Adı:
Kumarbaz
Baskı tarihi:
29 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
187
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053608288
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı İnsancıklar 1846'da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Byelinski bu eser üzerine Dostoyevski'den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan eserleri çağımızda edebiyat klasikleri arasında yer alsa da o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849'da I. Nikolay'ın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Sibirya sürgününden sonra yazdığı romanlarla tekrar eski ününe kavuştu. Dostoyevski Kumarbaz'da tutkulu bir aşkla kumar tutkusunu bir arada anlatırken insan ruhunun derinliklerini büyük bir güçle sergilemiştir.
187 syf.
·3 günde·8/10
İncelemeye başlamadan önce sizinle bu kitapla ilgili çok şaşıracağınız, sıra dışı bir bilgi paylaşmak istiyorum: Dostoyevski bu kitabı kumar borcunu ödemek için sipariş üzerine sadece 25 gün........

Kızmayın hemen, küçük bir şakaydı arkadaşlar... :) Bu kitap hakkında konuşurken bu bilgiyi vermeyenleri Sibirya'ya kürek cezasına gönderiyorlarmış... Açıkçası Dostoyevski'nin bir kitabı hangi amaçla kaç günde yazdığı beni çok alakadar eden konular değil. Diğer Dostoyevski kitaplarında olduğu gibi sırası gelince aldım, okudum, okurken baya keyif aldım ve bitirip tekrar rafa kaldırdım. Kitaplarla ve yazarlarla bu ilişkinin ötesine geçmek beni oldukça zorlayan bir konu. Neyse, son olarak bir de harika bir Dostoyevski etkinliği tertip eden ve bu etkinlik için ciddi mesai harcayan sevgili https://1000kitap.com/SinestezikMuz 'a da içten bir teşekkür göndererek incelemeye geçiyorum...

İtiraf etmem gerekir ki, kitabı elime alana kadar kafamda bambaşka bir senaryo kurmuştum. Kitabın adı Kumarbaz ya, işte ilk bakışta zihnimde Mel Gibson'un oynadığı Maverick filmindeki gibi sahneler canlandı. Sanıyorum bir Dostoyevski romanı ile karşı karşıya olduğumu yeterince idrak edememişim. Kitabı okumaya başladıktan sonra her şey yerli yerine oturmaya başladı... Yine sorular, sorgulamalar, detaylar, tespitler, tahliller peş peşe gözlerimin önünden geçti... O yüzden kitabı henüz okumayanlar ve okumayı düşünenler için paylaşmak istedim bu bilgiyi de... Yani karşınıza Kıbrıs'ta makinenin başında kol çeken Serdar Ortaç ya da Çarkıfelek'ten kazandıklarını bir başka Çarkıfelek olan Rulette ezen Mehmet Ali Erbil gibi karakterler çıkmayacak, içiniz rahat olabilir bu konuda...

Benim gördüğüm kadarıyla kumar tutkusu, o çaresizlik duygusu ve her kumarbazın başından geçebilecek o malum olaylar kitabın fonunu oluşturuyor. Evet, Casino'ya ara sıra girip çıkıyoruz ama her zaman olduğu gibi asıl kumar dışarıda, hayatın içinde oynanıyor. Kendi için, geleceği için, en çok da aşkı için sürekli kumar oynayan bir adam var karşımızda: Aleksey İvanoviç... Onun kumarbazlığı biraz da karakterinden geliyor. Risk almak onda bir yaşam biçimi haline gelmiş. Bu hal, kimi zaman rulet masasında tüm parasını tek bir renge yatırarak, kimi zamansa sevdiğinin ağzından çıkan tek bir söz üzerine normal bir insanın asla cüret edemeyeceği işleri gözü kapalı yerine getirerek tecelli ediyor.

Kazanmak ya da kaybetmek onun için hiç önemli değil. Başka bir ifadeyle, karakterimiz sonuçla ilgilenmiyor. Onun için önemli olan o an yaşanması gerekeni yaşamak. İşte bu noktada, Dostoyevski'nin kitapta dile getirdiği sorgulamalardan birine, ahlak kuralları mevzusuna kısaca değinmek gerekiyor...

Burada bahsi geçen ahlak kuralları, ilk anda akla gelen ahlak kurallarından biraz farklı. Bu kavram daha çok çoğunluğun kabul ettiği ve çoğunluk kabul ettiği için 'doğrusu budur' şeklinde düşünülen geniş bir çerçevede ele alınmış. Kitabın ilk bölümlerinde Rothschild ailesine atıfta bulunularak bir döngüden bahsediliyor. Bu döngüye göre ailenin ilk nesli çeşitli ahlak kuralları etkisi altında öküzler gibi çalışıp (kitaptaki ifade) birikim yapmaya başlıyor. Bu birikim, 4-5 kuşak (yaklaşık 100 yıl) sonra devasa bir servete dönüşüyor. Yani birikimi başlatan kişinin 4. kuşaktan torunu bir servet üzerine oturuyor. Aleksey bu durumu uzun bir tiradla eleştiriyor ve 4.kuşak torunun faydalanacağı bir birikim yerine 'kazandığını yemek' üzerine kurulu bir hayatı savunuyor ki onun bu felsefesini kendi hayatında da uyguladığını görebiliyoruz.

