Tan Kızıllığı (Ahlaksal Önyargılar Üzerine Düşünceler)

·
Okunma
·
Beğeni
·
5315
Gösterim
Adı:
Tan Kızıllığı
Alt başlık:
Ahlaksal Önyargılar Üzerine Düşünceler
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
287
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755331867
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Morgenröte: Gedanken über die Moralischen Vorurteile
Çeviri:
Özden Saatçi Karadana
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Tan Kızıllığı
Tan Kızıllığı
Bu kitapta bir ''yeraltı insanını'' iş başında bulacaksınız, sondaj yapan, kazan, gömen birisini. Havasızlık ve karanlığın yaratacağı uzun süreli her sıkıntıya pek fazla aldırış etmeden, onun ne kadar yavaş, dikkatli ve ödün vermez bir inatçılıkla ilerlediğini göreceksiniz, elbette eğer öyle bir derinlik çalışmasını görebilecek gözleriniz varsa; bu belirsiz işinde bile onun mutlu olduğunu söyleyebilirsiniz. Sanki kendisine bir inanç yol gösteriyor, bir teselli onu avutuyor gibi değil mi? Belki de kendi uzun kararlılığını istiyor, kendi anlaşılmazlığını, gizliliğini, gizemliliğini, çünkü o ne elde edeceğini biliyor: kendi sabahını, kendi kurtuluşunu, kendi tan kızıllığını?...

Hiç kuşku yok, geri dönecektir: ona aşağıda ne işi olduğunu sormayın, bu sözde Trophonios ve yeraltı insanı, yeniden ''insan olunca'', size kendisi anlatacaktır. İnsan onun gibi uzun süre köstebek olarak yaşayıp, yalnız kalınca, susma yetisini tümüyle kaybeder.
287 syf.
Nietzsche'nin neden anlaşılmadığını sanırım bu kitapta keşfettim. Okuduğum kitaplarının içerisinde en geniş konu alanı ve aforizmalarından oluşan, zaman zaman nokta atışı kısa ve öz ifadeleri, zaman zaman düşündürücü ve dipsiz kuyularda gezdirici ama heyecan ve istekle kendini okutturucu muazzam eserlerinden bir tanesiydi. Onu anlamak için öncelikle neye karşı olduğunu çok iyi bilmek gerek. Kitabın içeriğini de oluşturan Hıristiyanlığın bazı öğretilerini bilmeden, yaşadığı dönemin ruhsal yapısı, siyaseti, eğitimi hakkında fikir sahibi olmadan onu anlamak pek mümkün değil. Ben de dahil olmak üzere birçok insan onu birkaç defa okuyunca her seferinde daha da aydınlanarak anlayacaktır eminim. Kim ne derse desin Nietzsche olağanüstü bir zekaya ve anlatma biçimine sahip bir filozof. Okuyucusunun önüne hazır yemek sunmak yerine kendisinin defalarca okunmasını ve her okunuşta başka şeyler düşünmesini sağlıyor. Aslında yine kendine hizmet etmiş oluyor bir bakıma.

Sanırım bu aralar onu çok okuduğumdan, sürekli Almanları aşağılaması, Yunan ve Fransızları yüceltmesi beni biraz sıktı. Schopenhauer ve Kant'ı kıyaslarken Schopenhauer'u kötünün iyisi göstererek Kant gibi birini aşağı göstermesi bana biraz ağır geldi. Ama Nietzsche'nin insan düşmanı olmadığını, karamsar ve kötücül olmadığını, sabit fikirli olmadığını (kendiyle çeliştiğinden) anlamak çok da zor değil. Uçarı fikirleri olmasa onun farklılığı ve bir anlamı olmazdı. Anlamadığı şeyleri dibe çekmeye çalışarak (yapıcı ve öğretici eleştiri haricinde) karalamaya çalışanlara saygı duymuyorum. Ama sizden farklı görüşlere sahip olan kişilere karşı saygınızı kaybetmemenizi diliyorum. Bunu da şu alıntı özetliyor: #60142459

