Koray Karasulu

Koray Karasulu

ÇevirmenEditör
8.4/10
14.096 Kişi
·
77.601
Okunma
·
12
Beğeni
·
2111
Gösterim
Adı:
Koray Karasulu
Doğum:
1975
İ.Ü. Rus Dili ve Edebiyatı bölümü mezunudur. Rus edebiyatının kilometre taşları olan Puşkin, Dostoyevski, Tolstoy, Gogol, Gorki gibi yazarların önemli eserlerini Türkçeye çevirdi. Pek çok Rus klasiğinin redaktörlüğünü yaptı. Gogol’den yaptığı Evlenme ve Müfettiş çevirileri Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
187 syf.
·3 günde·8/10
İncelemeye başlamadan önce sizinle bu kitapla ilgili çok şaşıracağınız, sıra dışı bir bilgi paylaşmak istiyorum: Dostoyevski bu kitabı kumar borcunu ödemek için sipariş üzerine sadece 25 gün........

Kızmayın hemen, küçük bir şakaydı arkadaşlar... :) Bu kitap hakkında konuşurken bu bilgiyi vermeyenleri Sibirya'ya kürek cezasına gönderiyorlarmış... Açıkçası Dostoyevski'nin bir kitabı hangi amaçla kaç günde yazdığı beni çok alakadar eden konular değil. Diğer Dostoyevski kitaplarında olduğu gibi sırası gelince aldım, okudum, okurken baya keyif aldım ve bitirip tekrar rafa kaldırdım. Kitaplarla ve yazarlarla bu ilişkinin ötesine geçmek beni oldukça zorlayan bir konu. Neyse, son olarak bir de harika bir Dostoyevski etkinliği tertip eden ve bu etkinlik için ciddi mesai harcayan sevgili https://1000kitap.com/SinestezikMuz 'a da içten bir teşekkür göndererek incelemeye geçiyorum...

İtiraf etmem gerekir ki, kitabı elime alana kadar kafamda bambaşka bir senaryo kurmuştum. Kitabın adı Kumarbaz ya, işte ilk bakışta zihnimde Mel Gibson'un oynadığı Maverick filmindeki gibi sahneler canlandı. Sanıyorum bir Dostoyevski romanı ile karşı karşıya olduğumu yeterince idrak edememişim. Kitabı okumaya başladıktan sonra her şey yerli yerine oturmaya başladı... Yine sorular, sorgulamalar, detaylar, tespitler, tahliller peş peşe gözlerimin önünden geçti... O yüzden kitabı henüz okumayanlar ve okumayı düşünenler için paylaşmak istedim bu bilgiyi de... Yani karşınıza Kıbrıs'ta makinenin başında kol çeken Serdar Ortaç ya da Çarkıfelek'ten kazandıklarını bir başka Çarkıfelek olan Rulette ezen Mehmet Ali Erbil gibi karakterler çıkmayacak, içiniz rahat olabilir bu konuda...

Benim gördüğüm kadarıyla kumar tutkusu, o çaresizlik duygusu ve her kumarbazın başından geçebilecek o malum olaylar kitabın fonunu oluşturuyor. Evet, Casino'ya ara sıra girip çıkıyoruz ama her zaman olduğu gibi asıl kumar dışarıda, hayatın içinde oynanıyor. Kendi için, geleceği için, en çok da aşkı için sürekli kumar oynayan bir adam var karşımızda: Aleksey İvanoviç... Onun kumarbazlığı biraz da karakterinden geliyor. Risk almak onda bir yaşam biçimi haline gelmiş. Bu hal, kimi zaman rulet masasında tüm parasını tek bir renge yatırarak, kimi zamansa sevdiğinin ağzından çıkan tek bir söz üzerine normal bir insanın asla cüret edemeyeceği işleri gözü kapalı yerine getirerek tecelli ediyor.

Kazanmak ya da kaybetmek onun için hiç önemli değil. Başka bir ifadeyle, karakterimiz sonuçla ilgilenmiyor. Onun için önemli olan o an yaşanması gerekeni yaşamak. İşte bu noktada, Dostoyevski'nin kitapta dile getirdiği sorgulamalardan birine, ahlak kuralları mevzusuna kısaca değinmek gerekiyor...

Burada bahsi geçen ahlak kuralları, ilk anda akla gelen ahlak kurallarından biraz farklı. Bu kavram daha çok çoğunluğun kabul ettiği ve çoğunluk kabul ettiği için 'doğrusu budur' şeklinde düşünülen geniş bir çerçevede ele alınmış. Kitabın ilk bölümlerinde Rothschild ailesine atıfta bulunularak bir döngüden bahsediliyor. Bu döngüye göre ailenin ilk nesli çeşitli ahlak kuralları etkisi altında öküzler gibi çalışıp (kitaptaki ifade) birikim yapmaya başlıyor. Bu birikim, 4-5 kuşak (yaklaşık 100 yıl) sonra devasa bir servete dönüşüyor. Yani birikimi başlatan kişinin 4. kuşaktan torunu bir servet üzerine oturuyor. Aleksey bu durumu uzun bir tiradla eleştiriyor ve 4.kuşak torunun faydalanacağı bir birikim yerine 'kazandığını yemek' üzerine kurulu bir hayatı savunuyor ki onun bu felsefesini kendi hayatında da uyguladığını görebiliyoruz.

