Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat

8,5/10  (323 Oy) · 
698 okunma  · 
283 beğeni  · 
2.975 gösterim
Başka Yayınevlerinden;

Bir Kadının Yirmi Dört Saati (Oda Yayınları)

Bir Kadının Hayatından Yirmi Dört Saat (Akılçelen Kitaplar, Kırmızı Kedi Yayınevi)

şeklinde yayınlanmıştır.

Zweig bu novellası’nda bir kadının yaşamını bütünüyle değiştiren yirmi dört saatlik deneyimini anlatırken, insanda içkin saplantıların ve dayanılmaz arzuların sınırlarında gezinir. Özgürce ve tutkuyla içgüdülerinin peşine takılan bir kadının bu kısa ve yoğun hikâyesi, kadın kalbinin sırlarına ermiş ustanın kaleminde olağanüstü bir anlatıya dönüşür. Yapıtı için mekân olarak muhteşem atmosferiyle Fransız Riviera’sını seçen Zweig, 1920’li yılların sonlarında Avrupa’nın “kibar” tabakasının ikiyüzlü ahlak anlayışına yönelik eleştirel tavrıyla dikkat çeker.
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2016
  • Sayfa Sayısı:
    80
  • ISBN:
    9786053324225
  • Orijinal Adı:
    Vierundzwanzig Stunden aus Dem Leben Einer Frau
  • Çeviri:
    Mahmure Kahraman
  • Yayınevi:
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Oğuz Aktürk 
 08 Nis 23:24 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Zweig, Zweig, Zweig. 24 saate düşünemeyeceğimiz kadar ruhsal devinim sığdırmayı olağanüstü bir şekilde başarabilen adam. Biz fani insanlar olarak günün yarısını yatmakla geçirdiğimiz sürece Zweig medeniyetleri seviyesine ulaşamayız muhtemelen. Kendisine ait okuduğum 4. kitap ve Zweig'a kendimi bu kadar yakın hissetmemin nedeni, anlattıklarında geçmişime dair parçalar bulmam oluyor. Bu parçalarım, Zweig'ın kitaplarını o kadar iyi anlayabilmemi sağlıyor ki adeta yaşıyorum onları.

Zweig'ın bugüne kadar okuduğum 4 kitabında da kilit karakterlerin isimleri ya tek harfliydi ya da hiç verilmemişti. Dr. B, Mrs. C, R. gibi. Bu olayı vermek istediği mesajı isimlere takılmadan vermek istemesinden dolayıdır diye düşünüyorum. Dava kitabında da K. vardır mesela, isimsiz ve bilinmeyen bir kişilik gibi ruhunu arar ve sorgular durur.

Kitaba geçmek gerekirse; 1920'li yılların sonunda yazılmış olan kitabın bazı kısımlarında siyasi göndermeler yapıldığını düşünüyorum. Mesela yemek masasında çıkan tartışmanın esas sebebi yazarın da belirttiği gibi birbirine düşman dünya görüşlerinin öfke içeren karşıtlıklarını ortaya koyma isteği diye düşünüyorum. Bunu bir Hayvan Çiftliği sonu gibi düşünebiliriz aslında. İnsanları, hayvanları ülkeler gibi düşünüp onların yaptığı tartışmayı ülkeler bazında açıklayabiliriz. Mesela bu kitapta da İngiliz Mrs.C hakkında bahsi geçen, "Varlığı hissedilmese de, hepimiz üzerinde özel bir güce sahipti." söylemi bence çok şey ifade ediyor bu konuda. I. Dünya Savaşı'ndan hemen sonra yazılmış bu kitabın bu örnekler gibi bazı kısımları İngiltere'nin kozları elinde tuttuğunun bir göstergesi olarak düşünülebilir. Mesela farklı bir bakış açısı olarak, kumar masasında olanları savaşın tarafları gibi düşünecek olursak, savaşı kimse kazanamıyor. Çünkü her zaman kumarhane kazanıyor ihtimaller kumarhane lehinde olduğu için. İşte belki Zweig da kumar üzerinden savaşmanın saçmalığını böyle bir betimlemeyle bize anlatmış olabilir diye düşünüyorum. Bir krupiyer var, tamamen ruhsuz. Sadece işini yapıyor, ruleti döndürüyor ve savaşı başlatmış oluyor. Bu savaş için de insanlar her şeyini verip sonucunda da yine her şeyini kaybetmiş oluyorlar. Zaten Zweig da Satranç kitabında olduğu gibi insanların psikolojik hegemonyasını siyasi konularla rahatlıkla birleştirebilecek türden bir yazar.

