Adı:
Deccal
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059734264
Kitabın türü:
Çeviri:
Enver Günsel
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tutku Yayınevi
1888 de yazılmasına karşın tartışmalı içeriği nedeniyle ilk olarak 1895 yılından yayınlandı. Nietzsche bu kitabında Hıristiyanlığın yozlaşan yapısına sert eleştirilerde bulunuyor. Nietzsche'ye göre yaşamı reddedip köleleştiren ve sürü psikolojisini hayata geçiren Hristiyanlık yok edilmelidir. Yazarın yıllar sonra yayımlanabilen bu eseri Nietzsche'nin Hıristiyanlığa duyduğu nefreti çok net bir şekilde gözler önüne seren seriyor.
(Tanıtım Bülteninden)
128 syf.
·2 günde·8/10
“Hristiyanlık, insanlığın başından geçen en büyük talihsizliktir.”
Nietzsche’nin Deccal özellikle büyük dinler konu olarak işlenmiştir. Bunun yanında bu dinlerin değerleri, önem verdiği unsurları, kutsal saydıklarını değerlendirmiştir.

İyilik, kötülük, mutluluk, zayıflar, güçlüler, acıma duygusu, ahlak, kader, acı çekme, rahipler, papazlar ve hatta psikologları ele almıştır..

Aslında bakılırsa günümüzde gerçekten aradığımız bir çok soruya Nietzsche yıllar önce cevap vermiş. Elbette bu cevaplar kimilerini tatmin ederken kimilerini kızdırabilecek cinstendir. Hristiyanlık, Budizm, Yahudiliğin yanı sıra kısa da olsa İslamiyet ve Hz Muhammed hakkındaki düşüncelerini de aktarmıştır..
Keyifli okumalar..
132 syf.
Nietzsche bu kitapta mahkemeyi kurmuş, sanık olarak almış karşısına Hristiyanligi; eleştirilerini, yer yer çok sert söylemlerini, tarihten örneklerini, kendi akıl yürütmeleri ve vardığı sonuçlarini bir bir Hristiyanligin suratına vurmuş adeta.

Sonra eline tokmağını almış Nietzsche ve kararını açıklamış:

"—Bununla sonuca varıyor, yargımı bildiriyorum. Mahkum ediyorum Hristiyanlığı; ona, şimdiye dek herhangi bir savcının ağzından çıkan en korkunç suçu yöneltiyorum. O benim için düşünülebilir yozlukların en yükseğidir, olanaklı en son yozluğun istemi olmuştur. Hristiyan Kilisesi yozluğunu bulaştırmadık hiçbir şey bırakmamıştır, her değeri bir değersizlik, her hakikati bir yalan, her dürüstlüğü bir ruh alçaklığı haline sokmuştur."

Ve bize de helvasını yemek kaldı.

Nietzsche, Hristiyanligin (kitapta ağırlıkla eleştirelen ana unsur o olduğu için din demiyecegim) baş düşmanın bilim olduğunu vurgulamis. Hristiyanligin ogretilerinin insanları miskinlestirdigini; bu dünyayı hayal haline getirdiğini, sürekli günah, ceza, ödül, öteki tarafa işleri havale etme gibi ... Tüm bunlara karşı bir tutum alan Nietzsche, bu kavramlar etrafında şekillenen insanın hayata dair sözünün olamayacağını söyler:

"(..) oysa bu kurgular dünyası gerçekliği sahteleştirir, değersizleştirir"

"(..) inanan, neyin «doğru» olduğu neyin olmadığı sorusu için herhangi bir vicdan sahibi olmakta özgür değildir: bu noktada dürüst olsaydı, bu onun batışı olurdu"

Hristiyanligin, bilimsel gelişmelere hazır hale gelmiş Roma-Grek uygarlığınin gelişimini yerle bir ettiğini aynı zamanda şu an bile (19. Yy) o seviyeye varamadiklarini söylediği Müslüman uygarlığınin (Endulus) getirilerini yerle bir ettiğini dile getiren Nietzsche, Haçlı seferlerini de sert bir dille eleştirir.