TAN KIZILLIĞI》 Aydınlanmanın ve yeni bir dünya görüşü edinmenin süslü ve özel ismi :)
303 syf.
·3 günde·Beğendi
Bu kitapta bir "yeraltı insanını" iş başında bulacaksınız.. Trophonios ve yeraltı insanı, yeniden "insan olunca", size kendisi anlatacaktır. İnsan onun gibi uzun süre köstebek olarak yaşayıp, yalnız kalınca, susma yetisini tümüyle kaybeder.tam adı "tan kızıllığı, ahlaksal önyargılar üzerine düşünceler" dir.
"cezalandırılan kimse artık eylemi yapan kimse değildir. o hep günah keçisidir."

nietzsche'nin toplumsal ahlak yargılarına eleştirel bir bakış açısıyla değindiği okunması gereken eseridir. yoğunlukla schopenhauer'den alıntılar yaparak örnekler vererek onun düşüncelerine önem verdiğini belli ediyor. daha önce ahlak kavramını sorgulayamayan insanlara sert gelebilir. ilgilenenler için tavsiye ederim.. Çok güzel bir iz bırakacaktır eminim. :)

şöyle diyor nietzsche kitapta;

"zararlı. — bir genç, en kesin şekilde kendisiyle aynı düşünenlere farklı düşünenlerden fazla saygı göstermesini öğretmek suretiyle bozulur."
İyi okumalar dilerim kitapla ve sevgiyle kalın.
287 syf.
·12 günde·Beğendi·8/10
Nietzsche-Tan Kızıllığı