Esas konuya gelecek olursak. Kumar ya da kitapta bahsi geçtiği gibi rulet oynarken insanların ellerinin ve vücutlarının hareketlerinin nasıl olduklarını çok iyi bildiğimden dolayı, Zweig'ın bu kitabını da çok çok iyi bir şekilde özümsedim. 0 sayısı olduğu sürece ihtimalin sadece kırmızı veya siyahla ibaret olmadığı (yani %50-%50 değil) bir oyun olduğu için her zaman kumarhane daha avantajlı. Kitapta geçmişime benzettiğim diğer bir konu ise zamanında yanıma oturmuş bir adamın o masa başında kaybettiği sürece Lehçe bir şeyler söylemesi, sürekli Lehçe kötü sözler ve karışık cümleler kurmasıydı. Ellerini gerçekten de çok kullanırdı, hırslıydı ve masaya da sürekli vururdu. İşte ben bu adam sayesinde bu kitaptaki adamı anlayabiliyorum. Kitaptaki adamın gidip kiliseye Lehçe karışık sözlerle dua etmiş olmasını yanımdaki adamın Lehçe küfürleriyle eşit tutuyorum. Çünkü, kumar öyle bir şeydir ki siz istemeseniz de o sizin peşinizden gelir. Kiliseye gidip böyle bir şey için dua ederseniz o size aynı dilde küfür olarak geri döner. Kitapla ve benim hayatımla bağdaştırdığım gibi. Bu konuda bir garip yön ise Mrs. C'nin Anglikan mezhebinde olması. Bu mezhepte papazla vaftiz değil de insanlara derdini anlatarak ve insanlarla konuşarak gelen bir vicdan vaftizi var. O yüzden kitabın sonunda her şeyini anlatabileceği bir kişi bulduğu için kendi vicdanını bu konuda temize çektiğini düşünüyorum.

Mrs. C'nin yardım etme niyetiyle ileriye doğru yürüme düşüncesi ve herkese öğretildiği gibi kuşaktan kuşağa aktarıldığı kadarıyla sokakta yabancı bir erkekle konuşmanın ayıp olduğu düşüncesi arasında kaldığı ikilem kitabın dönüm noktası. Fakat şöyle garip bir şey var aslında bu iki seçenekten herhangi birisi çıksa da adamın kaderi etkilenmeyecekmiş gibi. Sonuçta olan sadece Mrs. C'ye oluyor ve adam C ile tanışmasaydı da yapacağı şeyi yapıyor. Burada Mrs. C'nin çabası, vicdanı ve fedakarlığı ön planda. Sonucunun olumlu olmayacağı ihtimali bile olsa verilen manevi çaba çok iyi anlatılıyor.

Psikolojinin uç noktalarını da hissettiğim bir kitap oldu yine. Merakın, mistisizmin, fedakarlığın uç noktaları. Zweig'a anılarımı kitaplarda yaşattığı için minnettarım.