------------------------------------

Hazır kitaptaki bazı sorgulamalara girmişken oradan devam edelim... Kitapta kumar olgusuyla birlikte öne çıkan bir başka konu da 'miras' konusu... Hatta bu iki konunun başa baş gittiği bölümlerin sayısı az değil. Peki kumar ile mirası bir araya getiren, onları aynı mahallenin iki yakın arkadaşı yapan şey nedir? Cevaplaması zor bir soru değil... Elbette üretmeden, kısa yoldan zengin olma sevdasıdır...

Bakın burası çok ilginç, kitapta yer alan neredeyse her karakterin maddi anlamda çok ciddi sıkıntıları var. Ancak hiçbir karakter, bu sıkıntılarını çözme konusunda çalışmaya, üretmeye dönük tek bir adım dahi atmıyor. Yarısı kumarhanede para toplama peşinde, diğer yarısı oturmuş miras bekliyor... Günümüzde de çok sık karşılaştığımız insan tipleri... Tabii içinde bulunduğumuz zamanda bu ikiliye yenileri de eklendi, o ayrı bir konu... Mesela İstanbul'da tam olarak bir rakam veremesem de azımsanmayacak sayıda çalışmadan, sadece babadan kalan evin kira geliriyle yaşayan insanlar var. Bunlar önceden en azından yılda bir defa iyi bir kiracı bulmak, evini, iş yerini yüksekten kiralamak için koltuklarından kalkıp sırf bunun için bir emek harcamak zorunda kalırlardı. Ancak son yıllarda bu işi de tamamıyla emlakçılar üstlendi:) Artık kira yiyicilere tek bir iş yapmak kaldı; her ayın başında mobil şubelerine girip kiranın yatıp yatmadığını öğrenmek:)

Tekrar lafın başına dönersek, kitaptaki karakterler dediğim gibi hayatlarını kumar veya mirasa bağlamış insanlar. Rulet masasının başında çarkın dönmesini bekleyen adamla, telgraf başında ölüm haberi bekleyen adamın heyecanı birebir aynı... Paraya bu kadar büyük bir hırs ve aşkla sahip olmak istemelerinin nedeni ise 'saygınlık'... Yani para varsa ünvan var, güzel bir kadınla veya yakışıklı bir erkekle evlilik var (kesinlikle aşk evliliği değil, amaç davetlere giderken yanında götürdüğü kişinin belli kriterlere uyan biri olması ve havalı görünmek), sözümona saygın, hayranlık uyandıran bir hayat var...

Aslında ne kadar ironik bir durum öyle değil mi? Hayata tek bir çivi çakmadan, tek bir insanın yaşamına dokunmadan, tek bir çocuğun rızkına katkı vermeden sadece herhangi bir yerden gelecek para ile saygınlık kazanmak ve bunu bir güzel çevreye satmak... Tabii bu tip şeylerin alıcısı olduktan sonra satıcı da olur mutlaka... O yüzden sadece tek bir tarafı da linç etmek doğru değil...

İşte bugün günümüzde bazı ünlü televizyoncuların veya futbolcuların eşleri de yukarıda bahsettiğimiz durumun farklı bir versiyonunu yaşamıyor mu? Kendilerine ait hiçbir vasıfları olmadığı halde Instagram hesaplarını yüz binlerce kişi takip etmiyor mu? Adlarına funclub'lar açılmıyor mu? Bir yere gittiklerinde önlerine kırmızı halılar serilmiyor mu?

Tabii çok daha acısı, o insanların hayatlarını takip eden milyonlarca gencin çalışıp çabalamak, üretmek, hayata bir iz bırakmak yerine nasıl yaparım da ben de onlar gibi bir hayat yaşarım diye daha küçük yaşlardan itibaren 'ŞU HAYATTA YIRTMANIN' hesabını yapar olmasıdır...

---------------------------------

Ülkemizde her ne kadar kumarhaneler kapatılmış olsa da, kumarbazlar hala hayatta ve bozulmuş bir arı kovanından çıkan arılar gibi dört bir yana dağılmaktalar...

Kumarhaneler olmasa da kumarın felsefesi, hazırcılığı, insanlara sattığı boş umut ve vaadler varlığını devam ettirmektedir... Kumarda her zaman hiçbir şey yapmadan çok kısa sürede zengin olabileceğiniz ihtimali vurgulanır. Anlatılmayan ise, yine hiçbir şey yapmadan çok kısa sürede tüm varlığınızı kaybedebilme ihtimalinin diğeriyle eşit olmasıdır... Bazen paranızı, bazen zamanınızı, bazen yaşama hevesinizi, bazen umutlarınızı, bazen de geleceğinizi kaybedersiniz...

Çünkü, kasa her zaman kazanır!

Herkese keyifli okumalar dilerim...
187 syf.
·3 günde·8/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/0i9F0L1dcsM

Kumarda kazanan aşkta da kazanır. Rusya'da racon böyle.

Bu kitaba Dostoyevski'nin önceki okuduğum kitaplarından farklı olduğunu ve Dostoyevski'nin bu kitabı ticari kaygılarla birlikte sadece 25 günde yazmış olduğunu Semih’in belirtmesi sayesinde bu durumu bilerek okumaya başladım, sağolsun. Zira gerçekten de öncesinde okuduğum 9 kitabına da benzemiyordu Kumarbaz. Karakterler sanki oyunun bütün dekorları ve sahneleri hazırmış gibi birden senaryoya dalmışlardı, mekan tasvirleri oldukça azdı, çünkü önemli olan tek şey kumar oynamaya duyulan tutkuydu.

