Adı:
Bir Çöküşün Öyküsü
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
56
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053329527
Orijinal adı:
Geschicte Eines Untergangs
Çeviri:
Regaip Minareci
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Bir Çöküşün Öyküsü
Bir Çöküşün Öyküsü
Bir Çöküşün Öyküsü
Bu son derece çarpıcı çöküş öyküsü, XV. Louis döneminde Fransız sarayında epey etkili olmuş aristokrat bir kadının gerçek yaşamına dayanır. Madame de Prie günün birinde gözden düşer ve kral tarafından Normandiya’ya sürülür. İktidar sahibi ve ilgi odağı olduğu hareketli ve eğlenceli Paris günlerinden sonra, ne kadar süreceği belli olmayan, kendisiyle baş başa kalacağı bir sürgün dönemi beklemektedir onu. Ancak iktidar savaşları, entrika ve eğlenceden ibaret boş saray hayatı varoluşuna anlam katan tek şeydir. Hem kendini hem çevresindekileri sürekli kandırma eğilimindeki bu sığ ve kibirli kadın, malikânesinde gösterişli eğlenceler düzenleyerek Paris’teki hayatını yeniden canlandırmaya çalışır. Giderek mantıklı düşünme yetisini bütünüyle yitiren Madame de Prie, yeniden bütün dikkatleri üzerine çekebilmek için inanılmaz bir plan yapar.
56 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

Ah şu bizim burjuvazi merakımız ve hatırlanmama korkularımız.

https://www.youtube.com/watch?v=eTCUu4GlQws
Sanki Athena bu çok sevdiğim şarkısını yazarken tamamen Zweig'ın bu kitabına ithaf etmiş.

Boşuna çökmüyoruz ki biz. Öylesine güzel çöküşlerimiz var ki bizim, yeri geliyor kaostan besleniyoruz, yeri geliyor kaldığımız çıkmazlarda bekliyoruz insanları. Ceyranda kalmış duygularımız gibi kitabın ana karakterinin baktığı o uzaktaki dumanlı tepeden, "sana" bakan pencereden her gün bakıyoruz. Bu "sen" kelimesi Zweig'ın diğer kitaplarında olduğu gibi kişisel bir anlam içermiyor. Buradaki "sen" popülerliğin ve zenginliğin verdiği bir haza sesleniş. Tamamen burjuvaziye karşı yazılmış bir monolog. Bir serenat misali, burjuvazinin kapısında onun geri gelmesini arzuyla bekleyen bir yakarış, özlem.

Aklımızda kalanları olası çöküşlerimiz için silmek istiyoruz. Yapmacık heyecanlara bürünüyoruz tabii ki bunları yaparken. Bu yaşamın nasıl olacağını sorup duruyoruz her gün kendimize aynı Madame de Prie gibi. Nerelere kaçıp kurtulacağımız konusunda ikilemlerde kalıyoruz. Ama sorunumuzun dermansızlık olduğunu da biliyoruz her zaman.

Athena'nın dediği gibi;
"Gece soğuk ve sessiz, senden eser yok şimdi, karanlık girdabında çöküşlerdeyim." Madame de Prie'nin de 29.sayfada olan durumu gibi aynı.
"Bayılıp yere yığılan kadının hem çevresi hem içi kapkaranlık oldu."
İşte esas olayımız, bu yalnızlıkla ve kendimizle olan verdiğimiz savaşta içine düştüğümüz o karanlık girdabın verdiği çöküş. Sanki kalbimizin sürekli üstüne bastığı spiritüel bir lamba var ve kalbimizi ondan kaldırdığımızda hem çevremizi, hem de içimizi kapkaranlık bir hale getiriyoruz. Bu lamba ise kimisi için iman oluyor, kimisi için para oluyor, kimisi içinse kendini gerçekleştirme hırsı oluyor.