Damla Köseoğlu 
04 Nis 20:05 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Genel yargı şudur ki, herkes kendi cinsinin hissettiklerini, davranışlarını anlamaya daha yatkındır. Yani bir kadın bir başka kadının içinde bulunduğu durumu, yaşadıklarına verdiği tepkileri daha iyi anlayabilecekken bir erkek de hemcinsini kadınlara oranla daha iyi anlayacak, duygu durumunu daha iyi bilecektir. İşte, Stefan Zweig bu noktada önemli bir şey yapıyor. Okuduğum iki kitabında da ana karakterlerini kadınlardan oluşturan Zweig, karşı cinslerinin zihinlerine çıktığı yolculuklarını, bir erkek olarak kadını, kadınların hayatının belirli dönemlerini başarılı bir şekilde ele alıp, yine aynı başarıyla cümlelere döküyor.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'te aynı yaşam alanını paylaşan bir grubun içinde yer alan, aynı zamanda zengin bir fabrikatörün karısı olan Henriette'nin, kocası ve iki küçük kızını geride bırakarak kendisinden oldukça genç bir adamla kaçması olayların başlangıç noktasını oluşturuyor. Pansiyon sakinleri bir araya gelip, bu olayla ilgili fikirlerini beyan ederlerken bir kişi Henriette'yi yargılamak yerine anlamaya çalışıyor. Pansiyonun en özel konuklarından biri olan Mrs. C, bu kişiye yıllar önce 24 saatlik bir sürede yaşadıklarını anlatmaya karar veriyor. Ve evet, işte bu kitapta okuduğumuz o 24 saat, Mrs. C'nin 24 saati.

Kitabı bitirdiğimde aklıma gelen ilk düşünce, pansiyon sakinlerinden biri olsam Henriette'nin yaptığı bu eyleme benim vereceğim tepkinin ne olabileceğiydi. Mrs. C'nin sırlarını açtığı karakterin aksine ben, bazı durumlarda bireyi anlamaya çalışmanın bir süre sonra yanlış olan bu durumu meşrulaştırabileceği görüşündeyim. Kitapta verilen örnek gibi, kocasını aldatan bir kadın veya karısını aldatan bir erkeğin düşüncelerini öğrenmek için dinlemek ayrı ancak bu durumu anlamaya çalışıp, bunu kaçış olarak görmek, nedenlerini sıralamaya çalışmak  bir süre sonra bu eylemleri normalleştirmiş gibi gelecektir. Ve bence bu durum toplumlarımızda en son ihtiyacımız olan şeylerden biri.

Tutkularının esiri olan bir insanın başına gelebileceklerin 71 sayfaya sığdırıldığı Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat yaklaşık 1-1 buçuk saatte bitirebileceğiniz bir kitap. Açıkçası ben kitaba başlarken bir kadının bir gününün ortalama olarak ne şekilde geçtiğiyle ilgili bir hikaye beklerken, içinde olay örgüsü ve anılar olan bir kitapla karşılaştım. Stefan Zweig sıradan bir hayatı olan bir kadının 24 saatini yazıya dökse nasıl olurdu diye düşünmüyorum değil. Şu ana kadar iki kitabını okuduğum Zweig, az sayfa sayısına sahip kitaplarında verdiği mesajlarla beğenimi kazandı. Korku ile "korku" hissi, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat ile fiil-yargı ve her zaman duyguların ardından gidilmemesi gerektiği konularında düşünmüş oldum. Tutkularının esiri olan bir kadın ve erkeğin bir gün içinde yaşadıklarını ve 24 saat içinde psikolojilerinde meydana gelen iniş çıkışların akıcı bir anlatımla okuyucuya aktarıldığı bu kitabı sizlere de tavsiye ediyorum. Stefan Zweig okumaya Clarissa, Bir Çöküşün Öyküsü gibi kitaplarıyla devam edeceğim. Keyifli okumalar.

Muzaffer Akar 
02 Haz 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Bir kadının hayatını değiştiren yirmidört saatinin anlatıldığı kısa hikayenin aynı zamanda edebi doyuruculuğundan da bahsetmek gerekir. Biyografi yazarlığında uzmanlaşmış olan Zweig'ın bu eserinde bence yaşanmışlık da var zira bir erkeğin, kadın duygularını bu kadar güzel anlatabileceğini zannetmiyorum. Kaliteli bir kitap.