Kitapta bu kadar farklı ülkelerden insanların bir arada olmasıyla aklıma Zweig'ın Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat kitabına yazdığım incelemede #15632132 belirttiğim dönemin siyasi ilişkilerinin Kumarbaz kitabına da yansıtılmış olabileceği aklıma geldi. Bundan sonra yaptığım araştırmada da gördüm ki; 19.yy'ın başlarından itibaren Ruslar tarafından alınan bir önlem olarak I. Alek­sandr'ın, Rusya'yı kuşatan düş­manlık çemberini kırmak için İngiltere ve Fransa'yla ilişkileri düzeltme yolunda adımlar attığını öğrenmiş bulundum. Yazarlar eserlerindeki karakterleri böyle boşuna ülkesel olarak kategorize etmez diye düşünüyorum, gerek karakterler üzerinden yapılan ince göndermeler gerekse de siyasi dönemlere yapılan atıflarla kitaplar böyle zenginleşiyor diye düşünüyorum.

Hangover filminin Blackjack sahnesinde Zach Galifianakis kumar oynarken aklından geçen bütün logaritmalı, integralli, türevli, irrasyonel sayılı, polinomlu, parabollu ve diğer bütün karışık matematiksel işlemli hesapların ardından parasını kumara yatırmasını hatırlayarak okudum Dostoyevski'nin Kumarbaz kitabını. O sahnedeki kumarın çeşidi Blackjack fakat buradaki ise ruletti.

Bir bakıma bazı yerlerde otobiyografimi okuyormuşum gibi hissettiren Kumarbaz kitabı, aslında bütün o karışık matematiksel hesaplamaların bir "0" sayısıyla harcanabildiği (Bu yüzden kırmızı veya siyah gelme olasılığı hiçbir zaman %50 değildir.), 10 kere kırmızı ya da 10 kere siyah geldikten sonra tekrar aynı renkte sayının gelmesinin olasılığının bir öncekilerle bir alakasının olmadığı, içinden sadece "0" sayısına koyması geçse bile başka yerlere yatırdığın fakat sonucunda çok acı bir şekilde kocaman bir "0"ın geldiği ve krupiyenin yatırılan bütün bahisleri aldığı bir geçmişi hatırlattı bana da.

Kahkahayla güldüğüm noktalar ise kitabın baş karakteri olan Aleksey İvanoviç'in kitabın ortalarındaki bir bölümünde emek vererek, üstüne delicesine hesaplamalar yapıp parasını çok mantıklı bir şekilde bölüm bölüm dağıttığı o yazılardan sonra kendisine yine kocaman bir "0"ın gelmesi oldu.

Siz adına kumar deyin, biz adına iddaa, blackjack, piyango, şans topu, on numara, bets10 ya da aşk diyelim. Evet, aşk da bazen bir kumardır. Size bu kitaptan sonra önereceğim tek şey ise kumarın aşk türü hariç olan hiçbir türüne bulaşmamanızdır, zira her zaman kasa kazanır. Belki aşkta da kasa kazanır, kim bilir? İki tarafın da hiçbir şeyi kazanamadığını hissettiği, aşklarından sonra hiçbir şey elde edemediklerini düşündüğü anlar olur. Aşkın kumarı ise iki kişinin aşklarını ortaya koymasıyla başlar, bu bir tarafın diğer tarafa ait aşkını tüketene kadar devam edebilecek bir kumardır. Bu yüzden sevgi aşkın yanında tam bir İslami Bitcoin, helal çekiliş veya karşılıksız hediye gibi durmaktadır. Sevgi, aşktan daha değerli bir kavramdır bence.

Neyse, en iyisi siz Dostoyevski'nin bu kitabını da okuyun bence. Sadece ticari kaygılarla 25 günde yazıldığını aktarmıştım, böylece bu kadar devleşebilmiş bir yazarın bu durumda kaldığında bile kendisinin yazarlık yeteneklerini ne kadar kullanabildiğine şahitlik etmiş olursunuz.
187 syf.
·2 günde·8/10
St Petersburg evimiz, Dostoyevski babamız !!


Şu zamana dek, okurken sanırım en çok gülümsediğim Dostoyevski kitabı Kumarbaz oldu.Hani o kitabı 25 günde yazmak zorunda olduğu falan bence hikaye , bir oturuşta bile yazardı bence bu kitabı Dostoyevski. Çünkü ben Aleksey lvanoviç'in hikayesini değil Dostoyevski'nin hikayesini okuduğuma bahse girerim.O nasıl bir tutkudur, kendimi Vegas'ta bir oyun salonuna atma isteğiyle doldum taştım desem yalan olmaz :D

Dostoyevski bu kitapta ,içten içe, hatta ağzımıza vura vura şöyle demiş ; Bak işte senin iraden bu kadar, sen busun, daha ötesi değil! Senin binlerce aptal kaygın, binlerce zaafın, o şatafatın içinde sakladığın binlerce masken , topluluklara uyma kaygın , sürekli birilerinin senin hakkında ne düşündüğü tasaların var! Sen busun, sen insansın varlıkların en üstünü olduğunu düşünüp esasında en aşağılığı, en defolusu, o süper ego dağlarının arkasına sinmiş en cansız varlıksın. Sen busun!