Keyifli okumalar
128 syf.
·2 günde·Beğendi·5/10
Kitapla ilgili bilgi vermeye başlamadan önce aklıma gelen bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kitabın önsözünün ilk paragrafının son cümlesi şu: Kimileri ölümünden sonra doğar. Bu cümle bana hemen yeni okuduğum Bulantı' da ki Anny' nin söylediği şu cümleyi hatırlattı bana " Ölümümden sonra yaşıyorum. " bu iki cümle bize gösteriyor ki J.P Sartre, Nietzsche'den açık bir şekilde etkilenmiş. Bu zaten bilinen bir şeydi fakat yine de bunun kendimde farkına varmam hoş oldu. Sizlerle de paylaşmak istedim. Kitaba geçebilirim artık.

Nietzsche okuyanlar az çok aşinadırlar. Sürekli bir güç istencinin peşinde koşar. Zayıflıktan nefret eder ve mutluluğu güçle özdeşleştirir. Ama bu kadar güçlü ve üstün olmanın varacağı noktayı söylemez bize. Sadece üstün insan olma yolunda acımasız olun. Bana pek doğru gelmiyor bu görüş. Özellikle siyasi arenadaki Realizm'in mutlak güç istencinin, tarafları güç çıkmazına sokacağı bilgisine sahip olduğum için. Buraya da uygulanabilir olduğunu düşünüyorum, bu teorinin.

Nietzsche evrimsel sürecin insanla son bulduğunu iddia eder. Yalnız bu iddiasında insanlar arasından bazı insanların diğerlerinin önüne geçerek " üstün insan" a ulaşabileceğini söyler. Üstün insan sondur ona göre. Toplum üstün insan'dan korktuğu için ona karşıt bir insan türü geliştirmiştir. Sürü insanı yani Hristiyanlar( muhtemelen bir dine inanan bütün insanları kastediyor.) İşte kitap bu iki tür insan arasındaki farklılıkları anlatıyor. Yalnız şu noktaya dikkat çekmek isterim ki Nietzsche'nin eleştirdiği Hristiyanlık, bugün yaşanmakta olan din değil. Çok radikal bir versiyonunu hedef almış. Hani biz deriz ya gerçek İslam bu değil. Nietzsche' de gerçek(!) Hristiyanlığı eleştirmiş. Sadece İsa peygamberi ayrı tutmuş bu eleştiriden. Din, İncil, Hz. İsa ile beraber ölmüştür. Ona göre Hristiyan diye bir şey yoktur. Hristiyan geçinen insan, iki bin yıldır kendini yanlış anlamış insandır. Bu düşüncenin somut tezahürünü dediğim gibi dini olarak Hristiyanlığı karşısına alarak, ahlaki olarak da Kant ve onun temsil ettiklerine savaş açarak gerçekleştirmiş. Budizm, Brahmanizm, Yahudilik, Konfuçyanizm, Müslümanlık değindiği diğer dinler arasında.

True Detective izlediyseniz orada bir sahne vardı. İki baş karakter arabada seyahat ederken, ateist olan diğerine; Evrimde çok ileri gittik. Şu an olan hiçbir şey normal değil minvalinde konuşuyordu. Nietzsche' de insanların evrimin doğal işleyen yasalarının günümüzde bozulduğuna işaret eder. Çünkü acıma denen bir duygu vardır ve tüm soylu yüreklerin zayıflığıdır. Acıma evrimi şu şekilde etkiler: Biz yok olmaya yüz tutmuşlara acıyarak onları hayatta tutmaya çalıştıkça aslında bir doğal dengeyi bozuyoruz. Acımasız ama realist bir söylem. Kişisel fikrim bu görüşün insanların, hayvanlarla aynı cihetten olduğu ön kabülüne dayanarak yapılmasının bu şekilde düşünme sonucuna yol açtığıdır. Çünkü eğer insanlarla hayvanları aynı kefeye koyarsanız. Nietzsche haklıdır ve evrimi bozmuştur insan. Ancak bu iki kategorilendirmeyi ayrı ayrı yaparsanız, İnsanın/ Modern insanın, Evrim'le bağlantısını koparabilir, zayıflık olarak görülen bu duyguların aslında insanlığın temel anlamı olduğu sonucuna ulaşabilirsiniz.

