Adı:
Arayışlar
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053328520
Orijinal adı:
Eine Ausschweifung
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Lou Andreas-Salomé bu yapıtında bir erkeğe kayıtsız şartsız teslim olmakla, ondan bütünüyle bağımsızlaşma arasında gidip gelen bir kadının hikâyesini anlatır. Bu iki uç nokta arasında bocalama hali, yazarın kendi hayatında da başa çıkmak zorunda kaldığı bir meseledir. Artık Paris’te atölyesini kurmuş ve kendini sanatına adamış bir ressam olan kahramanı, yeniyetmelik döneminde çılgınca âşık olmuştur. Ancak daha sonra ilişkisinin son bulmasıyla girdiği yolda, sanatını yaşama mutluluğunun gençlik aşkına üstün gelmesiyle, kendini gerçekleştirme hedefine doğru şevkle ilerlemektedir. Benzer biçimde, yazarın kendi yeniyetmelik dönemine ve hatta yetişkin yaşamına da bitmek tükenmek bilmeyen bir entelektüel merak yön vermiş; duygusal tatmini bile entelektüel kaynaklarda aramıştır. Bu novellanın kahramanı da sonunda tıpkı yaratıcısı gibi kendi benliğini keşfedecek ve “katlanmayı” seçen kadınların kuşaklar boyu oluşturduğu zincire eklemlenmek yerine, potansiyelini hayata geçirerek özgürce, dolu dolu yaşamayı seçecektir.
65 syf.
Bu yazarın okuduğum ilk kitabıydı.Kendi hayatını çok az biliyorum,fakat çağının ötesinde ve bayağı da cesur bir kadın!Onun hakkında bu kitaptan sonra daha fazla araştırma yapmaya karar verdim,zaten kitaplarından çok kendisini merak ettiğim bir kadındı.Daha önce onun hakkında bir ileti paylaşmıştım:

#30989394

Bugün de bunu okudum,daha fazla araştırmaya devam edeceğim:

Nietzsche ağlıyorsa Salome’nin suçu ne?
http://gazetekarinca.com/...a-salomenin-sucu-ne/

Gelelim kitaba.Klasikler başta hangi yazarın elinden çıkarsa çıksın farklı bir anlatıma sahip.Kısacık,hemen biten ve güzel,akıcı bir dile sahip kitap.

Adine gençliğinde kuzeni Benno’ya tutkulu bir şekilde aşıktır.Benno da çok katı,fazla disiplinli ama çok da yakışıklı bir adamdır.Nişanlanırlar.Adine içindeki sanat aşkından bir adamın egemenliğinde olmayı kabullenemez,kadınlara görev biçilen evde kalma rolünü kabullenemez.İçindeki duygular,yetenekler çıkıp taşmayı bekler fakat Adine bunları yapamadıkça soğur.Benno nişanı atar ve Adine kendini ne kadar berbat hissetse de Paris’e gider ve orada yapar eserlerini.

Kitap kısaca bu olaylardan ibaret.Fakat burada net bir şekilde verilen mesajlar var.Benim en çok ilgimi çeken şey kuşaklar arası çatışmaydı.Adine ve annesinin kadınlar hakkında zıt fikirleri var.Adine sanatını yapabilmek adına o yıllarda tek başına bir kadın olarak yaşamayı göze alıyor,yeteneğini kadınların yüzyıllarca yaptığı gibi içine gömmüyor ve taşmasına izin veriyor.Annesi ona en çok destek olanlardan biri fakat bir yandan onun evlenmesini ve ona torun vermesini istiyor.Bu konu beni garip düşünlere itti.Bizim kuşağımızın da annelerle,büyükannelerle uyuşmayan birçok noktasının olduğunu fark ettim.Örneğin kitaptaki şu diyalog gibi:

"Günümüz kadınlarına erkeğe hizmet etmek zor geliyor,ama bana inan ki,bizim için en iyisi bu ve ben sevgili baban için bunu her zaman yaptım.Uzun vadede hiçbir erkeği bize hükmeden bir erkeği sevdiğimiz kadar sevemeyiz."
"Ah,anne,buna inanmak isterdim."

Aramızda birçok fark var,biz kendi hayallerimiz doğrultusunda hareket etmek,hiçbir şeye muhtaç olmamak,belki dünyayı,hiç olmazsa kendimizi değiştirmeyi hedefliyoruz.
(En azından eskisine göre birçoğumuz.)
Fakat bizden önceki kadın nesilleri daha fazla itaatkar;yeteneğini sırf bir erkek için baltalayan,kendisini unutacak kadar ömrünü başkasına adayan,kocaya hizmeti kendi varlığının önüne koyan,kadınlığıyla barışamayan,yüzyıllardır oluşan bu zincirleri sürekli yeniden yapan kadınlar…Benimle aynı duyguları hisseden birçok hemcinsim vardır.Adine de bu iki uç arasında sıkışıp kalanlardan,bizim gibi.O yüzden kitabı okurken onunla aramda çok rahat bir bağ kurdum ve kitabı öyle okudum.Ya katlanmayı seçecek ya da kendini özgürce ifade etmeyi…

Keşke bu ikisi bir arada kolay bir şekilde yapılsaydı,keşke biz bu kitabın yazıldığı yıllarda da olduğu gibi kendimizi geliştirirken,her yıl daha üst mevkilere tırmanırken aile kuramayacak olmanın korkusu olmasaydı içimizde,bu iki uç nokta arasında tıkanıp kalmasaydık.Evlenememe korkusundan,toplumun bize dayattıklarından kendimizi yeteneğimizden ödün vermek zorunda hissetmeseydik.Eşimiz,sevgilimiz olsa bile o insanın yanında daha az zekiymişiz,bilgisizmişiz gibi davranmak zorunda kalmasaydık...