Yaklaşmamasını istiyoruz bazı şeylerin. Ama kitabın ilk sayfalarından beri anlayabileceğimiz Madame de Prie'nin çöküşünün yaklaşması gibi, kimi zaman Komutan Logar bir cisim yaklaşıyor efendim, kimi zaman Necm Suresi 57. ayette bahsi geçtiği gibi kıyamet yaklaşıyor, kimi zaman o en merak ettiğimiz şehirlere, ülkelere gideceğimiz zamanlar yaklaşıyor, kimi zaman da o içimizdeki nefsin karanlık girdabının belirtileri yaklaşıyor. İşte burada da Zweig devreye giriyor yine. O girdabın içinde kelimelerden üretilmiş sörf tahtasında edebiyat denizi içerisinde okurlarını tek tek çekip çıkarıyor oradan. Bazen o yuvarlak gözlükleri ıslanıyor edebiyat denizinden gelen eleştirilerin kelimeleriyle fakat Zweig gözüyle bakmıyor ki dünyaya zaten. O tamamen yüreğiyle yazıyor yazılarını ve kalbiyle bakıyor dünyaya. Çöküyorsa da adam gibi çöküyor, intihar ediyorsa da adam gibi intihar ediyor.

Öylesine güzel çöküşlerimiz var ki bizim, ruh çöküntülerimizin bir kereliğine bile olsa farkında olmamız bazen bütün hayatımıza karşı bir fener tutmamızı sağlıyor. Ruh girdabındaki o mistik çökeltilerin anlamları da yine hayatı ne kadar anlamlandırabildiğimizle kısıtlı kalıyor. Ama insanoğlu kısıtlandırmaları sevmiyor. Her daim araştırıyor, sorguluyor, yazıyor, çöküyor insanoğlu.

Hem... Çöküş ya da yükseliş. Kot farklarının bir önemi var mıydı ki? Bulunduğumuz seviyeden vizyon, karakter ve yaşanmışlık olarak ne kadar değişik şeyler yaşarsak o kadar farkına varıyoruz hayatımızın sadece kendi çöküş ya da yükselişlerimizden ibaret olmadığını. Onun için de sürekli öyküler yazılıyor içimize çöken ve belki de yükselişimize sebep olabilecek bu paranoyalara. Belki de Zweig'ın yazdıklarından dolayı ruhumuz zamanın Osmanlı Devleti gibi bir çöküş devrine giriyor ruhumuzun düşmanlarından gelen o dertli oklar nedeniyle.

Bakış açılarınızın gözleri önünden ellerinizi çekmenizi ve çöküşlerinizin bir öykü olabilecek nitelikte kaotik olmasını isterim. Sanırım bundan sonra en çok istediğim şey, Zweig'ın yanına çöküp onla beraber manevi çöküşlerimizin nasıl olacağını sorgulamak olurdu.

İyi çöküşler dilerim.
56 syf.
·2 günde·Beğendi·7/10
XV. Louis döneminin ihtişamlı Fransa'sında, sarayda etkin konumda olan kadınlardan biri de  Madame de Prie'dir. Madame de Prie'nin şatafatla, balolarla, görkemli elbiselerle süslü hayatı, gözden düşmesi ve Kral tarafından Paris'ten uzak kırsal bir bölgeye sürülmesiyle alt üst olur. Kırk sekiz sayfalık bu hikaye Madame de Prie'nin Paris'ten yani Kral'ın sarayından uzaklaştırılmasının ardından yaşadıklarını, içinde bulunduğu duygu durumunu anlatıyor. Stephan Zweig diğer birçok kitabında olduğu gibi Bir Çöküşün Öyküsü'nde de ana karakterini kadınlardan seçmiş. Zweig'ın benim için en iyi kitabı Korku'ydu, o kitapta elindekileri kaybetmekten korkan bir kadının hisleri çok iyi yansıtılmıştı; Bir Çöküşün Öyküsü'nde ise elindeki birçok şeyi kaybeden bir kadının bu durum karşısındaki ümitsizliğini, mutsuzluğunu okuyor ve hissediyoruz. Zweig, karakterinin hissettiklerini bu kitabında okura başarılı bir şekilde aktarmış. Okurken ister istemez sizler de Madame de Prie ile sıkılıyor, bunalıyor veya kısa süreliğine rahatlıyorsunuz.

