Nietzsche’nin Deccal’i, insanın inançlar karşısındaki körlüğünü, kendi düşüncesini teslim edişini ve ahlakın nasıl bir zincire dönüştüğünü sorgulayan sarsıcı bir metindir. Nietzsche bu kitapta Hristiyanlık üzerinden bir din eleştirisi yapar ama asıl hedefi, insanın “itaat etmeye alışmış zihni”dir.
Ona göre Hristiyanlık, güçsüzlüğü erdem, acıyı kutsallık, boyun eğmeyi ise ahlâk haline getirmiştir. İnsan, kendi potansiyelini tanrısal bir otoriteye teslim etmiş, yaşamın coşkusunu bastırmıştır. Nietzsche, bu teslimiyeti reddeder; insanın yeniden kendine, arzularına ve yaşamın gücüne dönmesini ister.
Deccal, bu anlamda sadece bir din eleştirisi değil, aynı zamanda bir “yaşam felsefesi manifestosu”dur. Nietzsche, iyi-kötü, günah-sevap gibi kalıpları yıkıp yerine kendi değerlerini yaratabilecek güçlü bireyin doğuşunu savunur.
Bu kitap, okuyucusunu rahatsız eder ama aynı zamanda uyandırır. Çünkü Nietzsche, “inanmak mı yoksa düşünmek mi?” sorusunu en sert haliyle karşımıza çıkarır. Deccal, bir inançsızlığın değil, düşünceyle yeniden doğuşun kitabıdır.