İyi okumalar diliyorum.
128 syf.
·Puan vermedi
“Benim için önce yarın değil, öbür gün gelmeli. Bazı adamlar ölümünden sonra doğarlar. Herhangi birinin beni anlayacağı koşullar - onları çok iyi biliyorum. O kişi benim ciddiyetime, tutkuma tahammül edebilmek için bile katı bir entelektüel bütünlüğe sahip olmalıdır.
Kimsenin sormaya cesaret edemediği soruları sorabilmeli; yasakları, kader dolambacını, sorgulayabilmelidir.
Şimdiye kadar duyulmamış gerçekler için yeni bir vicdan. Ve büyük meselede tasarruf etme arzusu -gücünü, arzusunu bir arada tutma isteği.. Kendine saygı, sevgi, kesin özgürlük hissi...”
Dipçem; Tartışmalı içeriği nedeniyle yazıldıktan yedi yıl sonra yayınlanmış eser, başından sonuna kadar Nietzsche’nin o kendine has üst perdeden üslubuyla Hristiyanlık eleştirisidir. Teoloji ile ya da incilden ayetlerin didik didik edilmesiyle pek ilgilenmiyorsanız, en azından yazardan bu kitap çok ilginizi çekmeyebilir. Fakat; elinden çıkma hangi eseri okursanız okuyun, inanç konusundaki tavrını direkt ya da endirekt mutlaka farkedersiniz. Ben paralel olarak biyografisini de okuduğumdan, girişteki iddialı hitabı, kitabın kalanında yakalayamadım. Kendimi tekrarın tekrarını okuyormuş hissinden kurtaramamış olma sebebim, okuma sıralamam oldu maalesef. Yine de bir göz atmanızı tavsiye ederim.
128 syf.
·3 günde·Puan vermedi
19. Yüzyılın Alman filozofu Nietzsche bu kitabında, tek tanrılı dinleri ve özellikle de Hıristiyanlığı, kiliseyi, Ruhban sınıfını, din adamlarını çok ağır eleştirmiş.
Hıristiyanlığın insanları düşünmemeye sevk ettiğini, baskı altında tuttuğunu, köleleştirdiğini , yaratıcılığını yok ettiğini, sıradanlaştırdığını ifade etmiş.
Ayrıca; “Güç İstenci”nini (özelliklede Alman ırkını belirterek) esas alan bireyci bir bakış açısıyla “Üstün İnsan” vurgusu yapmış.
Belki de;
Kendi çağının çok zaman sonrasında anlaşılmayı beklemiş olan Nietzche, varolan tüm dinlerin, politik, ideolojik görüşlerin tümünün, “üst İnsan” temelinde insanın gelişmesinde engel görür ve tümüne karşı çıkar.
Bu bağlamda; Kitaptaki alıntılarımda da belirttiğim üzere sosyalistleri de ağır eleştirmiş, ayaktakımı diye ifade etmiş.
Benim için Nietzsche’yi anlamak, anlamlandırmak öyle kolay olmadı. Belki anlaşılması en zor filozoflardan.
Onu anlayabildiğim kadarıyla anlatmaya çalıştım.Sürçü lisan ettiysem affola...
İlgilenenlere keyifli okumalar.
128 syf.
hristiyanlığı ve hristiyanlık nazarında tüm dinlere en ağır eleştirileri getirdiği kitabıdır Nietzsche'nin.

