Friedrich Nietzsche

Friedrich Nietzsche

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
okuyor-dolu
56bin
Okunma
v3_begen_dolu
9,2bin
Beğeni
goz
225bin
Gösterim
Tam adı
Friedrich Wilhelm Nietzsche
Unvan
Alman Filozof, Yazar
Doğum
Röcken bei Lützen, Prusya Krallığı, 15 Ekim 1844
Ölüm
Weimar, Saksonya, Alman İmparatorluğu, 25 Ağustos 1900
Yaşamı
Alman filolog, filozof, kültür eleştirmeni, şair ve besteci. Din, ahlâk, modern kültür, felsefe ve bilim üzerine metafor, ironi ve aforizma dolu bir üslupla eleştirel yazılar yazmıştır. Nietzsche'nin kilit fikirlerini Apollon-Dionysos ikiliği, Perspektivizm, Güç İstenci, "Tanrı'nın ölümü", Üstinsan ve bengi dönüş oluşturur. Felsefesinin merkezini oluşturan şey, kişinin coşkun enerjisini sömüren her türlü öğretinin, toplumsal olarak ne kadar geçerli olursa olsun sorgulanarak "hayatın olumlanması"dır. Hakikatin değeri ve nesnelliği üzerine yürüttüğü kökten sorgulaması, geniş çaplı yorumların odağını oluşturur ve etkisi özellikle kıta felsefesi geleneğinde varoluşçuluk, postmodernizm ve postyapısalcılık da dâhil olmak üzere devam etmektedir. Nietzsche, kariyerine felsefeye dönmeden önce klasik filolog (Yunan ve Roma metin eleştirmeni) olarak başladı. 1869 yılında yirmi dört yaşındayken Basel Üniversitesinde klasik filoloji kürsüsüne, bu yeri alan en genç kişi olarak atandı. 1879 yazında, hayatının büyük bölümünde kendisine dert olacak olan sağlık sorunları yüzünden istifa etti. 1889'da kırk dört yaşında zihinsel yetilerinin tamamının kaybıyla sonuçlanan bir çöküş yaşadı. Çöküşü sonraları, üçüncü devre sifilis hastalığının yol açtığı, nadir görülen bir genel pareziye yoruldu; fakat bu teşhiste soru işaretleri vardı. Nietzsche, kalan yıllarını 1897'de ölümüne kadar annesinin, 1900'de kendi ölümüne kadar kız kardeşi Elisabeth Förster-Nietzsche'nin bakımında geçirdi. Bakıcısı olarak kız kardeşi, Nietzsche'nin el yazmalarının idareciliğini ve editörlüğünü üstlendi. Förster-Nietzsche, tanınmış bir Alman milliyetçisi ve antisemitist olan Bernhard Förster ile evliydi ve Nietzsche'nin yayımlanmamış yazılarını, kocasının ideolojisine uyarlamak üzere, Nietzsche'nin belirttiği, antisemitizm ile milliyetçiliğe sert ve bariz biçimde karşı çıktığı görüşlerine genellikle ters düşecek biçimde yeniden düzenledi. Förster-Nietzsche'nin yaptığı değişiklikler sebebiyle Nietzsche'nin adı, sonraları yirminci yüzyıl bilim insanları Nietzsche'nin fikirlerinin yanlış yorumlanmasına karşı harekete geçmiş olsalar da, Alman militarizmi ve Nazizm ile birlikte anılır olmuştur. Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Friedrich_Niet...
Böyle Söyledi Zerdüşt
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Ecce Homo
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Putların Alacakaranlığı
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
İyinin ve Kötünün Ötesinde
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Deccal
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
İnsanca, Pek İnsanca 1. Kitap
ucnokta_yatay-1
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
335 syf.
·
13 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Nihilist Manifesto: Tanrı Öldü!
‘’İnsan aşılması gereken bir varlıktır.’’ (sf. 6) Bana kalırsa tek bir cümle bile bu kitabı okumak için yeterince merak uyandırıcı. Tüm insanlığın kendinden bir şeyler bulabileceği, sindirilmesi pek kolay olmayan, insanın boğazında yumru varmış hissi yaratan, mideye bir yumruk gibi inen, üstüne saatlerce hatta günlerce kafa patlatılması gereken,
Friedrich Nietzsche
Friedrich Nietzsche
’nin kendisinin dahi en derin, en tepe eseri olarak gördüğü, insanlığın ve zamanının ‘’6.000 adım ötesinde’’ diye (
Ecce Homo
Ecce Homo
sf. 79) tanımladığı bir eser
Böyle Söyledi Zerdüşt.
Böyle Söyledi Zerdüşt.
#133109015 Kitabı okuduktan sonra dünyayı algılayışınızın, çevrenizde olup bitenleri yorumlayış tarzınızın, hayata ve kendinize olan bakış açınızın değişeceğini söylemek pek mümkün. Bu yüzden, okumayı düşünen veya erteleyen kim varsa mutlaka hemen kararını değiştirip bu kitabı okumalı. Merak etmeyin, su biraz soğuk ama girince alışıyorsunuz. Kendinize yapacağınız iyiliklerin başında bu kitabı okumak geliyor, bunu unutmayın. (Tartışmaya açık.) Bu incelemede Nietzsche’nin bu eserinde bahsettiği ve üzerinde ısrarla durduğu Üstinsan kavramına, eserin içeriğine, diline ve neyi amaçladığına, Zerdüşt ve Üstinsan figürlerinin edebiyat dünyasındaki benzerlerine (
Gulliver’in Gezileri
Gulliver’in Gezileri
– Houyhnhnmler ve
Halil Cibran
Halil Cibran
Ermiş
Ermiş
), çevirisine, neden iki puanı kırdığıma ve en sevdiğim kısımlarına değineceğim. Çok yoğun, yorucu ve bir o kadar da uzun bir yolculuk olacak ama en sonunda Zerdüşt’ü anlamış olarak ayrılacağız buradan (öyle sanıyorum), kemerleri bağlayın başlıyoruz. ''Putları yıkmak eskiden beri işimin bir parçası.'' (
Ecce Homo,
Ecce Homo,
sf. 2) Kim ya bu Zerdüşt? Kim ki bizim putlarımızı yıkacakmış?
