğim bir klişe. Kitaba gelecek olursak, adı üzerinde olduğu gibi bir kadının yaşamından yirmi dört saati anlatmasını -belki de- itiraf etmesini anlatıyor. Yirmi dört saatte tutku,cesaret ve benim için en çok da bir insana inanma isteği ele alınıyor. Bir çırpıda bitirebileceğiniz kadar sürükleyici öykü de karakterlerin duygusal analizi son derece güzel ele alınmış. Zweig'in hayatın içinden söküp almış olduğu bu güzide hikayeyi okumak çok güzeldi.

Muzaffer Akar 
02 Haz 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Bir kadının hayatını değiştiren yirmidört saatinin anlatıldığı kısa hikayenin aynı zamanda edebi doyuruculuğundan da bahsetmek gerekir. Biyografi yazarlığında uzmanlaşmış olan Zweig'ın bu eserinde bence yaşanmışlık da var zira bir erkeğin, kadın duygularını bu kadar güzel anlatabileceğini zannetmiyorum. Kaliteli bir kitap.

Rojin Turay 
01 May 13:39 · Kitabı okudu · Puan vermedi

“Kuşkusuz devletin mahkemesi bu tip olayları benden daha sert değerlendiriyor; onun görevi genel ahlak kurallarını ve gelenekleri acımasızca korumaktır; bu da onun insanları affetmesini değil, yargılamasını gerektiriyor. Kaldı ki resmi kimliği olmayan ben, neden bir savcının rolünü üsteleneyim ki? Ben savunmayı tercih ediyorum. İnsanları yargılamaktan değil, anlamaya çalışmaktan zevk alıyorum.”
"...size tekrar ediyorum hanımefendi, diye fikrimi savunmayı sürdürdüm, bu durumda kimseyi yargılamak ve kınamak istemem. az önce biraz aşırıya kaçtığımı size rahatlıkla itiraf edebilirim; o zavallı bayan henriette bir kahraman değil elbette, serüven peşinde koşan biri de değil, bir büyük aşık ise hiç değil. cesaretle arzusunun peşine takıldığı için ona bir ölçüde saygı duyuyorum, ancak bugün olmasa bile yarın kesinlikle çok mutsuz olacağı için onun adına üzülüyorum. kendisini tanıdığım kadarıyla sıradan, zayıf bir kadınmış gibi geliyor bana. yaptığı belki aptalca, fazlasıyla acele etmiş olduğu da kuşku götürmez, ama asla alçak ve adi biri değil, bu zavallı ve mutsuz kadını küçümseme hakkını kendinde gören herkese her zaman karşı çıkarım."
#kitapyorumu
#birkadınınyaşamından24saat
Bir feminist olarak bu cümlelerle ne kadar da yerinde bir konuya dikkat çekildiğini görüyor ve bundan mutluluk duyuyorum. Kadınların da seçme hakkının olduğunu unutmamak gerekir, bir kadının ilk gün tanıştığı bir erkekle kaçıp gitmesi demek sadece kadının sorgulanması anlamına gelmemektedir.
Stefan Zweig “Bir Kadının Yaşamından 24 Saat” adlı romanında bu düşünceyi eşitlikçi bir düşünce yapısıyla bize aktardığını görüyoruz. Öyküyü kurgulayış biçimi ve kişilerin analizleri öylesine ustacadır ki sanki olay gözünüzün önünde canlanıyor hissine kapılıyorsunuz.
Mrs. C , yıllarca kimseye anlatamadığı 24 saatlik bir anısını sadece bir süredir tanıdığı birine anlatıyor. Kadın olmayı, aşkı, istekleri, tutkuları, yalanları, mutsuzluğu, parayı, kumarı, toplumsal olarak ahlakçılığı aktarıyor bize.
İki soru beliriyor o an kafamda ?
1- Ahlak nedir ? Sınırları nelerdir ? Kime göre belirlenmiştir ?
2- Aşkta mantık aranmalı mıdır ?
(fikirlerinizi merak ediyorum )
Kim kör kütük aşık olmak ,durup düşünmek zorunda kalmadan sadece istediği için tutkularının peşinden gitmek istemez ?
Kitap bir erkek olarak her yapılanın makul karşılandığı; ama bir kadının arzularını gerçekleştirmek istemesinin kötü algılandığını, ve bu durumun değişmeyeceğini gözler önüne serer.
Belki de bir kadın olduğum için bu öyküden fazlasıyla etkilendim. Her kadının hayatının bir döneminde mantığı ve kalbi arasında sıkışıp kaldığı olmuştur.
Hayatımızın dönüm noktası olmaya aday yaşantılarımız , üzerinden yıllar geçse de sorgulamaya ,farklı bir karar verseydik sonuçları ne olurdu diye düşünmeye devam ettiğimiz,hiçbir anını unutamadığımız olaylar muhakkak vardır.
Stefan Zweig'den okuduğum bu üçüncü kitap, bir yazar nasıl bu kadar mükemmel yazabilir diye şaşırıyorum .Uzun süre etkisinden çıkamayacağım bu eseri okumanızı tavsiye ederim.
Sevgiler