1897 yılında Dr. Josef Breuer ile kısa bir sohbet için Viyana'ya gitmiştim. 1895 yılında yayınladığı "Histeri Üzerine Çalışmalar" adlı kitabında bahsettiği "Anna O" karakteri ile ilgili de konuşmak istiyordum açıkçası. Muayenesine gittiğimde sekreterinden öğrendiğim kadarıyla İtalya'da olduğunu öğrendim. Şanssızlık....
Buralara kadar gelmişken Viyana’yı gezmemek olmaz tabi ki... Hofburg Sarayı yakınlarındaki Demel Pastanesi'ne oturup "kleiner brauner" sipariş verdim.
Yan masada dikkatimi çeken, balta girmemiş bir ormanı andıran bıyıkları ile çirkin mi çirkin elinde bir bavulu ile oturan biri dikkatimi çekti.
Bu çok ilginç bir duygu... Gözlerimi ondan alamıyordum, ısrar ile beni çağırıyor gibiydi. Bunları düşünürken ellerindeki küçük taşları yoldan geçen insanlara fırlatıp kaçan küçük çocuklara el kol işareti ile birşeyler söyledi. Ama yerine otururken duymuştum sesini... "Hepsi ahlak yoksunu." diye söyleniyordu. İstemeden ona şu soruyu yönelttim: Nedir ki ahlak?
Çok zor geçen dakikalar başlamıştı, hiçbir şey söylemeden öylece yüzüme bakıyordu. Nedenini bilmiyorum ama ezildiğimi görüyordum.
Ve bir anda elinde o çirkin bavulu ile masama geldi oturdu.
"Yanlış soru sordun. 'Ahlak ne değildir?' Sen bunu merak ediyorsun." dedi. "Ama bunu bir sonraki görüşmemizde anlatacağım, şimdi değil. "Kusura bakmayın bayım ama bir sonraki görüşme olmayacak çünkü bu gece Viyana'dan ayrılıyorum."
Sanki beni dinlemiyor gibiydi.
"Dinleyeceksen anlatacağım."diyerek başladı konuşmaya...
Her bireysel eylem, her bireysel düşünce tarzı dehşet uyandırır; özellikle ender rastlanan, seçkin, bozulmamış ruhların tarihin akışı içerisinde hep kötü ve tehlikeli algılanmaları, hatta kendi kendilerini böyle duyumsamaları nedeniyle ne acılar çekmek zorunda kaldıklarını tahmin etmek olanaksızdır. Gelenek ahlakının egemenliğiyle her türlü özgünlük rahatsızlık verici olmaya başladı. Bu nedenle bu ana kadar en iyilerin bile yaşadığı gökyüzü olması gerektiğinden daha fazla karartılmıştır.
-Seni özgür bir insan olarak, özgür iradem ile dinliyor, anlamaya çalışıyorum. Açıkçası pek birşey anladığım söylenemez...
Ufacık bir gülüş ile ağzından şu kelimeler döküldü: "Özgür insan ahlaksızdır, çünkü o her bakımdan geleneğe değil, kendisine bağlı olmak ister." dedi ve kalktı. Bir sonraki görüşmemizde daha fazla şey anlatacağım fakat şu an vaktim yok diyerek gitti. Giderken de mırıldanıyordu unutma Putları kır, Alacakaranlığı bizi sadece üşütüyor dedi ve öylece arkasına dönüp gitti.
Son hareketine çok sinirlenmiştim, bütün sinirimi o çirkin bavulundan çıkarmak istiyordum. Ve biran düşündüm evet bu gece dönmüyorum, istemsizce kalmıştım Viyana'da...
Giderken masama bir kitap bırakmıştı. "Morgenröte. Gedanken über die moralischen Vorurtheile" (Tan Kızıllığı Ahlaksal Önyargılar Üzerine Düşünceler)
Hemen Polonya'lı garip Alman aksanı olan garsondan hesabı isteyip kalktım. Cafeden ayrılırken sol köşede Hofburg Sarayı tarafına bakan yerde oturan kadın saatlerdir masamızı izliyordu, bunu düşünecek vaktim yoktu. Çünkü Viyana'da kalmaya karar verdim. Geç olmadan rezervasyonu yapmalıyım.
(Nietzsche ile bu şekilde polemiklere girmek istiyorsanız mutlaka okuyun derim 2. buluşmamız Putların Alacakaranlığında ya da çekiçle felsefe yapmak adlı eseri hakkında olacak )
Şimdi sıradaki adresimiz Lars Fr H. Svendsen-Korkunun Felsefesi
287 syf.
Felsefi bilgiye ve -kendi dini inanışınız ile birlikte-Hristiyan öğretilerine (ayetler, ahlak öğretisi, ruhbanlık, dinsel sosyal yaşam) az da olsa hakim değilseniz; bu aforizmalarla dolu eserin derin anlamlarına ulaşamazsınız. Hatta bazı yerlerde anlamsızlığının ya da yanlış akıl yürütme veya tespitlerin de farkına varamazsınız!
“Nietzsche’yi okuyup da anlayan pek azdır” demelerinin nedeni sanırım bahsettiğim bilgi alanlarına hakim olmamakla alakalı diye düşünüyorum.
Sonuç itibari ile bu kitap bir birçoğumuz için bir rehber olarak da kullanılabilinir bir donanıma da sahip olmasıyla okunması gereken güzel bir eser.
Saygılar...
325 syf.
"Bu kitapta ahlaka güvenden vazgeçiliyor… peki neden? Ahlaklılık yüzünden!"


Nietzsche, ilk kitapta ahlakın yani geleneksel manada dinlerin ahlakını yine her zamanki sert üslubuyla eleştiriyor. Tanrinin iyiliği konusunda oldukça mantıklı savlarla bunun olabilitesinin mümkün olmadığını ortaya koymaktadir. Bunlara ek tabiki tarihsel felsefecilikle -her zamanki gibi- ve filolojik olarak dinin, dinlerin dayattigi ahlakin (gelenek de denebilir) ve tabiki Tanrının ölmesi sebebiyle onların da olduklarının mesajı veriliyor. Artık yeni bir döneme girildiğinin mesajı veriliyor.