Elinde kısmi de olsa bir iktidar gücü bulunduran ve içinde bulunduğu ortama fazlasıyla alışan bir bireyin bu ortamdan koparıldığında gösterdiği duygusal tepkiler kitabımızın ana fikrini oluşturuyor. Biz insanlar herhangi bir nesne, kişi ya da ortama alıştığımızda ve bunlardan biri bile elimizden alındığında buna otomatikman tepki veriyoruz. Hattâ bu tür şeyler Madame de Prie'de olduğu gibi kişiyi oldukça depresif bir ruh haline bile sürükleyebiliyor. Birey bu durumdan kurtulmanın yollarını ararken saçma çözümlere başvurup kendini daha kötü bir konuma da sokabiliyor. Zweig yarattığı karakterlerin duygu durumlarını, duygularındaki hızlı değişimleri  başarılı bir şekilde yazıya döküyor ve okuyucu etkilemeyi başarıyor. Bir Çöküşün Öyküsü mükemmel bir kitap olmasa da bir gün içinde bitirilebilecek, okuyucuyu sıkmayacak ve okurun duygularına hitap edebilecek bir hikaye.
56 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Güzel bir Stefan Zweig kitabının daha sonuna geldik:) kitabın anlatımında 'du 'di' ekleri çok kullanılmıştı o biraz rahatsız etti. Genel olarak güzel bir kitapti bir egonun çöküşü güzel anlatmıştı yazar. :)))
Madame de prie adında sarayda yüksek mertebede olan bir kadının . Hep beğenilmiş, kadınlar tarafından kıskanılmış, saygı duyulan, para ,şöhret , makam mevki sahibiyken aniden dibe vurmasını yani çöküşünü konu alan bir kitap.
Aşırı egonun getirdiği zararlara da güzel deginmiş yazar. Madame ölürken bile egosunu düşünüyor ' ölümüm bile insanlar tarafından ilgi çeksin hep konuşulsun' düşüncesinde ama sonu tam bir hüsran madamin istediği gibi olmuyor . Ölümü kimsede bir etki yaratmiyor .Yine baş karakterin bir kadın oldugu kitabin duygularını çok güzel anlatmıştı Zweig.
56 syf.
·Beğendi·8/10
Stefan Zweig, kitabın adından anlaşılacağı üzere, bizlere bir çöküş öyküsü anlattığı kitabında bir insanın bir anda nasıl kendini kaybedip ne hallere düşebileceğini gözlerimizin önünde seriyor. Fransız sarayında sözü geçen ve ülke aristokrasisinin üst kademelerinde yer alan Madame de Prie adındaki bir kadının zirveden dibe vurmasını okuduğumuz roman, bizlere insan ilişkileri, sınıf ayrımı, önyargı, bencillik, çıkarcılık gibi konularda pek çok anekdot sunuyor. Zweig'ın güzel tasvirleri, psikolojik incelemeleri ve kendine bağlayan, okudukça okutan cümleleri basit görünen hikayeyi harika bir hale getiriyor. İnce görünen kitabın okumaya başladığınız anda nasıl kalınlaştığına hayret etmeniz mümkün. Madame de Prie kralın sarayında lüks içinde mutlu mesut yaşarken, hem aşkta hem kumarda kazanırken birdenbire unvanını kaybetmesiyle sürgüne gönderilir ve hayatı sarpa sarar. Eski günlerdeki gibi Paris'e dönmeyi çok ister çünkü gittiği yerde onun o şatafatlı yaşamından eser yoktur, yapmadığı şey kalmaz bunun için. Çaresizlikten köylü bir gençle bile aşk yaşayan Madame de Prie günden güne öldüğünü hissetmektedir, hatta ölümüyle ilgili oyun bile oynayacak kadar kendini kaybetmiştir. Zweig bir erkek olduğu halde eskiden aristokrat olan bir kadının hislerini oldukça güzel yansıtmış bence, bu da onu önemli bir yazar haline getiriyor. Aslında baştan sona hikaye beni çok şaşırtmasa da, neler olacağını az çok tahmin de etsem yazarın kalemi okumaya ve değişik bir heyecan duymaya itti beni. Köylü gençle olan tartışmalar sizi biraz düşünmeye itecektir belki. Okuyunca ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bir günde hatta bir oturuşta okunabilecek güzel kitaplardan biri olduğu fikrindeyim.
56 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Bir çöküşün öyküsü, Madam de Prié' nin (eski kraliçe) saray hayatından sürülmesi sonucunda yaşadığı ruhsal bunalımı anlatır.