Rojin Turay 
01 May 13:39 · Kitabı okudu · Puan vermedi

“Kuşkusuz devletin mahkemesi bu tip olayları benden daha sert değerlendiriyor; onun görevi genel ahlak kurallarını ve gelenekleri acımasızca korumaktır; bu da onun insanları affetmesini değil, yargılamasını gerektiriyor. Kaldı ki resmi kimliği olmayan ben, neden bir savcının rolünü üsteleneyim ki? Ben savunmayı tercih ediyorum. İnsanları yargılamaktan değil, anlamaya çalışmaktan zevk alıyorum.”
"...size tekrar ediyorum hanımefendi, diye fikrimi savunmayı sürdürdüm, bu durumda kimseyi yargılamak ve kınamak istemem. az önce biraz aşırıya kaçtığımı size rahatlıkla itiraf edebilirim; o zavallı bayan henriette bir kahraman değil elbette, serüven peşinde koşan biri de değil, bir büyük aşık ise hiç değil. cesaretle arzusunun peşine takıldığı için ona bir ölçüde saygı duyuyorum, ancak bugün olmasa bile yarın kesinlikle çok mutsuz olacağı için onun adına üzülüyorum. kendisini tanıdığım kadarıyla sıradan, zayıf bir kadınmış gibi geliyor bana. yaptığı belki aptalca, fazlasıyla acele etmiş olduğu da kuşku götürmez, ama asla alçak ve adi biri değil, bu zavallı ve mutsuz kadını küçümseme hakkını kendinde gören herkese her zaman karşı çıkarım."
#kitapyorumu
#birkadınınyaşamından24saat
Bir feminist olarak bu cümlelerle ne kadar da yerinde bir konuya dikkat çekildiğini görüyor ve bundan mutluluk duyuyorum. Kadınların da seçme hakkının olduğunu unutmamak gerekir, bir kadının ilk gün tanıştığı bir erkekle kaçıp gitmesi demek sadece kadının sorgulanması anlamına gelmemektedir.
Stefan Zweig “Bir Kadının Yaşamından 24 Saat” adlı romanında bu düşünceyi eşitlikçi bir düşünce yapısıyla bize aktardığını görüyoruz. Öyküyü kurgulayış biçimi ve kişilerin analizleri öylesine ustacadır ki sanki olay gözünüzün önünde canlanıyor hissine kapılıyorsunuz.
Mrs. C , yıllarca kimseye anlatamadığı 24 saatlik bir anısını sadece bir süredir tanıdığı birine anlatıyor. Kadın olmayı, aşkı, istekleri, tutkuları, yalanları, mutsuzluğu, parayı, kumarı, toplumsal olarak ahlakçılığı aktarıyor bize.
İki soru beliriyor o an kafamda ?
1- Ahlak nedir ? Sınırları nelerdir ? Kime göre belirlenmiştir ?
2- Aşkta mantık aranmalı mıdır ?
(fikirlerinizi merak ediyorum )
Kim kör kütük aşık olmak ,durup düşünmek zorunda kalmadan sadece istediği için tutkularının peşinden gitmek istemez ?
Kitap bir erkek olarak her yapılanın makul karşılandığı; ama bir kadının arzularını gerçekleştirmek istemesinin kötü algılandığını, ve bu durumun değişmeyeceğini gözler önüne serer.
Belki de bir kadın olduğum için bu öyküden fazlasıyla etkilendim. Her kadının hayatının bir döneminde mantığı ve kalbi arasında sıkışıp kaldığı olmuştur.
Hayatımızın dönüm noktası olmaya aday yaşantılarımız , üzerinden yıllar geçse de sorgulamaya ,farklı bir karar verseydik sonuçları ne olurdu diye düşünmeye devam ettiğimiz,hiçbir anını unutamadığımız olaylar muhakkak vardır.
Stefan Zweig'den okuduğum bu üçüncü kitap, bir yazar nasıl bu kadar mükemmel yazabilir diye şaşırıyorum .Uzun süre etkisinden çıkamayacağım bu eseri okumanızı tavsiye ederim.
Sevgiler

Mehmet Aldemir 
11 Nis 13:57 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kitap okumaktan sıkılan, bu yüzden de kitap okuma alışkanlığı olmayanlara verilecek 1 numaralı reçete bence : Stefan Zweig. Eserlerinin ayrı bir türü var bana göre. Zweig'in romanının adı; roman değil, hızlı roman gibi bir şey olmalı mesela. "Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat" eserinin isminin uzunluğuna aldanmayın, öyle ki kitabın tamamını, ismini okuyacağınız süreden bile daha kısa sürede bitirebilirsiniz. Elimize aldığımızda bırakamayacağımız bir Stefan Zweig romanı daha, bu kitap anlayacağınız. Kitabın konusu, kahramanları, detayı hakkında bilgi verip "sürpriz bozmak " "tat kaçırmak " istemiyorum. Sadece okuyalım ve okutalım diyorum. Kitapla ilgili düşüncelerimi yazmışken; kitabı okumamı sağlayan "Kitap Kardeşliği " etkinliğine ve kitap kardeşim " Elifce " ye teşekkür ediyorum.