------------------------------------

Hazır kitaptaki bazı sorgulamalara girmişken oradan devam edelim... Kitapta kumar olgusuyla birlikte öne çıkan bir başka konu da 'miras' konusu... Hatta bu iki konunun başa baş gittiği bölümlerin sayısı az değil. Peki kumar ile mirası bir araya getiren, onları aynı mahallenin iki yakın arkadaşı yapan şey nedir? Cevaplaması zor bir soru değil... Elbette üretmeden, kısa yoldan zengin olma sevdasıdır...

Bakın burası çok ilginç, kitapta yer alan neredeyse her karakterin maddi anlamda çok ciddi sıkıntıları var. Ancak hiçbir karakter, bu sıkıntılarını çözme konusunda çalışmaya, üretmeye dönük tek bir adım dahi atmıyor. Yarısı kumarhanede para toplama peşinde, diğer yarısı oturmuş miras bekliyor... Günümüzde de çok sık karşılaştığımız insan tipleri... Tabii içinde bulunduğumuz zamanda bu ikiliye yenileri de eklendi, o ayrı bir konu... Mesela İstanbul'da tam olarak bir rakam veremesem de azımsanmayacak sayıda çalışmadan, sadece babadan kalan evin kira geliriyle yaşayan insanlar var. Bunlar önceden en azından yılda bir defa iyi bir kiracı bulmak, evini, iş yerini yüksekten kiralamak için koltuklarından kalkıp sırf bunun için bir emek harcamak zorunda kalırlardı. Ancak son yıllarda bu işi de tamamıyla emlakçılar üstlendi:) Artık kira yiyicilere tek bir iş yapmak kaldı; her ayın başında mobil şubelerine girip kiranın yatıp yatmadığını öğrenmek:)

Tekrar lafın başına dönersek, kitaptaki karakterler dediğim gibi hayatlarını kumar veya mirasa bağlamış insanlar. Rulet masasının başında çarkın dönmesini bekleyen adamla, telgraf başında ölüm haberi bekleyen adamın heyecanı birebir aynı... Paraya bu kadar büyük bir hırs ve aşkla sahip olmak istemelerinin nedeni ise 'saygınlık'... Yani para varsa ünvan var, güzel bir kadınla veya yakışıklı bir erkekle evlilik var (kesinlikle aşk evliliği değil, amaç davetlere giderken yanında götürdüğü kişinin belli kriterlere uyan biri olması ve havalı görünmek), sözümona saygın, hayranlık uyandıran bir hayat var...

Aslında ne kadar ironik bir durum öyle değil mi? Hayata tek bir çivi çakmadan, tek bir insanın yaşamına dokunmadan, tek bir çocuğun rızkına katkı vermeden sadece herhangi bir yerden gelecek para ile saygınlık kazanmak ve bunu bir güzel çevreye satmak... Tabii bu tip şeylerin alıcısı olduktan sonra satıcı da olur mutlaka... O yüzden sadece tek bir tarafı da linç etmek doğru değil...

İşte bugün günümüzde bazı ünlü televizyoncuların veya futbolcuların eşleri de yukarıda bahsettiğimiz durumun farklı bir versiyonunu yaşamıyor mu? Kendilerine ait hiçbir vasıfları olmadığı halde Instagram hesaplarını yüz binlerce kişi takip etmiyor mu? Adlarına funclub'lar açılmıyor mu? Bir yere gittiklerinde önlerine kırmızı halılar serilmiyor mu?

Tabii çok daha acısı, o insanların hayatlarını takip eden milyonlarca gencin çalışıp çabalamak, üretmek, hayata bir iz bırakmak yerine nasıl yaparım da ben de onlar gibi bir hayat yaşarım diye daha küçük yaşlardan itibaren 'ŞU HAYATTA YIRTMANIN' hesabını yapar olmasıdır...

---------------------------------

Ülkemizde her ne kadar kumarhaneler kapatılmış olsa da, kumarbazlar hala hayatta ve bozulmuş bir arı kovanından çıkan arılar gibi dört bir yana dağılmaktalar...