Ben bu hikâyeden daha çok psikolojik yönelimlerini tahlil etmeye çalışacağım.

İnsan ruhsal açlığını ancak ve ancak sevgiyle doyurabilir. Sevgi, insan için vazgeçilmez bir unsurdur. Bebeklik döneminde sevgiden mahrum bırakılırsanız bu bireysel ilişkilerimize yansır. Agresif oluruz. Sorunlarımızı kavgayla çözmekten ziyade sorun odaklı bir yaşam tarzını benimseriz. Yaşam boyu devam edecek öfke aslında "beni sev" çığlıklarının dile getirelemeyen yanıdır. O insanlar ki her tarafta... O insanlar ki dört tarafımızı sarmış... O insanlar ki sevgiye aç...

Kabul edelim... Anne-babalarımız "edep" saçmalığı adı altında çocuklarını anne babaları yanında sevmelerinin ayıp karşılandığı bir toplumda büyüdük. Bana sevmenin sevilmenin ne demek olduğunu öğreten Leo Buscaglia' ya selam olsun...

Sevilmeyen biri sevmeyi başarabilir mi ki?

Ve öyle bir gün gelir ki, sevgiyi sonradan bulan o yaralı insanlar yüzüne gözüne bulaştırır, şımarır, daha fazlasını ister. Daha fazla... Daha fazla... Daha fazla...

Herkes bir gün usanır... Yeteri kadar sevginin önemini biliyor muyuz? Ya hep hiç... Bu doğru değil...

Madame de Prié kraliçe olur ve sonradan görme bu yaralı kadın birden ilgi seliyle karşılaşır. Sosyal statüsü kendisinden düşük olan insalardan nefret eder...

Ve tabi ki birden yaşlılık kıyafetini giyer ve gözden düşer... İğrendiği o köylü insanların sevgisine muhtaç olur... Ne büyük bir düşüş... Şimdi onun sürgün edildiği bu yeni evindeki cehennemini ve ruhsal değişimlerini tahlil etmek de biz okuyucuların gözleri önüne serilir Zweig tarafından...

~~Keyifli okumalar~~

~Kitapla kalın~
61 syf.
·1 günde·Puan vermedi
En uçlarda olmak düşüşü ve yıpranışı en fazla olandır.
Ilgi her insanın istediği bir şeydir, ama makam ve mevki babında en yüksekte olanın en çok sahiplenmek istediği şeydir ilgi.


Evet kitap, akıcı ve okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.
Bir kitabın size faydası ne olabilir? Diye sorduğumuzda
Evet bu kitabın belli noktalarda size fayda sağlayacağını düşünüyorum.
Şöyle, kitabın yüzeysel örgüsünden değilde asıl noktaları verip incelemeyi bitiricem.

*kitabın adı gibi gerçek bir ÇÖKÜŞ var olayda

*Bir insanın ilgi istemesi ve buna sahip olamaması.