Bu kitap bu yüzden zamanından öte bir kitap.Bu yazar zamanının çook ötesinde bir kadın,ve bizim cesaret edemeyeceğimiz şekilde davranan,takdir edilesi bir kadın.Kısa ve öz bir kitap okumak istiyorsanız buyurun başlayın… 
65 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
BÜTÜN ÖZGÜR KADINLARA SELAM OLSUN!

Kitap için inceleme videosu: https://www.youtube.com/watch?v=d7m0GkfB0os

Lou Andreas-Salome, hayran olduğum kadın. Kendisinin diğer kitaplarını da okuyacağım ama önce neden hayran olduğumu anlatayım.

Küçük yaşta Almanca ve Fransızca öğrenmiş. 17 yaşındayken teoloji ve felsefe dersleri almış. Üniversitede Teoloji ve Sanat Tarihi okumuş.

1882'de Nietzsche'nin evlenme teklifini geri çevirmiş. Bakın Nietzsche'nin :D

Utanıyorum bunu demeye ama benim henüz kitaplarını okuma seviyesine ulaşamadığım adamın evlilik teklifini reddetmiş :(
Hayran kalmamak elde değil!

Sigmund Freud'un yakın dostu ve öğrencisi olmuş. Peki bunları neden anlatıyorum ve kitapla ne alakası var?

Kadınlar var yaşam denilen bu döngünün içerisinde. Çağlar boyunca mutfaklara tıkılıp kalan kadınlar.
Yemek yapmak, fabrika misali çocuk üretmek ve temizlik yapmak dışında herhangi bir görevi olmayan kadınlar.
İkinci bir sınıf olan ve de erkeğin kaburgasından yaratılan kadınlar.
Hor görülen kadınlar var tecavüze uğrayan taciz edilen kadınlar.

Ama artık böyle değil, gelin şu lanet döngüyü kıralım!

Kadın kadındır baban çiçektir diyerek ciddiyetimi bozmadan anlatayım.
Kadınlar ezilen tarafta olan kadınlar.
Özgürlüklerini yitiren kadınlar.
Her yerdeler. Nefes alamıyorlar okuyamıyorlar konuşamıyorlar gülemiyorlar.

Bazıları var ki bunlar kendilerini ki kendileri de kadın olmasına rağmen bile bile eve kapatıyor.

Karl Marx güzel demiş "Zincirlerimizden başka ne var kaybedeceğimiz." diyerek. Aynısını ben de sizlere söylüyorum. Neler var kaybedeceğiniz ha?

Sokaklara çıkın istediğiniz gibi ve dolu dolu dans edin!
Hayatınızı yaşayın durmadan gülümseyin!
Sizlere gülümsemek çok yakışıyor.
Akademik kariyer yapın bu dünyayı erkekler yönetmesin!
Bilim İnsanı olun geleceği aydınlatın!
Konuşun, durmadan konuşun!
Ne yaparsanız yapın ama güzel yapın. Çocuk yetiştirmek mi istiyorsunuz yetiştirin. Onlar da geleceği aydınlatsın.
Ama artık kadınlar korkmasın, 2. sınıf olmasın.

Bir sürü örnek var ve bunlar durmadan artacak. Bunlardan birisi de Salome. Fransızca ve Almanca öğrenmiş küçük yaşta.
Sizlerin ondan farkı ne :D
Fark yok :)

Bir erkeğin egemenliği altında kalmak ile sanatı takip ederek ressam olmak arasında kalan kadının hikayesi...

Ama bu hikayeyi herkes okumalıdır. Ve herkes de SANATI SEÇMELİDİR.

Özgür olan, gülümseyen, dans edebilen ve nice nice güzel şeyler yapabilen o KADINLARA SELAM OLSUN! Her zaman destek olmak için yanınızda olacağım.