İncil
İncil
’de şöyle geçer: ‘’Buluttan gelen bir ses, “Sevgili Oğlum budur, O’ndan hoşnudum. O’nu dinleyin!” dedi.’’ — Matthew, 3:17 (Bahsedilen Oğul İsa’dır, Tanrı’nın Oğlu İsa.) Zerdüşt de kendisini: ‘’Bakın, ben yıldırım habercisiyim ve ağır bir damlayım buluttan düşen: bu yıldırımın adı Üstinsandır.’’ (sf. 10) şeklinde tanımlar. Nietzsche bu eserinde, ‘’Oğul’’ yani Hz. İsa figüründen yola çıkarak Zerdüşt’ü yaratır. Oğul Zerdüşt’tür. Ve Tanrı’yı öldürür, Zerdüşt, peygamber kisvesi altında. ‘’Tanrı öldü.’’ der. Amacı ise bütün putlarımızı, dogmalarımızı yıkıp bize Üstinsan olma yolunda bir ışık olmaktır. Kitap dört bölüme ayrılmış olup, her bölümde farklı konular üzerinde konuşmalar yapılmakta. Ve her bölümde konuşmanın sonu ‘‘
Böyle Söyledi Zerdüşt
Böyle Söyledi Zerdüşt
’’ diye bitmekte. ‘’Oysa artık bu tanrı öldü! Ey daha yüce insanlar, bu tanrı sizin için en büyük tehlikeydi.’’ (sf. 290) ‘’Tanrı öldü!’’ söylemi belki de onu Batı felsefe dünyasının en çok yanlış anlaşılan fikir adamı yapmıştır. (Yanlış anlaşılmasının en büyük sebeplerinin başında kardeşi
Elizabeth Förster-Nietzsche
Elizabeth Förster-Nietzsche
gelir. Elisabeth, abisi Nietzsche öldükten sonra ‘’Nietzsche Arşivi’’ni kurarak, abisinden kalma yazmaları biraraya getirip değiştirerek abisinin adı altında eserler yayınlar. Hatta ölümünden 8 yıl sonra yayımlanan
Ecce Homo
Ecce Homo
bunlardan biridir. Daha da derinlere gidecek olursak Nietzsche’nin yanlış anlaşılmasında büyük payı bulunan ‘’
Güç İstenci
Güç İstenci
’’ eseri de Nietzsche öldükten bir sene sonra yayımlanır. Takdir edersiniz ki, abisiyle karşıt görüşlere sahip olan Elizabeth bu eserini de Nietzsche’nin yazmalarından kafasına göre kesip biçtiği metinlerden oluşturmuştur. Bu yüzden işin sonunun Hitler’e kadar varmasının en bariz sebeplerinden birisi de Elisabeth. Olmuşa çare yok, biz yine de okumaya ve incelemeye devam edelim… Tanrı öldü. Peki, bir insan tanrıyı nasıl öldürebilir? Mümkün müdür? Nietzsche’nin en çok yakındığı konulardan biri budur. Aslında onun problemi tanrıyla veya onun olup olmamasıyla ilgili değil. Bu tanrı algısını yaratan ve dogmatik bir şekilde bu inanca bağlı yaşayan insanlarla ilgili her şey. Nietzsche dağdan indiği vakit, yani Zerdüşt, insanın aşılması gereken, kendini yenmesi ve yenilemesi gereken bir varlık olarak tanımlar. En sonunda ise Üstinsan mertebesine ulaşması gerektiğini söyler. Ve bunu da kendisine dayatılan kuralları, yasaları, ahlaki anlayışı reddederek ulaşılabileceğini söyler. İnternette dolaşan bir geyik var Nietzsche ile ilgili ‘’ahlaksal normlarınızı ekmek banarak yiyeyim.’’ diye, tam da böyle birisidir, Zerdüşt. (images.app.goo.gl/x8ZoLyZWtxdiCdou6) Tabii tüm bunları kafamızda anlamlandırabilmemiz için Nietzsche’nin üstüne basa basa mütemadi bir şekilde tekrar ettiği Üstinsan figürünü iyice kavramamız gerekiyor. Nedir bu Üstinsan? ‘’İnsan bir iptir, hayvan ile Üstinsan arasında gerilmiş – bir ip ki uzanır bir uçurumun üzerinde.’’ (sf. 8) Nietzsche’ye göre insan; evrim aşaması hayvan mertebesiyle, Üstinsan mertebesi arasında kalmış, gergin iple birbirine bağlanmış bir varlıktır ve bu sebepten ötürü insan, evrimini tamamlayıp yani ‘’kendini aşıp’’ Üstinsan mertebesine ulaşmalıdır. Bu Üstinsan figürü Hristiyanlık inancındaki Hz. İsa ile İslam felsefesindeki ‘’insan-ı kâmil’’ fikriyle de benzerlikler göstermektedir, hatta Nietzsche açık açık tek tanrılı dinlere atıfta bulunmaktadır bu eserinde. Bu da demek oluyor ki, insan yanılgılarından ve kendisine dayatılan yüceltilmiş yanılsamalardan kurtulup, kendi kurallarını akıl ve mantık çerçevesinde düzenleyip, kusurlu ve eksikli varlığını aşarak, insani yanından kurtularak Üstinsan olma yolunda ilerleyecektir, ilerlemelidir. Şayet ki insan daimi olarak kendini alt edip, kendi yolunda ilerlemeye devam ederse; yolun sonunda Üstinsan’a ulaşabilecektir. Daha da basite indirgeyip metaforlarla anlatacak olursam, bir dağ düşünün her şeyden önce. Çıkıntılı, bol kayalı, eğimi yüksek, tırmanması çok zor bir dağ düşünün. İşte bu dağ, bizim hayatımız. Gelin bu dağa, yamacına doğru bir gezintiye çıkalım. En aşağıda koyunlar var. Bu koyunlar ne yapar, düşünmezler, bu yüzden de sorgulayamazlar. Sadece melerler, ot yerler. Yönetilmeyi severler, çobana ihtiyaç duyarlar ve kurda yem olurlar en sonunda. Gelin biraz yukarı çıkalım, geçelim şu koyunları. Bunlar gibi olmayı uzun süre önce zaten bıraktık(mı acaba?) Biraz daha yukarı da ise insan var, yani biz. İnsan ne yapar, düşünür ama nadiren sorgular hatta neredeyse hiç. Biz de yönetilmeyi severiz. Türlü türlü dogmatik inançlarımız vardır. Belki de hayvandan tek farkımız düşünebilmemizdir. Evet, en tepeye geldik. Karşımızda Zerdüşt, kendisi İdeal insan tipinin bir alt seviyesi. İnsanlara Üstinsan olmanın yollarını anlatmakla meşgul. Kendisinin de zaafı var (Bölüm IV’te anlatılıyor) o yüzden Zerdüşt’ü de geçip biraz daha üstteki Üstinsan’a varmalıyız. Yol biraz meşakkatli, haklısınız. Ama işte karşımızda, Üstinsan. Kendisi düşünür, sorgular, ölçüp biçer, yargılar. Her şeyi akıl ve mantık süzgecinden geçirir ve öyle sonuca varır. Kendi kurallarını kendisi belirler, kendi kendini yönetir. Almaktan çok vermeyi sever. Kendisine dayatılan ve toplumda hüküm süren her fikri, değeri, inancı, görüşü reddeder ve iyiyi-kötüyü kendi düşünce süzgecinden geçirir. Geleneksel ahlak anlayışını yok saymalı, ahlak ve değer denen kavramları kendisi düzenlemeli. Gerektiği yerde acı çeker hatta acıyı benimser, ama neşelidir yine de, cesurdur ve kendini geliştirmeye ve başarıya açtır… Umarım aklınızda biraz da olsa bir şeyler oluşmaya başlamıştır. Gelin devam edelim… İnsanı, Nietzsche’nin de dediği gibi gergin ipin üstündeki bir cambaz gibi düşünün, aşağı düşmek kolay bir iş, peki ya yukarı çıkmak? Zordur, Üstinsan olmak gibi… ''İnsancıllığım sürekli bir kendini aşmadır.'' (
Ecce Homo,
Ecce Homo,
sf. 19) Üstinsan olmak, kendini aşmak nasıl zor ise, bu kitabı da bir lokmada yutuvermek bir o kadar zordur. Anlamak külfetlidir, anlayıp da o fikri kendi gerçekler dünyamıza sokmak ayrı külfetlidir. Zerdüşt gibi konuşacak olursam. ‘’Anlamak başka, anlamlandırmak başka…’’ Bu yüzden kitabın alt başlığı Herkes ve Kimse İçin Bir Kitap’tır. Bu kitabı okuyup, hiçbir şey anlamayabilirsiniz. Veyahut Zerdüşt’ü sadece inatçı, kendine buyruk, ateist bir adam olarak tanımlayabilirsiniz. İşte bu yüzden bu kitap ‘’Kimse İçin Bir Kitap’’tır. Ama insanın kendisini aşması için gerekli bilgileri ve fikirleri içerdiğinden, herkesin okuması gerekir. İşte bu yüzden de bu kitap ‘’Herkes İçin Bir Kitap’’tır. #133117898 Nihilizmin kutsal kitabı olarak adlandırmak istiyorum bu kitabı, her ne kadar bu eserin ana fikrine ve fıtratına ters düşecek olsa da. Diline gelecek olursam, bu incelemede benim de kullandığım gibi birçok devrik ve anlaşılması zor cümle bulunuyor kitapta. Bunun sebebi ise Nietzsche’nin eseri şairane bir dil ile yüksek dozda alegori ve benzetme kullanarak düzyazı şeklinde yazmış olmasıdır. Boş, zırva kişisel gelişim kitaplarını sadece bir cebinden çıkaracak olan bu kitap, gerek edebi, gerek felsefi anlamda birçok aforizma içermekte. Her gece açıp bir bölüm okunacak başucuna koymalık bir kitap niteliğinde adeta. Hala çağının ötesinde bir kitaptır, şaheserdir. Ve her okunuşta farklı anlamlar çıkacağına eminim, bu yüzden bir 5 yıl sonra bu kitabı tekrar okuyacağım. (Ölmez, sağ kalır isek, bu inceleme de kendini güncelleyecektir.) ''Benim de zamanım gelmedi henüz, bazıları öldükten sonra doğar.'' (