*Büyüklük ve kibrin sahip olduğu mevki ve makamın bir hediyesi olduğunun

*Yaşadığı o sahte gerçekliğin dışında ,gerçek ve doğal olanı görünce etkilenmesi,samimi ve doğallığa yukarlardan bakması, eziklemesi kendi pisliğine bir gül bahçesi koymaya çalışması ve en sonunda o gül bahçesinide kendi pisliği ile büyütmesi.(çocuğa olan değişimden bahsedilmek isteniyor)

*Insanların paranın yanında başka şeylerede değer verdiğinin

*Aşırılık insanları bunaltır

*Unutulmak belki doğanda vardır

*Sahip olmak için parayı kullanmak ama o içsel ruhani güzelliği bir türlü görememek sahip olamamak

*Ne kadar değerin varsa o değerle kalırsın

*Ölüm bir kurtuluş sanırlar kimileri

*Planlar ve hesaplar bazen istedigin gibi gitmeyebilir.

*Yalnızlık bazen hiç çekilmiyor, insanlar evet insanlara özlem duyuluyor ama sadece kendi hazzlarını tatmin edildiği kadarıylar.

Yazdıklarim kitabın okunmasıyla daha anlam ifade edicektir.

Son olarak okuyacağınız kitabı güzel bir yayın evinden alınız .
56 syf.
·Puan vermedi
Merhabalar Bir Çöküşün Öyküsü’nde Fransız Saray’ında yetişmiş aristokrat bir bayanın yaşamı anlatılmaktadır.Kitabın başkahramanı olan Madame de Prie günün birinde gözden düşer ve kral tarafından Normandiya’ya sürülür.Madame de Prie bunu gururuna yediremeyen ve saray’a tekrardan dönebilmek için planlar yapar.Kitaba başlayıp bitirmek göz açıp kapayınca kadar kısa.Stefan Zweig psikolojik çözümler yaparak karakteri içselleştirmenizi ve uzun süre akılda kalmasını sağlıyor.Kitapta en çok ilgimi çeken alıntı ;
“Öldü sanılıp gömülmüş,ancak toprağın altında tabutun içinde uyanıp bağırıp çağıran,kıyameti koparan ve duvarları yumruklayan biri gibi hissediyordu kendini.”
İyi Okumalar Dilerim
56 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
''Allah kimseyi gördüğü günden geri koymasın'' diye bir atasözümüz vardır ya , işte Stefan Zweig bu kitabında, tam olarak böyle bir duruma düşmüş olan bir kişinin ruh haline odaklanıyor.

Kitapta, Fransa'da krallık sarayında oldukça itibarlı ve yetkili olarak yaşayan bir kadının, kral tarafından ani olarak bütün yetkilerinin alınarak, sürgüne gönderilmesi sonucu yaşanan olaylar anlatılıyor. Kadının her geçen gün kendisini, dramatik sonuna biraz daha yaklaştıran ruhsal durumu ve yaptıkları, adeta ibretlik bir şekilde ve tüm gerçekliğiyle bize yansıtılıyor.

Zweig'den kısacık da olsa yine harika bir şekilde kaleme alınmış olan, uzun öykü tarzındaki bu kitabı ben beğenerek okudum. Okunmasını da tavsiye ederim.
56 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
"ÖLÜM KOMEDİSİ"

