Kitapzede profil resmi
İstanbul
120 okur puanı
16 Haz 15:25 tarihinde katıldı.
  • ✔️Şekilciyiz, had bilmeziz, ziyadesiyle hoyratız, mülkiyetçiyiz, ucundan az fesatız, hayata hep yandan bakarız..
    ✔️Nasıl her saçını örteni dindar, her açığı ... diye etiketleyen bir kitle varsa, burada da her elinde kitapla poz vereni, okur sanma gafletine düşen var. Zira bu toprağın İnsanının sıfatlarından biri “şekilcilik”.. Aynı kefede değerlendirilmekten hoşlanmadığım, prensiplerime aykırı ne varsa vücut bulmuş hali olarak karşımda duran, bir şey söylendiğinde “ama onun da kitap sayfası var” cevabına çarptığım, göz devirdiğim haller☺️
    ✔️Bunca kitabı nasıl aldın?
    Öyle hadsiz ki; bunu sorabilir, en hakiki hakkı bu, nasıl aldın sorusu. Bunu çözdüğü an her şeyi halledecek. Dur bir sor kendine, senin zorun derdin, kitap alamamak, edinememek mi? Ondan mı okuyamıyorsun gerçekten? Oysa elinde akıllı telefonun var. Beş ile on beş lira arasında yüzlerce klasik eser, maliyet hesaplamanda bu işine yarar mı? Kaygın “ben nasıl okurum” kendime ne katarım, bunca kitabı okumanın ömrüme maliyeti nedir değil, büyük resimde, küçük hesaplarken muhaseben, azi/zim/zem “sen okumasan da olur”
    ✔️”Gözünün üstünde kaşın var, elin şöyle durmuş, detonesin, ayağını kitaplara doğru uzatmış, nimet onlar nimet, vay densiz kadın.”
    Üzerimdeki bu mesnetsiz mülkiyet halini anlamam namümkün. Sayfa benim, kitaplar benim. Kitaba hürmet okuyarak olur, öyle kıymetlenir, sen sayfalarını okumaktan eskittikçe değerine değer katılır. Senin öyle yandan bakıp “kymetlimss diye tıslamanla değil” Kucağıma da alırım, koynuma da.. ayağımı da uzatırım, başımın altına yastık da ederim, kime ne? Sana ne?
    Bilenme, ilenme, oku!!
    Saygılarımla..
  • 128 syf.
    ·9 günde·Puan vermedi
    Aldous Huxley “Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret”.. Bazı kitapları tavsiye listeme alırken o kadar içime siniyor ki, bir an önce sizler de okuyun, hissettiklerimi hissedin istiyorum. Çok içime sinen, hem doyurucu hem de araştırmaya teşvik edici bir eser okudum. Yedi kez Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen Huxley, Cesur Yeni Dünya’yı yazdıktan 27 yıl sonra, hem kendi eserini kaynak alıp, uzak bir gelecek diye tasarladığı anti-ütopik dünyayı sorguluyor, hem de o noktaya varış hızımızı. Bağımsız olarak okunacağı gibi, benim önerim öncesinde, yazarın “Cesur Yeni Dünya”sını, George Orwell’in 1984’ünü ve Thomas More’dan Ütopya’yı okumanız, bana kalsa listeyi biraz daha uzatırım, fakat (bezdirmemek adına) ilk etapta bu kadarı, temel için yeterli. Referans kitaplara da göndermeler yaparak, alt başlıklar halinde devam eden eser, hızlı nüfus artışı, uygulanan hatalı politikalar, özgürlük, uyuşturucu vs vs şeklinde ilerlerken, Huxley’in kalemine de bir hayli tesir etmiş olan şey, nasyonal sosyalizm kılığında geçen Hitler ve 2. Dünya Savaşı kabusu. İnsanın insana yapabileceklerinin, canlı ve yakın geçmiş gerçekliği, metnin tümünde hissediliyor. Yaş, hayat ve okur tecrübesine göre, epey sert bulabileceğiz eseri, şayet +18 iseniz, lütfen dönemi konu alan belgesellerle de destekleyin. Bilhassa manipüle taktikleri, manipüle edilecek topluma verilecek şekil için çalışmalar, canlı insan denekler, savaş esirleri, esir kampları, herhangi bir arama motoruna, herhangi bir başlığı yazarsanız, yüzlerce video ve dökümana ulaşabilirsiniz. Geniş bir zamanda altı çizili cümlelerimden alıntılar da gireceğim “Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret” kalbimden öptü Sevgim üzerinize olsun
  • 632 syf.