Ecce Homo,
Ecce Homo,
sf. 41)
Jonathan Swift
Jonathan Swift
’in
Gulliver’in Gezileri
Gulliver’in Gezileri
’nde, Gulliver, Yahoo’lar ile Houyhnhnm’lerin kaldığı ülkeye ziyarete gider. Yahoo’lar insan şeklinde kavgacı ve yozlaşmış köle varlıklardır. Zerdüşt’ün anlattığı ‘’İnsan’’ tipine denk gelir. Houyhnhnm’ler ise bilgin, kendini geliştirmiş ve mantıklı atlardır. Örneğin bu atların dilinde ‘’yalan’’ kelimesi yoktur ve mantık çerçevesinin dışına çıkamazlar. Bu bağlamda Houyhnhm’leri ‘’Üstinsan’’ figürü ile bağdaştırdım kendimce. Onun dışında, Zerdüşt bana
Halil Cibran
Halil Cibran
’ın
Ermiş
Ermiş
adlı eserinde ‘’zamanının şafağı, seçilmiş ve sevgili El Mustafa’’ figürünü anımsattı. Zerdüşt, insanlara doğru yolu göstermeye çalışırken, El Mustafa’nın Orphalese halkına seslenişi canlandı gözümde. Aralarındaki tek fark, Mustafa’nın tek tanrılı bir dinî inanışa sahip olması ve Zerdüşt’ün herhangi bir inanışa sahip olmamasıdır. Eğer bu eserleri okuduysanız, bir çağrışım yapabilir umarım sizlere de. ''Beni anlamıyorlar: ben bu kulaklara göre ağız değilim.'' (sf. 31) Şimdi böylesine harikulade bir eserden 2 puanı neden kırdım ona gelelim. Tabii ki de Nietzsche’nin kadınlarla ilgili hiç de hoş olmayan, nobranca, ikinci el ve üçüncü sınıf söylemleri yüzünden. Tabii bu bayağı söylemlerinin ardında her ne kadar bana göre saçma olsa da kendince sebepleri yatıyor. Rus asıllı bir psikanalist ve yazar olan
Lou Andreas-Salomé
Lou Andreas-Salomé
’nin, zamanında
Rainer Maria Rilke,
Rainer Maria Rilke,
Lev Tolstoy,
Lev Tolstoy,
Sigmund Freud
Sigmund Freud
ve hatta Nietzsche’nin de yakın dostu olan Paul Ree gibi isimlerle arasında aşk dedikoduları çıkmış, Nietzsche’yi de kendine âşık etmeyi başarmıştır Salomé. (Kendisinin Nietzsche ve onun yakın arkadaşı Ree’yi at gibi kamçılarmış gibi yaparken fotoğrafı meşhurdur, alfa bir ablamız yani :D images.app.goo.gl/ijkvCpUFeGC7Pp6VA ) Ama özgürlükçü ve buyruk tanımayan bir kafa yapısına sahip olan Salomé tüm bu aşk tekliflerini reddetmiştir. (Bu tarz magazinsel olaylar ilginizi çekiyorsa, tam da bu konuyu ele alan
Nietzsche Ağladığında
Nietzsche Ağladığında
da okunabilir, ben de okuyacağım :D) Neyse, bu başarısız aşk girişimi ve reddediliş sonrası bizim pos bıyıklı zaten akıl hocası
Arthur Schopenhauer
Arthur Schopenhauer
’den kalma ‘’kadın düşmanlığı’’nı daha da bileylemiştir. Son durağı hezeyana hatta deliliğe kadar varacak olan bu duygu durumları şu satırlara gebe olmuştur ve benden de eksi puanı almaya hak kazanmıştır: ‘’Kadınlara mı gidiyorsun? Kırbacını unutma!’’ (sf. 61) İncelememin son kısmında, kitabın en sevdiğim bölümlerinden ve çevirisinden bahsetmek istiyorum: En sevdiğim ve mutlaka irdelenerek okunmasını düşündüğüm yerler: Erdemin Kürsüleri Üzerine (I. Bölüm) Yeni Put Üzerine (I. Bölüm) Pazaryerindeki Sinekler Üzerine (I. Bölüm) Aynalı Çocuk (II. Bölüm) Zehirli Örümcekler Üzerine (II. Bölüm) Önünden Geçip Gitmek Üzerine (III. Bölüm) Üç Kötü Üzerine (III. Bölüm) Eski ve Yeni Levhalar Üzerine (III. Bölüm) Krallarla Konuşma (IV. Bölüm) Hizmet Dışı (IV. Bölüm) Benim okuduğum edisyon Tükiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın Hasan Âli Yücel Klasikler Dizisi’nden çıkma
Mustafa Tüzel
Mustafa Tüzel
çevirisiydi. Yani bazı cümleleri birkaç kez okumak zorunda kaldım, zaten çevirisi çok zor olan bir kitap kendisi. Mustafa Tüzel çevirisi dışında, benim bir sonraki Zerdüşt okumamı da yapacağım, Pinhan Yayıncılık’tan çıkma
Ahmet Cemal
Ahmet Cemal
çevirisi de önerilenler arasında, kendisini
Körleşme
Körleşme
çevirisinden de tanıyoruz. Nietzsche’yi ve eserlerini daha iyi anlayabilmek adına benim size verebileceğim tavsiye Nietzsche’nin hayatına dair okumalar yapmanızdır. Otobiyografik tarzda yazılmış
Ecce Homo,
Ecce Homo,
Nietzsche’yi anlamak için büyük bir nimet. Kendi eserlerinin tek tek ‘’özünü’’ ve nasıl-neden ortaya çıktığını anlatıyor bu yapıtında da. Hayatı, kendini tanımak ve onu aşmak isteyenlere keyifli okumalar diliyorum! Ama yine de unutmayın ki: ''İflah olmazlara hekim olunmaz, bu yüzden geçip gitmelisiniz.'' (sf. 209) Böyle İnceledi, Kayaberk.
Böyle Söyledi Zerdüşt
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.3/10 · 26,1bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Selvi
ucnokta_yatay-1
335 syf.
·
7 günde
·
Puan vermedi
Friedrich Nietzsche bizi üstinsan olmaya çağırıyor
Friedrich Nietzsche ye ait sanatsal ve felsefi bir kitap olması yanında türünün ilk örneğidir. Vaktinde kabul görmemiş çok eleştirilmiştir. Şimdiki zamanın modern toplumunda okuyanlardan kimisi beğenirken kimisi saçma bulmaktadır. Kitap boyu anlattığı üstinsan olmak doğrusu büyük sabır gerektiren birşey. Kitap okudukça inatlarınızı, kurallarınızı yontabilir. Daha bi ılımlı, sakin hale getirebilir sizi. Ama etrafınız değişmiyor. Tuhaf tuhaf, yan yan bakıyorlar bu değişiminize. Kitabı okuduktan sonra dünyaya bakışımın ve dünyayı algılayışımın hedeflerimin değiştiğini söylemem mümkün. İnsan psikolojisini çok net bir şekilde gözler önüne serilmiş bazı bölümlerini anlamadığım ve anladığım bölümleri çok beğendiğim için bi kaç kere daha okuyacağım güzel bir kitap. Okuduğum en güzel kitaplardan biri diyebilirim. Keyifli okumalar dilerim.
Böyle Söyledi Zerdüşt
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.3/10 · 26,1bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
120 syf.
·
2 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Ecce Homo
Bu kitabı neden okumalısınız? Nietzsche’nin Zerdüşt’ünü, Putlarının Alacakaranlığını, hayatının olumlu ve olumsuz anlamda(!) mihenk taşı sayılan Alman besteci Richard Wagner ile önce sevgi- sonra derin bir nefret muhteva eden münasebetini kendi ağzından dinlemek isteyenler için mükemmel bir giriş kitabı Ecce Homo! Kitap en az Zerdüşt kadar çarpıcıydı. Bitirdikten sonra bile beynimin arka planında sürekli söylemleri dönüp durdu bütün gün. Kitabın ismide oldukça çarpıcı Ecce Homo (Latince: "İşte (bakın) İnsan") dövülmüş, bağlanmış ve dikenlerle taçlandırılmış İsa'yı öfkeli ve nefretli kalabalığa sunan Pontius Pilatus tarafından İsa'yı kastederek söylenmiş vurgulu cümle. Bu çarmıha gerilmeden kısa süre önce yaşanmıştır. Kitabın adıyla içeriği çok uyumlu... Nietzsche’nin yazdığı son kitabıdır ve fakat ilk okunması gereken kitabıdır şahsi kanaatimce. Kitabın bölüm başlıklarında Nietzsche’nin kendisine methiyeler düzdüğünü ("neden böyle bilgeyim, neden böyle akıllıyım, neden bu kadar iyi kitaplar yazıyorum" ) görmek şaşırtıcı olmadı:) Almanlar için ve Hristiyanlık için söylediği sözler ise zehir zemberek. Örneğin : “- dinler ayaktakımı işleridir, dindar insanlara dokunduktan sonra ellerimi yıkamam gerekiyor” demesi... İmmanuel Kant ve Leibniz için Avrupa’nın ayakbağı demesi, Descartes’i ve Stendhal’i sevmeside dikkatimi çeken detaylardan oldu. “Kişi nasıl kendisi olur?” sorusunun cevabını ise şu satırlarda saklı olduğunu düşünüyorum; bütün ideallere sırt çevirerek. Çünkü Nietzsche’ye göre ; “Yanılgı (-ideale inanmak-) körlük değildir. Yanılgı korkaklıktır. Keyifli okumalar
Ecce Homo
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.0/10 · 6,2bin okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
352 syf.