Bir Çöküşün Öyküsü, derin anlamlar içeren bu esere verilebilecek belki de en güzel başlık diye düşünüyorum. Kralın gözünden düştüğü için Paris'ten Normandiya'ya sürülen Madame de Prie'nin ilgiden yoksun bir halde, yapayalnız geçirdiği günlerinin aslında kaçınılmaz olan ölümüne hazırlayan bir başlangıcın olduğunu görmekteyiz. Devamlı ilgi odağı olduğu eğlenceli günlerini geride bırakmak ve kendisiyle baş başa kamak durumunda kalan bu kadının "içsel yalnızlığın hapishanesinde" nasıl bocaladığına şahit oluyoruz.
Eserde, insanları değersizleştiren kişilerin yalnızlaştığı dönemlerde önemsemediği her insanın neşesine, güvenine, varlığına ne kadar ihtiyaç duydukları hissettiriliyor. Madame de Prie ise mutluluğun, zenginliğin, ilginin olmadığı bir dünyada soluk almaktansa geride bıraktıklarına ölüm komedisi oynayarak her şeyi eğlenceli hale getirmeyi amaçlayacak kadar da kararlı bir duruş sergiliyor. Ne var ki sürüldüğü dönemlerde önemsenmeyen Madame de Prie, öldüğünde de önemsenmiyor. Kitabın son kısmında da yazdığı gibi: "Talihin ilerlemekte olan arabasından bir kez düşen kişi, arabaya bir daha yetişemezdi."
56 syf.
·1 günde·7/10
Spoiler içerir//
Kitap başlarda sıkıcıydı git gide güzel bir kurgu aldı final altın vuruş olmuş.

Aslında çıkarılacak dersler;
Etme bulma dünyası,
Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste,
Tarih yazacağım derken tarih olma.

Madame De Prie, Kral tarafından saraydan bir adaya sürgüne yollanır devletin bütçesini sarstığı ve halkı kızdırdığı gerekçesiyle.Olaylar böyle başlar ve madame kendince dillere destan bir ölüm planlar ama halk arasında biraz fısıldaşıldıktan sonra unutulup gider.Tarihe karışır.Diğer Zweig kitaplarını daha çok beğenmiştim.2-3 saatte bitirebileceğiniz güzel bir eser.
80 syf.
·2 günde·6/10
Her insanın bir çöküş hikayesi vardır bundan kaçmak imkansız
çünkü hayat bunun üzerine kodlanmış, beden bu sistemde çalışıyor, yine ruhun ölümü kabullenmesi de aynı eksende. O zaman bu hikayeye aşinayız, hepimiz!...

Şöyle bir hadis rivayet edilir; “Üç kişiye acıyın; cahiller arasında kalmış âlime, zenginken fakir düşene, kavmin ulusu iken aşağı hale düşene.”

Bir çöküşün öyküsü, "...kavmin ulusu iken aşağı düşene" maddesinde geçen kişinin hikayesidir. Şan ve şöhret, makam ve mevki zeminine inşa edilen hayatların, şiddetli sarsıntılarla yok oluşunun hikayesidir. Aslında ne kadar da doğal görünüyor değil mi! Zemin kayarsa, üstündeki her şey önce sarsılır ve sarsılırken de biriktirdiği her şeyi etrafına saçar sonra ise çöker. Üstüne kurulmuş olan şey ne kadar yükseğe çıkarılmışsa çökmesi de, o kadar şiddetli olur. Şimdi bunu bir beton yığınından çıkarıp, bir bedene yükleyin ve sonra o bedeni taşıyan ruha odaklanın... Bir çöküşün öyküsü, bir ruhun çöküşüdür.

Çökmüş bir ruh:
"...diri diri gömülmüş biri gibi hissediyordu kendini, toprağın altındaki tabutunda uyanan, bağırıp çağıran, duvarları yumruklayan biri gibiydi; yukarıda onun sesini duyan olmuyordu, insanlar seke seke üzerinde yürüyorlar, onun sesi de yalnızlığının içinde boğuluyordu. "
56 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Hepimiz hayatımızda küçük büyük çöküşler yaşarız ama hiç biri Madame de Prie'nin çöküşü kadar büyük olmamıştır. O arzulandığı zaman güzel, zeki insanlar arasında nüktedar, gururu okşandığında kibirli, sevildiği zaman aşıktı. Yani bütün hayatı, benliği başka insanların varlığına bağlıydı. Gözden düştüğü ve sürgüne gönderildiği vakit her şeyini kaybetmiş ve bir hiç olduğunu hissetmişti. Paris'in ihtişamlı, hareketli hayatından uzak bütün güçleri elinden alınmıştı. Aslında tek bildiği hayat buydu ve bundan mahrum kalınca çöküşü de kaçınılmaz oldu. En iyi bildiği şeylerden biri de gösterişti. Tabi ki öyle sessiz sedasız bir yere gitmeyecekti.