    ·Puan vermedi
    Sırf arka kapak değil, bugüne değin kaynak alınıp uyarlanmış, kitap ve film sayısının çokluğuyla “Jane Eyre”, konusunun bilinirliği, evrensel seviyede bir eser. Bu yüzden ben de, muhteviyatı sakınmak hususunda, eli rahat bi haldeyim. Yine de yakın zamanda, okuma listenizde bulunuyorsa, eseri okumayı bitirdikten sonra, yazdıklarıma göz atarsanız daha sağlıklı olur.
    Bir kısım Türk okur ya da okura dışarıdan bakıp yorumlayan kimselerce “Historical Romance /Tarihi Aşk” tür olarak, aman canım sende “okuduğu da kitap olsa, aşk romanı işte” şeklinde, enteresan bir üst perdeden değerlendirmeye tabi tutuluyor. Bunu yapabilmek için nice eseri hatmetmiş olmalılar elbet, ben yine de gereksiz bir tahakküm olduğu kanısındayım. O türü küçük görenlere müjdelerim, klasik olması onu tür dışı bırakmıyor, Jane Eyre bir historical romance:)
    Akrabalarının yanında yaşayan kimsesiz bir kızın hikayesi. Sığıntı olarak geçirdiği yıllar, akabinde yatılı okul günleri ve Thornfield (Diken Tarlası / bu isim, kardeşinin Uğultulu Tepeler’i ile benzer bir mantıktan) Malikanesine varan mürebbiyelik günleri. On sekiz yaşında, hayat fukarası, fiziksel özellikleriyle asla dikkat çekmeyen bir genç kız, feleğin çemberinden geçmiş, kırk yaşında namlı bir hovardayı kendine aşık eder. Gidişat içinde böylesi bir yakınlaşma masalsı bulunabilir. Yine aşka nerden bakıldığına göre değişen bir içe sindirip sindirmeme meselesi (sindiremedim).
    Tek kafa sesi, tek ağız, başkarakterden okuduğumuz hikaye, kendi hariç, diğer karakterlerin de; davranış düşünce ya da his olarak aktarımını , genel geçer değil, kişisel gözlem ve değerlendirmeleriyle nakşettiğinden, her daim bir yanlı hal söz konusu. Zira birçok noktada, kişilerin kişilik özelliklerini alın, burun, ağız gibi uzuvlarına bakıp bilen, esas kızımız, bu minvalde Freud’a pabucunu ters giydirir:)
    Çeşitli olayların sonucunda, Eyre sevdiği adam ve işinden yani malikaneden, bir yok hiç yok beş kuruşsuz ayrılmak zorunda kalır. Birkaç gün sürünür bla bla, nihayetinde dilenecek kadar düşer. Dilenip sığındığı kapıda, kendine geldiğinde evin emektar hizmetçisi sorar;
    “Yoksa terzilik mi yapıyordun?”
    Yanıt şahane bence :)
    “Yok, terzi değildim. Yalnız, sen bana aldırma. Kafanı benim için yorma da burasının neresi olduğunu söyle.”
    Evin sahibine de benzer bir üslupla yanıtlar verir, kurtarıldı, ağırlandı, müteşekkir..:)
    Aradan zaman geçer, ki bu zaman aralığı teolojik argümanlar silsilesidir. Alt metin filan değil, direkt direkt din propagandası bolca yapılır. Dere tepe düz gidilerek, varılıp sığınılmış yer, meğer kuzenlerinin evi olmasın mı:) Bu güzel sürpriz, yine bir görev aşkı ile kuzen yakınlaşması (döneme has diyor geçiyoruz) olarak taçlanır.
    ve kilometrelerce öteye varan, üç günlük mesafeden duyulan sevgilinin sesi. Burada da “yüce Tanrı istedi” oldu, aşkın üzerini mucizelerle bezedi hali devam.