Kumarhaneler olmasa da kumarın felsefesi, hazırcılığı, insanlara sattığı boş umut ve vaadler varlığını devam ettirmektedir... Kumarda her zaman hiçbir şey yapmadan çok kısa sürede zengin olabileceğiniz ihtimali vurgulanır. Anlatılmayan ise, yine hiçbir şey yapmadan çok kısa sürede tüm varlığınızı kaybedebilme ihtimalinin diğeriyle eşit olmasıdır... Bazen paranızı, bazen zamanınızı, bazen yaşama hevesinizi, bazen umutlarınızı, bazen de geleceğinizi kaybedersiniz...

Çünkü, kasa her zaman kazanır!

Herkese keyifli okumalar dilerim...
112 syf.
Bu yaz tatilinde çok eskiden okuduğum kitapları tekrar okudum. İnsan Neyle Yaşar da bunlar arasında. Rus yazarlarından dünya edebiyatına en kıymetli klasikleri kazandıran Tolstoy' un en popüler kitaplarından biri.


İnsan niçin yaşar diye sorsak hemen hemen herkesin cevabı birbirine yakındır. İnsan ailesi, anne-babası, eşi, çocukları için yaşar. Daha iyi bir gelecek, daha parlak bir kariyer için yaşar. Hayatta uğruna mücadele verdiği değerleri için savaşıp mağlup olmamak için yaşar. Kimi Allah' a ibadet edip, cennetine mazhar olmak için yaşar. Kimi de onuru, gururu, belki de vatanını korumak için yaşar. " Yaşamak dediğimiz nedir? Sana göre, bana göre? "Göresi" var bu işin." Göresi varsa peki, insan neyle yaşar? Bu soruyu yıllar önce, 19. yy' da pek tanıdık bir isim, kalem erbabı sormuştu. Bugün, 21. yy' da bide biz soralım kendimize. İnsan Neyle Yaşar?


İnsan hep daha fazlasıyla, doymak bilmeyen bir nefisle yaşar. Bir evi olsun ister, evi olunca çok daha gösterişlisini, lüksünü ister. Para ister, sahip olunca daha da fazlasını ister. Hani 50 kuruşunu kaybeden bir çocuk vardı, yolda ağlıyordu. Çocuğun ağladığını gören amca " Neyin var evlat, neden ağlıyorsun?" diye sormuş, çocukta "50 kuruşum vardı, kayboldu" demişti. Adam çıkarıp vermişti de çocuk bu defa daha çok ağlamaya başlamıştı. " Şimdi niye ağlıyorsun? " diye sorunca, " 50 kuruşumu kaybetmemiş olsam, bununla birlikte 100 kuruşum olacaktı." diye cevap vermişti. İnsan budur işte, doymak bilmez, azla yetinmez, hep daha fazlasını ister. Bu soruyu tanıdığım birçok insana sordum. Neyle yaşacaklar, tabiki parayla. Bu devirde paran olmadan tuvalete bile gidemiyorsun, adam yerine konmuyorsun, paran olmadan hiçsin cevabını aldım. Sonuç olarak insan parayla, mal mülke yaşar, kanaatine vardım. Ama Tolstoy hayır arkadaş para sevdiklerin olmadıktan sonra seni mutlu etmez, insan asıl sevgiyle yaşar diyor. Sevgi diyor, iyi gelelim birbirimize diyor. Evet, para ile, servet ile yaşar insan sanırız ama asıl olan, insanı yaşatan sevgidir, iyiliktir Tolstoy' a göre. Bu kitapla ahlaki değerleri, sevgiyi, yaşama amacını, erdemi sorgulatıyor, dersler veriyor bize de yazar.


Ona göre; insan ahlakla, sevgi, dürüstlük gibi erdemlerle yaşar. İnsan severek, sevilerek, sevgi umarak yaşar hep. Annesinin kendisini sevmediğini düşünen çocuk annesinin sevgisi, aşık olan biri maşuğunun aşkı için ağlar, bu sevgiyi kaybetmemek için yaşar. Ve Tolstoy' a göre sevgi sadece insana karşı değil bütün varlığa ve varlığı var edene de olmalı. İnsan hep bir umutla yaşar. Bir iş bulma umudu olur bu bazen, bazen birini sevme, sevilme onunla mutlu olabilme umudu olur ya. Sevgiyle, umutla, huzurla, anne-baba,eş, ahbapla yaşıyor insan. İnsan bir hal çaresi, yolu bulunur diyerek yaşar. Sıkma canını, hallederiz ya diyerek, değer verdiği insanın yanında olarak, birlikte yokluğun çaresini arayıp şükrederek, kanaatle yaşar. Hayallerine ulaşmak için çıktığı engebeli, zor yolda, takati kesilince yol üstünde içtiği bir su ve bir nefes molayla yaşar. Bakışlarla yaşar insan. Kucağına aldığı bebeğe merhametle bakarken, otobüste yerini verdiği yaşlı amcanın yüzündeki mutlulukla mutlu olurken, eski bir dost yüzünü özlemle seyrederken, bir baba, korkmasına rağmen dürüstlüğü bırakmayan, yalan söylemeyen, doğrudan vazgeçmeyen çocuğuna gururla bakarken yaşar. Ansızın çekip gitmelerle de yaşıyor insan. Şaşkınlıkları, bakakalışları, tutunamayışlarıyla da yaşıyor. Reddedişleri ya da kabul ettikleriyle yaşıyor. Dünü, bugünü, yarını, bilineni ve bilinmeziyle yaşıyor insan. Kimi sevgiyle yaşıyor, kimi hırs, tutku ve nefretle. Bazen korku bazen ümitle yaşıyor insan... Kısacası insan paradan önce duygularıyla, seçimleriyle, inancı, ahlakı, bakış açısı ve yüreğiyle yaşıyor.