Madame de Prie'nin ruh halini, çaresizlik içinde son çırpınışlarını, coşkusunu, depresyonunu okurken birebir hissediyorsunuz. Duygu aktarımı ve konunun işlenişi açısından oldukça sürükleyici. Kitapta en sevmediğim karakter papazın yeğeni oldu ama ona da ne olduğunu öğrenmek isterdim tabi ki. Hayatta hiçbir şey planladığımız gibi gitmiyor Madame de Prie'nin hayatında olduğu gibi.

Keyifli okumalar
Tek bir insanın diğeri için neler ifade edeceğini hiç bilmemişti, çünkü hiç yalnız kalmamıştı.
"Ne yapacağını bulamıyordu; içinde her şey susmuş, yüreğinin anlamlı müziği, anahtarı kaybolmuş müzikli saat gibi ölmüştü."
Stefan Zweig
Sayfa 9 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
"O da kadınların çoğu gibi tümüyle başkalarının ruh halinden beslenirdi. Arzulandığı zaman güzeldi, zeki insanların arasında nüktedandı, gururu okşandığında kibirliydi, sevildiği zaman aşıktı."
Stefan Zweig
Sayfa 33 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Modern Klasikler Dizisi -90

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bir Çöküşün Öyküsü
Baskı tarihi:
Şubat 2017
Sayfa sayısı:
56
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053329527
Orijinal adı:
Geschicte Eines Untergangs
Çeviri:
Regaip Minareci
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Bir Çöküşün Öyküsü
Bir Çöküşün Öyküsü
Bir Çöküşün Öyküsü
Bu son derece çarpıcı çöküş öyküsü, XV. Louis döneminde Fransız sarayında epey etkili olmuş aristokrat bir kadının gerçek yaşamına dayanır. Madame de Prie günün birinde gözden düşer ve kral tarafından Normandiya’ya sürülür. İktidar sahibi ve ilgi odağı olduğu hareketli ve eğlenceli Paris günlerinden sonra, ne kadar süreceği belli olmayan, kendisiyle baş başa kalacağı bir sürgün dönemi beklemektedir onu. Ancak iktidar savaşları, entrika ve eğlenceden ibaret boş saray hayatı varoluşuna anlam katan tek şeydir. Hem kendini hem çevresindekileri sürekli kandırma eğilimindeki bu sığ ve kibirli kadın, malikânesinde gösterişli eğlenceler düzenleyerek Paris’teki hayatını yeniden canlandırmaya çalışır. Giderek mantıklı düşünme yetisini bütünüyle yitiren Madame de Prie, yeniden bütün dikkatleri üzerine çekebilmek için inanılmaz bir plan yapar.

Kitabı okuyanlar 6.215 okur

  • Hatice Konuk
  • Nurgül Zengin
  • Sema
  • Fehime Yigit
  • Damla Ceren Bakırcı
  • Elf
  • Sena Aydın
  • Türkan
  • Nurefşan Can
  • Ali kaya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.3
14-17 Yaş
%18.8
18-24 Yaş
%26.4
25-34 Yaş
%25.2
35-44 Yaş
%13.6
45-54 Yaş
%3.7
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.7
Erkek
%26.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.6 (320)
9
%15.4 (317)
8
%25.7 (529)
7
%22.3 (459)
6
%8.9 (182)
5
%4.3 (89)
4
%1.1 (22)
3
%1 (20)
2
%0.3 (7)
1
%0.1 (2)

Kitabın sıralamaları