Bir Çin atasözünde şöyle der;

''Dünyada iki kusursuz insan vardır, biri ölmüştür, biri de doğmamıştır. ''

Hepimiz kusurlardan, kaygılardan , süper egolardan, megalomanlıklardan , zaaflardan, bunun gibi bir sürü defodan oluşuyoruz. Gün içinde binlerce maske değiştirip, binlerce role bürünüyoruz ne için.. Hiç..Toplum gözünde daha iyi yerlere koymuyor bizi bu sayede. Chuck Palahniuk abimin çok sevdiğim bir sözüyle bitirmek istiyorum;

''Güzel ve emsalsiz bir kar tanesi değilsin,herkes gibi sen de o çürüyen organik maddeden yapılmasın! ''


Kafayı sağlam tutalım arkadaşlar ,size bir sır hepimiz ölüciyzz :} Bu kadar tantanaya ne gerek var. Gününüz güzel olsun :)

https://www.youtube.com/watch?v=W9jZs-V85KM
177 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10
Dostoyevski bu kitabı hepinizin bildiği gibi çok kısa sürede ticari amaçlı olarak yazmış ama asıl ironi kendi kumar borcunu ödemek için kısa süre de bitirip yayınlar ve kitaptaki baş karakter Aleksey İvanoviç aslında yazarın ta kendisidir.

Genel olarak kumarın getirdiği hırs, ihtişam,heyecan,karamsarlık vs.. gibi duyguları ele almış yazar..Aslında ders verir nitelikte bir roman bazı zaaflarımızın kölesi, bağımlısı oluyoruz ve doymak nedir bilmiyoruz hırs bütün duyularımızı ele geçiriyor ve hep daha fazlası için hamle yapıyoruz sonucu da insanı boşluğa düşüren karamsarlığa sürükleyen hezeyan olarak kalıyor ne yazık ki.


"Herhangi bir şeyden olduğu gibi kumar oynamaktan da para kazanılabilir ve ben de kazanmaya bakarım. Hem niçin başka bir şeyden kazanılan para, kumarda kazanılandan üstün olsun? Niçin kumar ticaretten daha kötü olsun? Doğrudur, salona giren yüz kişiden sadece bir tanesi kazanır ama tüm işlerde böyle değil midir bu?" ----Dostoyevski---
187 syf.
Roman baştan sona kadar sizi içine hapsediyor olayları merakla takip edip rulette kazanılan paraların nasıl değersizce harcandığını ve yine kaybedildiğini gösteriyor, aşk kaçınılmaz bir konu fakat sonu mutlu bitmeyen bir aşk olarak son buluyor.
230 syf.
Bu adamı seviyorum ya  kitabına inceleme yazarken hep bir çekimser oluyorum. Hakkı ile inceleme yazamamak Dosto'ya ve kitaba haksızlık olacak gibi düşüncelere kapılıyorum.
Aleksey İvanoviç  romanımızın baş karakteri, risk almayı seviyor ve bunu hayatının bir parçası haline getirmiş.
Alışmış kudurmuştan beter derler ya oda öyle bir şey Rulet masasında yaptığı hesaplamaları ve yaşadığı duyguları,aşkı miras üzerinden en çok kumarı  anlatırken rulet masası önünüze geliyor sanki.
Öyle Aşkta kaybeden kumarda kazanır diye bir düşüncesi de yoktu bana göre kaybetmekten zevk alan birisiydi Aleksi. Hem aşkta hem kumarda.
Ve kiitap boyunca Almanlar, İngilizler ve Fransızlar hakkındaki görüşleri Ruslar ve Rus kadınları hakkında yaptığı saptamalarda dikkatinizi çekecektir. Kumarın insanı nasıl ele geçirdiği bunu bile bile insanın kaybetmeye nasıl sürüklendiği de  psikolojik analizlerin en derinine inerek okuyucusunu daha ilk sayfalardan bağlıyor.
Hırsın insan üzerindeki olumsuz etkilerini aşırı hırslı oluşun insana kaybettireceğini ince detayı ile trajikomik bir kalemle anlatmış bize Yani kısaca hırsının, bağımlılığın her şeyin önüne nasıl geçebileceğini okuyarak anlicaksınız.

Keyifli okumalar:)
187 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
İncelemeye bir şarkı ile başlamak istiyorum:

https://youtu.be/9jlv6zc8L2o

Kitabı bitirince bu şarkıyı söylediğimi farkettim. Para önemli arkadaş...

Para için neler yapılmıyor ki? Heleki bu devirde. Böbreğini satanlar bile var. Helal(!)
Eli açık olduğum kadar cimri de olabiliyorum bazen. Mesela bugün bir alışveriş merkezine gittim. Kadınlık hormonlarımı devreye sokup alışveriş çılgınlığına katılayım dedim. Girdim mağazalara. Beğendim bir şeyler ve baktım etiketlerine. Yuh! O fiyatlar ne! Hiçbir şey almadan, tıpış tıpış eve döndüm. Tamam eyvallah çalışıyorum falan ama parayı sokakta bulmuyoruz. Yazık be! Kahrolsun kapitalizm naraları atmayacağım. Kusura bakmayalım hepimiz istesek de istemesek de seviyoruz bunu. Mecbur bırakılmışız ya da cazip olanı buymuş vs. Önemi yok. Seviyoruz...