Tolstoy da bu kitapta insanın neyle yaşadığını, okunması çok kolay, yalın, ders verici, sorgulatan 6 hikayeyle soruyor, cevaplıyor. Tolstoy' u duymayan, bilmeyen bir okur yoktur sanırım. Klasikler içinde en farklı olan, bakış açınızı değiştirebilen en özel yazarlardan. Tolstoy insan hakkında yazar, insan hakkındaki hemen hemen her konuya değinir. Bunu yaparken de çok özel bir bakışla, çok hümanist, insancıl bir bakış açısıyla yaklaşır konuya. Benim çok beğendiğim ve hiç sıkılmadan defalarca okuduğum bir kitap.


İnsan Neyle Yaşar bundan 2 asır önce yazılmış olduğu halde hikâyelerin özündeki duygular insanoğlunun varoluşundan beri süregelen duygular ve bu yüzden aradan asırlar, binlerce yıl geçse bile evrenselliğini koruyabilecek, her çağa, her okura hitap edecek, payidar kalacak bir eser. Son olarak kitabı İş Bankası Yayınları ' ndan tavsiye ederim yine. Şimdi her klasikle ilgili incelemesinde İş Bankası' nın reklamını yapıyor diyeceksiniz. :) Ama gerçekten klasikleri en iyi çeviren ve neredeyse tam metin veren tek yayınevi İş Bankası Yayınları.
Çünkü diğer yayınlar 3, 4 ya da 5 öyküyü verirken, bu yayın 6 öyküyü de yayımlamış. Sadece bir gününüzü ayırarak okuyabilirsiniz...
112 syf.
·2/10
UYARI : İncelemelerimde spoiler yoktur .. Bu platformda okuduğunu anlamayan ve yazdıklarımı spoiler sanan bir takım "ÇOK AKILLI" insanlar vardır !!! Ben spoiler olduğunu düşünmüyorum ama sen olduğunu düşün ve ona göre oku ..

RED ARMY VS ARMY OF UNEMPLOYMENT!!!

Herkeşe selam Canikolar!! İşte bir etkinlikle daha arz- ı endam ediyoruz ..Normalde okunacak epey kitabım olmasına ve bu ay için yaptığım planlarda hiç rus edebiyatı olmamasına rağmen Ebru Ince/Duvar/ ısrarla "SAVAŞICAZ" diyip gaz verince tamam dedim =)) Etkinliği düzenleyen inci/Duvar/ arkadaşımız da gayet açık fikirli ve sevdiğim bir arkadaşım .. Bu iki ismin yüzü suyu hürmetine "bindik imamın kayığınaaaa" .. Niçin imamın kayığı diyorum açıklıcam az sonra ..Bu incelemeyi aslında bir anlık cinnetle yapayım desem de sonrasında vazgeçmiş idim .. Ta ki az önce elime geçen 92 evet yanlış okumadınız yazıyla DOKSAN İKİ LİRALIK su faturasını görene kadar .. Evde tek başına kalan ve günün 14 saati işyerinde ikamet eden bana reva gördükleri faturadaki miktardı bu .. Dile kolay.. Portakal bahçelerini geç , Konya ovasına pirinç eksem musluğu açıp 3 aylığına Honolulu ' ya gitsem, dönüşte kendimi kara deliklere ışınlasam dahi bu rakama yine ulaşamazdım .. Bu fatura sayesinde kendi kendime sordum : "İnsan Neyle Yaşar? diye!! Bu kabaran öfke tekrar tetikledi beni bu incelemeyi yazmam için.. Madem SAVAŞ istediniz, alın size SAVAŞ !!! Sen yeter ki iste , aklına getir ..Ben kapına getiririm söz konusu muhabbet "bu" olunca ..