Geleneksel ahlak anlayışının yanlış temeller -yanılgılar- üzerine kurulu olduğunu söyleyen filozof, bu yanılgılarin insanın kendisini tanımasınin önüne engeller koyduğu vurgulamaktadır. Ona göre insanlar tüm nesneleri tanımadan kendilerini tanımış olmazlar.

"Yani ahlaklılık yeni ve daha iyi geleneklerin ortaya çıkmasına karşı direnir: aptallaştırır."

Nietzsche ikinci kitapta ağırlıklı olarak insanın en temel duygularının kökeninde bencilliginin ne kadar etkili oldugunu ve özgür iradenin sanıldığı kadar özgür olup olmadığını irdelemektedir. Duyularimiz sandığımız kadar güvenli midir? Duyularimiz aracılığıyla algiladigimiz dünyayi ve bu dünyadaki işleyişin neticesinde oluşan duygularımızı ifade ettiğimiz kelimelerin yetersiz oluşu, bu yetersizlikten kaynaklı bizim ancak en sınırdaki duyguları tanimlayabildigimiz vurgulanir ve en sınırdaki bu duyguların arasındaki 'kayip' duyguların tanimlanamaz olusundan dolayi kurduğumuz ahlak sistemlerinin yetersiz oluşu ve aslında insanın doğasına uygun olmadığı anlatılmak istenmektedir. Neticede artık sinirli, yanılgılarin üzerine kurulan ahlakliligin çöktüğünü ve artık insanın kendisini kötü imgesinden kurtarıp gerçek doğasına dönüşünün müjdesi verilmektedir.

"İnsan artık kendisini kötü olarak kabul etmezse, kötü olması da sona erer!"

Üçüncü kitap devlet, işçiler, yeni dünya düzeni (tüccarlik) ve Alman halkının durumu üzerine Nietzsche'nin tespitleri ve görüşlerinden oluşuyor.

Tüccar zihniyetinin artık her mesleğe, toplumun her katmanına hakim olduğunu söyleyen filozof, bu durumun insanları ne istediklerini bilmeden sürekli yeni bir şeyler arzulayarak, başkaları için daha çok çalıştırmaya teşvik ettiğini vurgulamaktadır. Yeni düzende, her şey talebe bağlı durumda; yalnız talep edenler kendi özgür iradeleriyle mi talep ediyorlar yoksa tuccarlarin talep etmelerini söyledikleri şeyleri mi talep ediyorlar?

Özellikle buradan işçi sınıfına seslenen Nietzsche, değişik bir yorum yaparak, işçilere, sınıf olmayı kabul etmelerinden itibaren aslında tüccarlara karşı alcakta bulunduklarını ve tuccarlarin kendileri üzerindeki üstünlüklerini ve kendilerine bictikleri 'vida' olma görevini kabul ettiklerini söylemektedir.

"Artık insan olmanın değil, vida olmanın bir erdem olması, çok yazık!"

Bu yeni düzende 'tüccar' diye üst başlık haline getirdiği kişileri insanların yeni peygamberi olarak gören Nietzsche, bu peygamberlerin büyük umutlarına kanıp her geçen gün daha çok çalışan insanların (özellikle işçilerin) hüsrana ugrayacaklarini söylemektedir. Aynı zamanda aynı işçi sınıfının bu durumunu kullanan sosyalistlerin de iktidara geldiklerinde şu ankilerden farklı olmayacaklarini yani bugünün mazlumlarinin yarının zalimleri olacaklarını söylemektedir.

"Ve eskiden “tanrı için’ yapılan, şimdi para için yapılıyor.."

Alman halkına yönelik; zorunluluk halleri dışında yaratıcı özelliğini kaybedip, miskinlesen -buna yol açan içkiyi sarhoslugu-, kurduğu her düzende, ahlakta .. hep itaat etmeyi temele koyan ve memur zihniyetine sahip olan özelliklerinden dolayi eleştirilerini sıralayan Nietzsche, "Alman ahlakı buyurmayı unuttu!" diyerek halkının üzerindeki tozu silkmesini istemektedir. Nietzsche'nin eleştirilerinden anladigim kadariyla Almanlarla benzerliklerimiz hayli mevcut.