Kitaptaki miras konusuna değinirsem de aklıma bir teyze geldi:
Bir hastam vardı. Yaşlı ve tonton mu tonton bir amca. Çok sevmiştim. Yanında da bir teyze, karısı. Tedavi yaparken amcanın yanında " Ölmüyor mu? Ne zaman ölecek?" diyip duruyor. Bir gün tutamadım kendimi " Kimin öleceği belli olmaz teyze. Belki sen ondan önce gidersin." dedim. Güldü, döndü ve dedi ki:" Kızım ilaç yok mu serumuna kat da ölsün. " Ben şok... " Teyze ne diyorsun sen kafayı mı yedin? Ben katil miyim?" dedim ve çıktım odadan. Peşimden geldi, durdurdu beni. "Yavrum, bu adam bana para vermiyor. Ölse de maaşı bana kalsa, arsaları da satsam diye istiyorum." demesin mi... Sustum, diyecek bir şey bulamadım. Para için onca yıllık kocasının ölümünü dört gözle bekleyen bir kadın... Ne denilir ki...

Teyze demişken kitaptaki büyükanne idolüm oldu belirteyim.:) Yahu ne güzel kadın o. İleride onun gibi olabilirim galiba. Neyse ki benim nineler öyle değiller çekilmez:)

Açgözlülük konusuna gelelim. Eser bolca onu içeriyor. Açgözlüyüz, elimizdekinden fazlası için çırpınıp duruyoruz. Daha fazla para, daha iyi ev, araba... Biraz etrafa bak. Doğaya bak. Bir nefes al! Yaşa! Yok illa stres stres stres!
Çık bir dağa taşa tırman, dere tepe düz git. Yalınayak bir toprağa bas, ayaklarını bir derenin soğuk suyuna sok. Yap bunu. Hiçbir şey düşünmeden, bırak kendini. Yok ama para her şey tabi. Sağlığın gidince de para çözüm zaten, her şeyin anahtarı (!)

İyiye gitmiyoruz. Hiç iyi bir gelecek beklemiyor bizi. Bunlar acı ama gerçek. Bunu biz yapıyoruz. Ne kadar şikayet edersek edelim bizim eserimiz bu hayat. Hayırlısı dostlar. Umarım gözümüz açılır, başımızı kaldırıp dünyayı görebiliriz. Umarım...
Sıradaki kitap gelsin.:)
187 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Dostoyevski'nin oldukça eğlenceli, akıcı fakat en sığ ve savurgan romanı.

En büyük yapıtlarının hangi koşullarda yazıldığı genel olarak pek bilinmese bile, Kumarbaz romanının bir aydan daha az bir sürede yazıldığı sanırım birçok kişinin bilgisi dahilindedir. Bu kitabın diğer kitaplarına göre daha çok okunmasının ve methiyeler düzülmesinin en büyük sebebi de bu sanırım. 25 gün gibi bir sürede yazılmış olmasaydı bu kadar okunur ya da bilinir miydi? Hiç sanmıyorum. Peki 25 günde bu kalitede bir roman ortaya koyabildiği için bir yazar övülür mü? Bırakalım 25 günü, tüm hayatını bir roman yazmaya adasa bile bu seviyeye yaklaşamayacak olan yazarlar açısından bakarsak cevap 'evet' olur. Dostoyevski'nin genel seviyesini baz alırsak ise maalesef 'hayır'. Dosto'yu muhteşem bir yazar yapan, onu farklı bir mertebeye taşıyan ve Dosto'yu Dosto yapan hiçbir unsur ve nitelik bu kitabında mevcut değil. Bunun nedeni de genel olarak bu kitabın genel övülme nedeniyle aynı. Yani kısa bir zaman dilimine sıkıştırılma mecburiyeti bu kitabı sığ bir hâle sokmuştur.

Suç ve Ceza'ya yaptığım incelemede bu kitabın yazılmasına neden olan anlaşmadan biraz bahsetmiştim. Dosto, kardeşini kaybettikten sonra, birlikte kurdukları ve borç içindeki dergiyi, kardeşinin anısına saygısı nedeniyle yeni borçlar alarak çıkarmaya devam etmiştir. Ancak vadesi gelen borçlar nedeniyle hapis ve haciz tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Stellovski adında çakal bir yayımcı hemen bir teklif sunar. Stellovski'nin vadesi gelen borçlar için vereceği paraya karşılık, Dosto'nun belirtilen tarihe kadar daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış bir roman teslim etmesi gerekmektedir. Eğer belirtilen tarihe kadar teslim edemezse, Dosto'nun tüm eserlerini bedelsiz olarak basma hakkı Stellovski'ye geçecektir. Stellovski aynı uygulamayı başka yazarlara da uygulamış ve bazı yazarları bu şekilde ağına düşürmüş bir çakal yavrusudur. Çakallıkları bununla da bitmiyor. Dosto'nun borçlu olduğu kişilere giderek ''onda para yok, bana senetleri daha ucuza verin, uğraşmayın'' diyerek tüm borç senetlerini toplamıştır. Borçlar ödendikten sonra yapılan bu 3000 rublelik anlaşmadan Dosto'ya ancak 175 ruble kalmıştır. Kalan 2825 ruble ise Stellovski'nin cebine dolaylı olarak geri dönmüştür. Bu konuda benim açımdan tek teselli, kalan 175 ruble ile yurtdışına çıkan Dosto'nun, paraya sıkışmasının ardından çeşitli dergilere Suç ve Ceza'yı vadetmesi ve daha önce hiçbir yerde yayınlanmamış bir roman koşulunun çiğnenmesi nedeniyle, Stellovski çakalına Suç ve Ceza gibi bir başyapıt yerine, Kumarbaz gibi Dosto'nun standartlarını karşılamayan bir romanın haklarının geçmiş olmasıdır.