Herkese iyi okumalar dilerim :)
65 syf.
·2 günde·Puan vermedi
“Kendini tanımak” alt mesajlarda en çok karşımıza çıkan unsurlardan biridir. Gerek doğrudan, gerek dolaylı olarak yakalarız bunu. Aslolanı Aramak. mutluluğu; kimi aşkı, sevgiyi, tutkuyu; kimileri benliğini, kimileri de amaçlarının peşinde koşar durur.
Ben gerçekten ben miyim? Yoksa olmak istediğim kişi mi, yoksa farkına varmayıp başkalarının dayattığı kişi mi? Gerçek bir ‘ben’ yakalanamadığında başlıyor bütün küskünlük. Fütursuzca bulaşan kişilik karmaşası, o ‘ben’i yok eder, ancak Merdümgiriz bir kişilik bırakır geriye. Ama bu uzaklaşma bilgelikten değil, salt kendine yabancılaşıp içe kapanma durumuna salık verir. Bu, güçlü olmayı gereksindirir. Hayat da böyledir zaten; karmaşadan güçlü çıkabilen kazanır oyunu. Bu oyunun kaderi coğrafyadır. Hayatın herkese eşit şartlar sunmadığını ve yazgının da bazen tercihimiz olmaktan çıktığını düşündürtür kimi zaman. Köy ortamında büyüyüp ve okula gönderilmeyip, çalıştırılmış bir kızın 16 yaşında evlendirilmesi mesela. Katlanmayı seven, kuşaklar boyu oluşan zincire eklenir o artık. Geleceğe yönelik hayalleri, potansiyeli kendi elinde olmaktan çıkmıştır, kendi kaderini tayin eden en yakınıdır, ama çok acı ki, o bunun farkında bile değildir. Özellikle Türkiye’de geçmiş yıllara nazaran bugün daha az görülen vakalardan olsa da sıklıkla rastladığımız bir şey ne yazık ki.

Bir insan ki, aynı kişi olarak iki farklı ülkede dünyaya gelmiş olsun. Farklı bir coğrafyada, Din, kültür ve çevreden etkilenip yetişerek belli bir kültür düzeyine ulaşsın. İkisinin de kültür düzeyleri farklı olsun. Biri entelektüel bir aileden gelirken, diğeri orta sınıftan gelsin. Birinin her şey elinin altında olup, yurtdışına seyahat edebilirken, diğerininin hayatı 1 kilometrede geçsin, seyahat edip yeni yerler keşfetmek bir yana, dil eğitimini yeterli görmediğinden, olsa da maddiyatın elvermediğinden, o da olmasa ‘yarın’ düşüncesi nedeniyle her türlü refahsızlığı yaşasın.
Bu aynı kişiler bir araya geldiklerinde birbirlerine ne kadar zıt kutupta olduklarını düşünmek zor olmayacaktır. Yaşam standartları, refah ve kültürel konumlarının farklı oluşu, aynı ruhu yabancılaştırır kendilerine. Kader dediğimiz şey budur işte. Bazen elimizde değildir çünkü çok önceden yazılmıştır. Hayatta karşılaşılan bütün sevinç ve hüzünler Allah’ın kaderlerimize, dolayısıyla ruhlarımıza yazdığı bir gizdir.

Salome… Nietzsche’nin evlilik teklifini geri çeviren, büyük Alman lirik şairi Rilke’nin ömür boyu unutamadığı aşkı, Freud’un hayranlığını gizleyemediği bir kadın. ‘Sen nasıl bir kralsın’ dedirtti.
Lou Salome Feminist bir düşünce yapısına sahip; geleneklerin yolunu kabul etmeyip, entelektüel birlikteliği, ilişki birlikteliğinden üstün tutup, alışılmış şeylerin dışına çıkarak kendi düşünce dünyasını oluşturan bir kadın. Nietzsche Ağladığında ‘yı okumadan önce Arayışlar yerinde bir tercih oldu.

Salome’nin evlilik, aşk ve sadakate dair ilginç görüşleri var. Ona göre sadakat özgürlüğü engelleyerek aşkın kendisini yok etmesine neden olur. Evlilik sevginin katilidir ona göre. Birine bağımlı olmayı, ayak uydurarak yaşamayı, dolayısıyla sadakati reddeder. Sanatla uğraşmayı seven bir karakteridir Adine.
Gündelik işlerde becerikli olmayı önemsemeyen, sanatsal anlamda önem gören ve bu anlamda ilham arayan ve bu yüzden insanları kolayca mutsuz edebilen bir kadın. Tarih boyunca erkeğin kadına açık veya örtük tahakkümü, kadınınsa gönüllü katlanması olarak;
Erkeğe kayıtsız şartsız teslim olmakla, ondan bütünüyle bağımsızlaşma arasında gidip gelen bir kadının hikayesini anlatır Salome. Paris’te atölyesini kurmuş, sanatını yaşama mutluluğu, gençlik aşkına üstün gelmesiyle, kendini gerçekleştirme yoluna adayıp, özgürlüğün bundan geçtiğini düşünen bir karakter oluşturur.
Salome’nin benzer biçimnde yeni yetmelik döneminde ve hatta yetişkin yaşamında da bitmek tükenmek bilmeyen entelektüel bir merakın olduğu gerçeğidir. Duygusal tatmini entelektüel kaynaklarda bulur. Bu yüzden Filozof Renee ve Nietzsche ile bu entelektüel birliktelik için aynı evi paylaşmayı zevk sayabilmiştir.