    Artık sona giderken, duyduğu sese kayıtsız kalamayan Eyre, sevdiği adama geri döner vs vs. Erkek egemen toplumda, kadının güçlü duruşunu gerçeklikle harmanlayıp ... diye gidiyor değerlendirmeler. Bana ilginç gelen bazı noktalar var.
    Anne babasız kaldığında, yaşamak zorunda kaldığı ev zengin. Gönderildiği okul, paralı yatılı. Aldığı eğitim neticesinde, öğretmenlik yaparken, tercihini özel ders vermekten yana kullanıp gittiği yer malikane. Aşk yaşadığı adam malikanenin sahibi. Kaçıp süründüğü dönem kapısına vardıkları, hiç haberi olmadığı kuzenleri, arada hiç tanışmadığı amcadan kalan miras (yani temelde paranın ona sağladığı imkanlara dolaylı ya da dolaysız sahip) ve gaipten ulaşan sesler. Ne kadar rasyonel ne kadar irrasyonel, karakterimiz size göre ne kadar güçlü, okuyun konuşalım:)
    Çeviriye gelince, tembihlemek yerine sıkılamak derken, beni de bi sıkıladı, bilhassa belirteçlerde sıkıntı olduğunu düşünüyorum, güncellenmeli.
    Saygılarımla..
  • 632 syf.
    ·İnceledi·Puan vermedi
  • 128 syf.
    ·9 günde·İnceledi·Puan vermedi
  • “Hadi, hadi Jane, ağlamasana!” dedi. Ateşe, “Yanmasana!” demekle birdi bu.
  • 61 syf.
    ·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
  • Seninleyken beni çeken şey, beni başka bir dünyaya sokmandı. Çocukluğuma damgasını vuran değerler orda geçerli değildi. Bu dünya beni büyülüyordu. Ne mecburiyet ne aidiyet olmaksızın oraya girdiğimde her şeyden kaçabiliyordum. Seninle başka bir yerdeydim, yabancı, kendime bile yabancı bir mekanda. Tamamlayıcı bir başkasılık boyutuna girişi sunuyordun bana - ben ki tüm kimlikleri reddetmiş ve hiçbiri benim olmayan kimlikleri birbirine eklemiştim daima.
  • 448 syf.
    ·Puan vermedi
    Dönem dönem, kendi okuma gidişatıma göre, daha yumuşak, daha romantik, tabiri caizdir “uçuş uçuş” kitaplar okumak istiyorum. Geçtiğimiz ayı, içerik olarak yüklüce bir listeyle tamamlayınca, bu ay okumalarıma aynen böyle bir kitapla başlamak istedim. Benim uçuş uçuş dememe takılmayınız, eserin çarşaf çarşaf bir ödül listesi var. Tecrüben ne olursa olsun, edinilen; yazarın ilk eseriyse, referans alabileceğin alanlar sınırlı, o noktada ödüller, arka kapak yazısı, aşina olunan bir başka yazarın, övgü dolu cümlesi, tercihin hususunda etken. Buraya kadar güzelce kendi savunmamı yaptım:) Mızmızlanacağım ya, madem öyle, neden aldın sorusunu direkt savuşturdum.