Dosto'nun ilk başlarda planı gündüzleri Suç ve Ceza'yı yazmak, geceleri ise Stellovski'yle imzaladığı anlaşma nedeniyle Kumarbaz romanını bitirmektir. Hatta arkadaşlarına yazdığı çeşitli mektuplarda bu durumdan övündüğü, bambaşka bir seviyede olduğu ve başka yazarların böyle bir durumla başa çıkamayacağını söylediği olmuştur. Ama evdeki hesap çarşıya uymaz. Tamamen Suç ve Ceza'ya odaklanır. Sözleşmedeki teslim tarihine 1 ay kala arkadaşına daha tek bir sayfa yazmadığını söyler. Arkadaşının diğer yazarları toplayarak bölüm bölüm bir kitap yazma önerisini ise ''kendi elimden çıkmayan hiçbir eserin altına imzamı atmam'' diyerek reddeder. Yine aynı arkadaşının eseri daha hızlı bitirmesi için bir stenografla yazması teklifini ise kabul eder. Stenograf birçok kişinin bildiği gibi Dostoyevski'ye hayran olan ve kısa bir süre sonra eşi de olacak genç Anna Grigoryevna'dan başkası değildir. 25 gün gibi kısa bir sürede romanı bitirip, sözleşmedeki tarihin son günü olan 1 kasım'da Stellovski'nin yolunu tutan Dosto'yu başka bir çakallık beklemektedir. Stellovski evdeki hizmetlilerine bile haber vermeden ortadan kaybolmuştur. Hizmetlileri herhangi bir emir almadıklarını söyleyerek romanı teslim almayı kabul etmezler. Dosto ise en yakın karakola gidip romanı zamanında teslim ettiğine dair kağıt alarak bu tuzağı bozar.

Kumarbaz romanındaki baş karakter Aleksey İvanaviç herkesin malumu Dosto'nun ta kendisidir. Polina karakteri ise adından direkt anlaşılacağı gibi ilk karısı hayattayken dâhi sevgilisi olan ve iki kez yurtdışına çıktığı Polin'dir. Dostoyevski ve Polin arasındaki ilişki hemen hemen kitapta anlatılan gibidir. Dosto, Polin karşında kendini bir köle gibi hissetmektedir ve İvanaviç karakterinin girdiği duygu durumlarının hepsini yaşamaktadır. Kumar tutkularından ziyade bu konuda daha derin bir benzerlik mevcut. Dosto, romanlarında her zaman kendisinden ve çevresinden bol bol beslenmiştir. Tıpkı bu romanında olduğu gibi. Peki bu eserini üst kısımlarda neden sığ olmakla itham ettim? Çünkü büyük eserlerinde ve diğer romanlarında Dostoyevski'yi erişilmez bir konuma yükselten noktalar, derinlemesine karakter analizleri ve insan psikolojisinin derinlerinde gezerek yaptığı tespitlerdir. Romanlarının konusu değil. Zaten birçok kitabındaki olay örgüleri Puşkin ve Gogol gibi yazarlardan esinlenmedir. Bu kitabında ise ne karakter tahlili ne de insan psikolojisine dair bir şey yoktur. Tamamen olay örgüsü ön plana çıkmıştır. Bunun nedeni de genelde övülmesine neden olan kısa bir zaman diliminde aceleyle ve baştan savma şeklinde yazılmış olmasıdır. Yoksa bir önceki kitabında hiç cinayet işlememiş biri olmasına rağmen Suç ve Ceza'da yardıran Dosto, kumar gibi çok hâkim olduğu bir konuyu içeren romanında belki Suç ve Ceza'nın seviyesini bile geçebilecek dehaya sahiptir. Ama bütün yazılma serüvenine bakınca elimizde eğlenceli, akıcı ve Dosto'nun standartlarına baz aldığımızda sığ bir romandan başka bir şey kalmıyor.
187 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Dostoyevski okuma etkinliğini düzenleyen https://1000kitap.com/SinestezikMuz 'a teşekkürlerimle,

HAYAT KUMARINDA HERKES BİRAZ “KUMARBAZ”DIR

Kumarbaz. Bu kitaba olan alakam yazarın Dostoyevski olması ve kitabın ismiyle beni çekmesindendir.

Okumaya başlamadan önce, kendi küçük kumarlarımla yüzleşeceğimden emindim, yanılmadım. Bonus olarak ise çevremizdeki diğer insanların kumarlarıyla da karşılaştım.

Kumarı, kumarhanelerden başlayarak hayatın her alanına yayabiliriz. Mesela piyangolar,iddia oyunları,at yarışları,panayır yerlerinin küçük hediyeler kazandıran eğlencelik oyunları gibi. Bunlara karşı bir ilgim yok fakat ilgisi hatta tutkusu olanları da anlamaya çalışıyorum.

Kendi küçük kumarlarıma gelirsek, belki bir kısmının farkında bile değilimdir. Pek çok kişi de farkında bile değildir oynadıkları kumarların. Yakın zamanda kendi karakterimde ve yaşantımda gözlemlediğim küçük kumarlardan bahsetmek istiyorum.