·
10/10 puan
İnsanca Pek İnsanca
Uzun ve emek isteyen incelemeler yazmaktan kaçınışımı şu anda çok saçma buluyorum. İnternette bir sitede 10-15 sayfalık bir inceleme yazarken harcayacağım emek bana bu denli yorucu geliyor ise gelecekteki karanlık dönemlerde,yıllarca aynı eser üzerine,aynı konu üzerine çalıştığım dönemlerde ne yapacağımı bilmiyorum. Anlaşılan ben de o yılmama becerisini yitirenlerin bir üyesiyim.Tam anlamıyla bir Z kuşağı ferdi olmaktan kurtulmazsam,gelişimimin sürekliliği bitecek ve de yitirilmiş binlerce yetenekten biri halini alacağım. İnsanların hep aynı eylemlerde bulunması ve karakterinin önüne geçememesinin nedeni kendinden ve böyle olmaktan haz duyma isteğidir,kendileri olmaktan haz duymaya yönelik arzuları,her şeyin önüne geçiyor.Hata yaptıkları vakit hatalarını kabul etmiyor oluşları bunun en basit örneğidir,bahane bulmakta ve hikaye anlatmakta bu denli uzmanlaşmış olmaları,geleceklerinin de geçmişleri kadar aptalca olacağı korkusudur. İstedikleri kadar ileride şu anda olduklarından farklı biri olmayı arzuladıklarından söz etsinler-bu kendini geliştirme düşüncesini de bir yerde boşa çıkarıyor- dönüp dolaşıp karakterlerinin özünde ne var ise oraya dönüyorlar insanların neredeyse tamamı. Bunun ne denli kaderselci bir noktaya götüreceğini ve her şeyin belli bir yazgıda gerçekleştiği düşüncesine sürükleyeceğini söylemek gerekir. Her şeyin yazgıya bağlı olması ve eylemlerde özgürlüğün bulunmadığı düşüncesi de hayvanlara karşı merhametli olmamızı sağlayan,onları kötülüklerinden dolayı nefret etmememizi sağlayan masumiyete varıyor. Aynı zamanda güçsüzlüğe de elbette. İnsanlar değişmek için çabalamıyor,hayatları boyunca neredeyse hiç ama hiç değişmiyorlar.Bu yazgının esaretinin bitmesi imkansız gözükmeye başlıyor gözüme. Ne vakit bir konuda düşüncelerimi ciddi anlamda değiştirsem içimde eski düşüncelerime geri döneceğime dair bir his oluyor. Gerçekten de çoğunlukla bu böyle de oluyor,dönüp dolaşıp aynı yerlere geliyorum,bir labirentin içerisinde sıkışıp kaldığımı hissediyorum ve buranın bir çıkışının olmadığı gerçeğiyle karşılaştığım anda da eriyip gidiyorum. Nietzsche hakikat tanrıçasına çıplak gözle baktı ve tam da bu yüzden eridi gitti. ''...bu yüzden insanın gördüğü hakikatler yüzünden eriyip gitmesi tehlikesi doğar..ama acı çekmeden de insanlığın bir önderi ve eğiticisi olunamaz;ve bunu denemek isteyip de artık o temiz vicdana sahip olmayanın vay haline!'' Onun bu denli magazinsel olmasının nedeni bu hakikatleri çıplak görmüş olduğunun kanıtının apaçık karşımızda duruyor oluşu,eriyip gidişi.Bu denli ilgi çekici olmasının altında yatan temel sebebinin onun düşünceleri ile yaşamı arasındaki uyumluluk olduğu söylenir sıklıkla.Evet bunun payı çok büyüktür ancak bir de bu hakikati görmüşlüğün kanıtı olan delirmesi vardır karşımızda. İnsanlığın kendi özlerinden başka şeyi umursamayışları ne de çok vakit kaybettiriyor onlara. Bir başka aforizmasında,bin yaşında birinin sabit bir karakterinin olamayacağından ve sonsuz değişkinliğe sahip olacağından söz ediyordu Nietzsche. Buradaki temel kaynak,değişebilmenin,değişime direnmemenin kaynağının bilgelik olması.İnsanların dışarıdan gelen hakikatleri kavrayabilmesi için ya kendi geçmişleri ve şu anki düşünce yapıları ile uyumluluk arz ediyor olması gerekir o yeni düşüncenin veyahut da yüzlerce kez tekrarlanıp,kişinin kafasına zorla kazınması gerekir.Tekrar tekrar yüzüne çarpıldığı halde gerçeği görememiş olan insanlar,düşüncelerinin esnekliği ile sıkça övünebiliyorlar. Hayır,üzgünüm bu genç yaşta da yaşlılıkta da imkansıza yakındır.Yaşlılıkta ölüme yakınlık nedeniyle bu geçmişe sıkı sıkı tutunma baş gösterirken,gençlikte ise elbette cehalletten kaynaklanır bu elindekine fazla paha biçme durumu.En çok gurur içi en boş olanda bulunur. Bu düşünce sıkça söylenir,okudukça cahil olduğunuzu fark ettiğiniz söylenir. Elbette psikolojide de hastalığınızın kabulünün,hastalıktan kurtulmanın ilk şartı olduğu söylenilir. Değişebilmek için bilgi gerekli. ''...Hayvanın insan olduğunun ilk belirtisi,eylemlerinin artık esenlikle değil kalıcı olanla ilişkili olması,yani insanın yararlı ve amaca uygun olmasıdır: o zaman önce aklın özgür iktidarı ortaya çıkar...'' Öncelikle Nietzsche'nin Dionysoscu olmasını-söylenen her şeyin açıklanılıp,her şeyin daha da uzun uzadıya anlatılması saçma olurdu bu yüzde Dionysoscu demekte bir sakınca görmedim.-hep yanlış algılamaya meyilli olduğumu fark ettim. Apollon'un akılcılığından faydalanmayı bir kenara bırakmam gerektiğini ve yalnızca sanatla ve zevk u safâ içerisinde yaşamak ile uğraşmam gerektiğini zannetim. Kalıcı olan için çabalamak apaçık Apolloncu Avrupa'nın da sahip olduğu bir arzudur,hatta en temel arzusudur sonsuzluk.Tenselliği,fiziksel olan her şeyi yok etmek ve tinsel olmak isterler,sonsuz olmak isterler.Bakınız ölümden sonra bırakılan iz,anlatılan hikayeler,yazılan yazılar.Bunların hiçbirisinde birey,insan yoktur,insanın tinsel boyutu vardır,tinsel olarak yaşamayı sürdürmesine rağmen,Apolloncu anlamda yaşamayı sürdürmesine rağmen Dionysoscu anlamda yaşam yoktur.Kendimde de iz bırakmaya karşı arzunun yok olduğunu fark ettim zaman içerisinde ama bir türlü çözemedim bunun neden olduğunu.Daha sonrasında kafama dank etti,bu iki farklı yaşam biçimi. Birinde düşüncelerim ve yaratımlarım varlığını sürdürecek iken,diğer cennet tasvirinde maddi varlığımda-tinsel olmasına karşı maddi olan varlık diyebilirim- yaşamını sürdürmeye devam edecekti.Dinsiz olduğum dönemde tinsel varlığımın sürmesi bana yeterli geliyordu,dine girmekle birlikte ise farklı bir sonsuzluk modeli karşıma çıktı bu sefer maddi varlığım da -esas olarak bilincim de - varolmaya devam edecekti.İz bırakmaktaki eksiklik tam olarak buydu işte! Ben yoktum orada... ve bir anlamda vardım da . En kötü yanlarımdan,fiziksel zaaflarımdan arınmış biçimde varolabilme şansını sunmakta bana bu Apolloncu sonsuz yaşam fikri. Shakespeare'in bomboş geçirdiği günler artık yoktur.Ergenliğinde mastürbasyon yapıp,pişman olduğu günleri hayal etmeyiz bile çoklukla.Aptalca hataları,kötü tiyatro taslakları...Artık o gerçekten mükemmeldir.Bütün zayıflıklar bedene aittir,kalıcı olana geçişte-kalıcı olana geçişin tek yolu da tinsel olana geçiştir,kalıcı olan ile aynı anda.Çünkü bedenin zaafları ile sonsuza kadar sürmek elbette mümkün değildir,sonsuza kadar dışkılayamazsınız.-mükemmelik saklıdır.