Nietzsche, hristiyanlığı sürekli yeniymiş gibi sunulan eskimiş yırtık bir elbise gibi görür ve buna gerek olmadığını, hristiyanlığın (dinlerin) gelişecek insanı törpüleyerek sınırladığını, dahası buna karşı savaş açtığını söyleyerek yaratılan şeytan (kötü olan) imitasyonu ile kendilerini şeytanla aynı kefeye koyduklarını öngörür.

haçlı seferleriyle, incilde anlatılan hikayelerle papa, katedraller ve papazların bütün savlarını hatta incilin savlarını kendi silahıyla çürütmüştür. hristiyanlığı yerle bir eden Nietzsche incilin ilk hikayesinde bahsi geçen ''bilginin lanetlenmesi'' ve ''bilmeyeceksin!'' alt mesajı ile yozlaşmanın ilk adımının atıldığını söyler.

yazdığı 7 madde ile hristiyanlığa karşı öyle bir ayağa kalkış ki bu. sahte hümanistliklerinin, kutsal kabul gören değerler ardından dönen yalan ve hilenin yani kısaca yozlaşmanın kendisi olmuştur hristiyanlık der Nietzsche.

sanki kitabın adını önce hristiyanlık yazmış, kitabı yazdıktan sonra hristiyanlığı silip deccal yazmış gibidir. ancak hristiyanlık pek silinmemiş yazının gölgesi deccalin arkasında gözükmektedir.
250 syf.
Bir fantastika insanı olaraq fəlsəfə oxumağa cəhd etmirdim. Çünki ən nifrət etdiyim şeylərdən biri hər hansı bir kitabı yarıda buraxmaqdır. Amma indi bu riski almağıma sevinirəm. Nitşenin də dediyi kimi- "Bu kitab ən azlarındır."
Kitabda Nitşenin xristianlıqla bağlı görüşləri öz əksini tapır. Buradakı "görüş" sözünü "dərin nifrət"lə əvəz etsək də yanılmarıq. O, xristianlığı bir bəla, xəstəlik adlandırır, Roma imperiyasının süqutunun səbəbini bu din ilə əlaqələndirir, bütün rahiblərə isə nifrət edirdi. Onların hamısını
"yalançı", "kələkbaz"adlandırırdı. Kitabından olan hissələrə diqqət yetirsək bu daha aydın anlaşılar;
Maddə 1- Təbiətə hər cür zidlik günahdır. Ən günahkar insan rahibdir: o, təbiətə zidliyi öyrədər. Rahibə göstərilməli olan səbəblər deyil, dəlixanadır.
Yaxud da;
Maddə 3- Xristianlığın ilan yumurtalarını basdırdığı yerlər lənətlənməli, yerlə bir edilməli və yer üzünün rüsvayçılıq yerləri olaraq gələcəyin qorxulu ibrət yerləri olsun deyə qorunmalıdır. Buralarda zəhərli ilanlar yetişdirilməlidir.
Bu kimi maddələr çoxdur, bunları bilmək üçün kitabı oxumalısınız. Fəlsəfə ilə maraqlanırsınızsa, oxumalı olduğunuz kitablardandır məncə. Olduqca maraqlı və düşündürücü məsələlərə toxunulur əsərdə.