    İlk değineceğim nokta, yanılmamın müsebbibi iç ve arka kapak yazıları. Hele arka kapağı kaleme alanın, kitabı okuduğu hususunda ciddi şüphelerim var. “Güzel ve Çirkin masalının bambaşka, çok daha büyülü ve son derece zengin dünyasına açılan sihirli bir kapı..” o kapıyı ben neden bulamadım peki, hayırdır? Nasıl bir yol üzerinden gidilip böyle bir benzetmeye varılmış olabilir, burada da şato yerine kule olması mıdır? bu benzeştirme gayretine sebep? İç kapak yazar yorumları, daha da tesirli “sıcacık bir battaniye gibi (hadi canım), dokunaklı, yürek burkan (bir de kendimi duygusal zekası kıvrak sanıyorum) vs vs” şimdi bunca olumlu taçlandırma seremonisinin ardından ister istemez beklenti yükseliyor. Alt başlıkları farketmeksizin, fantastik benim okumayı sevdiğim bir tür. Sağını solunu, köşe bucak bildiğim, kaybolma olasılığımın olmadığı bir patika. Kitap özgün mü? Hayır. Tekrara düşmekten kurtulmuş mu? Hayır. Sayfalar dolusu, bıktırıp tüketene kadar tekrarlanan büyü ritüellerine bayıldık mı? :) Evlerden ırak.
    Siz de arka kapağa baktığınızda göreceksiniz, içerikte yüzlerce defa bahsi geçen “Galiz Orman” ve büyücüler arasında geçen, duygusal damarını arayıp bulmakta zorlandığım, yazım hatalarından, defalarca elimden bıraktığım eseri, tavsiye listeme almadım. Yine de, ben büyü okumaktan hoşlanırım derseniz, neden olmasın. Yayınevinin tekrar baskıya girecekse, yeni bir redaktöre ihtiyacı var.
    Saygılarımla..
  • 408 syf.
    ·6 günde·Puan vermedi
    Emily Bronte “Uğultulu Tepeler”. İpucu vermeden, açık etmeden nasıl fikrimi beyan ederim diye düşündüm, düşündüm düşünmesine de, fikrimi sakınarak bahsetmek istediğim bir kitap değil bu, bilakis kalemimi özgürce oynatmak istiyorum. Yani tercihe göre yazdıklarımı buradan sonra, okur ya da okumazsınız.. Bronte’nin 1840’lı yıllarda yazdığı Victoria dönemi eserinin, arka kapakta “orta sınıfın yükselişini de simgeleyen ve gelmiş geçmiş en büyük aşk romanı” olduğuna değinilir. Bu kısmı, aşktan ne anladığınıza göre, değişir. Tabi yükselişten de..
    İki komşu çiftlik, her iki çiftlikte bir kız bir erkek/ bir kız bir erkek ikişer kardeş, onlara ek evlatlık alınan Heathcliff karakteri, kitabın ilk yarısının ana kadrosunu oluşturuyor. Aynı evde büyüyen evlatlık ve Catherine, birbirine düşkün iki çocuktan gençliğe geçtiklerinde, kadın başkarakter, tercihini sevdiği adamdan değil, yan çiftliğin oğlundan yana kullanır, bunda da herhangi bir baskı yoktur. Kendine çok daha yakışan bir eşleşme olduğu kanısındadır, hem kültürel hem maddi. İkilinin asabi, kötücül karakterleri kitaba satır satır kasvet olarak akar. Heathcliff intikam duygusuyla “sevdiği kadından değil, kocasından” onun görümcesi isabella’i kandırıp evlenir. Maksat sadece işkence etmektir, ki bunu gerçekleştirirde. Onun eşine davranış şekli, ondan bahsederken kullandığı kelimeler vs okurken çok sabrımı zorladı. İki çiftlik arasındaki coğrafyada geçen eser, zaten yer olarak tamamiyle izoledir, emektar hizmetçinin başka bir hizmetçiyle karşılaşmasını aktardığı kısa kasaba sahneleri dışında, karakterleri hiçbir zaman kalabalıklar içinde görmeyiz. Bu bağlamda orta sınıfın yükselişini temsil etmesini de anlamlandırmakta güçlük çektim, zira balolar, partiler, sosyalleşme amaçlı konuk ağırlamalar, keza giyim kuşam vs diye giden bir sınıf atlama listesi, veri olarak yok elimizde, konu edilen paranın el değiştirmesiyle sınırlıysa onu bilemeyeceğim. Hemen hemen tüm hikaye, hizmetli Nelly ağzından aktarılır, ikili üçlü diyalogların akışa katkısı yok denecek kadar azdır. Bu özellik de okur ve eser arasında soğuk bir alan yaratır. Karakterler birebir iletişim halinden uzak olunca, az ya da hiç olmayan içses yoksunluğu, kasvet duygusunu perçinler. İklim koşulları dahi buna uygundur. İsmiyle müsemma “Uğultulu Tepeler”.