Ölünün arkasından garip biçimde hep iyi konuşulmasının da sebebi bu geçiştir belki de,artık onun suretini görmüyor olmak,onun zaaflarını kapatır..ancak bu yalnızca geçmişte mümkündü-geçmişte de potansiyel olarak mümkün.- Eserler ile sonsuzlaşıldığında kusurların örtülmesi günlüklerin açığa çıkması ya da kirli düşüncelerin bulunduğu denemelerin bulunması ile bozulabilir.Kusursuz bir imaj çizilebilmesi için paylaşılacak kadar çöpe atılacak da bulunmalıdır elde ve bunlar okura sunulmamalıdır-tabii bu da şahsın eserlerinin insanlaşmasının önüne geçiyor.Külliyatınızın kanlı canlı bir insan olması için çıraklık eserleriniz ve kirli çamaşırlarınız şarttır.Bunlarla sizi okuyan,yolunu çizmek için uğraşan okura yardımcı olabilirsiniz ve onun ''eğitici''si olmayı başarırsanız sizi şükranla anar. Shakespeare hayranı sürüyle yazar bulunsa da onun dizinin dibine oturmuş,öğütlerini dinliyor olarak kendisini hayal edenler çok azdır zannımca. Onun da okuduğu Montaigne ise samimiyeti ve ''eğitici''liğiyle çok daha yakın hissettirir kendine.Okurun yazara bağlanması ile okurun yazarı mükemmel görmesi farklı şeylerdir ve kusurların dürüstçe gözlerine serilmesi ile okurun kusurlara hayran kalması mümkündür. ''Corriger la fortune--kaderi düzeltmek--Büyük sanatçıların yaşamında öyle kötü rastlantılar vardır ki ** olabilmektedir,ihtimal dahilindedir demiyor,vardır diyor. ** örneğin bir ressamı,en önemli resmini sadece geçici bir düşünce olarak taslak halinde çizmeye zorlarlar ** Delirme,sağlığını yitirme ve ölme lanetleri.Sanatçıların yaşamları hiçbir yaşamın işlerin tamamlanması ile birlikte bitmediğini gösteriyor ve yeni gelen insanların da acele etmesinin zorunlu olduğunu kanıtlıyor.Başyapıtlar üretilemiyor,yıllardır kafaların içerisinde olgunlaştıran,zihnin ana teması olan düşünceler yaratıma dönüştürülemeden göçülüp gidiliyor.Bu hayatlara bakıp yalnızca feyz almak gerekiyor zannımca..35 yaşında ölecekmiş gibi yaşamak gerekiyor..44 yaşında delirecekmiş gibi yaşamak gerekiyor. Ancak bu salt kötü bir durum da değil,yeni gelen sanatçıya ustasının işini tamamlayabilmesi için fırsat çıkmış oluyor.**,ya da örneğin Beethoven'i bazı büyük sonatlarda (büyük si bemol majör sonatındaki gibi) sadece bir senfoninin eksik piyano özetini arkada bırakmaya zorlamıştır ** bu kötü raslantının yalnızca ve yalnızca işini bitirememiş olmak olduğunu anlamış olduk.**. Böyle durumlarda,daha sonra gelen sanatçının,büyük sanatçının yaşamını sonradan tashih etmeye çalışması gerekir ** bu kederli iş aynı zamanda inanılmaz mutluluk verici de..en azından benim açımdan böyle.Bir şeyler üretmek konusundaki başarısızlığın aksine bahaneler üretmek konusundaki başarımızın bastırılmasına çok yardımcı olur bu tashih etme işi.Herkesin hayran olduğu biri vardır o biri de illaki bir işini yarım bırakmıştır.Etrafı kolaçan etmeli,onun mirasını sahiplenmek isteyen başka birileri var mı diye..ya da varmıymış gibi diye.Usta ile çırağının arasındaki zaman farkı da çok önemlidir bu miras devri konusunda.Ustanın ölümünden otuz sene sonra gelmiş biri 150 sene sonra gelmiş birinden daha şanslıdır bu konuda.Rakipleri daha az değilse bile,tamamlama işi çoktan yapılmamıştır en azından.Bu işin de başkaları tarafından kapılıp kapılmadığına bakarken ustanın büyüklüğü hatırlanmalı..onun işini tamamlamak o kadar kolay mı ? ** : örneğin Beethoven,tüm orkestra etkilerinin bir ustası olarak,piyanoda ölmüş görünen o senfoniyi yaşama döndürecek olsaydı nasıl yapardı ? ** İşte ustanın işinin tamamlanmasının zorluğunun ikinci sebebi.Usta öldü ve artık konuşmuyor,yeni bir şeyler üretmiyor.Zaten onun ürettiği her şeyi yalayıp yutmuş olmanıza rağmen,onun taslaklarını da dikkatle incelemiş olmanıza rağmen,onun ne isteyeceğinden emin olamazsınız. Ustanıza saygınız da onun yaratımını olduğundan uzak bir yere çekmenizin önüne geçer.Yine de eğer onun yarattıklarını kendini sanki sizin için yaratılmış gibi kavrayabiliyorsanız-Nietzsche,
Eğitici Olarak Schopenhauer
Eğitici Olarak Schopenhauer
'de onun yazdıklarını kendisi için yazılmış gibi anladığından söz ediyordu.Benzer kader,benzer karakter ve uzaktan bir bakışla onun yaratımını çok daha ileri boyuta taşımak mümkün.Ondan çok daha uzak zamanda gelmiş olmak_ki ustanız kim olursa olsun muhtemelen sizden epey uzaktadır çünkü çırağı olunası insanlar en azından elli yıldır çıkmıyorlar._ yorumun,yorumunun yorumunu görebilme ve çok daha geniş bir açıdan bakabilme fırsatı sunuyor.Onun varisi olmak için taht kavgasına girmek değil amacımız,onu özümseyip,daha iyi bir noktaya taşıyabilmek.- onun yarattıklarını tam tersi bir yöne çekmeniz de mümkün..sonuçta bir filozof,bugün ölümüne savunduğu bir felsefenin,ateşli bir düşmanı olabilir yarın.Bu nedenle ustanın savunduklarından farklı düşünceleri savunmak -gerçekten o düşünceler olgunlaştırıldıkları vakit- ustaya saygı göstermenin daha iyi bir yolu olacaktır. ** '' - - Kitabın tümünü inceleyemeceğimden ötürü hangi kısımları almam gerektiği konusunda kararsızlık yaşıyorum.Kitabı okumamış birinin seçtiğim bölümleri kitabın tümüymüş gibi ele almasının,kitabı yanlış tanımasına neden olacağını belirtmeliyim.Bu açıklamayı başka incelemelerde de yaptım ancak bunu yalnızca kendi incelemelerim ve onların uzunluğu ile alakalı olarak söylemiştim.Bu sefer,bu düşünceyi genişletiyorum..internette bulacağınız kitap incelemelerinin tümü *kitap/video fark etmez* kitabın çok yüzeysel bir kısmını size gösteriyor ancak kitabı görmemiş olmanız,kitaptan elde edilebilecek her şeyi elde ettiğinizi ve de kitabı tamamen kavradığınızı zannetmenize neden oluyor.- Kitaplarında okuduklarımla Nietzsche hakkındaki söylentilerin büyük çoğunluğunun yanlış olduğunu anladım..özellikle onun bir nevi mistik bir düşünür olduğunu ve akıldan ziyade sezgiyle konuştuğunu,bilimden çok sanata değer verdiğini duyuyordum ve de onun doğuştan gelen dehaya ''inandığını sanıyordum.Tabii bu onu kavramayan insanların hakkındaki atıp tutmalarından ibaretmiş. ''Zanaatın ciddiyeti. - Yetenekten doğuştan gelen kabiliyetten söz edip durmayın ! Pek yetenekli olmayan her türden büyük adam sayabiliriz ! ** Şu anda bile insanların bir konudaki başarısızlıklarını,yeteneksizliklerine atmalarının yanlışlığını kanıtlamış olduk.Pek de yetenekli olmayan büyük adamlar,yeteneğin ne kadar abartılıyor olduğunun kanıtıdır. ** Ama onların farkında olan hiç kimsenin,eksiklerinden söz etmekten hoşlanmadığı nitelikler sayesinde ** Çalışkanlık,dayanıklılık ve hayıflanmama huyu.Yeteneksiz olduğunu bir bahane olarak göstermeme ve hiçbir zaman bahanelere sığınmama.Başarılı olmak zorunda oldukları düşüncesi,başarılı olmak istedikleri konuda yetenekli olup olmadıklarına bakmayacak kadar o konuya bağlı olmak,başarılı olmama durumuna ihtimal vermemek.