Yaklaşık 1 yıldır zaman zaman futbol maçlarına bilet alıp satıyorum. Bilmeyenler için kısa bir bilgi, artık internette bu işler çok kolay ve yaygın. Ne yapıyorum, kısaca talebin yüksek olduğu maçlarda bütçem de elverdiğince ara sıra da olsa maç bileti alıp satıyorum. Örneğin 50 liraya aldığım bir bileti 100 liraya satabiliyorum. Bazen de 50 liraya aldığım bir bileti 60 liraya ancak satabiliyorum, bazen de 50 liradan alıp elimde kalınca yine 50 liraya veriyorum, iyi de kar etmek bunun neresinde? İşte öyle değil bayanlar baylar, mesele heyecanda! Hatta 50 liraya aldığım bir bileti 40 liraya da verdiğim oluyor, hatta nadiren de olsa bedavaya! O vakit de bir insana iyilik etmiş olmanın mutluluğu bu para kaybının üzüntüsünü bastırıyor. Ne güzel bir alışveriş değil mi?

Bir başka küçük kumarım ise sinema tutkumla ilgili. Yakın zamanda İstanbul film festivali gerçekleşti. İnternette satışa çıkan sinema biletlerinden 18 filme bilet aldım, elbette bunların bir kısmına daha önemli bir işim çıktığında gidemeyeceğimi en başında biliyordum. Nitekim öyle de oldu ancak yarısına gidebildim. Yani paramın yarısı boşa gitti. Peki pişman mıyım? Tabi ki hayır! Gidebildiğim filmlerden büyük keyif aldım.

Bir diğer kumarım ise uçak bileti almaktır. Uçakla seyahati çok seviyorum her gün olsa bıkmadan seyahat ederim. Promosyon uçak biletlerini kovalarım ve alırım zaman zaman. Bu biletlerin de bir kısmının boşa gideceğini en başından bilirim ama gerçekleştirebildiğim seyahatlerde o kadar avantaj sağlar ki buna da seve seve katlanırım. Peki pişman mıyım? Hayır.

Velhasıl bu liste bir miktar daha uzayabilir. Özetle insanın macera arayışı da bir çeşit kumardır.

Biraz da kitaptan bahsedelim. Dostoyevski bu kitapta, hem kumarı ve kumarhaneleri hem de insanların hayatlarındaki belirsizlikleri ve ihtimalleri anlatır. İhtimal kelimesi önemli çünkü bu kumarın kilit sözcüklerinden biridir. Kitap bir seyahatler bütünüdür, insanın ihtimaller yolcuğunu da anlatır bir bakıma. Pek çok karakter yayılmıştır hikayeye.

Kumarhane insanları, onların yardakçıları,oradan gelecek paraya bel bağlayanlar ve diğerleri.

Beni en çok etkileyen karakter “büyükanne” oldu. Yaşına ve hastalığına aldırmadan kumar tutkusuna yenik düşen ve kumarhanede servetinin büyük kısmını bir gecede kaybeden bir kadın. Aslında bu o kadar ibretlik bir konu ki, yaşlı insanların belki genç kalabilme tutkusunu ve daha da önemlisi yaşlandıklarını kabul etmeyerek hayatlarının bu son demindeki yanlışlarını da anlatıyor. Mesela yaşlı bir insanın huzurevine bırakılması veya eskisi kadar ilgi görmeyişi konusu. Artık yaşının getirdiği gerçekleri kabul etmeyerek , gençlerin hayatını esir almaya çalışan yaşlı bir insanın yaptığı kumar oynamak değil de nedir? Gençlerin halinden anlamadan onları köle gibi kullanmaya devam eden bir yaşlı aile büyüğü, baş tacı olma ihtimaliyle beraber bir kenara itilme ihtimalinin de kumarını oynamıyor mudur?

“Aşk kumarı” da kitaptaki başlıca meselelerden birisi. Baş kahramanımız sevdiği,aşık olduğu ya da sadece hoşlandığı kız için sürekli bir gönül macerası kumarı oynamaktadır. Bazen kendinden nefret eder bazen de kendine hak verir ve bu ikilemde çırpınıp durur. Biraz alıntı,

“Şimdi bir kez daha kendime aynı soruyu soruyordum.Onu seviyor muydum?Ve bir kez daha bu soruyu nasıl yanıtlayacağımı bilemedim, daha doğrusu belki yüzüncü kez aynı yanıtı ,ondan nefret ettiğim yanıtını verdim. Evet ondan nefret ediyordum. Kimi zaman onu boğmak için ömrümün yarısını seve seve verirdim! Yemin ederim,keskin bir bıçağı onun göğsüne yavaş yavaş saplama olanağını bulsaydım,bundan korkunç bir zevk duyardım. Ama yine de en kutsal şeyler üzerine yemin ederim ki, Schlangenberg’in en yüksek tepesinde bana eğer ‘kendini aşağı at’dese hemen atlardım, hem de seve seve.”

“Gözünüzde bir hiç olduğum için,artık umudum kalmadığı için açık açık konuşuyorum; nereye baksam sizi görüyorum,geri kalanı vız geliyor bana. Sizi niçin seviyorum,nasıl seviyorum, bilemiyorum. Biliyor musunuz, belki güzel bile değilsiniz.Düşünün bir kez,yüzünüzün güzel olup olmadığının bile farkında değilim! Hiç kuşkum yok ki yüreğiniz kötüdür, çok büyük bir olasılıkla da öyle soylu bir zekanız olduğunu sanmıyorum.”

Kitap bir bakıma da milletler cemiyeti kıvamında. İngiliz, Fransız,Polonyalı,Rus (elbette) gibi türlü milletlerden karakterler var. Fakat hepsinin de ortak özelliği rahatlarına düşkün olmak ve kolay para kazanmanın yolunu aramak, kumar da bunun araçlarından biridir.