Dördüncü ve beşinci kitaplar aralarında ortak bir temanin olmadigi birbirinden farklı konular hakkında Nietzsche'nin düşüncelerinden oluşuyor. Filozof, bu farklı konularda söylediği sozlerle ve genel olarak felsefesiyle insanlığı Tanrının öldüğü ve artık olmadığı yeni dünyaya hazırlamak, en azından farkindalik yaratmak istemektedir. Yeni bir çağ doğuyor, bu Tan Kızıllığı onundur; uyanın der gibi Nietzsche...

"... sonsuzlukta başarısızlık bizim yazgımız mı?"

Keyifli okumalar
287 syf.
Kazılmamış, üzerini envai otlar kaplamış bir toprağa ne ekebilirsiniz?

Verimli kılabilmek için elinize alırsınız kazmanızı, belinizi, küreğinizi; bir güzel temizler, işler, nefes almasını sağlarsınız, sonrasında içine kendinizi bile tohum diye atsanız, kendinizden; ummadığınız farklı ürünler alabilirsiniz.

İnsanın düşünce dünyası da biraz bu duruma benzetilebilinir galiba.
Hep yerinde sayan sabit fikirlerle, içinde karşıtına kulak tıkayan, farklı olanı kendine benzetmeye zorlayan kalıplaşmış, sınırlandırılmış, donmuş düşünceleri farklı renklere boyamakla yeni diye nitelendirmeye çalışmak insanın kendisine yapabileceği en olumsuz kandırmacalardan birisi olsak gerek.

Friedrich Nietzsche'nin okuduğum eserlerini baz alırsam insanın sahip olduğu durağanlığına, sorgulamadan hazır kabullenişlerine, düşünme tembelliğine her cümlesiyle saldırılarda bulunduğunu ve beyin hücrelerinin arkasında elinde iğnesiyle "haydi yürü, haydi koş" dercesine tetikte durduğuna dair bir izlenimim var.

Kitapta, ahlak merkezde olmak üzere, insan dürtüleri, davranışları, tutkuları, bilinci üzerine birçok fikir, farklı bakış açıları mevcut.

Keyifli ve bilinçli okumalarınız olsun.
287 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Bilim bütünüyle “kendini tanı”demektir. İnsan , ancak tüm nesneler konusunda bilgi sahibi olduktan sonra kendini tanımış olacaktır. Çünkü nesneler insanın sadece sınırlarıdır.

“Yollar”- Sözde “daha kısa yollar” insanlığı hep tehlikeye sokmuştur. İnsanlık daha kısa bir yolun bulunduğu müjdesiyle hep kendi yolundan ayrılır. ve yolunu kaybeder.

Ahlak felsefesi ve Nietzsche"nin ahlak felsefesi hakkında genel düşüncelerini dile getirdiği muhteşem bir kitap. Dili mahiyeti ile oldukça ağır olsa da okuyana büyük bir zevk verir.