** : büyük oldular,(denildiği gibi) ''dahi'' oldular ** yani dahilik yalnızca salt yetenekten ve ''kendinde varoluştan'' ibaret değil,bir oluş sürecinin ürünü.Dahilik birden bire ortaya çıkan bir şey hiç değil. ** ,bu adamların hepsinde de büyük bir bütün yapmaya girişmeden önce parçaları mükemmel yapmayı öğrenen mahir zanaatçı-ciddiyeti vardı ** İşte,iştee,işteee..kısmen yetenekli ya da gerçekten yetenekli insanların bir çoğunun hiçbir şey olamayacak olmalarına sebep olan,o parçalardan bütüne ulaşma ya da doğrudan bütünden başlama ayrımı.** : hiç acele etmezlerdi bunun için ** işin hızda olmadığını anlamak için Hegel'e bakmak gerekir zannımca.Felsefe tarihinin belki de en ''mükemmel'' düşünürlerinden biridir.Ancak aşırı ağırkanlı,hantal bir adamdı.Böyle bir adama bakıldığı zaman,insan bu gibi birinin nasıl mükemmeliğe ulaşmış olduğunu sorgular..bu kadar yavaşken? Hızın bu konudaki en önemsiz şey olduğunu fark etmek gerekir,heyecanlı olmaktan da uzak durmak gerekir..yalnızca bütüne olan düşkünlüğünü bastırmak değil,parçalarla uğraşmaktan,ikincille uğraşmaktan keyif almayı öğrenmek gerekir.Aynı zamanda karakteristik özelliklerinden biri olarak da ''hiç acele etmezlerdi bunun için..'' demesi de bunun her biçimde hızlı değil yavaş gerçekleştiğini kanıtlar.Mükemmelin yaratımı cerrahlık veyahut da oymacılık gibi görülmelidir.Keskiler,bıçaklar hızlı hareket ettirilirse,dikkatsiz davranılırsa her şey mahvolur..her şey ince ince hesaplanmalı ve en ufak detaylar bile kaçırılmamalı.Hızlı giden bir araçta kocaman ağaçlar bile net görülemez. ** , çünkü göz kamaştırıcı bir bütünün etkisinden çok,küçük,ikincil olanı daha iyi yapmakta daha büyük bir zevk alırlardı.Örneğin iyi bir öykücü olmanın reçetesi kolaylıkla verilebilir ** İşte sorun tam da burada başlıyor.İnsanlar büyük ürünlerin mucizevi reçetelerle ortaya çıkacaklarını,ilaçlarının Kaf dağının eteklerinden alınması gerektiğini sanıyorlar,oysa işin özü oldukça basit.Sıradan bir ahşap ustasından pek de farklı değil yapmanız gereken şey. ** ama bunu uygulamak 'Bende yeterince kabiliyet yok.' denildiğinde görmezden gelinen nitelikler gerektirir ** Açıkçası en azından kendim adına,büyük bir insan olma yolunda çalışkan olmanın zeki olmaktan daha önemli olması bana daha korkunç geliyor.Evet,ilk anda ''acaba yetenekli miyim? ''sorusunun sorulmasının önüne geçerek büyük bir rahatlama sağlıyor ama daha sonrasında herkesin şartlarının eşit olduğunu ve en çok çalışanın tarih sahnesine çıkmaya hak kazanacağını fark ediyorum,yeteneğime güvenim yok oluyor ve daha hırslıların beni geçmesi korkusu içimi kaplıyor.Ben yatarken,depresif ve doğal olarak bomboş takılırken birileri canını dişine takıp çalışıyor.Çalışmadan ziyade doğuştan yeteneğin önemli olduğu bir dünyada bu hırslıların varlığı beni rahatsız etmeyebilirdi ancak önemli olan şeyin yetenek değil çalışma olduğu bir dünyada,düzenli ya da çalışkan biri olamıyor olmak beni kahrediyor. Hatta yetenekli olmamanın,çalışma fitilini ateşleyebilme özelliğine de nadiren de olsa sahip olması ve en çok çalışanların genelde pek de yetenekli olmayanlar arasından çıkması daha da büyük strese neden oluyor. Tembellik ediyor olmana kızarken,daha da fazla tembellik ederken buluyorsun kendini. ** Öyküler için hiçbiri iki sayfadan uzun olmayan yüzden fazla taslak yazmalı ** Evet,tek taslak bile kullanmadan yayınladığım gırla inceleme geliyor akla hemen. ** ama öyle kolay anlaşılmalı ki bunlar ** kelimeleri mükemmel seçebilir hale gelmekten ve seçmekten söz ediyor. ** ,içlerindeki hiçbir sözcük gereksiz olmamalı;en özlü,en etkili biçimini buluncaya kadar her gün anekdotlar yazmalı ** sayacağı tüm yöntemlerde tembelliğe ve mızmızlanmalara yer olmadığını göreceksiniz. ** , insan tiplerini ve karakterlerini toplamaktan ve betimlemekten yorulmamalı,her şeyden önce olabildiğince sık anlatmalı ve anlatılanları dinlemeli ** anlatılan şeylerden ziyade anlatım biçimine ve kişinin,anlattığı şeyle iletişimiyle ilgilenilmesi gerektiğini düşünüyor. ** ,öteki kişilerin üzerindeki etkiyi anlamak için dört açmalı gözlerini ve kulağını;bir manzara ressamı ve kostüm tasarımcısı gibi gezmeli,tek tek bilimlerde,iyi serimlendiğinde sanatsal etkiler yapan ne varsa özetlemeli ** Bilimi ve bilgiyi araç haline getirebildiği kadar kullanmalı,özetlemek özümsemenin ilk aşamasıdır.Özetlemesini söyleyerek yalnızca alınması gerekenin alınması gerektiğini çıkarabiliriz . ** ,son olarak da insan eylemlerinin güdüleri hakkında düşünmeli,bu konuda öğretilen en küçük bilgiyi bile küçümsememeli,gece gündüz bu gibi şeylerin koleksiyoncusu olmalı ** Öykücülük işinde iyi olmak için tüm hayatının öykücülük üzerinden şekillendirilmesinin şart olduğunu anladık sanırım.Bu denli adanmışlık isteyen bir işte,başını kaşımaya vakit bulamazsın.''Gerçekten yetenekli miyim? '' sorusunun yıllarca emekten sonra başarısız olunması durumunda sorulması anlaşılabilir.İşten bir anlığına kopulur ve duruma göz atılır,kişi kendisini sorgular.. ancak daha işin en başında bunun sorulmasının ardından bir de şu sorunun sorulması gerekir; ''Acaba bunu gerçekten istiyor muyum ? '' . ** . Bu çok yönlü alıştırmayla birkaç on yıl geçirmeli ** Meyvelerin toplanabilmesi için en az 25-30 yaşında olunması gerektiğinin de anlaşılması gerek.Bunun ne denli uzun bir süreç olduğunu da bilmesi gerekir işe başlayanın.Nietzsche,Tragedyanın Doğuşunu 28 yaşında yayınladı,hatırlatalım ki bir de daha sonrasında bu eseri düzenledi.Yani hiçbir şey bir anda olmuyor,hiçbir deha da mucizevi değil . ** sonra atölyede yaratılan artık gün ışığına da çıkabilir ** Kendi düşünceleri hakkında notlarında da,düşüncelerinin zaten varolduğunu ancak gün ışığına çıkarılmak için beklediğini söylüyor.Tragedyanın Doğuşu 28 yaşındayken yayınlandıysa bile,onun taslak hali belki on yıldır kafasında dönüyordu zaten. ** -Peki çoğu nasıl yapıyor bunu? Parçadan değil,bütünden başlıyorlar.Belki bir kez iyi bir hamle yapıyorlar,dikkat çekiyorlar ve ondan sonra hep daha kötü hamleler yapıyorlar haklı,doğal nedenlerle ** Bütünden başlanması veya işin ortasından girilmesi,tek bir esere yoğunlaşılması..eserlerin yaratımında,kişinin kendini olduğundan daha büyük göstermesini sağlıyor.Bir eserin iki çıkış biçimi vardır ; ya kişi kendi üzerinde çalışır ve eser daha sonrasında ondan,bir nevi,taşar ya da kendisi üzerinde çalışmadan önce eser üzerine çalışır ve bir iki eser iyi olur ancak arkada kullanılabilir kaynak olmadığı için,tüm kömür bir iki saatlik ateş için harcandığı için,bir daha onlardan bir şey çıkmıyor.Bu gibi bir sönüş hikayesi yazmak istenmiyorsa erken ve hızlı hamleler yapılmaması gerekir. **. -Bu arada,böyle sanatsal bir yaşam planı tasarlamak için gereken akıl ve karakter yoksa,onların yerini yazgı ve zorunluluk alır ve geleceğin ustasını zanaatının tüm koşullarından adım adım geçirir. '' Burada bir de 1k'daki 5-6 incelememi geçenlerde silmiş olmamla birlikte bir alıntı paylaşmak istiyorum. Sitede incelemeler yazanların -bunun için emek sarf edenleri kast ediyorum.