Xoş mütaliələr)
113 syf.
·10/10
Nietzsche'nin felsefesi apaçık olan "kendi çağına tümden bir karşı çıkıştır."
Ve bu düşüncesini de Hristiyanlığa karşı ağır eleştirileri gözler önüne serer. Acizlik, zayıflık olarak görür inanç değerini. Bu eleştiriler arasında Yahudiler, Almanlar da vardır. Nietzsche'nin nerdeyse bütün eserinde "güçlü" olmak vardır. Yani üstinsan olabilmektir. İlk sayfalar da Nietsche; Iyi olan nedir sorusunu yöneltir. Ve o soruya cevap olarak; Güç duygusunu, güç arzusunu ve insanın içinde var olan gücü arttıran her şeydir. Nietzsche felsefesi ne kadar karmaşık görünse de anahtar kelimeler; Güç, Üstinsan, İnanç, karşı çıkış, yıkım, yeni değerler.
128 syf.
Nietzsche, Nihilist ve derin filozof!
Bu kitabında, tek tanrılı dinleri ve özellikle de yozlaşmış Hristiyanlığı, çıkarcı ve despot kiliseyi, Hristiyan dinine inanan insanları Ruhban sınıfı modeli ile sömürmesi veya pasif kılınmasını, ağır bir dille eleştirmiş.
Hristiyanlığın, Hristiyanları düşünmemeye zorladığını, baskı altında tuttuğunu, köleleştirdiğini, insanın bilimsel yönünü ve yaratıcılığını yok ettiğini, direkt ve dolaylı olarak defalarda zikretmiştir.

Bu kitapta, sosyalistlere “ayak takımı” diyerek onların sığ ve zararlı olduklarını dolaylı olarak dile getirmiştir.

Nietzsche'ye göre, köle ahlakını benimseyen ve yaşamı reddeden bir öğreti olan Hristiyanlık, yok edilmelidir. O, bilimin düşmanı, sürü psikolojisinin temeli, dahası insan neslinin sonunu getirebilecek bir yanlış anlayıştır. Hristiyanlığı, insanlığın ölümsüz bir utanç lekesi olarak görüyor Nietzsche.


İyi okumalar…
128 syf.
·Puan vermedi
İçinde bulunduğu baskın din Hristiyanlık olduğu için Hristiyanlık üzerinden aslında dinleri sorgulayan ve ruhban sınıfının yaptığı sahtekarlıklardan dem vuran bir kitap. Orta çağ zihniyeti gibi yaşanan her dini bu kitaptaki Hristiyanlık kavramı yerine koyunca kitabın ne kadar haklı olduğuna şahit olacağız. Aydınlanma isteyen bir beynin cümleleri ...
128 syf.
·6 günde·Beğendi
Hristiyanlığa olan nefretini o kadar doğru bir kalemle anlatıp, arkasını profesyönelce dolduruyor ki okuyucuya fikrini açıklamakla kalmıyor kalemine de hayran bırakıyor.Özellikle Budizm ile karşılaştırmaları dikkati cezbediyor.
104 syf.
·Puan vermedi
Öncelikle her türden kitabı okurum fakat esas amacımın inceleme ve konu üzerinde hâkimiyet kurma olduğunu belirtmek isterim.

Ve bir dipnot daha geçmek isterim ki Nietsche gibi bir çok yazar için de yapılması gerektiğine inancım sonsuz;
Bir kitaba başlamadan evvel kitabın yazarının hayat hikayesi hakkında kısa bir araştırma yapmak o kitap ve yazarın diğer kitapları hakkında bir adım önde olmanıza sebebiyet verir.

Nietzsche gibi bir çok batı filozofu için yazılacak ve söylenecek çok şey var.! Fakat ışığın kendi medeniyetimizde olduğunu bildiğimizden üzerinde çok fazla inceleme yapmak zaman kaybı olur.

Bu incelemeyi yazmama sebebiyet veren asıl mevzu ise kitap içerisinde denk geldiğim aşağıdaki bölümdür;

Dikkatlice okuyunuz....