Belki daha çok şey söylenebilir ama benden bu kadar. Keyifli okumalar..
187 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Aleksey İvanoviç'in başarısız ilişkileri ve kumara düşkünlüğüyle harcanan hayatını anlatıyor.
Ne kadar aşk ve başka konular eklense de genel olarak kumarın getirdiği hırs, heyecan, karamsarlık gibi konular işleniyor.
Çok akıcı buldum. Asla ağır bir klasik değil.
Kitabın sonu biraz üzdü. Daha farklı bir son beklerdim açıkcası. Aleksey'in hayatı daha farklı olabilirdi..
187 syf.
·9/10
Dostoyevski’nin üslubunu, kurgusunu, dilini, kahramanlarını hep sevdim. Dostoyevski çok sevdiğim yazarların başında yer alır. Elime aldığım her kitabında neden çok sevildiğini bir kez daha kanıtlıyor çünkü. Kitabın sayfasını açıp hikayeyi okumaya başladıktan sonra adeta hikayeden biri gibi oluyorum.
“Kumarbaz” hiç sıkılmadan zevkle okuduğum bir kitap oldu. Kitabın en çok sevdiğim yönü; karakterlerin şeffaflığı. Çünkü karakterlerin en karanlık en kötü düşüncelerini bile tüm açıklığıyla okuyabiliyorsunuz. İnsan ve mekan tasvirleri her zamankinden farklıydı. Ayrıntılar oldukla az yüzeysel bir anlatım hakim. Dostoyevski’nin 25 günde kaleme aldığı ve içeriğiyle çok şeyi anlattığı bu yapıtı mutlaka okumalısınız.
“.. Davranışlarımın hesabını veremeyecek kadar önemsiz biri miyim ben?
Evet, insanın başına öyle çılgınca, öyle akıl almaz düşünceler saplanır ki, bu düşüncelerin gerçekleşeceğine gerçekten inanmaya başlar... Dahası var: Eğer bu düşünce çok güçlü ve tutkulu bir isteğe dayanıyorsa, çoğu zaman yazgının hazırladığı, kader gibi, gerçekleşmemesi olanaksız, kaçınılmaz bir şey gibi görünür! Belki de bu, önsezilerin bir bileşimi, istencin olağanüstü bir çabası, imgelem kudretinin doğurduğu bir zehirlenme ya da buna benzer bir şeydir...” (Alıntı)
187 syf.
Kitabı üç günde bitirmişim. Bir çırpıda okudum da diyebilirim yani. Gerçi, Dostoyevski'nin de bu eseri 25 günde yazarak bir çırpıda bitirdiği söyleniyor :) Yazarın okuduğum ikinci kitabı. Bundan önce okuduğum Suç ve Ceza'dan farklı olsa da karakter tahlili ve aktarımı yine oldukça etkileyiciydi. Roman, baş kahramanı Aleks'in iki tutkusunu (aşk ve kumar) yalın bir dille anlatıyor. Baş karakterin olay ve yaşadıklarına genel yaklaşımı "umrumda değilciliği" keşke bende de olsa dedirtecek cinstendi :) Bir kumarbazın hangi psikolojiye sahip olduğu kumarhane sahnelerindeki betimlemeler ile çok iyi aktarılmış. Aşk hakkında az çok deneyimimiz var elbet fakat kumar ile ilgili hiç bir tecrübem olmadığı halde bu psikolojiyi hissetmemi, en azından sorgulamamı sağladı diyebilirim.
Kumarbaz ile ilgili beni etkileyen konulardan bir diğeri de Dostoyevski bu romanı, iyi bir roman yazmak için tuttuğu stenograf Anna Grigoryevna'nın yardımı ile yazmış ve daha sonra onunla evlenmiş.
Kısaca beğendim efenim, keyifli okumalar :)
Kazanç ve çıkar tutkusunun her zaman çirkin olup olmadığı apayrı bir sorun.
(...)
Başkalarının önünde ezilip büzülmeden, gönlünün dilediği gibi davranmaktan daha güzel bir şey yoktur. Hem insan ne diye kendi kendini aldatsın ki? Boş kafalılara özgü yersiz bir çaba bu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kumarbaz
Baskı tarihi:
29 Kasım 2018
Sayfa sayısı:
187
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053608288
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı İnsancıklar 1846'da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Byelinski bu eser üzerine Dostoyevski'den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan eserleri çağımızda edebiyat klasikleri arasında yer alsa da o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849'da I. Nikolay'ın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Sibirya sürgününden sonra yazdığı romanlarla tekrar eski ününe kavuştu. Dostoyevski Kumarbaz'da tutkulu bir aşkla kumar tutkusunu bir arada anlatırken insan ruhunun derinliklerini büyük bir güçle sergilemiştir.

Kitabı okuyanlar 18.829 okur

  • Hayrettin Karaca
  • T.
  • Meryem SARI
  • Elif sr
  • fuatagram
  • Tülin Paratutmaz
  • Oğuzhan Pektaş
  • recep
  • Eyüp Sütçü
  • Cengiz Yıldız

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%16.3
14-17 Yaş
%11.9
18-24 Yaş
%22.8
25-34 Yaş
%26.5
35-44 Yaş
%13.5
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%3.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50.1
Erkek
%49.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16 (787)
9
%16.8 (829)
8
%23.6 (1.163)
7
%13.1 (647)
6
%3.9 (190)
5
%1.7 (84)
4
%0.6 (28)
3
%0.3 (15)
2
%0.2 (12)
1
%0.1 (4)

Kitabın sıralamaları