Adine, ilk gençliğinde tutkulu bir aşkla bağlandığı kuzeni Benno ile nişanlıdır. Adine bu ilişkide ilk kez içine dehşet duygusu çökse de hemen onun arzularına teslim olur. Ancak sanattan ve kendi ideallerinden bu denli uzaklaşınca, Adine’de gittikçe artan bir solgunlaşma ve hastalık baş gösterir. Artık Benno’nun sevgisine çocukça güven duyamaz. Sonunda Benno nişanı bozar. Adine kendisini paramparça hissetmesine rağmen sonradan sanatını yaşayabilme mutluluğu onda ağır basar; sanat aşkının gençlik aşkından daha güçlü olduğu anlaşılır.
Adine’i kaybetmiş olmak bu yıllar içinde Benno’yu çok değiştirir. Sadece bir doktor olarak değil, sakat bir hastasını felsefe, edebiyat ve tarih öğreterek ruhen iyileştirecek kadar kendini geliştirmiş, hep Adine’in seviyesine yükselmeye uğraşmıştır. Şimdi de Adine’nin aşkını dilemektedir. Onun istemi karşısında daha önce olduğu gibi yenik düşme tehlikesini hisseden Adine, kendisine sarılmak üzere gelen Benno’yu, Klinger’in gravüründeki gürzüyle onu devirmek için gelen zırhlı adam olarak görür. Adine, içten içe duyumsadığı gibi neredeyse zorla tutulduğu o sevimsiz evde, tutkuyla sevilmeyi beklediği Benno’nun tutuklusu gibidir oysa.

Benno’nun gerçekleri kabullenmesini sağlayarak mutlu olmayı öğrettiği on dokuz yaşındaki sakat Barones Daniella, Benno’ya beklentisizce âşıktır. Sadece ders saatleri için yaşamak ona yeter görünmektedir. Aşkı yüceltecek derecede, kendisini alçakgönüllülükle Benno’dan çok aşağıda tutabilen ve hayalindeki durumu hiçbir zaman değiştirmeden bağlanır ona. Adine, bunun mutluluk olduğunu teşhis ettiği, mutluluğun hayata tam da bu gözlerle baktığını kavradığı anda onun resmini kıskançlıkla çizer. Çünkü yüceltme ya da aşağılamaların olmadığı eşit bir sevgi özlemi, geleneksel mutluluk yollarına sırtına çevirmiş, bambaşka mutluluk olanakları aramaktadır. Bulacağının garantisi olmasa da.

“Belki en başında birbirimizle başka türlü kaynaşabilirdik, mücadele etmeden, çekinmeden, birbirimizin veya diğerimizin üstün ya da aşağı olması söz konusu olmadan! Sadece gençliğimizin tazeliğiyle, duyduğumuz sevinç ve esrimeyle! Evet, Belki! Belki böyle bir aşk vardır, mümkündür ve güzeldir.” (s. 45)

Salome’ye beklentisiz ve saf bir şekilde sevgi duyan R. Maria Rilke’den başkası değil. Rilke’nin en güzel şiirlerini Salome için yazmış. Onunla tanışmadan önce ve tanıştıktan sonra diye ikiye ayırmış hatta. Kafkaokur’un bir sayısında rastlamıştım. Bitirir bitirmez tekrardan göz attım.

https://hizliresim.com/bLqddV
https://hizliresim.com/4G7vN4
https://hizliresim.com/ByJ5kv

Kadın cinselliğini denetim altında tutarak ona et parçasından ibaret gözüyle bakan erkeğin egemen düzeni, kadın nesilleri arasındaki kadınlık aktarımı için de baltalama mesajıyla feminizm rüzgarı esiyordu kitap boyunca. Kısa ama dolu bir kitap.
Keyifli okumalar.
65 syf.
"Hangi yıldızlardan düşüp birbirimizi bulduk biz. Bu kadar düz bir cümlenin bu kadar karmaşık olmasına neden olan kadın."

der Nietzsche, Lou Salome için. Salome gücüyle, kudretiyle, zekasıyla Nietzsche, Freud, Rilke gibi düşünürleri kendisine hayran bırakan özgür ruhlu bir kadın. Dahası, Rilke Salome'ye daha erkeksi görünebilmek için adını Rainer olarak değiştirir. Nietzsche Roma'da Salome'ye evlenme teklifi eder lakin red cevabını alır. Neticede evliliğe inanmayan bir kadın.
"Evlilik ve ona eşlik eden sahip olma duygusu ve kıskançlık ruhu tutsak eder. Bunlar benim üzerimde asla egemenlik kuramayacak" der Salome.

Nefreti ve sevgiyi aynı anda yaşar Nietzsche. Salome'ye çirkince mektuplar gönderir. Salome yıllar sonra şunu yazar
"Kıyamete kadar olmak, düşünmek, yaşamak. Tut beni sımsıkı kollarında, verecek başka mutluluğun yoksa acılarını ver bana."
Bu yazıyı 6 kişi üzerine alınmış fakat Salome kime yazdığını hiçbir zaman söylememiş.