geri kalan alıntılar için-
https://humayusubbayli.wordpress.com
287 syf.
·1 günde·7/10
Nietzsche'nin okuduğum kitaplarından en ağır Dille yazılanı.
Bu kitabı okumak için belli bir kitap okuma geçmişiniz ve altyapınız olmalı. Aksi takdirde cümleleri anlamak kolay değil. Her cümlesinde durup "Burada ne anladım?" ve "Aslında ne anlatmak istiyor?" diyorsunuz. Fakat yeterince derine inerseniz emin olun okurken çok zevk alacaksınız.
Sakin kafayla okunması gereken bir kitap...
287 syf.
·8/10
Nietzsche'nin okuduğum kitaplarından en ağır dille yazılanı. Bu kitabı okumak için belli bir kitap okuma geçmişiniz ve altyapınız olmalı. Aksi takdirde cümleleri anlamak kolay değil. Her cümlesinde durup "Burada ne anladım?" ve "Aslında ne anlatmak istiyor?" diyorsunuz. Fakat yeterince derine inerseniz emin olun okurken çok zevk alacaksınız. Sakin kafayla okunması gereken bir kitap...
287 syf.
·Beğendi·9/10
'Ara Söz' olarak Nietzsche şöyle tavsiyede bulunur: " Bunun gibi bir kitap bir seferde okunmak ya da başkalarına okumak için değil, başvurmak içindir; özellikle gezintide ve seyahatlerde, insan başını onun içine sokup tekrar tekrar kaldırabilmeli ve etrafında bildik hiçbir şey bulmamalı."
Çevirinin gazabına uğrayan bölümler var maalesef.
Ama kutsal kitap niyetine yanınızda her zaman Nietzsche bulunsun, sizi dert belalardan korur.
287 syf.
·10/10
insanlık doğru yolu bulmamıştır kendi başına. yönetilişi hiç de tanrısal değildir. tersine, o yadsıyan, o bozucu içgüdüler onu baştan çıkarmış, hem de en kutsal değerleri arasında hüküm sürmüştür. gibi her noktası virgülüne kadar altı çizilecek müstesna eserdir. geleneğin bize yapmamız gerekenleri emretmediğini, bizim onlara uymamız halinde ahlaklı olacağımızı kendi kendimize beynimize kazıdığımızı, yine bu geleneklerin yarı tanrı olarak görüldüğünü ve insanların biat etme içgüdülerinin kendilerini bunlara uymaya ittiğini anlatır. ayrıca yine bu ahlak anlayışının atalarımızdan bize mirastan daha ziyade bir yükümlülük olarak kaldığını, en ahlaklı insanın toplumda geleneklere en bağlı insan olarak bilindiğini, her dönemin ahlak anlayışının farklı olduğuna değinir. ha bir de özgür insanın ahlak kurallarına göre değil, kendi kurallarına göre yaşayan bireyler olduğundan bahseder. okunasıdır, anlamak gerek, iyi kitaptır.
287 syf.
·35 günde·Beğendi·10/10
“Aşırı dindar kişiler, tüm çağlarda faal insanların yaşamını zorlaştırmaya, mümkün olduğunca onları yaşamlarından bezdirmeye çalışmışlardır. Gökyüzünü karartmak, güneşi söndürmek, sevinci şüpheli hale getirmek, umutları dengesizleştirmek, çalışan eli felç etmek… Bunlar onların nasıl yapılacağını en iyi bildikleri işlerdir.”

Kitabın tam adı Tan Kızıllığı: Ahlaksal Önyargılar Üzerine Düşünceler’dir. Bir başka müstesna Nietzsche eseri olan bu kitap ahlak felsefesi üzerine yazılmıştır. Beş kitap ve kısa kısa 575 bölümden oluşmaktadır. Bu yüzden okuması daha keyifli çünkü bölüm bölüm değerlendirme ve çevrenizdekilerle konuya daha da odaklanarak tartışıp, paylaşabilme imkânı sunuyor. Bu eserde Nietzsche, toplumsal ahlak yargılarını eleştirel bir bakış açısıyla inceliyor. Sizi ahlaksal önyargıların karanlığından kurtarıp tan kızıllığına kavuşturuyor.

Manidar bir şekilde “En ahlaklı kişi kimdir?” sorusunun cevabını toplumun ağzından; “Yasalara en çok uyan kişi!” olarak cevaplıyor. Devamında ise; “Özgür insan ahlaksızdır, çünkü o her bakımdan geleneğe değil, kendisine bağlı olmak ister.” der Nietzsche. Gelenekleri, yetiştiğimiz toplumlar gereği uyduğumuz/uydurulduğumuz kuralları sık sık eleştirir. Bu kural ve geleneklerin aslında ne kadar tehlikeli, gelişime kapalı ve insan sorgulayıcılığının önünde ne derece büyük bir engel olduğunu açıklar. Geleneği şöyle tanımlar; “Bize yararlı olan şeyleri emrettiği için değil, bize emrettiğinden dolayı itaat ettiğimiz yüksek bir otoritedir.”

