Görünmez olmayı kafaya koyan bir adam düşünün. Bu hedefine yönelik şöyle bir düşünceden hareket eder ilkin: Görmeyi sağlayan ışıktır, ışığın çarptığı cismin üzerine kırılması, emilmesi veya yansıması sonucu farklı dalga boylarında, renklerde ve şiddette görüntüler ilişir gözümüze. Peki bir sıvı enjekte edip, kendi bedenimizi ışığın yansıtamayacağı, soğuramayacağı yahut farklı yüzeylerde farklı şekillerde kıramayacağı bir hale getirebilirsek ne olurdu? Kahramanımıza göre yanıt açıktır: Görünmezlik.
Ana karakter, nam-ı diğer "Görünmez Adam", insanlar tarafından görünmemekle ne denli avantajlı olacağını, kitabı okuyan herkes gibi hissedip harekete geçer. Ancak başarılı geçen onca kimyasal işlemden sonra elde edilen bu durum, giydiği kıyafetler görünür olduklarından, dondurucu havalarda kahramanımızın görünmek istemiyorsa çıplak dolaşmasını, yahut görünür bir şekilde toplum tarafından kabul görmek istiyorsa, giydikleriyle gözlerden, ağızdan kol ve bacaklara kadar, bir mumya gibi sarılıp sarmalanmaya razı olmasını gerekli kılacaktır (Söz gelimi, bir kapıyı açmak için bile, kapı kolunu ve ona uzanan elimizi görmemiz gerekir; görünmeyen bir el ile bir ortamın ne derece rahat değiştirilebilir olduğu, tökezleyip düşmemek için ayakların görünür olmasına ne derece ihtiyaç duyulacağı açık).
Görünmezliğin toplumdaki etik boyutu, insanların ilk şaşkınlıklarını attıkları andan itibaren, durumu nasıl da sıradanlaştırıp, kahramanımızı bir suçluyu kovalar gibi kovaladıklarını, hatta bir hayvanı avlar gibi avlamaya uğraştıklarını anlatmak, kitap hakkında fazla ipucu olur, burada kesmeliyim.
Yine bir Wells romanı, yine insanın başına bela olacak bilimsel buluşlar, sıradışı deneyler, yine hayatını bilime adamış pırıl pırıl bir zekanın yokoluşu..