Freud ise Salome için şunu der.
"Onun yanına yaklaşan herkes varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir şekilde etkilenirdi. Kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi."

Tüm bunları okumanıza rağmen bu kadını ve eserlerini hâlâ merak etmediniz mi? Alın ve okuyun. Muhteşem bir kadın.
80 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Okuma motivasyonumu arttırmak amacıyla kalın kitapların yanında kısa modern klasiklerden okuyacağım arada ve ilk kısa klasiğim daha önce okumadığım bir yazardan..

Yeni yazarım Nietzsche'nin kadınlardan nefret etmesinin sebebi olarak gösterilen Lou Andreas Salome (tek taraflı aşk)

Freud kendisinden şöyle söz eder: Korkunç bir zeka... Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi.

Yazarın, yarattığı Adine karakterinde kendi yeniyetmelik döneminden izler var.. Kendisinin hayatına da yeniyetmelik döneminde bitmek tükenmek bilmeyen bir entelektüel merak yön vermiş ve mutluluğu entelektüel kaynaklarda aramıştır.. Karakteri Adine de o dönemlerde bir erkeğe kayıtsız şartsız bir aşkla bağlıyken bir anda kendi benliğini keşfedecek bir yolculuğa çıkıyor.. Annesinin düşündüğü gibi erkek başrollü, kadının sadece erkeğin varlığıyla var olma gibi bir düşünceyi savunmayarak potansiyelini özgürce kullanmayı seçiyor
65 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Lou Andreas-Salome Ve Arayışlar


Lou Andreas-Salome (1861-1937) Rus asılı bir psikanalist ve yazar. Salome entelektüel bir ailede büyüdü. Teoloji, felsefe eğitimi için Zürih’te eğitim aldı. Salome’nin en cezp edici yanı şüphesiz zekâsıdır. Bunu eserlerinde görmek mümkün; yazdıklarıyla, hissettirdikleri ve de karakter analizleri ile bunu açıkça görüyoruz. Ve bunu kısa metinlerle başarması ayrıca takdire şayan. Salome’nin adı dünya devlerinden olan, toplumu yönlendiren ve şekillendiren bilim, sanat düşünürleriyle beraber anılmasında bu zekânın yeri yadsınamaz. Freud kendisinden şöyle bahseder: “Korkunç bir zeka... Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi.” Zamanla Salome’nin adı Rilke, Tolstoy, Frued, Nietzsche ile aşk dedikodularıyla anılmaya başlandı. Bu büyük düşünürlerden en çok Nietzsche kendisinden etkilediği söylenir. Hatta Nietzsche’nin kadınlardan nefret etmesinin sebebi olarak gösterilir.
Çok zeki olan ve bu kadar büyük insanları etkileyen, bu sanatçının yazdığı eserler ister istemez ilgi çekiyor, insanı merakta bırakıyor, beni de eselerine yönlendiren bu merak olmuştu. Biz de çok okunmasa de en çok bilinen eserlerinden “Arayışlar” kitabı üzerinde durulması gerektiğini düşünüyorum. Küçük hacimli olan bu kitap; sanatsal değeri oldukça büyüktür. Salome mesleği gereği olsa gerek karakterlerini az ve öz bir şekilde okuyucuya anlatıyor, bunu yaparken de daha çok ruhsal bir durumla içselleşmiş bir anlattım yolunu tercih ediyor. Bunun bir sonucu olan duygudaşlık kavramı daha da belirgin hale geliyor. Okuyucu zorlanmadan karakterlerle bütünleşebiliyor. Karakterlerini de duygudaşlık kurmada oldukça yetkin bir şekilde ön planda tutabiliyor. “Bilinçle kavradığımız ve yaptığımız şeylerin, bireysel gelişimimizle hiçbir ilgisi olmayan gizli kalmış duygular izlenimlere kıyasla hayatımız üzerinde etkisi ne kadar da az (s.2)”
Kitabın konusu, her ne kadar aşk gibi görünse de anne- kız ilişkisinin çok kısa anlatıldığı, en merhametli, en sade, en akıcı ve gerçekçi kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Burada annesine, sanatına içtenlikle bağlı olan Adine’nin hikâyesini okuyoruz. “Sevgiyle özveride bulunmaya hazır, böyle iyi bir annem olmasaydı sahip olduğum özgür ve mutlu sanatçı yaşamını kurmam mümkün olmazdı(s.20)”. Yazar kahramanın hayatının belli bir dönemini anlatmakla kalsa da aslında anlatıldığı dönemin öncesini ve sonrasını da kitap içerisinde kısa cümlelerle anlayabiliyoruz ve burada bir ressam olan Adine’in şaşırtıcı olmayan, sıradan ama fazla mesaj yüklü hayatına konuk oluyoruz. Aşktan bahsedilecekse bu cümleden yolla çıkaracak bahsedilmeli ve illa iki beşerin aşkı olarak düşünülmemeli: “Ah, resim yaparken insan hep biraz âşıktır aslında. Bana hep insan resme içindeki âşık bir yanı döküyor gibi”(s.23). Neden böyle yazdığımı biraz açalım; Adine genç yaşta aşık olduğu Benno; işine aşırı düşkün bir doktordur. İşini her şeyin üstünde tutar, o ne kadar işine bağlandıysa Adine de zamanla o kadar ona bağlanır ta ki nişanlanıp nişanı kısa sürede atana kadar. Adine, nişandan sonra farklı şehirde kendini resme adar. Bu süreçte resim en büyük tutkusu olur ve bununla ayakta kalır. Sanat aşkı zamanla Benno’un aşkının önüne geçer, annesinin ve de Benno’nun tüm çabalarına rağmen eski hislerini yakalayamaz ve Benno’yu reddeder. Burada sanattın aşkından ve değişim gücünden bahsetmek yerinde olur şüphesiz.
Bu kısa kitap, zamanın sanat ve insan üzerindeki etkilerini tartışmaya açarken aslında ikili ilişkilerde bireyin davranışlarına ve bu davranışların sonuçlarına da değiniyor, zaman ve mesafe kavramlarını da araya serpiştiriyor. Bu kısa, akıcı kitaptan bir alıntı ile yazıya son verelim; “Daracık eski evlerin bazılarında o enfes çatı tepeliklerinin eksildiğini ve her yerde ucuz modernleşmenin çirkin pürüzsüzlüğünün dağılmakta olan güzelliklerin yerini aldığını gördüm. Brezeg de ilerliyordu demek! Daracık köşeleriyle sevdiğim o eski, bildik, küçük kent değildi artık. Yaşam tarzındaki gelişimin sıradan olanı çoğunlukla nadir olandan daha yararlı bulan pratik gereklilikleri burada da bazı güzellikleri engel olarak görüp yolundan kaldırmıştı(S.17) ”
80 syf.
·1 günde·9/10 puan
Bir uçak ve havaş yolculuğunda erittiğim, kız kardeşimin önerisiyle başladığım o harika kitap.