Wagner ile yollarını ayırdıktan sonra yazdığı bu kitabı biraz da biyografik bir mesele haline getirerek bir sanatçı tipi olarak ele aldığı Wagner’i sık sık eleştirir. Rousseau’yu “ahlak tarantulası” ilan ederken, Kant’ın ahlak fanatikliğini sürekli olarak yerer.

Zevkle, bir çırpıda okuduğum bu Nietzsche eserinin “Ahlak Bilimi Dersleri” adı altında okullarda bile okutulması gerektiğini belirtmeliyiz.

Keyifli okumalar.

Sanatla kalın…

Selçuk Korkmaz
Farklı şekilde düşünmeyi öğrenmek zorundayız… sonunda, belki çok geç, ama çok fazlasına erişelim diye: farklı hissedelim diye.
Kıskançlık ile arkadaşlık, kendini aşağılama ile gurur arasında korkunç bir gerilim ve mesafe vardır. Birincisiyle Yunanlı yaşardı, ikincisiyle Hıristiyan.
Arkadaştılar, ama arkadaşlıkları bitti ve her ikisi de karşılıklı olarak arkadaşlıklarını sona erdirdiler: Birisi çok yanlış tanıdığına inandığı için, öteki çok iyi tanıdığına inandığı için.., ve her ikisi de yanıldı! — Çünkü ikisi de kendini yeterince tanımıyordu.
Bütün önemli büyük meselelerde aklın rahat ve soğukkanlı olması gerekirken bu türden durumlarda bile aşırı duygusal hissedip karanlığa kaçacak şekilde eğitilmedik mi?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tan Kızıllığı
Alt başlık:
Ahlaksal Önyargılar Üzerine Düşünceler
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
287
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755331867
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Morgenröte: Gedanken über die Moralischen Vorurteile
Çeviri:
Özden Saatçi Karadana
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Baskılar:
Tan Kızıllığı
Tan Kızıllığı
Bu kitapta bir ''yeraltı insanını'' iş başında bulacaksınız, sondaj yapan, kazan, gömen birisini. Havasızlık ve karanlığın yaratacağı uzun süreli her sıkıntıya pek fazla aldırış etmeden, onun ne kadar yavaş, dikkatli ve ödün vermez bir inatçılıkla ilerlediğini göreceksiniz, elbette eğer öyle bir derinlik çalışmasını görebilecek gözleriniz varsa; bu belirsiz işinde bile onun mutlu olduğunu söyleyebilirsiniz. Sanki kendisine bir inanç yol gösteriyor, bir teselli onu avutuyor gibi değil mi? Belki de kendi uzun kararlılığını istiyor, kendi anlaşılmazlığını, gizliliğini, gizemliliğini, çünkü o ne elde edeceğini biliyor: kendi sabahını, kendi kurtuluşunu, kendi tan kızıllığını?...

Hiç kuşku yok, geri dönecektir: ona aşağıda ne işi olduğunu sormayın, bu sözde Trophonios ve yeraltı insanı, yeniden ''insan olunca'', size kendisi anlatacaktır. İnsan onun gibi uzun süre köstebek olarak yaşayıp, yalnız kalınca, susma yetisini tümüyle kaybeder.

Kitabı okuyanlar 322 okur

  • Sefa
  • Zain
  • Kurtuluş
  • B.D
  • Baran Karğı
  • Cornelius Bent
  • Kitap Bozkurdu
  • Mehmet Salih Ölçer
  • Çağatay Aydoğan
  • Erman K.

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%1.9
18-24 Yaş
%15.4
25-34 Yaş
%44.2
35-44 Yaş
%30.8
45-54 Yaş
%7.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%31.5
Erkek
%68.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%39.3 (33)
9
%20.2 (17)
8
%23.8 (20)
7
%4.8 (4)
6
%0
5
%2.4 (2)
4
%0
3
%1.2 (1)
2
%0
1
%2.4 (2)