Hiç uzatmadan hemen bodoz konuya giriyorum ! Eski bir topçu subayına da kendisine yaraşır bir şekilde cevap verelim tankla, topla, tüfekle .. Arkadaşım beni takip ediyorsan , yazdıklarımı da okuduysan neyin ne olduğunu üç aşşağı beş yukarı zaten biliyorsun .. Bilmeyenler için tekrar edeyim : Repeat after me !! Daha kitabına yaptığım inceleme de belirttiğim gibi ( #16611051 ) dünya sevgi saygı çerçevesinde dönüyor goygoylarına benim karnım tok .. Bu bir yalan ...Keşke öyle olsaydı ama değil !! Dünya Güneş'in etrafında dönüyor.. Kesin olan bu ..Ha ama bu şu demekte değil !! Sen kır dök hiç sonrasını hesap etmeden sonra sevgi dilen .. Sevgi ,saygı ve hoşgörüyü HAKEDENE ve HAK ETTİĞİ KADAR göster .. İyiliği de kötülüğü de KENDİNDEN bil .. Bambaşka faktörlerden ya da yukardakilerden değil ...Ben bu kitabı İş Bankasından aldım okudum.. Altı adet kısa hikayeden oluşan eserde genele hakim olan hava şu diyaloglarda gizli ..
Kafam yarıldı?
Niye ?
Şeytan taş attı?
Ama niye ?
Tanrı böyle istedi !!

Bu mudur yani Tolstoy ?!

Dediler ki sonradan çocuklar için yazdı .. Peki madem..Öyle olsun! Bu eserin çocuklar için yazıldığını belirten hiç ama hiçbir ek not görmedim ben..Sitede islama olan yatkınlığı için bu adama bu kadar methiyeler düzen ve müslüman olduğuna adım gibi emin olduğum bunca insan (ki şu an 8.902 kişi) var .. Bir kişi de çıkıp şunu demiyor : yahu arkadaş bana kötülük yapan adama ben niçin diğer yanağımı döneyim ? Ve bu incelemeleri yapan insanlar müslümanlar ?!!? İnanılır gibi değil! İslam dininde benim bildiğim kadarıyla zulme ve zulum edene her zaman başkaldırı vardır..İsteyen açsın okusun Hüseyin ile Muaviye ' nin savaşını .. Bir ordunun üstüne 60 kişiyle giden bu insanları HİÇ Mİ okumadınız ? Kitapta bir feodal beyin taşeronu kahya köylüye kök söktürüyor.. Köylü toplanıyor ..Kimi diyor karşılık verelim , kimi diyor allahından bulsun .. Sonuçta hepsi korkuyor ve içlerinden biri mum yakıp saban sürüyor , sabanın üstüne de mumu koyuyor..Sonra mum ters dönüyor falan ertesi gün bir bakıyorlar zındık ölmüş =)) Yani şurdaki hurafe gazına bir bakar mısınız ? Hiç mi rahatsız olmuyorsunuz şunları okurken ? Sevgiymiş !?! PEEEEH!! Gökten düşen melek hikayesi zaten beynimin içinde piknik tüpü patlatıp geçti .. Ona hiç girmiyorum .. Said Nursi risaleleri okudum.. Fesli Tarihçi Kadir Mısıroğlu okudum ..Mustafa Armağan falan dahi okudum .. Ömrümde hiçbir kitabı okurken bu denli sıkıldığımı , yeter bitsin artık dediğimi hatırlamıyorum .. Bunun bir klasik olduğunu iddaa ediyorsanız cevabım yukarda ..Yok çocuklar için yazılmış diyorsanız , çocuklarınıza biat etmeyi değil HAKLARINI ARAMASINI öğretin!!!

Bir adam gözünüzün önüne getirin .Bitmez tükenmez sandığı altınları var..Bu altınları har vurup harman savuruyor..Durmadan ceplerini boşaltıyor , iki dolu avucundaki altınları o yana bu yana serpip, atıp duruyor...Ama bu altınlar yalnız kendisi için , kendinde kaldıkça altın..Bunlar öyle büyülü altınlar ki , sahibinin eliyle savruldumu hiçbir işe yaramayan toz olup savrulup gidiyorlar .. İşte bu kitap burda sözünü ettiğim altınlar .. Tolstoy ' un kendisi ise bu manada tam bir dram .. KİMSE BAKMAZKEN GÖRÜNMEZ OLAN ŞEYH falan diyebiliriz ona .. Bizim işyerinde bilmem kaç tane fatiha , üstüne 800 bakara , yatmadan önce 200 kulfu oku yat rüyanda peygamber Muhammed' i göreceksin diyen Muharrem abiden bir farkı yok benim gözümde onun..

Bu incelemenin fix dejenere olmuş soru başlığını ben de sorayım .. Öyle yaa benim başım kel mi?!?!? İnsan ne ile yaşar ? İnsan AKLIYLA yaşar .. Aklı olmayanın fikri , fikri olmayanın zikri olmaz .. Aklı olmayan , araştırmayan , biat eden , körü körüne inanan , sorgulamayan insanın içinde zaten sevgi olmaz..

İşbu 50. incelemeyi burada noktalamadan önce soruyoruz ..Peki Tuco Herrara ne ile yaşar ? İŞSİZLİK ! İŞSİZLİK ! İŞSİZLİK!!!!