- incelemelerindeki kalitenin hemen hemen her zaman aynı olduğunu ve hiçbir zaman şaşırtmadığını fark ettim,hem yukarı hem aşağı yönde hiçbir değişiklik olmadığını.İncelemeleri fast-food besin zincirleri gibi,her yerde tadı aynı.Pek de bayılmıyorsun yerken ama tadın stabil olması ve umduğun ile bulduğun arasında pek de farkın olmayışı,ona yönelmeni sağlıyor.Yazım yöntemlerinin kaynağının kendi düşünceleri olmayışı,yazılarının başkalarının yazılarına bağımlı oluşunu ve bu bağımlılığın da kalitenin sabit oluşunun tek sebebi olduğunu fark ettim.Yazdıkları bilgiyle ve alıntıyla geçtiği için -ki verdikleri alıntılar da düşüncelerinin yüzeyselliğinden dolayı mecburen yüzeysel ve iyi seçilmemiş oluyor.Başkalarının alıntılarını kendi düşünceleriymiş gibi kullandıkları ve alıntıladıkları vakit de kendi ürünleri sandıkları için * çünkü orada bir seçme işlemi gerçekleştiriyor,kendi emeği ve aklı devreye giriyor. * sonsuz bir paradoksa giriyoruz.Yazarın düşüncelerini okuyor olmak ona yeterince entelektüel olduğu hissini veriyor ve bu nedenle de kendini yeterince akıllı zannediyor,kendini yeterince akıllı zannetiği için seçtiği alıntıların ve sahip olduğu bilgilerin de yeterince değerli olduğunu düşünüyor.Sahip olduğu bilgileri de edindiği kaynakların değerine göre ölçtüğü için ''herkes için değerli'' sanmaya başlıyor,yazdığı A1 seviye bilgiyi ciddi ciddi entelektüel bir çalışmaymış gibi pazarlamaya başlıyor. İncelemenin ilk çeyreği yazarın hayatı,sonrasında yarısı kurgu dışı ise kitaptan alıntılar ve başkalarının bu yazar hakkında yazdıkları,yok kurgu ise bu sefer de olay örgüsünü yazıyor ve yine daha önce bir sürü insanın yapmış olduğu yorumları tekrarlıyor,yine bu yorumları başkasından aldığı için değerli zannediyor,hele bir de kendi kendine keşfettiyse değmeyin keyfine,kırk yılda bi bir şey keşfetmiş olmanın keyfiyle dolup taşar.Son çeyrekte de yazarın tarihteki konumuna atıfta bulunur,methiyeler düzer ya da gömer.Kurgu ise sanki edebiyat kuramcısıymış gibi olay örgüsünün iyi olup olmadığından ve betimlemelerin kalitesinden ya da kalitesizliğinden söz eder.Halbuki iyi betimleme nedir,ne değildir,incelemesini okuyanın da kendisinin de hiçbir fikri yoktur,öylece atıp tutar -bunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim çünkü şu ana kadar yaptığım incelemelerin hiçbirinde betimlemelerin iyi olup olmadığından ya da olay örgüsünün basitliğinden söz etmedim.Betimlemelerin fazlalığından ya da azlığından,olay örgüsü konusunda da yalnızca olay örgüsünün yaratıcı olup olmadığından söz ettim ki bunu yeterli sayıda kitap okumuş herkes söyleyebilir. - . ''Tam da sanatçılar arasındaki özgün,kendiden bir şeyler yaratan kafalar bazen boş ve anlamsız şeyler ortaya koyabilirler** Hiçbir zaman boş ve anlamsız şeyler ortaya koymamış olması da o kişinin düşüncelerinin bir kısmının çalıntı olduğunu veyahut nadiren ürettiğini gösterir.Çok sık üreten ancak her defasında kaliteyi koruyabilen birinden şüphe etmek gerekir. ** ; ama daha bağımlı yaratılışlar ** Yaratım olarak sundukları şeyin yüzde doksanı başkalarından aşırdıkları paçavralar olanlar.Bunların çaldıklarına paçavra diyoruz çünkü o kıyafetler yalnızca terzinin kendisinin elindeyken kıyafettirler,daha sonrasında başkalarının eline geçmesi ile birlikte birer paçavraya dönüşürler. ** ,sözüm ona yetenekler anılarındaki ** geçmişte başkalarının onlara verdikleri düşünceler bu anılar. ** olası tüm iyiye bağlı kalırlar ve zayıflık durumunda bile orta halli şeyler üretirler ** çünkü dışarıda her zaman iyi bir şeyler bulunabilir . ** Özgün kişiler kendilerine ihanet ettiklerinde,bellek onlara yardımcı olmaz : boş kalırlar ** Çünkü tüm kaynakları kendi düşünceleridir,belleklerindeki her şey kendilerinin üretimi olduğu için,kendi üretimleri durduğu vakit,yaratabilecekleri hiçbir şey olmaz.Bu yüzden özgün tinlinin enerjisinin sürekliliği bir zorunluluktur . ** Kısa birkaç aforizma üzerinden düşüncelerimi söyleyip,son bir alıntı ile de incelemeyi bitireceğim,zaten buraya kadar okumuş olanların sayısı da bir elin parmaklarını geçmeyecektir muhtemelen. ''Dürüstlüğün sınırı. -En dürüst yazarın bile bir gentümceyi ** Çevirmenin notu: İç içe geçmiş yan cümleciklerden oluşan,bileşik yapılı,uzun tümce. ** bitirmeyi amaçladığında fazladan bir sözcük takılır kalır dilinin ucunda .'' Bu durum ne zaman uzun uzun cümleler yazsam,yan cümlecikler açsam başıma geliyor.Yan cümlecikler tamamlandıklarını çoğunlukla hissettirmiyor -ki bu daha birinci aşama oluyor genellikle.- üstüne bu yan cümlecikleri belli bir anlam bağlamı içerisinde iç içe geçirmem gerekiyor ve de söylemek istediğim her şeyin eksiksiz söylenmesi gerekiyor.Bu durumda da zihnimdekilerin yazıya dökülmesi için aşırı hızlı yazılmaları gerekiyor ve çoğunlukla bu da işe yaramıyor ve ''Ruh anlatılamazdır:'' düşüncesinin sebebi de bu dili kullanmaktaki yetersizliğimizdir,en iyimizin ve en dürüstümüzün bile -buradaki en dürüst yazardan kasıtta,açıklamalar yapan yazar zannımca.Misal şu yan cümlecik ile okura düşüncelerimi daha geniş biçimde aktarmaya çalışıyorum,okurla aramdaki camın saydam olmasına yardımcı oluyor,uzun uzun açıklamalar ve yan cümleler ancak çoğunlukla yine de yetersiz geliyor bunlar da..ki ''Acaba yeni açıklamalar eklesem mi ? ''diye de düşünüyorum. ''Çok yakın ve çok uzak . - Okurun ve yazarın birbirlerini sık sık anlamayışlarının nedeni,yazarın konusunu çok iyi bilmesi ve handiyse can sıkıcı bulması ** İşte tam da bu yüzden,genç yaşımda inceleme yazma işini bitirmeye çalışıyorum..daha sonra bu yüzeysellik bana katlanılmaz gelecek ve zevkle yazamayacağım,zevkle yazamamam da kötü yazmama neden olacak,iyi yazabilecek olsam bile . **, bu yüzden de yüzlercesini bildiği örneklerin sayısını azaltmasıdır; oysaki okur konuya yabancıdır