Kitap bir kadının yaşadığı büyük aşkla kendini gerçekleştirme çekişmesi arasında geçiyor. Beni kitaba başlatan da kitabın arkasında yazan “tıpkı yaratıcısı gibi kendi benliğini keşfedecek ve katlanmayı seçen kadınların kuşaklar boyu oluşturduğu zincire eklemlenmek yerine, potansiyelini hayata geçirerek özgürce, dolu dolu yaşamayı seçecektir” cümlesi olmuştu.

Kitabı okuduktan sonra beni büyüleyen şey ise Nietzsche, Rilke ve Freud gibi isimlerin Salome’a büyük bir ilgi duyduğunu, hatta Nietzsche’nin evlilik teklifini reddettiğini öğrenmem oldu.

Bu noktada kadınların erkeklerin bir şeyi olarak anılmasından nefret eden biri olarak yarattığım şu yanılgıyı da düzeltmek isterim, bahsi geçen düşünürlerin kadınlarla ilgili sürekli büyük ve çarpıcı açıklamaları olduğunu biliyoruz, bir kadının gelip kocaman kaidelerini bozması bir kadın olarak göğsümü kabarttı diyebiliriz. Özellikle kadının hiç hiç değer görmediği bir dönemde.

Kendi çağında kadınların felsefe ve teoloji gibi bilimlerle ilgilenmesi hoş karşılanmadığı halde 17 yaşında bunların eğitimini almış, küçük yaşta Almanca ve Fransızca öğrenmiş. Hayatı dolu dolu yaşamış ve kendi adını psikanalistlerin yanına yazdırmayı başarmış.

Psikanalizm’in babası Freud, Lou hayatını kaybettiğinde kendisini ”Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi.” şeklinde anmıştır.

Peşindeyim Salome, artık benden kurtulamazsın.
80 syf.
·1 günde·Puan vermedi
"Aramakla bulunmaz lakin bulanlar arayalardır.”
(Bâyezid-i Bistâmi)

Arayışlar... Kitap incelememe başlamadan evvel beni bu arayışa yönelten süreçle ilgili sizlerle biraz hasbihal etmek niyetindeyim. Zira incelememi kaleme aldığım şu dakikalarda bile devam ediyor arayışım. Kendimi, esasen iki yıl önce bir kitap fuarında rastlaştığım bu kitabı iki yıl sonra okuyorken bulmamın sebebi neydi? Sanırım cevap yine aynı, arayış.

Lou Andreas Salome, muğlak sebeplerle tuhaf bir bağdaşım kurduğum -biri kurgusal- üç kadından biri olma özelliği taşıyor. İki sene önce bu kitabı görür görmez fark etmeksizin elime almamın sebebi de buydu sanırım. Bu garip ortaklığın altında yatan sebepleri arama ve belki de bulma arzusu. Peki aradığımı buldum mu? Bilmem, belki... "Arayan mevlasını da bulur belasını da." derler. Arayışlarımın mevla ile neticelenmesi dileğimdir. Neyse, ben sizleri daha fazla Güzin Abla konumuna getirmeden kitap hakkındaki düşüncelerime geleyim yavaş yavaş.