Şanlı İşsizlik Orduları Mareşali , CEHENNEM Ordularının yenilmez baş kumandanı ve silah arkadaşları zafer geçidiyle selamlıyor sizleri ..

Marşımız !!! : https://www.youtube.com/watch?v=7TKrIFVP-Qs
(WALLA KORKUNÇLU MÜZİK DEĞİL!! )

İşte geliyorlaaaaaaaaar !!! Cehennemin kapıları açıldı ve salındı yeryüzüne tüm kötülükler!!!

En önde SİNYALCİLER !! Halk arasındaki tabiriyle "abi bi milyon versene" diyen piyade ve lojistik sınıfı askerlerimiz !!! Sakladığın , vermek istemediğin parayı vücudunun röntgenini çekmek sureti ile belirleyen yılmaz işsizlik neferleri .. Ordumuzun bel kemiği ve olmazsa olmazları ...
Hemen ardından AÇLAR geliyor!!! Yediğin patates kızartmasının son tanesini , içtiğin sigaranın son fırtını , son lokma için sakladığın kolanın son yudumunu gözünü dahi kırpmadan yokeden bu elit askerler , dişinizin kovuğunda kalmış minik kıyma partiküllerinin kokusunu dahi tam 5 km öteden alabilecek donanıma ve öz güvene sahip !!
Onları TEKELCİLER takip ediyor !!! Bu korkusuz yiğitler akşam 10 dan sonra konan yasağı delip evlerinize "mutluluk" ulaştırıyorlar ŞİŞE ŞİŞE !!! Tankımızın , topumuzun , tüfeğimizin hammaddesi ,mühimmatımızın asıl kaynağı , ordumuzun gözbebeği , görünmeyen ama EN kahraman birliklerimiz onlar ..Nice olurdu onlar olmayaydı halimiz !!!
Ve onları İşportacılar , yere kitap açanlar izliyor .. Umulmadık anlarda umulmadık işlere imza atan , tabiri caiz ise intihar savaşçıları olarak adlandırılan yüce savaşçılar .. Sokaktaki sesimiz ,soluğumuz , ordumuzun beraber atan yüreği bu birlikler ..
Karşı istihbarat ve espiyonaj için canlarını feda eden CAPS bölüğü de uygun adım selamlıyor BAŞKUMANDANI !!! 50 gigabytlık adil kullanım kotalarına acımaksızın bir KELOĞLAN filminden CAPS almak için tam 12 gigabytelık filmi umarsızca indiren yağız askerlerimiz !!! VAR OLUNNNN!!!!!

COME AND JOIN THE "DARKSIDE "!!! TUCO NEEDS YOU!!! HE CANNOT DO IT ALONE !! ENLIST TODAY!!!
187 syf.
·3 günde·8/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Dostoyevski'nin hayatı, bütün kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz:
https://youtu.be/0i9F0L1dcsM

Kumarda kazanan aşkta da kazanır. Rusya'da racon böyle.

Bu kitaba Dostoyevski'nin önceki okuduğum kitaplarından farklı olduğunu ve Dostoyevski'nin bu kitabı ticari kaygılarla birlikte sadece 25 günde yazmış olduğunu Semih’in belirtmesi sayesinde bu durumu bilerek okumaya başladım, sağolsun. Zira gerçekten de öncesinde okuduğum 9 kitabına da benzemiyordu Kumarbaz. Karakterler sanki oyunun bütün dekorları ve sahneleri hazırmış gibi birden senaryoya dalmışlardı, mekan tasvirleri oldukça azdı, çünkü önemli olan tek şey kumar oynamaya duyulan tutkuydu.

Kitapta bu kadar farklı ülkelerden insanların bir arada olmasıyla aklıma Zweig'ın Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat kitabına yazdığım incelemede #15632132 belirttiğim dönemin siyasi ilişkilerinin Kumarbaz kitabına da yansıtılmış olabileceği aklıma geldi. Bundan sonra yaptığım araştırmada da gördüm ki; 19.yy'ın başlarından itibaren Ruslar tarafından alınan bir önlem olarak I. Alek­sandr'ın, Rusya'yı kuşatan düş­manlık çemberini kırmak için İngiltere ve Fransa'yla ilişkileri düzeltme yolunda adımlar attığını öğrenmiş bulundum. Yazarlar eserlerindeki karakterleri böyle boşuna ülkesel olarak kategorize etmez diye düşünüyorum, gerek karakterler üzerinden yapılan ince göndermeler gerekse de siyasi dönemlere yapılan atıflarla kitaplar böyle zenginleşiyor diye düşünüyorum.