Nurhan Işkın 
10 Ara 2015 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir kadın ömrünün sadece yirmi dört saatine neler sığdırabilir?

Bayan Henriette'nin ortadan kaybolmasının ardından başlayan dedikodu ve kınamaların ortasında Mrs. C. sessizliğini koruyup sadece konuşulanları dinliyordu...

İngiliz bir aristokrat aileden olan Mrs.C.kitapta adı geçmeyen genç bir adama (muhtemelen yazarın kendisi) onunla konuşmak istediğini söyler. Nedeni ise sadece bu genç adamın Bayan Henriette'yi savunması ve herkese karşı çıkmasıdır...

Mrs.C kendi hayatın da yirmi dört yıl öncesinde yaşadığı bir yirmi dört saatini anlattığında genç adam, tutkunun ve bir kadının neler yapabilineceğini sessizce dinler...

Stefan Zweig bu eserin de insanın tutkularına nasıl esir olabileceğini bir kadının ağzından muhteşem bir tasvir ile anlatıyor...

70 sayfalık bu kitabı birkaç saat içinde okumuş olsanız da etkisinin uzun süreceğine emin olun...

Ne Kitapsız Ne Kedisiz 
 20 May 17:14 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · Puan vermedi

Bir Zweig kitabını daha geride bıraktım. Kitap bitse de bende bıraktığı etki uzun bir süre devam edecek.
"Karmaşık Duygular" eseriyle tanıdım yazarı.
Birbirinden etkileyici hikayeleriyle, duyguları en çarpıcı ve en uç şekliyle tasvir edişiyle Zweig bende bir yer edinmişti.
"Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat" de bende benzer bir etkiyi bıraktı.


İnsanın, kendine toz bile kondurmazken başkalarının en ufak yanlışında acımasız bir yargıç kesiliverdiğini bilirsiniz.
Toplumu oluşturan bireyler, koca bir baş gibi birleşip yanlış yapan bu bireyi onaylamadıklarını belli edercesine bir sağa bir sola salınır böyle zamanlarda.
Evrensel önyargılarla, hatalı birey hakkında çabucak bir hüküm verilir. Hüküm verilip de bireyin yüzüne okunduğunda, toplumun iyiliği ve etik karşısında birey, yalnızca silik bir noktadan ibarettir.


İnsanın, zaafları, çıkmazları, tutkularıyla, en yüce ve en zelil yanlarıyla "insan" olduğunu unutmamak gerekli.
İnsan, bir diğerinin benzeri olduğuna göre, onaylamayan bakışların bir gün de kendi üzerine dikilmeyeceğinden nasıl bu denli emin olabilir?


Herkese keyifli okumalar dilerim.
Kadim dostlarımız olan kitaplarla kalın...

Rumeysa özaçmak 
31 Mar 00:09 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bugüne kadar klasiklerden hep korktum, sıkılırım sandım, uzak durdum. Stefan Zweig, bana klasikleri sevdiren bir yazar oldu. Olayları sıralınışı, anlatılışı, kelimeleri dans ettirişine kadar hayranlık uyandıran bir yazar. Bir kadının yaşamından yirmi dört saat, ancak bu kadar güzel anlatılabilir. Konusu kısaca cesur bir kadının, bir adama inanışı, karşılığını alamaması ve içler acısı durumuna düşüşünü anlatıyor.
Yine kısa ama öz bir anlatım olmuş. Kısaca okunmalı,okutulmalı. İyi okumalar dilerim :)