Kitap, görünen yüzüyle ilk gençlik çağında kendini tüketme pahasına saplanırcasına bağlı olduğu aşkı tarafından terk edildikten sonra kendini kariyerine adayan genç bir ressamın -Adine- gelgitli hikayesini konu alıyor. Fakat aslında kitap bize, karakterlerin arasında gecen diyalog ve iç dünyalarındaki monologlarla bundan çok daha fazlasını sunuyor. Ataerkil bir toplum yapısının kadına dayattığı roller ve buna karşın kadınların pasifize bir hal alan teslimiyetçilikleri, aşkın kadını sürüklediği tabiiyet, hedeflenen kariyerde ilerlemenin beraberinde getirdiği özgürlük, yetiştirilme biçimi ve benzeri koşulların insan kimliğinin oluşumuna etkisi, kompleks bir varlık olan insanın kendine yönelik keşfi ve farkındalığı gibi pek çok konuya parmak basılıyor. Tüm bu konularda yazarın psiko-analist kimliğinin tezahürünü görmek de pekala mümkün.

Kitapta değinildiğinden bahsettiğim tüm bu konuların yanı sıra dikkatimi çeken başka bir nokta var. Öyle zannediyorum ki Salome bu kitabında yalnızca bir kurgu oluşturmakla kalmamış bu kurgu içerisinde kendi iç dünyasında çözümleyemediklerini de tartışmıştır. Baş kahraman Adine, Salome'nin bir erkeğe teslim olmakla özgürlüğün aşkınlığına ulaşmak arasındaki bocalayışını ve duygusal yönünü temsil ederken diğer bir karakter olan Gabriele ise onun, ne istediğini bilen güçlü ve mantıklı kadın kimliğinin temsilidir. Zaman zaman bu iki karakter arasında geçen diyaloglar ise iç çatışmalarının dışavurumu.

Salome'ye duyduğum yakınlıktan ötürü feminen bir yaklaşımla ona veya Adine'ye tamamen katıldığım düşünülmesin. Kitabı okurken Adine'nin “akıl doktoru" çılgın aşkına da üzüldüğüm oldu. Hatalı yanlarının olduğunu düşünsem de neticede o, sevdiği kadının sağlığı ve kendisini tüketmesinin önüne geçebilmek uğruna onu terk etmiş minnettar bir aşık. Yöntemini asla tasvip etmemekle birlikte böyle bir adama nasıl kızılabilir ki? Evet, sevdiği kadının iyiliği için bile olsa yaptığını tasvip etmiyorum. Zira bu şekilde kendini tüketmiş oldu. Ben, terazinin bir kefesinden alınıp diğerine konulmasından değil, kefelerin dengede tutularak bir beraberliğin sağlanmasından yanayım çünkü. Buradan yola çıkarak hayatımızda, yaşanması mümkünken yaşayamadıklarımıza bir dönüp bakalım. Yöntemlerimiz, getirdimizi zannettiğimiz çözümlerimiz yanlıştır belki de.

Kitabı genel itibarı ile beğenmekle birlikte eleştirdiğim noktalar da yok değil. Mesela, kitapta sevgilinin aşkına kapılıp kendini Kaybetmek veya ideallerinin peşinden gidip özgür olmak gibi bir ikilem yaratılmış. Oysa bunun bir ikilem haline getirilmesine gerek yok diye düşünüyorum. Aşk, illa da kendini kaybedip kendinden taviz verilen bir mefhum olarak tanımlanmamalı. Doğru kişi ile kendini bulduğun, kendini beslediğin, kattıkça kattığın bir mefhum-u muhalif de olabilir aşk. Kısacası demem o ki bu iki durum birbirine engelmiş veya birini seçmek diğerinden feragati gerektirir gibi lanse etmeye gerek yok. Zira aşk ile özgürleşmek de pekala mümkün ve dahi en güzeli (Aşkın neliğine dair henuz şemaları tam olarak netleşmemiş birine göre fazla iddialı mı konuştum ne?).