Hangover filminin Blackjack sahnesinde Zach Galifianakis kumar oynarken aklından geçen bütün logaritmalı, integralli, türevli, irrasyonel sayılı, polinomlu, parabollu ve diğer bütün karışık matematiksel işlemli hesapların ardından parasını kumara yatırmasını hatırlayarak okudum Dostoyevski'nin Kumarbaz kitabını. O sahnedeki kumarın çeşidi Blackjack fakat buradaki ise ruletti.

Bir bakıma bazı yerlerde otobiyografimi okuyormuşum gibi hissettiren Kumarbaz kitabı, aslında bütün o karışık matematiksel hesaplamaların bir "0" sayısıyla harcanabildiği (Bu yüzden kırmızı veya siyah gelme olasılığı hiçbir zaman %50 değildir.), 10 kere kırmızı ya da 10 kere siyah geldikten sonra tekrar aynı renkte sayının gelmesinin olasılığının bir öncekilerle bir alakasının olmadığı, içinden sadece "0" sayısına koyması geçse bile başka yerlere yatırdığın fakat sonucunda çok acı bir şekilde kocaman bir "0"ın geldiği ve krupiyenin yatırılan bütün bahisleri aldığı bir geçmişi hatırlattı bana da.

Kahkahayla güldüğüm noktalar ise kitabın baş karakteri olan Aleksey İvanoviç'in kitabın ortalarındaki bir bölümünde emek vererek, üstüne delicesine hesaplamalar yapıp parasını çok mantıklı bir şekilde bölüm bölüm dağıttığı o yazılardan sonra kendisine yine kocaman bir "0"ın gelmesi oldu.

Siz adına kumar deyin, biz adına iddaa, blackjack, piyango, şans topu, on numara, bets10 ya da aşk diyelim. Evet, aşk da bazen bir kumardır. Size bu kitaptan sonra önereceğim tek şey ise kumarın aşk türü hariç olan hiçbir türüne bulaşmamanızdır, zira her zaman kasa kazanır. Belki aşkta da kasa kazanır, kim bilir? İki tarafın da hiçbir şeyi kazanamadığını hissettiği, aşklarından sonra hiçbir şey elde edemediklerini düşündüğü anlar olur. Aşkın kumarı ise iki kişinin aşklarını ortaya koymasıyla başlar, bu bir tarafın diğer tarafa ait aşkını tüketene kadar devam edebilecek bir kumardır. Bu yüzden sevgi aşkın yanında tam bir İslami Bitcoin, helal çekiliş veya karşılıksız hediye gibi durmaktadır. Sevgi, aşktan daha değerli bir kavramdır bence.

Neyse, en iyisi siz Dostoyevski'nin bu kitabını da okuyun bence. Sadece ticari kaygılarla 25 günde yazıldığını aktarmıştım, böylece bu kadar devleşebilmiş bir yazarın bu durumda kaldığında bile kendisinin yazarlık yeteneklerini ne kadar kullanabildiğine şahitlik etmiş olursunuz.
187 syf.
·2 günde·8/10
St Petersburg evimiz, Dostoyevski babamız !!


Şu zamana dek, okurken sanırım en çok gülümsediğim Dostoyevski kitabı Kumarbaz oldu.Hani o kitabı 25 günde yazmak zorunda olduğu falan bence hikaye , bir oturuşta bile yazardı bence bu kitabı Dostoyevski. Çünkü ben Aleksey lvanoviç'in hikayesini değil Dostoyevski'nin hikayesini okuduğuma bahse girerim.O nasıl bir tutkudur, kendimi Vegas'ta bir oyun salonuna atma isteğiyle doldum taştım desem yalan olmaz :D

Dostoyevski bu kitapta ,içten içe, hatta ağzımıza vura vura şöyle demiş ; Bak işte senin iraden bu kadar, sen busun, daha ötesi değil! Senin binlerce aptal kaygın, binlerce zaafın, o şatafatın içinde sakladığın binlerce masken , topluluklara uyma kaygın , sürekli birilerinin senin hakkında ne düşündüğü tasaların var! Sen busun, sen insansın varlıkların en üstünü olduğunu düşünüp esasında en aşağılığı, en defolusu, o süper ego dağlarının arkasına sinmiş en cansız varlıksın. Sen busun!

Bir Çin atasözünde şöyle der;

''Dünyada iki kusursuz insan vardır, biri ölmüştür, biri de doğmamıştır. ''

Hepimiz kusurlardan, kaygılardan , süper egolardan, megalomanlıklardan , zaaflardan, bunun gibi bir sürü defodan oluşuyoruz. Gün içinde binlerce maske değiştirip, binlerce role bürünüyoruz ne için.. Hiç..Toplum gözünde daha iyi yerlere koymuyor bizi bu sayede. Chuck Palahniuk abimin çok sevdiğim bir sözüyle bitirmek istiyorum;

''Güzel ve emsalsiz bir kar tanesi değilsin,herkes gibi sen de o çürüyen organik maddeden yapılmasın! ''


Kafayı sağlam tutalım arkadaşlar ,size bir sır hepimiz ölüciyzz :} Bu kadar tantanaya ne gerek var. Gününüz güzel olsun :)

https://www.youtube.com/watch?v=W9jZs-V85KM
112 syf.
·10/10
İnsan neyle yaşar? diye sordunuz mu kendinize.