Mehmet Aldemir 
 11 Nis 13:57 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitap okumaktan sıkılan, bu yüzden de kitap okuma alışkanlığı olmayanlara verilecek 1 numaralı reçete bence : Stefan Zweig. Eserlerinin ayrı bir türü var bana göre. Zweig'in romanının adı; roman değil, hızlı roman gibi bir şey olmalı mesela. "Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat" eserinin isminin uzunluğuna aldanmayın, öyle ki kitabın tamamını, ismini okuyacağınız süreden bile daha kısa sürede bitirebilirsiniz. Elimize aldığımızda bırakamayacağımız bir Stefan Zweig romanı daha, bu kitap anlayacağınız. Kitabın konusu, kahramanları, detayı hakkında bilgi verip "sürpriz bozmak " "tat kaçırmak " istemiyorum. Sadece okuyalım ve okutalım diyorum. Kitapla ilgili düşüncelerimi yazmışken; kitabı okumamı sağlayan "Kitap Kardeşliği " etkinliğine ve kitap kardeşim "https://1000kitap.com/Fikrimce"ya teşekkür ediyorum.

İlgen Aktürk 
15 Kas 23:58 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Tam anlamıyla büyülendim, evet! Kendimi en iyi "büyülenmek" kelimesi ile açıklayabilirim zira. Yeri geliyor bir kadın bile kendini tam anlamıyla tanıyamaz ve anlayamazken, nasıl olur da bir erkek bunu başarabilir! Hem de ne başarmak ama.. Bu hayal gücümün çok ötesinde bir şey ve Stefan Zweig, sana derin bir saygı duyuyorum. Genel olarak herkesin en sevdigi Zweig eseri Satranç iken benim en sevdiğim Zweig eseri budur! Bu kadar kısacık bir kitapta bir kadının sadece 24 saatinin anlatıldığı bu eserde duygu geçişleri çok yoğun ve etkileyici. Bir de insanın kendi sıradan, sıkıcı bir gününü düşünmesi de cabası!

DERYA... 
16 Haz 02:38 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kadın kavramının karşılığı nedir deseler hiç düşünmeden bu kitabın adını verirdim...Bu kadar mı güzel,bu kadar mı olağanüstü anlatılabilirdi bir kadın...Sanki binlerce sayfa yazılmış gibi...Yetmiş bir sayfa altı üstü...Ama öyle bir doyuma ulaştırıyor ki kitap ansiklopedi okudum desem yeridir...Asıl beni böyle şaşkın ördeğe çeviren bunu bir erkeğin yazması...Adam yazmış ya...Bildiğin anlamış,tanımış ve yazmış...Merhametiyle,aşkıyla,anneliğiyle,tutkularıyla,acısıyla,hüznüyle ve hayal kırıklığıyla kadın...Her kadının doğuştan gelen,anaç tavrını öyle gerçekçi ve samimi anlatmış ki yazar,işte demiş kadınları anlamıyorum diyenlere kadın bu demiş resmen...Kadın kocaman bir dünyadır...Kanatları kırılmamışsa...Hayalleri yıkılmamışsa...Umutları elinden alınmamışsa...Seyreyle bakalım kadın neymiş...

Nurhan Işkın 
10 Ara 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir kadın ömrünün sadece yirmi dört saatine neler sığdırabilir?

Bayan Henriette'nin ortadan kaybolmasının ardından başlayan dedikodu ve kınamaların ortasında Mrs. C. sessizliğini koruyup sadece konuşulanları dinliyordu...

İngiliz bir aristokrat aileden olan Mrs.C.kitapta adı geçmeyen genç bir adama (muhtemelen yazarın kendisi) onunla konuşmak istediğini söyler. Nedeni ise sadece bu genç adamın Bayan Henriette'yi savunması ve herkese karşı çıkmasıdır...

Mrs.C kendi hayatın da yirmi dört yıl öncesinde yaşadığı bir yirmi dört saatini anlattığında genç adam, tutkunun ve bir kadının neler yapabilineceğini sessizce dinler...

Stefan Zweig bu eserin de insanın tutkularına nasıl esir olabileceğini bir kadının ağzından muhteşem bir tasvir ile anlatıyor...

70 sayfalık bu kitabı birkaç saat içinde okumuş olsanız da etkisinin uzun süreceğine emin olun...