Hasan G. 
15 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Zweig okumaya başladığınızda seriye bağlayıp diğer kitaplarına da devam etme isteği uyanıyor bünyede. Her kitabının malzemesi benzer, lezzeti farklı fakat keyfi aynı; bu da psikoloji yoğun bir yazımın etkisi sanırım.
Kitap; bir kadının; geçmişinde beklemediği bir anda, tanımadığı bir adam ile beklemediği bir olay çerçevesinde yaşadığı 24 saatlik sarsıcı olayları, bir yük gibi senelerce üzerinde taşımasının akabinde bunu bir zehir gibi kusmasını etkili bir üslupla anlatmaktadır. Hatta bazen öyle etkilidir ki; bir an için zihninizde, kumarhanede genç adamın ellerine bakarken kendinizi bulabilirsiniz. Aşkın, tutkunun kurtarıcı rolünün yanında yıkıcı etkilerini de gözden kaçırmamak lazım.
Kısa ama derin bir öyküdür, tavsiye ederim.

mustafa tamer akder 
21 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 2 günde · 10/10 puan

Zweig amca'nın eşsiz eserlerinden biri daha bitti. Ayakkabı kutusuyla (Bir an için dolarcıklar veya eurocuklar çıkar diye heyecanlandım. :D) gelen Seray'ın kütüphanesinden gelen değerli kitaplardan biri daha bittiğini ve elektronik ortamdan okumayı düşündüğüm kitabı sevdiğim şekilde okumam da katkısı olan Seray'a teşekkür ederim. Gelelim kitaba bu kitapta kurgusu ayrı bir hoşuma gitti. Yazar adeta sizi ana konuya hazırlıyor. Bir kadının iç dünyası, gelgitleri, gizli duyguları ve fedakarlığını çok güzel yansıtmış. Zweig amca'yı bu kitabında ayrı bir kıskandım. Ya kadınlar hakkında bu kadar güzel bir şekilde empati yapabiliyor yada bu kitaptaki ana karakter gibi ilginç karakteri tanışmasından dolayı kıskançlığım(Bu cümleyi kurmama yorumundan dolayı neden olan Muzaffer abi'ye selamlar. :D). Zweig amca'nın öykülerinden yada biyografilerinden birini okumadan bu dünyayı terk etmeyin derim.

Kitaptan 170 Alıntı

Oğuz Aktürk 
08 Nis 22:42 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Mrs. C Yasına Gider
Gitmek! Gitmek! Gitmek! Bu kentten gitmek, kendimden uzaklaşmak, eve, ait olduğum insanlara, kendi eski yaşantıma dönmek!

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 68 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 68 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Selin 
19 Eyl 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Değerli olan her zaman için gerçeğin yarısı değil,tamamıdır.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 14)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 14)
Damla Köseoğlu 
04 Nis 12:05 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

İnsanların çoğu sınırlı bir hayal gücüne sahiptir.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 1 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 1 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Nurhan Işkın 
10 Ara 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Beni unutmuştu, bana bir dakika önce verdiği sözü unuttuğu gibi ettiği yemini de unutmuştu.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 65 - İş Bankası Kültür Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 65 - İş Bankası Kültür Yayınları)
Yonca 
11 Kas 2016 · Kitabı okumayı düşünüyor · Beğendi

"Pencereden bakıldığında,kayaların ince ince süslediği sahilin ne dayanılmaz bir güzelliği vardı!"

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 8 - Roman Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 8 - Roman Yayınları)
Hayriye Gül 
24 Eki 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

İnsanları mahkum etmektense, anlamak beni daha mutlu kılar.

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 10 - Türkiye İş Bankası Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 10 - Türkiye İş Bankası Yayınları)
Çelimsiz Fiil 
13 May 17:52 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ya da kendileri yüzme bilmedikleri halde, boğulan birinin arkasından köprüden atlayan insanların durumuna benzetilebilir belki yaptıklarım?

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 29 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5.basım)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 29 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 5.basım)
Yonca 
11 Kas 2016 · Kitabı okumayı düşünüyor · Beğendi

"Hayal gücü adı verilen şey insanların çoğunda az da olsa keskinliğini yitirmiştir."

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 7 - Roman Yayınları)Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Stefan Zweig (Sayfa 7 - Roman Yayınları)
17 /