    Şiirsel aşk, büyük aşk, gelmiş geçmiş en büyük aşk, öyle mi gerçekten?. Tema okuyucuya, aşk diye kodlansa da, bana göre ölüm. Neredeyse tüm karakterler kelebek gibi, herhangi bir sebep dahi gösterilmeksizin ölüyorlar. Yo hayır bi salgın hastalık da söz konusu değil, muhtemelen buna sebep keder. Şayet kederden ölünüyorsa, bu kitapta bolca var. İkinci yarıda ise karşımızda kuzenler var, ilk yarıda karakter kadrosunu oluşturan liste, erken ölümlerin haricinde devam eder. Doğan çocuklar büyür ve ilk kalıp yinelenir. Yine iki çiftlik yine yine yine, bu tekrarlanan kalıptan, hatta yine şımarık, huysuz, asabi vs diye giden karakter özelliklerinden de hoşlandığım söylenemez. Çağdaş bir eser olsa, kuzenler arası bu denli aşklaşmaya dokunmasını, eyvahlar olsun, ensest ilişkiden aşk mı olur derdik, lakin dönemin koşullarıyla değerlendirip diyemiyoruz. Bir de Heathcliff’in sevgilisinin mezarını açması vs var ki; ona da nekrofil demek mümkün olmuyor. Sonuç itibariyle sempati duyup, sevebileceğiniz, evet aşk dediğin böyle olmalı diyebileceğiniz bir eser olur mu? Benim için olmadı. Çok daha esaslı bir sorum var, hem kendime, hem size. Şayet yazar, kadınların koşullar gereği hiç eser veremediği o dönemde yazmış olmasaydı, hayatı da neredeyse kitap gibi izole ve bilinmezler içinde karanlıkta kalmasaydı, eserin basılmasının hemen ardından ölmeseydi (evet ardışık sorular).. Bu kitap bir klasik olur muydu? Bu niteleyene göre değişen hikaye “gelmiş geçmiş en büyük aşk” olur muydu?
    Saygılarımla..
İstanbul
120 okur puanı
16 Haz 15:25 tarihinde katıldı.
2019
142/200
71%
142 kitap
33.739 sayfa
22 inceleme
42 alıntı
2 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 92. sırada.

Şu anda okudukları 7 kitap

  • Gemina
  • Karanlık Göl
  • Midas'ın Müritleri
  • Ethica
  • Şölen
  • Suda Bıçak İzleri
  • Budala

Okuduğu kitaplar 142 kitap

  • Jane Eyre
  • Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret
  • Son Mektup
  • Uğultulu Tepeler
  • Kökler
  • Sevgilimsin
  • Ya Evde Yoksan
  • Peltek Vaiz
  • İlahi Komedya
  • Kıyamete Bir Milyar Yıl

Kütüphanesindekiler 137 kitap

  • Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret
  • Son Mektup
  • Gemina
  • Uğultulu Tepeler
  • Karanlık Göl
  • Kökler
  • Sevgilimsin
  • Ya Evde Yoksan
  • Peltek Vaiz
  • Kıyamete Bir Milyar Yıl

Beğendiği kitaplar 50 kitap

  • Son Mektup
  • 1984
  • Günden Kalanlar
  • Dönüşüm
  • Açlık
  • Melankolinin Anatomisi 1. Fasikül
  • Cennetteki Yeryüzü
  • On Üç Günün Mektupları
  • Kafes Arkası Günahkarları
  • Öyle Küçük Şeyler