Kıvılcım Y. 
 10 Eki 16:24 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Stefan Zweig… Bu adama duyduğum hayranlık boşa değil, her kitabında bir kez daha artıyor bu duygu düşüncem. Satranç, Yakıcı Sır, Amok Koşucusu ve Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'ndan sonra okuduğum beşinci kitabı Zweig’in ve tüm kitaplarını okumadan inceleme yapmama gibi bir karar almıştım. Bunun sebebi belki çok fazla inceleme yazılmış olması belki de kendisiyle ilgili çok daha iyi şeyler yazabilmem için kitaplarının hepsini okuma isteğimdi. Bu kararıma beşinci kitabına kadar sadık kalabildim.

Her kitabından ayrı ayrı etkilendim o kesin ama bu kitapta başka bir şeyler vardı üzerimde yoğunlaşan. Yazarın psikolojik betimlemelerini, duyguları en iyi şekilde ifade edebilme ve bunu okuyucuya aktarabilme yeteneğini söylememe gerek var mı bilmiyorum ama söylemeden de geçmek hem haksızlık hem eksiklik olacak. Diğer incelemelerden de herkesin fark ettiği karşı cinsin duygularını ifade edebilme zorluğunun üstesinden nasıl geldiğini inanın merak ediyorum. Bir kadın olarak belki de daha farkında olmadığım duygular Zweig tarafından en mükemmel şekilde kaleme alınmış.

Kitap (genellikle kitapları demek daha doğru olacak) kısa olduğu için konusundan çok bahsetmemeye çalışarak sadece etkilendiğim noktalara değinmek istiyorum.

Bir kadının anaç duygulara sahip olması, bu yönde hareket etmesiyle kendini bir kadın olarak hissetme arzusuna sahip olabilmesi arasında aslında bir adımlık derin bir uçurum olduğunu bu kadar güzel aktarabilen bir insan daha var mıdır acaba? Kadınlığın hamurunda olan o korumacı ruhunun altında duygularını harekete geçirebilecek herhangi bir şeyle karşılaştığında -küçük bir kelebeğin kanat çırpma hareketi bile olabilir- gözünü karartıp hayatını yeniden şekillendirebilme çılgınlığı bulunur. İstediği karaktere sahip olsun bu böyledir. Ruhunu ısıtabilecek küçük bir bahane.

Hikayede hem Mrs. C. oldum hem de hayatını kurtarmaya çalıştığı o delikanlı. Kumarın batağına saplanmış genç ve hayattan keyif alamayan bir kadın. İkisi için bir mucize olabilecek bu karşılaşmadan sadece Mrs.C. farkında olmasa da yaşam dolarak çıkıyor kanımca çünkü bir insanı kurtarmaya çalışmak –sonu ne olursa olsun- hayata dokunmak, onunla yeniden anlaşma yapmak gibi bir şey. Bu anlaşma sonucunda bir insana yaşatılan mucize de onunla kurulan bir bağ demek. Peki gözünü karartarak kurulan bu bağ kopartıldığında ne yapmalı? Mr.C. kendisine güvenebilecek bir insanla paylaşmanın doğru olduğunu düşünüyor ki bence de doğru olanı yapıyor. Ve sonucunda Stefan Zweig’in tadına doyamadığım hikayesi başlamış oluyor.

Keyifli okumalar.

Kitaptan 422 Alıntı

A juez 
18 May 11:36 · Kitabı okudu · Puan vermedi

... ancak hiç ağlamamış bir erkeğin ki kadar şiddetli ve korkunç bir hıçkırık sesi duyuldu .

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 5 - Türkiye İş Bankası Kültür yayınları , 5.Basım)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 5 - Türkiye İş Bankası Kültür yayınları , 5.Basım)
Oğuz Aktürk 
08 Nis 22:42 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Mrs. C Yasına Gider
Gitmek! Gitmek! Gitmek! Bu kentten gitmek, kendimden uzaklaşmak, eve, ait olduğum insanlara, kendi eski yaşantıma dönmek!

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 68 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 68 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Damla Köseoğlu 
04 Nis 12:05 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

İnsanların çoğu sınırlı bir hayal gücüne sahiptir.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 1 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 1 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Selin 
19 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Değerli olan her zaman için gerçeğin yarısı değil,tamamıdır.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 14)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 14)
Madam Tutli Putli 
24 Eki 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

İnsanları mahkum etmektense, anlamak beni daha mutlu kılar.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 10 - Türkiye İş Bankası Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 10 - Türkiye İş Bankası Yayınları)
Nurhan Işkın 
10 Ara 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Beni unutmuştu, bana bir dakika önce verdiği sözü unuttuğu gibi ettiği yemini de unutmuştu.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 65 - İş Bankası Kültür Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 65 - İş Bankası Kültür Yayınları)

...şu da var ki insanın böyle şeyleri kavrayabilmesi o kadar da kolay olmuyor. Kim bilir, belki de insanın bunları anlayabilmesi için ağrıyan bir kalbe gereksinimi vardır.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 61 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 6. Basım, 2017 - Mahmure Kahraman çevirisiyle)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 61 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları - 6. Basım, 2017 - Mahmure Kahraman çevirisiyle)
43 /