Velhasılı kelam, sözlerimi noktalarken halihazırdaki samimi havaya güvenerek şöyle bir itirafta bulunayım, kitabı şu sıra okumuş bulunmamın sebebi aslında kendime bir çeşit bibliyoterapiydi. Öyleyse sormak lazım gelir: bu arayış Adine'nin mı, Salome'nin mı yoksa benim mı arayışımdı..?
80 syf.
·1 günde·10/10 puan
Ah benim güçlü kadınım Lou, Nietczsche'nin sana aşık olması ne kadar doğal!
Kitaplarına hayranlığım seni tanıdıktan sonra dahada arttı.İçten saf duygularını düşüncelerini böylesine doğal anlatımla
bize geçirmen dışında ;Bennonun dayatma ve zorlama hayatına karşılık aşktan gözü dönen, kendi duygularını yansıtamayan, içindeki sanat aşkını örtbas eden ve erkeğin
hükmetmesine izin veren Adine adında bir genç kız yaratmışsın bu kitabında.1800'lerin sonunda kaleme alınmış olmasına rağmen çağının çok ilerisinde olan
özgürlüğe dikkat çeken bu kitap beni derinden etkiledi.
72 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitap Adine adındaki bir kadının bir erkeğe sırılsıklam âşık olması üzerine başlıyor. Öyle bir aşk ki bu, kadın o erkekten başka hiçbir şey düşünemiyor, hayatında bazı şeylerin yokluğunu bile fark etmiyor. Hayatını tamamen o erkeğe adayarak yaşayıp gitmek istiyor. Tabii bu gençliğin verdiği aşk sarhoşluğu, erkeğin onu reddetmesiyle son buluyor. Adine aşkından dolayı içinde bastırdığı ressamlığa yönelip Paris'te kendisine yeni bir hayat kuruyor. Daha sonra bu yaşantısının etkisiyle düşünceleri de değişiyor. Bir erkeğin hükmünde yaşayamayacağını, kendi benliğini de koruması gerektiğini fark ediyor. Duygusal yönüme hitap ettiği için kitabı çok sevdim. Okumanızı tavsiye ederim. Bol okumalı günler :)
80 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
​Salome, kadınların birey olmalarına dair çağının ilerisinde fikirler barındıran, bugün de eskimemiş metinler kaleme alan bir yazar.
Arayışlar, bir kadının birey oluşundaki sancıları işlerken hayattaki arayışlara dair derinlikli değerlendirmeler içermekte. İnsan hayatta neyi arar? Çoğunluk mutluluğu; bazıları aşkı, sevgiyi, tutkuyu; kimileri benliğini; kimileri de amacı olan bir yaşam sürmeyi..
“Gerçekten bize ait olan bir şeyi, hiç kimse elimizden alamaz. Gerçekten bize ait olan, er veya geç bizim olur. Bu yüzden, senindi benimdi cinsinden bütün hasisçe kaygılar değersizdir. Yapmamız gereken tek şey yolumuza devam etmektir; bize ait olan birlikte gelir, bizimle beraber yürümeyeninse, bizi durdurmasına izin vermemeliyiz.”
Gerçekten bize ait olan bir şeyi Adine,hiç kimse elimizden alamaz.Gerçekten bize ait olan,er veya geç bizim olur.Bu yüzden ,senindi benimdi cinsinden bütün hasisçe kaygılar değersizdir.Yapmamız gereken tek şey yolumuza devam etmektir;bize ait olan birlikte gelir,bizimle beraber yürümeyeninse,bizi durdurmasına izin vermemeliyiz.
“Gerçekten bize ait olan, er veya geç bizim olur. Bu yüzden, senindi benimdi cinsinden bütün hasisçe kaygılar değersizdir. Yapmamız gereken tek şey, yolumuza devam etmektir; bize ait olan birlikte gelir, bizimle yürümeyeninse bizi durdurmasına izin vermemeliyiz.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Arayışlar
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053328520
Orijinal adı:
Eine Ausschweifung
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Lou Andreas-Salomé bu yapıtında bir erkeğe kayıtsız şartsız teslim olmakla, ondan bütünüyle bağımsızlaşma arasında gidip gelen bir kadının hikâyesini anlatır. Bu iki uç nokta arasında bocalama hali, yazarın kendi hayatında da başa çıkmak zorunda kaldığı bir meseledir. Artık Paris’te atölyesini kurmuş ve kendini sanatına adamış bir ressam olan kahramanı, yeniyetmelik döneminde çılgınca âşık olmuştur. Ancak daha sonra ilişkisinin son bulmasıyla girdiği yolda, sanatını yaşama mutluluğunun gençlik aşkına üstün gelmesiyle, kendini gerçekleştirme hedefine doğru şevkle ilerlemektedir. Benzer biçimde, yazarın kendi yeniyetmelik dönemine ve hatta yetişkin yaşamına da bitmek tükenmek bilmeyen bir entelektüel merak yön vermiş; duygusal tatmini bile entelektüel kaynaklarda aramıştır. Bu novellanın kahramanı da sonunda tıpkı yaratıcısı gibi kendi benliğini keşfedecek ve “katlanmayı” seçen kadınların kuşaklar boyu oluşturduğu zincire eklemlenmek yerine, potansiyelini hayata geçirerek özgürce, dolu dolu yaşamayı seçecektir.

Kitabı okuyanlar 3.065 okur

  • seher keser
  • Ekin Bayar
  • kaathelva
  • Bilge
  • Gülyar Bade Uysal
  • Serdar
  • Morfani
  • Zeyrek
  • Arda
  • Yaprak Çelik

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%2.8
13-17 Yaş
%11.2
18-24 Yaş
%38.3
25-34 Yaş
%28
35-44 Yaş
%13.1
45-54 Yaş
%4.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%79.7
Erkek
%19.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.5 (188)
9
%18.6 (200)
8
%30.4 (327)
7
%20.9 (225)
6
%6.4 (69)
5
%3.6 (39)
4
%1.6 (17)
3
%0.5 (5)
2
%0.3 (3)
1
%0.3 (3)

Kitabın sıralamaları