ve örnekler kendisinden esirgendiğinde,konunun iyi temellendirilmediğini düşünür kolaylıkla .'' Özellikle Nietzsche'nin yazım tarzının buna yol açtığını düşünüyorum.Onun filozof olmadığını yazdıklarının görünen yüzü üzerinden değerlendirerek söylüyorlar,aynı zamanda sözleri ucu açık bırakmak,okura iş düşmesine neden oluyor ve de tabii okurun yorumunun kitabın kendisini şekillendirmesine.Kitap interaktif bir hal alıyor.Okurun önceki hayatı ve getirdiği düşünsel karakter,yazarın düşüncelerini kalıptan kalıba sokuyor,bu gibi yazarları sıvı olarak düşünebiliriz,okuru da bir kap olarak.Kabın şekli suyun kendisi kadar önemli oluyor bu noktada. Yazısında hiçbir meçhul nokta bırakmayan yazar ise - ki bunun imkansız olduğunu önceki aforizma ile birlikte anlatmaya çalıştık . - okurun yorumlarından azadedir,kendi kaderini kendisi belirler.Okurun gözünde büyük bir filozof olup olmadığı yazar için önemli olmasa bile,anlaşılmak muhtemelen önemlidir -tabi anlaşılmamayı özel olmak ile bağdaştıran ve bu yüzden de anlaşılmamayı isteyen biri değilse. - .Bunun için de bolca açıklama yazması ve düşüncelerindeki ''görünüşte boşlukları '' doldurması gerekir. Son alıntımıza geldik ve incelemeyi bitiyoruz,yavaş yavaş Nietzsche'nin tüm kitaplarını inceliyorum ve en azından onun anlaşılmasına biraz olsun katkım oluyor diye düşünüyorum.Şu ana kadar hiçbir Nietzsche çözümlemesi okumadığım için,yazdıklarımda Nietzsche'nin kendisi dışında hiçbir destek almıyorum.Bu şekilde bir yıl içerisinde tüm kitaplarını incelerim zannımca. ''İleri . - Böylece bilgeliğin,iyi adımın,iyi güvenin yolunda ileri! Nasıl olursan ol,kendin deneyim kaynağı ol kendine! ** Tecrübeyle öğrenilmesi ve hata yapılması gerektiğini sık sık vurguluyor.İşte tam da bu yüzden Nietzsche yorumlamalarını okumayı,onun tüm kitaplarını okuduktan ve inceledikten sonraki zaman dilimine saklıyorum. ** Varlığından hoşlanmamayı at bir kenara,kendi Ben'ini bağışla,çünkü bilgiye çıkabileceğin yüz basamaklı bir merdivenin var her halükarda ** Hataların neresinden dönerseniz,dönün bilgeliğe çıkılabileceğini kast ediyor.Az sonra yaşadığınız her şeyin sizin kendi bilgeliğinize götürdüğünü de söyleyecek . ** . İçinde kendini üzüntüyle hissettiğin çağ,bu şans yüzünden metheder seni ** İnternet imkanı,sesli kitap,youtube ile akademik derslere ulaşabilme,ki bu inanılmaz devrimsel bir şeydir,birileriyle iletişim kurma gerekliliğini ortadan kaldırır. Bilgiye ulaşman kolay olduğu gibi,çağın dikkat eksikliği ve kolayca görülebilir dahi eksikliği de büyük bir ferahlık sağlar ve de tabii tehlikeli bir rehavet. ** ; sonraki çağın insanlarının belki de yoksunluğunu çekeceği deneyimleri şimdiden yaşayacağını bildirir ** En basitinden,suyun zamanla tükenmesi.Bundan yirmi yıl sonra doğacak bir kuşağın doğrudan su kıtlığında doğma ihtimali.Son yirmi senede modern nimetlerin tümünden yararlandık,zararlarını da ufaktan ufaktan görmeye başlıyoruz..ama en azından bunun içinde doğmadık.Şimdi ve sonraki kuşakları ise çok daha farklı bir dünya bekliyor.Hala dindar kalmayı aşağılama ** Hala dindar kalmayı,bu dünyada doğmuş olmaya rağmen,bu yeni dünyada doğmuş olmaya rağmen dindar kalmayı kast ediyor. ** ;sanatı hala sahiden anladığın gibi anla; tam da bu deneyimlerinin yardımıyla eski insanların olağanüstü ** din gibi aynı ve de sanat tabii. ** yollarından daha anlayışla geçmiyor musun ? ** Dindar biri ve de geçmiş çağların sanatında ve de felsefesinde yaşayan biri görünüşte geri kafalı olabilir ama geri gitmiştir aslında o -ki bu Nietzsche'nin kendi kullandığı bir deyiş.- Bu arada tam da bu kadar hoşlanmadığın o zeminde ** özgün tinlinin dogmalardan hoşlanmamasını ve din ile birlikte kendini sınırlandırılmış hissetmesini kast ediyor. ** arı olmayan düşüncenin zemininde yetişmedi mi eski kültürün en harika meyveleri ** Antik Yunan'a tapan insanların aynı zamanda din düşmanı,ateist militanlar olması fazla ironik kaçıyor,hiç de zekice olmayan bir ironi.Eski çağların bütün büyük sanatçıları -hatta neredeyse bütün büyük sanatçılar- bağnaz denilebilecek düzeyde dindardı . ** ? Dini ve sanatı anne ve sütanne gibi sevmiş olmak gerekir,-yoksa bilge olunamaz ** Böylelikle pek çok bilge adayı da elenmiş oluyor.Ya sanatı sevmemeleri ile ya dini yada en kötüsü ikisini de birlikte. ** ... Yaşadığın her şey: denemelerin,yanılgıların,hataların,aldanışların,tutkuların,aşkın ve umudun istisnasız ** Bakın aşırı önemli i s t i s n a s ı z . ** senin hedefine açıldıkları için ulaşacaksın ona.Bu hedef,bizzat zorunlu bir kültür halkaları zinciri olmak ve bu zorunluluktan,genel kültürün gidişindeki zorunluluğa bağlanmaktır.** Her halükarda insanlığa,kültüre hizmet etmek -?- ** Özünün ve bilgilerin karanlık kuyusunun dibini görecek kadar güçlendiyse bakışın,o yüzeyde gelecekteki kültürlerin uzak yıldızları da görünecektir belki sana ** Elbette Nietzsche'nin tüm felsefesini inşaa ettiği o dehalar toplumu.Tragedyanın Doğuşu ile neyi aradığını soruyor iseniz,o bu deha üretiminin formülünü arıyor.Sentetik bir Rönesans'ı nasıl kendi başımıza yaratabileceğimizi soruyor. ** . Böyle bir hedefi olan böyle bir yaşamın çok meşakkatli,her türlü rahatlıktan uzak olduğuna mı inanıyorsun ** Evet,görünüşte bu böyle... ** ? Daha öğrenememişsin o zaman,hiçbir balın bilgiden tatlı olmadığını ** Bilginin,daha doğrusu hakikat definesinin avcılığını yapmanın tadını aldığınız vakit-Bunu bilgiyle ayırıyorum çünkü kendi başına keşfedilmiş hakikatler ile okunmuş hakikatlerin keyfi arasında epeyce fark vardır.- diğer tatlar onun altında kaldığı için,olduğundan da tatsız gelir. ** ve gökte asılı keder bulutlarının,seni avutacak sütü sağacağın memeler olması gerektiğini.Yaşlandığında fark edersin ancak,doğanın sesine nasıl kulak verdiğini ** Dahilerin şansının bir şekilde yaver gitmesi,bütün kötü gözüken yaşantılar dahi kendi ''zorunluluğunun'' yaşanması için olması. **, tüm dünyaya haz yoluyla egemen olan doğanın : doruğu yaşlılık olan yaşamın ** Yaşlılığı da ölümü de asla kötülemiyor. ** bir doruğu da bilgeliktir sürekli bir tinsel neşeliliği yumuşak güneş parıltısında;ikisiyle yaşlılık ve bilgelikle yaşamın sırtında karşılaşırsın,böyle istemiştir doğa.Sonra vakit gelir ve ölümün sisi çökmek üzere oluşuna kızmak için bir neden yoktur.Işığa doğru - son devinimin bir bilgi haykırışı - son sesin.'' ...
İnsanca, Pek İnsanca 1. Kitap
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.8/10 · 1.861 okunma
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.