İnsan tabi ki sevgiyle ve tanrı inancıyla yaşar. Kitabımızda bunu kanıtlayan 6 muhteşem hikayeden oluşuyor. Spoiler belki vardır belki yoktur. Ana fikirleri açıklamaya çalıştım.

Birinci hikayemiz İnsan Neyle Yaşar?:
Tanrı katından kovulan bir meleğin, yeryüzündeki insanların sevgisiyle tanrı tarafından affedilmesi;

İkinci hikayemiz Kıvılcımı Söndüremeyen Ateşi Zapt Edemez:
Bir yumurta yüzünden köyün savaş alanına dönmesi ve tanrıya olan inanç sayesinde barışın sağlanması;

Üçüncü hikayemiz Mum:
Zalim bir yöneticiye halkın düşündüğü kötülük ve sonradan tanrı inancı nedeniyle kötülükten vazgeçilmesi nedeniyle kavuşulan mükafatı;

Dördüncü hikayemiz Kızlar Büyüklerden Akıllıymış:
İki kız çocuğunun kavgası yüzünden birbirine giren köy halkının, kızların birbirlerine olan sevgisini görünce gerçeği anlamalarını;

Beşinci hikayemiz İnsana Çok Toprak Gerekir mi?
insanın aç gözlü bir yaratık olduğunu, Dünya malına doymadığını;

Altıncı hikayemiz İlyas:
Yine insan sevgisinin insanın hayatını nasıl olumlu yönde etkilediği anlatılmaktadır.
112 syf.
Bir hikâye okudum, ta en başından beni yakalayan, içine çeken ve son satırına kadar sıkıca saran. İnsan neyle yaşar sorusuna cevap aradım kurgu boyunca. Bulabildiğimi söyleyemem ama sanıyorum yaklaştım. Belki siz bulursunuz benim ancak kıyısına varabildiğim bu yanıtın sıcak kumsallarını. Bana da söyleyin derdim ama sanırım bu soruyu herkesin kendi yanıtlaması daha efdaldir.

Akışla, söz sanatlarıyla ya da kitabın niteliğiyle ilgili söze gerek yok. Başlıyorsunuz ve bitiyor. Keşke bitmese diyorsunuz. Keşke daha anlatacak çok şeyi olsa. Ama tüm güzelliklerin olduğu gibi onun da sonu geliyor, hem de hemen:( Ama ne güzel bir tat bırakıyor dimağınızda.

Kitabın tek bir kötü yanı var maalesef. O da beğeni çıtanızı çok yükseltmesi. Bu tadı arayacaksınız çok kitap sonra bile…
112 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Her şeyden önce kitabı okurken soba çıtırtısında ve ışığında oturmuş pencereden sızan hafif soğukla yağmurun yağışını seyrediyormuşum gibi hissetmiştim. Böyle hissettiren kitaplara hayranım gerçekten, sanki ait olduğum şeyleri anımsatıyor.

“İnsan ne ile yaşamaz?” sorusunu kitap bittikten sonra sormuştum. Evet insan sevgiyle yaşar, bir inancı varsa Tanrı ile yaşar, doğruluklarıyla yaşar. Peki bunların yokluğu yaşamı olanaksız mı kılar?

Sevgiyi her zaman ilk planda tutmayıp, bir Tanrı’yı benimsemeyen ve tek bir doğruyu kabul etmeyenler neyle yaşar?

Yaşamak kavramından ne anladığınıza göre değişecek bir yanıt içerir bu soru. Yaşamak bana göre hissetmektir. Ve herkes yazarın ulaşması bu kadar mümkün olarak gösterdiği olgulara ulaşamayabilir. Sevgi, Tanrı..

Yazarın ulaşması da pek kolay olmamış anlaşılan..

Yazarın biyografisi

Adı:
Koray Karasulu
Doğum:
1975
İ.Ü. Rus Dili ve Edebiyatı bölümü mezunudur. Rus edebiyatının kilometre taşları olan Puşkin, Dostoyevski, Tolstoy, Gogol, Gorki gibi yazarların önemli eserlerini Türkçeye çevirdi. Pek çok Rus klasiğinin redaktörlüğünü yaptı. Gogol’den yaptığı Evlenme ve Müfettiş çevirileri Devlet Tiyatroları tarafından sahnelendi.

Yazar istatistikleri

  • 12 okur beğendi.
  • 77.601 okur okudu.
  • 1.218 okur okuyor.
  • 21.592 okur okuyacak.
  • 512 okur yarım bıraktı.