".....Laf aramızda, bunlar daha erkek bile değildirler... (Hristiyanlığı kastediyor)
Müslümanlık, Hristiyanlığı horgörüyorsa, bin kez haklıdır: Müslümanlık erkekleri varsayar...
60.
Hristiyanlık bizi antik kültürün mirasından etti, daha sonra da, bir kez daha, Müslüman
kültürün mirasından etti. İspanya'nın harika Mağribi kültür dünyası, bizim için, temelde, Roma ve
Yunanistan'dan daha akraba, bizim duyum ve beğenimize daha yakın olan bu dünya, ayaklar
altında ezildi (—bunların ne tür ayaklar olduğunu söylemeyeceğim—), niye? Çünkü soylu, erkekçe
içgüdülerden kaynaklanıyordu, çünkü yaşama Evet diyordu; hem de Magrib yaşamının nadide ve
rafine hoşluklarıyla!... Sonradan Haçlılar, önünde toza toprağa yatmaları onlara daha yaraşacak
birşeyle savaştılar —bir kültürle, ki, daha bizim ondokuzuncu yüzyılımız bile onun karşısında pek
fukara, pek «geç» kalsa gerek. —Tabiî, istedikleri, talandı : Doğu, zengindi... Yansız olalım en
azından! Haçlı Seferleri —yüksek bir korsanlık, başka birşey değil! —Alman asilzadeliği, temelde
Viking'ce olan bu asilzadelik, burada tam ortamını buldu: Kilise gayet iyi biliyordu Alman
asilzadeliğinin ne işe yaradığını... Alman asilzadeleri, Kilise'nin «İsviçreli» bekçileri, Kilise'nin
bütün kötü içgüdülerinin hizmetinde hep, —ama işin parası iyi...Kilise'nin yeryüzündeki bütün
soyluluklara karşı ölümüne savaşını tam da Alman kılıçlarının, Alman kanı ve cesaretinin
yardımıyla yürütmüş olması! Bu noktada bir sürü nahoş soru çıkıyor ortaya. Alman asilzadeliği
yüksek kültürün tarihinde hemen hiçbir varlık göstermez: nedeni sezinleniyor... Hristiyanlık, alkol
—yozlaşmanın iki büyük aracı... Kendi başına alındığında, Müslümanlık ile Hristiyanlık arasında
bir seçim yapmak söz konusu bile değil, tıpkı bir Arap ile bir Yahudi arasındaki seçim gibi. Karar
kendiliğinden verilir: burada seçmek, kimsenin elinde değildir. Kişi ya bir şandalsı'dır, ya da
değildir... «Roma'yla bıçak bıçağa savaş! Müslümanlıkla barış, dostluk» : bu duyguyu duydu, öyle
de yaptı, o büyük özgür tinli, Alman Kaiser'leri arasındaki o deha, İkinci Friedrich. Ne yani? bir
Alman ilkin deha, ilkin özgür tinli mi olmak zorunda, dürüst duygular duyabilmek için? —Bir
Alman'ın nasıl olup da Hristiyanc'a duygular duyabileceğini ise hiç kavrayamıyorum...
Deccal (sf.43) Nietche

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Deccal
Baskı tarihi:
Ağustos 2016
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059734264
Kitabın türü:
Çeviri:
Enver Günsel
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Tutku Yayınevi
1888 de yazılmasına karşın tartışmalı içeriği nedeniyle ilk olarak 1895 yılından yayınlandı. Nietzsche bu kitabında Hıristiyanlığın yozlaşan yapısına sert eleştirilerde bulunuyor. Nietzsche'ye göre yaşamı reddedip köleleştiren ve sürü psikolojisini hayata geçiren Hristiyanlık yok edilmelidir. Yazarın yıllar sonra yayımlanabilen bu eseri Nietzsche'nin Hıristiyanlığa duyduğu nefreti çok net bir şekilde gözler önüne seren seriyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.322 okur

  • Remzi KIZILKAYA
  • Çağatay Aydoğan
  • Ümit can
  • Mehmet Toyran
  • İkarpot
  • B.D
  • Berkan Şimşek
  • Burak DEMİR
  • Kitaptoteles
  • Orhan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%2.9
18-24 Yaş
%28.8
25-34 Yaş
%34.5
35-44 Yaş
%26.6
45-54 Yaş
%5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%39.3
Erkek
%60.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%13.2 (40)
9
%9.6 (29)
8
%14.5 (44)
7
%7.3 (22)
6
%3 (9)
5
%2 (6)
4
%0.3 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları