Adı:
Feniçka
Baskı tarihi:
Temmuz 2016
Sayfa sayısı:
70
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053327837
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Fenitschka
Çeviri:
İlknur İgan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Lou Andreas-Salomé modern anlamda “feminist” olarak tarif edilemese de, bağımsız ve özgürlükçü yaşamıyla kuşaklar boyu feministler için bir rol model oldu. Nietzsche, Rilke ve Freud gibi önemli şahsiyetlerle kurduğu dostluklarla ve onlar üzerindeki etkisiyle gündeme geldi. Avrupa üniversitelerinde öğrenim gören ilk kadınlardan biri olarak, erkeklerle ilişkileri çağının kadınlarına göre farklı bir seyir izlemişti. Feniçka, Andreas-Salomé’nin Alman oyun yazarı Franz Wedekind’le yaşadığı, daha sonra Alban Berg’in Lulu adlı operasının librettosuna da konu olan bir deneyime dayanır. Geleneksel cinsiyetler arası ilişkileri pek umursamayan, İsviçre’de doktorasını yapmış Moskovalı bir kadının bir erkek psikoloğun gözünden anlatılan hikâyesidir. Anlatıcı yapıtın akışı içinde Feniçka’yla dostluğunu ilerletirken, kadınları her daim belli şablonlar içinde; ya erkek avcıları ya da salt zihinsel kapasiteleriyle öne çıkan cinsiyetsiz varlıklar olarak değerlendirmekten vazgeçip, insan olarak görmeyi öğrenir.
70 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Evet, sert bir girişle başlamak istiyorum.

Salome hep aynı şekilde tanıtılıyor, bilmiyorum, fark ettiniz mi? Nietzsche’nin evlenme teklifi ettiği kadın... Yahu bu kadının bir tek meziyeti bu adamı kendine aşık etmesi midir? Salome’nin böyle bir adamı kendine aşık etmesi, ruhundaki derinliğin elbette bir tesiri olsa gerek. Fakat ben bu kadın için böyle tali bir tanımlama yapılmasının haksızlık olduğunu düşünüyorum. Ne duyar kasmışsın dediğinizi duyar gibiyim, o yüzden kasmaya devam ediyorum aynı hızla!

Geçmişten beri özgür kadınlara pek yer yok dünyamızda. “Hanım hanımcık, çıtıpıtı, narin...” Bunlar hep bir kadında aranan sıfatlar. Hayır, bir erkek ne kadar kibar olmak zorundaysa, bir kadın olarak biz de o kadar kibar olmak zorundayız. Bizim ekstra bir nezaket göstermek, girdiğimiz her ortamda bir leydi edasıyla süzülmek gibi vazifelerimiz yok. Ayakları yere sağlam basan bir kadın olmak, bir prenses olmaktan inanın daha güzel!

Dünyadaki pek çok kötülük, bastırılmış isteklerden kaynaklanıyor. Ne kadar yasak varsa o kadar kirleniyor insanın zihni. Ne yapmak ve ne yaşamak istediğinden utanç duymak korkunç bir şey. Bir kadın için bu yasaklar çok daha büyük takdir edersiniz ki. En kötüsü de bir kadının saklanmak zorunda kalması. Saklanmak, pek çok şeyden. Toplumdan, aileden, yaşamak istediklerimizden, kendimizden, duyduğumuz hazlardan... Kitabın özü bu saklanma ihtiyacı ve saklanmayı reddediş üzerine kurulu bana göre. Ben anlatmayacağım, Feniçka anlatsın sizlere.

Özgür ruhlu tüm kadınlar ve(varsa) feminist erkekler; buradan hepinize selam ve sevgiler!
70 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
İnceleme Videosu: https://www.youtube.com/...aAIHyhaXag&t=38s

Arayışlar kitabını okuyup inceleme yaparken şu sözü kullanmıştım:BÜTÜN ÖZGÜR KADINLARA SELAM OLSUN! (#32856440)

Şimdi ne desem bilemiyorum o yüzden Etkinlik yapıp şu kadına herkesin hayran kalmasını mı sağlasak? diye ortaya bi' soru atayım :)

Arayışlar'a hayran kalıp dedim ki Feniçka'yı da okuyayım. Allahııııımmmm kitaba bi' başladım böyle bir kitap yok ya!

Her türden kitabı okumaya çalışırım ama hayatım boyunca ilk defa böyle bir yazara böyle bir üsluba ve böyle bir özgür kadına ilk defa rastladım.

Nietzche'nin evlilik teklifini neden reddettiğini bu kitap sayesinde anlayabiliyorsunuz :)

Lou Andreas Salome bu dünyada yaşamış ender kadınlardan birisidir. Bütün kitapları okunmalıdır istisnasız.
Her kadın ve her erkeğe yön gösterecek olan aydın bir kadın kendisi!
Bu yüzden HERKES OKUMALI!

Ayriyeten söylemeden edemeyeceğim, Feniçka ile aşırı benzerlik gösteriyorum :D Aşk ile özgürlük arasında ya da aşk ile eğitim arasında seçim yapması gerekince benim de yapacağımı yapıyor.

Neyseeee, yapalım mı şu etkinliği ne dersiniz? Herkes bi coşsun "Nasıl bir kadın bu ya! " diyerek :D

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
70 syf.
·1 günde·10/10 puan
Geleneksel cinsiyetler arası ilişkileri, kadınları belli şablonlar içinde değerlendirmemeyi toplumlar olarak en salt biçimde öğrenmediğimiz takdirde, içinde bulunduğumuz yerküre bir adım daha yaşanası ve insancıl olmayacak. Sayfaların arasındaki sesleri duymamız akabinde de duyurmamız gerekiyor. Kadın ya da erkek, siyah ya da beyaz, Batılı ya da Güneyli, Katolik ya da Budist... Bunları aşmak ne denli zor olabilir bilemiyorum. Şekilciliği, materyalistliği, etnik köken dertlerini bir kenara bırakıp hepimizde ortak olan çi'ye odaklanmalıyız. Bize hayat veren yaşam enerjimize. Dönüp baktığımızda yargısızca sadece İNSAN olarak görmeliyiz birbirimizi. Tüm bunları bir kenara kurulmuş çoğunluğa anlatmak, cinsiyetçiliğin önüne geçip insanca yaşamak o kadar zor ki. Eril zihniyetten kurtulamamış ilkel erkeklerden ve onların boyunduruğu altına girmiş, kimliğini unutup köleleşen kadınlardan bahsediyorum. Sizler saf bir budala olarak görülmekten korktuğunuz için kadınları oldukça yanlış değerlendiriyorsunuz. Ve size bu kadar itici gelen eğitimli, kendini yetiştirmiş kadınlara gelince, bizleri aslında hiç tanımadığınızı itiraf etmeniz gerekirdi. Okumak, eğitimli olmak bizim için ne çilecilik ne de hayatımızı çalışma masası başında geçirmek anlamına geliyor. Doğru perspektiften bakabilseydiniz böyle bir şeyin olası olmadığını ekseriyetle görebilirdiniz. Biz kadınlar eğitim sayesinde özgürlüğümüz için, haklarımız için mücadelenin içine, yaşamın içine giriyoruz.

Tek bir kadın yukarıda bahsini açtığım türden bir bireyin penceresini tamamıyla değiştirebiliyor. Doğru yaklaşımlar ve birliktelikle cinsiyetçiliğin önüne farkındalık yaratarak geçebilmek mümkün. Yüzyıllardır süre gelen bu ilkel bakış açısını kırmalı ve yoketmeli, hepimiz içimizde barındırdığımız İNSAN suretine bürünmeliyiz.
70 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Merhaba, günaydın herkese. Uzun zamandan beri hayalim: toplumun kadınlara dayattığı kurallara tepki olarak yetiştireceğim üç kız çocuğu sahibi olmak. Kendi kanımdan olmaları veya öbür türlü farketmez benim için. Birincisinin adı Sarya , ikincisinin adı Tanya ve bu kitaptan sonra üçüncüsünün adının Fenya olmasına karar verdim. Fenya’nın kelime anlamını bilmiyorum ama Nietzsche’nin evlenmek istediği kadın olan Salome’nin yarattığı karakter olan Feniçka yani Fenya’nın kişilik özellikleri, kadınların bir erkekle dışarda yalnız dolaşmasının ayıp sayıldığı dönemlerde bile aykırı olan fikirleriyle düzene baş kaldırması sebebinden ötürü ben bu karakteri çok sevdim ve buna karar verdim. Fenya özgür yetişen, üniversite eğitimi alan, erkeklerle iletişimi güçlü olan ve toplumun kurallarını sorgulayan genç bir kadın. Max Werner ise Fenya’nın bu özelliklerini başta kabul etmeyip, yadırgayan fakat zaman içersinde ona daha yakın olan genç bir adam. Fenya ve Max’ın küçük hikayesinde ikisinin arasında geçen diyaloglar ile kadınlara biçilen kadınlık rollerine inat onlara insan olarak bakılmasının önemine vurgu yapılıyor. Salome’nin kitabının sayfaları az fakat içeriği bir toplumun kadınlara çizdiği kalıpların çokluğu kadar dolu. Evet sonu biraz farklı olabilirdi ama kadının özgürlük aşkının temsilcisi olan Fenya’yı okumak hiç fena değildi. Bu yüzden hepinizin okuması için de tavsiyede bulunuyorum. Kadınların da erkekler gibi özgür olduğu, gizlenme ihtiyacı duymadığı, kalıplardan arındığı bir geleceğe sahip olmaları dileğiyle.
İyi okumalar...
70 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Hayat hikayesiyle tanıdığım en sıradışı kadınlardan biri Salome;
Kendisi hakkında kitap dışı bir bilgi:

"Nietzsche’nin evlilik teklifini geri çeviren, büyük Alman şairi Rilke’nin ömür boyu unutamadığı aşkı ve Freud’nun çok açıkça hayranlık duyduğu Louise Andreas Salome, “herşeye kayıtsızca güvenen ve korku nedir bilmeyen bir sevecen” olan, sıradışı bir kadındır.''

Nietzsche ağladığında isimli kitapta Nietzsche ona şöyle der:
“Hangi yıldızlardan düşüp birbirimizi bulduk biz. Bu kadar düz bir cümlenin bu kadar karmaşık olmasına neden olan kadın.”

Salome Fenya ile biraz kendini anlatmış; kendi hayatını belki, bir ilişkiye ve evliliğe bakış açısını..
Kısa ama derin anlamları olan betimlemeleri dikkatimi çekti. Onun dışında merak uyandırıcı bir anlatımı var.Kişiligindeki o baştançıkarıcılığı konuyu anlatırken de görebiliyorsunuz; ne anlatmak istediğine odaklanırken birden başka birşey anlıyorsunuz.Bunu onun psikanalistliğine doğrudan bağlayabiliriz.

Konuya genel olarak değinirsek Alman Max Warner'ın Rus asıllı Fenya(Feniçka)ile arkadaşlığı ve ilişkiler üzerine vardıkları kanılar diyebiliriz kısaca.

Kitap dönemin(Çarlık dönemi) yasakları içinde bir kadın ve erkeğin içinde bulundukları durumu ve onların bakış açısını analiz ediyor.Kadın evliliğe karşı duruşuyla Salome'nin kişiliğini yansıtmış bana göre.

Fena değil.Okuyabilirsiniz :)
Keyifle..
70 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
"Kesinlikle kendi hayatımı yaşayabilirim. Ve ne olursa olsun bunu yapacağım. Böyle davranarak hiçbir ilkeyi temsil etmiyorum; ama çok daha güzel, benim içimde olan bir şeyi, tamamen yaşamın sıcaklığı olan, neşe dolu ve kaçıp gitmeye çalışan bir şeyi temsil ediyorum.”

"Nietzsche'nin evlenme teklifini reddeden, Freud ve şair Rilke'yi de derinden etkileyen kırbaçlı kadın.”

Nietzsche Ağladığında adlı kitabında bu aşka dair duygularını şöyle açıklar;
"Hangi yıldızlardan düşüp birbirimizi bulduk biz. Bu kadar düz bir cümlenin bu kadar karmaşık olmasına neden olan kadın."

Kitapta Feniçka'nın hayata çoğu kadından daha farklı bakışını, gelenek ve görenekleri tanımayışını, erkeklere karşı güçlü bir profilini, aşka ve evliliğe bakış açısını anlatmış yani bir nevi kendisini Feniçka karakteriyle anlatmış...
70 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Merhaba,
Nietzsche’nin evlenmek istediği kadın olan Salome’nin yarattığı karakter olan Feniçka yani Fenya’nın kişilik özellikleri, kadınların bir erkekle dışarda yalnız dolaşmasının ayıp sayıldığı dönemlerde bile aykırı olan fikirleriyle düzene baş kaldırması sebebinden ötürü ben bu karakteri çok sevdim.
Fenya özgür yetişen, üniversite eğitimi alan, erkeklerle iletişimi güçlü olan ve toplumun kurallarını sorgulayan genç bir kadın.
Max Werner ise Fenya’nın bu özelliklerini başta kabul etmeyip, yadırgayan fakat zaman içersinde ona daha yakın olan genç bir adam. Fenya ve Max’ın küçük hikayesinde ikisinin arasında geçen diyaloglar ile kadınlara biçilen kadınlık rollerine inat onlara insan olarak bakılmasının önemine vurgu yapılıyor.
Salome’nin kitabının sayfaları az fakat içeriği bir toplumun kadınlara çizdiği kalıpların çokluğu kadar dolu. Evet sonu biraz farklı olabilirdi ama kadının özgürlük aşkının temsilcisi olan Fenya’yı okumak hiç fena değildi. Bu yüzden hepinizin okuması için de tavsiyede bulunuyorum.
Kadınların da erkekler gibi özgür olduğu, gizlenme ihtiyacı duymadığı, kalıplardan arındığı bir geleceğe sahip olmaları dileğiyle.
Keyifli okumalar diliyorum.
70 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10 puan
Feniçka'yı çok severek okudum ve kesinlikle okumanızı tavsiye ederim.

Öncelikle Fenya çok ilginç ve doğal bir karakterdi. Söylediği her sözün altında karakterini yansıtan bir derinlik vardı. Öyle çok sevdim ki her sözünün altını çizmek istediğim yerler oldu.

Kitabın ilk kısmı Paris'te, ikinci kısmı Rusya'da geçiyor. Ben özellikle ilk kısmına, orada geçen sohbetlere ve kadının asaletine bayıldım.

Rusya'da geçen kısımlar ise onun yaşadığı bir bocalama üzerinden ilerliyor: Toplumun istekleri ve özgürlüğe alışkın ruhunun arzuları...

Son kısımlar benim beklentimi pek karşılamadı. Birkaç minicik detay beni rahatsız etti ve böyle bitmesinden hoşlanmadım ama bunlar kitabı sevmeme engel olmadı. Arayışlar'ı da bir an önce okumak için sabırsızlanıyorum.
70 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Lou Andreas bağımsız ve özgürlükçü yaşamıyla döneminin dikkat çekici yazarlarından olmuş. Freud, Tolstoy, Paul Ree’nin hayranlık duyduğu, Nietzche’nin platonik aşk beslediği bir kadın .
Kitaba gelecek olursak, mahalle baskısına, toplum dayatmasına mağruz kalan Feniçka’nın kendi haklarını savunması, feminist zihniyetten ziyade özgürlüğünü ve kadınlarda zihinsel çalışmalar yaparak bir yerlere gelinmesini, eğitimin önemine çok güzel değinmiş. Kitapta günümüz toplumunun çirkin yaklaşımlarını da görüyoruz .
Kadınları salt insani zenginlikleri içinde kavramanın, hep cinsiyetleri açısından bakmaktan, hep yarı şematize ederek görmekten kaçınmanın bu kadar zor olması ne tuhaftı. İnsan kadınları ister idealize etsin ister şeytanileştirsin, her durumda erkeğe bağlı değerlendirip basitleştiriyordu. Belki de kadına adeta bir sfenks karakteri yüklenmesinin temelinde büyük ölçüde, erkeğinkinden hiç de geri kalmayan eksiksiz insaniyetinin bu ağır basitleştirmeyle örtüşmemesi yatıyordu."
70 syf.
Erkek egemen akademik çevrede kendini yetiştirmiş slav asıllı bir özgür ruh Fenitschka. Aşkı birer kelepçe olarak takınmayı kabul etmiyor. Bir dans olarak görmek en sağlıklısı olduğunu düşünüyor. Hayatını aşktan başka bir şey bırakmayı tercih edemiyor ve aşkını bir kaba sığdırıp onu öteye atmaya kıyamıyor.

İnsanların kendi hakkındaki kötü düşüncelerini kâle almıyor , kendisini yönlendirmelerine ve daraltmalarına müsaade etmiyor.

Tek eşlilik, aşka sadakat, gönül eğlencesi, prangalar, kanatlanıp uçmak ve toprağa sıkı sıkıya basmak. Bu kitap saygılı münakaşanın dansını anlatıyor.

Özgür olmak adına severek ve okuyarak yaşayın. Sevgilerle!

Oğuz Beyiniz
70 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Kitabın benim okuduğum baskısının kapağına baktığınız zaman, daha kitap hakkında hiç bir şey bilmezken bile Feliçka' nın Salome olduğunu tahmin ediyorsunuz. Okumaya başlayınca da Salome'nin düşünce ve yaşam tarzını, Feliçka karakterine aktardığına şahit oluyorsunuz.
'Özgür ve sert kadın' imajının çok net işlendiği kitap, kadının yaşayışı ve erkeklerin bakış açısına göre, cinsel kimliği geri planda tutulup, 'insan' olarak görülmesi gerekliliğini vurguluyor.
Baş karakter Feliçka ve psikolog arkadaşı Max tabuları yıkarak, karşı cinsin de dost olabileceğini kanıtlıyor. Hoş ara ara Max'ın kafası da bulanmıyor değil hani.
Feliçka aynı zamanda kaçmadan, saklanmadan, gizlemeden sevmesi gerektiğini düşünüyor. Ama tüm cesaret ve aşkına rağmen bunun ağırlığını da taşıyor. Bir tarafta hep savunduğu özgürlüğü, bir tarafta aşkı... 'Aşkta huzur aradığını' söyleyen genç kadın bu ikilemler arasında, tam da zıttı duyguya batıyor.
Kitap kısa olmasına rağmen ağır bir eser diyebilirim. Özellikle birkaç kez okuduğum diyaloglar vardı. Biraz kafam karışarak, biraz kabul, biraz ret ederek okudum. Tam da kendime 'felsefeye ağırlık ver' dediğim bir döneme denk gelmesi çok iyi oldu aslında.
Benden bu türü sevenlere tavsiyedir efendim, okuyunuz.
"İnsan kadınları ister idealize etsin ister şeytanileştirsin, her durumda erkeğe bağlı değerlendirip basitleştiriyordu"
Benim duyduğum en aşağılayıcı şey, insanın yürekten inanarak
yaptığı bir şeyi saklamak veya inkar etmek zorunda kalması !
“Aşkın size verebileceği en değerli şey nedir peki?” diye gülümseyerek sordu genç adam.

Fenya, alçak sesle “Huzur!” diye yanıtladı.
Büyük kuramlar geliştiriyoruz, ruhen uyumlu olmak istiyoruz, her şeyi kılı kırk yararcasına sınamak istiyoruz, ama sonunda başka hiçbir işarete bakmadan anın bahşettikleriyle seçiyoruz birbirimizi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Feniçka
Baskı tarihi:
Temmuz 2016
Sayfa sayısı:
70
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053327837
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Fenitschka
Çeviri:
İlknur İgan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Lou Andreas-Salomé modern anlamda “feminist” olarak tarif edilemese de, bağımsız ve özgürlükçü yaşamıyla kuşaklar boyu feministler için bir rol model oldu. Nietzsche, Rilke ve Freud gibi önemli şahsiyetlerle kurduğu dostluklarla ve onlar üzerindeki etkisiyle gündeme geldi. Avrupa üniversitelerinde öğrenim gören ilk kadınlardan biri olarak, erkeklerle ilişkileri çağının kadınlarına göre farklı bir seyir izlemişti. Feniçka, Andreas-Salomé’nin Alman oyun yazarı Franz Wedekind’le yaşadığı, daha sonra Alban Berg’in Lulu adlı operasının librettosuna da konu olan bir deneyime dayanır. Geleneksel cinsiyetler arası ilişkileri pek umursamayan, İsviçre’de doktorasını yapmış Moskovalı bir kadının bir erkek psikoloğun gözünden anlatılan hikâyesidir. Anlatıcı yapıtın akışı içinde Feniçka’yla dostluğunu ilerletirken, kadınları her daim belli şablonlar içinde; ya erkek avcıları ya da salt zihinsel kapasiteleriyle öne çıkan cinsiyetsiz varlıklar olarak değerlendirmekten vazgeçip, insan olarak görmeyi öğrenir.

Kitabı okuyanlar 3.605 okur

  • Sudem Sipahioglu
  • Büşra
  • thekuby
  • Aslı A.
  • Kevser Şahin
  • Nuran Talay
  • βəRκe
  • Rüm
  • Demet
  • ilknur yıldız

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%4.2
13-17 Yaş
%14.7
18-24 Yaş
%28.4
25-34 Yaş
%36.8
35-44 Yaş
%11.6
45-54 Yaş
%4.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%85.9
Erkek
%13.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%13.2 (159)
9
%15.4 (186)
8
%27.3 (329)
7
%22.7 (274)
6
%11.4 (138)
5
%5.1 (62)
4
%2.2 (27)
3
%1.5 (18)
2
%0.5 (6)
1
%0.6 (7)

Kitabın sıralamaları